DualSense rahatlığı PC’de de kullanılıyor

PlayStation 5’in en büyük teknolojik yeniliklerinden biri olan DualSense’in tüm özellikleri PC platformunda da kullanılabiliyor. 

PlayStation 5’te deneyimledikten sonra tüm PC oyuncularının sorduğu, “DualSense PC’de çalışır mı?” sorusunun yanıtı: Evet… Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. 
DualSense PC uyumluluğu da çok kolay bir şekilde sağlanıyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.
Steam oyun platformu, DualSense’in PC’ye bluetooth üzerinden hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Üç farklı renk seçeneğiyle tüm oyun severlerin karşısına çıkan DualSense ile ilgili daha fazla bilgiye linkten ulaşabilirsiniz.

PC oyunları, DualSense ile daha keyifli
Sony PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense, eşsiz özellikleriyle PC platformunda da kullanılabiliyor.
Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense kontrol cihazı, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. “DualSense PC’de çalışır mı?” diye soran PC oyuncuları DualSense’i hızlı bir şekilde bilgisayarlarına bağlayabiliyor. Oyuncular Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara DualSense’i USB aracılığıyla saniyeler içerisinde bağlayıp, oynayabiliyor. Ayrıca Dualsense tıpkı PS5’te olduğu gibi PC’de de kablosuz olarak kullanılabiliyor. Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Birçok PC oyunu, üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense’in dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik özelliğini destekliyor. DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/



PC’de DualSense deneyimi bambaşka

PC oyuncuları, PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense ile gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşlarıyla keyifli bir oyun deneyimi yaşıyor. 
Üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense, PC’de de çalışıyor. Dokunsal geri bildirim, uyarlanabilir tetik özelliği gibi eşsiz özelliklere sahip olan DualSense, hızlı bir şekilde bilgisayarlara bağlanabiliyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: 
https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Community İzlemeniz için 5 Sebep

 
Uzun zamandır dizi yazmayışımın sebebi aslında izlemediğimden değil de şöyle gümbür gümbür her yerde paylaşmak istediğim oranı aşamamış olmalarıydı. Hepsi kendi alanında harika ama işte belli kriterlerim var n'apalım. Hoş bu yılın başından beri uzun sezonlu, eski yıllardan ve overrated türden diziler izliyorum. (birkaç tane haricinde) Bugün bahsedeceğim de onlardan biri. Normalde sitcomda çok anlatmam yani sitcomdur neticede ve sevilir sevilmez ama bir şekilde izlenir. İşte Community ile o algılar yıkılacaktır. (Bazı klasikleşen yapımlar gibi)

Hepsinden önce şu az önce söylediğim dizi kriterlerimi yazayım. En azından anlattıklarımı anlama konusunda yardımcı olur ve neyi neden eleştirdiğimi daha net görürsünüz. 

Kriterlerim; 

1. Dizinin IMDb puanı: Ki son yıllarda önemi kalmamış gibi görünse de yani bazı fanlar ve haterların istismarına yol açsa da hala oraya mutlaka bakıyorum. Dizinin 7 üstü puan alması kafi. 8 üstüyse koşa koşa açıyorum zaten. (bazıları hariç, bahsedeceğim)

2. Popülerlik: Dizinin popülerlik sonucunda her yerinde ayılıp bayılınması beni yo ru yor. Bugüne kadar tek izlediğim popüler dizi (yani popüler olduğu zamanda) LCDP idi. Onu da "enee bu popüler miymiş" diye sonradan fark etmiştim. Neyse dizi popüler olduğunda ister istemez kusma, bağırıp kaçma isteği geliyor. Ne kadar az bilinirse, ne kadar az bir seven kitlesi olursa artı puan gözümde. 

3. Belli türler: Öyle full sitcom izleyen biri gibi aramıyorum mesela dizileri. Bazı türler gözümde çok çekicidir. Mesela; dönem dizileri, savaş temalı ve tarihi diziler, eski yılların dizileri (1980-90 lı yıllardan itibaren günümüze gelenler), overrated/underrated diziler ki bunlar en sevdiklerimdir öyle tatlı bir azınlığı var ki diziyi izleyen hani iyi ki çoluk çocuğun eline kalmamış derim izledikçe, klasikleşen uzun soluklu çok sezonlu diziler. 

