Gezmeli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yalova'da Gezilecek Yerler #1


Herkese seelaam! :)
Derin bir sessizlik sonrası uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü aklımda oturtamadığım Yalova yazısını sonunda yazmaya karar verişimle birlikte geldim. Zor oldu ama fena olmadı sanki ne dersiniz? Hali hazırda epeydir de biliyorum burayı, hatta o derece ki ezberledim bile sayılır. Bu sebepten burayı gezmek, öğrenmek isteyenler için bir rehber niteliği görsün diye de bildiklerimi biraz detaylandırmak istedim. O zaman gelin başlayalım.

Öncelikle mini mini minnacık şehir olan Yalova'ya yolu düşenler fark edecektir ki; burası İstanbul'un bir ilçesi kadar. :) Küçücük ama bir o kadar da sakin olan Yalova, biraz sayfiye yeri ve emekli şehri olarak görülüyor. Kafa dinlemek, bir günlük de olsa diğer şehirlerin yoğunluğundan kaçmak için burası büyük popülariteye sahip. Merkez de dahil, Altınova, Armutlu, Çınarcık, Çiftlikköy, Termal olarak 6 ilçeden oluşuyor. Ama şehre geldiğiniz anda anlayacaksınız ki; özel aracınızla şehrin bir ucundan diğer ucuna sadece 1 buçuk saat civarında varıyorsunuz. Her ilçenin arasında çok ufak zaman farkları var. Hatta öyle ki, bazı yerlerine yürüyerek bile yarım saatte gitmeniz mümkün. Böylece günlük yürüyüş de yapılmış oluyor. :)

Peki madde madde gidecek olursak Yalova'ya adımınızı attınız ne yapmalısınız?

1. Yürüyen Köşk


Tartışmasız Yalova dendiğinde akla ilk gelen ve kesinlikle görülmesi gereken yeri. Hikayesini bilmeyenler için çok detaylı olmasa da anlatmak istiyorum. Burası ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dinlenme yeri olarak biliniyordu. Köşkün yanında bulunan çınar ağacı ise köşke denk geldiği için bahçıvan kesmek ister, fakat Atatürk net bir emir verir. "Ağacı kesmeyin, bina kaydırılacaktır." Gelen mühendisler çalışmalar yaparlar ve binanın altına döşedikleri raylar ile köşkü yaklaşık 5 metrelik bir uzaklığa kaydırırlar. Böylece köşkün adı Yürüyen Köşk olur. Çınar ağacı da tüm heybetiyle hâlâ orada durmaktadır. Gerçekten de ibretlik ve örnek alınası hikayesi ile köşk yürümüştür.



photo by: renginhanim
photo by: renginhanim

Ben köşkün içini gezme fırsatı bir türlü bulamadım, sürekli gezi ve okul grupları geldiğinden dolayı her gidişimde kalabalık rastladım. En kısa zamanda içerisini de gezme planım var. Fakat öyle güzel bir yerde ki, hem piknik yapmak isteyenler için hem de ben gibi yürüyüşünü denize nazır yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.

Nasıl gidileceğine gelecek olursam; İdo feribot iskelesinin hemen sağ tarafında girişi kalıyor ve yaklaşık 2 km. yürüyerek, bisikletinizle veya Atatürk Bulvarını hiçbir yere sapmadan takip ederek aracınızla da köşke ulaşabilirsiniz. Yürüyerek yaklaşık 30 dk. , araçla 10 dk. sürüyor.




2. Çiftlikköy


Yine kendi kişisel yorumum olacak ama, Yalova'nın en güzel ilçesi bence. Çok fazla gezilecek yeri olmamasına rağmen, sakinliği ile özellikle de sahiliyle "anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz" tadında bir yer. Yalova'da ilk gördüğüm, bildiğim yerdi bu yüzden de anlamı büyük. Öyle güzel bir sahili var ki kumsalında, banklarında, piknik yerlerinde oturabilir, tüm sahilini baştan başa yürüyebilir, martılarının sesini mis gibi deniz kokusuyla dinleyebilirsiniz. En çok da fotoğraf için çok güzel manzaralar sunan Çiftlikköy sahili, yazın tam bir yazlık kesime dönüşüyor. Sahilinde, kumsalında yer bulabilmek mümkün değil.

Kışın sahili :)

Yazlık sahili :)

Ben ailemle yaklaşık 4-5 sene önce geldiğimde evler çok azdı. Ama şimdi Osmangazi Köprüsü etkisiyle de oldukça yoğunlaşan bir nüfusu var. Tabii ki güzel bir ilçe olması da bu durumu etkiliyor. Çünkü sürekli gelişen, kendini de geliştirebilen bir yer.

