Vis a Vis (Locked Up)-Dizi Yorumu


Diziseverlerim burada mıııı? Koşuuun yeni dizi önerimle, yeni gözdem ile geldim. Nasıl anlatsam, nereden başlasam bilemiyorum. Ama sanırım bu dizi nereden çıktı, ismi de ne değişikmiş gibi düşüncelerin arasından sıyrılarak baştan başlamalıyım. :)

Bilirsiniz kii, bende epey büyük bir İspanyolca sevdası var ve La Casa De Papel'den sonra da ispanyol dizi merakı başlamıştı. Sonuç olarak İspanya'ya gidiyoruuuum! Şaka ya. :( Ama bir gün size böyle bir haber vermeyi çok isterim. (Lütfen lütfen lütfen amin!)
Heh evet nerede kalmıştık? Sonuç olarak, ilk ispanyol dizim bittikten sonra içimde derin bir boşluğu kaldı. Bende başka ne diziler var diye araştırmaya başladım. Size, la casa de papel yorumunda kevserin mutfağı videosundan bahsetmiştim belki hatırlıyorsunuzdur. (Yorum içinde buraya tık tık) O dizinin bazı sahnelerinin çekildiği yerin Vis a Vis dizisiyle aynı olduğunu belirtmişti. İlkten bisabis olarak anladığım Vis a Vis'ciğimi yani ingilizce adıyla Locked Up'cığımı derin bir ar-ge çalışmasına aldım.:)Bir de baktım konusu güzel, hiç tereddüt etmeden başladım.



Açıkçası ilkten düşüncem şu şekildeydi; "bir hapis konusu ne kadar sürebilir? Ya da ne kadar sarabilir?" Önyargılı olmamak gerekiyormuş, ilk bir iki bölümde yine bu soruyu sorabilirsiniz kendinizce ama sonra bir bakacaksınız ki, sonra neler olmuş meraktan delirip sürekli "sonraki bölüm" e tıklayacaksınız. Benden size yine kefillik. :)
İddialı bir giriş daha geldiğine göre başlayayım anlatmaya, haydi toplaşın.

İlk baştan konusuyla başlamak istiyorum. Karakterleri kısaca sonrasında tanıtacağım. Ama önce şuraya tıklayıp dizinin mükemmel müziğini dinleyerek okumalısınız diyorum.

Dizimizin konusu; Macarena Ferreiro patronuna aşık bir hanımefendiciğimizdir. Böyle kibar dediğime bakmayın, işler çok karışık. Çünkü patronu evlidir ve yasak ilişkileri vardır. Bu patron bizim Maca'yı "eşimden ayrılacağım, ama eşim şirketi elimden alabilir bana yardım et" diye kandırıyor. (Evet klasik midesiz erkek stili ve klasik saf aşık kız stili) Daha sonra ise adam tabiri caizse vın!; hapse kara para aklama, hırsızlık gibi suçlardan giren Maca ise yapayalnız. (ilerleyen bölümlerinde ise cidden yalnızlığını göreceksiniz.) Dizinin ana temasını şekillendiren konu da bu şekilde başlıyor: Hapis hayatı. Hatta daha doğrusu; bir kadın için hapis hayatı! Burada Macarena'nın hapiste geçen zamanını görüyoruz. Daha ilk gününden başına bir şeyler gelmeye başlıyor ve hayatı tamamen değişiyor. Sadece hapiste de değil, dışarıda bile. Vis a Vis de her kadının hayat hikayesini, orada yaşamak için katlandıklarını, hatta bazen birbirlerine çıkar uğruna aklınızın almayacağı şeyleri yapmalarını izliyoruz aslında. Merak edenler için spoi sayılmaz, rahatça söyleyebilirim ki; Macarena dizinin tüm bölümlerinde hapiste. Çıkamadı, çıkamıyor, çıkamayacak derkeeen çıkmaktan vazgeçiyor hatta o derece.



