Bakımlı

Rosense Dudak Vazelini Yorumlarım

Aralık 09, 2018 Ruhuna Renk Kat 13 Yorumlar


Herkese merhaba, bu ara coştukça coşuyoruz! Ayın ilk yazısı olan bakım önerisiyle geliyoruz. Hazır mısınız?

Havalar bııız gibiyken, e bizimde narincik ciltlerimiz hasara uğruyor malum. :( Eminim bu durumdan hepimiz çok mutsuzuz. Şimdi size bu havalara göre ve sivilce tedavisi uygulayan arkadaşlara yönelik bir ürün önereceğim.
Sıkı durun!
Yılların dudak vazelinini size getirdim!



Rosense Dudak Vazelini...


Önce ben bu vazelin ile nasıl tanıştım, ne zamandır ve ne amaçla kullanıyorum bunlardan bahsedelim.
Artık epeydir bahsediyorum, çoğunuz biliyorsunuz ki; lise ve üniversitenin ilk yıllarında sivilcelerle başım beladaydı.

Uzun bir süre sivilce tedavisini gördüm. Bu tedavinin yan etkileri olarak dudaklarım bildiğiniz yara gibi yarık yarık oluyordu. Denemediğim balm, lipstick kalmamıştı. En sonunda eczacının tavsiyesiyle Rosense markasının dudak vazelini kullandım. Ve abartmıyorum, dudaklarımda yarık değil pürüzsüzlük hakim oldu. O gün bugündür, hala aynı vazelini kullanıyorum. Dışarıdayken veya işteyken daha çok lipbalmları tercih etsem de, evde kesinlikle tek bir tercihim var.

Size yine artı ve eksilerini sunmak istiyorum:

Artıları:
- Kesinlikle vaat ettiklerini gerçekleştiriyor. Pürüzsüz ve yumuşacık bir dudak hazırlıyor.
- Minicik bir kutusu olmasına rağmen, oldukça bereketli bir ürün aylarca idare edebiliyorsunuz.
- Gül özlü ve hoş bir kokusu bulunuyor. Rahatsız etmez.

Eksileri:
- Parmağınızla yedirdiğiniz için, gün içerisinde kullanımı biraz zor. En azından elinizi silip, yıkamalısınız.

Benim açımdan eksileri ve artıları bu şekilde.
Kullanımıma gelecek olursam; ben her gece yatmadan önce parmağıma biraz alıp onu dudaklarıma yediriyorum. Sabaha miis!
Eğer ki; kurumuş ve çatlamış dudaklara sahipseniz, gün içerisinde de bir bakım yapma fırsatınız olmuyorsa ya da sivilce tedavisi görüyorsanız bu vazelin size göre. Kullandıktan sonra iyi ki! diyceğinize de bizzat kefilim. Günde bir kullanım bile sizi epey rahat ettirecektir. Kış günlerde de özellikle bir kurtarıcınız olacaktır.

Yaklaşık 2 ay kadar önce hepsiburada üzerinden 5-6 TL civarı bir tutarda satın almıştım. 5 mllik bir kutuda olan vazelini bir alınca bir daha alacaksınız. Buraya da yazdım bakın. Öyle öve öve bitiremiyorum; yani piyasada bulunan nivealar, blistexler benim gözümde out efendim.🙈

Deneyenler varsa sizin de yorumunuzu çok merak ediyorum. Haydi yorumda buluşalım.💋💞

13 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Bakımlı

Vincita Üçlü Oval Makyaj Fırça Seti Yorumlarım

Eylül 09, 2018 Ruhuna Renk Kat 10 Yorumlar


Herkese selam! :)
Bu kez biraz daha konsept genişleterek geldim ve uzun zamandır aradığım, sonunda da alıp kullandığım canım makyaj fırçası setimi size anlatmak istedim. Biliyorsunuz kozmetik, makyaj üzerine çok fazla konuşmuşluğum yoktu fakat fikirlerim değişti sonuç olaraksa; işte buradayım.

Bundan sonra ara ara denediğim ürünlerle birlikte, yine aylık olarak ürün yorumlamaları yapabilirim. Yani sıkı durun! Uygun fiyatlı ve kullanışlı her şey de burada olacak. :)
O zaman haydi anlatmaya geçeyim.



Vincita markasına ait fırçalara illa ki sosyal medyada ve internette denk gelmişsinizdir. Çünkü özellikle bu sıralar, oldukça popülerler. Migros'ta satılmaya başladıktan sonra neredeyse her yerde görüyorum bu fırçaları. Görüntüleri deseniz zaten şahane! E nasıl benim olmasındı dii mi? :)

Aldığım; Vincita Unicorn Collection'un üçlü oval makyaj fırça seti. Birçok açıdan kurtarıcı bir set.

Ben mesela; bb krem ve fondötenler için ilk başta elle uygulama yapıyordum, daha sonra süngere geçtim fakat şu ellerde bıraktığı kalıntılardan gerçekten hiç hoşlanmıyorum.Ne kadar yıkarsam da yıkayayım bir türlü geçmiyor. Bu sebepten; oval fırçalar çok dikkatimi çekti. Ardından da Migros satmaya başlayınca, fiyatının da oldukça uygun olması sebebiyle şans vermeye karar verdim. Bu üçlü sete 19.90 tl. gibi cüzi bir tutara sahip olabilmek mümkün.

Yaklaşık 1 haftadır kullanıyorum ve artık yorumlama yapabilecek kadar fikir sahibi de oldum. Önce hangi fırçası hangi işlem için kullanılıyor ondan bahsedeyim;

Oval Fondöten Fırça: Krem, likit ve pudra bazlı makyaj ürünlerini yüzün her bölgesine uygularken kullanılıyor.
Oval Kapatıcı Fırça: Kapatılmak istenen en ufak bölgeleri bile kusursuz kapama vaat ediyor.
Oval Far Fırça: Göz kapağının uç kısmına kadar farı yaymak ve keskin hatlar oluşturmak için tercih ediliyor.



Benim gözümde artı eksilerine gelecek olursam, önce eksilerden başlayayım çünkü olumlayacak şeyleri daha fazla. Onlar sona kalsın. :)

Eksileri; 


- Sap kısmı biraz esnek olduğu için kırılacak diye ödüm kopuyor. 🙈
- Her fırçada olduğu gibi azıcık da olsa iz bırakıyor. Daha doğrusu büyük olan yani fondöten fırçası için geçerli bu durum. Ürünün pürüzsüz gözükmesi için iyice yedirmeniz, epey üstünden de geçmeniz gerekiyor. Bu da biraz zaman kaybettirebiliyor. Sünger de ona nazaran daha pratik kalıyor.
- Süngerlerde pıt pıt dokunuşlar yapabilme kolaylığı, bununla ne yazık ki mümkün değil. Her türlü ürünü yedirmeniz gerek.
- Fondöten ve kapatıcı fırçası için sorun yok da; far fırçası biraz işlevsiz. Bir kez göz pınarları ve kirpik çizgisi için kullandım ama, çok da "vaov" dedirtmedi. Bu sebepten set; pudra, fondöten ve kapatıcı fırçası üçlüsünden oluşabilirdi diye düşünüyorum.

Artıları; 


- Yıkama veya kullanım sırasında fırça kılları herhangi bir kopma, dökülme yapmıyor. Yıkarken bu konuda çok tedirgindim, ama gönül rahatlığıyla 2.yıkamamı da gerçekleştirdim bugün. Sorunsuz.👌
- Fırça kılları yumuşacık, hiçbir şekilde gözünüze ya da yüzünüze uygularken canınızı acıtmıyor.
- Tüm ürünleri fırça içine hapsetmiyor, süngerde olduğu gibi ürünün yarısını yok yere harcamıyorsunuz.
- Özellikle kapatıcı fırçasını göz altlarıma uyguluyorum ve fondöten fırçasında olduğu kadar iz bırakma durumuyla karşılaşmadım. Çok hafif bir izi, anında pürüzsüz hale getirebiliyorsunuz.
- Ellere bulaşmama durumu gerçekten bayağı hoşuma gitti, bu da benim için ekstra bir artı yön. :)
- Fiyatlarına göre oldukça yüksek performansları var. Üçlü set halinde bu fiyata almanız da avantajlı oluyor.


Kısaca benim yorumlarım bu şekildeydi; umarım alacaklar için yardımcı da olabilmişimdir. Eksilerine rağmen, beğenerek kullanıyorum ve uzun süre de kullanacağımı düşünüyorum. Bu açıdan alıp denemenizi tavsiye ederim. Çünkü bu tip fırçalar genelde piyasada çok daha fazla fiyatla satılıyor. Performansları karşılaştırıldığında ben seçimimin kötü olmadığını düşünüyorum, iyi yaptım hatta canım kendim yaa. :) 
Kullananlar da varsa, yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. O zaman bir sonraki makeup bloggercılık yazımda görüşürüz, kocaman sevgiler canımlar. ♡

10 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Bakımlı

Hayatınıza Katmanız Gereken 3 Bitki Çayı #2

Ağustos 16, 2018 Ruhuna Renk Kat 13 Yorumlar


Herkese selaaaam! :)
Tee kış aylarında hazırladığım hayatınıza katmanız gereken bitki çayları serisinin ikincisini de yaza hazırlamam nasip oldu. E yazında bitki çayı içiyoruz hem ne var yani bir de bakmışız Ağustos ortası grip oluvermişiz, yazı kışı mı var sanki? :) İlki için de buraya tık yapabilirsiniz. :)
Yine aynı tarzdan giderek bu kez de farklı 3 bitki çayını konuşacağız sizlerle. Nasıl ve ne için kullandım, neye iyi geldi gibi gibi bir sürü şey anlatacağım.

Ben tam bir bitki çayı delisi olduğum için, her gün mutlaka minimum bir fincan içmeden duramıyorum. E hal böyle olunca da sizlere aktarmak için epeyce fikir sahibi oldum. O zaman sizi de daha fazla meraklandırmadan hemen çaylarımıza geçelim.

