anlatacaklarım var

Tanışmamışız Gibi Yapar Mısınız? Anlatacaklarım Var

Eylül 30, 2021 Ruhuna Renk Kat 2 Yorumlar


Şimdi derin sessizlik...
Beni tanımıyor gibi yapar mısınız? Anlatacaklarım var da...

Buraya ilk girdiğimde, ilk yazımı yazdığımda, ilk yayınlarımda olan hissi aradığım bir dönemdeyim. Kimsenin hakkımda fikri olmadığı, kimsenin tanımadığı bir blogger olarak gönlümden geleni yazmak, üstüne alınan mı olur diye düşünmemek, ruhum daraldıkça buraya uğrayıp içimi dökmek denen güzel bir şey vardı. O yüzden de bu yazımda beni tanımıyor gibi yapmanız tek isteğim... Böyle olursa devamını yeniden getirebilirim.

Bugün bir etkinlik için boyama hazırlıyordum, kulağımda Galata rıhtımında dinlenmelik şarkılardan oluşan playlistim, gözümün önünden geçen İstanbul hatıralarım... Dostumla Caddebostan sahildeki pineklemelerim kahve tokuşturmalarım, sevdiğim beyle Galata'da kahve içerken Taksim'i Beyoğlu'nu el ele dolaşmalarım, Marmara'da okurken toşum ile kampüsteki geyiklerimiz dersten kaçmalarımız, yuvam Maltepe'mde geçen çocukluğum gençliğim, Çınaraltı'nda çay içerken boğazı seyredişim, marinada yaptığım kahvaltılar, moda sahilinde turlayıp Bahariye'ye kadar indiğim sokaklar, Kadıköy'de Eminönü vapuruna koşarak yetişme çabalarım, Kapalıçarşı'da ışıl ışıl yerlere hayranlıkla bakışım, müzelerde aldığım keyifler, lise arkadaşımla yaptığım sahil iftarları ve daha fazlası yüreğimde bir sızıyla asılı kaldı bir anda... Tam da bugün. Sonrasında içimde biriken özlem, yaşadığım gergin yıl ile birlikte buraya gelme kararı aldım. Ani bir şekilde. 

Ama anlatacaklarım ne anılarım, ne İstanbul... Anlatacaklarım benden, içimden.




Bu yıl geçen tüm yıllardan daha zor geçiyor benim için, yine şükrettiğim ama zorlanmaya da alıştığım enteresan bir yıl anlayacağınız. Artık kimseye dert anlatmıyor ve mümkünse dert dinlemiyorum. Hatta hislerimden bile bahsetmiyorum. Önce insan insana derler, hatta ben bile bazı yazılarımda yazmışımdır bunu ama geçen zamanla bende insandan insana değişen çok şey gördüm. O yüzden insan insana lazım değil, değer veren değer bilene ve aynı değeri verene lazım. 

Ruhunarenkkat olalı 6.yıl olmak üzere, bazı dostluklar kurdum bazı dertlere ortak oldum bazı insanlara ışık tuttum bazılarının ablası olup yanlarında durdum. Sorulsa "bunları yaptığın için pişman mısın?" diye "pişman değilim elbette" derim. Ama bu durumlar bile o kadar çok şey öğretti ki. Yanlışlardan tecrübe edinmeyi en başta.
Herkesi kendim gibi sanmayı ve iyilik yapayım derken nankörlük görmeyi, herkese bildiğim her şeyi öğretip sonra ihtiyacım olduğunda (ki onda bile ihtiyacım var demezken) hiçbir alanda yardım ve destek görmemeyi, insanların beni kendi dertlerini anlatmak için arayıp sorup sonra unutmasını, iyi bildiklerimin başkalarının ardından konuşan insanlar ya da ego dolu balonlar olduklarını öğrendim... Düşünüp yazmaya devam ettiğimde daha fazlasını da yazabileceğimi biliyorum.

İnsanların kaçırdıkları nokta var. İnsanı kullanınca değil, kendini geliştirince doğru, başarılı ve herkesçe sevilen insan oluyorsun. Üzgünüm ama ben sizden hiç hazzetmiyorum artık.

