İzlemeniz Gereken 5 Dizi Önerisi #3


Yeniden merhaba! Nasıl geçiyor günleriniz? Bende durum biraz parçalı bulutlu, ara ara da güneşli. Şu sıra özlemle dolu olmanın dışında biraz da artık an'ların kıymetini daha çok bilmek de oldukça ön planda... Dilerim ki, huzura tamamen kavuşacağımız günlerde yakındır.

Lafı daha da uzatmadan (belki başka bir yazı da uzatırım), sizlere şu süreç için yine tatlı dizi önerilerimden getirdim. Biliyorum çerez gibi dizi, film, kitap tüketiyoruz. Ben de bitirdikçe ve sevdikçe izlediklerimden bahseder oluyorum. İzlemeniz gereken 5 dizi önerisinin ilk serisinde; sitcom tadındaki komedi ve sevdiğim dizileri, serinin ikincisinde; İspanyol dizilerinden öneri sunmuştum. Tabii şunu da minik not olarak belirtmeliyim; tüm dizileri izleyip, sadece 5 adet sunmuyorum. Sadece henüz izleyip bitirdiklerimden tür bazında eşdeğerleri bir araya getiriyorum. Daha bir sürü sitcom beni bekliyor mesela. :)

Bu seride ise size acaba hangi kategoriden sunacağım? Gıpgıp gıpgıp! Gençlik dizilerindeyiz! Hemen şöylece bir ne var ne yok sayacak olursam; Trinkets, Baby, 13 Reasons Why, TEOTFW, IANOWT 'den bahsedeceğiz. Haydi başlayalım.



1. Trinkets 

Imdb Puanı: (7.1/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7/10)

Moe, Tabitha ve Elodie adlı üç kızımız birer hırsızdır. Gerçi Moe'nun durumu farklı ama spoiler vermemek adına bahsetmeyeceğim. Bu üç kızın terapiye gittikleri süreçte oluşan arkadaşlıkları, kendi yaşamlarında yaşadıkları zorluklar, baskılar ve şiddet sorunları dizinin konusunu belirliyor. Çerez gibi izlenecek dizi henüz 1 sezondan oluşuyor ve 2.sezonuyla bize final vedası yapacak. Fakat boş zamanınız varsa ve bir şeyler de izlemek istiyorsanız kesinlikle şans verebilirsiniz. Bazı yerlerde üzülürken, bazı yerlerde gülümseyebilirsiniz. 

Trinkets'ın sevdiğim özelliği aslında bu üç kız arasında bir taraf tutamayışınız. Kesinlikle ben Moe'yu seviyorum ya da Elodie candır diyemiyorsunuz. Her karakterin güzel olduğu yönler var. Hırsızlık gibi bir suç konusunda bile karakterlerin psikolojisini göreceksiniz. Hatta birbirleri ile bile yaşadığı çatışmalar, aileleri, arkadaşları gibi çoğu konu da gün yüzüne çıkacak. İlk sezonunun sonunda hoş bir bitiş yapmış olsa da, diğer sezon merakla bekleniyor. Unutmadan şunu da söylemeliyim. Dizinin oyuncularından birinin gerçekte de şarkıcı olduğunu öğrendim ve ba-yıl-dım! Kat Cunning sen müthiş bir sessin. Şarkısını kime attıysam bayıldı. O yüzden elden ele dinleyelim, dinlettirelim. (Kat Cunning-King of Shadow

                                                           

2. Baby

Imdb Puanı: (6.8/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7.2/10)

Baby dizisi daha önce 2014'te yaşanılan bir olaydan esinlenerek oluşturulan yapım. İtalyanca, iki kızın hikayesi ve biraz teenage görünse de alabilinirse alt mesajlara sahip. Daha öncesinde de şu yazımda detaylı bir şekilde anlatmıştım. (Baby Dizi Yorumu) Chiara ve Ludovica adlı iki genç kız, lisede okumakta fakat oldukça farklı hayatlar yaşamaktadırlar. Birbirleriyle kurdukları dostluk onları yeraltı dünyasına kadar götürecek ve işin içinden çıkılmayacak noktalara getirecektir. Bu süreci izlerken, bu hikayenin gerçeklik olgusunu bilmek insanın içine bir şey saplıyor. Hatta Baby dizi yorumu yazısında da gelen bir yorum, içimde sanki bir kesik atmıştır. 

Baby dizisinin karakterlerini açıkçası seviyorum. Özellikle tam bir Ludovica'cıyım. Zaten başroldekiler duru bir güzelliğe sahip ama ben daha çok ya uçuk ya da özgün tarzda olanları seviyorum. Ve Ludo'da bu iki özelliği karşılıyor. Yine yan karakterlerde var, ama bunların içinde şüphesiz en iyisi Fiore. Herkes gerçi bir süre sonra bozulmaya, değişmeye ve bambaşka biri olmaya başlıyor ama Fiore ilk başta da dik bir karakterdi, şimdiki sinsilikleri ve baskıları şaşırtmıyor. 