Bu arada şunu da belirteyim, fotoğraflar yaprakları görmeniz açısından temsilidir. Gerçek ölçüleri bu kadar değil. Aman diyeyim. :) O zaman sol baştan say. :)



↠ ENGİNAR YAPRAĞI


Benim tadını, kokusunu en sevdiğim çaylardan birisi. Belki aranızda duymamış olanlarınız vardır. O yüzden uzun uzun anlatmak istiyorum. Bu çayın yaprakları genelde pazarlarda poşet ile taze halde satılıyor veya pazarcılar tezgah arkasında enginarı soyarken onları da öylece atıyorlar, onları istediğiniz zaman da size verebiliyorlar. Çünkü zaten dediğim gibi bilmeyeni, tüketmeyeni çok. Fakat bileni de aldığı için bunu ticarete dönüştürmüş olanı da çok. O yüzden tezgah arkasında yeni soyulanlardan alın, boşa para ödemeyin. Nasıl olsa iki türlü de aynı. Sadece biri masrafsız. :)

Alındıktan sonra masaya, beze, tepsiye hangisi kolayınıza gelirse seriyorsunuz ve kurumaya bırakıyorsunuz. Tıpkı evde nane, kekik kurutmak gibi. Ne kadar kurutacağınız ise yaprakların kıvrık ve tıkır tıkır olmasına bağlı. :) Sonrasında yapraklarımız çay için hazır ve nazır hale gelmiş oluyor. :)

Peki nasıl demlersiniz? Demleme bardağınızın içine 2-3 adet kurumuş enginar yapraklarını makasla (çok sert olduğu için) küçük küçük parça halinde kesip atıyorsunuz ve üstüne kaynattığınız suyu döküyorsunuz. Ardından 7-8 dakika kadar demlenmeye bırakıyorsunuz ve süzüp içiyorsunuz.

Asıl soru şu: Bende nelere etki etti?
Benim yaklaşık 4 sene öncesinde aşırı abur cubur ve katkılı beslenmemden dolayı (kınamayın, iş hayatı beni o hale getirmişti:)) karaciğer yağlanması oluştu. Biliyorsunuz ki karaciğer rahatsızlıklarında ilaç kullanımı bile risklidir. Zaten benim de başlangıç seviyesi olduğu için herhangi bir tedavi yapılmamıştı, sadece yeme alışkanlığıma dikkat etmem yeterliydi, kilo da olmadığından ciddi durum oluşmadı çok şükür ki.. Fakat rahatlayana kadar da olumsuz etkilerini çok gördüm. Bu sırada da enginar çayı yaprağı ile tanıştırdı annem beni... İnanın, ben onu her gün düzenli içmeye başladığımda ne sağ tarafımdaki ağrılar, ne uyurken sıcak basması kaldı. Kontrole gittiğimde bile kan sonuçlarım da gözle görülür bir düşüş olmuştu. Açıkçası, düzenli beslenmenin yanı sıra enginara çok şey borçluyum. Hem yiyerek, hem de çayıyla tükettim. Sonucunda da" şükürler olsun Rabbime" dedim bir kez daha...

Karaciğer sorunlarınıza, kötü kolestrolünüze, kan şekerinize, kalp hastalıklarında koruma gibi birçok konuya faydası var. Benim annemin de yüksek tansiyonu olduğu için, bana bazen eşlik ediyor, onu içtiği zaman rahatladığını söyler hep. Aynı zamanda şişkinlik, gaz, ödem sorunlarına bile iyi geliyor. Yani kendisinde yok yok. Özellikle akşam yemeklerden 1-2 saat sonra içmenizi tavsiye ederim. O gün aşırı katkılı yediyseniz de bu çay ile hem mide hem karaciğer hem de sindirim sisteminizi rahatlatabilirsiniz.
Kokusu az ama güzel, tadı deseniz ben bayıla bayıla içiyorum. O yüzden sade ve doğal bir şekilde, içine bal ya da limon eklemeden tüketmeniz çok daha güzel olacaktır.

Fakat her çayda olduğu gibi bunu da doktora danışarak ve dozunda kullanmanız iyi olur.

↠ MELİSA 


Geldik, limon kokulu mis çayımıza. Limon otu, oğul otu adıyla da bilinen bu çayın yaprakları cidden limon gibi mayhoş kokuyor. E çayının kokusunu hiç demeyeyim o zaman. :) Tadı da hafif mayhoşumsu bu güzelliğin. :)

Kullanırken elinizle bir tutam melisadan almanız bir fincan için yeterli oluyor.

Melisayı eminim duymuşsunuzdur ve kullananlarınız çoktur. En azından enginardan daha bilindiği kesin. Ben melisayı özel günlerde, uyku düzeni için, rahatlama isteğimde dinlendirici amaçlı kullanıyorum.
Özel günlerde ağrılarınız çok şiddetli oluyorsa, ağrı başlangıcını hissettiğiniz an bir tutam melisayı demleyin ve için. Bir ağrı kesici yerine bir fincan melisa çayıyla yarım saat sonra ağrınızdan eser kalmadığın göreceksiniz. Hormonları düzenleme etkisi de bulunduğu için, bu döngüler boyunca ideal işlev görüyor.
Yatmadan önce içeceğiniz melisa çayı ise; hem sizi dinginleştirecek, gün boyu yaşadığınız stresten ve yorgunluktan arındıracak hem de kolay uykuya dalmanıza vesile olacak. Özellikle uyku problemi olanlar için papatya çayından sonra en hızlı etki gösteren çaylardan.

Bunlar dışında bağışıklık güçlendirmede, sindirim sorunlarında ve baş ağrılarında da oldukça etkili olduğunu duymuştum. Her gün içtiğim veya düzenli kullandığım çaylardan olmadığı için bu tür etkilerini ayırmam zordu açıkçası. Ama deneyenler ve olumlu etki görenler varsa ilgiyle dinlerim. :)

↠ TARÇIN


Ve sırada kıymetlim var. Tarçııın! :) Ben çayı dışında tam bir tarçın delisiyim. Meyvelerde, özellikle sütlü tatlılarda vazgeçilmezim. Ya her şeye mi yakışır? Evet, yakışıyor vallahi. Ama burada yiyeceklerden çok içeceğine odaklanacağız. Bir ara tarçın çayı ile paylaşımlar çoktu. Özellikle tatlı krizlerine ve kilo verememeye çözüm olarak kullanılıyordu. Hatta bende başka sebepten kullanırken, bilmeden ne faydalarını yaşadığımı fark edip sevinmiştim. :)

Tarçını çay olarak kullanma sebebim yine özel günlerdendi. Hani çikolata krizleri, tatlı istekleri ve bir takım kramplar oluyor ya... Heh evet işte, tarçın çayı bunlara çözüm. Bir fincan için tek bir tarçın kabuğu yetiyor. Önce bir bardak suyu kaynatıyor, ardından kaynamakta olan suya 1 tarçını ekliyor ve 5-6 dakikada o şekild kaynatıyorsunuz. Ilıştırıp içiyorsunuz. Bu kadarcık.

Ben genelde kramplarım olduğu zamana denk getiriyorum. Melisa kadar etkili diyemem, ama melisa tam regl çayı iken tarçın çayı da regl öncesi çayı denebilir aslında. Sadece ilk kramplarınızı hafifletiyor, regl oluşunuzu kolaylaştırıyor ve düzene sokuyor, aynı zamanda da tatlı krizlerinizi bastırıyor. Tahmini regl gününüzden 3 gün önce birer fincan içerseniz, rahat bir dönem geçireceksiniz. Yani tam bizlik hanımlar! :)

Bize sağladığı katkılar sadece bunlar değil tabii, kilo vermeye, grip ve nezleye karşı, şeker sorununuz varsa içtiğiniz zaman kan şekeri düzenlemeye de faydalı bir çay. Bu kısımlar hakkında deneyimlemem olmadığı için üstün körü söyledim, siz daha detaylı incelerseniz eğer daha da faydalı olacaktır.

Fakat tarçın çayını kalp ve mide rahatsızlığı olanların fazla kullanmaması öneriliyor. Biraz kalp çarpıntısını hızlandırdığı için, riskli görülebiliyormuş. Bu sebepten doktor kontrolünde kullanılması faydalı olacaktır.

Eveet böylece 3 faydalı bitki çayımızı daha bitirmiş oluyoruz. Umarım faydalı olabilmiştir ve siz de tükettiğinizde ben gibi faydalarını rahatlıkla gözleyebilirsiniz. Yazı biraz uzun oldu ama, bizzat kendi tecrübelerimle detaylı anlatmak istedim okuyan gözlerinize sağlık diyeyim. Sizin de tecrübeleriniz varsa, yorum olarak bırakabilirsiniz. :)

Sağlık dolu günler olsun canlar, hepinize de afiyet şifa olsun. :) 🌿

13 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Tarifli

Yazın Ferahlatıcı İçeceği: Erik Suyu Tarifi

Temmuz 17, 2018 Ruhuna Renk Kat 10 Yorumlar


Yine bir tarif yazısıyla selam a dostlar. :)
Şimdi limonatayla başlamışken, kendimizi durdurmayalım ve tam gaz devam edelim istedim. Sırada da yine geçtiğimiz yaz aylarında sunduğum erik suyu tarifiydi. Kendisini çok severim, belki limonata kadar ünü yok ama ev yapımı olduğunda tadına doyulmuyor. Üstelik tam da mevsimiyken, ıımm. :P

Sizi de çok bekletmeden hızlı bir şekilde malzemelerine geçelim, hemen şu havaların harareti üstümüzden gitsin. :) Bu arada çocuksu bardağımla ve yapbozumla sevin beni. :))



Malzemeler: 


-500 g. (Yarım kilo) kırmızı erik
-1 su bardağı şeker
-2 litre su (içme suyu olmasına dikkat edelim)
-İsteğe bağlı olarak; birkaç adet karanfil. (farklı bir aroma katıyor, deneyebilirsiniz.)