4. Oyuncular: Karakter seçimi her şeydir. İstediğiniz kadar dizideki karakterlerin tipine boyuna bosuna aldanın, orada önemli olan oyunculuktur ve kadronun birbiriyle uyumudur. Bunu da Friends gibi dizilerde görüyoruz işte. 

5. Platform: Ben netflix sevmediğimi çok söylemiştim. Tabii tercih meselesi. Bu yüzden dizinin hangi platformdan ya da kanaldan yayınlandığına dikkat ediyorum. Netflix'in harika dizileri var istisna tabii ama benim tercihim genelde HBO veya Amazon ağırlıklı oluyor. Daha sağlam yapımlar olduğunu düşünüyorum. Yanlış anlaşılmasın dizinin başlangıcına bakıyorum. Dizi yıllar önce yayınlanmış ama Netflix'e yeni gelmiş olanlar bu kıstasa girmiyor. 

6. Final sezonunun tatmini: Bazı diziler istediğimiz gibi bitmiyor ya ben ona çok kızıyorum işte. O kadar sevdirip bağra basıp neden bunu yapıyorsunuz ki? Şu an bahsedeceğim dizi de tatmin edemese bile dizinin teması bile her şeyiyle kabulümüz oluyor. 

Kriterlerimi de şöyle bir anlattığıma göre; gelelim "Neden Community İzlemelisiniz?" sorusunun cevabına. 



Community 

(2009-2015) IMDb Puanı: 8.5/10 


Konusu: Jeff Winger bir avukattır fakat sahte diploma ile hiç bitirmediği bir okulun mezunu gibi avukat olmuştur. Bu durum ortaya çıkınca kendisini Community College'de bulur. Orada Britta'yı görür hoşlanır ve sahte bir İspanyolca kursu imajı verir. Britta ise arkadaşlarını getirir, işte bizim asıl Community dediğimiz topluluk oluşmuş olur. Bu topluluk normalde asla bir araya gelmeyecek 7 kişiden oluşur ve aralarında okulu bitirmek için geçirdikleri zamanlarda bir arkadaşlık başlar. 

Konuyu böylece tanımladıktan sonra "Community izlemeniz için 5 sebep" anlatmaya geldi sıra. Ardından da şöyle bir yorumlayacağım izninizle. Neden izlemelisiniz?

Community İzlemeniz için 5 Sebep:


1. Arkadaşlık-Aile Duygusu: Dizinin işlediği en güzel tema bu. İlk başlarda belki birbirleriyle o kadar vakit geçirmiyorlardı, belki bu kadar iyi anlaşmıyorlardı ama ilk birkaç bölüm sonrası giderek oluşan aile olma hissini yaşıyorlar beraber. İyi kötü her anlarında birbirlerinin yanında oluyorlar, koruyup kolluyorlar. Ve gruplarına son sezonlarda başka yüzleri katmış olsalar da her zaman ana grup ile gerçek bir aile oluyorlar. Bu açıdan bize de arkadaşlık ilişkilerimize, romantik ilişkilerimize, aile ilişkilerimize de başka bir bakış açısı kazandırmayı ihmal etmiyorlar. 

Biraz Modern Family tadında da denebilir. Günün sonunda o sorun hallolmuş, konuşulmuş ve mutlu bir akşama girilmiş oluyor. Ve her şeyin aslında çözüme kavuşabileceği, dostlar arasında da her şeyin doğru ve mümkün olduğu gözüküyor.




2. İkonik Bölümler: Dizinin duygusu en güzel teması olsa da bu gözümde diğer dizileri sollatan harika bir detay. Özellikle Paintball bölümleri, Halloween, Yastık ve Yorgan Savaşı, Atari Video Oyunu bölümleri, Remedial Chaos Theory veya Noel Bölümleri başta olmak üzere akılda kalan pek çok ikon bölümlere sahip. Üstelik bu durum sadece bölümü değiştirmekle kalmıyor, dizi jeneriğini bile bölüme uyduruyor. Ama her zaman atari oyunu karakterlerine dönüşmüş olmaları en gözde sahnem olacak. NET!

Bir şekilde favori bölümler listenizi oluşturmaya yarayan bu duruma bayılıyorum. Hoş 5.sezon itibarıyla bunu çok göremesek de ilk 4 sezon ağzınıza layık bir izleme şöleni yaşatılıyor bu konuda. Şu görsele bakar mısınız? Bu karakterlerle bir bölüm boyunca gerçek bir video oyunu oynandı. Geçen emeği ve harcanan zamanı hayal edebiliyor musunuz? Tek kelime; mü kem mel.




