Okumalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sevgiliden Kitaplar



Yine yeniden merhaba canlar! Çiçek gibi bir gün diliyorum hepinize. Bu kez dolu dolu bir kitap içeriğiyle geldim. Aslında okuduğum ya da alışverişini yaptığım kitaplar için ara ara yazı yayınlıyorum biliyorsunuz ki. Fakat bu yazıda size geçenlerde sevdiğim beyden aldığım kitapları anlatmak istedim.

En sevdiğim durumlardan biri kesinlikle artık sevgiliyle yapılan kitap alışverişleri oldu. Üstelik zevki kesinlikle benimkinden iyi. İnternet detoksunun salgınsız olan, rahat görüşebildiğimiz günlerinde birlikte kitap okuma saatleri yapıyorduk. Onlar artık elimizde olmayınca, bizde şimdi yatmadan önce kitap okuyarak durumu eşitliyoruz. 

Geçenlerde kendisine yine bir sürü Tolstoy, Dostoyevski alırken tabii benim de en çok istediğim iki kitabı sipariş etmiş kendisi. Bülbülü Öldürmek ve Heidi (seviyorum napıyım?^^) Sonra içinde bilimum abur cuburlarla hepsini getirdi. Buraya da mutlu bir Kübra çizelim. :) 

Hal böyle olunca ben de okudukça size anlatayım istedim ve uzun bir yazıya giriştim. 

Sevgiliden gelen kitaplarım arasında neler var;




⏵Yabancı-Albert Camus


Çok satanlar listesinden düşmeyen ve benim de çok merak ettiğim bir kitaptı Yabancı. Neyse ki sevgilim bey imdadıma yetişir gibi, kütüphanesinde bulunduğu söyledi. Bir şekilde sevdiğin insanın elinin değdiği sayfaları okumak bambaşka bir hismiş bunu da anladım...

Kitaptan bahsedecek olursam; Yabancı romanın baş karakterinin gözünde olayları anlatıyor bize, ama tarafsızca ve olduğu gibi süslemeden püslemeden. Ne ekstra bir anlam sunuyor, ne de bakış açımızı değiştiriyor. Yani böyle birçok şey yaparken çok şaşırıyorsunuz, ne oluyor ne bitiyor neden yapıyor diye düşünerek... Hatta yeri geliyor onu gaddar ve gamsız bile görüyoruz. Ama sonra tek tek o satırların anlamını dahi keşfediyoruz. Meursault'un gözündeyiz aslında, oysa ki onun her hareketinin de yorumu Camus tarafından bize bırakılmış. Sıradan basit bir hikaye kurgusu gibi gelse de, bittikten sonra insan uzun süre kapağına bakıp düşünüyor. En azından durum ben de böyle oldu. 

Şu alıntısı bile kitabı özetlememe yetiyor...

Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.

⏵ İnsan Neyle Yaşar?-Tolstoy


Yeri artık ben de bambaşka olacak bir kitap... Sevgilinin en sevdiklerinden, çokça meşhur raflardan İnsan Neyle Yaşar? Bu kitabı okumadan önce hakkında neredeyse hiçbir fikrim yoktu. Araştırmadım, sormadım, yorumlara bakmadım. Aslında bir şekilde herkesin neden sevdiğini önceden tahmin edebiliyordum. 

Ve artık kendisi baş ucu kitaplarımdan biri oldu. Ne kadar sevdiğimi en net bu şekilde anlatabilirim sanırım. 

Baş karakter Semyon'un evine dönerken, yolda çıplak bir adamla (Mihayla) karşılaşması ve onu giydirip evine götürmesi hikayenin başlangıcını oluşturuyor. Bu adam hayatını değiştirmekle kalmıyor, bize 3 öğreti sunuyor. Öğretileri söylemeden önce kitap hakkında şunlardan bahsedeceğim; dili inanılmaz akıcı, kurgusu çok güzel, Tolstoy o hikayeyi anlatırken sanki bizi de o odaya yerleştiriyor ve herkesi izliyoruz. Gerçekçiliği mükemmel...

Hikayede 3 soru soruluyor; "İnsanda ne vardır? İnsanda eksik olan nedir? İnsan neyle yaşar?"  Mihayla bu üç sorunun cevabını bulduğunda 3 gülümseme gerçekleştirir. Hikaye de böylece sona erer, ama son derken oldukça huzurlu bir sondan bahsediyorum. Ruhunuz bir şekilde o dinginliği soluyor sanki... Gerçekten her evde, her kütüphanede bulunmalı. Alın, aldırın.

Bir de alıntısını bırakayım;
Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek hayatta kalabileceklerini sanıyor ve aldanıyorlar çünkü insan yalnızca sevgiyle yaşar. Kim sevgi içindeyse, Tanrı da onun içindedir çünkü Tanrı, sevgidir.