Maca Maca diyorsun da kim bu artık anlat diyeceksiniz; gelin karakterleri de tanıyalım.

↣ Macarena Ferreiro: 


Nam-ı diğer Sarışın. :) Olay örgüsünü başlatan ana karakterimiz. Çok güzel biri ama keşke bu kadar da saçma hareketleri olmasa dedim her bölümde. İlk bölümlerde hapiste çok pasifti, ama sonra kendini aşmaya ve kimseden korkmamaya başladı. En başından beri suçsuzdu ki ben onu bambaşka bir kaçış olayına dahil olsa da o an yaptığı şeyler içinde suçsuz görüyorum. Tam "heh işte bu, hep böyle ol" dediğiniz an, başka bir saflık yapıyor. Yine de hayatta kalma amaçlı da olsa kendi özünü yitirmedi. Çok başarılı bir oyunculuğu var.



↣ Zulema Zahir:


Hapislerde bir ağa vardır ya hani. İşte buranın ağası demiyim de adeta zalım kraliçesi kendisi. İlk bölümde evcil akrebiyle karşılıyor zaten bizleri. (o bölümde de ne huylanmıştım yahu!) Asla karşı karşıya gelinmemesi gereken bir karakter, bazen gücüyle ve hakimiyetiyle takdirimi toplasa da, zalim bir güçlülük de itici geldi bana. Yani bazılarına kötü deriz ama, bu başka bir kötülük boyutunda. Macarena ile arasındaki savaşı canlı ve kanlı(!) görebilmek mümkün. Onun için özgürlüğüne kavuşurken yaptığı her şey ve parası olması yolunda çekilen her çile mübah. Sevdiğinden vazgeçmek bile. Şöyle de denebilir; kendinden başka önemsediği bir canlı yok. Yine de baş karakterlerden ve oldukça başarılı. Hatta kendine özgünlüğü konusunda üst düzey.



↣ Saray Vargas:


Bir diğer adıyla Çingene. Gıcık ama bir o kadar da dürüst bir karakter. Zulema'nın yandaşı ve onla arasında ne kadar kötü olay geçerse geçsin asla ona sırtını çevirmiyor. Yine de neyin doğru neyin yanlış olduğunun, en önemlisi de kendinin farkında. Birazdan bahsedeceğim karaktere aşık. Üstelik okuyanlara tuhaf gelebilir ama kendisi lezbiyen, sadece ailesi için dayandığı bir sürü şey var. Bana göre sinir bozuculuğu dışında yeri geliyor neşesiyle, yeri geliyor çingenliğiyle sevilen biri oluyor. Açıkçası Maca ile Kıvırcık için çok takışsa da benim favori karakterlerimden diyebilirim. En büyük zaafı; sevdikleri için her şeyi yapabilecek kadar gözünün kararması. Ayrıca kendisini La Casa De Papel'den Nairobi olarak da biliriz efenim. :)




↣ Estefania Kabila 


Geldik Kıvırcık'a. Aşırı sempatik, aşırı neşeli ama aşırı da sinirli kızımız. Saray ona, o Maca'ya aşık ilk günden beri. Çok kötü bir huyu var, anında parlıyor ve aradaki hatrı saygıyı silebilecek kadar yanlış şeyler yapıyor. Yine de çok ponçik. Gardiyanlardan biri de ona aşık da yaşadığı kötü şey büyük bir etken ve bunlar dışında o da ne istediğini tam olarak bilmiyor bence. Son sezonunda Maca ile arası buzdağından da öte olsa bile içten içe ona karşı sevgisinin bitmeyeceğini biliyoruz. Her zaman onu korudu ve onun için yapmayacağı şey yok. Maca bir dayak ye de atraksiyon olsun ilk yardımına gelen kıvırcık olmazsa bende bir şey bilmiyorum. Ne fena bir insan oldum ben ya. :)