Peki sahili dışında neresi derseniz, sizi doğruca seyir yapılacak tepesine götürüyorum.Burada tüm Çiftlikköy'ü kuş bakışı görebilir, Seyr-i Marmara'da da afiyetle bir keyif kahvesi içebilirsiniz. Çiftlikköy'de gün batımı izlemeden dönmenizi de tavsiye etmem. Günü mutlaka burada bitirin derim.

Gidişi ise çok basit, yürüyen köşkten doğruca devam edin. Yan tarafı orası zaten. :)

photo by: renginhanim

Gün batımı gibi gün batımı :)
Tepeden görünüşü


Unutmadan söylemek istiyorum, ideal bir kahvaltı yeri ararsanız Yalova At Çiftliği şiddetle tavsiyemdir. O kadar övgüsünü duydum ki, yine bir türlü kızlar ile gitmek isteyip de fırsat bulamadığımız yerlerden kendisi. Fiyatı da kişi başı at binme+kahvaltı 25 tl. idi sanırım. Gittiğim zaman onunda fotoğraf ve detaylarını editlerim artık burada. :)


3. İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi


Merkezde Raif Dinçkök Kültür Merkezi ile tanışmam Mart ayında olan Sosyal Medya Zirvesi'ne gidişim ile olmuştu. Hatta o sırada telefonda Gizem ile konuşuyordum ve "buraya gelmeliyiz kağıt müzesi varmış içinde" demiştim. :) Daha sonra geçenlerde sonunda Kağıt Müzesi'ne gitmeye karar verdik. Giriş ücretimiz 1 TL. Müze gezmeye bayılan ben buna daha da bayılmış olabilirim. :)

Minik ama bir o kadar da değişik bir mekandı. İbrahim Müteferrika'nın Yalova'da matbaa açışı, ilk kullanılan kağıtlar, papirüsler, eski kitaplar, banknot ve pullar (özellikle bunlara aşık oldum), kağıt makineleri ve daha bir sürü şey.






Müzenin tamamını dolaşmanız en fazla 45 dakikanızı alıyor. Her kağıdı ilgiyle incelemek de istiyorsunuz, ama bazı eserler flaş gördüünde bozulabildiğinden izinleri kısıtlanmış.
Müze gezmesinin sonunda da kağıt yapımı uygulamalı olarak gösterildi bize. Açıkçası çok emek isteyen bir şey. Öylece yırtıp attığımız onlarca çöp kağıdı düşünce, içim ürperdi biraz.


Dut kağıtlarının dalları kesiliyor, kurutuluyor ve elinizle soydukça liflerinin ayrılmaya başladığını görüyorsunuz. Daha sonra bu lifler alınıp havan gibi büyük bir kaba konup uzunca bir süre dövülüyor. Ardından su dolu kaba aktarılıp çerçeve tarzı bir şey ile o liflerin kalıntısı alınıyor. Çerçevenin kapağı kapatılıp suyu hafifçe süngerle çektiriliyor, ardından kağıdın olduğu kısım oluşuyor ve kurumaya bırakılıyor (üstteki fotoğrafın sol köşesinde asılanlar). Sonuç ta-ta-ta-taaam! Doğal kağıt! Tabii ben kısaltarak ve izlenimlerim ile anlattım, detayları daha fazla ve izlenirken bazıları kaçırılıyor. :)

4. Termal


Yalova dendiğinde akla gelen diğer meşhur yerde Termal'deyiz. Aslında Termal'de çok fazla anlatılacak bir şeyim yok. Ama Yalova'ya gelip de uğramamak olmuyor ve oraya giderken ki yol çok güzel ağaçlı manzaralar sunuyor. Akılda kalmaması için yine de gelip görün derim. Ayrıca Atatürk Köşkü de Termal içerisinde bulunuyor.

Termal Yolu



Burada çeşitli şifalı suları deneyebilir, ortamını gezebilir, çeşitli yaşı epeyce büyük ağaçları görebilirsiniz. Aynı zamanda biraz ilerde Sudüşen Şelalesi ve Dipsiz Göl'e bakabilirsiniz.

Açıkçası beklentilerinizi yüksek tutmanızı tavsiye etmem, çok "vaaov" dedirtecek yerler değil. :) Ama uğrarsanız da, Doktorun Evi kahvaltı mekanlarında önde geliyor. Ben bir türlü gidemedim, "gidelim" diyene duyurulur! ( Buradan da tribimi atmış oldum:) )

Dipsiz Göl

Sudüşen Şelalesi


5. Balıkçılar Lokali 


Bu bölüm için ayrıca detay yapmak istedim, çünkü benim çok sevdiğim yerlerden birisi. İstanbul Çengelköy'de Çınaraltı'nı bilenler ya da Bursa'da Koza Han tarzını sevenler eminim minik Yalova'da da burayı sevecektir. Gerçi her bir yerin ambiansı çok farklı ama olsun.. Burada sahile karşı piknik gibi yiyeceklerinizi böreğinizi salatanızı alıp oturabilir sonra da 2 çay söyleyiverirsiniz işte. Bu kadar basit ve doğal :)

Güzel manzarası renginhanim'ınızdan :)

Heykele geldikten sonra sahil tarafından 1-2 dakika yürüdükten sonra kolayca buraya ulaşabilirsiniz.

