Bizden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hayal Güncellemesi v.1.2 Vlogger Olmak

 
O zamanlar tabii gençlik başımda duman, yeni akıllı telefonlar çıkmış arkadaşlarımızla ilk dokunmatik telefonumuzu aldık. Ardından da ilk hangi uygulamaları yükledik dersiniz? Whatsapp ✔️ Instagram ✔️ Bu ikisini kullanmayı öyle çok istiyorduk ki (sanırsın para veriyorlar üstüne) açılış ekranı hoop play store ara whatsapp yani cidden durum buydu. :) Fakat bunlar dışında bir ilgi alanı daha vardı ki; benim toş Nisa iyi bilir, her dersi kırdığımız saatlerde her fıtı fıtı gezmeye gittiğimiz yerde bir sürü anı biriktirdik. Hem fotoğraf hem videoyla doluyordu telefonlarımız. Beraberken en büyük hayalimizden biri kesinlikle vlog çekmekti. Ama ne vlogu, Youtube bile açmamıştık. Haliyle bu istek okul bittikten sonra bile içimde büyüdü durdu. Çok fırsatı kaçırmış gibi hissettik, hiçbir zaman tam olarak yapamayacak gibi düşünmek vs... Bir süre geçtikten sonra ve sevdicekle bir yola girdikten sonra da aynı istek vardı ama son 1 yılda özellikle birbirimize "müzik videosu mu yapsam?" "peki ya ben vlog mu çeksem?" sorularıyla geldik. 

Derken...

Vlogger oldum! Evet merhabasız, selam sabahsız girdim di mi konuya? Baktım anlatmak güzel, hiç bölmeyeyim. Nasıl olsa selamlaşırız. :) 

Yıllardır kurduğum hayal sonunda gerçekleşti ve hayallerime şöyle bir versiyon güncellemesi yaptım.^^ Sistem yenilendi, bakımlar yapıldı her yer mis! 

Bu yıl başladığından beri eskiden sevdiğim şeyleri yaparken keyif alamamak, bir şeyleri beklenti için yapmayı istememek ve kendimi daha çok salmak gibi durumlarım vardı. Ama sonrasında neden böyle durup üzülerek ya da boşa vakit kaybediyorum diye düşündüm. Bir şeyin moralimi bozmasına izin vereceğime, onların "güçlü" kalarak moralini bozmayı hedefledim. :) (Bu taktiği başka yerden bulamazsınız not alın^^) En sonunda da hem aktifleştim hem de sonunda o çok istediğim Youtube hayatına sessiz bir vlogla giriş yaptım. 

Aslına bakarsanız bu yazı tamamen duyuru amaçlıydı. Ama size hikayemi, modlarımı bile anlattım. Yani tahmin edeceğiniz gibi çenem düştü -yine- :) 

Normal zamanlarda sosyal medyada paylaşmasam bile her yerde mutlaka bin çeşit açıdan fotoğraf ve videolar çekerek gezen biriyim. O yüzden bunları birleştirmek, sizi benim anlarıma ortak etmek de hiç zor değildi. Elimde çok veri olunca, bir şekilde kullanışlı da oluyorlar. 

Velhasıl işte geldim Youtube'dayım! Blogla eskisi kadar ilgilenemiyorum, düzelteyim ilgilenmiyorum. Çünkü öncelik sıram değişti. Bunu dürüstçe söyleyebilirim ki ilk anlarda olan yazma hevesim daha çok hayallerimi gerçekleştirmeye odaklı. Blogda benim hayallerimin gerçekleşmiş ve evrimini tamamlamış bir parçası. O yüzden artık yazmak istediğim zaman, buradaki aileme arada bir yüzümü göstermek istediğim zaman uğruyorum. 