3.sezonu gelecek olan dizinin izlenebilirliği, biraz gençlik duygusunun fazla öne çıkmasıyla sıkıcı olabilir. Fakat devamını getirirseniz kopmanız da zorlaşıyor. Aslında diziyi izlettiren de, "eh sardı gibi ama daha çok meraktan izletiyor" duygusu olacak. Bu arada Baby dizisinin müzikleri çoğu diziye göre mükemmel! Hatta tüm sezonlarından en sevdiğim ve çalınan parçalardan bir liste yaptım. Spotify'dan dinlemek için de; buraya tık tık. :)



3. 13 Reasons Why

Imdb Puanı: (7.8/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7,6/10)

İlk çıktığında hem dizisini izleyip hem kitabını okumuş olduğum diziciğim 13 Reasons Why... Her izlediğimde ya da okuduğumda çevremdekilerin tuhaf bakışlarıyla karşılaşmama sebep kendisidir. Detaylı yazısını da şuradan yine okuyabilirsiniz. Dizinin son sezonuna kadar ki güncel yorumlarım orada var fakat yine söyleyeceğim ki; en güzel sezonları sırasıyla şöyleydi; 3.sezon > 1.sezon > 2.sezon > 4.sezon. Net. 2.sezonunu beğenmeyişimin sebebi; konuyu saptırmış olmaları ve sonrasının bir öneminin kalmayışıydı. Final sezonu ise; uzatmak için uzatılmış olup 10 bölümün 9u saçma durumlarla geçti. Bitsin diye bekledim bu kez, keşke 3 sezonda kapatsalardı dedim. Fakat 3.sezon öyle bomba geldi ki, hem gerildim hem heyecan duydum. Bir film izlercesine izledim. 

İlk sezonuyla Hannah Baker'ın intihar edişini konu alan dizi, hem büyük tepkiler topladı hem de takdir. Hannah kendini bu sona götüren 13 sebebi kasetlerle bizlere anlattı. O yüzden çok etkilendiğim dizilerden biridir. Gençlik dizisi bazında görülse de, hep bir sonrakini merak ettirecek, üzecek dizilerdendir. Sonunda da en azından bir üzülecek kayıp ardından mutlu bir sona ulaştırdı bizi.

Tepki ve takdir konusuna da açıklık getirecek olursam; tepkiler şu yöndeydi, dizinin kötü olaylara teşvik edebileceğiydi. Oysa oyuncular bir sunum tadında video ile bize 13 Reasons Why'ın tacize, zorbalığa, şiddete karşı dur dedirtmek için olduğunu ve sessiz kalınmaması gerekecek olan her şeyi anlatmışlar. Takdirler de anlayacağınız bu yönde. Açıkçası diziyi başarılı bulduğum için de izlenme konusunda tavsiye ediyorum.


4. TEOTFW

Imdb Puanı: (8.1/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (8.5/10)

Yine çok sevdiğim dizilerden birini öneriyorum 4 numaramda. Çünkü buradaki James ve Alyssa çifti kalp kalp kalp. Dizi tam bir çerez ve 2 sezonla gayet makul bir şekilde sona eriyor. Çizgi roman uyarlaması olan TEOTFW, bir psikopat ruhlu James ve uçarı kaçarı atarlı Alyssa olarak başrollerle gözümüzü şenlendiriyor. James karakteri zamanla o kadar güzel bir hale geliyor ki. Hepimiz James'ci oluyoruz. :) Çift olarak oldukça uyumlular ve bir şekilde de birbirlerine bağlılar. Bu yüzden bu enerjiyi yakalamak her diziye nasip olmaz. :)

Kara mizah olan dizi, sık sık güldüren, sık sık da düşündüren kısımlara sahip. Genel olarak beğenilse de bazı izleyiciler tarafından gereksiz görülüyor. Ki bana kalırsa öyle değil, zaten uyarlama olduğu için ve 20 dk.lık çerez bölümlerden oluştuğu için oldukça güzel izlenecek, bittiğinde de nasıl bittiği anlaşılmayacaktır. Dizi hem tadında bitiyor hem de konusu yine ebeveynlik ve gençlik konularında mesajlar içeriyor. Dümdüz bir şekilde izlenmemesini tavsiye ederim. 

Eğer hakkında detaylı TEOTFW dizi yorumu yazısını da okumak isterseniz; tıklayınız.


5. IANOWT

Imdb Puanı: (7.6/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7.5/10)

Henüz yeni bitirdiğim I am Not Okay With This, TEOTFW ve Stranger Things senaristi ile yapımcısı ortaklığından çıkmış. Genel yorumlar hep; TEOTFW'nin çakması olarak nitelendirilse de bendeki izlenimi farklı oldu. İlk 3 bölümde "Eee buradaki Sydney oradaki James işte, hep aynı yerler " derken, sonrasında "bu da ne ya, ooo ne oluyoruz" falan olmuşluğum var. Dizi gençlik, komedi, dram türünde sayılsa da karşı çıkıyorum. Komedi ve fantastik karışımı bence. Çünkü süper güç ya da psişik diye adlandırabileceğimiz bir mevzu daha baskın.

Stanley karakteri inanılmaz güzel.(Hele ki dans sahnesi ayayay :D) Sydney bence soluk durmuş ama yine de güzel izlettiriyor. Olaylara bakınca da ne olduğunu anlamıyor ve hikayenin göbeğinde buluyorsunuz kendinizi. Konudan bahsedecek olursam; Sydney babası ölen ve annesi, kardeşi ile yaşayan bir kızımız. En yakın arkadaşı Dina ve komşusu Stanley ile ne maceralar ne maceralar derken... Kızımız kendinde bir farklılık seziyor, bu güç durumu oldukça tedirgin ediyor. Ama sezon sonuna kadar onun bir şekilde ya savaş ya kaç taktiğini uyguladığını görüyoruz. Hem kontrol etmeye çalışıp, hem de hakim olamayınca kaçtığı çok net. Fakat farklı bir durum olduğu da kesin. Bu sebepten de heyecanla izliyoruz her bölümü. 

