Ruhunarenkkat ile İnternet Detoksu Yapıyoruz!


Şahane günler diliyorum tüm renkli okuyucularımıza! Keyifler yerindedir umarım diyeceğim ama ülkemizin başına gelenlerden sonra, tamamen iyileşemedikçe tam da bir keyif hali sergileyemeyeceğiz... Umalım ki kara günlerimiz çabucak geçsin.

Günlük hayatımızda sürekli bir koşturmanın içindeyiz, sürekli hızla yarışmalar, zaman yetiştirmeye çalışmalar... Anı çabuk geçirip, çabuk yok ediyorken bir durup nefes almalık vakit ayıramayacak hale geliyoruz kendimize. Sorsalar; "hayat işte yuvarlanıp gidiyoruz, koşturuyoruz vs...". Bir süre böyle cevaplar verdikçe de beynimiz ister istemez kendi kişisel alanlarımıza da müdahale etmeye başlıyor. Hatta şu diyalog bile gerçekleşiyor bence.

Ben: Şöyle ayaklarımı uzatıp kitap okuyayım ya.
Beynim: Instagramda en son şuna bakmayacak mıydın?
Ben: Aaa unuttum, dur bakılacak bir şey vardı bakıp kitaba geçeyim sonra.
Beynim: Bu da neymiş şuna da baksana.

Bknz: Kısır Döngü.
Gülmeyin ya, tamamen temsili olan bu diyalog mümkün. Hangimiz gerçekten de tek bir şeye bakıp hemen çıkıyoruz? Ya da hangimiz video izlemeyi kitap okumaktan öncelikli tutmuyoruz? Bir şekilde sosyal medyada, internette, teknolojiyle bol radyasyonla "sözde vakitlerimizi öldürüyoruz".

Oysa şöyle düşünelim; ya o vakitlerimizi en verimli şekilde değerlendirebilecek olsaydık? Dolu dolu geçirilebilecek saatlerden ya da günlerden bahsediyorum size. Evet, bugün size anlatacağım bu. Hazırlanın! Ruhunarenkkat ile internet detoksu yapıyoruz!


Bu yazıda size 2020'nin Ocak ayından itibaren başladığım ilk alışkanlığımdan bahsedeceğim. Bunu da oldukça detaylı anlatmaya çalışacağım, bir faydası olursa ne mutlu ki instagramda paylaşımını yaptıkça yazan soran ve destekleyip kendi hayatına da katmak isteyen çok kişi oldu. İlginiz için sonsuz teşekkür ederim. İkinci güzel alışkanlığı da yine oradan takip edenler bilir; daha sonrasında paylaşacağım ve bunun içinde size bir sürprizim olabilir. Sadece biraz daha zaman istiyorum sizden. :)

Şimdi konudan da çok sapmadan başlayalım istiyorum. İnternet detoksu belki de hala yeteri kadar duyulmamış, bilinmeyen bir kelime öbeği. Bunun için yaşanmışlığıma ve deneyimime dayanarak örnekler üzerinden anlatmak istiyorum. Yazı sonunda da İnternet Detoksu'na özel bir program başlatacağım.

Detoksun hayatınıza kattıklarını saymakla bitiremem, fakat şöyle söyleyebilirim kafanızın o ışıklara yoğunlaşmadığını düşünün, kim ne yapıyor gibi hislere bürünmeden sadece kendinizle vakit geçiriyorsunuz. Hatta dışarı çıktığınız anda bir sürü gürültü içinde kuşları, çiçekleri, doğayı, kahvenin kokusunu, denizin çarşaf gibi maviliğini fark ediyorsunuz.

Aslında yaşamayı fark ediyorsunuz!





İnternet Detoksu Nedir? Nasıl Yapılır?


İnternet detoksu nedir? sorusundan başlamak en doğrusu olacaktır. İnternet detoksu; günlük yaşamınızdaki teknoloji ve internet kullanımını azaltmak amacıyla uygulanan bir detoks programı. Detoks ve program kelimelerini yan yana kullanıyor olmam gözünüzü korkutmasın. Çünkü inanılmaz keyifli. 