Herhangi bir cafeye geçip oturmaktansa, en azından açık havada oturmak daha güzel diye düşünüyorum. O yüzden Yalova'ya yolunuz düşerse mutlaka gitmenizi tavsiye de ediyorum. Ayrıca tekneleriyle de fotoğrafçılar için ideal bir fotoğraf mekanı. Haydi çıkın çıkın gidin. :)

Vee an itibariyle de Yalova yazımın ilk part bölümünü bitiriyorum. Takdir edersiniz ki çok uzun olacağı için iki partta sizinle paylaşmayı istedim. Hem de daha detaylı anlatabilirim öyle değil mi ama? :) Tamamı bu kadarla biter mi hiç? Daha Çınarcık'a gideceğiz, Altınova'da piknik yapacağız, cafeleri nasıldır bir bakacağız, arboretum bile gezeceğiz, yani küçük şehir olduğuna bakmayın daha anlatacaklarım çook :)

O zamaaan part 2 ile çok kısa zamanda yeniden Yalova'da görüşmek üzere. :) Hoş kalın :)

Yalova D.C Coffee & Food


Herkese mer-ha-ba-lar! :)
Uzuun zamandır ne mekan ne de gezi yazısı paylaşmışım, ama bir siftah yapmanın zamanı gelmiş de geçiyormuş meğerse. Ben de instagram üzerinden bir anket yaptım ve oylamaya göre işte geldim buradayım. :) Hem de favori mekanlarımdan ve bana göre de kahveleri mükemmel olan yerlerden biri ile başlıyoruz...



Önce şunu söylemeliyim ki, burası bizim şubat ayında gerçekleştirdiğimiz Yalova Blogger Etkinliği'nin sponsor mekanıydı. O gün çok güzel bir etkinlik yaptık ve çok da eğlendik. Benim etkinlik de dahil olmak üzere, etkinlik önce ve sonrasında gidişim artık 5-6yı geçmiştir. Çünkü Yalova'da bulunan cafeler içerisinde oldukça kaliteli ve ben kahvelerini aşırı beğeniyorum. Hepsi mi güzel olur deseler, hepsi olur derim. :) Ama çaktırmayın, henüz tüm menüyü denemedim. Hedeflerim arasında kendisi. :)

ta-ta-ta-taaam bir cupcake gördük sanki :) www.instagram.com/mutlugunkurabiyecisi_asli 

İlk olarak kahvelerinden bahsettim oradan devam edeyim istiyorum. Bir düşüneyim, hangi kahveleri içtim bugüne kadar hımm? Flat White, Irish Cream Latte, Cortado, Türk Kahvesi... Tatlılardan ise; Tiramisu, D.C kurabiye. (tabii ki de, tiramisu delisinden ne beklerdiniz acaba😋) Yaz geldiğine göre de giderek soğuk içeceklere kayılabilir aslında.. Şimdiden canım çekti. :)



Benim bu tüm denediklerim çok leziz kahvelerdi, içlerinde en çok hangisi derseniz seçmem zor olur ama, Cortado diyebilirim. Tam ideal, ne sert ne aşırı yumuşak ve tatlı bir kahve. Herşeyi ile tam orta ayarda ve tam da benlikti. Kahvelerin lezzeti kadar sunumları da çok hoşuma gidiyor benim. Hepsi çok özenle yapılıyor. Cafenin şefi Deniz hanıma biraz röportaj usulü sorularımı yığmış olabilirim, ama kendisi her sorumu çok güzel cevapladı sizinle de detayları paylaşmak istiyorum hemen. :)

Burada Afrika'dan da İtalya'dan da kahve kullanılıyor. Ama ağırlıklı olarak İtalyan kahveleri var. 2 tip kahve demleme yöntemlerini uyguluyorlar; birincisi espresso makinelerinde hazırlanıyor, diğerleri ise (bize etkinlikte birebir de Chemex ile gösterilmişti) 3. nesil kahve demleme yöntemi oluyor.
Tatlıları konusunda da en çok merak edilen konu, tatlıların el yapımı ve taze olup olmadığı oluyor. D.C'de tatlılar Deniz şefimizin uğraşları ile her gün tazecik yapılıyor ve bizzat kendisi tarafından hazırlanıyor.

