Bakımlı

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum

Haziran 02, 2020 Ruhuna Renk Kat 1 Yorumlar


Bakım önerilerine hoş geldiniiiz! Evet görüldüğü üzere yeni bakım yazısı için Haziran'ın başında da tekrar sizinleyim. Geçen ay yayınladığım bir Sephora Hediye Seti yazısı vardı belki hatırlarsınız. Bu yazı içerisinde en beğendiğim ürünleri söylemiştim fakat ayrı bir yazı olarak favorim olan ürünü uzun uzun anlatmak istedim. Hazırda bazı kısıtlamalarımız hafifleyip, mağazalar açılmış da olsa, htiyaçlarımızı çoğunlukla online olarak karşılıyoruz. Belki bakım için ufak bir öneri olabilir diye düşündüm.

Cildime olabildiğince az ürün uygulaması yaptığımı ve sürekli ürün değiştirmektense daha kalıcı ürünleri tercih ettiğimi artık biliyorsunuzdur. Fakat bu ürünle ilk tanışmamdan, uzun vadedeki sonuçlarına kadar rutinime bir yenisini eklemekten son derece memnunum. Verilen parayı da sonuna kadar hak eden ürünlerden... Aynı zamanda ilk kez serum denedim ve yorumladım. Normalde bakım kremleri ya da bitkisel yağlar yeterli gelirken, hazırda bir ürünüm var neden şans vermeyeyim demiştim. İyi ki de o şansı vermişim.

Aslına bakarsanız, Sephora ürünleri ile ilk hediye setinde tanışmıştım ama içeriklerinin doğallığı ve vegan oluşu, katkı maddesi gibi etkenleri içermeyişi bende yer edinmeyi sağladı. Ki böyle şeylere fazla önem veriyorum ve her türlü bakım, temizlik ürünümde bunları ön planda tutuyorum. Bu sebepten size anlatacağım C+E Vitamines Super Ultra Glow Serum için özel bir detaylandırma şarttı. Gelelim seruma, içeriğine ve avantajlarına...




Sephora C+E Vitamin Ultra Glow Serum Nedir?


İçerisinde bulunan doğal peptidlerle birlikte cildi sıkılaştırmayı, C vitamini ile cildi gençleştirirken, E vitaminiyle ışıltılı ve parlak bir hale getirmeyi hedefler. İçerikleri; cilt aydınlığını arttıran, besleyen, yenileyen ve cilt tonunu eşitleyen etkenlerden oluşmakta olan bu serum, tüm cilt tipleri ile uyumlu. Aynı zamanda kuruluk, koyu leke, ince ve derin çizgilerle de savaşmayı vaat ediyor. 

Tamamen doğal içerikli ve başta bahsettiğim deniz yosunundan oluşan peptidleri tam bir cilt dostu aslına bakarsanız. %97 doğal içerikten oluşuyor, daha ne olsun! Dış ambalajı bile sürdürülebilir ormanlardan gelen Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum için söylenebilecek çok şey var. Hatta direkt Sephora ürünleri için bile çok şey söyleyebilirim. İçten dışa her şeyde, her üründe mutlaka bitkisel ve katkısız olmaya özen gösteriyorlar. Bakın bu benim kalbimi çalar. :)

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum Faydaları:


Madde madde bu serumu kullandığımdan beri cildimdeki değişimleri size aktarmak istiyorum. 

- Serumu her sabah önce cildimi temizleyicimle yıkadıktan sonra, damlalığı yardımıyla alarak ve yüzüme boynuma damlatarak uyguladım. Cilde verdiği nemlilik hissini çok beğendim.

- Uyguladıktan hemen sonra cildimde yapış yapış bir his bırakmadı. Sabah sürdüğüm yağ akşama kadar, yaklaşık 6-8 saat kadar nemlilik hissettirdi. Oldukça başarılı bir nemlendirici.

- 3 aydır uyguluyorum ve kullandığım sürece, herhangi bir alerjik tepki göstermedi. Doğallığını sürerken bile hissettiriyor. Üstelik cildim hassas ve sivilceye yatkın olmasına rağmen, kesinlikle böyle bir sorun yaşamadım.

- Kullandığımdan beri, sanki cildim ışıldıyor gibi hissediyorum. Bu konuda da oldukça samimiyim, çünkü resmen aydınlatıcı sürmüş gibi bölgesel ışıltıları mevcut. 

- Evde olduğumuz süredir de cildim normalden fazla kurudu, seruma da 1 hafta kadar ara vermiştim. Tekrar seruma geçişimle cildimdeki kuruluk sorunu da çözülmüş oldu. 

- Ciltteki ton eşitleme etkileşimini doğrularım, vaatleri karşılıyor. Cilt tonum biraz farklılık gösteriyor, özellikle yaz ayları güneş lekesi alırsam vay halime. Ama bu serumla içim çok rahat etti. Düzenli kullanımımda gerçekten de cildim eşitlendi.

Sephora Ultra Aydınlatıcı Serum Hakkında Yorumum ve Kullanılışı:


Genel olarak serumu yorumlayacak olursam, fiyatına orantılı yüksek performans gösteren ve tekrar tekrar almak isteyebileceğim ürünler arasına girdi. Cildimdeki etkileri cidden muazzam, çok daha canlı bir görünüm sunuyor. Herkese de önereceğim nadir ürünlerimin başında geliyor artık. Bunu instagram üzerinden soran zaten olmuştu ama burada hem detaylı hem de etkilerini sayarak anlatmak istedim. İndirimde 70 TL'ye kadar düşebiliyor, o yüzden eğer yakalarsanız kaçırmayın derim. Gerçekten de tüm cilt tiplerine uygun ve içinde paraben vs katkılı maddelerin bulunmayışı ayrıca takdirimi kazandı. 