⏵ Dokuzuncu Hariciye Koğuşu-Peyami Safa


Bir diğer sevgili kütüphanesinde bulunan, önerilen ve mutlaka okunmalı denen kitaplardan biri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Açıkçası yıllardır merak ettiğim, fakat hiç aklıma gelip de almadığımdı. Bu güzel tesadüf iyi oldu bence. :)

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu biraz insanın içine dokunur bir kitap, sızısıyla acısıyla iç burkuyor ama bir o kadar da yine de umudun var olabileceğini hissettiriyor. Peyami Safa'nın dili maalesef biraz ağdalı demek ne kadar doğru bilmiyorum ama, eski Türkçe kelime yoğunluğu olması beni biraz ara ara kitaptan koparttı. Ne demek istiyor, o ne anlama geliyor diye düşünülebiliyor. Tabii benim okuduğum eski baskıydı sorun bundan kaynaklı da olabilir ama. 

Kitap aşkı da, sağlığı da, bir adamı çaresizliğini de, hastahane koridorlarında hissettiklerini aynı şeyleri hissettirecek şekilde anlatıyor. Bu benim için oldukça yeterli ve güzeldi.

⏵ Heidi-Johanna Spyri 


Ne yazık ki Heidi hayranlığım bulunduğundan kapağına aldanıp istediğim bir kitaptı. Fakat o kadar yavan, o kadar dümdüz bir şekildeydi ki... Evet çizgi filminin özünden kopmadan, konu akışını bozmadan devam etmişler çevirisine, fakat bazı yerler o kadar komik çeviri hatalarıyla dolu ki... Korkarım ki bu bir çocuğun aklını da karıştıracaktır. Nasıl yani diye soracaksınız, şöyle ki; dini ne olursa olsun bir çocuk bunu okuduğunda müslümanlık-hristiyanlık kısmını birbirine karıştıracaktır. 

Örneğin; "Allah'a dua edilmesi gerektiği söyleniyor, ama kiliseye gidilmeli deniyor. Heidi İsviçre'de ve ne yazık ki orada böyle bir kavram söz konusu değildir." Elbette orada da Müslüman vardır, ama İncil okuyup kiliseye gittiklerini düşünmüyorum... Kitapla ilgili temel sıkıntım gerçekten buydu, çeviri olsun Türkçe dilimizde anlaşılsın istiyorsak doğru yapmalıyız bence. En azından nasıl başlandıysa öyle devam edilmeli, bizim kültürümüze tam uyarlanıyorsa öyle uyarlanmayıp oradan anlatılıyorsa öyle kalmalı. 

Ben bu durumu sevdiğim beyciğim ve canım kızçem Melissa anlattığında gülmüştüm. İkisi de Tolstoy'un başka kitaplarında bu dini yanlış çevirileri söylemişlerdi. Ama birebir Heidi'de mümkün olacağını da hiç düşünmemiştim. 

Tabii bu yorum karşılığında Heidi'yi sevmekten vazgeçmedim, hatta konusu izlediğimden okuduğuma kadar bozulmadığı için şanslıyım. Fakat kesinlikle ilerleyen zamanlarda daha farklı baskısını alacağım.

⏵ Bülbülü Öldürmek-Harper Lee


Büyük beklentiyle başlayıp, yarıda bıraktığım 2.kitap olarak tarihe geçen Bülbülü Öldürmek'e gelelim. Yine herkesin övgüyle bahsettiği, çok satan raflarından uzun süredir düşmeyen bir kitap. Kitapla alakalı yorumumdan bahsetmeden önce; kitabın konusundan bahsetmek isterim. 

Bülbülü Öldürmek Konusu: Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılık, ayrımcılık gibi olayları direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan yaşayan Finch ailesinin anlarını anlatan Bülbülü Öldürmek, hikayenin çocuk kahramanı Scout Finch tarafından şekilleniyor. Onun gözlemiyle bir günün nasıl geçtiğinden, onun çocuk gözüyle bazı durumları nasıl gördüğünden, kardeşi Jem, arkadaşı Dill ve babası Atticus ile yaşadıklarından bir bakış açısı yakalıyoruz. Atticus bir avukattır ve asılsız bir iddiayla yargılanmakta olan siyahinin savunmasını yapmaktadır. Fakat bulunduğu mahalle ve insanların siyahilere bakışı onları dışlamaktadır. 

Açıkçası beni merak ettiren konusuydu, yazarı Harper Lee 89 yaşında yayınlamış ve Dill karakteri yazarın kendi çocukluk arkadaşından esinlenerek yaratılınca biraz daha ilgi çekiciydi. Fakat umduğum gibi gitmedi... 