Yapılışı: 


Su ve şekeri iyice tencerede karıştıralım, daha sonra erikleri ekleyelim.
Ocağın altını yakalım ve kısık ateşte kapağı tam olarak kapatmadan kaynamaya bırakalım. (Kapağı tam kapatırsanız hem taşabilir, hem de vitamini gidebilir aman bu kısma dikkat!)
10 dakika kadar geçince eriklerin yumuşadığını göreceksiniz.
Bir 5-10 dakika daha kaldıktan sonra (eriklerin özünün geçmesi için yapıyoruz, yoksa fazla bekletmeye gerek yok) süzgeçten geçiriyoruz.
Ilıklaştıktan sonra buzdolabına koyuyoruz. Erik suyumuz hazıır. :)
Kalan erikleri de çöpe atmıyoruz, marmelat veya komposto tanesi gibi yiyoruz, ee malum her şeyde ayrı vitamin var. Tadı da nefis oluyor. :)

İşte böylelikle; büyük küçük herkesin severek içebileceği buz gibi bir yaz içeceği oluyor. Herkese afiyetler olsun, şifa niyetine. :) Deneyenlerin de yorumunu şimdiden merak ediyorum. :)

Not 1: Buradaki şeker ve su ölçüsü kişinin yoğun kıvamlı veya şekerli beğenisine göre azaltılıp, arttırılabilir.

Not 2: Kalorisi düşük olduğu gibi, günlük A ve C vitaminini karşılamaya da yardımcı bir meyvedir. İçerdiği potasyum oranıyla kemik gelişime yararlı, kaslara özellikle de spor yapanlar için faydalıdır. Kan şekeri dengeler, görmeyi kuvvetlendirir. Daha saysam mı acaba? Öyle işte, aklınızda bulunsun bunlar. :)



10 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Tarifli

Sıcak Günlere Serin Bir Mola: Limonata Tarifi

Haziran 18, 2018 Ruhuna Renk Kat 16 Yorumlar


Sıcaak çok sıcaak daha da sıcak olacak!
Aşırı sıcak bir yaz gününden daha herkese merhabalar. :)
Bu sıralar Limonata tadında film maratonumuz devam ediyorken, yazın teması da belliyken ne yaptım dersiniz?
Sevgili Nisatoş'umun geçen yaz aylarında hazırladığı limonata tarifini yeniden düzenledim, güncelledim ve şu sıcak günler için yeniden okumanıza sunalım istedim.Kabul edelim ki, güzel denk geldi vesselam.
İsterseniz çok uzatmadan malzemeler ile başlayalım, böylece sizle birlikte de yapımına geçeriz. :)
Bu arada araya da kaynak yapayım, o sürahiyi nasıl bir heyecanla aldım, nasıl heyecanla fotoğraf çekmeye çalıştıysam detaylar gördüğünüz üzere. Kusura bakmayın, tekrar çekme şansım olmadı. :)



Malzemeler: 


-1 tane portakal
-1 tane limon
-3 litre su
-1 su bardağı şeker (çok şekerli isteyenler için 1.5 su bardağı da olabilir)

Şipşak tarife de geçelim:

Portakal ve limonu iyice yıkıyoruz, çünkü kabuklarını da kullanacağız. (Bütün vitamin itinayla kullanılır:) )
Yıkadıktan sonra buzdolabının dondurucu kısmına atıyoruz ve yaklaşık 3 saat bekletiyoruz.
Limonatayı yapmaya başlamadan 5-10 dakika kadar önce çıkarıyoruz, ama tamamen yumuşamaması lazım dikkat ediyoruz.
Sonra onları ortalayarak parçalara ayırıyoruz tıpkı domates kesmek gibi düşünün, dikkat ediyoruz elimizi de kesmiyoruz o sıra. :)
Şimdi bu parçaları rondo da daha ufaltacağız. Nasıl mı?
1 bardak şekerin yarısını rondoya koyuyoruz, yanına da portakal ve limon parçalarının yarısını ekliyoruz kesme işlemini yapıyoruz.
Derin bir kaba 3 litre suyu koyuyor ve rondodan geçirdiğimiz kısmı da suya aktarıyoruz.
Geri kalan portakal limonu da rondodan geçiriyor, kapta bulunan suya ekliyoruz. Ve tüm karışım hazır.
Şimdi karıştırmaya başlıyoruz. Çekirdekleri varsa ne olacağını merak ediyorsunuz, onları da ayırmaya uğraşmıyoruz sonra ayrılacaklarına kefiliz. :)
Hazır olan limonata karışımımızı bir süzgeç yardımıyla süzerek parçalardan da ayırıyoruz.
Ta-ta-ta-taam! Limonatamız hazır! :)

Hepinize afiyet olsun, ferahlık serinlik versin. :)
Nisa'nın da ilk tarifi sunduğu için eline sağlık bir kez daha. :) Başka tariflerde görüşmek üzere, hoş kalın. :)


16 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Gezmeli

Yalova'da Gezilecek Yerler #1

Mayıs 07, 2018 Ruhuna Renk Kat 33 Yorumlar


Herkese seelaam! :)
Derin bir sessizlik sonrası uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü aklımda oturtamadığım Yalova yazısını sonunda yazmaya karar verişimle birlikte geldim. Zor oldu ama fena olmadı sanki ne dersiniz? Hali hazırda epeydir de biliyorum burayı, hatta o derece ki ezberledim bile sayılır. Bu sebepten burayı gezmek, öğrenmek isteyenler için bir rehber niteliği görsün diye de bildiklerimi biraz detaylandırmak istedim. O zaman gelin başlayalım.

Öncelikle mini mini minnacık şehir olan Yalova'ya yolu düşenler fark edecektir ki; burası İstanbul'un bir ilçesi kadar. :) Küçücük ama bir o kadar da sakin olan Yalova, biraz sayfiye yeri ve emekli şehri olarak görülüyor. Kafa dinlemek, bir günlük de olsa diğer şehirlerin yoğunluğundan kaçmak için burası büyük popülariteye sahip. Merkez de dahil, Altınova, Armutlu, Çınarcık, Çiftlikköy, Termal olarak 6 ilçeden oluşuyor. Ama şehre geldiğiniz anda anlayacaksınız ki; özel aracınızla şehrin bir ucundan diğer ucuna sadece 1 buçuk saat civarında varıyorsunuz. Her ilçenin arasında çok ufak zaman farkları var. Hatta öyle ki, bazı yerlerine yürüyerek bile yarım saatte gitmeniz mümkün. Böylece günlük yürüyüş de yapılmış oluyor. :)

Peki madde madde gidecek olursak Yalova'ya adımınızı attınız ne yapmalısınız?

1. Yürüyen Köşk


Tartışmasız Yalova dendiğinde akla ilk gelen ve kesinlikle görülmesi gereken yeri. Hikayesini bilmeyenler için çok detaylı olmasa da anlatmak istiyorum. Burası ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dinlenme yeri olarak biliniyordu. Köşkün yanında bulunan çınar ağacı ise köşke denk geldiği için bahçıvan kesmek ister, fakat Atatürk net bir emir verir. "Ağacı kesmeyin, bina kaydırılacaktır." Gelen mühendisler çalışmalar yaparlar ve binanın altına döşedikleri raylar ile köşkü yaklaşık 5 metrelik bir uzaklığa kaydırırlar. Böylece köşkün adı Yürüyen Köşk olur. Çınar ağacı da tüm heybetiyle hâlâ orada durmaktadır. Gerçekten de ibretlik ve örnek alınası hikayesi ile köşk yürümüştür.



photo by: renginhanim
photo by: renginhanim

Ben köşkün içini gezme fırsatı bir türlü bulamadım, sürekli gezi ve okul grupları geldiğinden dolayı her gidişimde kalabalık rastladım. En kısa zamanda içerisini de gezme planım var. Fakat öyle güzel bir yerde ki, hem piknik yapmak isteyenler için hem de ben gibi yürüyüşünü denize nazır yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.

Nasıl gidileceğine gelecek olursam; İdo feribot iskelesinin hemen sağ tarafında girişi kalıyor ve yaklaşık 2 km. yürüyerek, bisikletinizle veya Atatürk Bulvarını hiçbir yere sapmadan takip ederek aracınızla da köşke ulaşabilirsiniz. Yürüyerek yaklaşık 30 dk. , araçla 10 dk. sürüyor.




2. Çiftlikköy


Yine kendi kişisel yorumum olacak ama, Yalova'nın en güzel ilçesi bence. Çok fazla gezilecek yeri olmamasına rağmen, sakinliği ile özellikle de sahiliyle "anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz" tadında bir yer. Yalova'da ilk gördüğüm, bildiğim yerdi bu yüzden de anlamı büyük. Öyle güzel bir sahili var ki kumsalında, banklarında, piknik yerlerinde oturabilir, tüm sahilini baştan başa yürüyebilir, martılarının sesini mis gibi deniz kokusuyla dinleyebilirsiniz. En çok da fotoğraf için çok güzel manzaralar sunan Çiftlikköy sahili, yazın tam bir yazlık kesime dönüşüyor. Sahilinde, kumsalında yer bulabilmek mümkün değil.

Kışın sahili :)

Yazlık sahili :)

Ben ailemle yaklaşık 4-5 sene önce geldiğimde evler çok azdı. Ama şimdi Osmangazi Köprüsü etkisiyle de oldukça yoğunlaşan bir nüfusu var. Tabii ki güzel bir ilçe olması da bu durumu etkiliyor. Çünkü sürekli gelişen, kendini de geliştirebilen bir yer.

Peki sahili dışında neresi derseniz, sizi doğruca seyir yapılacak tepesine götürüyorum.Burada tüm Çiftlikköy'ü kuş bakışı görebilir, Seyr-i Marmara'da da afiyetle bir keyif kahvesi içebilirsiniz. Çiftlikköy'de gün batımı izlemeden dönmenizi de tavsiye etmem. Günü mutlaka burada bitirin derim.

Gidişi ise çok basit, yürüyen köşkten doğruca devam edin. Yan tarafı orası zaten. :)

photo by: renginhanim

Gün batımı gibi gün batımı :)
Tepeden görünüşü


Unutmadan söylemek istiyorum, ideal bir kahvaltı yeri ararsanız Yalova At Çiftliği şiddetle tavsiyemdir. O kadar övgüsünü duydum ki, yine bir türlü kızlar ile gitmek isteyip de fırsat bulamadığımız yerlerden kendisi. Fiyatı da kişi başı at binme+kahvaltı 25 tl. idi sanırım. Gittiğim zaman onunda fotoğraf ve detaylarını editlerim artık burada. :)


3. İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi


Merkezde Raif Dinçkök Kültür Merkezi ile tanışmam Mart ayında olan Sosyal Medya Zirvesi'ne gidişim ile olmuştu. Hatta o sırada telefonda Gizem ile konuşuyordum ve "buraya gelmeliyiz kağıt müzesi varmış içinde" demiştim. :) Daha sonra geçenlerde sonunda Kağıt Müzesi'ne gitmeye karar verdik. Giriş ücretimiz 1 TL. Müze gezmeye bayılan ben buna daha da bayılmış olabilirim. :)

Minik ama bir o kadar da değişik bir mekandı. İbrahim Müteferrika'nın Yalova'da matbaa açışı, ilk kullanılan kağıtlar, papirüsler, eski kitaplar, banknot ve pullar (özellikle bunlara aşık oldum), kağıt makineleri ve daha bir sürü şey.