Hele ki şu sıra daha çok bakıma ihtiyacımız olduğunu da düşünüyorum açıkçası. Dışarıdayken bir şekilde makyaj çıkart et derken özen gösteriyorduk, fakat evdeyiz nasılsa diye de rahatlamış davranabiliriz. Ama cildimiz her gün özen gösterilmeyi hak edecek kadar narin, lütfen unutmayalım. :) 

Kullanımı da; önce sabah cildinizi bir güzel temizliyor ve yıkıyorsunuz. Ardından yağı birkaç damla damlatarak yüz ve boyun bölgenize yayıyorsunuz. Olabildiğince yukarı hareketlerle bu işlemi yapmak masaj ve sıkılaşma açısından da önemli. 

Şimdiden alıp kullanacaklara memnun kalma dileklerimi ileterek, bir bakımsal mevzumuzun da sonuna geliyor. Sağlıkla ve güzellikle kalınız! :)

1 yorum:

Haydi yoruma :)

Dizili Filmli,

Unorthodox Dizi Yorumu

Mayıs 17, 2020 Ruhuna Renk Kat 2 Yorumlar


Herkese yeniden merhaba renklilerim! Bu kez çok ama çok etkilendiğim, hatta hâlâ etkisini üzerimden atamadığım müthiş bir dizi önerisiyle geldim. Gün geçmiyor ki, ne dizilere ne filmlere ne kitaplara yetişebiliyorum. Oysa son dönemlerde izlediğim çoğu diziden filmden burada da bahsetmeyi çok isterdim. Fakat, sonra içlerinden en sevdiğimi seçtim ve işte buradayım. 

Aslında Unorthodox için en sevdiğim demek de yanlış, inanılmaz bir his bırakan nadir dizilerden oldu. Selfmade sonrası bir kadının gücü adına resmen ışık gibi doğdu üzerimize. İzleyenler varsa eminim çoğunluk aynı hisse sahiptir, o yüzden yerinin başka olduğunu belirttiğimde anlayacaksınız. 

Dizi; mini dizi olarak yayınlandı ve her biri yaklaşık 1 saat olan 4 bölümden oluşuyor. Aynı zamanda Unorthodox; Deborah Feldman'ın gerçek anılarından uyarlanıp esinlenilerek oluşturulmuş. Bu sebepten de; tıpkı When They See Us, Selfmade gibi gerçek hayat dizilerine benzer bir etkiye sahip. 

İsterseniz daha fazla bekletmeden Unorthodox'tan ve Unorthodox karakterlerinden tutun da, yorumuma kadar her şeyinden bahsedelim.


Unorthodox Konusu:


Unorthodox; yani ortodoks olmayan anlamına geliyor. Hasidik cemaatine mensup Yahudi Esty'nin kocasından kaçarak Almanya Berlin'e gidişini ve orada yaşadıklarını aktarıyor. Esty nam-ı diğer Esther Shapiro, Brooklyn'li bir kızımızdır. Annesi tarafından terk edilmiştir (buraya karakterler kısmında detay vereceğim), babası ise alkoliktir. Kendisi babaannesi ile yaşamaya devam etmektedir. Esty yine kendi cemaatinden olan Yanky ile evlenir. Ardından çiftin uzun süre çocuğu olmaz ve Esty'nin rahatsızlığı ile birleşen çocuk baskıları evliliği içinden çıkılmaz bir hâle sokar. En sonunda Esty evden kaçar ve Berlin'e gider. Her şeyin başlangıcı olan bu sondur. 

Berlin'e giden Esty; bir grup müzisyen ile tanışır ve hayatı hiç olmadığı kadar hayallerine yakın bir hâl almaya başlar. 

Unorthodox Dizi Karakterleri:


Esty: Biricik Esty... Aslına bakıldığında evliliğin ilk başlarında çok istekli, çocuk sahibi olup yuva kurmayı isteyen bir kız olsa da dizinin ilk anlarından itibaren Esty'nin bambaşka idealleri olduğunu hissedebiliyorsunuz. Evlilik sürecindeki yaşadıkları onu güçlü bir karakter haline getiriyor. Shira Naas'ın canlandırdığı karakter öyle bir şey ki; hem saf ve masum hem de bir o kadar güçlü ve cesur bir kadın. Onu izlediğiniz her dakika o muhteşem oyunculuğunun büyüsüne kapılıyorsunuz. Üstelik o kadar minik ki bağrınıza basmak da istiyorsunuz. Hele ki son bölümde bir sürü kalpcikler kalpcikler. Güzel kızım benim! 

Yanky: Esty'nin eşi. Son bölümde herkes Yanky için üzüldü, fakat ben onunda bir çocuk olduğunu, saf ve yönlendirilebilir olduğunu bilmeme rağmen üzüntü duyamadım. Yanky cemaatin ve yaşadığı yerin sınırları dışına çıkmamış, yaşamla ilgili çoğu şeyi bilmeyen ve çoğunlukla annesinin yönlendirmesiyle yaşayıp onun dediklerini uygulayan biri. Bunlar ne yazık ki kendi gözümde onu haklı çıkartmıyor. Hür olmayabilirdi, ama yetişkin olarak bir şeyleri düşünebilirdi.