Gidecekler için ise ufak bir tüyo verelim; henüz deneme fırsatı bulamasak da D.C dendiğinde akla gelen ilk tatlı "oreolu cheesecake" oluyormuş, bizde dün öğrendik ilgimiz tamamen ona odaklandı. :)

O yüzden D.C için bir sürü kalp kalp kalp diyorum. :) ❤
Ayrıca fiyatları merak edenler için, menüdeki tüm fiyatlar öğrenciler için bile oldukça uygun ve zaten kahvelerini içtiğinizde, tatlı veya yemeklerini tercih ettiğinizde de "iyi ki buraya gelmişim" diyeceksiniz eminim ki...

Biraz da ortama bakalım.
Şu andan itibaren gördüğünüz kısımlar cafenin bahçe tarafından. Yazın daha açık bir alana dönüşüyordur, hatta ben de buraya güncelleme yapıp yazlık hallerini de sizinle paylaşabilirim. :) Dış manzarası çok güzel bence, bolca martı izleyebilirsiniz. :)





Gördüğünüz gibi oldukça ferah ve açık. Yoğunlukları saatlere göre değişiyor tabii, biz genelde @morduslerkitapligi sahibesi Gizem ile öğle sonrası gibi gidiyoruz ve kendi yerlerimize yerleşiyoruz. Resmen bir diğer evimiz gibi hissetmeye başladık. :) Açıkçası burada ders çalışmak veya iş yapmak da, şöyle bilgisayarları alıp ya da kitap alıp orada vakit geçirmekte güzel olabilir. Bunu da yapılacaklar listesine alayım ben iyisi mi. :)

Ve devam edelim, biraz da iç kısımlara geçelim. İç dekorasyon tam bir kahve dükkanı tarzında ve oldukça hoş düşünülmüş.










Gördüğünüz gibi içerisi de bu şekilde. Hatta dergiler okuyabileceğiniz, çeşitli oyunlar seçebileceğiniz bir alanı da mevcut. İçerisindeki kütüphaneden bahsetmiyorum bile. Benim için kesinlikle yüzlerce kalp uçuşturmaya sebep. Üstelik mekanın şu avantajı da bulunuyor, kalabalık gelenler için, etkinlik ve organizasyonlar için ideal. Hem atmosferi güzel, hem de öyle aşırı kalabalık gürültülü mekanlardan değil. Rahatça sohbet edebileceğiniz, huzurla kahvenizi içebileceğiniz bir yer. Burada aynı zamanda Take Away yani Al-Götür kahve seçeneği var. Bir nevi Starbucks, Caribou, Nero gibi yani. Bana kalırsa Starbucks kahvelerinden daha güzel.
Unutmadan da şunu dipnot geçelim, bazı günlerde cafede canlı müzikte yapılıyor. Sevenler için tercih edilebilir. :)

Dürüstçe söylemem gerekirse, Yalova'ya gelenler mutlaka görmüştür, cafedeki ortamlar belli, yer kısıtlı yiyecek içecek türü kısıtlı. Özellikle biz gençler bu konularda farklılık arıyoruz. Tamam kendi adıma Starbucks beklentim yok, fakat yeni şeyler denemek ortamdaki müşterilerine kadar özenli bir yerde olmayı tercih ediyorum. Bu açıdan baktığımda da D.C Coffee&Food önde geliyor.



Benim favorim olan fotoğrafı da sona bıraktım izninizle... :)
Yer tarifi yapmadan bitirmek olmazdı. Ulaşımı da çok kolay; Yalova Heykel'e geliyorsunuz, orada yol boyu mağazaların olduğu caddenin sonuna kadar yürüyorsunuz, karşınıza bir köprü ve Ptt şubesi çıkacak, işte tam o noktadan sola dönün ve dümdüz ilerlediğinizde ta taam. :) (Yine yol tarifi yapamadığım bir gün daha :) )

Yazımı sonlandırırken de hem etkinlik günü, hem de sonrasında ki gidişlerimizde bize güleryüzlülüğünü ve ilgisini eksik etmeyen başta cafenin güzel sahibesi Dila Hanım, şefimiz Deniz Hanım ve diğer tüm çalışan arkadaşlara koskocaman teşekkürler ediyoruz. Buradan görüp gidenler selamımı da iletin olur mu? 😍

Mini Tur: Gemlik-İznik


Kasım ayının ilk yazısı ile mer-ha-ba! "Kasımda aşk başkadır" dercesine güzel geçer umarız ki bu ay...
Gezginler burada mı? Toplanın, sizlere mini minnacık bir tur sunuyoruz. Gemlik'ten başlıyor, İznik'te sonlandırıyoruz. E haydi o zaman okumaya devam.😊

Öncelikle sabah uyandık ve düştük yollara... Bursa sınırlarına girince iyice kendisini hissettiren yeşillik, bol ağaçlık, bol oksijenli yollar sizi büyüleyecek. Aslında yeşillik demek değil de, sonbahar olduğu için bol renkle karşılacaksınız.