Örneğin ben; blog sebebiyle ve instagramı ayrıca kullanmayı sevmem sebebiyle (bunu da belirtmeliyim çünkü orada paylaşım yapmak beni mutlu ediyor) en çok vakit harcadığım sosyal medya alanı instagram. Hareketlerime yani günlük geçirilen süreye baktığımda 2 saatleri bazen 3 saatleri görüyordum. 2019 bitişinde de kendimce hedeflerimi oluştururken, oraya çeki düzen vermeyi kafama koymuştum. Çünkü yapılacak birçok işiniz varsa, kendinize ve ilgilerinize vakitte ayırmak istiyorsanız orada geçirilen 2-3 saatin minimize edilmesi gerekiyor. 

Öncelikle dozlarını düşürerek başlangıç yapabiliriz. İster günlük, ister haftalık uygulayabileceğiniz internet detoksu için, günlük kullanımınızın ilk etapta yarısına indirgenmesini sağlayın.

Günlük uygulanabilir programdan başlayalım, en azından 7 gün boyunca alışkanlık kazanabilmek için her gün normalde kullandığınızın yarısı kadar sosyal medyada ve internette dolaşın. İşi gereği bunu yapamıyor olanlara ise haftada bir programında tekrar değineceğim.

Her gün diyelim ki 6 saatinizi burada geçiriyorsunuz, onu 1 hafta boyunca her gün önce 3 saate düşürerek geçirin. İnstagram'da bunun için hatırlatıcı var, belirlediğiniz süreyi aşan kullanımda uyarıyor. Alternatif olarak alarm kurabilir, sadece sabah ve akşam saat tutarak bakabilirsiniz. Bunu belirlemek size kalmış. Süreniz aşıldığında veya dolduğunda da ne yapın biliyor musunuz? "Hop, at elinden telefonu kanepeye, bir daha da bakma". 

Haftalık olarak uygulayabilecekler için ise program şöyle; haftada 1 gün "minimum 6 saat sosyal medyadan/internetten uzak dur!" Benim ocak ayı boyunca uyguladığım program bu oldu. 6 saat ile başladım ve şimdi devam ettiriyorum. Ama inanır mısınız o gün saatler geçince, aklıma zerre gelmiyor tüm günü hiçbir şeye bakmadan bitirmiş ve rahatça uyumuş oluyorum. 

Yapımı çok basit olan bu detoks için, malzemeler de evimizden üstelik. :) Biraz kitap, yapmak istediğiniz hobi malzemeleri, filmler, örgüler, puzzlelar, boyalar, yeni yemek tarifleri... Gördünüz mü şahane bir detoks günü/günleri sizi bekliyor. 

Şimdi en başta da bahsettiğim internet detoksu için size özel olarak hazırladığım programı adım adım aşağıya bırakıyorum. Uygularsanız, mutlaka sonrasında nasıl hissettiğinizi neler yaptığınızı yazın. Çünkü böyle şeyleri gördükçe aşşırı mutlu oluyorum.

Ruhunarenkkat ile 7 Adımda İnternet Detoksu:


1. Bir kağıt kalem alın. Telefonunuzun ekran sürelerinden, uygulamaların zaman istatistiklerinden yararlanarak internette, sosyal medyada ne kadar vakit geçirdiğinizi yazın.

2. Uzun zamandır ertelediğiniz şeyleri, yapmak istediklerinizi, başlamak istediğiniz hobileri, planladığınız arkadaş buluşmalarını, elinizdeki imkanlara göre gideceğiniz yerleri, gün içinde kendinize yaratmak istediğiniz kişisel zamanı (kitap vb.) bir kağıda yazın.

3. Hedeflerinizi her hafta uygulanabilir, planlanabilir şekilde hazırladıysanız... Bir önceki adımda vakit geçirdiğiniz süreleri 2'ye bölün.

