Ben Kirke,

Mini Alışveriş Turu #4 (Trendyol-Kitap&Hobi)

Ocak 27, 2020 Ruhuna Renk Kat 8 Yorumlar


Alışveriş tam gaz devam ediyooor ve 4.yazı sizinle buluşuyor! Çok havalı bir giriş yaptım, farkındayım fakat bu Aralık ayında yapmış olduğum bir alışverişti ve henüz yeni buralara gelebildim. Ocak ayını bitiriş yazısı olarak da bunu ilan ettim. Sonunda blogda istediğim düzeni yavaş yavaş oturtmaya başladım, en azından her hafta olmasa da ayda minimum 2 kez burada görüşebiliyoruz.

Alışveriş turlarının, daha doğrusu aldığım şeylerin fiyatından tutun yorumlara kadar etkili olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü sizlerden tatlış yorumlar alıyorum ve bu beni aşırı mutlu ediyor. Birçok seriye başlamış olup devam da ettirmeye çalışıyorum biliyorsunuz ki. Bunlardan biride ne mutlu ki, Mini Alışveriş Turları oldu.

Gel gelelim bu kez ne alışverişi yaptığıma... Dayanamadım yine kitap aldım! Hatta maaşı alır almaz, sevdiğim beye "sevgili ben bir şey yaptım" dedim, "yine kitap batağına düştüm" diye de müjdeyi verdim. Ki kendisi "böyle batağa kurban" diyerek mutlu etsede beni, paraları gömüyorum arkadaşlar! Bunun eğrisi doğrusu yok şimdi.

Evimize ait bir kitaplık oluşturuyoruz aslına bakarsak, listemizde bulunanları alıyoruz, ileride cucuklarımıza (evet cucuklar) anne ve babalarından kıymetli eserler sunacağız. :) Her neyse, benden de sevdiğim beyciğime geçti bu kitap batağı işte artık birlikte okumalar, her gün az da olsa kitaba vakit ayırmalar.



Şimdiyse bu yeni ikiliden ve aldığım tatlış takvimimden bahsedeceğim. Bu arada fark ettiyseniz yeni yıla yeni masa düzeni oluşturdum, foti yenilendi, cınım sevgili bardağı geldi ve de kaplumbağamız ile balinamız var. Oh mis yani.❤️

Trendyol'dan Aldıklarım;

Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü (İndirimli Fiyat: 5 TL)
Madeline Miller - Ben, Kirke (İndirimli Fiyat: 18 TL)
Gıpta 2020 Masa Takvimi (İndirimli Fiyat: 6 TL)

Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü Kitap Yorumu:


Tam 30 dakikada bitirdiğim öykü kitabı. Jose Saramago 'yu daha önce okumayı çok istiyordum fakat bir türlü denk gelememiştim, şimdiyse uygun fiyata çerezlik sayılabilecek kitabını bulunca kaçırmak istemedim.

Kitap; "Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver." cümlesiyle başlıyor. Ki ilgi çeken ve akılda kalan kitap başlangıçlarında benden bissürü puan kapıyor. :) Bir adamın pes etmeden bilinmeyen bir ada aramak için kraldan tekne isteyip, tekneyi alarak bir kadınla beraber umut dolu olmasını anlatıyor. İçerisinde birçok altı çizilecek cümle bırakılmış sanki... Birçok betimlemesi bulunuyor, her birini not edesiniz geliyor. Yazarın üslubu akıcı, kendisini okutturan ve anlattığı hikayeyle okuyucuyu bağlıyor. Anlatımını gerçekten çok sevdim. Özellikle kitabın sonunu ayrıca sevdim. Böyle mutlu eden, yüzde gülümseme bırakan bir son...

Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.
Sanırım en güzel alıntısı da buydu... Kitap dediğim gibi hemencecik bitiyor ve herkesin okumasını tavsiye edebileceklerimden biri. İçinin yarısına yakını çizimlerle dolu, fakat bu size "bu ne böyle?" dedirtmiyor.