Bu dizide beni üzen iki şey var; birincisi Netflix'in her dizide genç yaştaki oyuncuların ilişki tercihlerini çok çarpıtması, diğeri de Stanley karakterinin 2.sezonda yer almayacak olması... Bunlar dışında bakıldığında hem oyunculuk keyifli, hem konu ilgi uyandırıcı. İzlenmesini tavsiye eder, fakat TEOTFW ile de kıyaslanmamasını özellikle belirtirim. Çok önyargıyla başlamıştım, trailer bile o kadar benzerdi ki... İzledikten sonra anladım ki, daha da devam edilebilir. Zevkle de izleyeceğim. Sizin de aklınızda bulunsun.



Diğer seri yazılarının sonuna gelirken yaptığım gibi yine kendimce bu 5 diziyi de en sevdiğimden itibaren sıralamak istiyorum. TEOTFW > 13 Reasons Why > IANOWT > Baby > Trinkets olarak tamamlıyorum.

Umarım dizilerde öneri açısından faydalı olur, hepinize keyifli seyirler diliyorum ve izleyenlerle yorumlaşmak için de sabırsızlıkla bekliyorum. 4.seri yazısında da güçlü, harika kadın dizilerinden gideceğiz. Bu da ufak bir spoiler olsun. :)
Kocaman sevgiler, renginiz bol olsun efenim! :)



* görseller imdb'den alıntıdır.

Sevgiliden Kitaplar



Yine yeniden merhaba canlar! Çiçek gibi bir gün diliyorum hepinize. Bu kez dolu dolu bir kitap içeriğiyle geldim. Aslında okuduğum ya da alışverişini yaptığım kitaplar için ara ara yazı yayınlıyorum biliyorsunuz ki. Fakat bu yazıda size geçenlerde sevdiğim beyden aldığım kitapları anlatmak istedim.

En sevdiğim durumlardan biri kesinlikle artık sevgiliyle yapılan kitap alışverişleri oldu. Üstelik zevki kesinlikle benimkinden iyi. İnternet detoksunun salgınsız olan, rahat görüşebildiğimiz günlerinde birlikte kitap okuma saatleri yapıyorduk. Onlar artık elimizde olmayınca, bizde şimdi yatmadan önce kitap okuyarak durumu eşitliyoruz. 

Geçenlerde kendisine yine bir sürü Tolstoy, Dostoyevski alırken tabii benim de en çok istediğim iki kitabı sipariş etmiş kendisi. Bülbülü Öldürmek ve Heidi (seviyorum napıyım?^^) Sonra içinde bilimum abur cuburlarla hepsini getirdi. Buraya da mutlu bir Kübra çizelim. :) 

Hal böyle olunca ben de okudukça size anlatayım istedim ve uzun bir yazıya giriştim. 

Sevgiliden gelen kitaplarım arasında neler var;




⏵Yabancı-Albert Camus


Çok satanlar listesinden düşmeyen ve benim de çok merak ettiğim bir kitaptı Yabancı. Neyse ki sevgilim bey imdadıma yetişir gibi, kütüphanesinde bulunduğu söyledi. Bir şekilde sevdiğin insanın elinin değdiği sayfaları okumak bambaşka bir hismiş bunu da anladım...

Kitaptan bahsedecek olursam; Yabancı romanın baş karakterinin gözünde olayları anlatıyor bize, ama tarafsızca ve olduğu gibi süslemeden püslemeden. Ne ekstra bir anlam sunuyor, ne de bakış açımızı değiştiriyor. Yani böyle birçok şey yaparken çok şaşırıyorsunuz, ne oluyor ne bitiyor neden yapıyor diye düşünerek... Hatta yeri geliyor onu gaddar ve gamsız bile görüyoruz. Ama sonra tek tek o satırların anlamını dahi keşfediyoruz. Meursault'un gözündeyiz aslında, oysa ki onun her hareketinin de yorumu Camus tarafından bize bırakılmış. Sıradan basit bir hikaye kurgusu gibi gelse de, bittikten sonra insan uzun süre kapağına bakıp düşünüyor. En azından durum ben de böyle oldu. 

Şu alıntısı bile kitabı özetlememe yetiyor...

Hiçbir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.

⏵ İnsan Neyle Yaşar?-Tolstoy


Yeri artık ben de bambaşka olacak bir kitap... Sevgilinin en sevdiklerinden, çokça meşhur raflardan İnsan Neyle Yaşar? Bu kitabı okumadan önce hakkında neredeyse hiçbir fikrim yoktu. Araştırmadım, sormadım, yorumlara bakmadım. Aslında bir şekilde herkesin neden sevdiğini önceden tahmin edebiliyordum. 

Ve artık kendisi baş ucu kitaplarımdan biri oldu. Ne kadar sevdiğimi en net bu şekilde anlatabilirim sanırım. 

