Anne with an e,

Gerçeklikle Büyüyen Kızın Hikayesi: Anne with an E

Temmuz 20, 2020 Ruhuna Renk Kat 1 Yorumlar


Hepinize merhaba renkliler! Bugün nereden başlayacağımı bilemediğim, naif ve öyküsel bir dizi ile karşınızdayım. Bir genç kızın büyüme hikayesini konu alan Anne with an E dizisini ahretliğim Alaturka Hayaller ile izlemeye başlamıştık. Ama sonra ailecek de devam ettirince şahane bir izleme programı oluştu bizim için. Bu benim için aslında ilk ve en tatlı deneyimlerden biriydi. Devamının geleceğine de şüphem yok. İki kız kardeş olarak geçirdiğimiz şu zaman için binlerce şükür demekten başka bir şey yapmadım..

Anne with an E dizisini ilk olarak benim yakın arkadaşım Yağmur önerdi, oradaki Diana ve Anne arkadaşlığı bize benziyor dedi. Ardından da instagramda yoğun bir öneri görünce bir şanstan fazlasını hak ettiğini düşündüm. Şu an devam eden bir sürü dizim olmasına rağmen hemencik Anne'e başladık ve iyi ki diyorum bir kez daha! Çünkü bir hikaye bu kadar zarif olabilirdi. ❤

Yine size uzun uzun konusundan, karakterlerden ve kendi yorumlarımdan bahsedeceğim. Ama ondan öncesinde bana Anne with an E dizi favorilerimde ilk 10'da yer alır mı diye sorsanız, tereddüt dahi etmeden evet derim. Eminim siz de sıkça görmüş duymuşsunuzdur, hatta seviyorsunuzdur. Şimdi ise anlatım sırası bende. :) Bakalım benim gözümden Anne with an E'yi beğenecek misiniz?


Anne with an E Konusu: 

Anne Shirley; Green Gables'a gelen yetim bir kızdır. Çiftlikte yaşayan Marilla Cuthbert ve Matthew Cuthbert yanlarına bir erkek çocuğu istemektedir, çiftlik işlerinde yardımcı olacak ve yanlarında kalacak. Oysa erkek çocuk yerine, Anne adlı kızımız gönderilir ve macera başlar. İlk olarak Matthew ile tanışan ve kendini sevdiren hayalperest Anne, çiftliğe geldiğinde Marilla erkek olmadığı için istemez ve onu geri göndermek ister. Oysa birkaç güne tüm fikirler değişecektir. İlk akşamını Green Gables'da geçiren Anne sürekli ağlar ve yetimhaneye dönmek istemez. Marilla ise oldukça kararlıdır ve dönüş yolunda fikrini değiştirecek şeyler yaşanacaktır. 

Başlangıcı böyle olan Yeşilin Kızı Anne, devam bölümlerinde birçok yeni karakterle birlikte heyecanlı hikayelere tanık ediyor bizi... Aşkı, ırk dil din ayırmadan insanları sevmeyi, insan olmayı, özgürlüğü ve daha bir sürü anına ortak oluyoruz.

Anne with an E Karakterleri:

Anne Shirley Cuthbert: Dizimizin başrolü. Kızıl saçlı, kocaman mavi gözlü, çilli ve çok tatlı bir kızımız Anne. E ile :) Annesi ve babası öldükten sonra başka ailelerin yanında kalsa da en sonunda yetimhaneye dönmüştür. Kaldığı ailelerin yanında şiddet ve zorbalıklarla karşılaşmış, taciz edilmiştir... Hayal gücünün yüksekliği doğal olarak biraz çeneye vurmuştur. :) Ama bunu tanıştığı insanlar kötü bir şey gibi görüp, onu sürekli itip kakmıştır. Yani geçmişi yaralı bereli ve travmalarla doludur. Cuthbert'ların çiftliğine gelerek yepyeni bir yaşama başlamış, biyolojik olmasa da manevi ailesini bulmuştur. Büyüyene kadar tam bir fırlama oluşu sonrasında da devam etmiştir. 
Bazen düşünmeden söyledikleri sebebiyle çok hata yapar, ama izledikçe kalbinin temizliği sebebiyle sır saklamak ya da arkadan konuşmak gibi huyu olmayışından bunları yaptığını anlıyorsunuz. Ama sıkça bunları görüp "a be kızım yapılır mı, denir mi o" demişliğim var. Tam bir Jane Eyre hayranı oluşu, benim Jane Eyre kitabını bitirişimden sonra olunca tadına doyulmaz bir hal aldı. Oradan alıntılar, kitabın sık sık ekranlara gelmesi biraz reklam gibi dursa da oldukça hoştu. Dünyaya bir anne gönderin her şeyi yönetsin de denebilir. Yaptığı değişimler muazzam güzeldi.

Matthew Cuthbert: Çok ama çok çok çok sevdiğim bir karakter, Matthew Amcamız. ^^ O mimikleri, kadınların arasına girmeyerek kaçma çalışmaları, konuşması, tepkisi hepsi harikulade olan karakterlerden. Marilla Cuthbert'ın erkek kardeşidir. Anne'i çoğu konuda destekleyip arkasında duran bir baba figürü de odur. Abilerinin ölümü ve annelerinin melankolisinden sonra kız kardeşi Marilla ile büyüyen ve çok sevmesine rağmen sevdiğiyle evlenmeyen fedakar bir adam rolünde karşılıyor bizi Matthew Cuthbert. Rol o kadar uygun ki asla başka birini onun yerine düşünemiyorum.

Marilla Cuthbert: Matthew'in kız kardeşi. Onu büyütüp yetiştiren, evi çekip çeviren bir anne rolünde kendisi. O da aynı şekilde sevmesine rağmen sevdiğiyle evlenmemeyi, kardeşine bakmayı tercih etmiştir. İlk başlarda çok sert ve zor görünümlü olsa da, bir iki bölüm sonrası duygusallığını açan ve Anne'i kızı gibi sevip sahiplenen biri olarak gördük Marilla'yı. Aslında sıkça da Anne' e ayak uydurmayı başardı demem mümkün. :) 

Gilbert Blythe: Ve evet, Matthew sonrası çok çok sevdiğim ikinci karakter Gilbert. İlk andan itibaren Anne ve Gilbert arasındaki uyum beni çok heyecanlandırmıştı. Doğru cümleyi kuruyor muyum bilemesem de Gilbert rolü o kadar temiz yüzlü birine verilmiş ki Lucas Jade Zumann rolünün hakkını vermiş. Gördükçe çocuğu içimize bir ferahlama geldi. :) Cidden tatlı ve yakışıklı bir karakter. Ama arada yaptığı saçmalıklar "ah be çocuğum ne yapıyorsun" dedirtti, sonra da bir baktım ki Anne ile tam bir tencere kapak olmuşlar. :) Gerçek hayatta da henüz 19 yaşında olması sanırım onun genç bir rolü üstlenmesini başarılı kılanlardan, asla sırıtmıyor. 

Anne ile tanışması onunla atışması sebebiyle olmuştu ve ardından yıllar boyunca birbirleriyle rekabet halinde oldular. Aynı zamanda da bu tatlı rekabet onları yaklaştırandı. Ama Gilbert'ın en unutulmaz sahnesi kesinlikle doktor olmak isterken şırınga görüp bayılmasıydı. :)

Diana Barry: Üst sınıftan seçkin Barry ailesinin kızı Diana ile Anne eve ilk yerleştiğinde arkadaş edinmeleri için tanıştırılmıştı. Sonrasında malum sımsıkı bir dostluk, her ne olursa olsun birbirinden kopmayışa geldi. Diana biraz aile baskısı demek ne kadar uygun bilmiyorum ama, ailenin fikirleri doğrultusunda geleceğini şekillendiren bir kızımızdı. Ama sonrasında Anne ile yaşadıkları, onun desteği kendinin de isyankar yönünü ortaya çıkardı. Sonunda da istediğini elde etti. :) Aralarındaki dostluk sembolü kolye ise benim için çok hoş detaylardan; bizimde Yağmur'la mıknatısımız var ve yarısı bende yarısı onda olacak şekilde, zıt kutuplar birbirini çeksin diye üniversite için ayrılırken saklamıştık. Mıknatıslar da işe yarıyor, biline. :)

Öğretmen Stacy: Anne'in büyümüş versiyonu gibi olan şahane bir öğretmen. İlk öğretmenleri Mr. Philips sonrasında geldi ve öğrencilerle çok çok iyi anlaştı. Ama aykırı bir kadın olduğu için, diğer kadınlarla aynı davranmadığı, onlar gibi giyinmediği için çok yadırgandı ve dışlanmaya çalışıldı. Fakat sevginin gücünün yetmeyeceği şey yoktur, herkes tarafından çok sevildi. 

Josephine Hala: Diana'nın uzakta yaşayan halası. Anne'nin Diana'dan sonra en iyi arkadaşı denebilir. Hala o kadar tatlı ki onun yaşama bakış açısını, sevgiye değer verişini izlemek keyif vericiydi. Üstelik Anne'nin birçok macerasında da ona yol gösterip ışık tuttu, destek oldu. Şahane karakterlerden. Keşke daha çok görseydik demişliğim var...

Diğer karakterlerden; çiftlik yardımcısı Jerry, komşu Rachel, kızlar Ruby, Jossie, okuldan Josephine halanın yanına yerleşen Cole, Gilbert'ın tanıştığı Sebastian ve Mary gibi birçok karakter dizi için biçilmiş kaftan. Her birinin hikayeye oldukça büyük katkıları var. 

Anne & Gilbert
Anne & Diana

Marilla & Matthew


Anne with an E Dizi Yorumum: 


Peki gelelim beni yorumlarıma... Öncelikle dizi 3 sezon 27 bölümden oluşuyor. Finalini yaptığı için epey üzgünüm ama izlerken hikayenin bitmiş olduğunu idrak edemedim. 1.sezon çok duygu dolu başlarken, 2.sezon biraz daha durağan ve açıkçası Anne'in ergenliğe girişte ki hallerini izliyoruz. 3.sezonda ise sevgi dolu rüzgarlar daha bir yoğun hissediliyor. Benim gözümde her sezonu tek seferde şöyle tanımlamak mümkün; 1.sezon ait olmak, 2.sezon hayat bir macera, 3.sezon sevgi her şeyi değiştirir. Böyle sezonlarıyla insanda bambaşka duygular uyandırıyor.

Dizi ilk 10'uma girer dedim biliyorsunuz ki hikaye açısından mükemmel olsa da gözümde o kadar eksiklikleri var ki... Eminim bir kez daha baştan izlesem daha fazlası çıkardı ama. Örneğin; bazı yerler kopuk ve finalde bile tatmin olamadım. "Şu ne oldu, ee bunu da gösterseydi" dedim durdum. Hızlıca adapte olduk, hızlıca tükendi gibi bir şey. Yani final için 1 bölüm fazladan çekilerek daha güzel bir son yapılmasını isterdim. Elbette finali çok naif ve mutlu edici bir sondu, fakat nasıl desem bir şeyler eksik kaldı. Ben o parçaları tamamlayamadım. En azından birkaç yıl sonrasını görmek klişe olsa da mutlu ederdi. 

Birkaç kısım komik ve saçma geldi. O da kızların bir şekilde ya öpücük ya aşk meraklısı gibi davranmasıydı... Hatta neredeyse 1-2 bölümü bu öpücük merakıyla, öpücük oyunuyla geçirdik diyebilirim. Buralar olmasa da olurdu henüz yaşları 14 dedirtti bana. Farklı kültürlerde tabii yaş olarak oldukça normaldir ama ben yadırgadım.