Hayal Güncellemesi v.1.0 sıfırdan her şeye başlayıp hayatımı kurmakken, v.1.1 blogger olmaktı. İşte şimdi de 1.2 güncellemesiyle hayallerime yeniden kafa tutmuş ve bu işi de başarmış sayıyorum kendimi. İnanın abonelik, görüntüleme değil umrumda olan. Hatta para kazanmak, reklam almak da değil. Ben yaptıklarımla, gördüklerimle, geçirdiğim anlarla birilerine bir de vloglarımla ulaşmak istiyorum. Hepsi bu. Ve bunu yaptıkça da kendimi başarmış sayacağım. 

Bu yazı ve bu kanal "içimde kalmasın, denemediğim için pişmanlık yaşamak istemiyorum, bir şeyler üretmek istiyorum" diyen herkese ithaf edildi. Alın gelin çayınızı, kahvenizi kanalıma buyrun. Sık olmasa da yayınladığım vloglarla sohbetime eşlik edin, birlikte boyayalım birlikte uğraşalım birlikte izleyelim hayatı. 

Şimdiden hepinize iyi seyirler diliyor ve kaçıyorum. Renkli kalın, hoş kalın. ^^

Abone olmak için; Ruhunarenkkat


Ruhunarenkkat ile Birlikte Geçen 4 Yıl! 🌱


Bir tohum ekmiştim, tam 4 yıl önce bugün. Buna ihtiyacım olduğunu, bir şeyleri sözlerle paylaşmaya hasret çektiğimi bilen biri olarak tam şu sıralarda Blogger'a üye olup, Ruhunarenkkat adını alıyordum. Klişe cümlelerle başlangıç yapabilirdim belki şimdi, 4 yaşındayız yaşasın vs. gibi gibi işte... Ama Ruhunarenkkat'ın, Ruhunarenkkat'la nefes almanın ve ona sahip olmanın o klişelerden öte bir anlamı oldu hep benim için. Burada büyüdüm, burada içindeki çocuğu kaybetmeden bir yetişkin oldum. Hep derim ki, blogum benim çocuğum. En azından hep böyle hissediyorum, sevgim, şefkatim, yeşersin çiçeklensin diye gösterdiğim özen, başka hiçbir işte duymadığım ve burada ilk günkü gibi hissettiğim heyecan... Evet sanırım ben bir blog annesiyim.

Dört yıl öncesinde ektiğim tohumun gün gün yeşermesini izliyorum, hâlâ. Şimdiyse her bahar ayında çiçeklenip bir tomurcuk daha açıyor. Üstelik artık sevgim tek başına da değil, arkasında bir sürü ruhunarenkkatsever var. 



Neden Ruhunarenkkat? 


Adının hikayesini çoğunluk bilmiyordur muhakkak, biraz bundan bahsedeceğim biraz da renklerin bende olan anlamını anlatacağım. Oldukça zor olacak belli ki ama derin bir nefes alarak başlıyorum sözlerime... Bunun için biraz da eskiye döneceğim. 

Hayatımda, renklerin hep bi' anlamı vardı benim için; yeşil sakinleştirirken mavi ruhu dinlendirir, turuncu bir enerjidir pembeyse duygusal. Öyle veya böyle dünya üzerinde var olan tüm renkler yaşama bir şeyler katar. Ki bende olan durumda tam olarak bu işte... Her renkten biraz aldım, küçüklükten beri hep gökkuşağı renklerine hayranım, büyüdüm ne olursa olsun daha fazla renk dedim. Hikayenin asıl özeti bu sanırım. Renklerden çıktım yola, yıl 2013 instagramda ilk hesap açmışlığımda içinde renk geçen bir kullanıcı adı aldım. Sonra blogu kurdum ve hayatınızın Ruhunarenkkat'ı olarak devam ediyorum.

Burası oluşurken tek içimden geçen; yazdıklarımla içimdeki bir şeyleri dökebilmekti... Suskunluklarım, kelimeler içinde boğulduklarım, söyleyemediklerim, söylemek istemediklerim ne varsa hepsi bir yerde toplandı. Artık hiç susmayan ve susmasını istemediğiniz biri oldum. Minnettarım... 

