Önerili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güzel Düşün, Güzel Olsun.


Ne zaman aklımızdan kötü bir şey geçirsek, hep gerçekleşiyor değil mi? Hatta bazen "keşke başka şey isteseymişim" diyoruz, çünkü aslında dilimizden geçenleri fark etmeden savurup, gerçekleşmesini izliyoruz. 
Bazen hayatın kendisine, çizilen o yola bile engel olmak istiyoruz. Bazense hayata karşı bir şey yapılamayacağı düşüncesiyle sessizce köşemizde felaket senaryolarımızla meşgul olabiliyoruz. Aslında kendimize acıyoruz, kendimize üzülüyoruz. Yaptığımız tek şey bu. Oturduğumuz yerde kalıp bugünün şanssızı yerine koymak mı istiyoruz sahi kendimizi? İstediğimiz bu olmamalı, bunlar olmamalı...

Şimdi açalım penceremizi...



Karşımızda nefis bir manzara var, gözlerinizi mutlu ettirircesine bakın o manzaraya... İçinize derin bir nefes çekin ve yavaşca verin o nefesi yeniden... 
Ufukta ne görüyorsunuz? 
Her uyandığınız sabah, baktığınızda ileriye ne görerek başlıyorsunuz güne? 

Hiç birimizin hayatı dört dörtlük değil. Hiç birimiz mükemmel ötesi anlar yaşamıyoruz. Hepimizin kendine göre büyük veya küçük sorunları var, hepimizde irili ufaklı dertler var. Bizim seçimimiz olan bir çok şeye sahibiz veya seçimlerimizden dolayı sahip olamıyoruz. Parmak izlerimize saç tellerimize kadar farklı olan insanlarken hayatlarımızın da birbirimize benzemesi mi gerekir? Tabii ki, hayır. Çünkü hepimiz farklıyız. 
Bugün birimizin başına gelen dert yarın diğerimize uğrayabilir. Şimdi biriyle paylaştığımız sevincimiz sonrasında başka birine geçebilir. Her saniyemiz bile farklıyken, her saniye kötümser mi olmak istiyoruz? Asıl konu burada başlıyor.

Hayatınızda ne olursa olsun, başınıza ne gelirse gelsin "hayattan, kendinizden ve inandıklarınızdan" vaz-geç-me-yin!

Neden vazgeçiyoruz? 


Çünkü karşımıza çıkan olumsuzluklar, tüm engeller bizi ileriye taşımak konusunda hep geriye çekiyor. Artık yapamayacağımıza, başaramayacağımıza, güzel günlerin asla gelmeyeceğine inanıyoruz. Bir kez kötü oldu mu, bundan sonraki her olanın kötü devam edeceğine şartlandırıyoruz kendimizi, aklımızı. Mutlu olduktan sonra bile, "kesin şimdi kötü bir şey olacak" diye düşünceye yer açıyoruz aklımızda. Ve hep vazgeçiyoruz, mutlu olmaktan bile. Çünkü kötüyü düşünüp, bardaktaki boş tarafa üzülüyoruz ve kötüleri buyur ediyoruz hayatımıza...
Oysa güzel günler var, güzel şeyler var. Yok değil bunlar, yok sayamayız. Gözyaşlarımız acıdan olsa bile en sonunda mutluluktan sebepte akacak. Bunları es geçiyoruz. Her anımız, her varlığımız şükür sebebiyken; onları öylece tüketiyoruz. "Neden ben?" diye sızlanıp, olmayınca bir çocuğun alınmayan oyuncaktaki haline bürünüp küsebiliyoruz.

Bir kitap okuyorum bu sıralar, orada bir cümle ilgimi çekmişti insan arada da "mutsuzluğu deneyimleyebilmeli" diye. Çünkü mutsuzluklardan sonra gelen her mutluluğun tadı da bal gibi olacaktır. Her olumsuzlukta, mutsuzlukta çökmek veya isyan etmek yerine bir de bu açıdan mı baksak ne dersiniz?

Haydi bugün güzel bakmaya başlayalım, güzel düşünüp güzel olan her şeyi çağıralım kendimize. Gelecekler çünkü, çağırırsak çağırmayı bilirsek tüm güzellikler yanı başımıza gelecek... 



Aşk Manifestosu


Yine bir iç döktürmecesi ile merhaba...

Bu yazı aşık olanlara ve olmayanlara, aşk nedir bilenlere hatta bilmeyenlere, aşktan acısını çekip aşkın varlığından haberi bile olmayanlara gelsin. Kısacası, herkese...