Moishe: Dizideki baskın karakterlerden biri. Cemaatin içinden Yanky'nin kuzeni, fakat buradaki Moishe karakteri aslında insanın gaddar yanını gösteren bir imgelem. Kendisi de cemaatten bir dönem uzaklaşıp dünya zevklerine gitmiş, sonrasında cemaate ailesinin yanına dönse de Yanky ile beraber çıktıkları yolculukta hâlâ önceki dünyasından kopamamış birisi olarak gözüküyor. Ama dediğim gibi Moishe tamamen o kötü yanları göstermek için var ve Moishe aslında her zaman çevremizde olabilecek sapkın bir karakter. Ama oyunculuğunu sevdim ve ciddi anlamda da karakter olarak beni sinirlendirenlerden oldu.

Esty'nin Annesi Leah: Babası için anlatılabilecek tek şey alkolik olması ama annesi kesinlikle öyle değil. İlk başta annesi Esty'i terk eden biri olarak lanse edilmiş. Oysa Esty annesiyle yüzleşirken gerçekleri ve hikayenin aslını öğreniyor. Yani burada da Moishe yine devreye giriyor.Terk edilmediğini, aslında zorla koparıldığını bilmek içime bir kıymık batırdı...

Robert ve Diğer Müzisyenler: İlk karşılaşmadan beridir kesinlikle ortaya bir kalp bıraktığım doğrudur. Robert ve Esty'nin birbirlerine kol kanat germelerine doyamayacaksınız. Esty Berlin'e gittiğinde bu müzisyenlerle karşılaşmasa, o konservatuara yardım amaçlı giriş yapmasa, onlarla devam etmese ne olurdu acaba diye düşünmeden duramıyorum. Açıkçası onun için en mutlu olduğum sahneler hep okula ait. 

Bunlar dışında, okuldaki hocalar, kendisine piyano öğreten hocası, babaannesi (ki bir yanım ona kızarken bir yanım üzüldü) gibi birçok yan karakter çok başarılıydı. Sanki rol değilde gerçek bir kesit gibi hissettirdiler. 

Peki ya bunca karakter ve konuyu anlattım, sizce benim gözümde nokta atışı yapan, kalbimden vuran sahneler ne olabilir? Gelin biraz da yorumumdan bahsedeyim.

Unorthodox Dizi Yorumu:


İlk 5 dizimi sorsanız, işte birisi burada diyeceğim. Neresinden başlamalıyım bilemiyorum, ama dizinin içini anlamak önemli olduğu gibi anlatmak daha fazlası... O yüzden özenli davranmaya çalışacağım. Ama sona doğru madde madde vurgulamam gereken sahneleri söyleyeceğim.

Öncelikle bizim böyle güçlü kadınlara ihtiyacımız var! Ne istediğini bilen, zor gününde dibe inmek yerine yukarı çıkabileceği yolu bulan veya en azından o yolu arayan, ne yaşarsa yaşasın dimdik duran kadınlara... Esty'i izlerken içimde büyük bir heves doğdu. Hayallerimizi unuttuğumuz, ertelediğimiz, çabalamaya üşendiğimiz zamanlar oluyor. Ama Esty belli bir yere kadar bunun devam edeceğini, bir yerden sonra ise ipleri elimize almanın vakti olduğunu anlatıyor, kendi diliyle. İzlerken "Ah Esty..." demeden duramadım.

Sen bir kadınsın "yapamazsın" denir, gücü yetmez gibi görünür ya. Unorthodox' da Esty'nin yaşadığı çaresiz durumdan çıkışını gördüm. Ve umut ışığı oldu... Dinin kullanılarak, baskıyla dayatmayla ya da doğru bilinen yanlışlarıyla neler yaptıracağını, neler yaşatacağını gösterdi bizlere. Moishe'nin hep insanı ya yoldan çıkarmaya ya da zorla düşünce kısıtlamaya sevk ettiğini de... Bir erkeğin eşine olan sevgisinin çocukla ölçülemeyeceğini de... Bir kadının mutlu olması için ona destek olunması gerektiğine de... İnsanların istediğini yapmadığınızda size nasıl kapıları kapatacaklarına da... Kimse için değil, kendin için yaşaman gerektiğine de... Her ne olursa olsun inanılan yoldan vazgeçmemeye de... En sonunda herkes için bir çıkış kapısı olduğuna da...

Benim baş tacım olarak kalacak Unorthodox, bir hikaye ya da klasik dizi gibi izlenmemeli. Tam tersine, her anını özümseyerek, her bir repliğin her bir sahnenin akla kazınmasını sağlayarak izlenmeli. Boş vakitte değil de, dolu dolu izlenecek bir dizi. 

Farkındasınızdır çok başka anlatıyorum bu kez bir diziyi. Ama emin olun hepsine değer. Belki de Netflix'in bugüne kadar yaptığı en iyi dizi yapımlarından biri demek doğrudur. 

Benim için Unorthodox'un Aklımda Yer Eden 5 Sahnesi:


1. Denize girdiği sahne. Kesinlikle o sahne benim için tam bir başyapıt. Hissettirdiğini kelimelerle anlatmam mümkün değil. İlk özgürleştiği, ilk ben buyum dediği an. Artık korkmayacağının, perukların ardına sığınmayacağının temsili. 

2. Saçlarını tıraş ettikleri sahne. O an akıttığı gözyaşları, acı sanki yanı başımdaymış gibi içim yaktı geçti. Bir an izlerken "yapmayın, ağlatmayın" diyesiniz geliyor. Her haliyle çok güzel evet, ama evlilik adına kendini koyuyor bir kenara, saçlarıyla birlikte...