İlk yazımı yazdığım günü hâlâ hatırlıyorum, okunmaktan çok bir şeyler paylaşabilmekti istediğim şey... Sonra kelimeler birilerine ulaştı, birileri "ben de buradayım diye elini salladı" ortak söylenecekler arttı derken bu günlere kadar geldik. Şunları yazarken kalbimde deli gibi bir gümbürtü var. Heyecanıma verin, bu yıl her yıldan daha iyi hissediyorum ve bunu bir şekilde fazla yansıtıyorum sanırım buraya... Bu renkli çocuğu büyüten ne varsa, benim dışımda sizin sevginizle aynı zamanda. Böylesine sahiplenmeseydiniz, bu denli yanında olmasaydınız bunları konuşmazdık belki de. 

Birinci yıl sonrası hiç unutmam Türkiye genelinde kaç ilde okunduğumu ilk gördüğüm an ağlayacaktım neredeyse... Daha ilk andan tüm şehirlere ulaşabilmek benim hep ilk ve büyük mutluluğum olarak kalacak. Geçtiğimiz yıl ne yıl dönümü kutlayabilmiş ne ilgimi buraya verebilmiştim. Bu geçen yılın bana öğrettiği en önemli ders; her ne olursa olsun asla buradan uzaklaşmamam gerektiğiydi. İşin aslı da şu ki; genelin aksine uzun aralık vermeme rağmen buraya karşı kendimi hiç soğuk ve uzak hissetmedim. 

Bir kelimeden, bir sözden veya bir şarkıdan, bir replikten hayatınıza katıldım belki de. Ya da tesadüfen gördünüz rastlayıp "bu neymiş" dediniz. Bir şekilde yollarımızın kesişeceği anlar belliymiş hayatımızda. İşte bunu okuyorsunuz ve bir şekilde bu bağımız güçlenecek. Sizler artık benim sadece okuyucum ya da takipçilerim değilsiniz, renklilerimsiniz... 

Ve işte şimdi koskoca 4 yıl geçirdik, beraber... Bana birçok abla, abi, kardeş kattı. Ben hâlâ doğru bildiğim yolda, gönlüme güzel geleni, içime sineni, aklımdan geçeni yazıyorum size. Size verebileceğim en birinci söz bu; Ruhunarenkkat'ı koruyacağım, sımsıkı sarılmaya devam edeceğim. 

Bana sorulsa "hayatının dönüm noktası nedir" denilse; belki birkaç ara nokta vardır ama en güzel dönüm noktam o "blogunuzu oluşturun" butonuydu. Bir kez daha iyi ki! Bir kez daha çok şükür...

Yeni blog açanlara ya da açmayı düşünenlere de artık minik bir tecrübeli olarak şunları söylemek isterim... 

🌱 Blogu gerçekten yazı yazmayı seviyorsanız açın. Zorunluluk için ya da belli bir karşılık bekleyerek yapılan her şeyin ömrü kısa ne yazık ki..
🌱 Buradan para kazanma amacıyla başlangıç yaparsanız, birkaç ay sonrasında başka kazanç yollarına aklınız kayacak ve blog önemsiz olmaya başlayacaktır. 
🌱 Eğer ki "ben yazı yazmayı da insanlarla bunu paylaşmayı da seviyorum" diyorsanız; hiçbir şekilde araya soğukluk, umutsuzluk katmayın. İlk günde yüzlerce kişi sizi okuyabileceği gibi, ilk yılın sonunda da yüzlerce kişiye yeni erişmiş olabilirsiniz. Siz sadece yazın. Çünkü asıl sevginiz, yazı yazmak... Takipçi kasmak ya da birilerinin dikkatini çekmek değil. 
🌱 Tabii ki okuyanlarınızın fikrini önemseyin, ama kendinizi kimseye göre değiştirmeye çalışmayın. Her zaman özgünlüğünüzü ve ilk andaki hislerinizi koruyun. Her öneri aklınızın bir köşesinde kalsın, önceliğiniz ise içinizden gelenler olsun.
🌱 Gündem değişebilir, Google Trendleri'de. Teknoloji ilerleyebilir, artık insanlar okumaktan sıkılabilir. "Youtube varken neden blog yazayım ki hâlâ? Para da kazanırım." diyebilirsiniz, ama Youtube yaparken blogunuzu unutmayın. Her şeyin yeri ayrıdır, blog kitleniz ise okumayı ve sizi sevenler olduğu için her zaman baki kalacak.
🌱 Blog yazmanızı geçici bir heves gibi görenler olabilir ya da destek olmayanlar... Bunları sakın kafanıza takmayın, gerçekten hayallerinizi gerçekleştirmek de zor değil, heves olarak yarıda bırakmayıp ebedi olarak yaşamınızın baş köşesinde tutmakta... 
🌱 Son olarak; yazımızını geliştirin, kendinizi her zaman yenileyin. Trendlere tamı tamına uymak değil de, güncel kalabilmek en önemlisi. Yazınız hep kolay okunur, anlaşılır, ilgi çekici ve diliniz hep yalın olsun. 