Bülbülü Öldürmek, bir baş yapıt sayılıyor olsa da 1.bölüm vasat denecek kadar durgun ve yavaşken, 2.bölümde de o yavaşlık devam ediyordu sanırım benim bıraktığım 250 küsur civarındaki sayfadan sonra kitap güzelleşti ve herkes beğendi. Ne yazık ki; günlük anları okumak bir yere kadar iyiydi ve konu artık kendine bağlamayıp, "sadede mi gelse?" diye düşünmeye başladığında ben kitaptan koptum yavaş yavaş... Hatta çevremde okuyanlara da sordum ve çok da farklı düşünceler bulamadım. Çünkü insan bunca övgüye sahip bir kitap devam etmiyorsa kendinde mi sorun diye şüpheleniyor... :( 

Fakat şunu da söylemeden geçemem, belki de kitabın tek harika dediğim noktası şu; Atticus karakteri harika bir baba. Çocuklarını yetiştirme tarzından, onlara olan bakış açısı, davranışları, yanlışlarda alıp karşısına konuşması her şeyiyle müthişti. Gerçekten örnek teşkil ettiğini düşünmekteyim.

Bitirirken, beni en başından beri etkileyen tek alıntıyı da paylaşabilirim.

Bülbüller yalnızca müzik üretirler,bizi eğlendirmek için. Bahçeleri yağmalamazlar, tarlalarda yuva yapmazlar. Yalnızca şarkı söylerler. Hem de yürekleri paralanana dek. İşte o nedenle günahtır bülbülü öldürmek...

Özetlemem gerekirse; Heidi ve Bülbülü Öldürmek dışında, sevgiliden gelen kitaplar olarak çok mutlu bir okuma süreci bitirdim. Özellikle de bir baş ucu kitabına sahip olmak benim için eşsiz bir durum olarak kalacak. Beni bu güzelliklerle tanıştıran biricik eşime ise dolu dolu teşekkürleri borç bilirim. İyi ki... 

Evet, kitap yazımızın da sonuna geldiğimize göre sonraki kitaplarımızda görüşmek üzere efenim! Kendini çok çok iyi bakın, kitapla kalın hoş kalın.❤️


Saç Örgüsü-Laetitia Colombani Kitap Yorumu


Herkese merhaba! Her geçen gün kitap üstüne kitap bitiriyoruz malum. O yüzden ben de çok ama çoook güzel bir kitap yorumuyla karşınıza geldim. Hem belki fikir olur, hem de size şu zor günlerimize karşı iyi hissettiren bir arkadaş olur diye düşündüm. Çünkü kitap o kadar sihirli bir bağa sahip ki gözümde, iyi hissettirmekle kalmıyor bir yerde hala hikayesini devam ettiriyor...

Fazlasıyla merakınızı çektiğimi düşünerek hemen kitaptan bahsetmek istiyorum. 
Kitap Yan Pasaj Yayınevi'nden bu yılın Mart ayında çıktı. Henüz daha kapağını görmüştüm ki kendisine tabiri caizse vu-rul-dum! Yan Pasaj Yayınevi bizim 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz Yalova Blogger Etkinliği'nde de bize sponsor olmuş, onun öncesinde de işbirliği gerçekleştirmiştik. Çıkardığı kitaplar açısından bakınca; hayata dokunan, iyi gelenlerin hepsi burada toplanmış gibi. O yüzden yeri bende ayrıdır. 

İlk okuduğum "İkinci Hayatın Tek Bir Hayatın Olduğunu Anladığında Başlar" da bende müthiş etkiler bırakmıştı ve hayatımın birçok yerinde uygulamaya da koymuştum. Bu kitapta özellikle son zamanlarda izlediğim Selfmade: Sarah CJ Walker dizisinden sonra, inanılmaz bir kadın gücü ve geleceğe inanç etkisi yarattı. Hatta ikisi birden beni motive eden set gibi geldiler. :)




Saç Örgüsü Kitap Konusu:


3 kadın, 3 ayrı din, 3 ayrı ülke. Birbirlerinden habersiz yaşayan üç kadının hikayesini okuyoruz. Hindistan'dan Smita, Sicilya'dan Guilia ve Kanada'dan Sarah. Üçünün de tek bir amacı var; özgürlüklerine ulaşabilmek. 

Smita Hindistan'da kast sınıfının en altında yer alan, hatta sınıftan bile sayılmayan bir annedir. Kızı Lalita'yı okula göndermek, ona kendisinin kaderini yaşatmamayı istemektedir. İnsan dışkılarını toplayarak geçimini sağlayan Smita ve fare avlayarak, ardından da fareleri akşam eve yemek diye getirerek aileye bakan baba Nagarajan kızları için en iyiyi istemektedirler. Zaten her hikayeyi okuduğunuzda içinizi en burkan kesinlikle Smita'nın oluyor. Kızları Lalita'nın okulun ilk gününden dönüşü ile her birinin hayatı değişecek bir noktaya girmektedir. 