Bir şeye inanıyorsanız, bir hayaliniz varsa peşinden koşmalısınız. Bilinmeyenler hayatımızda hep var, ama bilinenleri görüp vazgeçmek niye? Henüz bilinmeyenin peşine düşün, hayalinizi kovalayın, vazgeçmeden yola çıkın. Bu sizi günlerce yoracak da olsa... Bu da ruhunarenkkat'ca bir yorum olsun. Okuyalım, okutturalım.

Madeline Miller - Ben, Kirke Kitap Yorumu

Meraktan çatladığım bir kitaptı Ben, Kirke. Mitoloji seviyorsanız bayıla bayıla okuyacağınız, ilginiz yoksa da sizi bir noktadan mutlaka yakalayacak olan kitap Kirke. O kadar çok sevdim ki size anlatmam çok zor. Zinciri Kırma tablosundan sebeple her gün kendime koyduğum 10'ar sayfa kitap okuma hedefim sebebiyle, çok yormadan hemen bitirmeden okudum. Uzun bir sürede bitti ki bana kalsa bu kitap, bu kadar güzel bir dil ve akıcılıkla en fazla 3 günde bitirilirdi.

Uzun zamandır hiçbir kitabımda tam alamadığım o tatmin duygusunu ve keyifli okumayı Ben, Kirke okurken yaşadım. Aşırı güzel bir son, akıcı bir dil, müthiş kurgu, fantastik bir dünya ve bolca mitoloji. İçinde Titanlardan, Olymposlulara kimi ararsanız var. Bittikten sonra İlyada ve Odessa'ya da sardım, haydi hayırlısı. :)

Yarı cadı yarı nympha tanrıça Kirke'nin hayatının hikayesini okuyoruz. Cadı dediğime bakmayın ama o kadar güzel bir kız ki! Hatta bazı yerlerinde çok üzülüp gözlerimi doldurmuşluğu var. O derece gerçekçi gözümde.

Hemen sevdiğim bir alıntısını da sizinle paylaşmak isterim.

Yalnız bir yaşamda, bir başka ruhun sizinkinin yanına damladığı ender anlar vardır, yıldızların senede bir defa yeryüzüne sürünüp geçmesi gibi.
Kirke yaşamı boyunca ailesi içinde, dışarıda hatta tek başınayken bile savaş veriyor. Bu sebepten onu çok asil görüyorum. Aşkı, inancı, sevgisi uğruna yapabildiklerini mantık çerçevesinde tutmasını seviyorum. Mutlaka ama mutlaka okumanız gereken bir kitap olduğunun altını bastıra bastıra çizmek isterim. Kütüphanenizde olmalı.

Ama ilk başta da belirttiğim gibi Ben, Kirke herkesin ilgisini çekmeyebilir. Ama bir noktada "bu da neymiş yahu" dedirtir. Mitoloji hayranlarına zaten çerezliktir. :) 

GIPTA 2020 Takvimi


Takvimsiz yapamıyorum arkadaş! Masamda mutlaka bir takvim olmalı. Hani biri "bugün ayın kaçı?" diye sorsa, bilgisayar ekranından telefondan değil de masamdan bakmayı daha çok seviyorum. Var mı böyle ilginçlik yahu.🙈 Her neyse geçen yıl ki takvimimi Latua Paper'dan almıştım, bu yıl aslında fotoğraflardan oluşturmayı düşünüyordum fakat bir de baktım bu 6 tl'cik. Hemen kaptım. Trendyol'da Hobi butiğinde açılan bu takvimin görselde farklı içeriğe sahip olduğu gösteriliyordu. Meğerse her sayfa oradaki gibi değil, 4 ayrı modele sahipmiş. Bir de model seçseydim iyiydi diyordum ki, istediğim masa düzenine siyah beyazın daha hoş durduğunu fark ettim. Takvimin içeriği siyah beyaz çizimlerden oluşuyor, fotoğrafta da görüyorsunuz zaten.