4. Günlük program uygulayacaksanız, minimum 6 saat olacak şekilde ister sabahtan, akşam saatlerine kadar interneti bırakın ve hedef listenizde yapmak istediğiniz bir şeyi/şeyleri seçin. Ya da tam tersi olacak şekilde akşam uyuyana kadar telefonunuzla ilgilenmek yerine çok istediğiniz bir kitabı okuyun mesela.

5. Haftalık program için ise; ilk hafta haftada 1 gününüzü hiçbir şekilde telefon, internet, sosyal medya ile geçirmeyin. Yine yapmak istediklerinizden topluca bir şeyler seçin ve bol verimli aktiviteli bir gün bitirin. Bunu özellikle genelde herkes için tatil olan pazar gününe yapmanızı öneririm.

6. İlk bir hafta uyguladığınız bu alışkanlık değiştirme planına, ikinci hafta yine istatistiklerinizi kontrol edip hedeflerinizi belirleyerek başlayın. Bu kez geçen haftaki sosyal medyada zaman geçirme süreniz 3 saatse 1,5 saate düşürün. 7 gün daha aynı plana sadık kalarak devam edip, her hafta bu süreleri yarım yarım azaltın.

7. 1 ay sonunda hem alışkanlık döngünüzü tamamlamış, hem de internet detoksuyla daha dinç ve daha az stresli yaşantıya kavuşmuş olacaksınız.

Emin olun şu geçen 1 aylık internet detoksu programını atlattıktan sonra, ilerleyen aylar sizin için daha kolay oluyor ve oysa gerçekte ne çok yapmak isteyip zaman bulamadığınızı (zamanınızı yok ettiğinizi) fark ediyorsunuz. Müthiş bir aydınlanma ve içe dönüş deneyimi aslına bakarsanız. Ailenizle, sevdiklerinizle vakit geçirmek, sosyalleşmek, mesela dışarıda bir şey tadarken onu instagrama story atmaktansa lezzetin görüntünün tadını çıkarmak, her ay yeni bir hobi deneyimlemek böylece kendinizin dahi bilmediği bir yeteneğinizi keşfetmek, izlenesi okunası birçok kitap filminizi artık tamamlamak, mutfağınızda evinizde vakit geçirerek kendi terapi sürecinizi kendiniz başlatmak hepsi bir deneyim olacak size...

Ben uygularken her hafta sadece 1 kez telefonu elime alıp o günden kalan bir fotoğrafı çekiyorum. O da sadece anısı kalması için, o detoks günü neler yaptığımı, o günün bana neler kattığını hatırlayabilmek için. Zaten telefon "uçak modu" veya "rahatsız etme modu"nda olduğu içinde aklım bir şekilde kaymıyor. Aslında bakarsanız, iş dışında sosyal medyadan uzak kalmak hoşuma bile gidiyor.

Mesela bu ay, yeni detoks günü hobisi olarak kaligrafiyi belirledik. Kaligrafi de yine yıllardır kağıdı ve kalemi bulunan ama bir türlü başlamadığım bir yazı sanatıydı. Bu kez nasıl bir şey ortaya çıkacak merak ediyorum. Sevdiğim beyle birlikte uyguladığımız bu detoks günlerinin ilkinde, o gün kitap okumuştuk, ikinci haftasında çizimler boyadık, üçüncü hafta ahşap bir takı kutum vardı boyanmak için yıllardır bekleyen onu boyadık, dördüncü hafta yine kitap okuduk ve yemek yaptık. İlk ayı böyle tamamlayabilmiştik, kısıtlı zamanımız da bir şekilde ekstra daha da anlamlı oldu. Hele ki sevdiklerinizle bunu gerçekleştirmek daha güzel bir haz veriyor insana...

Şimdi bunu okuyan herkesi haftada 1 gün veya her gün belli saat ölçüsünde "internet detoksu"na , sosyal medyadan uzak durma çağrısına davet ediyorum!