3. Bazı Karakterlerin Oyunculuk Şovları: Özellikle Dekan Palton'un muhteşemliği der susarım. O her kostüme uyumuyla çalışma odasına girişi dillere destandır. Ki dizinin de Troy ve Abed karakterlerinden sonraki en favorisidir. İzlerken her oyuncuyu diziden çok gerçeği oynuyorlarmış gibi hissediyorsunuz, bu da kaliteli oyunculuklarının ispati bence.

Hiçbir karakter asla sırıtmıyor, sanki gerçek hayatlarında kameraya alınmış gibi davranıyorlar. Özellikle Abed'in belgesel yaptığı bölümlerde bu net anlaşılan bir durum.




4. Zaman Geçirmek için İdeal:
Çok daraltıcı, sıkıcı bir gün geçirdikten sonra rahatlamak, keyiflenmek için izlenecek dizilerden biri. Şahsen keyifsiz hissettiğim çoğu anda kahkaha attıracak kadar başarılı oldu kendisi. Zaten bölümlerin 20-25 dk. aralığında olması çerez gibi bitirmek için yapılmış sanki. Üstelik detaylara fark ederek izlerseniz birçok konuyu da tiye aldığını göreceksiniz. Bu her dizide olan bir şey değil. Takdir edilesi. İnceden inceden yapılanları her zaman sevmişimdir. 

Hem bir şeyler kap hem de zaman geçerken keyifli hal alsın. Oldu bu iş, aynen Community'deyiz!




5. Troy ve Abed: Troy and Abed in the mooorning! repliği hala kafamda dönüp durmakla beraber, Abed'in Troy'lu sezonlarda bolca "cool, coolcoolcool" diyor olması arkadaşlık ilişkim konusunda da benzetme yapmamı sağlamıştır. Birebir en yakın arkadaşıma ilişkime benziyorlar ya yani bu kadar olur. (Buradan toşum Hikmet'e mor kalpler :D) 3. maddede belirttiğim Troy ve Abed ikilisi gelmiş geçmiş en iyi kanka karakterler bence. En çok da tokalaşmaları gözlerden kalp çıkaran cinsten. Sırf onlar için bile dizi izlenir. 

Aslında Pierce ve Troy karakterleri ilk başta çok yakın arkadaş eküri modunda hesaplanmış, ancak Troy (Donald Glover) ve Abed (Danny Pudi)'in gerçek hayatta da çok yakın arkadaş olmaları sebebiyle dizide daha gerçekçi olacağı düşünülmüş. Çook şükür diyorum ben buna. :)




-DİKKAT SPOİLER!- 

Dizide bazı çatlakların oluşması, Pierce karakteriyle senaristin arasında bitmek bilmeyen tartışmalar dizide önce senaristin değişimi, Pierce'in ayrılması, sonra müzik kariyerine ağırlık vermek isteyen Donald Glover'in (ki kendisinin şarkılarını çok severim) ayrılması yani Troy'un, sonra da son sezonda babasının rahatsızlığı ile diziden ayrılan Shirley ile sonuçlandı. Yani dizideki 7 kişilik kadronun 3ü gidince, her ne kadar Pierce için sevilmeyen karakter gözüyle bakılsa da -dizide o zıtlık olmalıydı diye düşünüyorum- dizide parçalanmış oldu. 4.sezon sonunda başlayan bu çatırdama reytinglere yansıdı. Ve son 2 sezon eskisi gibi hiç hissettirmedi. Hoş ben sadece Troy'un eksikliğini hissettim ama...

-SPOİLER SONU-

Dizide şu da var ki takdir ettiğim; ilk sezondan beri şu cümle vardı "6 sezon 1 film". Yani bu replikler içinde öylece sahnelerin muhabbetlerinde geçiyordu ve gerçekten de 6 sezonla şartlar değiştiğinde bile tamamladılar. Bu başarıdır. Çoğu dizi sorunlar oluştuğunda maalesef final bile yapmadan çekilebiliyordu. Community açısından bu geçerli değil. Şimdi de filmini bekliyoruz bakalım yayınlansa da özlem gidersek. 