Giulia ise Sicilya'da yaşayan babasının saç atölyesinde çalışmaktadır. Babasının geçirdiği kaza sonucu, atölyenin işleyişi ve ardında kalanlarla ilgilenme görevi ona düşer. O sırada yaşamaya başladığı aşk, gelecek için yapacaklarıyla birleşir ve Giulia için de olaylar başlamış olur.

Sarah; Kanada'da başarılı ve adı duyulmuş bir avukattır. Aynı zamanda bir şirketin de ortaklarından biridir. Fakat mahkeme sırasında başına gelen bir rahatsızlık onu bambaşka konulara götürecektir. İlk başta hırslı (özellikle hamile olduğu dönemlerde hamileliğini gizleyerek iş hayatına devamı çok tuhaf gelmiştir gözüme), işini ve özel yaşamını ayırsa da daha ok işine odaklı bir anne olarak anlatılır. Sonrasında ise; çalışma hayatından yavaş yavaş kopuşunu, ayrıştırılmasını okuyoruz. En zor toparlanan karakter şüphesiz ki Sarah. Bir yanı düşerken, bir yanı düşmeye devam edecek psikolojidedir. Ama son çıkışları onu harika bir noktaya getirir.

Saç Örgüsü'nün benim için en anlamlı kısmı; üç karakterin de birbirinden habersiz olmasına rağmen, tek bir noktada birleşebilmesidir. Bu birleşmeden kastım, bir araya gelmek değil yanlış anlaşılmasın. Uzak yerlerden bile bir zinciri tamamlar gibi, bir saç örgüsünden başlayıp mutluluğa giden bir yolla sonlanıyor. Gerçekten son sayfasına geldiğimde yüzümde bir tebessüm, sanki bir yerlerde hala o anı devam ettiriyorlar düşüncesiyse içimde bir huzura sebep oldu. 

Sonu hem tatmin edici, hem de iyi hissettiren favori kitaplarıma bir yenisini daha ekledim böylelikle... Tek bir "olsa güzel olurmuş" dediğim nokta var. Sonda tüm karakterlerin geleceğini bir şekilde hayal edebilirken, Smita ve Lalita'nın bir eksik kalmış sanki... Ne yaptılar, neredeydiler gibi kısımları çok düşündüm. Ama her şekilde, en sevdiklerim içerisinde kalacak.

Böyle güzel ve kendine inanan güçlü kadınlara daha çok ihtiyacımız var. Aslında Saç Örgüsü bize bunu anlatıyor. Dil, din, ırk fark etmeksizin hepimiz inandığımız şeyler uğruna savaşabilir, güçlü kalıp, galip çıkabiliriz. Kimseye bağımlı olmadan, kendi ayaklarımız üzerinde durabilir, hayal ettiklerimizi gerçeğe çevirebiliriz. Bu tamamen bizim elimizde. İnancımız olduktan sonra üstesinden gelemeyeceğimiz şey yok...

Kendi kendine söz vermişti. Bir daha asla nefesini tutarak yaşamayacak, bundan böyle nihayet özgürce ve onuruyla nefes alacaktı. 

Özgür ve onurlu bir yaşam için hepimiz kendi adımımızı atmalıyız bence... Hayatımızın tadını, yaşamanın kıymetini böyle anlayabiliriz.

Şimdiyse kitaplığınızda mutlaka bulunması gereken bir kitabımızın daha sonuna geldik ne yazık ki... Su gibi akıp gidiyor, okurken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorsunuz. Dili ve üslubu açısından da oldukça hoş olan bu kitabı kesinlikle öneriyorum! Hem kendinizden bir parça bulacaksınız, hem de içinizdeki hayalleri ve inancı olan kadının bir şeyler yapma isteği harekete geçecek. Öyle ki okuduğum sırada çok fazla farkındalık edindim. Zor şartlarda "imkansız diye bir şey yoktur"un gücüne inanmak, düşer ve boğulur gibi olurken her zaman bir çıkış kapısı daha bulunabileceği, sağlıkta yaşamın değerini bir kez daha anlayıp kendime vücuduma iyi bakabilmek bunlardan sadece birkaçı. Her karakterden size geçen bir öğüt bulmak hiç zor değil.

Şimdiden hepinize keyifli okumalar diliyorum kitapkurtlarım! 😇 Yan Pasaj Yayınevi'ne ise beni bu güzellikle tanıştırdığı için çiçekli, bol sevgili teşekkürler!🌸

Mini Alışveriş Turu #4 (Trendyol-Kitap&Hobi)


Alışveriş tam gaz devam ediyooor ve 4.yazı sizinle buluşuyor! Çok havalı bir giriş yaptım, farkındayım fakat bu Aralık ayında yapmış olduğum bir alışverişti ve henüz yeni buralara gelebildim. Ocak ayını bitiriş yazısı olarak da bunu ilan ettim. Sonunda blogda istediğim düzeni yavaş yavaş oturtmaya başladım, en azından her hafta olmasa da ayda minimum 2 kez burada görüşebiliyoruz.