Daha ne yorum yapacağım ki ben şimdi? Öyle işte, güzel takvim kaliteli takvim uyguna bulunursa alınabilir.

Trendyol'dan yaptığım kitap ve hobi alışverişimde bu şekildeydi. Kitaplar hakkında umarım faydalı yorumlarım olmuştur. Yeniden görüşelim, ocak ayı çetelesini izninizle bitiriyorum! Kendinize çook iyi bakın e mi canlar. 😊

8 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Dizili Filmli,

Marriage Story Film Yorumu

Ocak 20, 2020 Ruhuna Renk Kat 8 Yorumlar


Herkese hızlıca bir merhaba!
Birkaç gün önce izlediğim bir filmi yorumlamak için hızlı bir yazı hazırlama faslına giriştim. Fark ettiyseniz yazı yayın günlerimi 7-10 gün civarına çektim. Ki bu benim için ideal aralık. Ama ani fikir değişimleri veya yazı gazları beni buralara sürükleyebiliyor. İsterseniz başlangıcım gibi film yorumuma da hızlıca bir giriş yapalım.

Bu kez bol ödüllü, hem olumlu hem olumsuz birçok eleştirisi bulunan, herkesin konuşmakta olduğu bir filmle karşınızdayım. Vallahi ne yalan söyleyeyim, ilk başta o kadar olumsuz yoruma ve instagramda denk geldiğim sahnelere göre daha filmi izlemeden sıkılmıştım. Fakat sırf merakımdan oturup izledim. Hazır Oscar ödüllerine de az kalmışken, izlemeyenlere bir fikir olur belki diye düşündüm.

Ve şimdi olumsuzlara soruyorum; neden beğenmediniz a dostlar? Ki gerçekten bu soruyu tüm samimiyetinizle cevaplarsanız çok mutlu olurum, çünkü "ben beğendim ne demek beğenilmemek" demeyeceğim tabii ki, ama olumsuzların da nerede takılı kaldıklarını merak ediyorum.

Filmin Imdb puanı; 8,1. Tabii Ruhunarenkkat olarak durur muyum; yapıştırıyorum 8'i ben de.

Şimdi Adam Driver ve Scarlet Johansson'un başrolünü paylaştığı Marriage Story konusu ile başlayalım.


Marriage Story Konusu:

Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren Marriage Story konusu itibariyle yoğun dramı, romantizmi ve hüznü bir arada barındırıyor. Charlie (Adam Driver) ve Nicole (Scarlet Johansson) evli bir çifttir ve boşanmaya karar verirler. Çatırdayan bu evlilikle birlikte, ilk sahneler terapiste gitmeleri ile başlar. Nicole Los Angeles'a işi sebebiyle giderken, Charlie ise New York'ta tiyatro yönetmeni olarak kalacaktır. Fakat Henry yani çocukları ortada kalan olacaktır. Çifti izlerken taraf tutamıyorsunuz. Mesela çoğu izlediğimiz dizide filmde kadın haklıysa ondan tarafa olursunuz veya tam tersi değil mi? İşte Marriage Story'de bu mümkün değil. Çünkü iki tarafında boşanma sürecindeki psikolojik etkilerini, bilinçaltlarını, dışavurumlarını görüyorsunuz. Her açıdan bakıldığında göze trajik gelen bu süreçte, iki tarafında kendince haklı olan yönlerini fark ediyorsunuz. 

Kendimden örnek vermem gerekirse; ilk başta Nicole karakteri bende sinir etkisi yaparken, giderek hak da vermeye ama bir yandan da Charlie'yi de haklı bulmaya devam ettiğimi fark ettim. 

Film ilerledikçe araya avukatlar giriyor ki, Laura Dern'in canlandırdığı Nora karakterini çok sevdim. Kadının filme girişiyle sanki tüm atmosfer değişiyor. Çok sağlam bir oyunculuk. Karşılıklı avukat savaşları, mahkeme sürecinde oluşturulacak tuzaklar veya yalanlar, itiraflar ifşalar derken biraz aile gizliliği çöküyor açıkçası. Çok fazla sırlarını ortaya serdiklerini görüyorsunuz. 