Bu bariz durumlar dışında; dizi tam bir aile dizisi, saçma sapan sahneleri yok, öyle göz önünde vahşi sahneler yok. Her şey olması gerektiği gibi ve Anne ismine çok uyumlu gitmiş. Ailemle sevdiklerimle izlediğim için de çok mutluyum. Özellikle de ahretliğimle ilk dizimiz olduğu için başımın tacı olarak kalacak kendisi. Hep birbirimizi bekledik tüm bölümleri eşlik edip kritik yaparak izledik. Bunun anlamı çok çok büyük, o yüzden kendisine bir teşekkürü buradan da borç bilirim. Daha nice dizilerimize inşallah.:) (Ve bizde Diana ile Anne gibi dostluk yemini yapacağız.^^)

Replikler şa-ha-ne! O kadar güzel cümleler ve mesajlar var ki; elimde şu an kitabı da bulunuyor (henüz okumayacak olsam da) böyle kitaptan altını çizmek istediklerimizden tam da. Hatta birkaç aklımda kalanı sizinle de paylaşmak istiyorum. 

❤ Acılar denizdeki dalgalar gibi üstüme geldiğinde, bana şunu öğrettin; “her şey yolunda, ruhuma göre her şey iyi”.
 Anlatırsan unuturum, öğretirsen hatırlarım. Beni dahil edersen öğrenirim. Farklı olmak kötü bir şey değildir. Sadece alışık olmadığınızdır.
❤ Hayal etmek hatırlamaktan daha iyi. Neden en kötü anılar en kalıcılarıdır?

Ve bir alıntıyla beraber tüylerimin diken diken olduğu sahnenin fotoğrafını da şuraya bırakıyorum.

İfade özgürlüğü insani bir haktır. 

Oyunculardan tutun, mekanlara sahnelere kadar her şey çok güzel. Özellikle de Anne'in hikaye evini çok beğenmiştim. Okuldaki en sinir bozucu, dizi boyunca da tek sevmeyeceğiniz karakter olan Billy sayesinde... Ve ardındaki yıkıntılar ardında tabelada şu yazılıyordu; "gerçeklerle yaşıyorlardı". 

Dizinin diğer sevdiğim özelliği de naifliği ve hikayesi sayesinde bir başladınız mı kendinizi durduramayışınız, ilk oturuşta 6 bölüm hiçbir diziyi izlemedim bugüne kadar. Ama Anne with an E benim için cidden bir ilkti. Hatta izlerken sürekli, ne kadar geç kalmışım diye söylendim kendimce... İzledikçe doyamayacağınız ve pişman olmayacağınız, her saniyesini kat be kat hak eden dizilerden. Zaten dönem dizilerini ekstra severim, böylesine eski hikayeyi daha bi' sevdim. 

1985 yapımı olan dizi versiyonu da bulunuyormuş hatta çok da seviliyormuş fakat ben Netflix yapımını tercih ediyorum. Karakterlerle bağ kurmuş olmamdan dolayı farklı bir şekilde kafamı karıştırmak istemedim. Yine de aklınızda bulunsun derim.

Mary için veda sahnesi, kızların düğün sonrası dans edişleri, ifade özgürlüğü için sahneye çıkılması, sergilenen büyüklü küçüklü tiyatro, Gilbert ve Anne son sahnesi, Matthew ile Anne'in garda karşılaması gibi birçok an hafızama ilmek ilmek işlendi demem doğru olacak. Mutlaka izleyin ve izlettirin derim. 

Bu güzel kızın gerçeklikle büyüyen hikayesine eşlik etmeyi çok seveceğinize eminim, ilham dolacak ve geleceğe dair umutlarınız artacak. Bizzat kefilim. Hepinize şimdiden iyi seyirler diliyorum. Hoş kalın. 🍀

1 yorum:

Haydi yoruma :)

Dizili Filmli

İzlemeniz Gereken 5 Dizi Önerisi #3

Haziran 26, 2020 Ruhuna Renk Kat 3 Yorumlar


Yeniden merhaba! Nasıl geçiyor günleriniz? Bende durum biraz parçalı bulutlu, ara ara da güneşli. Şu sıra özlemle dolu olmanın dışında biraz da artık an'ların kıymetini daha çok bilmek de oldukça ön planda... Dilerim ki, huzura tamamen kavuşacağımız günlerde yakındır.

Lafı daha da uzatmadan (belki başka bir yazı da uzatırım), sizlere şu süreç için yine tatlı dizi önerilerimden getirdim. Biliyorum çerez gibi dizi, film, kitap tüketiyoruz. Ben de bitirdikçe ve sevdikçe izlediklerimden bahseder oluyorum. İzlemeniz gereken 5 dizi önerisinin ilk serisinde; sitcom tadındaki komedi ve sevdiğim dizileri, serinin ikincisinde; İspanyol dizilerinden öneri sunmuştum. Tabii şunu da minik not olarak belirtmeliyim; tüm dizileri izleyip, sadece 5 adet sunmuyorum. Sadece henüz izleyip bitirdiklerimden tür bazında eşdeğerleri bir araya getiriyorum. Daha bir sürü sitcom beni bekliyor mesela. :)

Bu seride ise size acaba hangi kategoriden sunacağım? Gıpgıp gıpgıp! Gençlik dizilerindeyiz! Hemen şöylece bir ne var ne yok sayacak olursam; Trinkets, Baby, 13 Reasons Why, TEOTFW, IANOWT 'den bahsedeceğiz. Haydi başlayalım.



1. Trinkets 

Imdb Puanı: (7.1/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7/10)

Moe, Tabitha ve Elodie adlı üç kızımız birer hırsızdır. Gerçi Moe'nun durumu farklı ama spoiler vermemek adına bahsetmeyeceğim. Bu üç kızın terapiye gittikleri süreçte oluşan arkadaşlıkları, kendi yaşamlarında yaşadıkları zorluklar, baskılar ve şiddet sorunları dizinin konusunu belirliyor. Çerez gibi izlenecek dizi henüz 1 sezondan oluşuyor ve 2.sezonuyla bize final vedası yapacak. Fakat boş zamanınız varsa ve bir şeyler de izlemek istiyorsanız kesinlikle şans verebilirsiniz. Bazı yerlerde üzülürken, bazı yerlerde gülümseyebilirsiniz. 

Trinkets'ın sevdiğim özelliği aslında bu üç kız arasında bir taraf tutamayışınız. Kesinlikle ben Moe'yu seviyorum ya da Elodie candır diyemiyorsunuz. Her karakterin güzel olduğu yönler var. Hırsızlık gibi bir suç konusunda bile karakterlerin psikolojisini göreceksiniz. Hatta birbirleri ile bile yaşadığı çatışmalar, aileleri, arkadaşları gibi çoğu konu da gün yüzüne çıkacak. İlk sezonunun sonunda hoş bir bitiş yapmış olsa da, diğer sezon merakla bekleniyor. Unutmadan şunu da söylemeliyim. Dizinin oyuncularından birinin gerçekte de şarkıcı olduğunu öğrendim ve ba-yıl-dım! Kat Cunning sen müthiş bir sessin. Şarkısını kime attıysam bayıldı. O yüzden elden ele dinleyelim, dinlettirelim. (Kat Cunning-King of Shadow

                                                           

2. Baby

Imdb Puanı: (6.8/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7.2/10)

Baby dizisi daha önce 2014'te yaşanılan bir olaydan esinlenerek oluşturulan yapım. İtalyanca, iki kızın hikayesi ve biraz teenage görünse de alabilinirse alt mesajlara sahip. Daha öncesinde de şu yazımda detaylı bir şekilde anlatmıştım. (Baby Dizi Yorumu) Chiara ve Ludovica adlı iki genç kız, lisede okumakta fakat oldukça farklı hayatlar yaşamaktadırlar. Birbirleriyle kurdukları dostluk onları yeraltı dünyasına kadar götürecek ve işin içinden çıkılmayacak noktalara getirecektir. Bu süreci izlerken, bu hikayenin gerçeklik olgusunu bilmek insanın içine bir şey saplıyor. Hatta Baby dizi yorumu yazısında da gelen bir yorum, içimde sanki bir kesik atmıştır. 

Baby dizisinin karakterlerini açıkçası seviyorum. Özellikle tam bir Ludovica'cıyım. Zaten başroldekiler duru bir güzelliğe sahip ama ben daha çok ya uçuk ya da özgün tarzda olanları seviyorum. Ve Ludo'da bu iki özelliği karşılıyor. Yine yan karakterlerde var, ama bunların içinde şüphesiz en iyisi Fiore. Herkes gerçi bir süre sonra bozulmaya, değişmeye ve bambaşka biri olmaya başlıyor ama Fiore ilk başta da dik bir karakterdi, şimdiki sinsilikleri ve baskıları şaşırtmıyor. 

3.sezonu gelecek olan dizinin izlenebilirliği, biraz gençlik duygusunun fazla öne çıkmasıyla sıkıcı olabilir. Fakat devamını getirirseniz kopmanız da zorlaşıyor. Aslında diziyi izlettiren de, "eh sardı gibi ama daha çok meraktan izletiyor" duygusu olacak. Bu arada Baby dizisinin müzikleri çoğu diziye göre mükemmel! Hatta tüm sezonlarından en sevdiğim ve çalınan parçalardan bir liste yaptım. Spotify'dan dinlemek için de; buraya tık tık. :)



3. 13 Reasons Why

Imdb Puanı: (7.8/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7,6/10)

İlk çıktığında hem dizisini izleyip hem kitabını okumuş olduğum diziciğim 13 Reasons Why... Her izlediğimde ya da okuduğumda çevremdekilerin tuhaf bakışlarıyla karşılaşmama sebep kendisidir. Detaylı yazısını da şuradan yine okuyabilirsiniz. Dizinin son sezonuna kadar ki güncel yorumlarım orada var fakat yine söyleyeceğim ki; en güzel sezonları sırasıyla şöyleydi; 3.sezon > 1.sezon > 2.sezon > 4.sezon. Net. 2.sezonunu beğenmeyişimin sebebi; konuyu saptırmış olmaları ve sonrasının bir öneminin kalmayışıydı. Final sezonu ise; uzatmak için uzatılmış olup 10 bölümün 9u saçma durumlarla geçti. Bitsin diye bekledim bu kez, keşke 3 sezonda kapatsalardı dedim. Fakat 3.sezon öyle bomba geldi ki, hem gerildim hem heyecan duydum. Bir film izlercesine izledim. 

İlk sezonuyla Hannah Baker'ın intihar edişini konu alan dizi, hem büyük tepkiler topladı hem de takdir. Hannah kendini bu sona götüren 13 sebebi kasetlerle bizlere anlattı. O yüzden çok etkilendiğim dizilerden biridir. Gençlik dizisi bazında görülse de, hep bir sonrakini merak ettirecek, üzecek dizilerdendir. Sonunda da en azından bir üzülecek kayıp ardından mutlu bir sona ulaştırdı bizi.

Tepki ve takdir konusuna da açıklık getirecek olursam; tepkiler şu yöndeydi, dizinin kötü olaylara teşvik edebileceğiydi. Oysa oyuncular bir sunum tadında video ile bize 13 Reasons Why'ın tacize, zorbalığa, şiddete karşı dur dedirtmek için olduğunu ve sessiz kalınmaması gerekecek olan her şeyi anlatmışlar. Takdirler de anlayacağınız bu yönde. Açıkçası diziyi başarılı bulduğum için de izlenme konusunda tavsiye ediyorum.


4. TEOTFW

Imdb Puanı: (8.1/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (8.5/10)

Yine çok sevdiğim dizilerden birini öneriyorum 4 numaramda. Çünkü buradaki James ve Alyssa çifti kalp kalp kalp. Dizi tam bir çerez ve 2 sezonla gayet makul bir şekilde sona eriyor. Çizgi roman uyarlaması olan TEOTFW, bir psikopat ruhlu James ve uçarı kaçarı atarlı Alyssa olarak başrollerle gözümüzü şenlendiriyor. James karakteri zamanla o kadar güzel bir hale geliyor ki. Hepimiz James'ci oluyoruz. :) Çift olarak oldukça uyumlular ve bir şekilde de birbirlerine bağlılar. Bu yüzden bu enerjiyi yakalamak her diziye nasip olmaz. :)

Kara mizah olan dizi, sık sık güldüren, sık sık da düşündüren kısımlara sahip. Genel olarak beğenilse de bazı izleyiciler tarafından gereksiz görülüyor. Ki bana kalırsa öyle değil, zaten uyarlama olduğu için ve 20 dk.lık çerez bölümlerden oluştuğu için oldukça güzel izlenecek, bittiğinde de nasıl bittiği anlaşılmayacaktır. Dizi hem tadında bitiyor hem de konusu yine ebeveynlik ve gençlik konularında mesajlar içeriyor. Dümdüz bir şekilde izlenmemesini tavsiye ederim. 