Baş karakter Semyon'un evine dönerken, yolda çıplak bir adamla (Mihayla) karşılaşması ve onu giydirip evine götürmesi hikayenin başlangıcını oluşturuyor. Bu adam hayatını değiştirmekle kalmıyor, bize 3 öğreti sunuyor. Öğretileri söylemeden önce kitap hakkında şunlardan bahsedeceğim; dili inanılmaz akıcı, kurgusu çok güzel, Tolstoy o hikayeyi anlatırken sanki bizi de o odaya yerleştiriyor ve herkesi izliyoruz. Gerçekçiliği mükemmel...

Hikayede 3 soru soruluyor; "İnsanda ne vardır? İnsanda eksik olan nedir? İnsan neyle yaşar?"  Mihayla bu üç sorunun cevabını bulduğunda 3 gülümseme gerçekleştirir. Hikaye de böylece sona erer, ama son derken oldukça huzurlu bir sondan bahsediyorum. Ruhunuz bir şekilde o dinginliği soluyor sanki... Gerçekten her evde, her kütüphanede bulunmalı. Alın, aldırın.

Bir de alıntısını bırakayım;
Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek hayatta kalabileceklerini sanıyor ve aldanıyorlar çünkü insan yalnızca sevgiyle yaşar. Kim sevgi içindeyse, Tanrı da onun içindedir çünkü Tanrı, sevgidir.


⏵ Dokuzuncu Hariciye Koğuşu-Peyami Safa


Bir diğer sevgili kütüphanesinde bulunan, önerilen ve mutlaka okunmalı denen kitaplardan biri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Açıkçası yıllardır merak ettiğim, fakat hiç aklıma gelip de almadığımdı. Bu güzel tesadüf iyi oldu bence. :)

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu biraz insanın içine dokunur bir kitap, sızısıyla acısıyla iç burkuyor ama bir o kadar da yine de umudun var olabileceğini hissettiriyor. Peyami Safa'nın dili maalesef biraz ağdalı demek ne kadar doğru bilmiyorum ama, eski Türkçe kelime yoğunluğu olması beni biraz ara ara kitaptan koparttı. Ne demek istiyor, o ne anlama geliyor diye düşünülebiliyor. Tabii benim okuduğum eski baskıydı sorun bundan kaynaklı da olabilir ama. 

Kitap aşkı da, sağlığı da, bir adamı çaresizliğini de, hastahane koridorlarında hissettiklerini aynı şeyleri hissettirecek şekilde anlatıyor. Bu benim için oldukça yeterli ve güzeldi.

⏵ Heidi-Johanna Spyri 


Ne yazık ki Heidi hayranlığım bulunduğundan kapağına aldanıp istediğim bir kitaptı. Fakat o kadar yavan, o kadar dümdüz bir şekildeydi ki... Evet çizgi filminin özünden kopmadan, konu akışını bozmadan devam etmişler çevirisine, fakat bazı yerler o kadar komik çeviri hatalarıyla dolu ki... Korkarım ki bu bir çocuğun aklını da karıştıracaktır. Nasıl yani diye soracaksınız, şöyle ki; dini ne olursa olsun bir çocuk bunu okuduğunda müslümanlık-hristiyanlık kısmını birbirine karıştıracaktır. 

Örneğin; "Allah'a dua edilmesi gerektiği söyleniyor, ama kiliseye gidilmeli deniyor. Heidi İsviçre'de ve ne yazık ki orada böyle bir kavram söz konusu değildir." Elbette orada da Müslüman vardır, ama İncil okuyup kiliseye gittiklerini düşünmüyorum... Kitapla ilgili temel sıkıntım gerçekten buydu, çeviri olsun Türkçe dilimizde anlaşılsın istiyorsak doğru yapmalıyız bence. En azından nasıl başlandıysa öyle devam edilmeli, bizim kültürümüze tam uyarlanıyorsa öyle uyarlanmayıp oradan anlatılıyorsa öyle kalmalı. 

Ben bu durumu sevdiğim beyciğim ve canım kızçem Melissa anlattığında gülmüştüm. İkisi de Tolstoy'un başka kitaplarında bu dini yanlış çevirileri söylemişlerdi. Ama birebir Heidi'de mümkün olacağını da hiç düşünmemiştim. 

Tabii bu yorum karşılığında Heidi'yi sevmekten vazgeçmedim, hatta konusu izlediğimden okuduğuma kadar bozulmadığı için şanslıyım. Fakat kesinlikle ilerleyen zamanlarda daha farklı baskısını alacağım.

⏵ Bülbülü Öldürmek-Harper Lee


Büyük beklentiyle başlayıp, yarıda bıraktığım 2.kitap olarak tarihe geçen Bülbülü Öldürmek'e gelelim. Yine herkesin övgüyle bahsettiği, çok satan raflarından uzun süredir düşmeyen bir kitap. Kitapla alakalı yorumumdan bahsetmeden önce; kitabın konusundan bahsetmek isterim. 

Bülbülü Öldürmek Konusu: Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılık, ayrımcılık gibi olayları direkt olarak olmasa da dolaylı yoldan yaşayan Finch ailesinin anlarını anlatan Bülbülü Öldürmek, hikayenin çocuk kahramanı Scout Finch tarafından şekilleniyor. Onun gözlemiyle bir günün nasıl geçtiğinden, onun çocuk gözüyle bazı durumları nasıl gördüğünden, kardeşi Jem, arkadaşı Dill ve babası Atticus ile yaşadıklarından bir bakış açısı yakalıyoruz. Atticus bir avukattır ve asılsız bir iddiayla yargılanmakta olan siyahinin savunmasını yapmaktadır. Fakat bulunduğu mahalle ve insanların siyahilere bakışı onları dışlamaktadır. 