Ana karakterlerimiz böyleyken, diğer mahkumların da birkaçından bahsetmek isterim.Soledad ablamız, Tere, Antonio, Anabel (iğrenç karakterlerden) de ön planda olanlardan. Çok anlatılacak şeyleri yok aslında. Anabel hariç diğerleri Maca'ya yakınlar.
Eveet gelelim, idare kadrosuna... Onları da sadece isimleri ile kısaca tanımlamak istiyorum.
Miranda; hapisin müdürü. Kadınları düzeltebilmek ve onların iyi birer insan olabilmeleri için elinden geleni yapıyor. Ama yetersiz. Çünkü dost gibi görünen kösteği olan yanlış biri var hayatında.
Sandoval; açıkça söylemek gerekirse mide bulandırıcı, iğrenç bir doktor.
Valbuena; egoist ve kaprisli bir gardiyan. Sandoval'dan farkı yok. Mahkumlardan birine aşık ama onu da siz görürsünüz.
Palacios; sıcak kanlı ve iyi niyetli gardiyan. Genellikle kandırılan oluyor.
Fabio; bir diğer gardiyan. Cinayet masasında görevli bir memurken buraya geliyor. Bazen kızdırıp bazen "heyt be" dedirtecek. Macarenaaa diyorum susuyorum. :)
Ve bunlar dışında Macarena'nın babası Leopoldo, kardeşi Roman, annesi Encarna, müfettiş Castillo, Zulema'nın sevgilisi Hanbal var. Bu kadar basitçe geçtiğime bakmayın her bir rol arka planda sığıntı gibi kalmamış, olayları fiştekleyici rollerdeler.



Diziye başladığınız an kendinizi devam etmekten alamayacaksınız. O kadar sarıyor ki, bazen şaşırıp bazen ürperiyor, bazen duygulanıyor, bazen sizde kızıyorsunuz. Sahneler çok gerçekçi, oyunculuklar çok gerçekçi. Benim size özellikle tavsiyem olabilecek bir dizi yani.
Ama şunu da dipnot olarak belirtmem gerek; instagramda hikayelerimde de tavsiye ederken söylemiştim. Midesi ve yüreği dayanabilecek olanlar izlemeli, aynı zamanda da Game of Thrones'da bulunan sahneler kadar rahatlık söz konusu olduğundan önyargı bulunmamalı. Çünkü olay örgüsü sebebiyle gözünüz bu detaylara takılmıyor bile...

3. ve 4. Sezon Yorumu: (Güncellendi)


Ah bunu yazarken çok üzülüyorum! Çünkü az önce Vis a Vis final bölümünü izleyerek favori dizilerimden birine veda ettim. Aslında son sezonu izlemeyi beklemiştim epey ve 5.sezon da gelir düşüncesiyle izlemiştim ama meğerse final sezonunu izliyormuşum. Açıkçası 3.sezon için pek olumlu yorumum yok, Çinliler geliyor, Cruz del Norte'ye gidiyorlar vs derken biraz durgun bir sezondu. Maca'da ölüyor ölüyor diriliyor mu derkeen. 4.sezonu anlatmak istiyorum izninizle.

Final sezonu aşşırı güzeldi. İşte aradığım sezon aksiyonu dedim izlerken, yine heyecanlandıran panikten tırnak kemirttiren sahneler izledim. Zulema için özellikle bir şey belirtmeliyim ki; Najwa Nimri sen şahane bir kadınsın, harika bir oyuncusun! Tek başına bile diziyi yönetip çevirecek güce sahip kendisi ve bu şahane bir şey. Hierro adlı yeni gardiyanından tutun, Sandoval karaktersizine kadar hepsi şahane eklemeler olmuş. 3. sezonun sıkıcılığı burada üstlerinden ölü toprak gibi atılmış. Final sahnesi çok duygulandırdı. 12 yıl sonrasında gördüklerimiz gülümsetti ve bitti...

Tüm yapımın emeğine sağlık, Vis a Vis en sevdiğim diziler içerisinde ilk 5'e girmişti zaten. Artık hep önereceğim hep hep hep!