Eğer hakkında detaylı TEOTFW dizi yorumu yazısını da okumak isterseniz; tıklayınız.


5. IANOWT

Imdb Puanı: (7.6/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7.5/10)

Henüz yeni bitirdiğim I am Not Okay With This, TEOTFW ve Stranger Things senaristi ile yapımcısı ortaklığından çıkmış. Genel yorumlar hep; TEOTFW'nin çakması olarak nitelendirilse de bendeki izlenimi farklı oldu. İlk 3 bölümde "Eee buradaki Sydney oradaki James işte, hep aynı yerler " derken, sonrasında "bu da ne ya, ooo ne oluyoruz" falan olmuşluğum var. Dizi gençlik, komedi, dram türünde sayılsa da karşı çıkıyorum. Komedi ve fantastik karışımı bence. Çünkü süper güç ya da psişik diye adlandırabileceğimiz bir mevzu daha baskın.

Stanley karakteri inanılmaz güzel.(Hele ki dans sahnesi ayayay :D) Sydney bence soluk durmuş ama yine de güzel izlettiriyor. Olaylara bakınca da ne olduğunu anlamıyor ve hikayenin göbeğinde buluyorsunuz kendinizi. Konudan bahsedecek olursam; Sydney babası ölen ve annesi, kardeşi ile yaşayan bir kızımız. En yakın arkadaşı Dina ve komşusu Stanley ile ne maceralar ne maceralar derken... Kızımız kendinde bir farklılık seziyor, bu güç durumu oldukça tedirgin ediyor. Ama sezon sonuna kadar onun bir şekilde ya savaş ya kaç taktiğini uyguladığını görüyoruz. Hem kontrol etmeye çalışıp, hem de hakim olamayınca kaçtığı çok net. Fakat farklı bir durum olduğu da kesin. Bu sebepten de heyecanla izliyoruz her bölümü. 

Bu dizide beni üzen iki şey var; birincisi Netflix'in her dizide genç yaştaki oyuncuların ilişki tercihlerini çok çarpıtması, diğeri de Stanley karakterinin 2.sezonda yer almayacak olması... Bunlar dışında bakıldığında hem oyunculuk keyifli, hem konu ilgi uyandırıcı. İzlenmesini tavsiye eder, fakat TEOTFW ile de kıyaslanmamasını özellikle belirtirim. Çok önyargıyla başlamıştım, trailer bile o kadar benzerdi ki... İzledikten sonra anladım ki, daha da devam edilebilir. Zevkle de izleyeceğim. Sizin de aklınızda bulunsun.



Diğer seri yazılarının sonuna gelirken yaptığım gibi yine kendimce bu 5 diziyi de en sevdiğimden itibaren sıralamak istiyorum. TEOTFW > 13 Reasons Why > IANOWT > Baby > Trinkets olarak tamamlıyorum.

Umarım dizilerde öneri açısından faydalı olur, hepinize keyifli seyirler diliyorum ve izleyenlerle yorumlaşmak için de sabırsızlıkla bekliyorum. 4.seri yazısında da güçlü, harika kadın dizilerinden gideceğiz. Bu da ufak bir spoiler olsun. :)
Kocaman sevgiler, renginiz bol olsun efenim! :)



* görseller imdb'den alıntıdır.

3 yorum:

Haydi yoruma :)

Okumalı

Sevgiliden Kitaplar

Haziran 12, 2020 Ruhuna Renk Kat 9 Yorumlar



Yine yeniden merhaba canlar! Çiçek gibi bir gün diliyorum hepinize. Bu kez dolu dolu bir kitap içeriğiyle geldim. Aslında okuduğum ya da alışverişini yaptığım kitaplar için ara ara yazı yayınlıyorum biliyorsunuz ki. Fakat bu yazıda size geçenlerde sevdiğim beyden aldığım kitapları anlatmak istedim.

En sevdiğim durumlardan biri kesinlikle artık sevgiliyle yapılan kitap alışverişleri oldu. Üstelik zevki kesinlikle benimkinden iyi. İnternet detoksunun salgınsız olan, rahat görüşebildiğimiz günlerinde birlikte kitap okuma saatleri yapıyorduk. Onlar artık elimizde olmayınca, bizde şimdi yatmadan önce kitap okuyarak durumu eşitliyoruz. 

Geçenlerde kendisine yine bir sürü Tolstoy, Dostoyevski alırken tabii benim de en çok istediğim iki kitabı sipariş etmiş kendisi. Bülbülü Öldürmek ve Heidi (seviyorum napıyım?^^) Sonra içinde bilimum abur cuburlarla hepsini getirdi. Buraya da mutlu bir Kübra çizelim. :) 

Hal böyle olunca ben de okudukça size anlatayım istedim ve uzun bir yazıya giriştim. 

Sevgiliden gelen kitaplarım arasında neler var;




⏵Yabancı-Albert Camus


Çok satanlar listesinden düşmeyen ve benim de çok merak ettiğim bir kitaptı Yabancı. Neyse ki sevgilim bey imdadıma yetişir gibi, kütüphanesinde bulunduğu söyledi. Bir şekilde sevdiğin insanın elinin değdiği sayfaları okumak bambaşka bir hismiş bunu da anladım...

Kitaptan bahsedecek olursam; Yabancı romanın baş karakterinin gözünde olayları anlatıyor bize, ama tarafsızca ve olduğu gibi süslemeden püslemeden. Ne ekstra bir anlam sunuyor, ne de bakış açımızı değiştiriyor. Yani böyle birçok şey yaparken çok şaşırıyorsunuz, ne oluyor ne bitiyor neden yapıyor diye düşünerek... Hatta yeri geliyor onu gaddar ve gamsız bile görüyoruz. Ama sonra tek tek o satırların anlamını dahi keşfediyoruz. Meursault'un gözündeyiz aslında, oysa ki onun her hareketinin de yorumu Camus tarafından bize bırakılmış. Sıradan basit bir hikaye kurgusu gibi gelse de, bittikten sonra insan uzun süre kapağına bakıp düşünüyor. En azından durum ben de böyle oldu. 

Şu alıntısı bile kitabı özetlememe yetiyor...

Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.

⏵ İnsan Neyle Yaşar?-Tolstoy


Yeri artık ben de bambaşka olacak bir kitap... Sevgilinin en sevdiklerinden, çokça meşhur raflardan İnsan Neyle Yaşar? Bu kitabı okumadan önce hakkında neredeyse hiçbir fikrim yoktu. Araştırmadım, sormadım, yorumlara bakmadım. Aslında bir şekilde herkesin neden sevdiğini önceden tahmin edebiliyordum. 

Ve artık kendisi baş ucu kitaplarımdan biri oldu. Ne kadar sevdiğimi en net bu şekilde anlatabilirim sanırım. 

Baş karakter Semyon'un evine dönerken, yolda çıplak bir adamla (Mihayla) karşılaşması ve onu giydirip evine götürmesi hikayenin başlangıcını oluşturuyor. Bu adam hayatını değiştirmekle kalmıyor, bize 3 öğreti sunuyor. Öğretileri söylemeden önce kitap hakkında şunlardan bahsedeceğim; dili inanılmaz akıcı, kurgusu çok güzel, Tolstoy o hikayeyi anlatırken sanki bizi de o odaya yerleştiriyor ve herkesi izliyoruz. Gerçekçiliği mükemmel...

Hikayede 3 soru soruluyor; "İnsanda ne vardır? İnsanda eksik olan nedir? İnsan neyle yaşar?"  Mihayla bu üç sorunun cevabını bulduğunda 3 gülümseme gerçekleştirir. Hikaye de böylece sona erer, ama son derken oldukça huzurlu bir sondan bahsediyorum. Ruhunuz bir şekilde o dinginliği soluyor sanki... Gerçekten her evde, her kütüphanede bulunmalı. Alın, aldırın.

Bir de alıntısını bırakayım;
Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek hayatta kalabileceklerini sanıyor ve aldanıyorlar çünkü insan yalnızca sevgiyle yaşar. Kim sevgi içindeyse, Tanrı da onun içindedir çünkü Tanrı, sevgidir.


⏵ Dokuzuncu Hariciye Koğuşu-Peyami Safa


Bir diğer sevgili kütüphanesinde bulunan, önerilen ve mutlaka okunmalı denen kitaplardan biri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Açıkçası yıllardır merak ettiğim, fakat hiç aklıma gelip de almadığımdı. Bu güzel tesadüf iyi oldu bence. :)

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu biraz insanın içine dokunur bir kitap, sızısıyla acısıyla iç burkuyor ama bir o kadar da yine de umudun var olabileceğini hissettiriyor. Peyami Safa'nın dili maalesef biraz ağdalı demek ne kadar doğru bilmiyorum ama, eski Türkçe kelime yoğunluğu olması beni biraz ara ara kitaptan koparttı. Ne demek istiyor, o ne anlama geliyor diye düşünülebiliyor. Tabii benim okuduğum eski baskıydı sorun bundan kaynaklı da olabilir ama. 

Kitap aşkı da, sağlığı da, bir adamı çaresizliğini de, hastahane koridorlarında hissettiklerini aynı şeyleri hissettirecek şekilde anlatıyor. Bu benim için oldukça yeterli ve güzeldi.

⏵ Heidi-Johanna Spyri 


Ne yazık ki Heidi hayranlığım bulunduğundan kapağına aldanıp istediğim bir kitaptı. Fakat o kadar yavan, o kadar dümdüz bir şekildeydi ki... Evet çizgi filminin özünden kopmadan, konu akışını bozmadan devam etmişler çevirisine, fakat bazı yerler o kadar komik çeviri hatalarıyla dolu ki... Korkarım ki bu bir çocuğun aklını da karıştıracaktır. Nasıl yani diye soracaksınız, şöyle ki; dini ne olursa olsun bir çocuk bunu okuduğunda müslümanlık-hristiyanlık kısmını birbirine karıştıracaktır. 

Örneğin; "Allah'a dua edilmesi gerektiği söyleniyor, ama kiliseye gidilmeli deniyor. Heidi İsviçre'de ve ne yazık ki orada böyle bir kavram söz konusu değildir." Elbette orada da Müslüman vardır, ama İncil okuyup kiliseye gittiklerini düşünmüyorum... Kitapla ilgili temel sıkıntım gerçekten buydu, çeviri olsun Türkçe dilimizde anlaşılsın istiyorsak doğru yapmalıyız bence. En azından nasıl başlandıysa öyle devam edilmeli, bizim kültürümüze tam uyarlanıyorsa öyle uyarlanmayıp oradan anlatılıyorsa öyle kalmalı. 

Ben bu durumu sevdiğim beyciğim ve canım kızçem Melissa anlattığında gülmüştüm. İkisi de Tolstoy'un başka kitaplarında bu dini yanlış çevirileri söylemişlerdi. Ama birebir Heidi'de mümkün olacağını da hiç düşünmemiştim. 

Tabii bu yorum karşılığında Heidi'yi sevmekten vazgeçmedim, hatta konusu izlediğimden okuduğuma kadar bozulmadığı için şanslıyım. Fakat kesinlikle ilerleyen zamanlarda daha farklı baskısını alacağım.