Benim için filmin en güzel sahnesi; izlemeden önce hep instagramda gördüğüm kavga sahnesiydi. Fakat o ne muazzam bir sahneymiş! Ciddi anlamda söylüyorum ki, bir an gerçekten kavga ediyorlar sandım. Set arkasında kavga mı ettiniz de geldiniz be? Bayağı iyiydi gözümde. Nereden baksan 10/10 kavga.

Marriage Story Yorumum:


Az önce bahsettiklerim dışında Marriage Story uzun süresine rağmen izlenebilir bir film. Sonu tatmin etmiyor, ama bir şekilde izlettiriyor. En çok Henry'nin annesine bir o kadar yakın olup, babasına uzak durması üzdü beni ne yalan söyleyeyim... Tüm oyunculuklar çok başarılıydı, sanki her iki başrol oyuncusu da doğaçlama ve gerçek hayattan bir an yaşıyorlar gibiydi. Hoş Nicole bazı sahnelerde sinirimi bozdu, söylemeden geçemeyeceğim. Avukat Bert de tam bir ponçik dede avukattı. :) 

Filmi tüm çiftlerin evli olup olmaksızın izlemesini tavsiye ederim. Çünkü gerçek yaşamdan bulunabilecek çok alt notu var. Evlenirken veya evliyken ince detayların önem taşıdığını izlerken gözlemlemek mümkün. 
Tabii ki herkes gibi ben de kendimden bir bölüm buldum ve oradan etkilendim. Özetim bile olabilir.

Nicole Nora'ya Charlie ile başlangıcını anlatırken şöyle bahsediyor, ondan öncesinde içinde ölü bir parçasının bulunduğunu, ama onu görünce her şeyin değiştiğini... 
Zaten sonda birbirlerinin sevdiği yönleri hakkında yazılan mektupta da dediği gibi; 
Onu gördükten iki saniye sonra ona aşık oldum. 

Biraz sihir gibi ama filmi düşünmek de iyi hissettiriyor. Bu kadar seveceğimi düşünerek izlememiştim, hatta beklentimi düşük tutmuştum. Ama şaşırttı gerçekten.

Özetlemem gerekirse Marriage Story ; şahane oyunculuklar, sıkılmadan izlenecek bir konu, hüznü de gülümsemeyi de yaşayabileceğiniz duygular. İzleyin derim.

Bir sonraki yazıda yine görüşelim. İyi seyirler şimdiden.📺

8 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Dizili Filmli

The End of The F***ing World Dizi Yorumu (TEOTFW)

Ocak 14, 2020 Ruhuna Renk Kat 2 Yorumlar


James ile Alyssa'cılar el kaldırsın önce yoklama alacağım. Çünkü gelmiş geçmiş en favori dizimi anlatacağım. Yine unutulmuş bir merhaba ile yardırıyorum yalnız, bir durdurun yahu! :)

Umarım keyifler yerindedir, lakin keyifsiz de olsanız çok güzel bir dizi önerisiyle şenlendireceğim buraları. Önce her zamanki gibi nereden çıktı bu The End of The F***king World sevdası ve başlangıcı diye anlatmak istiyorum. TEOTFW ara sıra sosyal medyada gördüğüm replikleri ile zaten listeme giriş yapmıştı. Hakkında çok araştırma da yapmadım aslına bakarsanız, hatta bazılarının teenage dizisi yorumunu da göz ardı gelerek onu önceliklilerde tuttum, iyi ki de öyle yapmışım!

Bir çizgi romandan uyarlanan The End of The F***ing World, başarılı konu ve oyunculuklarla göz dolduruyor. Bilirsiniz en sevdiğim dizi Friends'tir, artık peşinden gelen ikincim de bu. Çünkü bu, bu yahu bu ne bileyim ikiyi hak etti gözümde... Çok güzeller ya anlatmak az kalacak belli ki bugün.