3. Yanky ile evlilikten önce ilk konuştuğu sahne. O kadar görücü usulüne yakın bir evlilik sürecine giriyor ki, en sonunda aile kızı beğeniyor Yanky ile karşılıklı bir masaya oturtuyor. Yanky erkek, o yine bir şeyler yapabilir, ama Esty kız, o şarkı söyleyemez kahkahalarla gülemez. Birbirlerinden utandıkları kadar, aralarındaki keskin çizginin de belirlendiği o sahne.

4. Esty'nin sahneye çıktığı o an. Yanky'nin, annesinin, Robert ve arkadaşlarının onu izleyişindeki heyecan, gurur... Hem "vaov" diyor, hem de tüyleriniz diken diken olarak o sahneye bırakıyorsunuz kendinizi. Ve sanırım dizinin en beklenmedik noktasıda buydu benim için. Hiç ummadığım yerden, hiç ummadığım bir şekilde gösterdi kendisini ve müthiş hissettim. 

5. Son olarak Yanky ve Esty yüzleşmesiydi. Yanky o süreçte Esty'nin ne istediğini anladı ama (bana göre iş işten geçmişti) Esty yeni hayatıyla yeni başlangıcıylaydı. Ama Yanky Esty evden kaçmadan önce ne kadar kızdırdıysa da söyledikleriyle, son kısımda da bir o kadar Esty için yapabileceklerini gösterip üzdü. 

Gerçek hayatını herkes gibi eminim sizde merak etmişsinizdir. Evet Esty'nin yaşadığı zorluklar gerçekti, evet bazı kısımlar belki yumuşatılmıştı ama her karakter kendi doğru bildiği yoldan gitti. 

Keşke 2.sezonu da olsaydı dediğim güzelim dizinin de yorumunun sonuna geliyorum. Listenizdeyse mutlaka yakın tarihe alıp başlayın, eğer henüz ilk kez öğreniyorsanız da listenize ekleyin. Çok çok öncelikli tavsiyemdir. Açıkçası Selfmade'den daha büyük zevkle izledim. Hep çok güzelsin Etsy.

🌼


Hepinize şimdiden iyi seyirler dilerim. Hoş kalın!

2 yorum:

Haydi yoruma :)

Bizden,

Ruhunarenkkat ile Birlikte Geçen 4 Yıl! 🌱

Mayıs 09, 2020 Ruhuna Renk Kat 9 Yorumlar


Bir tohum ekmiştim, tam 4 yıl önce bugün. Buna ihtiyacım olduğunu, bir şeyleri sözlerle paylaşmaya hasret çektiğimi bilen biri olarak tam şu sıralarda Blogger'a üye olup, Ruhunarenkkat adını alıyordum. Klişe cümlelerle başlangıç yapabilirdim belki şimdi, 4 yaşındayız yaşasın vs. gibi gibi işte... Ama Ruhunarenkkat'ın, Ruhunarenkkat'la nefes almanın ve ona sahip olmanın o klişelerden öte bir anlamı oldu hep benim için. Burada büyüdüm, burada içindeki çocuğu kaybetmeden bir yetişkin oldum. Hep derim ki, blogum benim çocuğum. En azından hep böyle hissediyorum, sevgim, şefkatim, yeşersin çiçeklensin diye gösterdiğim özen, başka hiçbir işte duymadığım ve burada ilk günkü gibi hissettiğim heyecan... Evet sanırım ben bir blog annesiyim.

Dört yıl öncesinde ektiğim tohumun gün gün yeşermesini izliyorum, hâlâ. Şimdiyse her bahar ayında çiçeklenip bir tomurcuk daha açıyor. Üstelik artık sevgim tek başına da değil, arkasında bir sürü ruhunarenkkatsever var. 



Neden Ruhunarenkkat? 


Adının hikayesini çoğunluk bilmiyordur muhakkak, biraz bundan bahsedeceğim biraz da renklerin bende olan anlamını anlatacağım. Oldukça zor olacak belli ki ama derin bir nefes alarak başlıyorum sözlerime... Bunun için biraz da eskiye döneceğim. 

Hayatımda, renklerin hep bi' anlamı vardı benim için; yeşil sakinleştirirken mavi ruhu dinlendirir, turuncu bir enerjidir pembeyse duygusal. Öyle veya böyle dünya üzerinde var olan tüm renkler yaşama bir şeyler katar. Ki bende olan durumda tam olarak bu işte... Her renkten biraz aldım, küçüklükten beri hep gökkuşağı renklerine hayranım, büyüdüm ne olursa olsun daha fazla renk dedim. Hikayenin asıl özeti bu sanırım. Renklerden çıktım yola, yıl 2013 instagramda ilk hesap açmışlığımda içinde renk geçen bir kullanıcı adı aldım. Sonra blogu kurdum ve hayatınızın Ruhunarenkkat'ı olarak devam ediyorum.

Burası oluşurken tek içimden geçen; yazdıklarımla içimdeki bir şeyleri dökebilmekti... Suskunluklarım, kelimeler içinde boğulduklarım, söyleyemediklerim, söylemek istemediklerim ne varsa hepsi bir yerde toplandı. Artık hiç susmayan ve susmasını istemediğiniz biri oldum. Minnettarım... 

İlk yazımı yazdığım günü hâlâ hatırlıyorum, okunmaktan çok bir şeyler paylaşabilmekti istediğim şey... Sonra kelimeler birilerine ulaştı, birileri "ben de buradayım diye elini salladı" ortak söylenecekler arttı derken bu günlere kadar geldik. Şunları yazarken kalbimde deli gibi bir gümbürtü var. Heyecanıma verin, bu yıl her yıldan daha iyi hissediyorum ve bunu bir şekilde fazla yansıtıyorum sanırım buraya... Bu renkli çocuğu büyüten ne varsa, benim dışımda sizin sevginizle aynı zamanda. Böylesine sahiplenmeseydiniz, bu denli yanında olmasaydınız bunları konuşmazdık belki de. 