Hem kısaca diziden bahsettim hem de çaktırmadan kendi yorumlarımı yaparak 5 sebebi sundum size ama tabii ki anlatacaklarım bununla bitmedi. 

Dizide neyi sevmeyebilirsiniz
Pierce karakterinin aykırı davranışları (ki kendisi böyle bir rolde olmak istemiyormuş bu yüzden çok tartışmış), ilk başlarda dönen cinsel şakalı muhabbetleri, ilk bölümlerde karakterlere alışmak konusunda zorlanabilirsiniz. Bakın zorlanırsınız diyorum, sevmezsiniz ve ilk sezonda bırakır gidersiniz demiyorum. Birazcık zorlanır ve alışırsınız sonrası da su gibi akar gider nasıl finallediğinize üzülürsünüz. 

Size tavsiyem bir an önce bu güzel diziye başlamanız ve overratedlar arasındaki en iyiyle tanışmanız yönünde olur. Şimdiden iyi seyirler dileyerek huzurlarınızdan ayrılıyorum. Keyifle kalınız. 🎬

Tanışmamışız Gibi Yapar Mısınız? Anlatacaklarım Var


Şimdi derin sessizlik...
Beni tanımıyor gibi yapar mısınız? Anlatacaklarım var da...

Buraya ilk girdiğimde, ilk yazımı yazdığımda, ilk yayınlarımda olan hissi aradığım bir dönemdeyim. Kimsenin hakkımda fikri olmadığı, kimsenin tanımadığı bir blogger olarak gönlümden geleni yazmak, üstüne alınan mı olur diye düşünmemek, ruhum daraldıkça buraya uğrayıp içimi dökmek denen güzel bir şey vardı. O yüzden de bu yazımda beni tanımıyor gibi yapmanız tek isteğim... Böyle olursa devamını yeniden getirebilirim.

Bugün bir etkinlik için boyama hazırlıyordum, kulağımda Galata rıhtımında dinlenmelik şarkılardan oluşan playlistim, gözümün önünden geçen İstanbul hatıralarım... Dostumla Caddebostan sahildeki pineklemelerim kahve tokuşturmalarım, sevdiğim beyle Galata'da kahve içerken Taksim'i Beyoğlu'nu el ele dolaşmalarım, Marmara'da okurken toşum ile kampüsteki geyiklerimiz dersten kaçmalarımız, yuvam Maltepe'mde geçen çocukluğum gençliğim, Çınaraltı'nda çay içerken boğazı seyredişim, marinada yaptığım kahvaltılar, moda sahilinde turlayıp Bahariye'ye kadar indiğim sokaklar, Kadıköy'de Eminönü vapuruna koşarak yetişme çabalarım, Kapalıçarşı'da ışıl ışıl yerlere hayranlıkla bakışım, müzelerde aldığım keyifler, lise arkadaşımla yaptığım sahil iftarları ve daha fazlası yüreğimde bir sızıyla asılı kaldı bir anda... Tam da bugün. Sonrasında içimde biriken özlem, yaşadığım gergin yıl ile birlikte buraya gelme kararı aldım. Ani bir şekilde. 

Ama anlatacaklarım ne anılarım, ne İstanbul... Anlatacaklarım benden, içimden.




Bu yıl geçen tüm yıllardan daha zor geçiyor benim için, yine şükrettiğim ama zorlanmaya da alıştığım enteresan bir yıl anlayacağınız. Artık kimseye dert anlatmıyor ve mümkünse dert dinlemiyorum. Hatta hislerimden bile bahsetmiyorum. Önce insan insana derler, hatta ben bile bazı yazılarımda yazmışımdır bunu ama geçen zamanla bende insandan insana değişen çok şey gördüm. O yüzden insan insana lazım değil, değer veren değer bilene ve aynı değeri verene lazım. 

Ruhunarenkkat olalı 6.yıl olmak üzere, bazı dostluklar kurdum bazı dertlere ortak oldum bazı insanlara ışık tuttum bazılarının ablası olup yanlarında durdum. Sorulsa "bunları yaptığın için pişman mısın?" diye "pişman değilim elbette" derim. Ama bu durumlar bile o kadar çok şey öğretti ki. Yanlışlardan tecrübe edinmeyi en başta.
Herkesi kendim gibi sanmayı ve iyilik yapayım derken nankörlük görmeyi, herkese bildiğim her şeyi öğretip sonra ihtiyacım olduğunda (ki onda bile ihtiyacım var demezken) hiçbir alanda yardım ve destek görmemeyi, insanların beni kendi dertlerini anlatmak için arayıp sorup sonra unutmasını, iyi bildiklerimin başkalarının ardından konuşan insanlar ya da ego dolu balonlar olduklarını öğrendim... Düşünüp yazmaya devam ettiğimde daha fazlasını da yazabileceğimi biliyorum.