Geçenlerde sevgiliyle konuşurken, bazı karakterlerin midemi bulandırdığından bahsettim, aktif olmadığım instagram hesabımda ya da dondurduğum kişisel hesabımda bunlardan dolu vardı mesela ve ben tahammül edemeyince, girmek görmek istemeyince anladım bende ki haleti ruhiyeyi. İnsanlar beni yormuştu. Aslında bunu bir sebeple aydınlanarak fark ettim.

Yılın başından beri Vincent Van Gogh gibi zorluğu, karamsarlığı sanatla atıyorum ben de. Ve sanatla uğraşan, resim yapan insanlarla tanıştım. Bu insanlar benim ufkumu genişletti desem yeridir. Sanattan konuşmak, boyalardan bahsetmek, kültürel deneyimlerimizi aktarmak, evli de olsak bekar da olsak "kocişlerimizden" "aşkitolarımızdan" değil de hayattan konuşmak, hayatı paylaşmak, okumaktan eğitimlerimizden kendimizi nasıl geliştirebilirizden bahsetmek beni tamamen değiştirdi. Hatta öyle ki en yakınım iki dostum, ailem ve sevdicek dışında hayatımda kim varsa sanat aracılığıyla tanıştıklarımı onlardan daha çok sevmeye başladım. 

Mesela Kazakistan'dan abla kardeş gibi olduğumuz bir dostum var artık. Birbirimize derslerden, günün nasıl geçtiğinden, boyadıklarımızdan bahsediyoruz. Dertlerimizi paylaşıyor, gezdiğimiz yerleri videoyla birbirimize atıp birbirimizi gezdiriyoruz. Hayaller kuruyoruz, sanatımıza hayallerimizi katıyoruz. Artık her şeyin böyle, bu kadar olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü hissedince değer gördüğünüzü, karşınızdakine daha sıkı sarılıyorsunuz. 

İşte ben böyle hayatımdaki bazı gerçeklikleri fark ederken, bir gün birileri bana alınırsa küserse umrumda olmayacağını da biliyorum. İnsanların beklentilerini karşılamak, onlar için koşuşturmak yorucu. Ama en yorucusu; insana kendi derdini anlatmak. Uzun zamandır hayatımda yaşananları işte az önce saydığım birkaç kişiye anlattım sadece. Kafi gördüm. Çünkü hayatıma yabancı bir kıymık saplamak istemiyorum artık. Ne gerek var bu ay bunu yaşadığımı bilmesine, ne gerek var boş tesellisine veya boş motivasyonuna. Sorun motivasyonumu bulamamak değildi ya da bazen dertlerimin olması değildi. Ben kendi motivasyonumu, kendi ışığımı, kendi yolumu ve kendi çözümümü bulabilecek yetişkinlikteysem insanlara bunlardan bahsettiğimde bir sorun çözülmesini istemişim gibi, akıl hocammış gibi davranmalarıydı. Yani o hayatıma saplanan kıymıklar canımı sıkıyordu. (bi gidin öteye demek istediğim de çok zaman oldu) O sebeptendir ki her zaman ki "az insan çok huzur" felsefemi daralttım ve daha az insan daha çok huzur haline dönüştürdüm. Keşke demek istemiyorum ama keşke sahil kenarında en sevdiğim birkaç kişiyle huzurlu ve dilediğim hayatı herkesten uzakta sürebilsem. 

Hayatım kimseyi ilgilendirmez, çalıştığım iş veya çalışmak istediğim iş hakkında yorum yapmak da evliliğimi hızlandırıp ertelemek de hayatımı etkileyen tüm kararları verme hakkı sadece benimdir. Sevdiğim insanlarla olan ilişkim kıyaslanamaz, sadece iş düştüğünde dert anlatacak insan bulamadığında birisi aranmaz sevdiklerim benim mahremimdir Kübra adının anlamıysa güzin abla çağrı merkezi değildir. Ha bir de şu var bak bunlar komik; benim onlara öğrettiklerimi öğretmeye kalkanlarla yaptığım işlere çalışmalara görsellere ayılıp bayılıp hırsla ben daha iyisini yaparım kafasına girenler. Sonradan görmeler ve özentiler olarak ayırırıyorum bunu. Lütfen kendiniz olun rica ediyorum, olmuyorsanız da bana bulaşmayın. Oh be! Kız içimi döktüm rahatladım, eski günlerdeki gibi. 