Birinci yıl sonrası hiç unutmam Türkiye genelinde kaç ilde okunduğumu ilk gördüğüm an ağlayacaktım neredeyse... Daha ilk andan tüm şehirlere ulaşabilmek benim hep ilk ve büyük mutluluğum olarak kalacak. Geçtiğimiz yıl ne yıl dönümü kutlayabilmiş ne ilgimi buraya verebilmiştim. Bu geçen yılın bana öğrettiği en önemli ders; her ne olursa olsun asla buradan uzaklaşmamam gerektiğiydi. İşin aslı da şu ki; genelin aksine uzun aralık vermeme rağmen buraya karşı kendimi hiç soğuk ve uzak hissetmedim. 

Bir kelimeden, bir sözden veya bir şarkıdan, bir replikten hayatınıza katıldım belki de. Ya da tesadüfen gördünüz rastlayıp "bu neymiş" dediniz. Bir şekilde yollarımızın kesişeceği anlar belliymiş hayatımızda. İşte bunu okuyorsunuz ve bir şekilde bu bağımız güçlenecek. Sizler artık benim sadece okuyucum ya da takipçilerim değilsiniz, renklilerimsiniz... 

Ve işte şimdi koskoca 4 yıl geçirdik, beraber... Bana birçok abla, abi, kardeş kattı. Ben hâlâ doğru bildiğim yolda, gönlüme güzel geleni, içime sineni, aklımdan geçeni yazıyorum size. Size verebileceğim en birinci söz bu; Ruhunarenkkat'ı koruyacağım, sımsıkı sarılmaya devam edeceğim. 

Bana sorulsa "hayatının dönüm noktası nedir" denilse; belki birkaç ara nokta vardır ama en güzel dönüm noktam o "blogunuzu oluşturun" butonuydu. Bir kez daha iyi ki! Bir kez daha çok şükür...

Yeni blog açanlara ya da açmayı düşünenlere de artık minik bir tecrübeli olarak şunları söylemek isterim... 

🌱 Blogu gerçekten yazı yazmayı seviyorsanız açın. Zorunluluk için ya da belli bir karşılık bekleyerek yapılan her şeyin ömrü kısa ne yazık ki..
🌱 Buradan para kazanma amacıyla başlangıç yaparsanız, birkaç ay sonrasında başka kazanç yollarına aklınız kayacak ve blog önemsiz olmaya başlayacaktır. 
🌱 Eğer ki "ben yazı yazmayı da insanlarla bunu paylaşmayı da seviyorum" diyorsanız; hiçbir şekilde araya soğukluk, umutsuzluk katmayın. İlk günde yüzlerce kişi sizi okuyabileceği gibi, ilk yılın sonunda da yüzlerce kişiye yeni erişmiş olabilirsiniz. Siz sadece yazın. Çünkü asıl sevginiz, yazı yazmak... Takipçi kasmak ya da birilerinin dikkatini çekmek değil. 
🌱 Tabii ki okuyanlarınızın fikrini önemseyin, ama kendinizi kimseye göre değiştirmeye çalışmayın. Her zaman özgünlüğünüzü ve ilk andaki hislerinizi koruyun. Her öneri aklınızın bir köşesinde kalsın, önceliğiniz ise içinizden gelenler olsun.
🌱 Gündem değişebilir, Google Trendleri'de. Teknoloji ilerleyebilir, artık insanlar okumaktan sıkılabilir. "Youtube varken neden blog yazayım ki hâlâ? Para da kazanırım." diyebilirsiniz, ama Youtube yaparken blogunuzu unutmayın. Her şeyin yeri ayrıdır, blog kitleniz ise okumayı ve sizi sevenler olduğu için her zaman baki kalacak.
🌱 Blog yazmanızı geçici bir heves gibi görenler olabilir ya da destek olmayanlar... Bunları sakın kafanıza takmayın, gerçekten hayallerinizi gerçekleştirmek de zor değil, heves olarak yarıda bırakmayıp ebedi olarak yaşamınızın baş köşesinde tutmakta... 
🌱 Son olarak; yazımızını geliştirin, kendinizi her zaman yenileyin. Trendlere tamı tamına uymak değil de, güncel kalabilmek en önemlisi. Yazınız hep kolay okunur, anlaşılır, ilgi çekici ve diliniz hep yalın olsun. 

Böylelikle tavsiyelerimin ve yazımın da sonuna geliyorum. Ne de güzel yeşillendik değil mi beraber? Dilerim yıllarca birlikte çiçeklenir, birlikte yeni ve taze mevsimlerden geçeriz. 

Dört yıllık kısa yolculuğumda başta ailem ve sevdiğim beye olmak üzere, yakın dostlarıma özellikle teşekkür edeceğim. İlk andan bu yana beni hep desteklediğiniz, her şartta yanımda olduğunuz ve benim kadar Ruhunarenkkat'ı da sevdiğiniz için var olun.

Ardından ise; bunu okuyan her renkliye, beni uzaktan yakından tanıyanlara, yardımı geçen bugüne kadar ki birkaç hayat kurtarıcı hamleyi yapmama vesile olanlara, belki de okul zamanları aynı sıralarda oturduğum arkadaşlarıma teşekkür ederim. İyi ki varsınız! Birlikte nice yıllarımız olsun! 