Imdb'de 8,1 puanı ve daha da fazlasını hak ettiğini söylemek mümkün. Şahsen ben ruhunarenkkat puanı olarak 10/10 olarak güncelliyorum. Gerçi sevdiğim beye de sormak lazım puanı, çünkü kendisiyle beraber izledik ve o da bayağı sevdi. (hoş bir After Life değil dese de) :)



Şu güzelliklere bakar mısınız yahu? Kara mizah olarak türü belirtilmiş olsa da, bana kalırsa içinde oldukça yoğun ve tatlış bir romantiklikte mevcut. Gelelim konusuna ve her şeyin nasıl başladığına...

The End of The F***ing World (TEOTFW) Karakterleri:


James; psikopat esas çocuğumuz, öyle ki gerçekten canı acımıyor ve hiçbir şey hissetmiyor. Zaten ilk bölüm bunun şokunu üzerinizden atamayacaksınız. Hatta inceden kıl bile olabilirsiniz. Dizi ilerledikçe bu çocuğun psikopat değil de geçmişten gelen acılara sahip olduğunu göreceksiniz.

Alyssa; dizinin ilk başında seveceğiniz esas kızımız. Asi ruhlu, isyankar ve "What?" diyişleriyle ünlü. Gerçekten hayatı bu what kelimesi üzerine kurulu da diyebiliriz. Alyssa'nın bu gıcık hali ise ailesine dayalı. İtiraf etmem gerekirse ilk bölümde Alyssa'yı sevmiştim.

Bonnie; diziye 2.sezonla giren ana karakterlerden biri. Ama en sevmeyeceğiniz karakter. Biri bu kadar sevimsiz olamaz ya, nereden olduğunu anlamadan çıkıverdi ortaya. Son anda biraz saf gönlüne üzülüyorsunuz ama, hızlı geçiyor bence.

Geri kalan yan karakterlerimiz, ebeveynlerden Clive Koch denen karakter yoksununa kadar herkes çok başarılı.

İlk bölümlerden, tabii James'de olan o sinsi gülüşe dikkat. :)
Ve de James'de oluşan o aşık gülüş. :) 
2.sezondan Bonnie ile beraber.

The End of The F***ing World (TEOTFW) Konusu:


James birini öldürme isteği hissederken, Alyssa'da James'i gözüne kestirmiş ve kavga yollu yürümeye çalışıyordur. (cidden başlangıç böyle abartmıyorum:)) Daha sonra James bu fırsattan yararlanarak Alyssa'yı ne zaman kesip biçeceğinin hesabını yapmaktadır. Bu yüzden her şeye meşhur "okay" kelimesini söylemektedir. Ta ki bir gün bir fırsat doğar ve Alyssa ile beraber yollara koyulurlar, başlarına da gelmeyen kalmaz tabii. Derken, üniversitede öğretmenlik yapan Clive Koch'un evinde gelişen olaylar her şeyi çığrından çıkarır. Sonrası hep kaçma, kovalama vs. olarak devam eder. Bu sırada James ve Alyssa'nın birbirine bağlandığını, James'in hissetmeye başladığını, Alyssa'nın ise durulduğunu göreceksiniz.

kaynak: buzzfeed
***Dikkat spoiler olabilir: Yalnız şu sahnenin fotoğrafını paylaşmadan geçemem, çünkü dizide en ama en anlamlı bulduğum tek sahne diyebilirim. Gerçi bir de James'in elinde çiçekle durduğu sahne var. Baktıkça yüzümde gülümseme oluşuyor, James'in ilk kez bir insana bir şey hissettiği ve hayatına son vermekten çok hayatının anlamı yapmak düşüncesinin ortaya çıkış anı...