Aşk ne biliyor musun? 
Aşeka kelimesinden türemiştir; bir sarmaşığın sardığı bitkiyi kurutması, soldurması ile başlar hikayesi, seven insanın da sevdiği kişiden başkasını gözünün görmemesi sarartıp soldurması ile biter. Benzerler birbirlerine, aşkta sarmaşıktır biraz tek birine sarılıp tek biriyle solmaya razı olmaktır... Üzülsen de onla kalmaktır, mutluyken ona daha çok tutunmaktır.
Bırakmamaktır AŞK. Bırakamamaktır.
Vuslattır bazen, sonu kavuşmakla biten... Hasrettir bazen, burnunda tütüp duran... Kayboluştur kimi zaman, koskoca bir boşlukta salıncağa biniyormuşcasına sallanmaktır... Uyanıştır kimisinde, kişiye asıl benliğini bulduran...

Peki ya seninki hangisi?
Ya da soruyu değiştireyim, hiç aşık oldun mu?
Olmadıysan da olduysan da fark etmez, doğru yerdesin. Oku sadece.

Bir kez yaşıyorsun. Her şeyi. Hayatı da, aşkı da... Hayatın boyunca sadece bir kez sahip oluyorsun bir şeylere, mesela ailene, en iyi arkadaşına, evcil hayvanına, mesela ilk kez gittiğin bir yere bile ilk gidişin hep farklı, sevdiğin insana hepsine bir kez. Onlardan birisi hayatından çıktığı an içine düştüğün boşluk, bir daha yerlerinin dolamayacak olmasından. İstediğini getir ve yerine koymaya çalış, fiziksel olarak benzesin isterse karakteri benzesin o çok sevdiğin insanlara benzemeyecek hiç birisi. Hepsi aşk, bilsen de bilmesen de hatta bilmek istemesen de... Bir şeyler gidiyorken, arkasından baktığında için acıyorsa hepsi aşk... O gururundan tek kelime bile çıkmıyorsa ardından, o da bir aşk.
İstediğin kadar kork, istediğin kadar kaç aşk hep hayatında olacak. Yine de kaçamayacaksın.

Her şeye duyulan aşk değil ama bugünkü konum, bir tek kişiye duyulan aşk. Hayattaki tüm şeyler gibi, aşkı da bir kez yaşıyorsun veya yaşayacaksın.
Sadece bir kişiye her duygunun en büyüğünü ve ötesini hissedeceksin. Hayatına her giren senden birer parça götürecek belki, ama sonunda şu an olduğun kişiye döneceksin ve aslı karşına çıktığında tüm giden parçaların en doğru haliyle tek tek yerine oturacak. O zamana kadar herkesi seviyor sanacak, aşk mı bu diye sorgulayacaksın. Bazen heves ettiğin şeylerin küçücük mayınlar olduğunu göreceksin, o mayınlara bile isteye basacaksın yaralanacaksın. Düşecek, kalkacak gücü bulamayacaksın bazen. Çok müzik dinleyecek, çok yol gideceksin, çok da ağlayacaksın. Hep gidenlerde kalacak aklın ve hep suçu kendinde bulacaksın gidişleri yüzünden. Çünkü öyle sağlam gidecekler ki, bir daha geri dönmemek üzere ve kırılacak içinde bir yerler. Yalnız kalmayacaksın, ailen dostların yanında olacak ama yalnız bırakılacaksın. Bazen anlaşılmayacak, sinirini üzüntünü içinde yaşayacaksın. Dinlenmeyeceğini bildiğin aşk hikayeni kimselere anlatmayacaksın. Ama duvarlara anlatacaksın bazen ya da yolda giderken müzikle birlikte akıp giden yollara. Elinde telefonu sımsıkı tutacak kendinle çok savaş vereceksin. Çalmayan telefonun, atılmayan mesajların ardından gururunu hiçe sayan ama duygularını hiçe saymayan da sen olacaksın. Adına aşk diyeceksin, acıttığı yerde tutacak seni bu kelime. Aslında tüm yaşanmışlıkların seni aşka hazırlayacak. Seni bunca üzenden sonra, asıl aşk gelip seni bulacak. Her şeyin sanrı olduğunu fark edeceksin. En iyisi sen haydi gel geç karşıma otur, konuşalım.