Müzenin tamamını dolaşmanız en fazla 45 dakikanızı alıyor. Her kağıdı ilgiyle incelemek de istiyorsunuz, ama bazı eserler flaş gördüünde bozulabildiğinden izinleri kısıtlanmış.
Müze gezmesinin sonunda da kağıt yapımı uygulamalı olarak gösterildi bize. Açıkçası çok emek isteyen bir şey. Öylece yırtıp attığımız onlarca çöp kağıdı düşünce, içim ürperdi biraz.


Dut kağıtlarının dalları kesiliyor, kurutuluyor ve elinizle soydukça liflerinin ayrılmaya başladığını görüyorsunuz. Daha sonra bu lifler alınıp havan gibi büyük bir kaba konup uzunca bir süre dövülüyor. Ardından su dolu kaba aktarılıp çerçeve tarzı bir şey ile o liflerin kalıntısı alınıyor. Çerçevenin kapağı kapatılıp suyu hafifçe süngerle çektiriliyor, ardından kağıdın olduğu kısım oluşuyor ve kurumaya bırakılıyor (üstteki fotoğrafın sol köşesinde asılanlar). Sonuç ta-ta-ta-taaam! Doğal kağıt! Tabii ben kısaltarak ve izlenimlerim ile anlattım, detayları daha fazla ve izlenirken bazıları kaçırılıyor. :)

4. Termal


Yalova dendiğinde akla gelen diğer meşhur yerde Termal'deyiz. Aslında Termal'de çok fazla anlatılacak bir şeyim yok. Ama Yalova'ya gelip de uğramamak olmuyor ve oraya giderken ki yol çok güzel ağaçlı manzaralar sunuyor. Akılda kalmaması için yine de gelip görün derim. Ayrıca Atatürk Köşkü de Termal içerisinde bulunuyor.

Termal Yolu



Burada çeşitli şifalı suları deneyebilir, ortamını gezebilir, çeşitli yaşı epeyce büyük ağaçları görebilirsiniz. Aynı zamanda biraz ilerde Sudüşen Şelalesi ve Dipsiz Göl'e bakabilirsiniz.

Açıkçası beklentilerinizi yüksek tutmanızı tavsiye etmem, çok "vaaov" dedirtecek yerler değil. :) Ama uğrarsanız da, Doktorun Evi kahvaltı mekanlarında önde geliyor. Ben bir türlü gidemedim, "gidelim" diyene duyurulur! ( Buradan da tribimi atmış oldum:) )

Dipsiz Göl

Sudüşen Şelalesi


5. Balıkçılar Lokali 


Bu bölüm için ayrıca detay yapmak istedim, çünkü benim çok sevdiğim yerlerden birisi. İstanbul Çengelköy'de Çınaraltı'nı bilenler ya da Bursa'da Koza Han tarzını sevenler eminim minik Yalova'da da burayı sevecektir. Gerçi her bir yerin ambiansı çok farklı ama olsun.. Burada sahile karşı piknik gibi yiyeceklerinizi böreğinizi salatanızı alıp oturabilir sonra da 2 çay söyleyiverirsiniz işte. Bu kadar basit ve doğal :)

Güzel manzarası renginhanim'ınızdan :)

Heykele geldikten sonra sahil tarafından 1-2 dakika yürüdükten sonra kolayca buraya ulaşabilirsiniz.

Herhangi bir cafeye geçip oturmaktansa, en azından açık havada oturmak daha güzel diye düşünüyorum. O yüzden Yalova'ya yolunuz düşerse mutlaka gitmenizi tavsiye de ediyorum. Ayrıca tekneleriyle de fotoğrafçılar için ideal bir fotoğraf mekanı. Haydi çıkın çıkın gidin. :)

Vee an itibariyle de Yalova yazımın ilk part bölümünü bitiriyorum. Takdir edersiniz ki çok uzun olacağı için iki partta sizinle paylaşmayı istedim. Hem de daha detaylı anlatabilirim öyle değil mi ama? :) Tamamı bu kadarla biter mi hiç? Daha Çınarcık'a gideceğiz, Altınova'da piknik yapacağız, cafeleri nasıldır bir bakacağız, arboretum bile gezeceğiz, yani küçük şehir olduğuna bakmayın daha anlatacaklarım çook :)

O zamaaan part 2 ile çok kısa zamanda yeniden Yalova'da görüşmek üzere. :) Hoş kalın :)

33 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Dizili Filmli,

Vis a Vis (Locked Up)-Dizi Yorumu

Nisan 24, 2018 Ruhuna Renk Kat 13 Yorumlar


Diziseverlerim burada mıııı? Koşuuun yeni dizi önerimle, yeni gözdem ile geldim. Nasıl anlatsam, nereden başlasam bilemiyorum. Ama sanırım bu dizi nereden çıktı, ismi de ne değişikmiş gibi düşüncelerin arasından sıyrılarak baştan başlamalıyım. :)

Bilirsiniz kii, bende epey büyük bir İspanyolca sevdası var ve La Casa De Papel'den sonra da ispanyol dizi merakı başlamıştı. Sonuç olarak İspanya'ya gidiyoruuuum! Şaka ya. :( Ama bir gün size böyle bir haber vermeyi çok isterim. (Lütfen lütfen lütfen amin!)
Heh evet nerede kalmıştık? Sonuç olarak, ilk ispanyol dizim bittikten sonra içimde derin bir boşluğu kaldı. Bende başka ne diziler var diye araştırmaya başladım. Size, la casa de papel yorumunda kevserin mutfağı videosundan bahsetmiştim belki hatırlıyorsunuzdur. (Yorum içinde buraya tık tık) O dizinin bazı sahnelerinin çekildiği yerin Vis a Vis dizisiyle aynı olduğunu belirtmişti. İlkten bisabis olarak anladığım Vis a Vis'ciğimi yani ingilizce adıyla Locked Up'cığımı derin bir ar-ge çalışmasına aldım.:)Bir de baktım konusu güzel, hiç tereddüt etmeden başladım.



Açıkçası ilkten düşüncem şu şekildeydi; "bir hapis konusu ne kadar sürebilir? Ya da ne kadar sarabilir?" Önyargılı olmamak gerekiyormuş, ilk bir iki bölümde yine bu soruyu sorabilirsiniz kendinizce ama sonra bir bakacaksınız ki, sonra neler olmuş meraktan delirip sürekli "sonraki bölüm" e tıklayacaksınız. Benden size yine kefillik. :)
İddialı bir giriş daha geldiğine göre başlayayım anlatmaya, haydi toplaşın.

İlk baştan konusuyla başlamak istiyorum. Karakterleri kısaca sonrasında tanıtacağım. Ama önce şuraya tıklayıp dizinin mükemmel müziğini dinleyerek okumalısınız diyorum.

Dizimizin konusu; Macarena Ferreiro patronuna aşık bir hanımefendiciğimizdir. Böyle kibar dediğime bakmayın, işler çok karışık. Çünkü patronu evlidir ve yasak ilişkileri vardır. Bu patron bizim Maca'yı "eşimden ayrılacağım, ama eşim şirketi elimden alabilir bana yardım et" diye kandırıyor. (Evet klasik midesiz erkek stili ve klasik saf aşık kız stili) Daha sonra ise adam tabiri caizse vın!; hapse kara para aklama, hırsızlık gibi suçlardan giren Maca ise yapayalnız. (ilerleyen bölümlerinde ise cidden yalnızlığını göreceksiniz.) Dizinin ana temasını şekillendiren konu da bu şekilde başlıyor: Hapis hayatı. Hatta daha doğrusu; bir kadın için hapis hayatı! Burada Macarena'nın hapiste geçen zamanını görüyoruz. Daha ilk gününden başına bir şeyler gelmeye başlıyor ve hayatı tamamen değişiyor. Sadece hapiste de değil, dışarıda bile. Vis a Vis de her kadının hayat hikayesini, orada yaşamak için katlandıklarını, hatta bazen birbirlerine çıkar uğruna aklınızın almayacağı şeyleri yapmalarını izliyoruz aslında. Merak edenler için spoi sayılmaz, rahatça söyleyebilirim ki; Macarena dizinin tüm bölümlerinde hapiste. Çıkamadı, çıkamıyor, çıkamayacak derkeeen çıkmaktan vazgeçiyor hatta o derece.



Maca Maca diyorsun da kim bu artık anlat diyeceksiniz; gelin karakterleri de tanıyalım.

↣ Macarena Ferreiro: 


Nam-ı diğer Sarışın. :) Olay örgüsünü başlatan ana karakterimiz. Çok güzel biri ama keşke bu kadar da saçma hareketleri olmasa dedim her bölümde. İlk bölümlerde hapiste çok pasifti, ama sonra kendini aşmaya ve kimseden korkmamaya başladı. En başından beri suçsuzdu ki ben onu bambaşka bir kaçış olayına dahil olsa da o an yaptığı şeyler içinde suçsuz görüyorum. Tam "heh işte bu, hep böyle ol" dediğiniz an, başka bir saflık yapıyor. Yine de hayatta kalma amaçlı da olsa kendi özünü yitirmedi. Çok başarılı bir oyunculuğu var.