Peki Gemlik şehirlere göre yaklaşık ne kadar sürüyor?


İstanbul'dan; körfezden dolaşarak 3, Eskihisar-Topçular feribotu ile 2, Osmangazi Köprüsü kullanılarak 1 saat civarı.
Bursa'dan; 30-40 dakika.
Yalova'dan; 30-40 dakika.
İzmit'ten; 1 saat.

Tabii bu saatler yaklaşık olup, hızınıza ve aracınıza göre değişmektedir.

Gemlik ufak ve kendi halinde bir Bursa ilçesi. Ufak kaçamak yapıp, biraz kafa dinleyerek eve döneyim diyorsanız tercih edilebilir.


↣ Kahvaltı

Biz önce kahvaltı ile günümüze başladık. Kahvaltıyı da mutlaka adını ve ününü duyduğunuz bir mekanda yaptık. Köfteci Yusuf Gemlik şubesinde, Yalova-Bursa yolu üzerinde hemen sağınızda kalarak, Özdilek'in yanında bulunuyor kendisi... Açıkçası köfteleriyle, etiyle ve diğer ürünleriyle olduğu kadar kahvaltısıyla da bizim gönlümüzü çeldi.
Bir kahvaltı tabağı; 14 tl. İçerisinde haşlanmış yumurta, kızarmış sucuk, patates kızartma, yeşil ve siyah zeytin, 4 çeşit peynir, çilek reçeli, kaymak, tereyağı, bal, salatalık, domates, meşhur köfteci yusuf salça sosu, sınırsız kızarmış ekmek ve sınırsız çay yer alıyor. Emin olun bu saydıklarımla da akşama kadar acıkmama garantinizi ben veriyorum. Normal şartlarda dışarıda kahvaltılar daha fazla biliyorsunuz ki, burada hem uygun hem lezzetli. Üstelik sabah saatlerinde de hep kahvaltı etmek isteyenler geldiği için, ortam da gayet rahat oluyor.

Burada paylaşmak istediğim fotoğraf tabaktan ziyade çinili tablolar aslında, instagram story'lerinde video olarak göndermiştim, burada öyle bir şansım yok fakat duvarlarda kocaman çinili desenler var. Gözünüzü alamıyorsunuz. Benim en favorim ise; bu güzellik oldu.💜





↣ Gemlik Sahil

Gemlik'in minik ama bir o kadar da hoş görünen bir sahili var. İnsanlar burada kayalıkların üzerinde oturuyor Gemlik körfezini izliyor, kitap okuyor, sahil yolunda yürüyüş yapıyorlar. Yine sahile yakın cafelerde de, oturup birer çay kahve içmek için ideal yerler var.



↣ Kumla

Küçükkumla ve Büyükkumla olarak iyiye ayrılmış Kumla tam bir yazlık yeri aslında. Gezinirken gelişmişliğine şaşırıyorsunuz, oldukça sessiz sakin sayfiye yeri tadında, üstelik tepe noktada manzaralı ve oldukça elit bir konumda bulunuyor. Yaz halini hayal ettiğimizde cıvıl cıvıl ve oldukça aktif bir dönem geçirdiğini de tahmin etmek hiç zor değil. Küçük ve temiz bir plajı da var üstelik.



↣ Umurbey-Aytepe

Mini minnacık şirin bir köy burası. 3. cumhurbaşkanı Celal Bayar Anıtı ve Celal Bayar'ın doğduğu evde burada bulunuyor. Bu yüzden köy meydanında Mustafa Kemal Atatürk ile bir anıtı da var.

Köy kalkınma aşamasında henüz, evlerine gerekli restorasyonlar yapılmaya başlanmış. Aytepe seyir noktasına gitmek istiyorsanız da bu köyden giriş yapmanız gerekiyor. Fakat yollar biraz zorladığı için, biz manzara noktasına gidemeden geri döndük. O sırada köyden bir amca ile ufak bir sohbet imkanımız da oldu. Kendisi o kadar doğru ve güzel şeyler söyledi ki... Eskiden Umurbey'in de bu şekilde olmadığını, kentleşme sebebiyle eski günlere özlemini, şimdiki gençlerin iş beğenmeyerek zeytin toplamaya bile gitmek istemediğini ve daha bir çok şeyi... Ne yazık ki, günümüz şartlarında her şey biraz değişmeye mahkum gibi...

Biraz keyfinizi yerinize getirmece yapalım ve Umurbey'in tarih kokan şirin evlerini gösterelim.





