Açıkçası beni merak ettiren konusuydu, yazarı Harper Lee 89 yaşında yayınlamış ve Dill karakteri yazarın kendi çocukluk arkadaşından esinlenerek yaratılınca biraz daha ilgi çekiciydi. Fakat umduğum gibi gitmedi... 

Bülbülü Öldürmek, bir baş yapıt sayılıyor olsa da 1.bölüm vasat denecek kadar durgun ve yavaşken, 2.bölümde de o yavaşlık devam ediyordu sanırım benim bıraktığım 250 küsur civarındaki sayfadan sonra kitap güzelleşti ve herkes beğendi. Ne yazık ki; günlük anları okumak bir yere kadar iyiydi ve konu artık kendine bağlamayıp, "sadede mi gelse?" diye düşünmeye başladığında ben kitaptan koptum yavaş yavaş... Hatta çevremde okuyanlara da sordum ve çok da farklı düşünceler bulamadım. Çünkü insan bunca övgüye sahip bir kitap devam etmiyorsa kendinde mi sorun diye şüpheleniyor... :( 

Fakat şunu da söylemeden geçemem, belki de kitabın tek harika dediğim noktası şu; Atticus karakteri harika bir baba. Çocuklarını yetiştirme tarzından, onlara olan bakış açısı, davranışları, yanlışlarda alıp karşısına konuşması her şeyiyle müthişti. Gerçekten örnek teşkil ettiğini düşünmekteyim.

Bitirirken, beni en başından beri etkileyen tek alıntıyı da paylaşabilirim.

Bülbüller yalnızca müzik üretirler,bizi eğlendirmek için. Bahçeleri yağmalamazlar, tarlalarda yuva yapmazlar. Yalnızca şarkı söylerler. Hem de yürekleri paralanana dek. İşte o nedenle günahtır bülbülü öldürmek...

Özetlemem gerekirse; Heidi ve Bülbülü Öldürmek dışında, sevgiliden gelen kitaplar olarak çok mutlu bir okuma süreci bitirdim. Özellikle de bir baş ucu kitabına sahip olmak benim için eşsiz bir durum olarak kalacak. Beni bu güzelliklerle tanıştıran biricik eşime ise dolu dolu teşekkürleri borç bilirim. İyi ki... 

Evet, kitap yazımızın da sonuna geldiğimize göre sonraki kitaplarımızda görüşmek üzere efenim! Kendini çok çok iyi bakın, kitapla kalın hoş kalın.❤️


Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum


Bakım önerilerine hoş geldiniiiz! Evet görüldüğü üzere yeni bakım yazısı için Haziran'ın başında da tekrar sizinleyim. Geçen ay yayınladığım bir Sephora Hediye Seti yazısı vardı belki hatırlarsınız. Bu yazı içerisinde en beğendiğim ürünleri söylemiştim fakat ayrı bir yazı olarak favorim olan ürünü uzun uzun anlatmak istedim. Hazırda bazı kısıtlamalarımız hafifleyip, mağazalar açılmış da olsa, htiyaçlarımızı çoğunlukla online olarak karşılıyoruz. Belki bakım için ufak bir öneri olabilir diye düşündüm.

Cildime olabildiğince az ürün uygulaması yaptığımı ve sürekli ürün değiştirmektense daha kalıcı ürünleri tercih ettiğimi artık biliyorsunuzdur. Fakat bu ürünle ilk tanışmamdan, uzun vadedeki sonuçlarına kadar rutinime bir yenisini eklemekten son derece memnunum. Verilen parayı da sonuna kadar hak eden ürünlerden... Aynı zamanda ilk kez serum denedim ve yorumladım. Normalde bakım kremleri ya da bitkisel yağlar yeterli gelirken, hazırda bir ürünüm var neden şans vermeyeyim demiştim. İyi ki de o şansı vermişim.

Aslına bakarsanız, Sephora ürünleri ile ilk hediye setinde tanışmıştım ama içeriklerinin doğallığı ve vegan oluşu, katkı maddesi gibi etkenleri içermeyişi bende yer edinmeyi sağladı. Ki böyle şeylere fazla önem veriyorum ve her türlü bakım, temizlik ürünümde bunları ön planda tutuyorum. Bu sebepten size anlatacağım C+E Vitamines Super Ultra Glow Serum için özel bir detaylandırma şarttı. Gelelim seruma, içeriğine ve avantajlarına...




Sephora C+E Vitamin Ultra Glow Serum Nedir?


İçerisinde bulunan doğal peptidlerle birlikte cildi sıkılaştırmayı, C vitamini ile cildi gençleştirirken, E vitaminiyle ışıltılı ve parlak bir hale getirmeyi hedefler. İçerikleri; cilt aydınlığını arttıran, besleyen, yenileyen ve cilt tonunu eşitleyen etkenlerden oluşmakta olan bu serum, tüm cilt tipleri ile uyumlu. Aynı zamanda kuruluk, koyu leke, ince ve derin çizgilerle de savaşmayı vaat ediyor. 

