Motivasyonlu

Bir Motto Yazısı: Farkın Ne?

Eylül 28, 2020 Ruhuna Renk Kat 4 Yorumlar


Yeniden motto yazılarıyla merhaba renkliler! Uzun zaman önce motto yazdığımı ve neredeyse burada öneri konuları dışında sohbet etmediğimi fark ettim. Bunun üzerine tekrar bu moda dönmeyi ve özüme kavuşmayı da çok istedim. Elbette bu dengelerin değişeceğinin göstergesi. Çünkü karşınızda mottolar ile açıkça bu kez sevmediği şeyleri söyleyebilecek bir kız duruyor. 

Aslında geri dönüşümün etkisiyle kısa kısa instagram da bahsettiğim duyguları şu geçirdiğim yaklaşık 1.5 ayı biraz daha iç dökmeli hale getirmek istedim. Bunları da beni anladığınızı düşünerek yazıyorum.

Yenilendim! Bir süredir kendime vermiş olduğum tatil modu ile kafa dağıtıcı/toplayıcı aktiviteler yerine daha çok boşlayan, içimdeki sesi dinleyen tarafımla buluştum. Taze çiçekler gibi veya yeni yeşeren bir ağaç yaprağı gibi hissediyorum kısacası. Öyle taze, öyle yeni... 

Düşündüm! Kafamız yoğun, gün içinde düşün dur modu da hakim. Ama bunun bir de başka boyutu var. O da o yoğunlukların içerisine yenisini eklemeden, kendimi strese daha çok sokmadan sadece olan düşüncelerimle ilgileniyorum. 

Bekledim! Her şeyin belli bir zamanı olduğunu biliyor, doğru zamanı kollar gibi beklemede bırakıyorum kendimi ve geri kalan her şeyi. Çünkü ne kadar şimdiye zorlarsam hem kafamın karışmasını hem de üstümde kurduğum baskı hissini fark ediyorum.

Araştırdım! Bir şey varsa aklımda, bu bir hayal de olsa bir düşünce de olsa yeni bir kelimenin anlamı da olsa araştırıyorum. Böylelikle ilgimi kaybetmeden ama arka planda kalarak birçok düşünceme devam ediyorum. 

Sadece olumlu mu düşünüyorum dersiniz? Elbette, hayır. 

Üzüldüm! Çoğunlukla geçmişe, bitmişe üzülmeyi adet edinen bir bünyeden bahsediyoruz. Ama şu dönemde bu adetlerimden uzaklaşıp farklı bir tür geliştirdim. Bu kez de ne kadar geç kaldığıma üzülüyorum. Bazı zamanlar birçok şeye son saniye yetişmişlik hissinin çöktüğünü fark ediyorum. 

İzledim! Sadece günlerin geçişiyle yoğunluklarla ilgilenmekten çok, o yorgunluğun ve bunalmışlığın etkisiyle "salın beni" modunda olan biteni izliyor, kendi yoluma nasıl bakabileceğimi çiziyorum.




Peki bunları niye böyle anlatıyorum? Yaptıklarımı yapın veya yaptıklarımı cidden yapmayın diye... Olumsuz etkilerin sebebini çözmem çok zaman almadı açıkçası, çevrede gördüğüm insanlar artık "ben böyleyim" temasıyla kendini olduğundan farklı göstermeye başladığı için, artık günlük zevk alınan ufak mutluluklar başkalarına hava atma aracına dönüştüğü için, sırf birileri birilerini iyi diye özenip taklit etmeye çalıştığı için, emeğe saygı duyulmayıp üstüne bir de "harikasın" dedikten sonra yüzüne bakılmadığı için, "takipçim olsun, influencer olayım, markalar bana çalışsın" kafasında olunduğu ve artık özgün bir şeyler üretmeye cesaret edilmediği için SI-KIL-DIM!