Her neyse çok uzatmadan okuyan gözlerinize sağlık, hepinize de şimdiden iyi seyirler canlar. Atın bunu fava 



La Casa De Papel-Dizi Yorumu


Perfecto dizi yorumum ile Holaaa! :) Hepiniz bienvenidos canlarım. :)
Ya sen nasıl güzel bir dilsin yicem! :)

Aslında hem diziye başlayışım çok geç oldu benim, hem de diziyi bitirmem haftaları bulmuşken yorumum da gecikti. Bu yüzden affola. :) Öncelikle şunu da söylemeliyim ki, önümdeki not kağıtları dizi için yaptığım araştırmalarla dolu. Nereden nasıl başlayacağımı hiç ama hiiç bilmiyorum. :)



Şu fotoğrafı görüp de o müthiş şarkısını hatırlayanlar da yorumda bir el kaldırın görelim sayımızı. :)
Bir dizi düşünün;  ne ararsanız onda ve önceki izlenen tüm dizileri ezip geçiyor. Bunu abartısız söylüyorum, çünkü ilerleyen zamanlarda tıpkı 5 dergi, 5 yorum serisi gibi izlediğim diziler hakkında da bir yazı yayınlamayı planlıyorum bu yüzden de önceki dizilerime bakacak olursam "La Casa De Papel seninle çok geç tanışmışız!" diyorum.

Dizi normalde İspanyol Tv kanalı Antena 3'de yayınlanmış ve ilk bölümü tam 4.1 milyon kişi tarafından izlenince bu başarısının duyulması da zor olmamış. Netflix de diziyi satın alıp, kendi standartlarına göre yayınlamış ve mis gibi 2 sezonluk dizi olmuş. (Yazar burada hüzünlendi) Çünkü keşke daha fazla olsaydı!

Tabii benim gibi sevenleri kadar sevmeyenleri de çok. Sebebi de ah ah başımızın belası; Popülarizm kurbanlığı! Kitleler ardından koşuyor iyi güzel hoş, ama bazıları "çok abartıldığını" düşünüyor ve her yerde onu görmekten sıkılıyor. Eh bir şeyler öz kalmalı sanırım. Aslında bende popüler kitap ve dizileri popülerliği geçtikten epey sonra okuyup izlemeye başlarım, fakat bazen bazı şeylerde bu durum geçerliliğini yitiriyor. (Ay ne konuştum gene ya hu!)


Fotoğrafları her görüşümde, her bakışımda dilim otomatikman caaanım İspanyol diline kayıyor. Hatta ilk nedense El Professööööörr diyesim geliyor. :)

Dizimizin tamamen beyni işte o müthiş insan Profesör. :) Çoğu kişi ona hayalet diyor. Çünkü ekip dışında kimse bilmiyor kendilerini.
Profesörümüz alanında en iyi isim yapmışları topluyor, 5 ay boyunca dünyada en büyük yankıyı uyandıracak soygunu planlamayı başlatıyor. Bu soyguncular her dizi her filmde yer alanlardan değil. Açıkçası birer kahraman gibiler. İzlerken şaşırıyorsunuz, "hırsız işte iyisi kötüsü mü olur" diye. Ama benim gözümle oldukça iyiler. Öncelikle birinin canını yakmak değil amaçları, parayı alıp gerisi ölse de olur diye düşünmüyorlar. Profesör'ün ilk baştan koyduğu kuralları yıkabiliyorlar, ama buna rağmen bir ekipten çok bir aile gibi beraber durabilmeyi de başarıyorlar. 11 gün süren bir soygun için her olasılık hesaplanıyor, bazen plan dışına çıkılsa da sonunda "helaaaal" diyorsunuz. Çünkü amaçları gerçekten soygun değil, kendi paralarını kendileri basabilmek. Bu, bakın ne kadar özet ve ne kadar basit.