İnsanların kaçırdıkları nokta var. İnsanı kullanınca değil, kendini geliştirince doğru, başarılı ve herkesçe sevilen insan oluyorsun. Üzgünüm ama ben sizden hiç hazzetmiyorum artık.

Geçenlerde sevgiliyle konuşurken, bazı karakterlerin midemi bulandırdığından bahsettim, aktif olmadığım instagram hesabımda ya da dondurduğum kişisel hesabımda bunlardan dolu vardı mesela ve ben tahammül edemeyince, girmek görmek istemeyince anladım bende ki haleti ruhiyeyi. İnsanlar beni yormuştu. Aslında bunu bir sebeple aydınlanarak fark ettim.

Yılın başından beri Vincent Van Gogh gibi zorluğu, karamsarlığı sanatla atıyorum ben de. Ve sanatla uğraşan, resim yapan insanlarla tanıştım. Bu insanlar benim ufkumu genişletti desem yeridir. Sanattan konuşmak, boyalardan bahsetmek, kültürel deneyimlerimizi aktarmak, evli de olsak bekar da olsak "kocişlerimizden" "aşkitolarımızdan" değil de hayattan konuşmak, hayatı paylaşmak, okumaktan eğitimlerimizden kendimizi nasıl geliştirebilirizden bahsetmek beni tamamen değiştirdi. Hatta öyle ki en yakınım iki dostum, ailem ve sevdicek dışında hayatımda kim varsa sanat aracılığıyla tanıştıklarımı onlardan daha çok sevmeye başladım. 

Mesela Kazakistan'dan abla kardeş gibi olduğumuz bir dostum var artık. Birbirimize derslerden, günün nasıl geçtiğinden, boyadıklarımızdan bahsediyoruz. Dertlerimizi paylaşıyor, gezdiğimiz yerleri videoyla birbirimize atıp birbirimizi gezdiriyoruz. Hayaller kuruyoruz, sanatımıza hayallerimizi katıyoruz. Artık her şeyin böyle, bu kadar olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü hissedince değer gördüğünüzü, karşınızdakine daha sıkı sarılıyorsunuz. 

İşte ben böyle hayatımdaki bazı gerçeklikleri fark ederken, bir gün birileri bana alınırsa küserse umrumda olmayacağını da biliyorum. İnsanların beklentilerini karşılamak, onlar için koşuşturmak yorucu. Ama en yorucusu; insana kendi derdini anlatmak. Uzun zamandır hayatımda yaşananları işte az önce saydığım birkaç kişiye anlattım sadece. Kafi gördüm. Çünkü hayatıma yabancı bir kıymık saplamak istemiyorum artık. Ne gerek var bu ay bunu yaşadığımı bilmesine, ne gerek var boş tesellisine veya boş motivasyonuna. Sorun motivasyonumu bulamamak değildi ya da bazen dertlerimin olması değildi. Ben kendi motivasyonumu, kendi ışığımı, kendi yolumu ve kendi çözümümü bulabilecek yetişkinlikteysem insanlara bunlardan bahsettiğimde bir sorun çözülmesini istemişim gibi, akıl hocammış gibi davranmalarıydı. Yani o hayatıma saplanan kıymıklar canımı sıkıyordu. (bi gidin öteye demek istediğim de çok zaman oldu) O sebeptendir ki her zaman ki "az insan çok huzur" felsefemi daralttım ve daha az insan daha çok huzur haline dönüştürdüm. Keşke demek istemiyorum ama keşke sahil kenarında en sevdiğim birkaç kişiyle huzurlu ve dilediğim hayatı herkesten uzakta sürebilsem. 