Kimse kendisi gibi olamıyor ne yazık ki. Ben sosyal medyada çoğu yöntemi, tekniği, taktiği artık her ne derseniz denemiş birisi olarak şu sıralar gördüklerime katlanamamaya, sonrasındaysa tamamen umursamamaya başladım. Üstüne bir de emek verdiğim şeylerin başkaları tarafından araklanıp, çalındığını görünce, kullanılan şeylerin üstüne bir teşekkür görmeyince kendi köşeme çektim kendime dedim ki; "Kübra sen hayırdır?" Yaptıklarım bunca zaman birilerine dokunsun, mutlu edebilsin veya düşündürebilsin diye oldu. Aslında amacım hep; duyguları paylaşmaktı. Hissettiklerimi nasıl yansıtırsam, karşı tarafında o denli yansıtacağını düşündüm. Ama bu durumu öyle suistimal edenler oldu ki...

İşte böyle derken, sonuç olarak kendime tatil izni verdim. Biraz daha durulup uzaktan seyrettim her şeyi. İyi ki de bunu yaptım diyorum çünkü; bir şeyler sizin için zorunluluk olmayınca anlıyorsunuz o şeyi ne kadar isteyip istemediğinizi. Bense bir süredir sırf birileri istiyor diye yapmıştım bir şeyleri ya da benden bekliyorlar diye... Aslında zaten insanlar hep bir şeyler bekler... Oysa bunun ne kadar yanlış olduğunu anlamam için böyle bir süre geçirmem gerekiyordu. Geçirdim, şimdi çok daha rahatım. 

Peki bu süreçten ne çıkarımlarım oldu dersiniz? 

Öncelikle ilk aşamam kesinlikle şuydu; "birisi istiyor olabilir ama ben istiyor muyum?" diye sordum kendime. Sonrasında; "gerçekte ne yapmak istiyorum?" diye sordum bu kez. Devamında da; "istediklerime ulaşmak için neler yapabilirim?" ,"bu ihtimaller gerçekten olası mı?" gibi sorular geldi. 

En önemli soru ise şu oldu her seferinde; "FARKIN NE?" 
Sahi farkımız ne? Gizli saklı kalmış bir yeteneğe mi sahibiz? Yoksa farkında olup geliştirme fırsatı bulamadığımız bir özelliğimiz mi var? Herkesten farklı bir bakış açımız mı var? Özgün bir şeyler mi yapıyoruz? 

Çoğumuz bu soruların cevaplarını kendine sormaya korkuyorken, çoğumuz da bu soruların üzerine cevaplarını hiç düşünmüyor. Aslında bunun sebebi ise; hazırcılık. Hazıra hızlı bir şekilde kavuşmayı, hazır olan şeyleri direkt alıp uygulamayı, hazır olan şeylerle uğraş vermeden ilgilenmeyi seviyoruz. Aslında bu kızılacak bir durum değil, çünkü hepimiz tüketiciyiz. İnsanız en önemlisi. Tüketmeyi, kısacık yaşamlarımızda bir şeyleri hızlandırıp kullanmayı istiyoruz. Çok da haksız sayılmayız. Ama hazırcılık kısmının olumsuz yönü var bunu fark etmiyoruz. Biraz da kendi zihnimizi çalıştırmak için çaba sarf etmiyoruz. "Birileri zaten hazırlamış ben neden uğraşayım ki?" diye düşünüyoruz. Bu tıpkı pandemi ile birlikte evde ekmek yapmayı öğrenmemiz gibi. Ekmek hep hazırdı, çıkıyor parasını veriyor sıcak bir şekilde alıp eve dönüyorduk. Oysa bazı şeylerden korktuk veya bazı zorunlulukların şartları değişti. Öğrendik. Şimdi bir şeyleri deniyor, kendimiz üretebiliyoruz. 

Buradan yola çıkıldığında şunu düşünüyorum; madem zorunda kalınca birçok şeye cesaret edebiliyoruz. Hayatımızda neden değişikliğe gitmeyelim? 