Vee sırada İznik var. Ama ondan önce Gemlik'in zeytini meşhurdur. Eğer Gemlik'e yolunuz düşmüşse Gemlik zeytin haline uğrayıp, kasalarca sergilenen zeytinleri almadan dönmemenizi öneririz. Şu aylarda yeşil zeytinler bitmek üzere ve kilosu 6 TL.'den satılıyor. Siyah zeytinler için ise Aralık ayında gelinmesi öneriliyor. Aklınızda bulunsun. İznik yollarına da giderken bol yeşillik ve bol zeytinlikler arasından gidiyorsunuz. Her ne kadar dağ yolu veya otoban bile olsa her türlü yol güzel geliyor. İznik sınırlarına girer girmez ise; "burası ne güzel ya" diyorsunuz. Çünkü bir çok eski yapıyla karşılaşıyor ve minicik bir yerin yine tadına doyulmaz güzelliğinden etkileniyorsunuz.



İznik için ise; Orhangazi'den İznik yoluna giriyorsunuz ve 30 dakikaya kalmadan varıyorsunuz.

↣ İznik Boyalıca Köyü

İznik'in merkezine 20 km. uzaklıkta yer alan Boyalıca yine ufak bir köy ama, güzel göl kenarıyla ve yol üstünde olması sebebiyle gösterilebileceğini düşündüm. Gelmişken, köy pazarına bakabilir, kahvesinde bir çay içebilir ve göl kenarında hafif bir yürüyüş yapabilirsiniz. Sonbaharında görülmeye değer güzellikler sergiliyor olacak sizlere...



↣ İznik Kalesi-Ayasofya Camii

Kale Roma imparatorluğundan kalmadır ve bir çok düşman saldırısına karşı da koruma sağlamıştır. 12 Tali kapısı ve 4 ana kapısı vardır. Yine de tarih kokan bir mekan değil mi sizce de? İnsan görünce burada ne yıkımlar, savaşlar atlatılmıştır demeden geçemiyor.



Ayasofya Cami ise görünüşü ile bizi etkileyen bir Cami. Aslında 4. yüzyılda kilise olarak inşaa edilmiş, fakat 1331 yılında Orhan Gazi tarafından camiye dönüştürülmüş ve o zamanlar Orhan Gazi Cami adını almış. Bir akşam dıştan görünüşü ise bu şekilde.



↣ Abdulvahap Sancaktarı Türbesi-Bayraklı Dede

Buranın şahane İznik manzarasıyla sizi karşı karşıya bırakmadan önce... Size buradaki türbenin efsanesini anlatmak isteriz. Efsaneye göre;
"Abdülvahap kuşatmalar esnasında bir rum kızına aşık olur. Kız bu kaleyi alırsan beni de alırsın demiş. Fakat Abdülvahap kaleyi alamadan okla vurulmuş ve ardından başı uçurulmuş. Sancaktaki bir arkadaşı "başını unuttun" demiş. O ise başını kollarına sıkıştırarak ayağa kalkmış bu tepeye yürüyüp kendini defnetmiş."


Biraz ürpertici itiraf etmek gerekirse, ama yine de gerekse Kurtuluş gerekse Çanakkale savaşı gibi dönemlerde böyle mucizevi olayların gerçekleştiğini çok duymuşluğumuz var. Yine de biz bir dua edip, ardından manzarayı doya doya izleyerek vaktimizi geçirebiliriz. Üstelik isterseniz oradaki kafeden çayınızı tostunuzu alarak oturulacak yerlerde dinlenebilirsiniz. Manzarasıyla büyüleneceğinize ve buraya gelişinize değeceğine eminiz.

↣ İznik Gölü

İznik gölünün güzelliğine geçmeden önce, nerede yemek yiyebilirsiniz nereden alışveriş yapabilirsiniz onu da anlatalım. İznik'te mutlaka ekşi maya ekmekçisinden, ekşi maya ekmeğinizi alın. Köfteci Yusuf'ta köfte yiyin ve mutlaka baharatlı sosu ile kasap sucuğunu alın, Köfteci Yusuf'un karşısındaki çini hediyeliklerden hem kendinize hem sevdiklerinize hediyeler alın. Dilerseniz Çinili Çarşı'da da oturup hem kahve içebilir, hem de çinilere bakabilirsiniz. Şöyle bir yemek alternatifi de sunalım hatta... Köfteci Yusuf'ta köfte ekmek veya tabakta köfte paket yaptırın göl kenarına oturup o manzarada afiyetle yiyin. Nasıl güzel fikir değil mi? :)

İznik gölü kenarında sahil yapım çalışmaları da yapılmakta, yazın burası epey yazlıkçı kesimle dolu ama sonbahar ve kışta çok kişi bulunmuyor. Siz gittiğinizde belki yapım çalışmaları da bitmiş olur, şansa tamamen :) Aynı zamanda gölün ilerisinde de Askania adı verilen hem kahvaltı edebileceğiniz, hem et, balık hatta konaklama yapabileceğiniz bungalowlarda bulunuyor. Ama hiç içeriye girmediğimiz için fiyatlar hakkında bir şey diyemiyoruz. Yine de oranın manzarası ve özenliliği de ilgi çekici.