⏵ Bülbülü Öldürmek-Harper Lee


Büyük beklentiyle başlayıp, yarıda bıraktığım 2.kitap olarak tarihe geçen Bülbülü Öldürmek'e gelelim. Yine herkesin övgüyle bahsettiği, çok satan raflarından uzun süredir düşmeyen bir kitap. Kitapla alakalı yorumumdan bahsetmeden önce; kitabın konusundan bahsetmek isterim. 

Bülbülü Öldürmek Konusu: Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılık, ayrımcılık gibi olayları direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan yaşayan Finch ailesinin anlarını anlatan Bülbülü Öldürmek, hikayenin çocuk kahramanı Scout Finch tarafından şekilleniyor. Onun gözlemiyle bir günün nasıl geçtiğinden, onun çocuk gözüyle bazı durumları nasıl gördüğünden, kardeşi Jem, arkadaşı Dill ve babası Atticus ile yaşadıklarından bir bakış açısı yakalıyoruz. Atticus bir avukattır ve asılsız bir iddiayla yargılanmakta olan siyahinin savunmasını yapmaktadır. Fakat bulunduğu mahalle ve insanların siyahilere bakışı onları dışlamaktadır. 

Açıkçası beni merak ettiren konusuydu, yazarı Harper Lee 89 yaşında yayınlamış ve Dill karakteri yazarın kendi çocukluk arkadaşından esinlenerek yaratılınca biraz daha ilgi çekiciydi. Fakat umduğum gibi gitmedi... 

Bülbülü Öldürmek, bir baş yapıt sayılıyor olsa da 1.bölüm vasat denecek kadar durgun ve yavaşken, 2.bölümde de o yavaşlık devam ediyordu sanırım benim bıraktığım 250 küsur civarındaki sayfadan sonra kitap güzelleşti ve herkes beğendi. Ne yazık ki; günlük anları okumak bir yere kadar iyiydi ve konu artık kendine bağlamayıp, "sadede mi gelse?" diye düşünmeye başladığında ben kitaptan koptum yavaş yavaş... Hatta çevremde okuyanlara da sordum ve çok da farklı düşünceler bulamadım. Çünkü insan bunca övgüye sahip bir kitap devam etmiyorsa kendinde mi sorun diye şüpheleniyor... :( 

Fakat şunu da söylemeden geçemem, belki de kitabın tek harika dediğim noktası şu; Atticus karakteri harika bir baba. Çocuklarını yetiştirme tarzından, onlara olan bakış açısı, davranışları, yanlışlarda alıp karşısına konuşması her şeyiyle müthişti. Gerçekten örnek teşkil ettiğini düşünmekteyim.

Bitirirken, beni en başından beri etkileyen tek alıntıyı da paylaşabilirim.

Bülbüller yalnızca müzik üretirler,bizi eğlendirmek için. Bahçeleri yağmalamazlar, tarlalarda yuva yapmazlar. Yalnızca şarkı söylerler. Hem de yürekleri paralanana dek. İşte o nedenle günahtır bülbülü öldürmek...

Özetlemem gerekirse; Heidi ve Bülbülü Öldürmek dışında, sevgiliden gelen kitaplar olarak çok mutlu bir okuma süreci bitirdim. Özellikle de bir baş ucu kitabına sahip olmak benim için eşsiz bir durum olarak kalacak. Beni bu güzelliklerle tanıştıran biricik eşime ise dolu dolu teşekkürleri borç bilirim. İyi ki... 

Evet, kitap yazımızın da sonuna geldiğimize göre sonraki kitaplarımızda görüşmek üzere efenim! Kendini çok çok iyi bakın, kitapla kalın hoş kalın.❤️


9 yorum:

Haydi yoruma :)

Bakımlı

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum

Haziran 02, 2020 Ruhuna Renk Kat 5 Yorumlar


Bakım önerilerine hoş geldiniiiz! Evet görüldüğü üzere yeni bakım yazısı için Haziran'ın başında da tekrar sizinleyim. Geçen ay yayınladığım bir Sephora Hediye Seti yazısı vardı belki hatırlarsınız. Bu yazı içerisinde en beğendiğim ürünleri söylemiştim fakat ayrı bir yazı olarak favorim olan ürünü uzun uzun anlatmak istedim. Hazırda bazı kısıtlamalarımız hafifleyip, mağazalar açılmış da olsa, htiyaçlarımızı çoğunlukla online olarak karşılıyoruz. Belki bakım için ufak bir öneri olabilir diye düşündüm.

Cildime olabildiğince az ürün uygulaması yaptığımı ve sürekli ürün değiştirmektense daha kalıcı ürünleri tercih ettiğimi artık biliyorsunuzdur. Fakat bu ürünle ilk tanışmamdan, uzun vadedeki sonuçlarına kadar rutinime bir yenisini eklemekten son derece memnunum. Verilen parayı da sonuna kadar hak eden ürünlerden... Aynı zamanda ilk kez serum denedim ve yorumladım. Normalde bakım kremleri ya da bitkisel yağlar yeterli gelirken, hazırda bir ürünüm var neden şans vermeyeyim demiştim. İyi ki de o şansı vermişim.

Aslına bakarsanız, Sephora ürünleri ile ilk hediye setinde tanışmıştım ama içeriklerinin doğallığı ve vegan oluşu, katkı maddesi gibi etkenleri içermeyişi bende yer edinmeyi sağladı. Ki böyle şeylere fazla önem veriyorum ve her türlü bakım, temizlik ürünümde bunları ön planda tutuyorum. Bu sebepten size anlatacağım C+E Vitamines Super Ultra Glow Serum için özel bir detaylandırma şarttı. Gelelim seruma, içeriğine ve avantajlarına...




Sephora C+E Vitamin Ultra Glow Serum Nedir?


İçerisinde bulunan doğal peptidlerle birlikte cildi sıkılaştırmayı, C vitamini ile cildi gençleştirirken, E vitaminiyle ışıltılı ve parlak bir hale getirmeyi hedefler. İçerikleri; cilt aydınlığını arttıran, besleyen, yenileyen ve cilt tonunu eşitleyen etkenlerden oluşmakta olan bu serum, tüm cilt tipleri ile uyumlu. Aynı zamanda kuruluk, koyu leke, ince ve derin çizgilerle de savaşmayı vaat ediyor. 

Tamamen doğal içerikli ve başta bahsettiğim deniz yosunundan oluşan peptidleri tam bir cilt dostu aslına bakarsanız. %97 doğal içerikten oluşuyor, daha ne olsun! Dış ambalajı bile sürdürülebilir ormanlardan gelen Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum için söylenebilecek çok şey var. Hatta direkt Sephora ürünleri için bile çok şey söyleyebilirim. İçten dışa her şeyde, her üründe mutlaka bitkisel ve katkısız olmaya özen gösteriyorlar. Bakın bu benim kalbimi çalar. :)

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum Faydaları:


Madde madde bu serumu kullandığımdan beri cildimdeki değişimleri size aktarmak istiyorum. 

- Serumu her sabah önce cildimi temizleyicimle yıkadıktan sonra, damlalığı yardımıyla alarak ve yüzüme boynuma damlatarak uyguladım. Cilde verdiği nemlilik hissini çok beğendim.

- Uyguladıktan hemen sonra cildimde yapış yapış bir his bırakmadı. Sabah sürdüğüm yağ akşama kadar, yaklaşık 6-8 saat kadar nemlilik hissettirdi. Oldukça başarılı bir nemlendirici.

- 3 aydır uyguluyorum ve kullandığım sürece, herhangi bir alerjik tepki göstermedi. Doğallığını sürerken bile hissettiriyor. Üstelik cildim hassas ve sivilceye yatkın olmasına rağmen, kesinlikle böyle bir sorun yaşamadım.

- Kullandığımdan beri, sanki cildim ışıldıyor gibi hissediyorum. Bu konuda da oldukça samimiyim, çünkü resmen aydınlatıcı sürmüş gibi bölgesel ışıltıları mevcut. 

- Evde olduğumuz süredir de cildim normalden fazla kurudu, seruma da 1 hafta kadar ara vermiştim. Tekrar seruma geçişimle cildimdeki kuruluk sorunu da çözülmüş oldu. 

- Ciltteki ton eşitleme etkileşimini doğrularım, vaatleri karşılıyor. Cilt tonum biraz farklılık gösteriyor, özellikle yaz ayları güneş lekesi alırsam vay halime. Ama bu serumla içim çok rahat etti. Düzenli kullanımımda gerçekten de cildim eşitlendi.

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum Hakkında Yorumum ve Kullanılışı:


Genel olarak serumu yorumlayacak olursam, fiyatına orantılı yüksek performans gösteren ve tekrar tekrar almak isteyebileceğim ürünler arasına girdi. Cildimdeki etkileri cidden muazzam, çok daha canlı bir görünüm sunuyor. Herkese de önereceğim nadir ürünlerimin başında geliyor artık. Bunu instagram üzerinden soran zaten olmuştu ama burada hem detaylı hem de etkilerini sayarak anlatmak istedim. İndirimde 70 TL'ye kadar düşebiliyor, o yüzden eğer yakalarsanız kaçırmayın derim. Gerçekten de tüm cilt tiplerine uygun ve içinde paraben vs katkılı maddelerin bulunmayışı ayrıca takdirimi kazandı. 

Hele ki şu sıra daha çok bakıma ihtiyacımız olduğunu da düşünüyorum açıkçası. Dışarıdayken bir şekilde makyaj çıkart et derken özen gösteriyorduk, fakat evdeyiz nasılsa diye de rahatlamış davranabiliriz. Ama cildimiz her gün özen gösterilmeyi hak edecek kadar narin, lütfen unutmayalım. :) 

Kullanımı da; önce sabah cildinizi bir güzel temizliyor ve yıkıyorsunuz. Ardından yağı birkaç damla damlatarak yüz ve boyun bölgenize yayıyorsunuz. Olabildiğince yukarı hareketlerle bu işlemi yapmak masaj ve sıkılaşma açısından da önemli. 

Şimdiden alıp kullanacaklara memnun kalma dileklerimi ileterek, bir bakımsal mevzumuzun da sonuna geliyor. Sağlıkla ve güzellikle kalınız! :)

5 yorum:

Haydi yoruma :)

Dizili Filmli,

Unorthodox Dizi Yorumu

Mayıs 17, 2020 Ruhuna Renk Kat 5 Yorumlar


Herkese yeniden merhaba renklilerim! Bu kez çok ama çok etkilendiğim, hatta hâlâ etkisini üzerimden atamadığım müthiş bir dizi önerisiyle geldim. Gün geçmiyor ki, ne dizilere ne filmlere ne kitaplara yetişebiliyorum. Oysa son dönemlerde izlediğim çoğu diziden filmden burada da bahsetmeyi çok isterdim. Fakat, sonra içlerinden en sevdiğimi seçtim ve işte buradayım. 

Aslında Unorthodox için en sevdiğim demek de yanlış, inanılmaz bir his bırakan nadir dizilerden oldu. Selfmade sonrası bir kadının gücü adına resmen ışık gibi doğdu üzerimize. İzleyenler varsa eminim çoğunluk aynı hisse sahiptir, o yüzden yerinin başka olduğunu belirttiğimde anlayacaksınız. 

Dizi; mini dizi olarak yayınlandı ve her biri yaklaşık 1 saat olan 4 bölümden oluşuyor. Aynı zamanda Unorthodox; Deborah Feldman'ın gerçek anılarından uyarlanıp esinlenilerek oluşturulmuş. Bu sebepten de; tıpkı When They See Us, Selfmade gibi gerçek hayat dizilerine benzer bir etkiye sahip. 

İsterseniz daha fazla bekletmeden Unorthodox'tan ve Unorthodox karakterlerinden tutun da, yorumuma kadar her şeyinden bahsedelim.