Hayatım kimseyi ilgilendirmez, çalıştığım iş veya çalışmak istediğim iş hakkında yorum yapmak da evliliğimi hızlandırıp ertelemek de hayatımı etkileyen tüm kararları verme hakkı sadece benimdir. Sevdiğim insanlarla olan ilişkim kıyaslanamaz, sadece iş düştüğünde dert anlatacak insan bulamadığında birisi aranmaz sevdiklerim benim mahremimdir Kübra adının anlamıysa güzin abla çağrı merkezi değildir. Ha bir de şu var bak bunlar komik; benim onlara öğrettiklerimi öğretmeye kalkanlarla yaptığım işlere çalışmalara görsellere ayılıp bayılıp hırsla ben daha iyisini yaparım kafasına girenler. Sonradan görmeler ve özentiler olarak ayırırıyorum bunu. Lütfen kendiniz olun rica ediyorum, olmuyorsanız da bana bulaşmayın. Oh be! Kız içimi döktüm rahatladım, eski günlerdeki gibi. 

Ne dolmuşum değil mi? Bir anıyı düşleyip nerelere geldi konu. Öyle ki o zamanlar şimdikinden daha rahat ve daha mutluydum. Çünkü beni tanımıyordunuz :P Tamam şaka. :) Yine de tanınmasaydım ve Ruhunarenkkat (bendeniz); iki gönderi atmadığında bir yazı yazmadığında ya da bir yazıda içini döktüğünde herkes "vaaaow kuzu ne oluyor" "nerelerdesin" falan demeseydi daha iyi olabilirdi jhslkld. Beni sevenler muhakkak ki var, belki de hatrı sayılır bir kitlem bile olmuş olabilir. Ama yine de her şey burası veya instagramdan ibaret değil. Hayatımı instagram takipçi sayıma, verdiğim linklere ya da paylaşımlarıma da bağlayamıyorum -bazıları gibi-. Orada da her yaşadığımı paylaşmak zorunda değilim, kabuğuma çekildiğimde "kabuğuma çekiliyorum" ya da zorluk yaşadığımda "zorluk yaşıyorum" diye duyuru yapmak anons geçmek zorunda da değilim. Eskiden böyle mi yapıyordum sahi? Ben kendi halimdeyken sevip okumadınız mı yazdıklarımı? Belki de herkesin kaçırdığı budur. Kim bilir? 

Nasıl mutluysak nasıl iyi hissediyorsak öyle yaşamalıyız sonuçta ya hani. Biraz salarlarsa yaşayacağız inşallah bizde ki o hesap. Çok tepemin tası atarsa 10 yıl önceki gibi tumblr açarım, o zamanlar tumblrda bayağı çok takipçim vardı, sonra sildim işte. Neyse buna da bi' ara üzülürüm. Gerçi oralar çok bozdu diyorlar ama?

Her şey bir yana 29 yaşıma girerken bu yıl öğrendiğim en büyük ders; hayattaki her şeyi zoruyla kolayıyla iyisiyle kötüsüyle severken her insanı sevmemek her birini hayatıma almamak oldu. 30'uma bir kala yılın kapanışını ise bu kez hayallerime, İstanbul'a, özlediğim yerlere ve sevdiklerime daha çok kavuşma dileğiyle yapıyorum.

Tüm anlatacaklarım bu kadar aslında. Tanışmadan okuduğunuz bir yazıydı bu. Belki devamı gelir. Aslında öyle çok paylaşmak istediğim şeyler var ki, nasıl soğutulmuşsam buralardan.. Kendi kendime "ya herkesten bana ne ben neden yazmıyorum yine?" diye sorgulayıp geldim buraya tekrar. Kafayı yok yere taktığım şeylerden, insanlardan uzaklaşıp "sen nerelerdeydin" diye sevip bağrıma bastığım şeylere ve insanlara yakınlaşarak... Bence asıl özgürlük bu. Ruhumuzun hep dinlendirdiği insanlar limanımız olsun. Çok amin, çok kalp. 

Resim de İstanbul'um için gelsin. Bi' kavuşsak hepsi geçecek. Gözlerden yaş pıt. 