Böylelikle tavsiyelerimin ve yazımın da sonuna geliyorum. Ne de güzel yeşillendik değil mi beraber? Dilerim yıllarca birlikte çiçeklenir, birlikte yeni ve taze mevsimlerden geçeriz. 

Dört yıllık kısa yolculuğumda başta ailem ve sevdiğim beye olmak üzere, yakın dostlarıma özellikle teşekkür edeceğim. İlk andan bu yana beni hep desteklediğiniz, her şartta yanımda olduğunuz ve benim kadar Ruhunarenkkat'ı da sevdiğiniz için var olun.

Ardından ise; bunu okuyan her renkliye, beni uzaktan yakından tanıyanlara, yardımı geçen bugüne kadar ki birkaç hayat kurtarıcı hamleyi yapmama vesile olanlara, belki de okul zamanları aynı sıralarda oturduğum arkadaşlarıma teşekkür ederim. İyi ki varsınız! Birlikte nice yıllarımız olsun! 



Bir Kahve Hikayesi


Blog yazarı olmanın en güzel yanı hele ki bir de kişisel blogsa; içini dökebilmek, umursamadan hissettiklerini buraya aktarabilmek bence...
Bugün o kadar çok anlatasım, tek bir adamdan o kadar çok bahsedesim var ki...
Yazılarımda ara ara "Sevdiğim Bey"den bahsediyorum, ama o bu tanımdan çok fazlası ve hiç böyle onun için geçmemiştim bilgisayarın başına...
Umarım ansızın bloga girip baktığında, dünyanın en mutlu adamı olur (bir kez daha, azıcık şımarayım ben de:))
...

....
Bir kahve hikayesini anlatacağım size...
İşe başlamışım, ilk günüm nasıl heyecanlıyım... Saatler geçtikçe rahatlıyorum, alışıyorum, derken... Uykudan yeni kalkıp gelmiş mahmur bir çipil bakışlı adam geldi...Hiç göz teması kurmayan, mesafeli... Neredeyse sıfıra yakın bir diyalogumuz vardı, her gelişinde brownie intense alırdı, düşünceliydi de... Sonra iş çıkışları, çay ve kahve molaları ile denk gelmeye başladık, bir baktım gülüyorum, uzun zamandır olmadığı şekilde kahkahalarla, güldürüyor yahu bu adam beni hep bir şeyler anlatsın istiyorum çünkü komikli... Biraz daha zaman geçiyor, haftalar, aylar... Belki biraz hatalar, karışıklıklar, sıkıcı geçen zamanlar... Bunların ardından telefonum ilk kez çalıyor onun tarafından, daha öncede konuşurmuşuz gibi saatler süren bir konuşma, yine bol kahkahalı.. Hiç yabancılık hissetmiyorum, hatta yıllardır varmış gibi hayatımda öyle tanıdık, öyle bildik.. Hastalanıyorum endişeleniyor, çikolata istiyorum kucak dolusu çeşit çeşit yığıyor önüme, iş çıkışı diyorum kahve diyor, yemek diyorum tatlı da mı yesek diyor, ne zaman geleceksin diyorum dükkan kapısının önünde bitiyor.. Sahneye çıkıyordu o sıralar, sahne öncesinde ya da ara verince arıyor, sahne bitiyor ben uyuyorum o bana saçma da olsa komik bir mesaj atıyor.. Mutluluk.. Eğleniyoruz birlikte, birbirimizle dertleşmeye de başlıyoruz aslında... Acılarımız, yaralarımız, üzüntülerimiz yavaş yavaş birleşiyor gibi... Yakınımda duruyor, iş çıkışlarında eşlik ediyor, fırsat buldukça telefonda çene çalıyoruz, geçiyor zaman... Geçtikçe, güzelleşiyor fark etmeden...