↣ Zulema Zahir:


Hapislerde bir ağa vardır ya hani. İşte buranın ağası demiyim de adeta zalım kraliçesi kendisi. İlk bölümde evcil akrebiyle karşılıyor zaten bizleri. (o bölümde de ne huylanmıştım yahu!) Asla karşı karşıya gelinmemesi gereken bir karakter, bazen gücüyle ve hakimiyetiyle takdirimi toplasa da, zalim bir güçlülük de itici geldi bana. Yani bazılarına kötü deriz ama, bu başka bir kötülük boyutunda. Macarena ile arasındaki savaşı canlı ve kanlı(!) görebilmek mümkün. Onun için özgürlüğüne kavuşurken yaptığı her şey ve parası olması yolunda çekilen her çile mübah. Sevdiğinden vazgeçmek bile. Şöyle de denebilir; kendinden başka önemsediği bir canlı yok. Yine de baş karakterlerden ve oldukça başarılı. Hatta kendine özgünlüğü konusunda üst düzey.



↣ Saray Vargas:


Bir diğer adıyla Çingene. Gıcık ama bir o kadar da dürüst bir karakter. Zulema'nın yandaşı ve onla arasında ne kadar kötü olay geçerse geçsin asla ona sırtını çevirmiyor. Yine de neyin doğru neyin yanlış olduğunun, en önemlisi de kendinin farkında. Birazdan bahsedeceğim karaktere aşık. Üstelik okuyanlara tuhaf gelebilir ama kendisi lezbiyen, sadece ailesi için dayandığı bir sürü şey var. Bana göre sinir bozuculuğu dışında yeri geliyor neşesiyle, yeri geliyor çingenliğiyle sevilen biri oluyor. Açıkçası Maca ile Kıvırcık için çok takışsa da benim favori karakterlerimden diyebilirim. En büyük zaafı; sevdikleri için her şeyi yapabilecek kadar gözünün kararması. Ayrıca kendisini La Casa De Papel'den Nairobi olarak da biliriz efenim. :)




↣ Estefania Kabila 


Geldik Kıvırcık'a. Aşırı sempatik, aşırı neşeli ama aşırı da sinirli kızımız. Saray ona, o Maca'ya aşık ilk günden beri. Çok kötü bir huyu var, anında parlıyor ve aradaki hatrı saygıyı silebilecek kadar yanlış şeyler yapıyor. Yine de çok ponçik. Gardiyanlardan biri de ona aşık da yaşadığı kötü şey büyük bir etken ve bunlar dışında o da ne istediğini tam olarak bilmiyor bence. Son sezonunda Maca ile arası buzdağından da öte olsa bile içten içe ona karşı sevgisinin bitmeyeceğini biliyoruz. Her zaman onu korudu ve onun için yapmayacağı şey yok. Maca bir dayak ye de atraksiyon olsun ilk yardımına gelen kıvırcık olmazsa bende bir şey bilmiyorum. Ne fena bir insan oldum ben ya. :)



Ana karakterlerimiz böyleyken, diğer mahkumların da birkaçından bahsetmek isterim.Soledad ablamız, Tere, Antonio, Anabel (iğrenç karakterlerden) de ön planda olanlardan. Çok anlatılacak şeyleri yok aslında. Anabel hariç diğerleri Maca'ya yakınlar.
Eveet gelelim, idare kadrosuna... Onları da sadece isimleri ile kısaca tanımlamak istiyorum.
Miranda; hapisin müdürü. Kadınları düzeltebilmek ve onların iyi birer insan olabilmeleri için elinden geleni yapıyor. Ama yetersiz. Çünkü dost gibi görünen kösteği olan yanlış biri var hayatında.
Sandoval; açıkça söylemek gerekirse mide bulandırıcı, iğrenç bir doktor.
Valbuena; egoist ve kaprisli bir gardiyan. Sandoval'dan farkı yok. Mahkumlardan birine aşık ama onu da siz görürsünüz.
Palacios; sıcak kanlı ve iyi niyetli gardiyan. Genellikle kandırılan oluyor.
Fabio; bir diğer gardiyan. Cinayet masasında görevli bir memurken buraya geliyor. Bazen kızdırıp bazen "heyt be" dedirtecek. Macarenaaa diyorum susuyorum. :)
Ve bunlar dışında Macarena'nın babası Leopoldo, kardeşi Roman, annesi Encarna, müfettiş Castillo, Zulema'nın sevgilisi Hanbal var. Bu kadar basitçe geçtiğime bakmayın her bir rol arka planda sığıntı gibi kalmamış, olayları fiştekleyici rollerdeler.



Diziye başladığınız an kendinizi devam etmekten alamayacaksınız. O kadar sarıyor ki, bazen şaşırıp bazen ürperiyor, bazen duygulanıyor, bazen sizde kızıyorsunuz. Sahneler çok gerçekçi, oyunculuklar çok gerçekçi. Benim size özellikle tavsiyem olabilecek bir dizi yani.
Ama şunu da dipnot olarak belirtmem gerek; instagramda hikayelerimde de tavsiye ederken söylemiştim. Midesi ve yüreği dayanabilecek olanlar izlemeli, aynı zamanda da Game of Thrones'da bulunan sahneler kadar rahatlık söz konusu olduğundan önyargı bulunmamalı. Çünkü olay örgüsü sebebiyle gözünüz bu detaylara takılmıyor bile...

3. ve 4. Sezon Yorumu: (Güncellendi)


Ah bunu yazarken çok üzülüyorum! Çünkü az önce Vis a Vis final bölümünü izleyerek favori dizilerimden birine veda ettim. Aslında son sezonu izlemeyi beklemiştim epey ve 5.sezon da gelir düşüncesiyle izlemiştim ama meğerse final sezonunu izliyormuşum. Açıkçası 3.sezon için pek olumlu yorumum yok, Çinliler geliyor, Cruz del Norte'ye gidiyorlar vs derken biraz durgun bir sezondu. Maca'da ölüyor ölüyor diriliyor mu derkeen. 4.sezonu anlatmak istiyorum izninizle.

Final sezonu aşşırı güzeldi. İşte aradığım sezon aksiyonu dedim izlerken, yine heyecanlandıran panikten tırnak kemirttiren sahneler izledim. Zulema için özellikle bir şey belirtmeliyim ki; Najwa Nimri sen şahane bir kadınsın, harika bir oyuncusun! Tek başına bile diziyi yönetip çevirecek güce sahip kendisi ve bu şahane bir şey. Hierro adlı yeni gardiyanından tutun, Sandoval karaktersizine kadar hepsi şahane eklemeler olmuş. 3. sezonun sıkıcılığı burada üstlerinden ölü toprak gibi atılmış. Final sahnesi çok duygulandırdı. 12 yıl sonrasında gördüklerimiz gülümsetti ve bitti...

Tüm yapımın emeğine sağlık, Vis a Vis en sevdiğim diziler içerisinde ilk 5'e girmişti zaten. Artık hep önereceğim hep hep hep!

Her neyse çok uzatmadan okuyan gözlerinize sağlık, hepinize de şimdiden iyi seyirler canlar. Atın bunu fava 



13 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Dizili Filmli,

La Casa De Papel-Dizi Yorumu

Nisan 02, 2018 Ruhuna Renk Kat 30 Yorumlar


Perfecto dizi yorumum ile Holaaa! :) Hepiniz bienvenidos canlarım. :)
Ya sen nasıl güzel bir dilsin yicem! :)

Aslında hem diziye başlayışım çok geç oldu benim, hem de diziyi bitirmem haftaları bulmuşken yorumum da gecikti. Bu yüzden affola. :) Öncelikle şunu da söylemeliyim ki, önümdeki not kağıtları dizi için yaptığım araştırmalarla dolu. Nereden nasıl başlayacağımı hiç ama hiiç bilmiyorum. :)



Şu fotoğrafı görüp de o müthiş şarkısını hatırlayanlar da yorumda bir el kaldırın görelim sayımızı. :)
Bir dizi düşünün;  ne ararsanız onda ve önceki izlenen tüm dizileri ezip geçiyor. Bunu abartısız söylüyorum, çünkü ilerleyen zamanlarda tıpkı 5 dergi, 5 yorum serisi gibi izlediğim diziler hakkında da bir yazı yayınlamayı planlıyorum bu yüzden de önceki dizilerime bakacak olursam "La Casa De Papel seninle çok geç tanışmışız!" diyorum.

Dizi normalde İspanyol Tv kanalı Antena 3'de yayınlanmış ve ilk bölümü tam 4.1 milyon kişi tarafından izlenince bu başarısının duyulması da zor olmamış. Netflix de diziyi satın alıp, kendi standartlarına göre yayınlamış ve mis gibi 2 sezonluk dizi olmuş. (Yazar burada hüzünlendi) Çünkü keşke daha fazla olsaydı!

Tabii benim gibi sevenleri kadar sevmeyenleri de çok. Sebebi de ah ah başımızın belası; Popülarizm kurbanlığı! Kitleler ardından koşuyor iyi güzel hoş, ama bazıları "çok abartıldığını" düşünüyor ve her yerde onu görmekten sıkılıyor. Eh bir şeyler öz kalmalı sanırım. Aslında bende popüler kitap ve dizileri popülerliği geçtikten epey sonra okuyup izlemeye başlarım, fakat bazen bazı şeylerde bu durum geçerliliğini yitiriyor. (Ay ne konuştum gene ya hu!)


Fotoğrafları her görüşümde, her bakışımda dilim otomatikman caaanım İspanyol diline kayıyor. Hatta ilk nedense El Professööööörr diyesim geliyor. :)

Dizimizin tamamen beyni işte o müthiş insan Profesör. :) Çoğu kişi ona hayalet diyor. Çünkü ekip dışında kimse bilmiyor kendilerini.
Profesörümüz alanında en iyi isim yapmışları topluyor, 5 ay boyunca dünyada en büyük yankıyı uyandıracak soygunu planlamayı başlatıyor. Bu soyguncular her dizi her filmde yer alanlardan değil. Açıkçası birer kahraman gibiler. İzlerken şaşırıyorsunuz, "hırsız işte iyisi kötüsü mü olur" diye. Ama benim gözümle oldukça iyiler. Öncelikle birinin canını yakmak değil amaçları, parayı alıp gerisi ölse de olur diye düşünmüyorlar. Profesör'ün ilk baştan koyduğu kuralları yıkabiliyorlar, ama buna rağmen bir ekipten çok bir aile gibi beraber durabilmeyi de başarıyorlar. 11 gün süren bir soygun için her olasılık hesaplanıyor, bazen plan dışına çıkılsa da sonunda "helaaaal" diyorsunuz. Çünkü amaçları gerçekten soygun değil, kendi paralarını kendileri basabilmek. Bu, bakın ne kadar özet ve ne kadar basit.