Karakterlere gelecek olursam; Berlin, Tokyo, Rio, Moscow, Denver, Nairobi, Helsinki, Oslo olarak gerçek adları saklı kalacak şekilde şehir isimlerinden oluşmuş bir ekiple karşı karşıyayız.
Hangisini sevdiğimi merak ediyorsanız; ismini altın harflerle yazdıracağım Berliiiin diyorum. Adamda ki coolluk bir yana, ondaki liderlik, plana sadıklık alkışları hak ediyor. Bir de mimikler, duruşlar, konuşmalar amanııın. Gıpgıp gıpgıp resmen onu görünce. :) Yalnız tek olumsuz yönü, duygularını aldırmış gibi davrandığı sahne çok.
Ama tam tersine de bakarsak, çoğu kişiyle ortak olduğum nokta Tokyo'ya gıcık oluşumuzdur. Bana çok bencil, herkesin burnunu pis şeylere batırabilecek biri olarak geldi. Ve hiçbir sahnesinde ona karşı duygu hissedemedim. Yine de hakkını yemeyelim, güzelliği beylerin kalbini çalıyormuş. :)

Ah bir de rehinlerden Arturo var, Arturito da diyorlar ki daha sevimli kılıyor en azından ismini. O da sinir bozuculukta daha ilk bölümün ilk dakikalarından zirveye oturuyor. Öleydi iyiydi demeden duramadım. :)

Bir de Profesör ile Müfettiş Raquel için kocaman ayrı bir kalp bırakıyorum. Çünkü inspectoramızı da çok sevdim ben.


Diziyi izlerken anlayacağınız şey bence şu; film tadında ve bir kez izlemekle yetinemeyeceğiniz bir dizi var karşınızda. Dizi sadece bir soygun hikayesi değil çünkü... Alt mesajlara sahip, soyguncuların Dali maskelerinden tulumlarına, polisine istihbarata kadar herşeyin bir anlamı var. Hatta her bir karakter çok farklı mesajlara sahip, isimlerinin bile o şehirlerden seçilmiş olması tesadüfi değil. Bu sebepten de ilk izleyişiniz o olay döngüsüne kapılmaktan dolayı olursa, ikinci üçüncü izleyişiniz de ayrıntılara daha çok dikkat edebilmek olur. Benim sırada ikinci izleyişim var haydi bakalım. :)

 Bir de yine ilginç bir anekdot paylaşmak isterim. Soygunda basılan 2.4 milyon euro gerçek hayatta da 11 günde basılabilecek miktarmış. Gerçeğe çok yatkın yani izlenenler. Vaoov dediğinizi de duyar gibiyim. :)



Umarım çok da spoiler vermeden bitirebilmişimdir anlatımı.
Dizinin 3.sezonu da konuşuluyormuş ama benim fikrimce 3.sezon da ya yeni soygun yapmalılar ya da sezon olmamalı. :) Çünkü mevzu bitti, ama tabii bu diziyi yazabilen senarist neler yazmaz ki dii mi? Bakalım neler olacak.
Fakat şunu da söylemeden geçemem, dizide profesörün ekibi nasıl bulduğu, nasıl tanıştığı da gösterilsin çok isterdim. Hikaye Tokyo karakterinin anlatımıylaydı, kendisiyle tanışması da gösterilmişti. Diğerlerinin de neler yaptığını merak etmeden de duramadım.

Bu arada Kevser'in Mutfağı'nı da illaki duymuşsunuzdur, o da burada çekimlerin yapıldığı mekanda gayet güzel bilgiler vermiş. Bir bakın derim. :)

Eğer sizde bir dizi arayışındaysanız mutlaka La Casa De Papel'i izleyin, izlettirin. Seveceğinize bizzat kefilim. Hele ki diline de sempatiniz varsa, bayılacaksınız.
Tüm karakterler on numara, sahneler on numara, aşk aksiyon her şey dahil, müzikleri desen of, sıkılmadan mutlu mesut izlenir yani.