Fark etmezdim öncesinde güzel şeylerin içimi doldurup taşırma ihtimalini... Çok gülen, ama sık üzülen bir kızdım. Bunca şeyin üstüne insan artık yaralanmak istemeyip sadece hayatını yaşamaya odaklanıyor, bilirsiniz. Durduk yere hayal kurmayı da bırakıyor, günü geçirme derdine düşüyor... Böyleydim aslında, ikimizin hayatında da yanlış insanlar olmuşken, iş güç stres derken bu adam benim yoldaşımdı, sırdaşımdı... Bir anda olmuştu, ansızın... Zaten ansızın olurmuş ya böyle şeyler, öyleymiş işte...

İlk görüşte aşk değildi belki ama usulca ve gitgide büyüyen bir aşktı... Standart bir tatlı ve kahve buluşması akşamında hissettiğim duygulardı buraya getiren, bunları yazdıran... O akşamlardan birinde ilk kez uzun uzun baktı gözlerime, bu anı unutamayacağım ömrüm boyunca... Hani bir şeyler vardır içinizde, söyleyemezsiniz, hatta bazen kendinize "saçmalama daha neler" dersiniz ya, öyle bir andı, tatlımızı yedik, güldük, dertlendik, sohbet ettik, her ne olduysa eve döneceğim anda oldu. Ben ona bakıyorum, sonra kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz, o bana bakıyor, kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz. Romantik bir film değildi ama bu, içimden ilk sarılma isteği de o akşam gelmişti. Yapamadım. Ayrıldıktan sonra uzaklaştırdım her şeyi kafamdan, ama kaçamadım. Bahsettiğim tüm yakın arkadaşlarımın fikrini aldım, oklar bizi gösterdi. Uzaklaşmak istedim, yanlış hissetmişimdir diye düşündüm... Değilmiş. Hayatımın en doğrusuymuş...

Birkaç gün geçti, bir ofis akşamında aklımı ondan alamadığımı fark ettim. Kıskançlık mı dersiniz, abartmak mı bilemiyorum ama o akşam onun en yakını olmak istedim. Ki gecesinde de o elini uzattı. İfşa edemem mesajını ama o mesajı sabahın 7:30'unda onlarca kez okuyup, üstüne ss alıp işe giderken onlarca kez daha okuduğumu biliyorum. Hâla daha açıp okurum. "Yanımdaydı, mutlu olmam için, iyi ki hayatımdaydı..." Sonrası mı? Sonrasında ilk sarılışımızın komikliği, ilk el ele tutuşmamız, ilk sıcaklığımız, ilk sevgilim deyişimiz... Hepsi o kadar farklı ki, hayat bana en özelini çıkarmış biliyorum... Liseli sevgililer gibi olduk, ilk aşk gibi... Her an birlikte yaşandıkça öğreniliyor, büyülenmek bu sanırım... İki çocuk birlikte büyümek, yaşlanmaya söz vermek...