Son manzaramız İznik Gölü'nde gün batımı manzaramız ise sizinle olsun, bu upuzun gezi yazımızı okuduğunuz için çokça teşekkürler.
Ve yazımızı bitirmeden son bir not: Sabah çok erken saatte kalkıp yola çıkmanızı tavsiye ederiz, böylece akşam hava kararana kadar iki yeri de rahatlıkla gezebilirsiniz.
Bol gezmeli anlar dileğiyle. Bir sonraki gezmelerimiz de görüşürüz.❤


Büyükada Turu-1

Mer-ha-ba-laaarrr 🙌
Biz bu ay Büyükada'ya gittiiiik :) Evet sonunda buluştuk, kavuştuk ve bir ada turu yapmadan dönmeyelim dedik. Ama turumuzu anlatmadan önce, buluşma faslımızı ve yol maceralarımızı aktaralım.
Şimdi normalde bizim buluşma planımız vardı fakat bir türlü denk getiremedik, yorgunluklar yoğunluklar yüzünden ertelendikçe ertelendi. Nasıl oldu anlamadan da bir baktık ki biz buluşuyoruz biletler hazırlanmış. :)
Sabahın kör saatlerinden beridir yollarda olan Kübra ve Nisa düşünün lütfen. :) Neyse saat 10.20'de Kadıköy'deki Adalar vapuruna binip yetişme amacındayız. Nisa'nın yolda tramvay trafiğe takılır, üstüne arızalanır derken, benimde otobüs trafiğe takılır... Ama Nisa 10'da Kadıköy'de ben hala yollarda... Saat 10.17 falan oldu bendeniz Kübra kesin yetişemeyeceğim gözüyle bakıyorum tabii, sonra neyse ki Kadıköy Çarşı durağı derken bir deli cesareti geldi indim ve direk maraton koşucuları misali koşmaya başladım ve yetiştim de üstelik vapura son binenler olarak, daha birbirimize sarılamadan düşünün yani... :) Artık resmen Ada yolcusuyduk. Ne bu ada aşkı diyeceksiniz. Biz uzuun zamandır adaya gitmemişler olarak ve sürekli okul döneminde de birbirimize gidelim diye söylendiğimiz için, ilk kez gerçekleştirmenin haklı mutluluğu vardı tabii ki üzerimizde. :)
Ada'ya iner inmez bir gezi blogger'ı edası vardı üzerimizde. Önceliğimiz Büyükada Şekercisi'ne gitmekti. Ve gittik de... O zaman başlasın turumuz... :)


Büyükada'ya gidince yapmanız gerekenler listesi yapacak olsak; ilk sıraya şekerciye uğrayın kuralını koyabiliriz.

💗Büyükada Şekercisi Candy Island


Burası öyle güzel ve sıcak bir mekan ki, daha sokak başında şeker ağacını gördüğünüz an gözlerinizden kalpler uçuşuyor.



Nasıl ulaşırsınız?

Büyükada vapur iskelesine indiğiniz anda sol tarafa doğru yürümeye başlıyorsunuz, balıkçı restoranları sıralanmış halde sizi tek tek karşılıyor olacak. Ardından Köşem Restaurant sokağından sağa döndüğünüzde karşınızda ta-ta-ta-taaam🎉
Güzeller güzeli şeker ağacı ve atmosferiyle sizi karşılayan şirin cafe.🍭

Sahibi Yonca Hanım'ın güzel karşılamasıyla dükkandan adımımızı atar atmaz şeker kokusu sarıyor içimize kadar. (Bu arada kendisiyle röportajımızda yakında burada olacak) Burada el yapımı şekerlerden tutun, özel çikolatalar, yurtdışından gelen el emeği ile yapılan oyuncaklar, bonibonlar, lolipoplar ve dahası bulunuyor.


Menüye baktığımızda da soluklanmak için içecekler de, tatlı krizleri veya karın doyurmalıkta oldukça çok çeşitli. Biz tabii o sıcakta yorgunluk atmak için soğuk içeceklere yönelttik bakışlarımızı ve bir çilekli bir de orman meyveli frozen içtik. İkisinin de tadı tek kelime EN-FES ti.👌




Fiyatları soracak olursanız; aklınıza ilk gelen şudur eminiz ki "ada olduğu için fiyatlar da pahalıdır.". Emin olun öyle değil. Oldukça uygun ve biz gibi hâlâ öğrenci modda olanların bütçesini yormuyor. Frozen; 11 TL'ydi mesela. Karışık şekerleme kutularımızla beklediğimizden uygun bir şekilde dükkandan çıktık.
Ufak bir hatırlatma da yapalım hali hazır; Yonca Hanım'ın dediğine göre Ramazan ayı içerisinde olduğumuzdan dolayı müşteri yoğunluğu yok, ama sonrasında ve haftasonunda özellikle tıklım tıklım oluyormuş. Size tavsiyemiz kimsecikler yokken huzurun tadına orada varın. :)

...