İkinci sezonda ise konu Bonnie ağırlıklı başlıyor ve olay örgüsüde onun etrafında dönüyor. Aslına bakıldığında Bonnie kandırılan ve acısı olan bir kızdır. Yine geçmişinde psikolojik baskıları olduğu için de oldukça tuhaftır. Bizimkilerle tanıştığında da her bölüm panik atak geçirtmektedir. Fakat dizinin sonu bile o kadar güzel bitiyor ki, aklınızda en ufak soru işareti kalmıyor.

Özet yorumumu söylersem; James adamdır gerisi yalandır. :D Güldüğüme bakmayın, gerçekten öyle ama. Sevdiğim beyden tatlı olmasın ama inanılmaz tatlı ve sevimli bir çocuk. :) James'i izlemek ve içindeki tatlı duyguları dışavurumunu görmek çok güzel... Favori karakterim, istisnasız!

Dizi konusu itibariyle sadece bir olaydan oluşuyor diye düşünmeyin, içerisinde günümüzün konularına da vurgu yapıcı mesajlar içeriyor. Özellikle çocuklar ve ebeveynler ile ilgili. İlk sahnelerde hoşlanmayacaksınız belki ama, sonradan aklınızda oturmaya başlayacak. Kara mizah olmasının bir diğer sebebi de bu sanırım.

TEOTFW'nin o kadar güzel bir işleyişi var ki, her bölümü yaklaşık 20 dakikadan oluştuğu için ve 2 sezon toplamı 16 bölüm olduğu için bir günde kolaylıkla bitirebilirsiniz. Zaten dizinin en zor kısmı da bu, resmen bölümler biterken "ne çabuk ya" diye diye üzülüyorsunuz.

Bir diğer üzüleceğimiz konu ise şu; yapımcıların verdiği bir röportajda dizinin bilinmeyenlerinin ve soru işaretlerinin çözüldüğü, konu sebebiyle de bu şekilde bırakmak konu bütünlüğünü bozmak istemedikleri söylentiler arasında. Ki bu söylenti de oldukça gerçek. Çünkü son bölümü izleyince, kafanız rahat mutlu oluyorsunuz. Ne yazık ki bazı yapımların, sırf reyting uğruna boş yere sakız gibi uzatılan senaryolar sunduklarını çok görüyoruz. Bazı şeyleri tadında ve en güzel haliyle bitirmek daha iyi diye düşünüyorum.

Kısacası açıp açıp izleyebileceğiniz, sıkılmayacağınız ve hoşunuza gidecek bir dizi The End of The F***ing World. Favorilere de taht kurmuş bir dizi olarak, aşırı tavsiye ediyorum. Eminim ki aranızda izleyeniniz vardır. Bakalım sizde benimle aynı fikirde misiniz? :)

Ah daha uzun olaydın da izleyeydim seni...

*İlk (kapak) fotoğraf: @ruhunarenkkat tarafından oluşturulmuştur.
Diğer fotoğrafların kaynakları: imdb.com

2 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Bakımlı

La Roche Posay Toleriane Sensitive Nemlendirici

Ocak 05, 2020 Ruhuna Renk Kat 14 Yorumlar


Herkese selam! Bu kez size bakımsal bir yazıyla geldim. Hem de en sevdiğim cilt markasıyla! La Roche Posay tartışmasız tüm markalar içerisindeki favorim. Denebunu Exclusive Kutu Açılımı adlı yazımda da bahsetmişliğim var. O sebepten uzun uzadıya anlatmak yerine size şöyle link bıraktım.  >>> Denebunu Exclusive Kutu Açılımı

Geçenlerde Loreal Paris ile ortak bir influencer çalışması yapmıştım ve La Roche Posay'ın #FiltresizHikayem ini tamamlamıştım. Ardından Loreal bana bu güzel hediyeyi göndermiş. Teşekkürlerimi bolca ilettikten sonra, daha önce denememiş olduğum ürünle beni tanıştırdıkları içinde kendimi şanslı hissediyorum. Denebunu kutusunda bildiğiniz gibi La Roche Posay Toleriane Caring Wash temizleme jelini denemiş, yıllardır da Thermal Water/Termal Su kullandığımı da eklemiştim. Böylece kullandığım ürün sayısı da artıyor.