Karakterlere gelecek olursam; Berlin, Tokyo, Rio, Moscow, Denver, Nairobi, Helsinki, Oslo olarak gerçek adları saklı kalacak şekilde şehir isimlerinden oluşmuş bir ekiple karşı karşıyayız.
Hangisini sevdiğimi merak ediyorsanız; ismini altın harflerle yazdıracağım Berliiiin diyorum. Adamda ki coolluk bir yana, ondaki liderlik, plana sadıklık alkışları hak ediyor. Bir de mimikler, duruşlar, konuşmalar amanııın. Gıpgıp gıpgıp resmen onu görünce. :) Yalnız tek olumsuz yönü, duygularını aldırmış gibi davrandığı sahne çok.
Ama tam tersine de bakarsak, çoğu kişiyle ortak olduğum nokta Tokyo'ya gıcık oluşumuzdur. Bana çok bencil, herkesin burnunu pis şeylere batırabilecek biri olarak geldi. Ve hiçbir sahnesinde ona karşı duygu hissedemedim. Yine de hakkını yemeyelim, güzelliği beylerin kalbini çalıyormuş. :)

Ah bir de rehinlerden Arturo var, Arturito da diyorlar ki daha sevimli kılıyor en azından ismini. O da sinir bozuculukta daha ilk bölümün ilk dakikalarından zirveye oturuyor. Öleydi iyiydi demeden duramadım. :)

Bir de Profesör ile Müfettiş Raquel için kocaman ayrı bir kalp bırakıyorum. Çünkü inspectoramızı da çok sevdim ben.


Diziyi izlerken anlayacağınız şey bence şu; film tadında ve bir kez izlemekle yetinemeyeceğiniz bir dizi var karşınızda. Dizi sadece bir soygun hikayesi değil çünkü... Alt mesajlara sahip, soyguncuların Dali maskelerinden tulumlarına, polisine istihbarata kadar herşeyin bir anlamı var. Hatta her bir karakter çok farklı mesajlara sahip, isimlerinin bile o şehirlerden seçilmiş olması tesadüfi değil. Bu sebepten de ilk izleyişiniz o olay döngüsüne kapılmaktan dolayı olursa, ikinci üçüncü izleyişiniz de ayrıntılara daha çok dikkat edebilmek olur. Benim sırada ikinci izleyişim var haydi bakalım. :)

 Bir de yine ilginç bir anekdot paylaşmak isterim. Soygunda basılan 2.4 milyon euro gerçek hayatta da 11 günde basılabilecek miktarmış. Gerçeğe çok yatkın yani izlenenler. Vaoov dediğinizi de duyar gibiyim. :)



Umarım çok da spoiler vermeden bitirebilmişimdir anlatımı.
Dizinin 3.sezonu da konuşuluyormuş ama benim fikrimce 3.sezon da ya yeni soygun yapmalılar ya da sezon olmamalı. :) Çünkü mevzu bitti, ama tabii bu diziyi yazabilen senarist neler yazmaz ki dii mi? Bakalım neler olacak.
Fakat şunu da söylemeden geçemem, dizide profesörün ekibi nasıl bulduğu, nasıl tanıştığı da gösterilsin çok isterdim. Hikaye Tokyo karakterinin anlatımıylaydı, kendisiyle tanışması da gösterilmişti. Diğerlerinin de neler yaptığını merak etmeden de duramadım.

Bu arada Kevser'in Mutfağı'nı da illaki duymuşsunuzdur, o da burada çekimlerin yapıldığı mekanda gayet güzel bilgiler vermiş. Bir bakın derim. :)

Eğer sizde bir dizi arayışındaysanız mutlaka La Casa De Papel'i izleyin, izlettirin. Seveceğinize bizzat kefilim. Hele ki diline de sempatiniz varsa, bayılacaksınız.
Tüm karakterler on numara, sahneler on numara, aşk aksiyon her şey dahil, müzikleri desen of, sıkılmadan mutlu mesut izlenir yani.

O zaman izninizle bu upuzuun dizi yorumumu sonlandırayım ve size Adios amigos diyerek kaçıyorum. 📺💘


30 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Dizili Filmli

The Good Place Dizi Yorumu

Mart 08, 2018 Ruhuna Renk Kat 30 Yorumlar


Merhaba renkli okurlarııım😍
Bugün size yeni bir dizi önerisi ve yorumu ile geldim. Diziyi ilk nereden gördüm, nasıl başladım hatırlayamasam da çerezlik ve saracak bir dizi arayışındaydım o kesin. :) Artık uzun zamandır takip edenler bilir ki; yabancı dizi her zaman "in" bende. Bu yüzden hala yeni bölümlerini takip ettiklerim gibi, yeni başladıklarım da oluyor. The Good Place de onlardan biri.



Başrollerini Kristen Bell ve Ted Danson paylaşıyor. Aslında benim gözümde çok daha fazla başrolü var. Hepsi de birbirinden harika. Ben onlara "ekip gibi ekip" adını koydum. :)

Gelelim dizinin konusuna ve detaylarına;
Eleanor Shellstrop ölür ve gözünü açtığında karşısında "Everything is fine" yani "herşey yolunda" yazan duvarı görür. Aslında hiçbir şey yolunda değildir. Ve olaylar başlar. Michael adlı -sözde- mimar ile tanışır ve "iyi yer" e ait olduğunu öğrenir, daha doğrusu sanar. Sonra yine -sözde- ruh eşi Chidi ile tanışıp, kendisinin iyi yere ait olmadığını bilir onu da sırrına ortak eder. Derkeeen Tahani ve Jianyu adlı komşularıyla tanışmaları sağlanır ve bu dörtlü tam bir çete olur. Aslında hepsi kötü yere aittir. Fakat ortalarda bir yanlışlık vardır. Birçok badire atlatmalarına rağmen, yine de ekip ruhundan vazgeçmezler. Dizisinin son yayınlanan sezonunda da Michael ve insan görünümlü robot (her ne kadar inkar etse de ) Janet'da onların ekibine katılır.
Neler oldu, sezonlarda neler yaşandı çok detaya girmeyeceğim spoiler vermeyi sevmem malum. :)

Ama fikrimi söyleyecek olursam; dizi başarılı olmuş. 2 sezon ve toplamda 26 bölümden oluşuyor. Dediğim gibi çerezlik ve bence bir o kadar da eğlenceli. Aslında bazen tek düze gidiyor gibi, karakterlerin hepsi çok iyi olduğu için de izlemeye devam ediyorsunuz. Açıkçası 6 karakterin 6sıda onlardan başkası olamazdı, yakışmazdı. Benim favorim Jianyu. Saf bir kişilik olmasına rağmen, en komik haller de ondan çıkıyor. :) Tahani'ye ilk başta ısınamamıştım, özellikle İngiliz aksanını hiç sevmem, ama onda güzel durmuş ve artık sevimli geliyor. Yani Tahani ile de barış antlaşması imzaladım. :) Chidi için çok diyecek bir şey yok, sıcak bir karakter olmasına öyle de kararsızlığı yüzünden baya delirtti beni. :) Eleanor da harika ve değişimiyle epey şaşırtan biri oldu. Üstelik kafası da zehir gibi. :)

3.sezonu çekiliyormuş sanırım, onayı almış ama nasıl olur pek tahmin yürütemiyorum. Evet sonuçlanmadan kritik noktada bitti fakat senaryosu nasıl ilerler merak içindeyim. Ve şunu da belirtmeden geçemiyorum, dizilerim içinden özellikle Friends'i bitirdiğimde baya hüzünlenmiştim, çünkü dizileri izledikçe bir bağ oluşuyor sanki ve karakterler ile geçiyor anınız. Bu dizinin sezon finalinde de üzüldüm. Severek yapılan her şeyin sonucu bu oluyor sanırım. :) Neyse haydi 3.sezon gel, bekliyorum. :)

Sizde değişiklik arayışındaysanız fakat kısa süreli olsun da istiyorsanız The Good Place'e şans verebilirsiniz. İzleyenler veya izleyecek olanların yorumları nedir acaba?😏😎

30 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Önerili

Çocuk Değil Birey Yetiştirmek İsteyen Ebeveynler İçin Montessori Eğitiminin Önemi

Mart 04, 2018 Ruhuna Renk Kat 18 Yorumlar



Uzmanlar tarafından yapılan açıklamalarda; ebeveynlerin bilinçsiz bir şekilde çocuk sahibi olduklarını, her şeyden önce topluma bir birey kazandırdıklarını ve bu sebeple çocuklarının eğitiminde oldukça titiz davranmaları gerektiğini belirtiliyor. Bu anlamda konuya ilişkin araştırmalar gerçekleştiren ebeveynlerin karşısına ise ilk olarak İtalyan bilim insanı ve eğitimci Maria Montessori çıkıyor.

fotoğraf: https://unsplash.com/photos/f0rdHx5P8sQ

Peki Maria Montessori Kimdir ve Montessori Eğitimi Nedir?


Okul öncesi eğitimde ve üniversitelerde işlenen derslerin büyük çoğunluğunun fikir sahibi olan Montessori, İtalya’nın ilk kadın doktoru ünvanını aldıktan sonra; her çocuğun, kendine özgü bir gelişime sahip, bireysel bir kişilik olduğunu ve kendi kapasitesi doğrultusunda öğrenebileceğini savundu.

Kısa bir süre içerisinde büyük yankı getiren bu tez, ardından “Montessori Nedir?” sorularının da kulaktan kulağa yayılmasına sebebiyet verdi. Montessori uzun bir süreçte gerçekleştirdiği bu çalışmasında; bilgiyi ezberden kurtarıp, her yaşta çocuğun anlayabileceği bir düzeyde somutlaştırdı ve bunu bütünlük içinde aktaracak bir yöntem ve yıllar sonra “Montessori Materyalleri” olarak anılacak olan materyaller dizisini geliştirdi.