Ne dolmuşum değil mi? Bir anıyı düşleyip nerelere geldi konu. Öyle ki o zamanlar şimdikinden daha rahat ve daha mutluydum. Çünkü beni tanımıyordunuz :P Tamam şaka. :) Yine de tanınmasaydım ve Ruhunarenkkat (bendeniz); iki gönderi atmadığında bir yazı yazmadığında ya da bir yazıda içini döktüğünde herkes "vaaaow kuzu ne oluyor" "nerelerdesin" falan demeseydi daha iyi olabilirdi jhslkld. Beni sevenler muhakkak ki var, belki de hatrı sayılır bir kitlem bile olmuş olabilir. Ama yine de her şey burası veya instagramdan ibaret değil. Hayatımı instagram takipçi sayıma, verdiğim linklere ya da paylaşımlarıma da bağlayamıyorum -bazıları gibi-. Orada da her yaşadığımı paylaşmak zorunda değilim, kabuğuma çekildiğimde "kabuğuma çekiliyorum" ya da zorluk yaşadığımda "zorluk yaşıyorum" diye duyuru yapmak anons geçmek zorunda da değilim. Eskiden böyle mi yapıyordum sahi? Ben kendi halimdeyken sevip okumadınız mı yazdıklarımı? Belki de herkesin kaçırdığı budur. Kim bilir? 

Nasıl mutluysak nasıl iyi hissediyorsak öyle yaşamalıyız sonuçta ya hani. Biraz salarlarsa yaşayacağız inşallah bizde ki o hesap. Çok tepemin tası atarsa 10 yıl önceki gibi tumblr açarım, o zamanlar tumblrda bayağı çok takipçim vardı, sonra sildim işte. Neyse buna da bi' ara üzülürüm. Gerçi oralar çok bozdu diyorlar ama?

Her şey bir yana 29 yaşıma girerken bu yıl öğrendiğim en büyük ders; hayattaki her şeyi zoruyla kolayıyla iyisiyle kötüsüyle severken her insanı sevmemek her birini hayatıma almamak oldu. 30'uma bir kala yılın kapanışını ise bu kez hayallerime, İstanbul'a, özlediğim yerlere ve sevdiklerime daha çok kavuşma dileğiyle yapıyorum.

Tüm anlatacaklarım bu kadar aslında. Tanışmadan okuduğunuz bir yazıydı bu. Belki devamı gelir. Aslında öyle çok paylaşmak istediğim şeyler var ki, nasıl soğutulmuşsam buralardan.. Kendi kendime "ya herkesten bana ne ben neden yazmıyorum yine?" diye sorgulayıp geldim buraya tekrar. Kafayı yok yere taktığım şeylerden, insanlardan uzaklaşıp "sen nerelerdeydin" diye sevip bağrıma bastığım şeylere ve insanlara yakınlaşarak... Bence asıl özgürlük bu. Ruhumuzun hep dinlendirdiği insanlar limanımız olsun. Çok amin, çok kalp. 

Resim de İstanbul'um için gelsin. Bi' kavuşsak hepsi geçecek. Gözlerden yaş pıt. 