Tamamen doğal içerikli ve başta bahsettiğim deniz yosunundan oluşan peptidleri tam bir cilt dostu aslına bakarsanız. %97 doğal içerikten oluşuyor, daha ne olsun! Dış ambalajı bile sürdürülebilir ormanlardan gelen Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum için söylenebilecek çok şey var. Hatta direkt Sephora ürünleri için bile çok şey söyleyebilirim. İçten dışa her şeyde, her üründe mutlaka bitkisel ve katkısız olmaya özen gösteriyorlar. Bakın bu benim kalbimi çalar. :)

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum Faydaları:


Madde madde bu serumu kullandığımdan beri cildimdeki değişimleri size aktarmak istiyorum. 

- Serumu her sabah önce cildimi temizleyicimle yıkadıktan sonra, damlalığı yardımıyla alarak ve yüzüme boynuma damlatarak uyguladım. Cilde verdiği nemlilik hissini çok beğendim.

- Uyguladıktan hemen sonra cildimde yapış yapış bir his bırakmadı. Sabah sürdüğüm yağ akşama kadar, yaklaşık 6-8 saat kadar nemlilik hissettirdi. Oldukça başarılı bir nemlendirici.

- 3 aydır uyguluyorum ve kullandığım sürece, herhangi bir alerjik tepki göstermedi. Doğallığını sürerken bile hissettiriyor. Üstelik cildim hassas ve sivilceye yatkın olmasına rağmen, kesinlikle böyle bir sorun yaşamadım.

- Kullandığımdan beri, sanki cildim ışıldıyor gibi hissediyorum. Bu konuda da oldukça samimiyim, çünkü resmen aydınlatıcı sürmüş gibi bölgesel ışıltıları mevcut. 

- Evde olduğumuz süredir de cildim normalden fazla kurudu, seruma da 1 hafta kadar ara vermiştim. Tekrar seruma geçişimle cildimdeki kuruluk sorunu da çözülmüş oldu. 

- Ciltteki ton eşitleme etkileşimini doğrularım, vaatleri karşılıyor. Cilt tonum biraz farklılık gösteriyor, özellikle yaz ayları güneş lekesi alırsam vay halime. Ama bu serumla içim çok rahat etti. Düzenli kullanımımda gerçekten de cildim eşitlendi.

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum Hakkında Yorumum ve Kullanılışı:


Genel olarak serumu yorumlayacak olursam, fiyatına orantılı yüksek performans gösteren ve tekrar tekrar almak isteyebileceğim ürünler arasına girdi. Cildimdeki etkileri cidden muazzam, çok daha canlı bir görünüm sunuyor. Herkese de önereceğim nadir ürünlerimin başında geliyor artık. Bunu instagram üzerinden soran zaten olmuştu ama burada hem detaylı hem de etkilerini sayarak anlatmak istedim. İndirimde 70 TL'ye kadar düşebiliyor, o yüzden eğer yakalarsanız kaçırmayın derim. Gerçekten de tüm cilt tiplerine uygun ve içinde paraben vs katkılı maddelerin bulunmayışı ayrıca takdirimi kazandı. 

Hele ki şu sıra daha çok bakıma ihtiyacımız olduğunu da düşünüyorum açıkçası. Dışarıdayken bir şekilde makyaj çıkart et derken özen gösteriyorduk, fakat evdeyiz nasılsa diye de rahatlamış davranabiliriz. Ama cildimiz her gün özen gösterilmeyi hak edecek kadar narin, lütfen unutmayalım. :) 

Kullanımı da; önce sabah cildinizi bir güzel temizliyor ve yıkıyorsunuz. Ardından yağı birkaç damla damlatarak yüz ve boyun bölgenize yayıyorsunuz. Olabildiğince yukarı hareketlerle bu işlemi yapmak masaj ve sıkılaşma açısından da önemli. 

Şimdiden alıp kullanacaklara memnun kalma dileklerimi ileterek, bir bakımsal mevzumuzun da sonuna geliyor. Sağlıkla ve güzellikle kalınız! :)

Unorthodox Dizi Yorumu


Herkese yeniden merhaba renklilerim! Bu kez çok ama çok etkilendiğim, hatta hâlâ etkisini üzerimden atamadığım müthiş bir dizi önerisiyle geldim. Gün geçmiyor ki, ne dizilere ne filmlere ne kitaplara yetişebiliyorum. Oysa son dönemlerde izlediğim çoğu diziden filmden burada da bahsetmeyi çok isterdim. Fakat, sonra içlerinden en sevdiğimi seçtim ve işte buradayım. 

Aslında Unorthodox için en sevdiğim demek de yanlış, inanılmaz bir his bırakan nadir dizilerden oldu. Selfmade sonrası bir kadının gücü adına resmen ışık gibi doğdu üzerimize. İzleyenler varsa eminim çoğunluk aynı hisse sahiptir, o yüzden yerinin başka olduğunu belirttiğimde anlayacaksınız. 

Dizi; mini dizi olarak yayınlandı ve her biri yaklaşık 1 saat olan 4 bölümden oluşuyor. Aynı zamanda Unorthodox; Deborah Feldman'ın gerçek anılarından uyarlanıp esinlenilerek oluşturulmuş. Bu sebepten de; tıpkı When They See Us, Selfmade gibi gerçek hayat dizilerine benzer bir etkiye sahip. 