Montessori Etkinlikleri ve Montessori Oyuncaklarının Önemi


Hayal gücünün oldukça güçlü olduğu ve çocukların gelişime en çok açık olduğu dönemde Montessori oyuncakları; çocuklara dünyayı keşfetmek için fırsatlar yaratırken, hayal dünyalarını istedikleri gibi kullanmalarına ve bu sayede kendilerini geliştirmelerine olanak sağlıyor.

Bir çok ailenin bilinçsiz bir şekilde “Çocuk evde oynasın!” diye aldığı bu oyuncaklar ise herkes tarafından bilinmesine rağmen ne işe yaradığı ise hala kavranabilmiş değil. Bu oyuncaklar somuttan soyuta aşamalı bir biçimde düzenlenmiş ve çocuğun hata yapmasına büyük ölçüde olanak sağlıyor. Montessori oyuncakları ile oynayan çocukların gözetim görevini üstelenen öğretmenler ve ebeveynlerden ise çocuklara yaptıkları hataları belirtmemeleri, aksine çocuğun hatasını kendisinin bulup düzeltmesini beklemeleri istemiyor. Bu sayede de çocuk, doğruyu kendisi keşfedebilme imkanı buluyor.

saca çocuğun “eşleştirme” kavramını öğrenmesini sağlamak için; sarı parçaları sarı kutuya, mavi parçaları mavi kutuya, kırmızı parçaları kırmıza kutuya, yeşil parçaları yeşil kutuya koyması hedeflenir.

Türkiye’de Montessori Eğitiminin Fazla Bilinmemesinin Nedeni


Bir çok ailenin Montessori materyalleri içerisinde yer alan Montessori oyuncaklarını çocuklarına alması ancak ne işe yaradığını bilmemesi ve çocuklarına ne gibi bir artı sağladığını kavrayamamasının en büyük nedeni olarak, yapılan araştırmalara göre, Montessori programını özümseyen eğitimcilerin ve Türkiye’de bu eğitimi almış öğretmenlerin bulunmasının zor ve sayılarının az olması olarak gösteriliyor.


18 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Okumalı

İkinci Hayatın Tek Bir Hayatın Olduğunu Anladığında Başlar-Kitap Yorumu

Şubat 28, 2018 Ruhuna Renk Kat 30 Yorumlar


Şubat biterken öve öve bitiremeyeceğim bir kitap yorumu ile karşınızdayım. Raphaelle Giordano tarafından kaleme alınan, Yan Pasaj Yayınevi aracılığıyla basılan mükemmel kitabımı bir an önce anlatmak istiyorum.

Ama tabii ki anlatıma geçmeden yine söylemek istediğim şeyler var. (Bitmez söyleyeceklerim malumunuz) Öncelikle bu kitap gerçekten çok ihtiyacım olan bir dönemde beni buldu.
Biraz hüzünlüydüm, kafamda çok şeyin dolaştığı, hayallerimin olduğu ama cesaretimin kırılmış olduğu bir dönem geçirdim. Böyle bir anda insan belli işaretler ve kendini iyi edecek bir mucize gibi nokta atışları arıyor. Hatta bende bu durumu birkaç yakın arkadaşımla paylaşırken, "ilk dönüm noktamı gerçekleştirdim, ikinciyi bekliyorum" demiştim. O dönüm noktası da çok şükür ki gerçekleşti. Gerçekleşmeden önce de bir işaret beklerken çekiliş kazandım. Kazandığım sevgili kitabım da buydu. İşaretimi bulmuştum, okuduktan sonraysa "tek bir hayatım olduğunu" fark ettim.



Bu kadar güzel hislerden sonra epey meraklandırdım sanırım sizi? Dilerseniz, artık hemen anlatımına daha doğrusu kendimce yorumuna geçeyim.

"Büyük mutluluklar gökten, küçük mutluluklar çabalamaktan gelir."


Kitabımızın iki başrolü var. Camille ve Claude.
Camille trafik kazası geçirir, bu sırada da bulunduğu yere en yakın ev olan Claude'un evinin kapısını çalar. Orada ağırlanır, ama kendi içinde savaştığı şeylerden dolayı duygusallığı yoğundur. Bu durum Claude'un dikkatini çeker, kartını verir. Bir rutinolog olduğunu ve akut rutinizm denen durumdan bahseder. Motivasyon eksikliği, hayal kırıklığı, mutlu hissedememek, kasvet gibi birçok belirtisi vardır. Şimdi hepiniz diyeceksiniz ki; ee bu bildiğimiz depresyon? Aslında öyle değil. Her şey bu sırayla, Camille'nin Claude'dan randevu alıp adım atmasıyla başlıyor. Dahası öyle de güzel devam ediyor ki...
Ailesinden, işine, hayatının her alanına yenilikler geliyor Camille'nin. Hayatı sevmeyi, her şeye bambaşka gözlerle bakabilmeyi, hayallerinin peşinden koşabilmeyi öğreniyor. Aynı zamanda da öğretiyor.
Birçok yöntem uyguluyor, birçok maddi manevi temizlik yapıyor, rotasını çiziyor. Ve kendi istediği hayatı yaşıyor, başkalarının istediğini değil.

"Sevdiğin işi yapmak özgürlüktür, yaptığın işi sevmek mutluluktur."


Kitap klasik ve klişeleşmiş bir kişisel gelişim kitabı kesinlikle değil. Hem hikaye içerisinde anlatıyor, hem de size kurallar diretmiyor. "Şunu yap, bunu kazan" mantığı yok. "Bir de şu açıdan bak, neden sende denemeyesin ki?" tarzında... Sırf ana karakterin değil, sizin de kısır döngüden, erdemli döngüye dönmenizi sağlayacak. En güzel anılarınızı bir bir size hatırlatıp, bir fotoğraf karesi gibi belleğinize yerleştirecek.

Benim ayraç koyduğum çok sayfası var. Açıkçası ikinci kez okumak istiyorum. Çünkü, ilkten konuya kapılmışken bölüp uygulamalarını yapmak istemedim.

Muhtemelen de bahsetmişimdir, başucu kitaplarım vardır arada herhangi bir sayfasını açar okurum her birinin diye... Bir yenisi de kesinlikle bu oluyor.
Ben genelde kişisel gelişim kitaplarını da okumayı çok severim, o yüzden çok zevkliydi. Sonlanmasın ve Camille'nin de sonrası için neler yaptığını görmeyi de çok isterdim.

Ve unutmadan Yalova Blogger Etkinliği'mizde de bizim sponsorlarımızdan biriydi Yan Pasaj Yayınevi. Elimde bulunan ikinci kitabımla alakalı da ilerleyen zamanlarda bende Camille gibi bunu bir görev edasıyla kalbine değebileceğine inandığım birine hediye etmek de istiyorum. Bakalım nasip. :)
O zaman hepinize kocaman sevgi dolu günler diliyorum. "Başarısız olmak değil, hiç denememiş olmak en kötüsü.." unutmayın..Şans hep sizinle olsun.. 🍀

30 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Tarifli,

Bal Kabaklı Cezerye Tarifi

Şubat 22, 2018 Ruhuna Renk Kat 34 Yorumlar


Kızmaca küsmece yok ama, yine bir tarif yazısıyla birlikteyiz. Herkese selam. :)
Biriniz "Kübraa niye bunu yapıyorsun bize, yazık değil miii" diyeceksiniz diye korkmuyor değilim. :) Ama pratik ve lezzetli tarifleri sizlerle paylaşmayı çok seviyorum, ne yapayım. Umarım bu mis tarifi de beğenirsiniz. Unutmadan söyleyeyim; kendisi bir anne spesiyalidir. :)

Bal kabağını sevmeyeniniz yoktur diye düşünüyorum, birçok tarifi var ve hepsi inanılmaz güzel oluyor. Ama benim favorim tıpkı havuçlu cezerye de olduğu gibi, bal kabaklı cezerye oluyor.



Malzemelerimiz ise çok basit ve her mutfakta bulunacak şeyler;

♥ 1 Paket petibör bisküvi
♥ 1 yemek kaşığı tereyağı
♥ 500 gr. bal kabağı
♥ Tarçın, Fındık veya Ceviz, Hindistan Cevizi, Biraz da Şeker


Yapılışına gelecek olursak;

Bal kabağı tatlısının yapılmasını biliyorsanız aynı şekilde biraz şeker ile kabakları tencerede haşlanmaya bırakıyoruz. Daha sonra haşlanmış sıcak haldeyken 1 yemek kaşığı tereyağını ekliyor ve kabakları ezmeye başlıyoruz. Püre gibi bir kıvama geliyor ve soğumaya bırakıyoruz.
Soğuduktan sonra kırdığımız petibörü ve tarçın, dövülmüş ceviz ile fındığı içine ekliyoruz. Bu arada 500 gramlık kabak için 1 paket petibör bisküvi yeterli. Daha koyu kıvam olsun isterseniz biraz daha katabilirsiniz.

Bu malzemeleri karıştırıyoruz, kasede yaptıysak kaseyi, tencerede yaptıysak tencereyi buzdolabında bekletiyoruz. Böylece tüm malzemeler kendine geliyor.
Ardından buzdolabından çıkartıp, ufak ufak parçalar alıp elimizde yuvarlıyor ve hindistan cevizine bulayıp sunum tepsisine diziyoruz. Ve sonuç ta-ta-ta-taam! Nefis gözükmüyor mu sizce de. ♥ Hatta kurabiye canavarı gibi hepsini bir anda yiyesim geliyor.🙈 Rahatça içini de görebilin diye bir tanesini ortadan ikiye bölerek kurban ettim. :)

Dilerseniz; damak zevkinize göre dışında da tarçın kullanabilirsiniz. Fındık ve ceviz üzerine yapışmakta zorlandığı için onu söylemiyorum. :)

Şöyle bir gerçek var ki, bu tatlıyla tatlı krizinizi pratik ve daha doğal şekerli bir şekilde bastırabilirsiniz. Bir de minnak atıştırmalıklar şeklinde olduğu için daha iyi oluyor. Hatta misafirlerinize de süslü kürdanlar ile servis de yapabilirsiniz.

O zaman deneyenlere, bilenlere, hatta şu an yiyenlere afiyet bal olsun. 🍨

34 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Bakımlı

TTMask Elma Kök Hücre Kolajen Biyoselüloz Cilt Bakım Maskesi Yorumu

Şubat 18, 2018 Ruhuna Renk Kat 12 Yorumlar


Herkese merhabaaa. :)
Bugün sizlere bir maske yorumu ile geldim. TTmask markası etkinliğimizde sponsorlardan birisiydi. Açıkçası da ben maskelerini çok merak ediyordum ve tanışmış oldum.