2 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Bizden,

Hayal Güncellemesi v.1.2 Vlogger Olmak

Şubat 27, 2021 Ruhuna Renk Kat 3 Yorumlar

 
O zamanlar tabii gençlik başımda duman, yeni akıllı telefonlar çıkmış arkadaşlarımızla ilk dokunmatik telefonumuzu aldık. Ardından da ilk hangi uygulamaları yükledik dersiniz? Whatsapp ✔️ Instagram ✔️ Bu ikisini kullanmayı öyle çok istiyorduk ki (sanırsın para veriyorlar üstüne) açılış ekranı hoop play store ara whatsapp yani cidden durum buydu. :) Fakat bunlar dışında bir ilgi alanı daha vardı ki; benim toş Nisa iyi bilir, her dersi kırdığımız saatlerde her fıtı fıtı gezmeye gittiğimiz yerde bir sürü anı biriktirdik. Hem fotoğraf hem videoyla doluyordu telefonlarımız. Beraberken en büyük hayalimizden biri kesinlikle vlog çekmekti. Ama ne vlogu, Youtube bile açmamıştık. Haliyle bu istek okul bittikten sonra bile içimde büyüdü durdu. Çok fırsatı kaçırmış gibi hissettik, hiçbir zaman tam olarak yapamayacak gibi düşünmek vs... Bir süre geçtikten sonra ve sevdicekle bir yola girdikten sonra da aynı istek vardı ama son 1 yılda özellikle birbirimize "müzik videosu mu yapsam?" "peki ya ben vlog mu çeksem?" sorularıyla geldik. 

Derken...

Vlogger oldum! Evet merhabasız, selam sabahsız girdim di mi konuya? Baktım anlatmak güzel, hiç bölmeyeyim. Nasıl olsa selamlaşırız. :) 

Yıllardır kurduğum hayal sonunda gerçekleşti ve hayallerime şöyle bir versiyon güncellemesi yaptım.^^ Sistem yenilendi, bakımlar yapıldı her yer mis! 

Bu yıl başladığından beri eskiden sevdiğim şeyleri yaparken keyif alamamak, bir şeyleri beklenti için yapmayı istememek ve kendimi daha çok salmak gibi durumlarım vardı. Ama sonrasında neden böyle durup üzülerek ya da boşa vakit kaybediyorum diye düşündüm. Bir şeyin moralimi bozmasına izin vereceğime, onların "güçlü" kalarak moralini bozmayı hedefledim. :) (Bu taktiği başka yerden bulamazsınız not alın^^) En sonunda da hem aktifleştim hem de sonunda o çok istediğim Youtube hayatına sessiz bir vlogla giriş yaptım. 

Aslına bakarsanız bu yazı tamamen duyuru amaçlıydı. Ama size hikayemi, modlarımı bile anlattım. Yani tahmin edeceğiniz gibi çenem düştü -yine- :) 

Normal zamanlarda sosyal medyada paylaşmasam bile her yerde mutlaka bin çeşit açıdan fotoğraf ve videolar çekerek gezen biriyim. O yüzden bunları birleştirmek, sizi benim anlarıma ortak etmek de hiç zor değildi. Elimde çok veri olunca, bir şekilde kullanışlı da oluyorlar. 

Velhasıl işte geldim Youtube'dayım! Blogla eskisi kadar ilgilenemiyorum, düzelteyim ilgilenmiyorum. Çünkü öncelik sıram değişti. Bunu dürüstçe söyleyebilirim ki ilk anlarda olan yazma hevesim daha çok hayallerimi gerçekleştirmeye odaklı. Blogda benim hayallerimin gerçekleşmiş ve evrimini tamamlamış bir parçası. O yüzden artık yazmak istediğim zaman, buradaki aileme arada bir yüzümü göstermek istediğim zaman uğruyorum. 

Hayal Güncellemesi v.1.0 sıfırdan her şeye başlayıp hayatımı kurmakken, v.1.1 blogger olmaktı. İşte şimdi de 1.2 güncellemesiyle hayallerime yeniden kafa tutmuş ve bu işi de başarmış sayıyorum kendimi. İnanın abonelik, görüntüleme değil umrumda olan. Hatta para kazanmak, reklam almak da değil. Ben yaptıklarımla, gördüklerimle, geçirdiğim anlarla birilerine bir de vloglarımla ulaşmak istiyorum. Hepsi bu. Ve bunu yaptıkça da kendimi başarmış sayacağım. 