Alışveriş turlarının, daha doğrusu aldığım şeylerin fiyatından tutun yorumlara kadar etkili olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü sizlerden tatlış yorumlar alıyorum ve bu beni aşırı mutlu ediyor. Birçok seriye başlamış olup devam da ettirmeye çalışıyorum biliyorsunuz ki. Bunlardan biride ne mutlu ki, Mini Alışveriş Turları oldu.

Gel gelelim bu kez ne alışverişi yaptığıma... Dayanamadım yine kitap aldım! Hatta maaşı alır almaz, sevdiğim beye "sevgili ben bir şey yaptım" dedim, "yine kitap batağına düştüm" diye de müjdeyi verdim. Ki kendisi "böyle batağa kurban" diyerek mutlu etsede beni, paraları gömüyorum arkadaşlar! Bunun eğrisi doğrusu yok şimdi.

Evimize ait bir kitaplık oluşturuyoruz aslına bakarsak, listemizde bulunanları alıyoruz, ileride cucuklarımıza (evet cucuklar) anne ve babalarından kıymetli eserler sunacağız. :) Her neyse, benden de sevdiğim beyciğime geçti bu kitap batağı işte artık birlikte okumalar, her gün az da olsa kitaba vakit ayırmalar.



Şimdiyse bu yeni ikiliden ve aldığım tatlış takvimimden bahsedeceğim. Bu arada fark ettiyseniz yeni yıla yeni masa düzeni oluşturdum, foti yenilendi, cınım sevgili bardağı geldi ve de kaplumbağamız ile balinamız var. Oh mis yani.❤️

Trendyol'dan Aldıklarım;

Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü (İndirimli Fiyat: 5 TL)
Madeline Miller - Ben, Kirke (İndirimli Fiyat: 18 TL)
Gıpta 2020 Masa Takvimi (İndirimli Fiyat: 6 TL)

Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü Kitap Yorumu:


Tam 30 dakikada bitirdiğim öykü kitabı. Jose Saramago 'yu daha önce okumayı çok istiyordum fakat bir türlü denk gelememiştim, şimdiyse uygun fiyata çerezlik sayılabilecek kitabını bulunca kaçırmak istemedim.

Kitap; "Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver." cümlesiyle başlıyor. Ki ilgi çeken ve akılda kalan kitap başlangıçlarında benden bissürü puan kapıyor. :) Bir adamın pes etmeden bilinmeyen bir ada aramak için kraldan tekne isteyip, tekneyi alarak bir kadınla beraber umut dolu olmasını anlatıyor. İçerisinde birçok altı çizilecek cümle bırakılmış sanki... Birçok betimlemesi bulunuyor, her birini not edesiniz geliyor. Yazarın üslubu akıcı, kendisini okutturan ve anlattığı hikayeyle okuyucuyu bağlıyor. Anlatımını gerçekten çok sevdim. Özellikle kitabın sonunu ayrıca sevdim. Böyle mutlu eden, yüzde gülümseme bırakan bir son...

Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.
Sanırım en güzel alıntısı da buydu... Kitap dediğim gibi hemencecik bitiyor ve herkesin okumasını tavsiye edebileceklerimden biri. İçinin yarısına yakını çizimlerle dolu, fakat bu size "bu ne böyle?" dedirtmiyor.

Bir şeye inanıyorsanız, bir hayaliniz varsa peşinden koşmalısınız. Bilinmeyenler hayatımızda hep var, ama bilinenleri görüp vazgeçmek niye? Henüz bilinmeyenin peşine düşün, hayalinizi kovalayın, vazgeçmeden yola çıkın. Bu sizi günlerce yoracak da olsa... Bu da ruhunarenkkat'ca bir yorum olsun. Okuyalım, okutturalım.

Madeline Miller - Ben, Kirke Kitap Yorumu

Meraktan çatladığım bir kitaptı Ben, Kirke. Mitoloji seviyorsanız bayıla bayıla okuyacağınız, ilginiz yoksa da sizi bir noktadan mutlaka yakalayacak olan kitap Kirke. O kadar çok sevdim ki size anlatmam çok zor. Zinciri Kırma tablosundan sebeple her gün kendime koyduğum 10'ar sayfa kitap okuma hedefim sebebiyle, çok yormadan hemen bitirmeden okudum. Uzun bir sürede bitti ki bana kalsa bu kitap, bu kadar güzel bir dil ve akıcılıkla en fazla 3 günde bitirilirdi.