İlk kez birine tüm benliğimle açıldım, korktum ve çok ağladım yanında... Bazense çok sustum, suskunluğumu dinledi kilometrelerce yürüdük ben sessizliğimi anlatabileyim diye, bazen çok kızdık hayata ve anlamsızlıklara. Tek bir an oldu ve o anda da aramızdaki bağı fark ettim. Hani denir ya; "birbiriniz için yaratılmışsınız" diye... Öyleymiş. Tüm yaşadıklarımız, birbirimizi bulabilmemiz içinmiş. Kulağımda bir şarkı çalıyor; "Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana ait olmak..." En özel akşamın, en güzel şarkısı.
Keşkeleri severdim, geçmişimi gömeli de oldu biraz, ama keşkeleri de bu yazıyla bitiriyorum sanırım. Keşke yıllar önceden beni bulsaydın da diyordum, keşke çocukluğumuzu bile birlikte yaşasaydık da diyordum... Artık bahsetmiyorum bunlardan, keşke kelimesini senle en baştan kaldırmalıydım, geç kaldım biraz. Yıllar önce seni bulsam efsane güzel olurdu, şimdiyse olmasa da sorun değil yanımdasın, yıllar sonra ve daha güzel haliyle... Bir sürü insan geçti yollarımızdan, bir sürü şehir ama geçtiler ve geçtikçe bizi yakınlaştırdılar bilmeden.

Kahrımı, nazımı, tribimi çektiğin için teşekkürler ömür. Bana hep gülümsediğin için, canım yandığında yanımda olup iyileştirdiğin için, şanslı olduğumu hissettirdiğin için... Koca gözlerime kitlendiğin, kahveleri bahane ettiğin, beni ailen yaptığın, nefes almayı doyasıya hissettirdiğin, sırıtığını hep güldürdüğün için teşekkürler... Bu yazıyı yıllar sonra tekrar okuduğumuzda aynı aşkla gülümseyeceğimizi biliyorum, o yüzden içimde büyük bir huzur var. "Nasıl da kaptım seni" sırıtışı da yapacağız elbette.

Bilmiyorsun belki ama, en çok ben seviyorum. :) Seni blogger aileme bile anlattım, daha ne olsun. (şuraya kıytırık bir gülüş gelecek) Bir kahve hikayesi olarak başladık seninle, kahve içmeli, kahve ısmarlamalı, kahve bahaneli buluşmalı... Sen benim kahve gözlüm, gülen yüzüm, bal suratım... Sana baktığımda neler hissettirdiğini tahmin edemezsin. Bu yazıda senin çektiğin benim paylaştığım, birbirimizi özlediğimiz günlerdeki şu fotoğrafın anlamını da...

Hayatımın en heyecanlı 1 senesini yaşıyorum, en güzelini... Ailem büyüdü, anlamlar çoğaldı... Daha önce hiç böyle hissetmemiştim sanırım, ömürlük bir yolun başlangıcı, her an için ayrıca heyecanlanıyorum, bazense gerçekliğe inanamıyorum. Bu yazının başlığını "Kübra gelinin günlüğü" mü yapsam? Size çeyiz alışverişlerimi anlatırım. :) Şaka bir yana, içimde anlatma isteği zirvedeyken kelimelerin tam olarak hissimi karşılayamaması üzücü... Sanırım, hiçbir cümle ile tam dolduramayacağım buraları... Hep yarım kalacak cümleler belli ki, ama içimdeki aşk hep tamamlanmış olarak ömrüme katılacak... Ve bundan sonrası için biriktirilecek bir sürü anı, atılacak binlerce mesaj, çekilecek yüzlerce fotoğraf, adımlanacak sokaklar, öğrenilecek şehirler, dinlenecek müzikler, bestelenecek şarkılar, çalıştığımız işler, sesinden duyacağım şarkılar yani daha uzar gider de işte koskoca bir ömür var. İyisiyle kötüsüyle, iyi günde kötü günde birlikte... Biliyorum, mucize olmaya geldin hayatıma.

Aşka dair ne varsa sen oldun. İyi ki!

Bu yazının sonu değil, tüm hayatın başlangıcı... Ve Bir Kahve Hikayesi ikinci, üçüncü ve bir sürü hikayeyle devam edecek, burada...

Biraz Sohbet: Ruhunarenkkat Geri Döndü!