Bu yazı ve bu kanal "içimde kalmasın, denemediğim için pişmanlık yaşamak istemiyorum, bir şeyler üretmek istiyorum" diyen herkese ithaf edildi. Alın gelin çayınızı, kahvenizi kanalıma buyrun. Sık olmasa da yayınladığım vloglarla sohbetime eşlik edin, birlikte boyayalım birlikte uğraşalım birlikte izleyelim hayatı. 

Şimdiden hepinize iyi seyirler diliyor ve kaçıyorum. Renkli kalın, hoş kalın. ^^

Abone olmak için; Ruhunarenkkat


3 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Dizili Filmli

Sıcacık Aşk Hikayeleri: Modern Love Dizi Yorumu

Ocak 04, 2021 Ruhuna Renk Kat 6 Yorumlar

 

Yeni bir dizi yorumuyla merhaba diziseverlerim. Böylelikle yılın başlangıcını en sevdiğin naif dizi önerimle başlatmayı hedefledim. Bu kez Amazon Prime'da yeni yıla mutlaka izlenesi diyebileceğim en iyi dizilerden biriyle geldim. Gerçi Amazon deyince akan sular duruyor artık bende ama olsun, önereceklerim daha çoook nasılsa. Burada da Fleabag ile başlayan dizi yolculuğum, Modern Love ile devam etmişti. Hatta bu yolculuğuma sevdiğim beyi de kattım, hem eşlik etti hem de o da benimle aynı fikre sahip oldu. Sonuç olarak; Modern Love dizisini çok fazla sevdim ve gördüğünüz üzere anlatmak için buradayım. Gerçi bitirip gelemedim, biraz süreç uzadı ama mazur görünüz lütfen. :) 

Sıcacık aşk hikayelerini, gerçek yaşanmışlıkları, uyarlamaları, okuyunca tebessüm ettiğiniz çiftleri seviyor musunuz? Cevabınız evet ise; bu dizi tam siz göre diyebilirim. Çünkü Modern Love The New York Times gazetesinin köşe yazılarında yayınlanan gerçek hikayelerin uyarlaması tadında bir mini dizi. Evet, ne yazık ki mini. :( Tek sezonluk, 8 bölümden oluşan dizi 30'ar dakika ile çerez gibi bitiyor ve daha doyamadan bir sonraki bölüme geçmiş buluyorsunuz kendinizi... Gazetede yayınlanması sizi korkutmasın, malum bizim gazetelerin komikli yazıları gibi değiller. Oldukça hoş ve naifler. Bu yüzden de herkes izlesin, herkes sevsin istiyorum. :)

Modern Love dizisini nasıl bulduğumu da anlatayım ki hep anlatırım bilirsiniz. Çok severek bahsettiğim bir dizinin mutlaka bir başlama hikayesi oluyor bende kısa da olsa. Bu diziye de Andrew Scott'lı bir arayış içerisindeyken denk geldim, üstüne bir de Anne Hathaway'i görünce önceliklilerimden biri olmuştu. Ki bu iki oyuncunun da hayranıyımdır. Özellikle Andrew Scott için ayrıca ilgiliyim, açıkçası her türden dram, komedi, gerilim gibi tarzlara çok yakıştığını ve iyi taşıdığını düşünüyorum. Çok kaliteli oyunculardan. 

Yeteri kadar da uzattığıma göre isterseniz Modern Love dizisinden konusundan, anlatılan hikayelerden ve gözümden değerlendirmesinden bahsedeyim. 


Modern Love Dizi Konusu:

Az önce de belirttiğim gibi The New York Times gazetesinde bulunan köşe yazılarından uyarlanmış dizi birçok aşk hikayesini anlatıyor bizlere. Ve öyle aşk hikayesi deyince hayalinizde canlandırdığınız vıcık vıcık durumlar, açık saçıklı sahneler, derin dramların burada hiç işi yok. Hepsini benim tabirimle naiflikle, sizin gözünüzden yorumlayacak olursam da sadelikle anlatmışlar. Daha doğrusu uyarlamışlar demeliyim. 