O zaman izninizle bu upuzuun dizi yorumumu sonlandırayım ve size Adios amigos diyerek kaçıyorum. 📺💘


The Good Place Dizi Yorumu


Merhaba renkli okurlarııım😍
Bugün size yeni bir dizi önerisi ve yorumu ile geldim. Diziyi ilk nereden gördüm, nasıl başladım hatırlayamasam da çerezlik ve saracak bir dizi arayışındaydım o kesin. :) Artık uzun zamandır takip edenler bilir ki; yabancı dizi her zaman "in" bende. Bu yüzden hala yeni bölümlerini takip ettiklerim gibi, yeni başladıklarım da oluyor. The Good Place de onlardan biri.



Başrollerini Kristen Bell ve Ted Danson paylaşıyor. Aslında benim gözümde çok daha fazla başrolü var. Hepsi de birbirinden harika. Ben onlara "ekip gibi ekip" adını koydum. :)

Gelelim dizinin konusuna ve detaylarına;
Eleanor Shellstrop ölür ve gözünü açtığında karşısında "Everything is fine" yani "herşey yolunda" yazan duvarı görür. Aslında hiçbir şey yolunda değildir. Ve olaylar başlar. Michael adlı -sözde- mimar ile tanışır ve "iyi yer" e ait olduğunu öğrenir, daha doğrusu sanar. Sonra yine -sözde- ruh eşi Chidi ile tanışıp, kendisinin iyi yere ait olmadığını bilir onu da sırrına ortak eder. Derkeeen Tahani ve Jianyu adlı komşularıyla tanışmaları sağlanır ve bu dörtlü tam bir çete olur. Aslında hepsi kötü yere aittir. Fakat ortalarda bir yanlışlık vardır. Birçok badire atlatmalarına rağmen, yine de ekip ruhundan vazgeçmezler. Dizisinin son yayınlanan sezonunda da Michael ve insan görünümlü robot (her ne kadar inkar etse de ) Janet'da onların ekibine katılır.
Neler oldu, sezonlarda neler yaşandı çok detaya girmeyeceğim spoiler vermeyi sevmem malum. :)

Ama fikrimi söyleyecek olursam; dizi başarılı olmuş. 2 sezon ve toplamda 26 bölümden oluşuyor. Dediğim gibi çerezlik ve bence bir o kadar da eğlenceli. Aslında bazen tek düze gidiyor gibi, karakterlerin hepsi çok iyi olduğu için de izlemeye devam ediyorsunuz. Açıkçası 6 karakterin 6sıda onlardan başkası olamazdı, yakışmazdı. Benim favorim Jianyu. Saf bir kişilik olmasına rağmen, en komik haller de ondan çıkıyor. :) Tahani'ye ilk başta ısınamamıştım, özellikle İngiliz aksanını hiç sevmem, ama onda güzel durmuş ve artık sevimli geliyor. Yani Tahani ile de barış antlaşması imzaladım. :) Chidi için çok diyecek bir şey yok, sıcak bir karakter olmasına öyle de kararsızlığı yüzünden baya delirtti beni. :) Eleanor da harika ve değişimiyle epey şaşırtan biri oldu. Üstelik kafası da zehir gibi. :)

3.sezonu çekiliyormuş sanırım, onayı almış ama nasıl olur pek tahmin yürütemiyorum. Evet sonuçlanmadan kritik noktada bitti fakat senaryosu nasıl ilerler merak içindeyim. Ve şunu da belirtmeden geçemiyorum, dizilerim içinden özellikle Friends'i bitirdiğimde baya hüzünlenmiştim, çünkü dizileri izledikçe bir bağ oluşuyor sanki ve karakterler ile geçiyor anınız. Bu dizinin sezon finalinde de üzüldüm. Severek yapılan her şeyin sonucu bu oluyor sanırım. :) Neyse haydi 3.sezon gel, bekliyorum. :)

Sizde değişiklik arayışındaysanız fakat kısa süreli olsun da istiyorsanız The Good Place'e şans verebilirsiniz. İzleyenler veya izleyecek olanların yorumları nedir acaba?😏😎