Unorthodox Konusu:


Unorthodox; yani ortodoks olmayan anlamına geliyor. Hasidik cemaatine mensup Yahudi Esty'nin kocasından kaçarak Almanya Berlin'e gidişini ve orada yaşadıklarını aktarıyor. Esty nam-ı diğer Esther Shapiro, Brooklyn'li bir kızımızdır. Annesi tarafından terk edilmiştir (buraya karakterler kısmında detay vereceğim), babası ise alkoliktir. Kendisi babaannesi ile yaşamaya devam etmektedir. Esty yine kendi cemaatinden olan Yanky ile evlenir. Ardından çiftin uzun süre çocuğu olmaz ve Esty'nin rahatsızlığı ile birleşen çocuk baskıları evliliği içinden çıkılmaz bir hâle sokar. En sonunda Esty evden kaçar ve Berlin'e gider. Her şeyin başlangıcı olan bu sondur. 

Berlin'e giden Esty; bir grup müzisyen ile tanışır ve hayatı hiç olmadığı kadar hayallerine yakın bir hâl almaya başlar. 

Unorthodox Dizi Karakterleri:


Esty: Biricik Esty... Aslına bakıldığında evliliğin ilk başlarında çok istekli, çocuk sahibi olup yuva kurmayı isteyen bir kız olsa da dizinin ilk anlarından itibaren Esty'nin bambaşka idealleri olduğunu hissedebiliyorsunuz. Evlilik sürecindeki yaşadıkları onu güçlü bir karakter haline getiriyor. Shira Naas'ın canlandırdığı karakter öyle bir şey ki; hem saf ve masum hem de bir o kadar güçlü ve cesur bir kadın. Onu izlediğiniz her dakika o muhteşem oyunculuğunun büyüsüne kapılıyorsunuz. Üstelik o kadar minik ki bağrınıza basmak da istiyorsunuz. Hele ki son bölümde bir sürü kalpcikler kalpcikler. Güzel kızım benim! 

Yanky: Esty'nin eşi. Son bölümde herkes Yanky için üzüldü, fakat ben onunda bir çocuk olduğunu, saf ve yönlendirilebilir olduğunu bilmeme rağmen üzüntü duyamadım. Yanky cemaatin ve yaşadığı yerin sınırları dışına çıkmamış, yaşamla ilgili çoğu şeyi bilmeyen ve çoğunlukla annesinin yönlendirmesiyle yaşayıp onun dediklerini uygulayan biri. Bunlar ne yazık ki kendi gözümde onu haklı çıkartmıyor. Hür olmayabilirdi, ama yetişkin olarak bir şeyleri düşünebilirdi.

Moishe: Dizideki baskın karakterlerden biri. Cemaatin içinden Yanky'nin kuzeni, fakat buradaki Moishe karakteri aslında insanın gaddar yanını gösteren bir imgelem. Kendisi de cemaatten bir dönem uzaklaşıp dünya zevklerine gitmiş, sonrasında cemaate ailesinin yanına dönse de Yanky ile beraber çıktıkları yolculukta hâlâ önceki dünyasından kopamamış birisi olarak gözüküyor. Ama dediğim gibi Moishe tamamen o kötü yanları göstermek için var ve Moishe aslında her zaman çevremizde olabilecek sapkın bir karakter. Ama oyunculuğunu sevdim ve ciddi anlamda da karakter olarak beni sinirlendirenlerden oldu.

Esty'nin Annesi Leah: Babası için anlatılabilecek tek şey alkolik olması ama annesi kesinlikle öyle değil. İlk başta annesi Esty'i terk eden biri olarak lanse edilmiş. Oysa Esty annesiyle yüzleşirken gerçekleri ve hikayenin aslını öğreniyor. Yani burada da Moishe yine devreye giriyor.Terk edilmediğini, aslında zorla koparıldığını bilmek içime bir kıymık batırdı...

Robert ve Diğer Müzisyenler: İlk karşılaşmadan beridir kesinlikle ortaya bir kalp bıraktığım doğrudur. Robert ve Esty'nin birbirlerine kol kanat germelerine doyamayacaksınız. Esty Berlin'e gittiğinde bu müzisyenlerle karşılaşmasa, o konservatuara yardım amaçlı giriş yapmasa, onlarla devam etmese ne olurdu acaba diye düşünmeden duramıyorum. Açıkçası onun için en mutlu olduğum sahneler hep okula ait. 

Bunlar dışında, okuldaki hocalar, kendisine piyano öğreten hocası, babaannesi (ki bir yanım ona kızarken bir yanım üzüldü) gibi birçok yan karakter çok başarılıydı. Sanki rol değilde gerçek bir kesit gibi hissettirdiler. 

Peki ya bunca karakter ve konuyu anlattım, sizce benim gözümde nokta atışı yapan, kalbimden vuran sahneler ne olabilir? Gelin biraz da yorumumdan bahsedeyim.

Unorthodox Dizi Yorumu:


İlk 5 dizimi sorsanız, işte birisi burada diyeceğim. Neresinden başlamalıyım bilemiyorum, ama dizinin içini anlamak önemli olduğu gibi anlatmak daha fazlası... O yüzden özenli davranmaya çalışacağım. Ama sona doğru madde madde vurgulamam gereken sahneleri söyleyeceğim.

Öncelikle bizim böyle güçlü kadınlara ihtiyacımız var! Ne istediğini bilen, zor gününde dibe inmek yerine yukarı çıkabileceği yolu bulan veya en azından o yolu arayan, ne yaşarsa yaşasın dimdik duran kadınlara... Esty'i izlerken içimde büyük bir heves doğdu. Hayallerimizi unuttuğumuz, ertelediğimiz, çabalamaya üşendiğimiz zamanlar oluyor. Ama Esty belli bir yere kadar bunun devam edeceğini, bir yerden sonra ise ipleri elimize almanın vakti olduğunu anlatıyor, kendi diliyle. İzlerken "Ah Esty..." demeden duramadım.

Sen bir kadınsın "yapamazsın" denir, gücü yetmez gibi görünür ya. Unorthodox' da Esty'nin yaşadığı çaresiz durumdan çıkışını gördüm. Ve umut ışığı oldu... Dinin kullanılarak, baskıyla dayatmayla ya da doğru bilinen yanlışlarıyla neler yaptıracağını, neler yaşatacağını gösterdi bizlere. Moishe'nin hep insanı ya yoldan çıkarmaya ya da zorla düşünce kısıtlamaya sevk ettiğini de... Bir erkeğin eşine olan sevgisinin çocukla ölçülemeyeceğini de... Bir kadının mutlu olması için ona destek olunması gerektiğine de... İnsanların istediğini yapmadığınızda size nasıl kapıları kapatacaklarına da... Kimse için değil, kendin için yaşaman gerektiğine de... Her ne olursa olsun inanılan yoldan vazgeçmemeye de... En sonunda herkes için bir çıkış kapısı olduğuna da...

Benim baş tacım olarak kalacak Unorthodox, bir hikaye ya da klasik dizi gibi izlenmemeli. Tam tersine, her anını özümseyerek, her bir repliğin her bir sahnenin akla kazınmasını sağlayarak izlenmeli. Boş vakitte değil de, dolu dolu izlenecek bir dizi. 

Farkındasınızdır çok başka anlatıyorum bu kez bir diziyi. Ama emin olun hepsine değer. Belki de Netflix'in bugüne kadar yaptığı en iyi dizi yapımlarından biri demek doğrudur. 

Benim için Unorthodox'un Aklımda Yer Eden 5 Sahnesi:


1. Denize girdiği sahne. Kesinlikle o sahne benim için tam bir başyapıt. Hissettirdiğini kelimelerle anlatmam mümkün değil. İlk özgürleştiği, ilk ben buyum dediği an. Artık korkmayacağının, perukların ardına sığınmayacağının temsili. 

2. Saçlarını tıraş ettikleri sahne. O an akıttığı gözyaşları, acı sanki yanı başımdaymış gibi içim yaktı geçti. Bir an izlerken "yapmayın, ağlatmayın" diyesiniz geliyor. Her haliyle çok güzel evet, ama evlilik adına kendini koyuyor bir kenara, saçlarıyla birlikte...

3. Yanky ile evlilikten önce ilk konuştuğu sahne. O kadar görücü usulüne yakın bir evlilik sürecine giriyor ki, en sonunda aile kızı beğeniyor Yanky ile karşılıklı bir masaya oturtuyor. Yanky erkek, o yine bir şeyler yapabilir, ama Esty kız, o şarkı söyleyemez kahkahalarla gülemez. Birbirlerinden utandıkları kadar, aralarındaki keskin çizginin de belirlendiği o sahne.

4. Esty'nin sahneye çıktığı o an. Yanky'nin, annesinin, Robert ve arkadaşlarının onu izleyişindeki heyecan, gurur... Hem "vaov" diyor, hem de tüyleriniz diken diken olarak o sahneye bırakıyorsunuz kendinizi. Ve sanırım dizinin en beklenmedik noktasıda buydu benim için. Hiç ummadığım yerden, hiç ummadığım bir şekilde gösterdi kendisini ve müthiş hissettim. 

5. Son olarak Yanky ve Esty yüzleşmesiydi. Yanky o süreçte Esty'nin ne istediğini anladı ama (bana göre iş işten geçmişti) Esty yeni hayatıyla yeni başlangıcıylaydı. Ama Yanky Esty evden kaçmadan önce ne kadar kızdırdıysa da söyledikleriyle, son kısımda da bir o kadar Esty için yapabileceklerini gösterip üzdü. 

Gerçek hayatını herkes gibi eminim sizde merak etmişsinizdir. Evet Esty'nin yaşadığı zorluklar gerçekti, evet bazı kısımlar belki yumuşatılmıştı ama her karakter kendi doğru bildiği yoldan gitti. 

Keşke 2.sezonu da olsaydı dediğim güzelim dizinin de yorumunun sonuna geliyorum. Listenizdeyse mutlaka yakın tarihe alıp başlayın, eğer henüz ilk kez öğreniyorsanız da listenize ekleyin. Çok çok öncelikli tavsiyemdir. Açıkçası Selfmade'den daha büyük zevkle izledim. Hep çok güzelsin Etsy.

🌼


Hepinize şimdiden iyi seyirler dilerim. Hoş kalın!

5 yorum:

Haydi yoruma :)

Bizden,

Ruhunarenkkat ile Birlikte Geçen 4 Yıl! 🌱

Mayıs 09, 2020 Ruhuna Renk Kat 9 Yorumlar


Bir tohum ekmiştim, tam 4 yıl önce bugün. Buna ihtiyacım olduğunu, bir şeyleri sözlerle paylaşmaya hasret çektiğimi bilen biri olarak tam şu sıralarda Blogger'a üye olup, Ruhunarenkkat adını alıyordum. Klişe cümlelerle başlangıç yapabilirdim belki şimdi, 4 yaşındayız yaşasın vs. gibi gibi işte... Ama Ruhunarenkkat'ın, Ruhunarenkkat'la nefes almanın ve ona sahip olmanın o klişelerden öte bir anlamı oldu hep benim için. Burada büyüdüm, burada içindeki çocuğu kaybetmeden bir yetişkin oldum. Hep derim ki, blogum benim çocuğum. En azından hep böyle hissediyorum, sevgim, şefkatim, yeşersin çiçeklensin diye gösterdiğim özen, başka hiçbir işte duymadığım ve burada ilk günkü gibi hissettiğim heyecan... Evet sanırım ben bir blog annesiyim.

Dört yıl öncesinde ektiğim tohumun gün gün yeşermesini izliyorum, hâlâ. Şimdiyse her bahar ayında çiçeklenip bir tomurcuk daha açıyor. Üstelik artık sevgim tek başına da değil, arkasında bir sürü ruhunarenkkatsever var. 



Neden Ruhunarenkkat? 


Adının hikayesini çoğunluk bilmiyordur muhakkak, biraz bundan bahsedeceğim biraz da renklerin bende olan anlamını anlatacağım. Oldukça zor olacak belli ki ama derin bir nefes alarak başlıyorum sözlerime... Bunun için biraz da eskiye döneceğim. 