Her bölümün başlıkları ve kısaca içerikleri çok dikkatimi çekmişti. Örneğin; "Kapıcı esas adamınız olursa", "Aşk tanrınız meraklı bir gazeteci olursa", "Baba gibi gözükse ne olur, sonuçta sadece bir akşam yemeği öyle değil mi?" gibi enteresan bölüm başlıkları olunca, dedim "aha gene saçma şeyler mi gelecek yoksa?". Ama beni öyle bir yanılttı ki adeta Amazon yüzüme "ben Netflix değilim!" diye çarptı. :D

Şimdi güldük eğlendik de bir önceki cümlemde şaka yapmıyordum. :) Ciddi anlamda Amazon dizilerini izledikçe Netflix'ten kat be kat sağlam ve kaliteli olduğunu görüyorum. Netflix'te ki sürekli yaş sınırlı sahneler, hatta biz yetişkinler için bile fazla olan sahneler vs. kaldırılması zor oluyor, üst üste geldiklerinde. O yüzden biri benim için araç birisi ise keyifli geçirdiğim vakit platformu olarak adlandırılacak bundan sonra.

Neyse burada da ufak atarımı yaptığıma göre devam edelim. Ne diyorduk? Evet, baktım ki Modern Love'un içeriği bambaşka, şahane. Hem de ilk bölümden kalbe taht kuran cinsten. Böyle güzel hikayelerin yaşanmış olması ne hoş... 

Benim en sevdiğim 3 bölüm var. 1,7 ve final bölümü olan 8 gerçekten de içime işledi. 1.bölüm kapıcı olarak bahsi geçen bölüm adı. Oradaki Guzmin abi gerçekten her aileye gereken bir abiydi bence, Maggi'yi koruması ve özellikle onun son bölümde "ben hep senin gözlerine bakıyordum" demesi içime işledi desem yeridir. Hatta bugüne kadar izlediğim tüm diziler içinde favorim bile diyebilirim. 7.bölüm Andrew Scott'un olduğu bölümdü ama bana göre en keyifli ve aşktan çok aile, arkadaşlık temasıyla keyif alınandı. 8.bölüm zaten finaldi ama finalin ilk yarısının bir hikaye, diğer yarısının da tüm karakterlerin bağlanması olduğunu görmek çok iyi hissettirdi. O kadar dokunaklıydı ki normal hikayesi de etkilenmeme sebepti. 

Her bölüm de işlenen temalar da özenle seçilmiş gibi geldi bana. Bazısında yalnız olmamak, bazısında unutulmayan aşklar, bazısında kurtarılan evlilik, ikinci bahar, bipolar gibi konular mevcut. Yani aslında "hayatın içinden" de denebilir. 

Modern Love IMDb'de 8.0 puana sahip ve bence bu bir dizi için oldukça iyi bir puan. Hatta daha fazlasını bile hak ediyordu diyorum bazı bazı. Bu diziye benzer olarak Netflix'in Easy dizisi öneriliyor bazı yerlerde, fakat ben onun kapağına bakınca külot gördüğüm için şimdiden önyargılıyım. Yine de listemde ola ki izlersem mutlaka yorumlar kısaca da olsa bahsederim. 

Modern Love için söyleyebileceğim özet şeyler ise; kesinlikle oyunculukların, anlatılan hikayelerin oldukça iyi ve yalın olması diyebilirim. Karmaşık bir sürükleyicilikten ziyade izleyenine dokunan hatta kendi ilişkisini gözden geçirten, içe işleyen bir hissi var. Bu sebepten en sevdiğim dizilerin başında gelmekte. Mutlaka izlenmeli diyorum, listelere eklensin!

İzleyenlerin kısa bir yorumunu da alırım tabii, isterseniz yorumlarda buluşabiliriz. Şimdiden herkese keyifli huzurlu izlemeler diler ve harika bir dizi bırakarak huzurlarınızdan ayrılırım. Tekrar görüşürüz! Hoş kalın!

* Not: Kapak fotoğrafı https://weareroyale.com/case-studies/modern-love/ adresinden alıntıdır. Çok çok hoşuma gittiğini ve farklı geldiğini söylemek isterim. 

6 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