Elimde birçok bakım ürünü olduğu için onları teker teker bitirip, uzun süreli kullanımlarını gözlüyorum. Bu sebepten hepsini sıfırladığımda dolabımı komple La Roche'dan oluşturacağım.

Markayı sevmem ne kadar geçmişe dayansa da, içeriklerinin içime sinmesi de çok büyük önem taşıyor. Paraben, alkol kullanmıyorlar. İçerisinde köpürmesi için zararlı maddeler yerine, birçok cilt koruyucu etken madde bulunuyor.




Bana gönderilen La Roche Posay Toleriane Sensitive nemlendirici krem, 15 ml'lik olmasına rağmen epey uzun süre gidiyor. Ve elinize aldığınız ufacık bir krem minicik dokunuşlarla oldukça iyi etki sağlıyor. Peki bu kadar içerikten bahsetmişken Toleriane Sensitive nemlendirici de hangi etken maddeler yer alıyor?

Yatıştırıcı ve koruyucu aktifler olarak belirlenen kremde;

- Gliserin; 48 saatlik nemlendirme
- Seramid; cilt bariyerini koruma
- B3 Vitamini; cildi yatıştırma
- Termal Su; cildi yatıştırma vaadinde bulunuyor.

Hassas, gergin, kızarıklıklara sahip, karıncalanan kaşınan ve kuru ciltler için ideal olan La Roche Posay Toleriane Sensitive nemlendirici, ilk günden etki göstermeye başlıyor. Prebiyotik bakım kremi her sabah ve akşam cildiniz ile boyun bölgenize uyguladığınızda etkiliyor. Kullananlar, 4 haftalık uygulamaları sonucu %75-90 arasında vaatleri gerçekleştirdiğini belirtmişler. Ama şunu söylemeliyim ki bende 1 haftada sonuçlanmaya başladı.

Yine mi memnunsun be Kübra? Hiç mi olumsuz yanı yok diyeceksiniz. Yok arkadaşlarm, yine memnunum. Sanırım cildim de La Roche ürünlerini fazla sevdiği için böyle. :)

Aslında kullanılacak belirtilere sahip olmadığımdan ne zaman kullanacağım konusunda da çok kararsızdım. Fakat şansa ki özel günlerde çıkan malum tatlı sivilceler etkisini gösterip yüzümü kızarık ve gergin hale getirdi. Baktım her saat başı yeni bir kızarık nokta çıkıyor, başladım hemen. Ardından sabah akşam uygulamam sonucu anında serinlik hissi ve nemlendirmeyle birlikte kızarıkların gitgide hafiflediğini gözlemledim. En sonunda ise iz bırakmadan, iyice germeden şipşak çözdü.

Aynı zamanda sevdiğim beyin de yüzü biraz kuru ve bazı durumlarda kızarık, hassas olabiliyor. O yüzden kendimden öncede ona denettirdim. Gerçi o her ne kadar "yüzüm o kadar kuru ki, su döksek hemen çeker" dese de yumuşacık ve nemli olduğunu gördük. Görmedik diyemezsin hayatcığım. :) (Onu da blogger dünyasına bulaştırdım laf aramızda, birlikte ürün denemeleri de yapıyoruz:) ) Her neyse onda bir kere denediğimiz için uzun süreli bir sonuç görmek mümkün değildi ama, en azından kendi adıma başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

40 ml.'lik fiyatı; 60-65 TL civarında olan Toleriane Sensitive kremi mutlaka deneyin derim. Ben Toleriane Caring Wash ile cildimi yıkadıktan sonra sürdüm, size de önerim o şekilde en azından temiz cilde uyguladığınız ürünler çok daha iyi sonuç verecektir.

Tekrardan hediyesi için Loreal ailesine teşekkür ederim. Devamı gelsin.🌿

Görüşürüz canlar, beklemede kalın.

14 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