Uzun zamandır hiçbir kitabımda tam alamadığım o tatmin duygusunu ve keyifli okumayı Ben, Kirke okurken yaşadım. Aşırı güzel bir son, akıcı bir dil, müthiş kurgu, fantastik bir dünya ve bolca mitoloji. İçinde Titanlardan, Olymposlulara kimi ararsanız var. Bittikten sonra İlyada ve Odessa'ya da sardım, haydi hayırlısı. :)

Yarı cadı yarı nympha tanrıça Kirke'nin hayatının hikayesini okuyoruz. Cadı dediğime bakmayın ama o kadar güzel bir kız ki! Hatta bazı yerlerinde çok üzülüp gözlerimi doldurmuşluğu var. O derece gerçekçi gözümde.

Hemen sevdiğim bir alıntısını da sizinle paylaşmak isterim.

Yalnız bir yaşamda, bir başka ruhun sizinkinin yanına damladığı ender anlar vardır, yıldızların senede bir defa yeryüzüne sürünüp geçmesi gibi.
Kirke yaşamı boyunca ailesi içinde, dışarıda hatta tek başınayken bile savaş veriyor. Bu sebepten onu çok asil görüyorum. Aşkı, inancı, sevgisi uğruna yapabildiklerini mantık çerçevesinde tutmasını seviyorum. Mutlaka ama mutlaka okumanız gereken bir kitap olduğunun altını bastıra bastıra çizmek isterim. Kütüphanenizde olmalı.

Ama ilk başta da belirttiğim gibi Ben, Kirke herkesin ilgisini çekmeyebilir. Ama bir noktada "bu da neymiş yahu" dedirtir. Mitoloji hayranlarına zaten çerezliktir. :) 

GIPTA 2020 Takvimi


Takvimsiz yapamıyorum arkadaş! Masamda mutlaka bir takvim olmalı. Hani biri "bugün ayın kaçı?" diye sorsa, bilgisayar ekranından telefondan değil de masamdan bakmayı daha çok seviyorum. Var mı böyle ilginçlik yahu.🙈 Her neyse geçen yıl ki takvimimi Latua Paper'dan almıştım, bu yıl aslında fotoğraflardan oluşturmayı düşünüyordum fakat bir de baktım bu 6 tl'cik. Hemen kaptım. Trendyol'da Hobi butiğinde açılan bu takvimin görselde farklı içeriğe sahip olduğu gösteriliyordu. Meğerse her sayfa oradaki gibi değil, 4 ayrı modele sahipmiş. Bir de model seçseydim iyiydi diyordum ki, istediğim masa düzenine siyah beyazın daha hoş durduğunu fark ettim. Takvimin içeriği siyah beyaz çizimlerden oluşuyor, fotoğrafta da görüyorsunuz zaten.

Daha ne yorum yapacağım ki ben şimdi? Öyle işte, güzel takvim kaliteli takvim uyguna bulunursa alınabilir.

Trendyol'dan yaptığım kitap ve hobi alışverişimde bu şekildeydi. Kitaplar hakkında umarım faydalı yorumlarım olmuştur. Yeniden görüşelim, ocak ayı çetelesini izninizle bitiriyorum! Kendinize çook iyi bakın e mi canlar. 😊

Mini Alışveriş Turu #3 (BKM Kitap)


Alışverişimize devam ederken, Kasım ayı çetelesi olarak gördüğüm 3 kitap alışverişimle geldim. Fakat kitapları bu yoğunluklar içerisinde şıp diye okumak mümkün olmadığından kasım ayını devirip bayağı geç geldim.

Bir yandan çalışır bir yandan da günleri devirirken düzenimi de yavaş yavaş oluşturmaya başladım. Bu düzen içerisine de "canım kendim"cilikten başlayarak (ki bu konuda da yazı gelecek), sporu düzenli beslenmeyi bakımı ve daha bir sürü şeyle birlikte diziye, filme ve kitaplara ayırdığım kişisel vakitleri de bolca ekledim. Yani aşşırı mutlu olduğumdan rahatça bahsedebiliriz.

Sevdiğim bey ile her zamanki mekanımızdan indirime gelmiş iki kitabı almıştım; Canan Tan-Başıbozuk Sevdalar ve Sabahattin Ali-Aldırma Gönül (Alıntıları) olarak seçmiştim. Fakat 10 günde ikiside bitince elimde tek kitapla kaldım. Hali hazırda hala devam etmekte olduğum İpek Çalışlar'ın Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı kitabı ile birlikte, hem indirim kovaladım hem de istediğim romanları sonunda sepete ekledim.

İşte BKM Kitap da yakaladığım indirimin seçili 3 kitabı bu fotoğrafta gördüğünüz güzellikler oldu. Gelin de biraz seyredelim kendilerini. Ki ben aldıktan sonra bu fotoğraftaki manzarayı uzun süre izledim.