Hayatımda, renklerin hep bi' anlamı vardı benim için; yeşil sakinleştirirken mavi ruhu dinlendirir, turuncu bir enerjidir pembeyse duygusal. Öyle veya böyle dünya üzerinde var olan tüm renkler yaşama bir şeyler katar. Ki bende olan durumda tam olarak bu işte... Her renkten biraz aldım, küçüklükten beri hep gökkuşağı renklerine hayranım, büyüdüm ne olursa olsun daha fazla renk dedim. Hikayenin asıl özeti bu sanırım. Renklerden çıktım yola, yıl 2013 instagramda ilk hesap açmışlığımda içinde renk geçen bir kullanıcı adı aldım. Sonra blogu kurdum ve hayatınızın Ruhunarenkkat'ı olarak devam ediyorum.

Burası oluşurken tek içimden geçen; yazdıklarımla içimdeki bir şeyleri dökebilmekti... Suskunluklarım, kelimeler içinde boğulduklarım, söyleyemediklerim, söylemek istemediklerim ne varsa hepsi bir yerde toplandı. Artık hiç susmayan ve susmasını istemediğiniz biri oldum. Minnettarım... 

İlk yazımı yazdığım günü hâlâ hatırlıyorum, okunmaktan çok bir şeyler paylaşabilmekti istediğim şey... Sonra kelimeler birilerine ulaştı, birileri "ben de buradayım diye elini salladı" ortak söylenecekler arttı derken bu günlere kadar geldik. Şunları yazarken kalbimde deli gibi bir gümbürtü var. Heyecanıma verin, bu yıl her yıldan daha iyi hissediyorum ve bunu bir şekilde fazla yansıtıyorum sanırım buraya... Bu renkli çocuğu büyüten ne varsa, benim dışımda sizin sevginizle aynı zamanda. Böylesine sahiplenmeseydiniz, bu denli yanında olmasaydınız bunları konuşmazdık belki de. 

Birinci yıl sonrası hiç unutmam Türkiye genelinde kaç ilde okunduğumu ilk gördüğüm an ağlayacaktım neredeyse... Daha ilk andan tüm şehirlere ulaşabilmek benim hep ilk ve büyük mutluluğum olarak kalacak. Geçtiğimiz yıl ne yıl dönümü kutlayabilmiş ne ilgimi buraya verebilmiştim. Bu geçen yılın bana öğrettiği en önemli ders; her ne olursa olsun asla buradan uzaklaşmamam gerektiğiydi. İşin aslı da şu ki; genelin aksine uzun aralık vermeme rağmen buraya karşı kendimi hiç soğuk ve uzak hissetmedim. 

Bir kelimeden, bir sözden veya bir şarkıdan, bir replikten hayatınıza katıldım belki de. Ya da tesadüfen gördünüz rastlayıp "bu neymiş" dediniz. Bir şekilde yollarımızın kesişeceği anlar belliymiş hayatımızda. İşte bunu okuyorsunuz ve bir şekilde bu bağımız güçlenecek. Sizler artık benim sadece okuyucum ya da takipçilerim değilsiniz, renklilerimsiniz... 

Ve işte şimdi koskoca 4 yıl geçirdik, beraber... Bana birçok abla, abi, kardeş kattı. Ben hâlâ doğru bildiğim yolda, gönlüme güzel geleni, içime sineni, aklımdan geçeni yazıyorum size. Size verebileceğim en birinci söz bu; Ruhunarenkkat'ı koruyacağım, sımsıkı sarılmaya devam edeceğim. 

Bana sorulsa "hayatının dönüm noktası nedir" denilse; belki birkaç ara nokta vardır ama en güzel dönüm noktam o "blogunuzu oluşturun" butonuydu. Bir kez daha iyi ki! Bir kez daha çok şükür...

Yeni blog açanlara ya da açmayı düşünenlere de artık minik bir tecrübeli olarak şunları söylemek isterim... 

🌱 Blogu gerçekten yazı yazmayı seviyorsanız açın. Zorunluluk için ya da belli bir karşılık bekleyerek yapılan her şeyin ömrü kısa ne yazık ki..
🌱 Buradan para kazanma amacıyla başlangıç yaparsanız, birkaç ay sonrasında başka kazanç yollarına aklınız kayacak ve blog önemsiz olmaya başlayacaktır. 
🌱 Eğer ki "ben yazı yazmayı da insanlarla bunu paylaşmayı da seviyorum" diyorsanız; hiçbir şekilde araya soğukluk, umutsuzluk katmayın. İlk günde yüzlerce kişi sizi okuyabileceği gibi, ilk yılın sonunda da yüzlerce kişiye yeni erişmiş olabilirsiniz. Siz sadece yazın. Çünkü asıl sevginiz, yazı yazmak... Takipçi kasmak ya da birilerinin dikkatini çekmek değil. 
🌱 Tabii ki okuyanlarınızın fikrini önemseyin, ama kendinizi kimseye göre değiştirmeye çalışmayın. Her zaman özgünlüğünüzü ve ilk andaki hislerinizi koruyun. Her öneri aklınızın bir köşesinde kalsın, önceliğiniz ise içinizden gelenler olsun.
🌱 Gündem değişebilir, Google Trendleri'de. Teknoloji ilerleyebilir, artık insanlar okumaktan sıkılabilir. "Youtube varken neden blog yazayım ki hâlâ? Para da kazanırım." diyebilirsiniz, ama Youtube yaparken blogunuzu unutmayın. Her şeyin yeri ayrıdır, blog kitleniz ise okumayı ve sizi sevenler olduğu için her zaman baki kalacak.
🌱 Blog yazmanızı geçici bir heves gibi görenler olabilir ya da destek olmayanlar... Bunları sakın kafanıza takmayın, gerçekten hayallerinizi gerçekleştirmek de zor değil, heves olarak yarıda bırakmayıp ebedi olarak yaşamınızın baş köşesinde tutmakta... 
🌱 Son olarak; yazımızını geliştirin, kendinizi her zaman yenileyin. Trendlere tamı tamına uymak değil de, güncel kalabilmek en önemlisi. Yazınız hep kolay okunur, anlaşılır, ilgi çekici ve diliniz hep yalın olsun. 

Böylelikle tavsiyelerimin ve yazımın da sonuna geliyorum. Ne de güzel yeşillendik değil mi beraber? Dilerim yıllarca birlikte çiçeklenir, birlikte yeni ve taze mevsimlerden geçeriz. 

Dört yıllık kısa yolculuğumda başta ailem ve sevdiğim beye olmak üzere, yakın dostlarıma özellikle teşekkür edeceğim. İlk andan bu yana beni hep desteklediğiniz, her şartta yanımda olduğunuz ve benim kadar Ruhunarenkkat'ı da sevdiğiniz için var olun.

Ardından ise; bunu okuyan her renkliye, beni uzaktan yakından tanıyanlara, yardımı geçen bugüne kadar ki birkaç hayat kurtarıcı hamleyi yapmama vesile olanlara, belki de okul zamanları aynı sıralarda oturduğum arkadaşlarıma teşekkür ederim. İyi ki varsınız! Birlikte nice yıllarımız olsun! 



9 yorum:

Haydi yoruma :)

#evdekal #evdeokuyoruz,

Saç Örgüsü-Laetitia Colombani Kitap Yorumu

Nisan 15, 2020 Ruhuna Renk Kat 7 Yorumlar


Herkese merhaba! Her geçen gün kitap üstüne kitap bitiriyoruz malum. O yüzden ben de çok ama çoook güzel bir kitap yorumuyla karşınıza geldim. Hem belki fikir olur, hem de size şu zor günlerimize karşı iyi hissettiren bir arkadaş olur diye düşündüm. Çünkü kitap o kadar sihirli bir bağa sahip ki gözümde, iyi hissettirmekle kalmıyor bir yerde hala hikayesini devam ettiriyor...

Fazlasıyla merakınızı çektiğimi düşünerek hemen kitaptan bahsetmek istiyorum. 
Kitap Yan Pasaj Yayınevi'nden bu yılın Mart ayında çıktı. Henüz daha kapağını görmüştüm ki kendisine tabiri caizse vu-rul-dum! Yan Pasaj Yayınevi bizim 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz Yalova Blogger Etkinliği'nde de bize sponsor olmuş, onun öncesinde de işbirliği gerçekleştirmiştik. Çıkardığı kitaplar açısından bakınca; hayata dokunan, iyi gelenlerin hepsi burada toplanmış gibi. O yüzden yeri bende ayrıdır. 

İlk okuduğum "İkinci Hayatın Tek Bir Hayatın Olduğunu Anladığında Başlar" da bende müthiş etkiler bırakmıştı ve hayatımın birçok yerinde uygulamaya da koymuştum. Bu kitapta özellikle son zamanlarda izlediğim Selfmade: Sarah CJ Walker dizisinden sonra, inanılmaz bir kadın gücü ve geleceğe inanç etkisi yarattı. Hatta ikisi birden beni motive eden set gibi geldiler. :)




Saç Örgüsü Kitap Konusu:


3 kadın, 3 ayrı din, 3 ayrı ülke. Birbirlerinden habersiz yaşayan üç kadının hikayesini okuyoruz. Hindistan'dan Smita, Sicilya'dan Guilia ve Kanada'dan Sarah. Üçünün de tek bir amacı var; özgürlüklerine ulaşabilmek. 

Smita Hindistan'da kast sınıfının en altında yer alan, hatta sınıftan bile sayılmayan bir annedir. Kızı Lalita'yı okula göndermek, ona kendisinin kaderini yaşatmamayı istemektedir. İnsan dışkılarını toplayarak geçimini sağlayan Smita ve fare avlayarak, ardından da fareleri akşam eve yemek diye getirerek aileye bakan baba Nagarajan kızları için en iyiyi istemektedirler. Zaten her hikayeyi okuduğunuzda içinizi en burkan kesinlikle Smita'nın oluyor. Kızları Lalita'nın okulun ilk gününden dönüşü ile her birinin hayatı değişecek bir noktaya girmektedir. 

Giulia ise Sicilya'da yaşayan babasının saç atölyesinde çalışmaktadır. Babasının geçirdiği kaza sonucu, atölyenin işleyişi ve ardında kalanlarla ilgilenme görevi ona düşer. O sırada yaşamaya başladığı aşk, gelecek için yapacaklarıyla birleşir ve Giulia için de olaylar başlamış olur.

Sarah; Kanada'da başarılı ve adı duyulmuş bir avukattır. Aynı zamanda bir şirketin de ortaklarından biridir. Fakat mahkeme sırasında başına gelen bir rahatsızlık onu bambaşka konulara götürecektir. İlk başta hırslı (özellikle hamile olduğu dönemlerde hamileliğini gizleyerek iş hayatına devamı çok tuhaf gelmiştir gözüme), işini ve özel yaşamını ayırsa da daha ok işine odaklı bir anne olarak anlatılır. Sonrasında ise; çalışma hayatından yavaş yavaş kopuşunu, ayrıştırılmasını okuyoruz. En zor toparlanan karakter şüphesiz ki Sarah. Bir yanı düşerken, bir yanı düşmeye devam edecek psikolojidedir. Ama son çıkışları onu harika bir noktaya getirir.

Saç Örgüsü'nün benim için en anlamlı kısmı; üç karakterin de birbirinden habersiz olmasına rağmen, tek bir noktada birleşebilmesidir. Bu birleşmeden kastım, bir araya gelmek değil yanlış anlaşılmasın. Uzak yerlerden bile bir zinciri tamamlar gibi, bir saç örgüsünden başlayıp mutluluğa giden bir yolla sonlanıyor. Gerçekten son sayfasına geldiğimde yüzümde bir tebessüm, sanki bir yerlerde hala o anı devam ettiriyorlar düşüncesiyse içimde bir huzura sebep oldu. 