Hepimiz farklıyız. Hepimizin bambaşka karakteristik, fiziksel özellikleri var. Birimiz maviden hoşlanırken birimiz gri severiz. Sırf biri istiyor diye onun kalıbına uymak, sırf istiyoruz diye birini kalıbımıza uydurmak zorunda da değiliz! Hiçbirimiz birbirimize benzemiyoruz. Rengimiz, dilimiz, zevkimiz, huyumuz, hayalimiz ayrı. Bambaşka insanlarız işte. Bambaşka günler geçiriyor, bambaşka şeyleri düşünerek uyuyoruz. Doğadaki hiçbir şey birbirine benzemezken, biz birbirimize benzemek için savaşıyoruz.. Fotoğrafta ki iki yaprak birbirinin aynısı mı? Bu yüzden farkımızın da farkına varmamız gerekiyor aslında. Bugün bu yazıyı okuyan tüm renklilerden tek bir ricam olacak. Uzun uzun bu sorunun cevabını düşünün. Sizin cevabınız ne? Farklı yönünüzü biliyor musunuz? Bunun üzerine kafanızı yorun. Ciddi anlamda da yorulun. Kendi yolunuzdan ve özünüzden kaybolmadan, kendinize ait olabilecek yolda ilerleyin, araştırın yorulun pes etmeden uğraşın. Sonuçları olumsuz olsa bile denemekten korkmayın. En büyük pişmanlık; hiç denememiş olmaktır. Hayatınız hakkında kimsenin sözünü önde tutmayın, yaşadıklarınızı bir tek siz biliyor olacaksınız ve belki de birinin dediği yüzünden hayalinizden vazgeçeceksiniz. Kendi gününüzü kendi bildiğiniz, iyi hissettiğiniz şekilde geçirin. Hayatın tadını çıkarmayı hak ediyoruz. Bu hep aklınızın bir köşesinde "Kübra demişti" olarak kalsın. 

Şimdi ben size sorup bu zinciri başlattım, sıra sizin kendinize sormanızda. Yol sizin, hayat sizin nasıl eşlik edeceğiniz ise yine size kaldı. 

Umarım hem iç dökmeli hem mottolu bu yazı da ruhunuza renk katabilmiştir. Yeni, enerjik, ne istediğimizi bildiğimiz günlere hep bir ağızdan: Merhaba! deme vakti.🍀


4 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Bakımlı,

Mini Alışveriş Turu #6 (Saçhane)

Eylül 19, 2020 Ruhuna Renk Kat 6 Yorumlar


Uzun bir moladan sonra yeniden alışverişlere devam ediyoruz. Tekrar hoş geldiniz efenim! Son alışverişlerim hep ihtiyaç üzerine oluyor diyebilirim aslında. Artık elimde belli ürün ve eşyalar kaldı, git gide minimalizm var üstümde anlayacağınız... 

Bu alışveriş turum oldukça minik oldu kendime de ihtiyaca göre hediyelik aldım denebilir, fakat geç yayınlayabildim çünkü araya mola girdi kendime anca geldim vs derken.. (Oysa ki taslaklarda uzun süredir duruyordu ayıp bana :D) Ayrıca ihtiyacımın dışına çıkıp, ekstra harcamalar yapmadığım için de oldukça mutluyum. 

Alışverişimin 6.turunda da ilk kez sachane.com 'u tercih ettim. Epey süredir cilt bakım ürünlerinin indirimlerini uzaktan uzaktan kesiyordum, sonra beklediğim fırsat ayağıma geldi. :) Saçhane iyi bir indirim başlattı, bir de bazı markalara kargosu da bedavaydı. E durur mu Kübra dersiniz? Hemen birazdan bahsedeceğim üçlüyü sepetime jet hızıyla ekledim.

İsterseniz ben sadede geleyim ve artık anlatmaya başlayayım.


Aldıklarım:

La Roche Posay Effaclar Tanışma Kiti 
Incia Doğal Saf Zeytinyağlı El ve Vücut Sabunu

Genel olarak ürün yorumlarımı sona saklıyorum ama tek tek bahsetmek isterim.





La Roche Posay Effaclar Tanışma Kiti


La Roche Posay'in bu seti, henüz marka ile tanışmamış, ürününü hiç kullanmamışlar için ideal bir tanışma değerinde. Ben yıllardır La Roche ürünleri kullanıyor da olsam, bu boyların da bana uzun süre yeterli geldiğini düşünerek tercih ettim. Setin içerisinde; La Roche Posay Effaclar Gel / Effaclar Purifying Foaming Gel olarak adlandırılan 50 ml. boyutunda bir yüz temizleme jeli ve Effaclar Duo (+) kremin de 15 ml. boyutu bulunuyor. 