9 yorum:

Haydi yoruma :)

#evdekal #evdeokuyoruz,

Saç Örgüsü-Laetitia Colombani Kitap Yorumu

Nisan 15, 2020 Ruhuna Renk Kat 7 Yorumlar


Herkese merhaba! Her geçen gün kitap üstüne kitap bitiriyoruz malum. O yüzden ben de çok ama çoook güzel bir kitap yorumuyla karşınıza geldim. Hem belki fikir olur, hem de size şu zor günlerimize karşı iyi hissettiren bir arkadaş olur diye düşündüm. Çünkü kitap o kadar sihirli bir bağa sahip ki gözümde, iyi hissettirmekle kalmıyor bir yerde hala hikayesini devam ettiriyor...

Fazlasıyla merakınızı çektiğimi düşünerek hemen kitaptan bahsetmek istiyorum. 
Kitap Yan Pasaj Yayınevi'nden bu yılın Mart ayında çıktı. Henüz daha kapağını görmüştüm ki kendisine tabiri caizse vu-rul-dum! Yan Pasaj Yayınevi bizim 2 yıl önce gerçekleştirdiğimiz Yalova Blogger Etkinliği'nde de bize sponsor olmuş, onun öncesinde de işbirliği gerçekleştirmiştik. Çıkardığı kitaplar açısından bakınca; hayata dokunan, iyi gelenlerin hepsi burada toplanmış gibi. O yüzden yeri bende ayrıdır. 

İlk okuduğum "İkinci Hayatın Tek Bir Hayatın Olduğunu Anladığında Başlar" da bende müthiş etkiler bırakmıştı ve hayatımın birçok yerinde uygulamaya da koymuştum. Bu kitapta özellikle son zamanlarda izlediğim Selfmade: Sarah CJ Walker dizisinden sonra, inanılmaz bir kadın gücü ve geleceğe inanç etkisi yarattı. Hatta ikisi birden beni motive eden set gibi geldiler. :)




Saç Örgüsü Kitap Konusu:


3 kadın, 3 ayrı din, 3 ayrı ülke. Birbirlerinden habersiz yaşayan üç kadının hikayesini okuyoruz. Hindistan'dan Smita, Sicilya'dan Guilia ve Kanada'dan Sarah. Üçünün de tek bir amacı var; özgürlüklerine ulaşabilmek. 

Smita Hindistan'da kast sınıfının en altında yer alan, hatta sınıftan bile sayılmayan bir annedir. Kızı Lalita'yı okula göndermek, ona kendisinin kaderini yaşatmamayı istemektedir. İnsan dışkılarını toplayarak geçimini sağlayan Smita ve fare avlayarak, ardından da fareleri akşam eve yemek diye getirerek aileye bakan baba Nagarajan kızları için en iyiyi istemektedirler. Zaten her hikayeyi okuduğunuzda içinizi en burkan kesinlikle Smita'nın oluyor. Kızları Lalita'nın okulun ilk gününden dönüşü ile her birinin hayatı değişecek bir noktaya girmektedir. 

Giulia ise Sicilya'da yaşayan babasının saç atölyesinde çalışmaktadır. Babasının geçirdiği kaza sonucu, atölyenin işleyişi ve ardında kalanlarla ilgilenme görevi ona düşer. O sırada yaşamaya başladığı aşk, gelecek için yapacaklarıyla birleşir ve Giulia için de olaylar başlamış olur.

Sarah; Kanada'da başarılı ve adı duyulmuş bir avukattır. Aynı zamanda bir şirketin de ortaklarından biridir. Fakat mahkeme sırasında başına gelen bir rahatsızlık onu bambaşka konulara götürecektir. İlk başta hırslı (özellikle hamile olduğu dönemlerde hamileliğini gizleyerek iş hayatına devamı çok tuhaf gelmiştir gözüme), işini ve özel yaşamını ayırsa da daha ok işine odaklı bir anne olarak anlatılır. Sonrasında ise; çalışma hayatından yavaş yavaş kopuşunu, ayrıştırılmasını okuyoruz. En zor toparlanan karakter şüphesiz ki Sarah. Bir yanı düşerken, bir yanı düşmeye devam edecek psikolojidedir. Ama son çıkışları onu harika bir noktaya getirir.

Saç Örgüsü'nün benim için en anlamlı kısmı; üç karakterin de birbirinden habersiz olmasına rağmen, tek bir noktada birleşebilmesidir. Bu birleşmeden kastım, bir araya gelmek değil yanlış anlaşılmasın. Uzak yerlerden bile bir zinciri tamamlar gibi, bir saç örgüsünden başlayıp mutluluğa giden bir yolla sonlanıyor. Gerçekten son sayfasına geldiğimde yüzümde bir tebessüm, sanki bir yerlerde hala o anı devam ettiriyorlar düşüncesiyse içimde bir huzura sebep oldu. 

Sonu hem tatmin edici, hem de iyi hissettiren favori kitaplarıma bir yenisini daha ekledim böylelikle... Tek bir "olsa güzel olurmuş" dediğim nokta var. Sonda tüm karakterlerin geleceğini bir şekilde hayal edebilirken, Smita ve Lalita'nın bir eksik kalmış sanki... Ne yaptılar, neredeydiler gibi kısımları çok düşündüm. Ama her şekilde, en sevdiklerim içerisinde kalacak.

Böyle güzel ve kendine inanan güçlü kadınlara daha çok ihtiyacımız var. Aslında Saç Örgüsü bize bunu anlatıyor. Dil, din, ırk fark etmeksizin hepimiz inandığımız şeyler uğruna savaşabilir, güçlü kalıp, galip çıkabiliriz. Kimseye bağımlı olmadan, kendi ayaklarımız üzerinde durabilir, hayal ettiklerimizi gerçeğe çevirebiliriz. Bu tamamen bizim elimizde. İnancımız olduktan sonra üstesinden gelemeyeceğimiz şey yok...