Sonu hem tatmin edici, hem de iyi hissettiren favori kitaplarıma bir yenisini daha ekledim böylelikle... Tek bir "olsa güzel olurmuş" dediğim nokta var. Sonda tüm karakterlerin geleceğini bir şekilde hayal edebilirken, Smita ve Lalita'nın bir eksik kalmış sanki... Ne yaptılar, neredeydiler gibi kısımları çok düşündüm. Ama her şekilde, en sevdiklerim içerisinde kalacak.

Böyle güzel ve kendine inanan güçlü kadınlara daha çok ihtiyacımız var. Aslında Saç Örgüsü bize bunu anlatıyor. Dil, din, ırk fark etmeksizin hepimiz inandığımız şeyler uğruna savaşabilir, güçlü kalıp, galip çıkabiliriz. Kimseye bağımlı olmadan, kendi ayaklarımız üzerinde durabilir, hayal ettiklerimizi gerçeğe çevirebiliriz. Bu tamamen bizim elimizde. İnancımız olduktan sonra üstesinden gelemeyeceğimiz şey yok...

Kendi kendine söz vermişti. Bir daha asla nefesini tutarak yaşamayacak, bundan böyle nihayet özgürce ve onuruyla nefes alacaktı. 

Özgür ve onurlu bir yaşam için hepimiz kendi adımımızı atmalıyız bence... Hayatımızın tadını, yaşamanın kıymetini böyle anlayabiliriz.

Şimdiyse kitaplığınızda mutlaka bulunması gereken bir kitabımızın daha sonuna geldik ne yazık ki... Su gibi akıp gidiyor, okurken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorsunuz. Dili ve üslubu açısından da oldukça hoş olan bu kitabı kesinlikle öneriyorum! Hem kendinizden bir parça bulacaksınız, hem de içinizdeki hayalleri ve inancı olan kadının bir şeyler yapma isteği harekete geçecek. Öyle ki okuduğum sırada çok fazla farkındalık edindim. Zor şartlarda "imkansız diye bir şey yoktur"un gücüne inanmak, düşer ve boğulur gibi olurken her zaman bir çıkış kapısı daha bulunabileceği, sağlıkta yaşamın değerini bir kez daha anlayıp kendime vücuduma iyi bakabilmek bunlardan sadece birkaçı. Her karakterden size geçen bir öğüt bulmak hiç zor değil.

Şimdiden hepinize keyifli okumalar diliyorum kitapkurtlarım! 😇 Yan Pasaj Yayınevi'ne ise beni bu güzellikle tanıştırdığı için çiçekli, bol sevgili teşekkürler!🌸

7 yorum:

Haydi yoruma :)

Atypical,

Atypical Dizi Yorumu

Nisan 08, 2020 Ruhuna Renk Kat 13 Yorumlar


Netflix ve diğer dizi/film platformu sömürgeciliğine devam ettiğimiz şu günlerde keyfinizi yerine getirecek, sizi duygudan duyguya sürükleyecek bir dizi daha getirdim. Gözyaşları mı dersiniz, kahkahalar mı dersiniz, minnoş ve tatlı motivasyonlar mı dersiniz bilemiyorum ama ne ararsanız var desem kısaca özetlemiş olurum sanırım. 

Aslında öyle bir dizi arayışında olmadan fakat ne istediğimi seçemediğim günlerde tesadüfen listemde bir seçim yapmıştım, şimdi düşünüyorum da iyi ki Atypical'i seçmişim ve farkına varmışım diyorum. Atypical anlamı ve direkt olarak verdiği mesajlarıyla gönlüme taht kurmuş dizilerden oldu. Bu yüzden özellikle burada detaylandırmak istedim. Normalde biliyorsunuz bende baskın olan, sevdiğim dizi/filmleri paylaşmaya gayret ediyorum. Hoş film konusuna girmeyelim, onlarda da yığınla sevdiğim var ama sizi instagrama yönlendirmek isterim.

Çok fazla da bekletmeden hem Atypical dizisinin konusunu hem de karakterlerini bir güzel anlatayım. Siz de bir an önce başlayın e mi? :) 





Atypical Konusu: 


Sam Gardner otizm spektrum bozukluğuna sahip 18 yaşında bir lise öğrencisidir. Annesi Elsa, babası Doug ve kız kardeşi Casey ile yaşamı, okul dönemi ve geçirdiği tüm süreçleri, acı tatlı her haliyle anlatıyor. Bir bakıyorsunuz sitcom tadında, bir bakıyorsunuz eğitici bir video izlercesine öğretici... İlk bölümleri terapisti Julia ile başlayan konuşmaları daha sonra bizi de aile ve yakın çevresine dahil ederek olaydan olaya sürüklüyor. Şu anlık 3 sezonu bulunan dizi 4.sezon onayını da aldı ve final yaparak bizi bir kez daha üzecek... 3.sezonda bile çok nadir hissettiğim bir duyguya kapıldım. O kadar alışmışım ki, sanki Friends, The Big Bang Theory, Modern Family gibi o ailenin içindeymişim de ayrılıyormuşum gibi. 

Her bölüm yaklaşık 20-30 dk aralığında, yani çerez gibi hemen bitirmelik. Sezon başına da 10 bölüm civarında. Göz açıp kapayana kadar bitirecek, bir sonraki bölüm derken 3.sezon finalinde bulacaksınız kendinizi garanti veriyorum.

Atypical Karakterleri:


Sam Gardner: En başta da bahsettiğim gibi başrolümüz, 18 yaşında otizm spektrum bozukluğu olan bir lise öğrencisi. Ama o kadar efsane yetenekleri var ki. Yakın çevresinden fikir almasına rağmen bambaşka şeylerle karşımıza geliyor. Ve takdir ettiğim şey ise; gerçekten rolünün hakkının verilmiş olması. Açık sözlülüğü ve net hareketleri ile The Big Bang Theory'nin Sheldon Cooper'ına çok ama çoook benzettim. Neredeyse birebir aynılar. Tek farkla biri otizm, biri dahi. Çok keyifli bir karakter, yavaş yavaş hissetmeyi duygulara sahip olmayı, aşkı, dostluğu öğreniyor. Özellikle Paige ve Zahid'li sahneleri en sevdiklerimden oldu. Penguen, tilki gibi kutupsal canlılara ilgisi var ve hele ki kaplumbağası. Odasına girildiğinde göze çarpan mavilikler o kadar güzel ki. Bende onu izlerken daha çok sevmeye başladım penguenleri. Okul döneminde yaşadığı zorluklar bir miktar gözleri doldursa da, tepkileri çoğunlukla gülümsetti. 

Casey Gardner: Casey Sam'in kız kardeşi, aynı lisede okuyorlar ve birlikte bazı rutinleri bile var. (yemek parasını almak vs gibi) 16 yaşında, koşu takımının parlayan yıldızı ve gerçekten de sonraki bölümlerde yükselişi hak eden bir kızımız. Fakat çok atarlı, tam bir erkek Fatma dediklerinden. Ben ilk sezon açıkçası Casey karakteri çok sevmiştim, özellikle Evan ile birlikte de uyumlulardı. 2 ve 3.sezonda ise yavaş yavaş değişiyor, okulundan arkadaşlarına hatta tercihlerine kadar... Bu sebepten sezon finalinde büyük gıcık olarak ayrıldım ondan. 

Doug Gardner: Sam ve Casey'in babası. Dizide sevdiğim nadir karakterlerden. Çok iyi niyetli ve sıcak bir baba. Ailesine bağlı, acil müdahale ekibinde çalışıyor ve konuşması ilgi alakası insanı mutlu ediyor. 2.sezonda biraz daha parlamasını sevdim, çok sönük kalıyordu açıkçası. 

Elsa Gardner: Dizide sevmediğim tek karakter. Sam ve Casey'in annesi, Doug'un eşi. Çok fazla detaycı, biraz benmerkezci daha doğrusu benim dediğim iyidir, doğrudur diye düşünen, müdahaleci ve boğucu bir anne figürü. Kadını gördüğümde sinirim tepeme hep zıpladı. 4.sezon gelsin gene zıplayacak. Spoiler olmaması için belirtmeyeceğim ama büyük bir yanlış yapıyor ve son 2 sezon onun bu cezayı çekişini de izliyoruz. Orada dahi üzülmedim, seveninin de çıkacağını sanmıyorum. Tek takdir edeceğim Sam için çok şey yapmış olması.

Evan Tuba: Casey'in erkek arkadaşı. Dizide ki doğru düzgün karakterlerden. O çocuğu da son sezonda çok üzdüler... :( Casey'e ilk gördüğünden beri vurgundu, sonra kavuştu fakat ah be! Üzülmeyi hak etmiyordu. Ama düşünce yapısı ve samimiyeti iyi yansıtılıyor. 

Zahid: Dizideki en ama en çok sevdiğim karakter! Üstüne tanımam. Mükemmel bir oyunculuğu var bence. Sam ve Zahid birlikte çalıştıkları teknolojisi mağazasından çok yakın arkadaşlar hatta Zahid'in değimiyle homies'ler yani kankalar. :) Tam fırlama bir karakter, ama düşünceleri, Sam için yaptıkları, düzgün hareketleri, sıcakkanlılığıyla çok sevilesi. Zahid'i izlemekten büyük keyif aldım açıkçası. Son anda gerçi saçma bir tiple evlenip kazaya gidecekti ama geçti. Her zaman dizilerde görmek isteriz seni Zahidomie! :)

Paige: Yine çok tatlı ve çenesi düşük bir kızımız. Sam'in sevgilisi. İlk başlarda Sam'in ondan kaçışını görmeniz lazımdı. :) Çünkü susmuyor. Ama bir o kadar da tatlı ve anlayışlı. Çiçeği, böceği şirin şeyleri pek sever. Hareketli olmasına bakınca insan şaşırıyor ama Sam'i anlayan nadir insanlardan ve sezon finallerinde Sam için yaptıkları bende göz yaşı pıt durumu yapmıştır. 

Izzie: Casey'in sonraki okulunda en yakın arkadaşı. Buna daha fazla detay veremem ama son 2 sezonda öne çıkan ve birçok dengeyi değiştiren karakter. Herkes Cazzie'ci olup shiplemiş ama, ben bu bağlamı pek sevemedim.

Terapist Julia: Sam'in ilk baştaki terapisti, gerçi sonrasına hem ailenin hem de Sam'in geçirdiği kriz sebebiyle uzaktan terapisti oldu ama. Sevimli bir kadın. Terapistlerinde iyi gelip gelip sonra kendi içlerinde delirebileceklerini gösteriyor. O halleri çok komikti, hastalarına sakin ve telkin ediciyken, kendi yaşadığı zorlukta çingenleşiyordu. 

Bu karakterler dışında okul koçları, arkadaşlar vs de var ama anlatılası olan temel karakterler bu şekildeydi. Gelelim Atypical'in bana ne hissettirdiğine...

Atypical Dizi Yorumum:


Atypical, otizmin hastalık değil de bir yaşam olduğunu gösteriyor. Otizmli arkadaşlarımıza gerçek hayatta da yaşatılan ya da gösterilen hal hareketleri gözler önüne seriyor. "Otizm bir hastalık değildir." cümlesi içime dokunan bir cümle olmuştur. O kadar yaşanan zorluk var ki ve siz bunu diziyi izlerken çok net anlıyorsunuz. Atypical bir dizi işte denerek geçilebilecek bir şey değil. Her sahnesi duyguları yoğun yaşatan ve bazı anlarıyla içe işleyen bir yapım. O yüzden favori listemde yeri sabit kalacak. 

Mutlaka izlemenizi öneriyorum. Sadece otizm değil arkadaşlık, aile bağı, gelecek ve değer verilenler için yapılan fedakarlıklar gibi birçok konuda bakış açısı kazandıracak. Ve eminim ki ağlatan yerleri de olacak... Çok yazasım var size burada ama izleyin ve kendiniz görün diye özetlemek istiyorum. Şunu da ekleyebilirim; izlerken hiç sıkılmadım ve 30 dk. nasıl geçti anlamadım. 