Effaclar jel, toleriane caring wash jelden şu şekilde ayrılıyor. Birisi (toleriane caring wash) biraz daha hassas ciltler için, kuruluk önlüyor, rahatsızlık hissini ve nemsizlik sorununu ortadan kaldırmayı hedefliyor, diğeri (effaclar jel) ise; akne ve sivilceye meyilli yağlı/hassas ciltler için, cildi fazla sebumdan arındırıp derinlemesine temizlemeyi, irritasyona karşı da Termal su içeren içeriği ile yatıştırıcı etkiyi vaat ediyor. 

Peki hangisi daha iyi derseniz; cildinizin hangisine ihtiyacı varsa onu seçin derim. Şöyle ki ben ikisini de kullanıyorum. Çünkü dönemsel sivilcelenmelerim olduğunda yatıştırıp hafifletmesi için Effaclar'ı tercih ederken, bu dönemlerin dışında günlük kullanım ve nem ihtiyacım için Toleriane serisini seçiyorum. 

Kreme gelecek olursam Toleriane Sensitive kremden ayrılan Effaclar Duo (+) krem için ise şu farklar mevcut. Toleriane serisindeki krem, cildi nemlendirmeye, hava koşullarına karşı korumaya ve rahatlatmaya yarıyorken; Effaclar serisi tıpkı jelinde olduğu gibi, cilt kusurlarını ve kalıcı lekelere karşı savaşıp, kırmızı kahverengi lekelerin tekrar oluşmasını önlemeye yarar sağlıyor. 

Effaclar Duo (+) kremin içeriğini merak edenler içinde kısaca; 
- Procerad: Kırmızı ve kahverengi lekelere karşı savaşma.
- Mannose: Cilt görünümünün yenilenmesine yardımcı.
- APF: Cildin dengesini sağlama.

Yine jellerde ki şey burada da geçerli, cildinizin o an neye ihtiyacı varsa o kremi tercih etmenizi öneririm. Kendi kullanımımdan örneklendirecek olursam; sivilcelenme dönemimde lekeler kalabiliyor bunun için Effaclar duo tercihimken, cildim kurumaya başlıyorsa hemen nem ihtiyacı karşılamak için de Toleriane tercihim oluyor. Jelden ayrılan kısmıysa şu; kremleri bölgesel kullanıyorum. Örneğin sivilce çenemde çıkmışsa sadece oraya uyguluyor, kuruluk burun bölgemdeyse orada da farklı kremi uyguluyorum. Bugüne kadar hiç cildimin tamamına sürmedim. Açıkçası buna da gerek olduğunu düşünmüyorum. Tıpkı karma ciltlerin t bölgelerine ayrı, geri kalan yüz bölgesine ayrı ürün kullanmaları gibi düşünebilirsiniz bunu...

Kullanım şekli; genelde sabah uyandıktan sonra nemli elime döktüğüm jeli yüzüme uygulayıp durulamak, ardında da kreme ihtiyacım varsa bölgesel olarak onu sürmek oluyor. Akşam farklı bakım uyguladığım için, bakım sonunda ihtiyaca göre krem uygulayabiliyorum. 

La Roche Posay ürünlerinin şöyle bir avantajı var ki; içeriklerinde paraben, sls, alkol kullanmıyorlar. Effaclar serisinde parfüm bulunuyor fakat farklı markalara göre oldukça hafif bir koku olarak kalıyor. Toleriane serisinde ise parfüm de yok. Açıkçası içimin en rahat ettiği marka olduğu içinde size uzun uzadıya anlatarak paylaşmak istedim. Eee 10 yıllık La Roche Posay geçmişim var, profesyonel tecrübe sayılmıyorsam nedir bu? 