Hem size bir şey söyleyeyim mi; sizin yaşadığınız an herkesinkinden daha değerli. Özellikle sosyal medyanın sizi bulaştırdığı "spor yapıyorum harikayım sen kilolusun, bak sen evdeyken biz geziyoruz, ne güzel de yiyoruz" gibi kompleks yaratıcılarından, toksik olarak adlandırdığımız kişilerden de uzak oluyorsunuz. O an gülebiliyorsanız, sevdiğiniz insanlarla bir sıcak yuvadaysanız, mutluysanız ve sağlıklıysanız sizin hayatınız en güzeli. Ve haftada bir gün bile bunu fark edebilmeniz için bir fırsat. Anınıza şükredin... Hoş kalın canlar...

Marriage Story Film Yorumu


Herkese hızlıca bir merhaba!
Birkaç gün önce izlediğim bir filmi yorumlamak için hızlı bir yazı hazırlama faslına giriştim. Fark ettiyseniz yazı yayın günlerimi 7-10 gün civarına çektim. Ki bu benim için ideal aralık. Ama ani fikir değişimleri veya yazı gazları beni buralara sürükleyebiliyor. İsterseniz başlangıcım gibi film yorumuma da hızlıca bir giriş yapalım.

Bu kez bol ödüllü, hem olumlu hem olumsuz birçok eleştirisi bulunan, herkesin konuşmakta olduğu bir filmle karşınızdayım. Vallahi ne yalan söyleyeyim, ilk başta o kadar olumsuz yoruma ve instagramda denk geldiğim sahnelere göre daha filmi izlemeden sıkılmıştım. Fakat sırf merakımdan oturup izledim. Hazır Oscar ödüllerine de az kalmışken, izlemeyenlere bir fikir olur belki diye düşündüm.

Ve şimdi olumsuzlara soruyorum; neden beğenmediniz a dostlar? Ki gerçekten bu soruyu tüm samimiyetinizle cevaplarsanız çok mutlu olurum, çünkü "ben beğendim ne demek beğenilmemek" demeyeceğim tabii ki, ama olumsuzların da nerede takılı kaldıklarını merak ediyorum.

Filmin Imdb puanı; 8,1. Tabii Ruhunarenkkat olarak durur muyum; yapıştırıyorum 8'i ben de.

Şimdi Adam Driver ve Scarlet Johansson'un başrolünü paylaştığı Marriage Story konusu ile başlayalım.


Marriage Story Konusu:

Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren Marriage Story konusu itibariyle yoğun dramı, romantizmi ve hüznü bir arada barındırıyor. Charlie (Adam Driver) ve Nicole (Scarlet Johansson) evli bir çifttir ve boşanmaya karar verirler. Çatırdayan bu evlilikle birlikte, ilk sahneler terapiste gitmeleri ile başlar. Nicole Los Angeles'a işi sebebiyle giderken, Charlie ise New York'ta tiyatro yönetmeni olarak kalacaktır. Fakat Henry yani çocukları ortada kalan olacaktır. Çifti izlerken taraf tutamıyorsunuz. Mesela çoğu izlediğimiz dizide filmde kadın haklıysa ondan tarafa olursunuz veya tam tersi değil mi? İşte Marriage Story'de bu mümkün değil. Çünkü iki tarafında boşanma sürecindeki psikolojik etkilerini, bilinçaltlarını, dışavurumlarını görüyorsunuz. Her açıdan bakıldığında göze trajik gelen bu süreçte, iki tarafında kendince haklı olan yönlerini fark ediyorsunuz. 

Kendimden örnek vermem gerekirse; ilk başta Nicole karakteri bende sinir etkisi yaparken, giderek hak da vermeye ama bir yandan da Charlie'yi de haklı bulmaya devam ettiğimi fark ettim. 