Size çok şey katacak Atypical'i izleme listenize alın ve keyfinize bakın. Şimdiden keyifli seyirler diliyor ve sonraki dizi yazısında görüşmek üzere diyerek yayın sonrası kaçıyorum. :) 




13 yorum:

Haydi yoruma :)

Motivasyonlu

Ruhunarenkkat Habit Tracker (Günlük Hedef / Alışkanlık Çizelgesi)

Mart 31, 2020 Ruhuna Renk Kat 6 Yorumlar


Herkese bol motivasyonlu, bol ilhamlı günler canım renkli okuyucularım! Umarım her geçen gün biraz daha iyi hissetmeye yakınlaşıyorsunuzdur. Hatta umarım burada birlikte kutlayacağımız birçok hayalin gerçekliğe dönüştüğü ana eşlik ederiz.

Bugün size yine instagram da çooook sorulan, herkese elimden geldiğince anlatmaya çalıştığım ve başta kendim olmak üzere yapan birçok kişide büyük etkilerini gördüğüm bir şeyi yapacağız. İster çizin, ister yazı sonunda ki linke tıklayarak yazdırılabilir halinin çıktısını indirip baskısını alın. Ay başında söz verdiğim gibi size özel tasarladım, size özel yazdım. Faydası dokuna! :)



Habit Tracker yani Bullet Journal'lerin vazgeçilmezi, ajandaların Türkçe ismiyle alışkanlık çizelgesi veya alışkanlık takip çizelgesi hayatımı o kadar kolaylaştırdı ki, size övüne övüne anlatmaya hazır hissediyorum kendimi. Fotoğraflarda görmüş olduğunuz çizelgeler ise, benim henüz tam bu işin içerisine derinlemesine girmeden önce kendi elcağızımla hazırladığım tablolar. Yamuk çizimlerimi vs göz önünde tutmazsak her halinden memnunum. :) Ayı da bitirirken topladım son 3 ayın raporlarını geldim buralara. :) Mart ayındaki düşüşün sebebini ise hepimiz biliyoruz... :(

Önce sırasıyla sorularınızın cevabından başlamak istiyorum. 3 aylık bir süreç sonrası atlamadan anlatmak hedefim. Ama şimdiden uyarayım çoook uzun ve detaylı bir yazı olacak. :)

Habit Tracker Nedir?


Habit tracker yani alışkanlık takip çizelgesi; belirli hedefler belirleyip bunları yaptıkça, uyguladıkça boyamanızı veya tik atmanızı sağlıyor. Böylelikle eksiklerinizi, biten ay içerisinde ne kadar artı veya eksi yön bulunduğunu görebiliyorsunuz. Habit tracker, özellikle bir plan yapmasına rağmen tamamlamakta uygulamakta zorluk çekenlerin çok kolay hayatına katabileceği bir çizelge.

Yine kendimden örneklendirmem gerekirse;
Normalde ajanda tutabilenlere, her şeyini planlayıp bir defterde süslü püslü oluşturabilmesine özenirim. Fakat 2020 başlarken yine aldığım kararlardan biri de, çalışmama haftayı, günleri hatta saatleri verimli geçirmeme yarayabilecek bir çizelge oluşturmaktı. Geçtiğimiz yıl çok fazla her şeye üşenip, açıkçası da fazlasıyla depresif hal sergileyince (buna inanmazsınız biliyorum ama sonranın konusu olsun bu da) ve yeni yılında bir şekilde içimde "her şeyin harika olacağı" hissini oluşturmasıyla tamamen kendime göre herhangi bir örneğe bakmadan, hatta asıl isminin ne olduğunu dahi bilmeden bir tablo oluşturdum. Üstelik adını da kendimce "günlük hedef çizelgem" olarak koydum.

Geçen yıl bilirsiniz ki ajanda satışı yaptım Shop hesabımızla. Bu ajanda bende de tetiklenir diye düşünürken, yine ajandamı yarıda bıraktım. O yüzden bu tablo, zinciri kırma tablosu ve mod renklerim hepsi hem göz önümde hem de daha çok hevesli olmamı sağladı. Bu sebepten ki alışkanlık takip çizelgesi, hayatıma bambaşka bir bakış açısı kazandırdı. Üstelik kendimi eskisinden daha motive ve canlı hissediyorum.

Habit Tracker 'ın Hayatınıza Faydaları:


Gerçekleştirmek istediğiniz minimal hedefleri belirlemenizi ve sürekli onları hatırlayıp bir şekilde uygulamaya geçmenizi sağlar. Böylelikle hedefleriniz her zaman gözünüzün gördüğü noktada durup size bir göz kırpar. :)

Ay sonunda kendinize öz eleştiri yapabilmenizi sağlar. Eksik ve tam olan yönlerinizi görebilirsiniz. Bu şekilde doğru veya yanlış hedeflerinizi ayırt edebilirsiniz.

 İlk anda minimal olarak belirlediğiniz hedefi eğer ki zorlanarak tamamladıysanız, dozunu ne kadar arttırmanız gerektiğini görürsünüz. Kendi bünyenize ve günlük alışkanlıklarınıza göre daha da minimalleştirebilirsiniz.

♡ Sınırlarınızı ve yapabileceğinizin daha fazlasını görmenizi sağlar. Zor geldiyse, "gücüm yok, benden bu kadar" demek yerine, "zorlandım ama, biraz daha hafifletip sonraki ay tekrar deneyeyim" diyeceksiniz. (Örneğin; her gün 30 dk kitap okumak yerine, bir sonraki ay 20 dk okumayı denemek gibi) Kolay geldiyse, yeni bir hedef ekleyebileceğiniz gibi var olan hedefinizi minik bir boyutta arttırabileceksiniz. (Örneğin; 5 dk kitap okumak yerine bir sonraki ay 10 dk okumayı denemek gibi.)

En çok da mutlu olmanızı sağlar. Ciddi söylüyorum ki, yaptığınız her şeyin hayatınıza katkısı çok olacağı için, size iyi geldiğini ve kendinize gurur duyduğunuzu hissedeceksiniz.

5 Adımda Habit Tracker Yapalım 


Yine internet detoksunda olduğu gibi (okumayanlar da buraya tıklayarak ulaşabilir) sizin için Günlük Hedef Çizelgesi yapımını kolaylaştıracağım. Bu sebepten 5 adımda uygulanabilir bir Habit Tracker sahibi olacaksınız. 

Öncelikle malzemeler: Kağıt, kalem ve seçeceğiniz bir sürü boya kalemi. :)

1. Adım: 


Bir kağıda gün içinde yapmak istediğiniz hedeflerin listesini çıkarın. Benim örnek çizelgemdeki gibi düşünün, aslında günlük olabilecek ama hayatınıza katkı sağlatacak. Eğitimden, işe, ev ve özel yaşama her şey olabilir. 

Hedeflerinizi de minimal tutmaya, başlangıç aşamasında çok ciddi sorumluluktan ziyade alışmaya çalıştığınızı unutmamaya özen gösterin. 

2. Adım: 

Yazmış olduğunuz hedefleri ve yapmak istediğiniz şeyleri, günlük, haftalık ve aylık sıraya ayırabilirsiniz. Ben günlük ve haftalık olarak tercih ediyorum. Ama günlük olarak yapılması tavsiyemdir, Mart ayında günlük olana neredeyse tamamen geçtiğimi çünkü daha kolay ve takip edilebilir olduğunu söylemeliyim. Haftalık da ise blog yayını, internet detoksu gibi noktalar sebebiyle kullanıyorum. Bunu kendinize bir post-it e bile not edebilirsiniz. 

O yüzden günlük olan hedeflerinizi, mutlaka her gün yapacağınız hedefleri belirleyin.

3. Adım: 

Eğer kendi çiziminizle yapmak istiyorsanız (ki bu madde bunun içindir); her hedefiniz için aydaki gün sayılarına göre benim çizimlerimdeki tarzda bir kareli tablo oluşturun. 

Eğer benim tasarladığım Habit Tracker çıktısını kullanacaksanız da, zaten hazırsınız hedeflerinizi oraya işleyin ve başlayalım. :)

4. Adım: 

Hedefler listelere geçirildi, çizelgeler tamam. Öyleyse şimdi her gün işaretlemeye başlayabilirsiniz. İsterseniz ile isterseniz boyalarla işaretlemeniz yapın. Boyalarla yapmak sizi ekstra motive eder. O renklerin bir önceki günle bütünleştiğini görmek insanı nasıl mutlu ediyor tarif etmem mümkün değil. Sevdiğiniz renkleri seçin ve başlayın. Her hedef için farklı renk! 

Örneğin; bende gördüğünüz "Her gün bitki çayı içmek, içtikçe boya. Her gün dizi veya film izlemek, izlediysen boya." gibi... Eğer yapmadıysanız o günü boş bırakın, emin olun boş bırakmanız da hiç sorun değil. 

Ama diyelim ki boşluklarda büyük bir uzunluk var yani 5 gün art arda bir hedefi yapmamış, 2 gün yapmış, 7 gün daha yapmamışsınız. O zaman ya belirlediğiniz hedef ilk aşamada büyüktür, ya her gün yapmak için uygun değildir gün içindeki aktivite ve meşguliyetiniz sizi engelliyordur ya da yeteri kadar motivasyon olmamışsınızdır. 

Böyle durumlarda çizelgeyi bir kenara bırakmayın. Onun yerine ne olursa olsun ayın bitişine kadar her şeye devam etmeye çalışın ve bir sonraki ay değişim yapın. 

5. Adım: 

Diyelim ki ay bitti, yeni bir çizelge vakti. Önce 4.adımda da biraz bahsettiğim gibi hedefinizin boşluklarını iyi değerlendirin. Çok güçlü gördüğünüz mesela full yaptığınız hedefe sonraki ayda da devam edin, ister dozunu arttırın ister sabit bırakın ama daimi olsun. Böylece bir rutin gibi görmeye başlarsınız. 

Ve sonraki ay için alışkanlık çizelgenizi şöyle bir önünüze alın, yapamadıklarınızı neden yapamadığınızı, yaptıklarınızda da ne kadar iyi olduğunuzu fark edin. Böylelikle sonraki ay için yeni hedefler oluşturun. 

Eğer kolay geliyorsa ve bu çizelge size günlük rutinlerde kolaylık ve alışkanlık kazandırdıysa, ek hedef ekleyebilir yine yavaş yavaş adımlarla ilerleyebilirsiniz. 

Adımları bitirdikten sonra size verebileceğim en önemli tavsiye şu; asla bırakmamanız. Çünkü bıraktığınız her gün hatta şu da var "neyse bugün yapmadım yarın iki katını yapar işaretlerim" düşüncesi YANLIŞ! Ne olursa olsun o günün işini o gün yapın. Saat 00:00 itibariyle başlayıp sonraki günün 00:00 'ı le bitecek bir işi ertesi güne ERTELEMEYİN! O gün yapamıyorsanız da üzülüp, pişman olmak pes etmek yerine; artık devam edebilecek şekilde ilerlemeyi deneyin. "Bugün yapamadım ama..." ile başlatmayın cümleleri. Ertesi gün olduğunda "Dün yapamamıştım ama bugünün hedefini tamamladım, artık daha iyi olabilirim" diyin. 

Umarım tüm bu anlattıklarım fayda sağlar ve Nisan ayı itibariyle size iyi geldiğimi bilirim. Lütfen deneyenleriniz olursa bana mailden veya instagramda DM'den fotoğraf göndermeyi unutmayın. Çünkü gördükçe çoook mutlu oluyorum. Sizin için hazırladığım tasarımı da aşağıdaki renkli yazıdan linke tıklayarak indirebilir ve çıktısını alıp kolaylıkla kullanabilirsiniz. Hepinize yeni aya tatlı hazırlıklar ve renkli günler. 🌈

*Ruhunarenkkat tarafından oluşturulmuştur. Tüm hakları saklıdır.

6 yorum:

Haydi yoruma :)