Aynı zamanda benim roaccutane tedavimi bilen, instagramda paylaşımlarımdan La Roche övdüğümü görenler de çok sormuştu, bunlar da ürünleri aldıkça açıklama niyetine olsun diye düşünüyorum. Ama en sevdiğim ürünü bambaşka bir zamana saklıyorum. 

Bu setin normalde fiyatı; 40 TL diye hatırlıyorum ama satış yerlerine göre değişkenlik gösteriyor. 


Incia Doğal Saf Zeytinyağlı El ve Vücut Sabunu


Incia markasını çok fazla duymuş olmama rağmen bir türlü deneme fırsatı elde edememiştim. Şimdi La Roche Posay alırken bir de onun kampanyasına denk geldim ve seyahat boy bir ürünüyle şans vermek istedim. Incia doğal saf zeytinyağlı el ve vücut sabunu bana kalırsa bizim klasik beyaz kalıp sabunumuz gibi. :) Ama içime sinen şey kesinlikle oldukça güzel olan ve katkısız içeriğidir. 

Incia sabun içeriği; 
Saf zeytinyağı, hindistan cevizi yağı, hint yağı, sirke, aspir yağı, aynısefa yağı, lavanta yağı, buğday yağı, makademya yağı, lavandin yağı, fesleğen yağı ve gliserin.

Sabun kesinlikle paraben, sles, sülfat, parafin, mineral yağ ve boya içermiyor, bu da gözümdeki değerini tahmin ettiğiniz gibi arttırıyor. Zaten yeteri kadar günlük yaşamdan katkı alıyorken, bari cildimize değen ürünlerde bulunmamasına özen gösteriyorum. Fakat işte Incia'nın bu sabunu evimizde bulunan o beyaz sabunlardan çok farklı bir koku ve yapıya sahip değil. Hani onunla da elinizi yıkadığınızda gıcır gıcır eder ve bilindik kokusu olur ya aynısı bunda da geçerli. Ama bu elbette bir olumsuzluk değil, hatta aksine iyi. Çünkü bunun içeriğindeki çeşitli yağlar ve sirke gibi ekler biraz daha hijyen hissettiriyor. 

Haftalardır kullanıyorum ve cildimde herhangi bir tahriş, alerji, kuruluk da yapmadı. O yüzden oldukça memnun olduğumu söyleyebilirim. Her gün kullanıldığında dayanmayacak bir ürün boyu olduğunu fark etmişsinizdir, deneme amacıyla tercih ettiğim ve küçücük bir ölçü kullanımı güzel etki yarattığı için sorun olmadı.  

El ve vücut sabunu olarak belirtilse de ne yalan söyleyeyim vücuduma sürmeyi çok düşünmedim, hassas bir cilde sahip olmanın verdiği endişe sanırım bu da. :) Genel olarak yorumlayacak olursam, fiyat-performans açısından da güzel bir alışverişti demem mümkün.

50 ml. için fiyatı; 10 TL iken, bana 4 TL gibi bir civara geldi. İndirimde yakalamanız mümkün. Tam çantaya at, seyahate götür şeklinde. Bence denenebilir. 

Genel olarak şu alışverişimin yorumlarına gelecek olursam; artık La Roche Posay konusunda benden bıksanız da, her denediğimi sizinle paylaşmaya devam edeceğim. Çünkü markayla yıllanmış geçmişim var, bu yüzden de kendimi La Roche kullanımı ve önerisi konusunda yeterli hissediyorum. Dilerseniz; şu iki yazımda da (Toleriane-1 Krem & Toleriane-2 Jel) Toleriane hakkında olan yorumlarımı okuyabilirsiniz. Incia içinde memnuniyetimi belirttim zaten, yani ben bayağı karlı bir alışveriş yaptığımı düşünüyorum. ^^ Fiyat bakımından ise; tanışma seti ve sabuna kargo bedava ile 35 TL ödedim. Bu tip indirimleri yakalarsanız kaçırmayın derim. 

Minikçe de olsa bir alışveriş turu daha yaptık, umarım keyif almışsınızdır ve faydalı olabilmişimdir. Tekrar başka alışverişlerde başka ürün yorumlarında görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın! 💙


6 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