Çocuk Değil Birey Yetiştirmek İsteyen Ebeveynler İçin Montessori Eğitiminin Önemi



Uzmanlar tarafından yapılan açıklamalarda; ebeveynlerin bilinçsiz bir şekilde çocuk sahibi olduklarını, her şeyden önce topluma bir birey kazandırdıklarını ve bu sebeple çocuklarının eğitiminde oldukça titiz davranmaları gerektiğini belirtiliyor. Bu anlamda konuya ilişkin araştırmalar gerçekleştiren ebeveynlerin karşısına ise ilk olarak İtalyan bilim insanı ve eğitimci Maria Montessori çıkıyor.

fotoğraf: https://unsplash.com/photos/f0rdHx5P8sQ

Peki Maria Montessori Kimdir ve Montessori Eğitimi Nedir?


Okul öncesi eğitimde ve üniversitelerde işlenen derslerin büyük çoğunluğunun fikir sahibi olan Montessori, İtalya’nın ilk kadın doktoru ünvanını aldıktan sonra; her çocuğun, kendine özgü bir gelişime sahip, bireysel bir kişilik olduğunu ve kendi kapasitesi doğrultusunda öğrenebileceğini savundu.

Kısa bir süre içerisinde büyük yankı getiren bu tez, ardından “Montessori Nedir?” sorularının da kulaktan kulağa yayılmasına sebebiyet verdi. Montessori uzun bir süreçte gerçekleştirdiği bu çalışmasında; bilgiyi ezberden kurtarıp, her yaşta çocuğun anlayabileceği bir düzeyde somutlaştırdı ve bunu bütünlük içinde aktaracak bir yöntem ve yıllar sonra “Montessori Materyalleri” olarak anılacak olan materyaller dizisini geliştirdi.

Montessori Etkinlikleri ve Montessori Oyuncaklarının Önemi


Hayal gücünün oldukça güçlü olduğu ve çocukların gelişime en çok açık olduğu dönemde Montessori oyuncakları; çocuklara dünyayı keşfetmek için fırsatlar yaratırken, hayal dünyalarını istedikleri gibi kullanmalarına ve bu sayede kendilerini geliştirmelerine olanak sağlıyor.

Bir çok ailenin bilinçsiz bir şekilde “Çocuk evde oynasın!” diye aldığı bu oyuncaklar ise herkes tarafından bilinmesine rağmen ne işe yaradığı ise hala kavranabilmiş değil. Bu oyuncaklar somuttan soyuta aşamalı bir biçimde düzenlenmiş ve çocuğun hata yapmasına büyük ölçüde olanak sağlıyor. Montessori oyuncakları ile oynayan çocukların gözetim görevini üstelenen öğretmenler ve ebeveynlerden ise çocuklara yaptıkları hataları belirtmemeleri, aksine çocuğun hatasını kendisinin bulup düzeltmesini beklemeleri istemiyor. Bu sayede de çocuk, doğruyu kendisi keşfedebilme imkanı buluyor.

saca çocuğun “eşleştirme” kavramını öğrenmesini sağlamak için; sarı parçaları sarı kutuya, mavi parçaları mavi kutuya, kırmızı parçaları kırmıza kutuya, yeşil parçaları yeşil kutuya koyması hedeflenir.

Türkiye’de Montessori Eğitiminin Fazla Bilinmemesinin Nedeni


Bir çok ailenin Montessori materyalleri içerisinde yer alan Montessori oyuncaklarını çocuklarına alması ancak ne işe yaradığını bilmemesi ve çocuklarına ne gibi bir artı sağladığını kavrayamamasının en büyük nedeni olarak, yapılan araştırmalara göre, Montessori programını özümseyen eğitimcilerin ve Türkiye’de bu eğitimi almış öğretmenlerin bulunmasının zor ve sayılarının az olması olarak gösteriliyor.