photo by: tumblr


Aşık olacaksın, o kadar güzel seveceksin ki... Sen hep sevmeye devam et, o sevgiyi bilemeyenin utancı olsun. Öyle klişe bir cümle ile "onunla yaşlanmak istiyorum" demeyeceksin. Hissettiğin sevgi, o kadar güçlü ki tarif edemeyeceksin herhangi bir cümleyle. Çünkü hiç bir cümle içindekine yakışmayacak, hafif kalacak göreceksin. İlk görüşten çarptıracak kalbini, belki de tanıdıkça seveceksin. Belki hiç aklına bile gelmeyen olacak çünkü arkadaşın ya da hep hayalini kurardın onun. Bir şekilde buradasın işte, hangisi olduğu önemli mi?
Gözlerini kapatacaksın dünyadaki herkese, bir tek onu saklayacaksın. Onun tek bir kelimesi duyduğun en güzel harf sıralaması olacak, hatta alfabe hiç bu kadar güzel olmayacak. Sesi tüm müziklerden bile daha güzel. İçindeki tüm solmuş çiçekler, gülümsemesiyle can bulacak. İnan.
Hiç kimseye benzemeyecek, öncesindeki incinmişliğini tek bir gülümsemesiyle onaracak, seni elinden tutup ayağa kaldıracak. Mucizen. Evet mucizelere inanmayan sen, ona inanacaksın.

Şimdi nerede?
Yanı başındaysa ona "iyi ki sen varsın" de mesela, elini tut sımsıkı. Şanslısın ki bulmuşsun kalbini attıranı. Değer verenlesin, değer veriyorsun. Ne mutlu sana.
Peki ya olmayanı nerede?
Gelecek. Belki de hayatında. Sadece fark etmedin henüz. Bir çift göz sana çok güzel bakıyor belki de görmedin veya görmezden geldin. Çünkü önceki yaşadıklarını tuttun önünde, koydun geleceğine. Üzülmekten yoruldun, bir kez daha kırılmak istemedin, kötü biter sandın korktun. Bırak kendini. Korkma aşktan, hiç bir şeyden. Korkarak üstüne çekebilirsin ancak, ama sen korkma. O kişinin farkındaysan, o kişinin seni sevdiğini biliyorsan ve azıcık bir dakika bile olsa içinden onu geçiriyorsan; durma. Git yanına, konuş. Herkesi aşk sanıp tuttun hayatında. Bir şansı hak eden biri bile varken, durma.
Hep yanlış yönlere baktığından unutmuşsundur belki doğru yönde ilerlemeyi? Heveslerin uğruna tüketirken zamanını, yanlış kişilerle gözünü körleştirmişsindir?
Kelimelerimi al sözlüğüne, cümlelerimi ezberle.

Sonsuza kadar acı çeken sen olmayacaksın, sonsuza kadar sevilmeyen de öyle... Farklı gözlerle bak hayata... Seni kahkahalara boğan o adama/kadına dikkatli bak. Seni senden fazla önemseyene dikkatli bak. Sen kafanı başka yere çevirdiğinde seni izleyene dön bir bak. Belki içinde kendini göreceksindir. Bir adım atmadan bilemezsin.

Seni aramayanın peşinden gitme, seni özlemeyeni özleme, seni unutanı gününü gün edeni göm içinde, senin bir damla gözyaşını bile akıtanı tutma kalbinde. "Benim için çok değerlisin" cümlesine sığınıp seni değersizleştireni hayalinde saklama.
Zor biliyorum. Yaşadıkların az buz bir şey olmadı hiçbir zaman. Ama toparlanman gerek.
Hayat bazen çok üzüyor herkesi, ama en sonunda hak ettiğin gülücükleri de bir bir yerleştiriyor hayatına. Kaybettiğimizden fazlasını kazanıyoruz. Kaybettiğin dönemler bitecek, hak vereceksin bana.

Senin neden olmasın kazandığın?
Belki de vardır, bir mucizen...
Önemli olan an'ın kıymetini bilip bilmediğinde... Bırak geçmişe bakmayı, acılarına acı katlamayı, geçmişindeki gitti bitti. Şimdiye bak. Seviyorsan söyle, fark etmediysen sevenini fark et, yanındaysa sarıl, uzağındaysa hissettir, karanlığa değil pırıltılara odaklan. Bugün yap bunu. Haklı olduğun ne varsa savun, haksızsan özür de dileyebil. Bunlar seni küçültmez, aksine yüceltir. Bir aşk yakaladıysan, tut bırakma. Herkes tutabilmek için savaşırken, sen onu öylece ezip geçme. Henüz yoksa o kişi hayatında, bekle sabrettiğin senin yanında belirecek bir gün ve tüm geçmişini silip atacak bir köşeye. Dertlerini unutturacak, mutlu edecek. Bir gün sende "iyi ki" diyeceksin. Sadece korkma.