Kendi kendine söz vermişti. Bir daha asla nefesini tutarak yaşamayacak, bundan böyle nihayet özgürce ve onuruyla nefes alacaktı. 

Özgür ve onurlu bir yaşam için hepimiz kendi adımımızı atmalıyız bence... Hayatımızın tadını, yaşamanın kıymetini böyle anlayabiliriz.

Şimdiyse kitaplığınızda mutlaka bulunması gereken bir kitabımızın daha sonuna geldik ne yazık ki... Su gibi akıp gidiyor, okurken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyorsunuz. Dili ve üslubu açısından da oldukça hoş olan bu kitabı kesinlikle öneriyorum! Hem kendinizden bir parça bulacaksınız, hem de içinizdeki hayalleri ve inancı olan kadının bir şeyler yapma isteği harekete geçecek. Öyle ki okuduğum sırada çok fazla farkındalık edindim. Zor şartlarda "imkansız diye bir şey yoktur"un gücüne inanmak, düşer ve boğulur gibi olurken her zaman bir çıkış kapısı daha bulunabileceği, sağlıkta yaşamın değerini bir kez daha anlayıp kendime vücuduma iyi bakabilmek bunlardan sadece birkaçı. Her karakterden size geçen bir öğüt bulmak hiç zor değil.

Şimdiden hepinize keyifli okumalar diliyorum kitapkurtlarım! 😇 Yan Pasaj Yayınevi'ne ise beni bu güzellikle tanıştırdığı için çiçekli, bol sevgili teşekkürler!🌸

7 yorum:

Haydi yoruma :)

Atypical,

Atypical Dizi Yorumu

Nisan 08, 2020 Ruhuna Renk Kat 13 Yorumlar


Netflix ve diğer dizi/film platformu sömürgeciliğine devam ettiğimiz şu günlerde keyfinizi yerine getirecek, sizi duygudan duyguya sürükleyecek bir dizi daha getirdim. Gözyaşları mı dersiniz, kahkahalar mı dersiniz, minnoş ve tatlı motivasyonlar mı dersiniz bilemiyorum ama ne ararsanız var desem kısaca özetlemiş olurum sanırım. 

Aslında öyle bir dizi arayışında olmadan fakat ne istediğimi seçemediğim günlerde tesadüfen listemde bir seçim yapmıştım, şimdi düşünüyorum da iyi ki Atypical'i seçmişim ve farkına varmışım diyorum. Atypical anlamı ve direkt olarak verdiği mesajlarıyla gönlüme taht kurmuş dizilerden oldu. Bu yüzden özellikle burada detaylandırmak istedim. Normalde biliyorsunuz bende baskın olan, sevdiğim dizi/filmleri paylaşmaya gayret ediyorum. Hoş film konusuna girmeyelim, onlarda da yığınla sevdiğim var ama sizi instagrama yönlendirmek isterim.

Çok fazla da bekletmeden hem Atypical dizisinin konusunu hem de karakterlerini bir güzel anlatayım. Siz de bir an önce başlayın e mi? :) 





Atypical Konusu: 


Sam Gardner otizm spektrum bozukluğuna sahip 18 yaşında bir lise öğrencisidir. Annesi Elsa, babası Doug ve kız kardeşi Casey ile yaşamı, okul dönemi ve geçirdiği tüm süreçleri, acı tatlı her haliyle anlatıyor. Bir bakıyorsunuz sitcom tadında, bir bakıyorsunuz eğitici bir video izlercesine öğretici... İlk bölümleri terapisti Julia ile başlayan konuşmaları daha sonra bizi de aile ve yakın çevresine dahil ederek olaydan olaya sürüklüyor. Şu anlık 3 sezonu bulunan dizi 4.sezon onayını da aldı ve final yaparak bizi bir kez daha üzecek... 3.sezonda bile çok nadir hissettiğim bir duyguya kapıldım. O kadar alışmışım ki, sanki Friends, The Big Bang Theory, Modern Family gibi o ailenin içindeymişim de ayrılıyormuşum gibi. 

Her bölüm yaklaşık 20-30 dk aralığında, yani çerez gibi hemen bitirmelik. Sezon başına da 10 bölüm civarında. Göz açıp kapayana kadar bitirecek, bir sonraki bölüm derken 3.sezon finalinde bulacaksınız kendinizi garanti veriyorum.

Atypical Karakterleri:


Sam Gardner: En başta da bahsettiğim gibi başrolümüz, 18 yaşında otizm spektrum bozukluğu olan bir lise öğrencisi. Ama o kadar efsane yetenekleri var ki. Yakın çevresinden fikir almasına rağmen bambaşka şeylerle karşımıza geliyor. Ve takdir ettiğim şey ise; gerçekten rolünün hakkının verilmiş olması. Açık sözlülüğü ve net hareketleri ile The Big Bang Theory'nin Sheldon Cooper'ına çok ama çoook benzettim. Neredeyse birebir aynılar. Tek farkla biri otizm, biri dahi. Çok keyifli bir karakter, yavaş yavaş hissetmeyi duygulara sahip olmayı, aşkı, dostluğu öğreniyor. Özellikle Paige ve Zahid'li sahneleri en sevdiklerimden oldu. Penguen, tilki gibi kutupsal canlılara ilgisi var ve hele ki kaplumbağası. Odasına girildiğinde göze çarpan mavilikler o kadar güzel ki. Bende onu izlerken daha çok sevmeye başladım penguenleri. Okul döneminde yaşadığı zorluklar bir miktar gözleri doldursa da, tepkileri çoğunlukla gülümsetti. 