Hayal Güncellemesi v.1.2 Vlogger Olmak

 
O zamanlar tabii gençlik başımda duman, yeni akıllı telefonlar çıkmış arkadaşlarımızla ilk dokunmatik telefonumuzu aldık. Ardından da ilk hangi uygulamaları yükledik dersiniz? Whatsapp ✔️ Instagram ✔️ Bu ikisini kullanmayı öyle çok istiyorduk ki (sanırsın para veriyorlar üstüne) açılış ekranı hoop play store ara whatsapp yani cidden durum buydu. :) Fakat bunlar dışında bir ilgi alanı daha vardı ki; benim toş Nisa iyi bilir, her dersi kırdığımız saatlerde her fıtı fıtı gezmeye gittiğimiz yerde bir sürü anı biriktirdik. Hem fotoğraf hem videoyla doluyordu telefonlarımız. Beraberken en büyük hayalimizden biri kesinlikle vlog çekmekti. Ama ne vlogu, Youtube bile açmamıştık. Haliyle bu istek okul bittikten sonra bile içimde büyüdü durdu. Çok fırsatı kaçırmış gibi hissettik, hiçbir zaman tam olarak yapamayacak gibi düşünmek vs... Bir süre geçtikten sonra ve sevdicekle bir yola girdikten sonra da aynı istek vardı ama son 1 yılda özellikle birbirimize "müzik videosu mu yapsam?" "peki ya ben vlog mu çeksem?" sorularıyla geldik. 

Derken...

Vlogger oldum! Evet merhabasız, selam sabahsız girdim di mi konuya? Baktım anlatmak güzel, hiç bölmeyeyim. Nasıl olsa selamlaşırız. :) 

Yıllardır kurduğum hayal sonunda gerçekleşti ve hayallerime şöyle bir versiyon güncellemesi yaptım.^^ Sistem yenilendi, bakımlar yapıldı her yer mis! 

Bu yıl başladığından beri eskiden sevdiğim şeyleri yaparken keyif alamamak, bir şeyleri beklenti için yapmayı istememek ve kendimi daha çok salmak gibi durumlarım vardı. Ama sonrasında neden böyle durup üzülerek ya da boşa vakit kaybediyorum diye düşündüm. Bir şeyin moralimi bozmasına izin vereceğime, onların "güçlü" kalarak moralini bozmayı hedefledim. :) (Bu taktiği başka yerden bulamazsınız not alın^^) En sonunda da hem aktifleştim hem de sonunda o çok istediğim Youtube hayatına sessiz bir vlogla giriş yaptım. 

Aslına bakarsanız bu yazı tamamen duyuru amaçlıydı. Ama size hikayemi, modlarımı bile anlattım. Yani tahmin edeceğiniz gibi çenem düştü -yine- :) 

Normal zamanlarda sosyal medyada paylaşmasam bile her yerde mutlaka bin çeşit açıdan fotoğraf ve videolar çekerek gezen biriyim. O yüzden bunları birleştirmek, sizi benim anlarıma ortak etmek de hiç zor değildi. Elimde çok veri olunca, bir şekilde kullanışlı da oluyorlar. 

Velhasıl işte geldim Youtube'dayım! Blogla eskisi kadar ilgilenemiyorum, düzelteyim ilgilenmiyorum. Çünkü öncelik sıram değişti. Bunu dürüstçe söyleyebilirim ki ilk anlarda olan yazma hevesim daha çok hayallerimi gerçekleştirmeye odaklı. Blogda benim hayallerimin gerçekleşmiş ve evrimini tamamlamış bir parçası. O yüzden artık yazmak istediğim zaman, buradaki aileme arada bir yüzümü göstermek istediğim zaman uğruyorum. 

Hayal Güncellemesi v.1.0 sıfırdan her şeye başlayıp hayatımı kurmakken, v.1.1 blogger olmaktı. İşte şimdi de 1.2 güncellemesiyle hayallerime yeniden kafa tutmuş ve bu işi de başarmış sayıyorum kendimi. İnanın abonelik, görüntüleme değil umrumda olan. Hatta para kazanmak, reklam almak da değil. Ben yaptıklarımla, gördüklerimle, geçirdiğim anlarla birilerine bir de vloglarımla ulaşmak istiyorum. Hepsi bu. Ve bunu yaptıkça da kendimi başarmış sayacağım. 

Bu yazı ve bu kanal "içimde kalmasın, denemediğim için pişmanlık yaşamak istemiyorum, bir şeyler üretmek istiyorum" diyen herkese ithaf edildi. Alın gelin çayınızı, kahvenizi kanalıma buyrun. Sık olmasa da yayınladığım vloglarla sohbetime eşlik edin, birlikte boyayalım birlikte uğraşalım birlikte izleyelim hayatı. 

Şimdiden hepinize iyi seyirler diliyor ve kaçıyorum. Renkli kalın, hoş kalın. ^^

Abone olmak için; Ruhunarenkkat