Şekerci'den çıktıktan sonra, önce adada yürüyüş yapalım dedik biz, faytona binmek istemediğimizden (atlar orada emin olun çok hırpalanıyor) hemde bisiklet sonra kiralarız sokakları adımlayalım önce diye düşündüğümüzden başladık yürümeye. Bu arada isterseniz bisikleti şekercinin hemen karşısındaki dükkanlardan da kiralayabilirsiniz. Fakat çıktıktan sonra şekerciye geldiğiniz yoldan giderseniz daha rahat Ada turu yapabilirsiniz.




💗 Ada Sokakları


Bu sokaklar sanki İstanbul'da değilmişsiniz de farklı bir şehirdeymişsiniz gibi hissettiriyor. Her yerde cumbalı evler, köşk villa tipi güzel bahçeli evler, ahşap binalar insana "şöyle evim olsa ya" hissi verdiriyor. Güller ve çiçeklerle bezeli sokaklar, upuzun yol boyunca ağaçların manzarası insanın içini açmaya yetiyor fazlasıyla. Yalnız kalabalıktan dolayı bazen yürümek bile zorlaşıyor. O yüzden siz siz olun hafta arası gidin. :)







Biz bu sokakları turladıktan sonra ne yazık ki daha Dilburnu Tabiat Parkı'na gitmeden, bisiklet sürmeden vapur saatimiz için hazırlanmaya başladık. Ada'nın 2.turu da bu kısımlar için ayrılacak. Hemen olmaz ama, ona baya var diyelim biz. :)

...

Ve vapura binmeden önce, tesadüfen aramızda konuşmuştuk "bir dondurma mı yesek iyi gider şimdi" diye... Tam iskeleye inmek üzereyken de karşımıza Mio Amore çıkıyor. Aslında buranın dondurmasının yenilmeden dönülmemesi gerektiğini epeyce önce instagramdan görmüştük, fakat aklımızdan çıktığı için oradayken "aaa hangisiydi acaba" moduna girdik. Ve tercihimiz görüldüğü üzere. :)

💗 Mio Amore Büyükada Dondurma


Bendeniz Kübra çikolata aşkından bir türlü vazgeçemediğim için çikolataya takılıp takılıp durdum (bir sonrakinde aklım onda), Nisa ise limon ve kavun dedi. Sonra limon seven biride olarak çikolatadan vazgeçtim ve kankitoşumla büyük uyum sağladık. (Her zamanki gibi😎) Epeyce kuyruk olmasına rağmen, oldukça güzel ağırlandık ve blogger olma keyfiyle eğlenceli diyaloglar ve videolar yaşadık. (Fotoğraf çektiğimizi sanarken video çekmemiz gibi) 
Burada minimum 30 çeşit dondurma var, abartmıyoruz. Hepside öyle çok çekiyor ki sizi kendisine, hepsinden bir top diyesiniz geliyor yani. Top demişken topu 2.50 TL. Ama öyle ufak falan değil, baya doyurucu tadı damağınızda kalacak şekilde. Bir de biz fotoğrafla çok uğraşırken "dünyanın en hızlı eriyen dondurması" ismini koyduk kendilerine. :)



 

Nasıl Ulaşırsınız?

İskeleden iner inmez olduğu gibi Saat Kulesi'nin olduğu sokağa geçmeniz yeterli, hemen sağınıza baktığınızda göreceksiniz. Ada'ya gittiğinizde olmazsa olmaz, dondurma yemeden sakın ola dönmeyin. 


...

Bir sonraki turumuzda ne maceralar yaşarız bilmiyoruz ama, birlikteyken her zaman bir maceranın karşımıza çıktığı ve eğlendiğimiz kesin. Unutmadan söyleyelim; Kadıköy'den Büyükada'ya varmak 1 saat 20 dakika sürüyor. Ama o vapurun yoğunluğuna Cumartesi denk gelmeyin. Valla yerlerde oturduk o derece, varın gerisini siz düşünün.🙈

İlk gezmeli yazımızla size selam verelim istedik, denk gelebildikçe gezebildikçe sizinle gezi yazılarıyla daha çok buluşmayı planlıyoruz. Ada'ya giderseniz, iki çılgın kız kardeşin maceralarını da hatırlayıp gülümseyin olur mu? Bir de önerilerimizi atlamayın. :) Seviyoruz sizi, yeniden görüşmek üzere hoş kalın hoşça kalııın.👋👋💕💫🚢

Not: Fotoğraflar revize edilebilir, yenileri eklenebilir. Hepsi bize aittir.