BKM Kitap Alışverişim


Kitapların içeriklerinden bahsetmeden önce, her birini alma sebebimi de belirtmek istiyorum. Daha sonra aldığım fiyatları ile birlikte anlatacağım.

Çavdar Tarlasında Çocuklar; almayı çok istediğim ve övgüsünü duyduğum bir kitaptı. Listemde uzun zamandır da beklemekteydi. Daha sonra epey indirimde olduğunu görünce fırsat olduğunu düşündüm.

İçimdeki Müzik; en çok sevdiğim kitaplar içerisinde gireceğini düşündüğüm kitabı ilk gördüğümde dikkatimi çekmesinin sebebi tamamen kapağıydı. Sanırım dünyadaki birçok kitaptan daha güzel bir kapağa sahip gözünde. Hele ki böyle akvaryumlu, balıklı ve mavili şeyleri seven ben için. Üstelik kitabın arkasındaki ufak detayı okuyanlar fark etti mi bilemiyorum ama,  "İçinde Ne Var?" başlığında bir üçgen içerisinde sıralanarak "cesaret, engelleri aşmak, umut" yazmasını ÇOK sevdim! Daha okumadan da öyle çok sevdim ki, kitap için gittim özel bir ayraç aldım. Küçük mutluluklar gerek bize... Tabii kapak dışında konusunu ve içerdiği anlamları çok sevdim. Almadan önce incelemelerini takip etmiştim ve içime sinmişti.

Mrs. Dalloway; alma sebebimi itiraf ediyorum. Yok. :D
Dalloway sırf şaşırtıcı derecede fazla indirime girdiği için son dk golü olarak girdi sepetime, fakat Virginia Woolf okumayı da istiyordum. Sadece Kendime Ait Bir Oda'yı almak yerine ilk tercihimi Mrs. Dalloway'ciğimden yana kullandım. Sonrada @melsguncesi Melisa'cığımla bir konuştuk. Tamam dedim, doğru seçim yapmış olabilirim.

Şimdi gelelim, kitapların konusuna.

↣ Virginia Woolf - Mrs. Dalloway


Mrs. Dalloway kesinlikle bir iç bakış romanı. İlk başta hiçbir şeye, hiçbir karaktere anlam veremeyerek başlıyorsunuz. Sıkıntı olay örgüsünün olmaması gibi geliyor, oysaki sayfalar geçip gittikçe geçen giden her karakterin iç dünyasına göz atmaya başlıyorsunuz. Bazen hak veriyor. Bazen ilginçleştiğine şahit oluyorsunuz. Clarissa Dalloway'in geçmişindeki kişilerden şu an ki gününe kadar, davet gecesiyle birlikte tüm hislerini, aklından geçenleri görüyorsunuz. Sadece onunda değil hayatına giren tüm karakterlerin düşünceleri geçiyor sıra sıra... 

Oldukça güzel bir anlatışı var. Her kitapta bir olay, bir aksiyon arayan biri olarak bu tip bir kitabı sıkılmadan okudum. Bilinç akışı tekniğini güzel yansıtan Virginia Woolf , Mrs. Dalloway ile gönlümü kazanmış durumda. O yüzden okumanızı tavsiye ederim. Ağır gidişi sizi etkilemesin, farklı gelecektir. Fakat şunu da belirtmeliyim ki, sonu ne yazık ki tatmin etmedi. Ne bekliyordum diye soruyorum kendime yine de bu sonu değildi ona eminim. Şaşırtmasını veya sonunda "demek ki buymuş" diyebileceğim şekilde bitmesi daha iyi olurdu sanırım. Kısaca yorumumu sonlandırmadan önce bir de alıntı bırakabilirim şuracığa;

Kimseyle ilgili yorum yapmayacaktı. Kendini hem çok genç hem de inanılmaz yaşlı hissediyordu. Her şeyi bir bıçak gibi kesmişti ve aynı zamanda dışarıdan her şeyi izliyor gibiydi. Taksileri izlerken, deniz kenarında, yalnız başına, her şeyin dışında hissediyordu kendini.


↣ J. D. Salinger - Çavdar Tarlasında Çocuklar


Umarım bu kitabı aşırı sevenler aramızda değildir. :) Çavdar Tarlasında Çocuklar sıkıcı bir kitap desem değil, sıkı sıkıya bağlanacak bir kitap desem değil. Bir liseli gencin okuldan (defalarca da olsa) atıldıktan sonra oradan oraya koşturup, birbiriyle alakasız ve ne istediğini tam bilemeden gitmesi anlatılıyor. Holden Caufield, aklında ve hayatından geçen bir sürü kişiyi hem anlatıyor hem kendini anlatıyor ve bir şekilde kitabı bitirmiş buluyorsunuz kendinizi. Sırf sonunu görmek ve ne olduğunu bilmek için okudum. Gerçi her türlü yine okurdum kitap bir şekilde kendine çekiyor ama... 