Bazılarınızla gerçek hayatta da dertleştim derdine de ortak oldum, bazılarınız içimi bile biliyorsunuz aslında. Beni biraz benimsediyseniz bugünkü manifestomu hep aklınızda tutun olur mu?

Uzun oldu her şey biliyorum malum iç döktürmelerim meşhur, ama okuyabildiyseniz şu noktaya kadar bin teşekkür sizlere. Her saniyenin farkında, sevginin aşkın kıymetiyle yaşamanız dileğiyle. Kendinizden ödün vermeyin, ama bunun yanında sevmekten asla korkmayın. Mutlu kalın, aşkla kalın.




İyi Davran, İyi Gör


Dünden beridir gelen muhabbetli, iç dökmeli bir yazı yazma isteği ile herkese merhabalar o zaman...
Bugün olaylardan, sonuçlardan bahsederek gitmek istiyorum. Şimdiden uyarayım, çenem düşebilir. :)

"İlahi Adalet" denen bir kavram var hepiniz bilirsiniz ki... Adaletin eninde sonunda yerini bulması, hak ettiği yere varmasıdır işte bu. Demet Akalın şarkısı olandan bahsetmiyorum, ama onunda sözleri manidar bkz: yarına kalsa da yanına kalmaz. O bile demiş işte yarına kalabiliyor da yanına kalanını görmedik işte. Her şey biraz zaman.

Çok inandığım bir söz vardır. Kendimce doğruluğuna inanır, bir üzüntü yaşadım mı -yaşatıldım mı- hemen bu sözü düşünürüm ve Allah'a bırakırım. Bana iyi gelen, bir nevi mottom olan cümlelerden biridir diyebilirim.
Söz şu:

"Yaşattıklarını yaşamadan, söylediklerini duymadan ölmezmiş insan..."


Evet işte tam olarak bu. Ya birisi geliyor ve sizi üzüyor düşünün. Ama surat asıklığından bahsetmiyorum, bu ağır bir şey canınızın acıdığını hissediyorsunuz, gözyaşı akıtıyorsunuz, denizin derinliğinde nefes alamaz halde boğuluyor gibisiniz, sanki kalbinizde koskoca bir taş öyle bir şey. İnsanın canının acıması, acıtılması gerçekten çok başka bir şey. 
O an bu hislerinizin bitmesi ve mutlu olmayı istiyorsunuz, tıpkı o andan öncesi gibi. Hatta hiç yaşanmamış gibi. "Keşke o sözleri hiç duymasaydım, keşke bana bunu yaşatmasaydı" gibi cümlelerdense hiç bir şey duymamış ve görmemişcesine eskisi gibi yaşamak istiyorsunuz. Hangimiz geçmiyoruz ki bu yaşantılardan? Hiç üzülmeyenimiz var mıdır gerçekten bu güne kadar? Aşktan, işten, aileden, arkadaşlardan aklınıza her ne geliyorsa en az birinden muzdarip olmayınımız var mıdır? Sanmam.



Photo by: Elena Kulis-Underwater Photography

























İşte tam bu fotoğraftaki gibiyken, neler oluyor nasıl oluyor biz onu bile fark etmeden zaman geçmiş oluyor. Tam boğulmak üzereyken, belki görünür belki de görünmez bir el bizi yukarı çekip feraha ve bol oksijene çıkarıyor. Bunun adı yaşamak işte. İyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla yaşamak. 
Siz eninde sonunda iyi oluyorsunuz ve bir süre sonra geçmişi silemeseniz de, o zamanları daha az hatırlayıp üzülüyorsunuz. 

Ama işte, benim de cümlede söylediğim "ilahi adalet"lik kısım tam da burada devreye giriyor. Hiç bir şey kimsenin yanına kâr kalmıyor. Ne kadar üzdülerse o kadar üzülüyor, ne kadar kalp kırdılarsa o kadar kırılıyorlar. Rabbim ne büyüksün! 
Hemen olmuyor belki bunlar, ama o kişi belki 1 sene belki 10 sene sonra belki de son nefesinde bile mutlaka yaşıyor her ne yaşattıysa... Asla da yaşamadan gitmiyor bu dünyadan. 