İsterseniz daha fazla bekletmeden Unorthodox'tan ve Unorthodox karakterlerinden tutun da, yorumuma kadar her şeyinden bahsedelim.


Unorthodox Konusu:


Unorthodox; yani ortodoks olmayan anlamına geliyor. Hasidik cemaatine mensup Yahudi Esty'nin kocasından kaçarak Almanya Berlin'e gidişini ve orada yaşadıklarını aktarıyor. Esty nam-ı diğer Esther Shapiro, Brooklyn'li bir kızımızdır. Annesi tarafından terk edilmiştir (buraya karakterler kısmında detay vereceğim), babası ise alkoliktir. Kendisi babaannesi ile yaşamaya devam etmektedir. Esty yine kendi cemaatinden olan Yanky ile evlenir. Ardından çiftin uzun süre çocuğu olmaz ve Esty'nin rahatsızlığı ile birleşen çocuk baskıları evliliği içinden çıkılmaz bir hâle sokar. En sonunda Esty evden kaçar ve Berlin'e gider. Her şeyin başlangıcı olan bu sondur. 

Berlin'e giden Esty; bir grup müzisyen ile tanışır ve hayatı hiç olmadığı kadar hayallerine yakın bir hâl almaya başlar. 

Unorthodox Dizi Karakterleri:


Esty: Biricik Esty... Aslına bakıldığında evliliğin ilk başlarında çok istekli, çocuk sahibi olup yuva kurmayı isteyen bir kız olsa da dizinin ilk anlarından itibaren Esty'nin bambaşka idealleri olduğunu hissedebiliyorsunuz. Evlilik sürecindeki yaşadıkları onu güçlü bir karakter haline getiriyor. Shira Naas'ın canlandırdığı karakter öyle bir şey ki; hem saf ve masum hem de bir o kadar güçlü ve cesur bir kadın. Onu izlediğiniz her dakika o muhteşem oyunculuğunun büyüsüne kapılıyorsunuz. Üstelik o kadar minik ki bağrınıza basmak da istiyorsunuz. Hele ki son bölümde bir sürü kalpcikler kalpcikler. Güzel kızım benim! 

Yanky: Esty'nin eşi. Son bölümde herkes Yanky için üzüldü, fakat ben onunda bir çocuk olduğunu, saf ve yönlendirilebilir olduğunu bilmeme rağmen üzüntü duyamadım. Yanky cemaatin ve yaşadığı yerin sınırları dışına çıkmamış, yaşamla ilgili çoğu şeyi bilmeyen ve çoğunlukla annesinin yönlendirmesiyle yaşayıp onun dediklerini uygulayan biri. Bunlar ne yazık ki kendi gözümde onu haklı çıkartmıyor. Hür olmayabilirdi, ama yetişkin olarak bir şeyleri düşünebilirdi.

Moishe: Dizideki baskın karakterlerden biri. Cemaatin içinden Yanky'nin kuzeni, fakat buradaki Moishe karakteri aslında insanın gaddar yanını gösteren bir imgelem. Kendisi de cemaatten bir dönem uzaklaşıp dünya zevklerine gitmiş, sonrasında cemaate ailesinin yanına dönse de Yanky ile beraber çıktıkları yolculukta hâlâ önceki dünyasından kopamamış birisi olarak gözüküyor. Ama dediğim gibi Moishe tamamen o kötü yanları göstermek için var ve Moishe aslında her zaman çevremizde olabilecek sapkın bir karakter. Ama oyunculuğunu sevdim ve ciddi anlamda da karakter olarak beni sinirlendirenlerden oldu.

Esty'nin Annesi Leah: Babası için anlatılabilecek tek şey alkolik olması ama annesi kesinlikle öyle değil. İlk başta annesi Esty'i terk eden biri olarak lanse edilmiş. Oysa Esty annesiyle yüzleşirken gerçekleri ve hikayenin aslını öğreniyor. Yani burada da Moishe yine devreye giriyor.Terk edilmediğini, aslında zorla koparıldığını bilmek içime bir kıymık batırdı...

Robert ve Diğer Müzisyenler: İlk karşılaşmadan beridir kesinlikle ortaya bir kalp bıraktığım doğrudur. Robert ve Esty'nin birbirlerine kol kanat germelerine doyamayacaksınız. Esty Berlin'e gittiğinde bu müzisyenlerle karşılaşmasa, o konservatuara yardım amaçlı giriş yapmasa, onlarla devam etmese ne olurdu acaba diye düşünmeden duramıyorum. Açıkçası onun için en mutlu olduğum sahneler hep okula ait. 

Bunlar dışında, okuldaki hocalar, kendisine piyano öğreten hocası, babaannesi (ki bir yanım ona kızarken bir yanım üzüldü) gibi birçok yan karakter çok başarılıydı. Sanki rol değilde gerçek bir kesit gibi hissettirdiler. 

Peki ya bunca karakter ve konuyu anlattım, sizce benim gözümde nokta atışı yapan, kalbimden vuran sahneler ne olabilir? Gelin biraz da yorumumdan bahsedeyim.

Unorthodox Dizi Yorumu:


İlk 5 dizimi sorsanız, işte birisi burada diyeceğim. Neresinden başlamalıyım bilemiyorum, ama dizinin içini anlamak önemli olduğu gibi anlatmak daha fazlası... O yüzden özenli davranmaya çalışacağım. Ama sona doğru madde madde vurgulamam gereken sahneleri söyleyeceğim.