Beni en çok üzen ise; kitabın başında anlatılan "yamulup, taburcu olana kadar ağabeyine yakın olan çöplük dediği yer" kısmının sonda bir yere bağlanamamasıydı. Yani durup "ne oldu da bu hale geldin onu da desene" diyerek son sayfayı bitiriyorsunuz. Dalloway'de olduğu gibi hızlı ve anlamsız bir bitiş vardı. Yine de okunabilir mi derseniz, evet. Karakterin içinde yaşadığı çelişkiler güzel aktarılıyor. Sanırım sevdiğim yan bir tek bu oldu. Yorumumu bitiriyor ve bir de alıntısını bırakıyorum.


Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. 



↣ Sharon M. Draper - İçimdeki Müzik


En merak ettiğim kitaba sonunda geldim. Melody, beyin felci olan 11 yaşında bir kız çocuğudur. Birinin yardımı olmadan kendi başına yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamaz. Mello Yello ya da Melly Belly olarak arkadaşları ve ailesi tarafından seslenen güzel kızımın kendinden anlattığı bu hikayede göz yaşınızı tutamıyorsunuz! Çok nadir kitaplarda gözleri yaşla dolan biriyimdir, bu da onlardan biri oldu. O kadar dokunan kesitleri vardı ki, özellikle de Melody'nin ilk kez anne ve babasına "sizi seviyorum" diyebildiği...

Sessizlik nasıl bu kadar gürültülü olabilirdi?
Kapısı ve anahtarı olmayan bir kafeste yaşıyor gibiyim. Ve kimseye beni buradan nasıl çıkaracağını anlatamıyorum. 

Kitabı okumak hem varlığınıza şükretmenizi sağlıyor, hem umut yeşertiyor hem de kendinizi orada hissedip "yerinde olsaydım"ları düşündürüyor. Aynı zamanda oldukça akıcı bir anlatıma ve hikayeye sahip olduğu için hızla okuyup bitiriyorsunuz. Melody o kadar güzel ki... Hem zeki hem de şarkılardan bile tat ve renk alan bir kız... Onun aklından geçen kelimeleri anlatışında yutkunup kalıyorsunuz öylece... Kişisel bir bilgisayar ve yarışmadan sonra hayatı tamamen değişiyor aslında.

Konunun ilgi çekici ve yazarın üslubunun iyi olması dışında, sonunu farklı beklemiştim. Biraz durağan ve "bitirmek için" yazılmış gibi geldi. Çok zorlayıcı anlar sonrasında yeni ve farklı bir ışık bekliyor insan... En azından Melody'nin ilerleyen yaşlarıyla alakalı minicik bir kesitte olabilirdi. Tabii bu benim görüşüm. Biraz da her konunun bir yere bağlanmasını sevmemden kaynaklı. Yarıda kalmış hissi veren şeyler modumu biraz düşürüyor.

Bu bahsettiklerim dışındaysa İçimdeki Müzik küçükten büyüğe herkesin okuması gereken bir kitap. Sağlıklı iki birey bile günümüzde birbirinin ne hissettiğini anlamakta zorlanırken...

Şimdi ise buraya minik ve sevdiğim alıntılarından bırakarak yazıyı sonlandırıyorum.


Bana veya benim hakkımda söyledikleri her kelimeyi öğrendim, sakladım ve hiç unutmadım. Hiçbirini. Düşünce ve kelimelerin karmaşık işleyişini nasıl çözdüm bilmiyorum ama bu kendiliğinden ve hızlıca oldu. İki yaşıma geldiğimde tüm anılarımda kelimeler, tüm kelimelerimin de bir anlamı vardı.Ama sadece zihnimin içinde.Şimdiye kadar tek kelime konuşmadım. Neredeyse on bir yaşındayım... 

Alışverişimin özetine gelirsek de kitaplığımı geçen aylarda iyice elediğim için şimdi daha güzel kitaplar aldığımı düşünüyorum. Bu üç kitap içerisinde ise favorilerimi en sevdiğimden başlayarak şöyle sıralayabilirim. İçimdeki Müzik > Mrs. Dalloway > Çavdar Tarlasında Çocuklar. Üç kitapta güzeldi, kitaplığınızda olmalı diyebilirim. (Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabında biraz düşüneceğim ama)

 Kitaplar hakkında da bir yazıya ne kadar sığdırılabilirse uzun uzun yorum yaptım, okuyan gözlerinize sağlık💙 Bir sonraki alışveriş veya kitap yazımızda da görüşelim. Mutlaka! :)