Film ilerledikçe araya avukatlar giriyor ki, Laura Dern'in canlandırdığı Nora karakterini çok sevdim. Kadının filme girişiyle sanki tüm atmosfer değişiyor. Çok sağlam bir oyunculuk. Karşılıklı avukat savaşları, mahkeme sürecinde oluşturulacak tuzaklar veya yalanlar, itiraflar ifşalar derken biraz aile gizliliği çöküyor açıkçası. Çok fazla sırlarını ortaya serdiklerini görüyorsunuz. 

Benim için filmin en güzel sahnesi; izlemeden önce hep instagramda gördüğüm kavga sahnesiydi. Fakat o ne muazzam bir sahneymiş! Ciddi anlamda söylüyorum ki, bir an gerçekten kavga ediyorlar sandım. Set arkasında kavga mı ettiniz de geldiniz be? Bayağı iyiydi gözümde. Nereden baksan 10/10 kavga.

Marriage Story Yorumum:


Az önce bahsettiklerim dışında Marriage Story uzun süresine rağmen izlenebilir bir film. Sonu tatmin etmiyor, ama bir şekilde izlettiriyor. En çok Henry'nin annesine bir o kadar yakın olup, babasına uzak durması üzdü beni ne yalan söyleyeyim... Tüm oyunculuklar çok başarılıydı, sanki her iki başrol oyuncusu da doğaçlama ve gerçek hayattan bir an yaşıyorlar gibiydi. Hoş Nicole bazı sahnelerde sinirimi bozdu, söylemeden geçemeyeceğim. Avukat Bert de tam bir ponçik dede avukattı. :) 

Filmi tüm çiftlerin evli olup olmaksızın izlemesini tavsiye ederim. Çünkü gerçek yaşamdan bulunabilecek çok alt notu var. Evlenirken veya evliyken ince detayların önem taşıdığını izlerken gözlemlemek mümkün. 
Tabii ki herkes gibi ben de kendimden bir bölüm buldum ve oradan etkilendim. Özetim bile olabilir.

Nicole Nora'ya Charlie ile başlangıcını anlatırken şöyle bahsediyor, ondan öncesinde içinde ölü bir parçasının bulunduğunu, ama onu görünce her şeyin değiştiğini... 
Zaten sonda birbirlerinin sevdiği yönleri hakkında yazılan mektupta da dediği gibi; 
Onu gördükten iki saniye sonra ona aşık oldum. 

Biraz sihir gibi ama filmi düşünmek de iyi hissettiriyor. Bu kadar seveceğimi düşünerek izlememiştim, hatta beklentimi düşük tutmuştum. Ama şaşırttı gerçekten.

Özetlemem gerekirse Marriage Story ; şahane oyunculuklar, sıkılmadan izlenecek bir konu, hüznü de gülümsemeyi de yaşayabileceğiniz duygular. İzleyin derim.

Bir sonraki yazıda yine görüşelim. İyi seyirler şimdiden.📺

The End of The F***ing World Dizi Yorumu (TEOTFW)


James ile Alyssa'cılar el kaldırsın önce yoklama alacağım. Çünkü gelmiş geçmiş en favori dizimi anlatacağım. Yine unutulmuş bir merhaba ile yardırıyorum yalnız, bir durdurun yahu! :)

Umarım keyifler yerindedir, lakin keyifsiz de olsanız çok güzel bir dizi önerisiyle şenlendireceğim buraları. Önce her zamanki gibi nereden çıktı bu The End of The F***king World sevdası ve başlangıcı diye anlatmak istiyorum. TEOTFW ara sıra sosyal medyada gördüğüm replikleri ile zaten listeme giriş yapmıştı. Hakkında çok araştırma da yapmadım aslına bakarsanız, hatta bazılarının teenage dizisi yorumunu da göz ardı gelerek onu önceliklilerde tuttum, iyi ki de öyle yapmışım!

Bir çizgi romandan uyarlanan The End of The F***ing World, başarılı konu ve oyunculuklarla göz dolduruyor. Bilirsiniz en sevdiğim dizi Friends'tir, artık peşinden gelen ikincim de bu. Çünkü bu, bu yahu bu ne bileyim ikiyi hak etti gözümde... Çok güzeller ya anlatmak az kalacak belli ki bugün.