Çok dramatik bir konu oldu belki, belki de bu hislerimi yaşamayanlar anlayamayacaklar. Ben dün şahit olduğum konular ile bunları yazıyorum sizlere. Kalp kırmayın, ne olursunuz kırmayın. İyi davranın, iyi görün. Nasıl davranırsanız, karşılığında onu görürsünüz. Ne ektiyseniz onu biçersiniz, unutmayın. Hayat kısa falan demeyeceğim sizlere. Hayat kısa diyoruz da, uzun aslında, yaşadığımız her bir gün koskoca bir hayat bizim için. Her anı güzel yaşamak ve güzel şeyler biriktirmek varken... Sinirle söylediğimiz bir söz bile günü gelince bize bumerang gibi geri dönebilir. Güzel davranalım biz, kötü insanlar değiliz iyi kalbimizden ödün hiç vermeyelim. 

Sevdiğiniz insanlardan tutun sokakta hiç tanımadığınız insana kadar kim o güzel kalbinizi acıtıyorsa boş verin. Ne üzülmenize değiyor, ne vakit kaybınıza. O sizi kırdığıyla kalsın ve illaki bir gün kırılabileceği gerçeğiyle... 
Ne zaman o da yaşarsa aynı şeyleri, işte o zaman siz geleceksiniz aklına... O da bir "keşke" diyecek. Tıpkı sizin üzüldüğünüz ve bir türlü uyuyamadığınız o gecelerde ki gibi... 

Ben bunları sizlere yazdım, belki bu yollardan geçenlerde varsa yalnız değilsiniz demek için... Biraz da Sait Faik'in dediği gibi "yazmasam deli olacaktım" dercesine... 
Bir sonraki iç döktürmecesi yazılarında görüşürüz o zaman, herkese vicdanı kalbi ve aklı rahat günler olsun 👋

Kuytuda Kalanlara Dair


İnsanız sonuçta; bazı kişilerin, bazı nesnelerin, bazı durumların kıymetlerini elimizden kayıp gittiğinde veya fırsatı varken değerlendiremeyip kaçırdığımızda anlıyoruz.
Hatamız fazlasıyla var. Neden fırsatları görmeyiz, neden önceden değil şimdi "dank" eder bir şeyler? Cevabı ise; az ve öz. HAYAT
Koşuşturmacalar, gündelik tempolar bizi yoruyor. Sonrasında ise bir şeylere, türlü türlü bahanelere sığınma ihtiyacı hissediyoruz.

Bugün bir hastahane koridorunda yazıyorum bu yazıyı... 
Çünkü burası her insan için önemli bir nokta. Sağlığın kıymetini, ölümün aslında her an var olduğunu anlamamız gereken bir yer. Çok ufak bir çocuk ağlayarak anne kucağında gidiyor, yaşlı bir adam tekerlekli sandalyede ve yüzünde o çaresizlik dolu bakışlar... 
İçim çok acıyor. 




Öylesine yaşıyoruz ki, öylesine boş ve umursamaz. Ya bir şeyler üzerine çok yorup üzüyoruz kendimizi... Ya da bir şeyler için çok çaba sarf edip değmeyecek işler uğruna ömrümüzü harcıyoruz. İşte fark edemediğimiz hatalarımız.
x


Muhtemelen ben de dahil bugün görüp hissettiklerimi, yazdıklarımı unutur gibi olacağım. Ta ki tekrar yüzleşene kadar... Başımıza gelmeden anlayamıyoruz değil mi bir şeyleri. Başımıza gelmesin ama, bunları önceden fark etmemiz çok mu zor gerçekten? Hayat bizi bu kadar mı uzaklaştırıyor bunlardan. Ne için bunca kendimizi hırpalamamız? Yazın deniz kum güneş tatili yapabilmek için mi? Yoksa son model bir telefon alabilmek için mi? Her yerde gezip tozup paranın kıymetini bilmeden son kuruşa kadar "sefam olsun" diyerek harcamak için mi?


Bugün gelin bir farkındalık yaratalım, ne dersiniz? Yarın yokmuşcasına sağlığımızın kıymetini bilelim. Spor yapalım, aksattığımız kontrollerimize gidelim, dengeli beslenelim, tertemiz hava bulursak kaçırmayalım mesela... Yarın ne olacağı belirsiz bu hayatta, bugünün farkındalığını yaşayalım. Emin olun, hayat o kadar kısa ki, ne para ne mal ne mülk sağlık olmadıkça bir işe yaramıyor.

Benim annemin de her zaman dediği gibi; "Canının kıymetini bil". Tam da bugün. 
Ne olur kendinizi ihmal etmeyin. Siz çok değerlisiniz. Biz çok değerliyiz. 

İlk yazımız da sizin kuytuda kalanlarınıza ulaşmış olmak dileğiyle. Görüşmek üzere...