Öncelikle bizim böyle güçlü kadınlara ihtiyacımız var! Ne istediğini bilen, zor gününde dibe inmek yerine yukarı çıkabileceği yolu bulan veya en azından o yolu arayan, ne yaşarsa yaşasın dimdik duran kadınlara... Esty'i izlerken içimde büyük bir heves doğdu. Hayallerimizi unuttuğumuz, ertelediğimiz, çabalamaya üşendiğimiz zamanlar oluyor. Ama Esty belli bir yere kadar bunun devam edeceğini, bir yerden sonra ise ipleri elimize almanın vakti olduğunu anlatıyor, kendi diliyle. İzlerken "Ah Esty..." demeden duramadım.

Sen bir kadınsın "yapamazsın" denir, gücü yetmez gibi görünür ya. Unorthodox' da Esty'nin yaşadığı çaresiz durumdan çıkışını gördüm. Ve umut ışığı oldu... Dinin kullanılarak, baskıyla dayatmayla ya da doğru bilinen yanlışlarıyla neler yaptıracağını, neler yaşatacağını gösterdi bizlere. Moishe'nin hep insanı ya yoldan çıkarmaya ya da zorla düşünce kısıtlamaya sevk ettiğini de... Bir erkeğin eşine olan sevgisinin çocukla ölçülemeyeceğini de... Bir kadının mutlu olması için ona destek olunması gerektiğine de... İnsanların istediğini yapmadığınızda size nasıl kapıları kapatacaklarına da... Kimse için değil, kendin için yaşaman gerektiğine de... Her ne olursa olsun inanılan yoldan vazgeçmemeye de... En sonunda herkes için bir çıkış kapısı olduğuna da...

Benim baş tacım olarak kalacak Unorthodox, bir hikaye ya da klasik dizi gibi izlenmemeli. Tam tersine, her anını özümseyerek, her bir repliğin her bir sahnenin akla kazınmasını sağlayarak izlenmeli. Boş vakitte değil de, dolu dolu izlenecek bir dizi. 

Farkındasınızdır çok başka anlatıyorum bu kez bir diziyi. Ama emin olun hepsine değer. Belki de Netflix'in bugüne kadar yaptığı en iyi dizi yapımlarından biri demek doğrudur. 

Benim için Unorthodox'un Aklımda Yer Eden 5 Sahnesi:


1. Denize girdiği sahne. Kesinlikle o sahne benim için tam bir başyapıt. Hissettirdiğini kelimelerle anlatmam mümkün değil. İlk özgürleştiği, ilk ben buyum dediği an. Artık korkmayacağının, perukların ardına sığınmayacağının temsili. 

2. Saçlarını tıraş ettikleri sahne. O an akıttığı gözyaşları, acı sanki yanı başımdaymış gibi içim yaktı geçti. Bir an izlerken "yapmayın, ağlatmayın" diyesiniz geliyor. Her haliyle çok güzel evet, ama evlilik adına kendini koyuyor bir kenara, saçlarıyla birlikte...

3. Yanky ile evlilikten önce ilk konuştuğu sahne. O kadar görücü usulüne yakın bir evlilik sürecine giriyor ki, en sonunda aile kızı beğeniyor Yanky ile karşılıklı bir masaya oturtuyor. Yanky erkek, o yine bir şeyler yapabilir, ama Esty kız, o şarkı söyleyemez kahkahalarla gülemez. Birbirlerinden utandıkları kadar, aralarındaki keskin çizginin de belirlendiği o sahne.

4. Esty'nin sahneye çıktığı o an. Yanky'nin, annesinin, Robert ve arkadaşlarının onu izleyişindeki heyecan, gurur... Hem "vaov" diyor, hem de tüyleriniz diken diken olarak o sahneye bırakıyorsunuz kendinizi. Ve sanırım dizinin en beklenmedik noktasıda buydu benim için. Hiç ummadığım yerden, hiç ummadığım bir şekilde gösterdi kendisini ve müthiş hissettim. 

5. Son olarak Yanky ve Esty yüzleşmesiydi. Yanky o süreçte Esty'nin ne istediğini anladı ama (bana göre iş işten geçmişti) Esty yeni hayatıyla yeni başlangıcıylaydı. Ama Yanky Esty evden kaçmadan önce ne kadar kızdırdıysa da söyledikleriyle, son kısımda da bir o kadar Esty için yapabileceklerini gösterip üzdü. 

Gerçek hayatını herkes gibi eminim sizde merak etmişsinizdir. Evet Esty'nin yaşadığı zorluklar gerçekti, evet bazı kısımlar belki yumuşatılmıştı ama her karakter kendi doğru bildiği yoldan gitti. 

Keşke 2.sezonu da olsaydı dediğim güzelim dizinin de yorumunun sonuna geliyorum. Listenizdeyse mutlaka yakın tarihe alıp başlayın, eğer henüz ilk kez öğreniyorsanız da listenize ekleyin. Çok çok öncelikli tavsiyemdir. Açıkçası Selfmade'den daha büyük zevkle izledim. Hep çok güzelsin Etsy.

🌼


Hepinize şimdiden iyi seyirler dilerim. Hoş kalın!