Imdb'de 8,1 puanı ve daha da fazlasını hak ettiğini söylemek mümkün. Şahsen ben ruhunarenkkat puanı olarak 10/10 olarak güncelliyorum. Gerçi sevdiğim beye de sormak lazım puanı, çünkü kendisiyle beraber izledik ve o da bayağı sevdi. (hoş bir After Life değil dese de) :)



Şu güzelliklere bakar mısınız yahu? Kara mizah olarak türü belirtilmiş olsa da, bana kalırsa içinde oldukça yoğun ve tatlış bir romantiklikte mevcut. Gelelim konusuna ve her şeyin nasıl başladığına...

The End of The F***ing World (TEOTFW) Karakterleri:


James; psikopat esas çocuğumuz, öyle ki gerçekten canı acımıyor ve hiçbir şey hissetmiyor. Zaten ilk bölüm bunun şokunu üzerinizden atamayacaksınız. Hatta inceden kıl bile olabilirsiniz. Dizi ilerledikçe bu çocuğun psikopat değil de geçmişten gelen acılara sahip olduğunu göreceksiniz.

Alyssa; dizinin ilk başında seveceğiniz esas kızımız. Asi ruhlu, isyankar ve "What?" diyişleriyle ünlü. Gerçekten hayatı bu what kelimesi üzerine kurulu da diyebiliriz. Alyssa'nın bu gıcık hali ise ailesine dayalı. İtiraf etmem gerekirse ilk bölümde Alyssa'yı sevmiştim.

Bonnie; diziye 2.sezonla giren ana karakterlerden biri. Ama en sevmeyeceğiniz karakter. Biri bu kadar sevimsiz olamaz ya, nereden olduğunu anlamadan çıkıverdi ortaya. Son anda biraz saf gönlüne üzülüyorsunuz ama, hızlı geçiyor bence.

Geri kalan yan karakterlerimiz, ebeveynlerden Clive Koch denen karakter yoksununa kadar herkes çok başarılı.

İlk bölümlerden, tabii James'de olan o sinsi gülüşe dikkat. :)
Ve de James'de oluşan o aşık gülüş. :) 
2.sezondan Bonnie ile beraber.

The End of The F***ing World (TEOTFW) Konusu:


James birini öldürme isteği hissederken, Alyssa'da James'i gözüne kestirmiş ve kavga yollu yürümeye çalışıyordur. (cidden başlangıç böyle abartmıyorum:)) Daha sonra James bu fırsattan yararlanarak Alyssa'yı ne zaman kesip biçeceğinin hesabını yapmaktadır. Bu yüzden her şeye meşhur "okay" kelimesini söylemektedir. Ta ki bir gün bir fırsat doğar ve Alyssa ile beraber yollara koyulurlar, başlarına da gelmeyen kalmaz tabii. Derken, üniversitede öğretmenlik yapan Clive Koch'un evinde gelişen olaylar her şeyi çığrından çıkarır. Sonrası hep kaçma, kovalama vs. olarak devam eder. Bu sırada James ve Alyssa'nın birbirine bağlandığını, James'in hissetmeye başladığını, Alyssa'nın ise durulduğunu göreceksiniz.

kaynak: buzzfeed
***Dikkat spoiler olabilir: Yalnız şu sahnenin fotoğrafını paylaşmadan geçemem, çünkü dizide en ama en anlamlı bulduğum tek sahne diyebilirim. Gerçi bir de James'in elinde çiçekle durduğu sahne var. Baktıkça yüzümde gülümseme oluşuyor, James'in ilk kez bir insana bir şey hissettiği ve hayatına son vermekten çok hayatının anlamı yapmak düşüncesinin ortaya çıkış anı...