Maskeyi anlatmadan önce şunlardan bahsetmek isterim; genel olarak cilt rutinlerim vardır ve lise dönemimde sivilce tedavisi gördüğüm için şimdi daha da özen gösteriyorum. Çok fazla belli ürünlerimden, doğal içeriklerimden vazgeçmemeye çalışıyorum. Tabii yediklerime özen göstermek de farklı bir durum. Cips, çikolata, kızartmalar mümkün oldukça az. Hatta hiç diyecekler de neredeyse, can çekmesi bu ya hu insan dayanamıyor ayda bir bile olsa gene yiyorum, gene yiyorum. :) Neyse ben konudan sapmaya başladım, ana temaya döneyim hemen. :)

Ne diyordum? Evet, cilt bakım rutini. Maske de cilt bakımında ciddi anlamda önemli. Cildimiz çok hassas ve ileri yaşlarımız için onu şimdiden şımartmamız gerekiyor. Bu yüzden de her bulduğumuzu sürüp, denemek değil de; içeriğini bildiğimiz güvendiğimiz inandığımız şeyler en güzeli.
Benim için de; Ttmask böyle artık. Çünkü tek kelime; ba-yıl-dım!



Denediğim ürünüyle; 2014 yılında ödül almış, kalitesi de onaylanmış bir maske üstelik.
Maske; ünlü İsviçre elması cinsi Uttwiler Spatlauber'dan elde edilen kök hücreleri içeriyor. Bu hücreler cildi besliyor ve canlandırıyor. Kolajen ve elastin gibi içerdiği maddeler ise; hasarlı dokuları onarıyor, cilde yumuşaklık, pürüzsüzlük, antiaging etkisi kazandırıyor. Daha doğrusu vaat ettikleri bu şekilde...

Peki sonucu? 
Bence çok başarılı. Vaatlerini karşılıyor. Ve uzun süreli kullanımda eminim ki, daha da farkı gözlenir. Maskenin etkisi kadar kendisi de çok iyi bence, göz altları için bile ayrıca özenilmiş, öyle kağıt gibi basit bir şey değil hissettiğiniz..Bir de parabensiz olması, beni etkileyen bir diğer özelliği oldu.

Ben öncelikle yüzümü maske kullanmadan evvel temizledim, ardından maskeyi paketinden çıkartıp yüzüme iyice yerleştirdim. Açıkçası bu kısımda biraz tuhaf oldum. :) Çünkü hem elinizde kaygan bir şey var, hem de yüzünüze koyduğunuz an öyle bir serinleme hissediyorsunuz ki. Çok değişikti. :) 15-20 dk. aralığında beklettikten sonra, maskeyi yüzümden kaldırdım ve geri kalan yağ tabakasını masaj hareketleriyle uyguladım. Böylece krem gibi olan kısmın da yüzüme emilmesini sağladım.

Normalde maske kullanımlarının ilk anlarında hep bir ferahlama ve arınma hissi geliyor. Bu maske içinde ilkten aynı şey geçerliydi, ama sonra bu etkisi geçer diye düşünmüştüm. Yanılmışım. :) Ferahlığı tüm gün hissettim. Sürekli elim yüzüme gitti, o kadar yumuşacık oldu ki.

Yani favorilerim arasına eklendi. Sizlere de denemenizi tavsiye ediyorum. Satın almak isteyenler için de fiyatı; 39 TL.
Ttmask'ın diğer maskelerini de incelemek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Kocaman sevgiler, sağlıklı ve güzellik dolu günler olsun.💁

12 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤

Etkinlik

Yalova Blogger Etkinliği #1

Şubat 14, 2018 Ruhuna Renk Kat 49 Yorumlar


Herkese seeelaaaam! 
Buralara epeydir uğrayamıyordum, fakat çok yoğun bir dönemi devirdim.

Geçtiğimiz pazar öyle güzel bir etkinlik yaptık ki... Açıkçası tadı damağımda kaldı. Detaylı bir şekilde bir kaç yayında anlatmayı planlıyorum. Ama bu yazıda detaylardan çok bu aşamada neler yaşadık ve o gün nasıldı ondan bahsetmek istiyorum.

Biz ekim ayında kadincabirmesele sahibesi ile bir tanışma buluşması düzenlemiştik ve neden böyle de bir etkinlik yapmayalım dedik. Sonra sayımız giderek artmaya başladı ve plan yaptık, herkesin uygun olduğu zaman dilimine bir etkinlik organize ettik. 
Önce mekan sponsorumuzla birebir görüştük (başkan yaptılar beni orayı hiç karıştırmayın😂), müjdeli haberi kızlarla paylaştık. Mekanımız D.C Coffee olmuştu.
Ardından herkesin blog alanlarına göre firmalarla, markalarla görüşmeler ve sponsorluklar başlatıldı. Yeri geldi olumsuz dönüşler aldık, yeri geldi cevap alamadık, yeri geldi destek veremese de güzel insanlarla tanışma fırsatı bulduk, şimdi olmasa da sonraki etkinliklerimize sözler aldık ve tabii ki de olumlu geri dönüşlerimizle etkinlik gününe kadar ki sürecimizi iyisiyle kötüsüyle tamamladık. Açıkçası herkes aylar sürüyor derdi de, bende "daha neler" derdim. Ama gerçekten yaklaşık 2 ayımızı verdik ve sanki yetmedi. Daha çok zaman olsa, daha da iyisi olurdu gibi geliyor. Yine de her şeyimiz hızla akıp giden 2 ay içinde çok iyi, çok güzel oldu. Çekilişler yaptık, eğlendik sohbet ettik, aramızda daha önce tanışmamış olanlar vardı tanıştık, bir sürü selfieler fotoğraflar çektik kısacası harikaydı. 






Etkinlik günü için kendi adıma konuşursam deli gibi heyecan vardı üstümde. Gerçi benim hayatım boyunca "ciddi anlamda önemsediğim" her şey için, fazla heyecanım olur. Ama bu sefer ki başkaydı. Sanırsınız arenaya çıkıyoruz.😁 Aslında neden heyecanlı olduğumu az çok tahmin ediyorsunuzdur, insanın emek vererek bir şeyleri yapması hatta bir nevi kendini hem kendisine hem çevresine ispat etmesi açısından çok önemli bir aşama bu. Hayatımda ilk iyi ki dediğim dönüm noktam ruhunarenkkat'ı açmaksa, ikincisi de kesinlikle etkinlik oldu. 

İlk fotoğrafı sol baştan sayıyorum sırayla; masanın en sol tarafı @shybooksgirl, @morduslerkitapligi, @thesaglams , Bendeniz grili olan, sağ tarafa geçersek; karşımdaki pembişli güzel @kadincabirmesele , @canantasarm, @makeupbyzeyneeep, @zeynp.erdemm :)

İkinci fotoğrafta da sol baştan sayarsam; @canantasarm, @shybooksgirl, @morduslerkitapligi, Bendeniz Kübra, @kadincabirmesele, @zeynp.erdemm, @surprizsabun @makeupbyzeyneeep, @masaldesign16 ve The Saglams'ımız :)







Gelelim günün akılda kalan noktalarına o zaman. :) Gezi, kitap, yemek, kozmetik, sağlık, kişisel gelişim, deneme gibi bir çok konuda yazan katılımcı listemiz afiş tasarımımızda da gördüğünüz gibi 10 kişilik blogger grubundan oluşuyordu. Tasarım için de; @shybooksgirl (@gokkusagindanblog) sahibesi Zehra'ya ayrıca teşekkür ediyoruz. :) Merak edenler için listenin en başında ise bendeniziniz varım :) Tüm katılımcı arkadaşlarıma tek tek öpücüklü, teşekkürlerimi iletiyorum. Her birimizin emeği var bu etkinlikte, elinize emeğinize sağlık kızçelerim. ♥ Özellikle bize o gün eşlik eden, uzun yollardan gelen @masaldesign16 ve @surprizsabun sahibelerine de kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. ♥ D.C Coffee'nin hem o gün hem de normal gidişlerimizde bizimle ilgilenen güler yüzlü sahibesi Dila Hanım, şef Deniz Hanım ve diğer çalışan arkadaşların da emeğine sağlık. Mekanlarını açarak bizden ilgilerini bir an olsun eksik etmediler. Cafenin tanıtımı da önümüzdeki günlerde burada yerini alacak. Nefis tavsiyelerimi bekleyiniz. :) 


parmaklar kadincabirmesele'ye aittir :)



Ve 11 Şubat günü için masalarımızı doldurup taşıran tüm sponsorlarımıza da sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ürünleriyle, destekleriyle arkamızda durdular, heyecanımızı paylaştılar. Var olun. Tüm sponsor detayları ise; ilerleyen etkinlik yazılarında part part karşınızda olacak. Elimde çok fazla fotoğraf var, fakat hepsini sizle zamanla paylaşma niyetindeyim. Sadece benim hediyelerim fotoğraftaki gibiydi.


Etkinlikte ki sponsorlarımızın tam listesi için:


♥ Biotige Şampuan
♥ Parfumkokucum
♥ Yan Pasaj Yayınevi
♥ Feniks Kitap
♥ Garaj Kitaplar
♥ Termalife
♥ TTmask
♥ Sedefeylaorgu
♥ Rawsome Bar
♥ Otacı Bitkisel
♥ Nunus_Taki
♥ Bioblas / Restorex Şampuan
♥ Highgenic
♥ Carpediem Kitap
♥ Senemcehobi
♥ Mandabatmaz Kahvesi
♥ Bir_agackakan
♥ Anikaravaniorganizasyon
♥ Selmininsekerkurabiyeleri
♥ Mutlugunkurabiyecisi_asli & haticupcake
♥ Surprizsabun
♥ Masaldesign16
♥ Adiyokdergisi

Hem bir sonraki etkinlik yazılarında, hem de başka başka etkinliklerde görüşmek dileğiyle. Takipte kalın, hoşça kalın efenim. :)🌺☕

49 yorum:

Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum ^^ ❤