Herkese uzunca bir Mer-ha-baaaaaa!
Uzun zamandır sendromsuz pazartesi temalı yazı yazmıyordum. Hatta şöyle demeliyim; son aylarda göstermelik yazdığım yazılar haricinde burada "hiç" yoktum. Ve bu hiç olamama durumu o kadar kötü ki; burada olmak isteyip buna ayıracak vaktinizin bile kalmamasıyla sonuçlanıyor. Elinizdense bir şey gelmiyor.

Bugün instagramımda da uzun zamandan sonrasının ilk postunu paylaştım ve orada da dediğim gibi, "düzen mi yoksa düzensizlik mi yoruyor insanı?" bu konu hala tartışmaya açık...
Mutlu olduğunuz bir düzen oluşturduğunuzda, her şeyi çok daha severek yapmaya başlıyorsunuz. Ama huzurunuz bir kere kaçtığında geri döndüremiyorsunuz... Bende böyle yeniden geldim aslında buralara, ruhunarenkkat ın sadece bir blog ismi olmadığının farkında olarak...

Bu yazıyı hazırlamaya başlamadan önce eski yazılara baktım, ilkten ne çok hüzünle gelmiştim buralara dedim kendime... Şimdiyse sizinle bir şeyler paylaşmak, yeri geldiğinde sesimizi duyurmak yeri geldiğinde fikirlerimizi çoğaltmak çok daha güzel bir hale geldi. Uzun zamandır özlenen bir dosta kavuşmak gibi!



Şu geçtiğimiz aylar bana çok şey kattı. Şimdi bir şeylerin daha çok farkında olsam da kafamı netleştirmem ve eski enerjimi yükseltmem biraz zaman alacak... O yüzden beni mazur görünüz.

Basit bir örnekle başlayayım...
Yaptığım işte bundan sonra kesin şartım; motive edici olması... Minicik dahi olsa bir şeylerden motive olabiliyorsanız, her güne çok daha yeni bir enerjiyle başlamanız da kolaylaşıyor. En azından stres yükünüz hafifliyor, mecburiyetten çok severek yapılan bir işe dönüşüyor. Yani kısacası; şu an her ne işle meşgul oluyorsanız olun o işte sizi mutlu eden detayların olmasına özen gösterin.
Yakın zamanda çalıştığım yerde bu konuda ki en büyük avantajım; bir ömür seveceğim adamla tanışmak, ardından da 2. ailem diyebileceğim dostlar edinmek oldu. O yüzden sonlar kötü hissettirse de, çok daha güzel başlangıçlara adım atmak en güzeliymiş onu anladım...

Blogda yepyeni bir başlangıç seçmem de böyle gelişti işte...

Hayallerim çoktu, artık daha da çoğaldı ve her birini gerçekleştirmek isteyen biri olarak buradayım.
Şubat başından beri yapılacak listemi oluşturmaya başladım, o liste uzayıp gittikçe ne kadar da "ötelediğim" şeyin olduğunu fark ettim. Bu korkunç bence, sakın ola ki yapmayın!
Çünkü o arayı ne kadar uzatırsanız daha çok uzuyor, artık hiçbirine yetişemeyecek hale gelebiliyorsunuz. (Tecrübeyle sabit) Yapmak istediklerinizin bir listesini hemen çıkarın ve zamanında yapmaya başlayın. Hayatı ertelemeyin.

Geri dönüş sohbeti yerine yine tavsiyeler vermiş oldum ama, sizlerin de bu keyif ve düşünme dönemimde bana önerebileceğiniz kitaplar, diziler, müzikler, hatta herhangi bir şey hakkında tavsiyelerinizi merakla beklemedeyim. Hatta "şunlardan bahsetmelisin" veya "şöyle yazıyordun, yeniden yazmalısın" dediğiniz şeyler varsa seve seve listeme ekleyebilirim.

Artık daha sık görüşmek üzere diyerek yazımı sonlandırayım. Kutlamalar başlasın! Ruhunarenkkat geri döndü! 🎈