İkinci sezonda ise konu Bonnie ağırlıklı başlıyor ve olay örgüsüde onun etrafında dönüyor. Aslına bakıldığında Bonnie kandırılan ve acısı olan bir kızdır. Yine geçmişinde psikolojik baskıları olduğu için de oldukça tuhaftır. Bizimkilerle tanıştığında da her bölüm panik atak geçirtmektedir. Fakat dizinin sonu bile o kadar güzel bitiyor ki, aklınızda en ufak soru işareti kalmıyor.

Özet yorumumu söylersem; James adamdır gerisi yalandır. :D Güldüğüme bakmayın, gerçekten öyle ama. Sevdiğim beyden tatlı olmasın ama inanılmaz tatlı ve sevimli bir çocuk. :) James'i izlemek ve içindeki tatlı duyguları dışavurumunu görmek çok güzel... Favori karakterim, istisnasız!

Dizi konusu itibariyle sadece bir olaydan oluşuyor diye düşünmeyin, içerisinde günümüzün konularına da vurgu yapıcı mesajlar içeriyor. Özellikle çocuklar ve ebeveynler ile ilgili. İlk sahnelerde hoşlanmayacaksınız belki ama, sonradan aklınızda oturmaya başlayacak. Kara mizah olmasının bir diğer sebebi de bu sanırım.

TEOTFW'nin o kadar güzel bir işleyişi var ki, her bölümü yaklaşık 20 dakikadan oluştuğu için ve 2 sezon toplamı 16 bölüm olduğu için bir günde kolaylıkla bitirebilirsiniz. Zaten dizinin en zor kısmı da bu, resmen bölümler biterken "ne çabuk ya" diye diye üzülüyorsunuz.

Bir diğer üzüleceğimiz konu ise şu; yapımcıların verdiği bir röportajda dizinin bilinmeyenlerinin ve soru işaretlerinin çözüldüğü, konu sebebiyle de bu şekilde bırakmak konu bütünlüğünü bozmak istemedikleri söylentiler arasında. Ki bu söylenti de oldukça gerçek. Çünkü son bölümü izleyince, kafanız rahat mutlu oluyorsunuz. Ne yazık ki bazı yapımların, sırf reyting uğruna boş yere sakız gibi uzatılan senaryolar sunduklarını çok görüyoruz. Bazı şeyleri tadında ve en güzel haliyle bitirmek daha iyi diye düşünüyorum.

Kısacası açıp açıp izleyebileceğiniz, sıkılmayacağınız ve hoşunuza gidecek bir dizi The End of The F***ing World. Favorilere de taht kurmuş bir dizi olarak, aşırı tavsiye ediyorum. Eminim ki aranızda izleyeniniz vardır. Bakalım sizde benimle aynı fikirde misiniz? :)

Ah daha uzun olaydın da izleyeydim seni...

*İlk (kapak) fotoğraf: @ruhunarenkkat tarafından oluşturulmuştur.
Diğer fotoğrafların kaynakları: imdb.com

La Roche Posay Toleriane Sensitive Nemlendirici


Herkese selam! Bu kez size bakımsal bir yazıyla geldim. Hem de en sevdiğim cilt markasıyla! La Roche Posay tartışmasız tüm markalar içerisindeki favorim. Denebunu Exclusive Kutu Açılımı adlı yazımda da bahsetmişliğim var. O sebepten uzun uzadıya anlatmak yerine size şöyle link bıraktım.  >>> Denebunu Exclusive Kutu Açılımı

Geçenlerde Loreal Paris ile ortak bir influencer çalışması yapmıştım ve La Roche Posay'ın #FiltresizHikayem ini tamamlamıştım. Ardından Loreal bana bu güzel hediyeyi göndermiş. Teşekkürlerimi bolca ilettikten sonra, daha önce denememiş olduğum ürünle beni tanıştırdıkları içinde kendimi şanslı hissediyorum. Denebunu kutusunda bildiğiniz gibi La Roche Posay Toleriane Caring Wash temizleme jelini denemiş, yıllardır da Thermal Water/Termal Su kullandığımı da eklemiştim. Böylece kullandığım ürün sayısı da artıyor.

Elimde birçok bakım ürünü olduğu için onları teker teker bitirip, uzun süreli kullanımlarını gözlüyorum. Bu sebepten hepsini sıfırladığımda dolabımı komple La Roche'dan oluşturacağım.

Markayı sevmem ne kadar geçmişe dayansa da, içeriklerinin içime sinmesi de çok büyük önem taşıyor. Paraben, alkol kullanmıyorlar. İçerisinde köpürmesi için zararlı maddeler yerine, birçok cilt koruyucu etken madde bulunuyor.




Bana gönderilen La Roche Posay Toleriane Sensitive nemlendirici krem, 15 ml'lik olmasına rağmen epey uzun süre gidiyor. Ve elinize aldığınız ufacık bir krem minicik dokunuşlarla oldukça iyi etki sağlıyor. Peki bu kadar içerikten bahsetmişken Toleriane Sensitive nemlendirici de hangi etken maddeler yer alıyor?

Yatıştırıcı ve koruyucu aktifler olarak belirlenen kremde;

- Gliserin; 48 saatlik nemlendirme
- Seramid; cilt bariyerini koruma
- B3 Vitamini; cildi yatıştırma
- Termal Su; cildi yatıştırma vaadinde bulunuyor.

Hassas, gergin, kızarıklıklara sahip, karıncalanan kaşınan ve kuru ciltler için ideal olan La Roche Posay Toleriane Sensitive nemlendirici, ilk günden etki göstermeye başlıyor. Prebiyotik bakım kremi her sabah ve akşam cildiniz ile boyun bölgenize uyguladığınızda etkiliyor. Kullananlar, 4 haftalık uygulamaları sonucu %75-90 arasında vaatleri gerçekleştirdiğini belirtmişler. Ama şunu söylemeliyim ki bende 1 haftada sonuçlanmaya başladı.

Yine mi memnunsun be Kübra? Hiç mi olumsuz yanı yok diyeceksiniz. Yok arkadaşlarm, yine memnunum. Sanırım cildim de La Roche ürünlerini fazla sevdiği için böyle. :)

Aslında kullanılacak belirtilere sahip olmadığımdan ne zaman kullanacağım konusunda da çok kararsızdım. Fakat şansa ki özel günlerde çıkan malum tatlı sivilceler etkisini gösterip yüzümü kızarık ve gergin hale getirdi. Baktım her saat başı yeni bir kızarık nokta çıkıyor, başladım hemen. Ardından sabah akşam uygulamam sonucu anında serinlik hissi ve nemlendirmeyle birlikte kızarıkların gitgide hafiflediğini gözlemledim. En sonunda ise iz bırakmadan, iyice germeden şipşak çözdü.

Aynı zamanda sevdiğim beyin de yüzü biraz kuru ve bazı durumlarda kızarık, hassas olabiliyor. O yüzden kendimden öncede ona denettirdim. Gerçi o her ne kadar "yüzüm o kadar kuru ki, su döksek hemen çeker" dese de yumuşacık ve nemli olduğunu gördük. Görmedik diyemezsin hayatcığım. :) (Onu da blogger dünyasına bulaştırdım laf aramızda, birlikte ürün denemeleri de yapıyoruz:) ) Her neyse onda bir kere denediğimiz için uzun süreli bir sonuç görmek mümkün değildi ama, en azından kendi adıma başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

40 ml.'lik fiyatı; 60-65 TL civarında olan Toleriane Sensitive kremi mutlaka deneyin derim. Ben Toleriane Caring Wash ile cildimi yıkadıktan sonra sürdüm, size de önerim o şekilde en azından temiz cilde uyguladığınız ürünler çok daha iyi sonuç verecektir.

Tekrardan hediyesi için Loreal ailesine teşekkür ederim. Devamı gelsin.🌿

Görüşürüz canlar, beklemede kalın.