Casey Gardner: Casey Sam'in kız kardeşi, aynı lisede okuyorlar ve birlikte bazı rutinleri bile var. (yemek parasını almak vs gibi) 16 yaşında, koşu takımının parlayan yıldızı ve gerçekten de sonraki bölümlerde yükselişi hak eden bir kızımız. Fakat çok atarlı, tam bir erkek Fatma dediklerinden. Ben ilk sezon açıkçası Casey karakteri çok sevmiştim, özellikle Evan ile birlikte de uyumlulardı. 2 ve 3.sezonda ise yavaş yavaş değişiyor, okulundan arkadaşlarına hatta tercihlerine kadar... Bu sebepten sezon finalinde büyük gıcık olarak ayrıldım ondan. 

Doug Gardner: Sam ve Casey'in babası. Dizide sevdiğim nadir karakterlerden. Çok iyi niyetli ve sıcak bir baba. Ailesine bağlı, acil müdahale ekibinde çalışıyor ve konuşması ilgi alakası insanı mutlu ediyor. 2.sezonda biraz daha parlamasını sevdim, çok sönük kalıyordu açıkçası. 

Elsa Gardner: Dizide sevmediğim tek karakter. Sam ve Casey'in annesi, Doug'un eşi. Çok fazla detaycı, biraz benmerkezci daha doğrusu benim dediğim iyidir, doğrudur diye düşünen, müdahaleci ve boğucu bir anne figürü. Kadını gördüğümde sinirim tepeme hep zıpladı. 4.sezon gelsin gene zıplayacak. Spoiler olmaması için belirtmeyeceğim ama büyük bir yanlış yapıyor ve son 2 sezon onun bu cezayı çekişini de izliyoruz. Orada dahi üzülmedim, seveninin de çıkacağını sanmıyorum. Tek takdir edeceğim Sam için çok şey yapmış olması.

Evan Tuba: Casey'in erkek arkadaşı. Dizide ki doğru düzgün karakterlerden. O çocuğu da son sezonda çok üzdüler... :( Casey'e ilk gördüğünden beri vurgundu, sonra kavuştu fakat ah be! Üzülmeyi hak etmiyordu. Ama düşünce yapısı ve samimiyeti iyi yansıtılıyor. 

Zahid: Dizideki en ama en çok sevdiğim karakter! Üstüne tanımam. Mükemmel bir oyunculuğu var bence. Sam ve Zahid birlikte çalıştıkları teknolojisi mağazasından çok yakın arkadaşlar hatta Zahid'in değimiyle homies'ler yani kankalar. :) Tam fırlama bir karakter, ama düşünceleri, Sam için yaptıkları, düzgün hareketleri, sıcakkanlılığıyla çok sevilesi. Zahid'i izlemekten büyük keyif aldım açıkçası. Son anda gerçi saçma bir tiple evlenip kazaya gidecekti ama geçti. Her zaman dizilerde görmek isteriz seni Zahidomie! :)

Paige: Yine çok tatlı ve çenesi düşük bir kızımız. Sam'in sevgilisi. İlk başlarda Sam'in ondan kaçışını görmeniz lazımdı. :) Çünkü susmuyor. Ama bir o kadar da tatlı ve anlayışlı. Çiçeği, böceği şirin şeyleri pek sever. Hareketli olmasına bakınca insan şaşırıyor ama Sam'i anlayan nadir insanlardan ve sezon finallerinde Sam için yaptıkları bende göz yaşı pıt durumu yapmıştır. 

Izzie: Casey'in sonraki okulunda en yakın arkadaşı. Buna daha fazla detay veremem ama son 2 sezonda öne çıkan ve birçok dengeyi değiştiren karakter. Herkes Cazzie'ci olup shiplemiş ama, ben bu bağlamı pek sevemedim.

Terapist Julia: Sam'in ilk baştaki terapisti, gerçi sonrasına hem ailenin hem de Sam'in geçirdiği kriz sebebiyle uzaktan terapisti oldu ama. Sevimli bir kadın. Terapistlerinde iyi gelip gelip sonra kendi içlerinde delirebileceklerini gösteriyor. O halleri çok komikti, hastalarına sakin ve telkin ediciyken, kendi yaşadığı zorlukta çingenleşiyordu. 

Bu karakterler dışında okul koçları, arkadaşlar vs de var ama anlatılası olan temel karakterler bu şekildeydi. Gelelim Atypical'in bana ne hissettirdiğine...

Atypical Dizi Yorumum:


Atypical, otizmin hastalık değil de bir yaşam olduğunu gösteriyor. Otizmli arkadaşlarımıza gerçek hayatta da yaşatılan ya da gösterilen hal hareketleri gözler önüne seriyor. "Otizm bir hastalık değildir." cümlesi içime dokunan bir cümle olmuştur. O kadar yaşanan zorluk var ki ve siz bunu diziyi izlerken çok net anlıyorsunuz. Atypical bir dizi işte denerek geçilebilecek bir şey değil. Her sahnesi duyguları yoğun yaşatan ve bazı anlarıyla içe işleyen bir yapım. O yüzden favori listemde yeri sabit kalacak. 

Mutlaka izlemenizi öneriyorum. Sadece otizm değil arkadaşlık, aile bağı, gelecek ve değer verilenler için yapılan fedakarlıklar gibi birçok konuda bakış açısı kazandıracak. Ve eminim ki ağlatan yerleri de olacak... Çok yazasım var size burada ama izleyin ve kendiniz görün diye özetlemek istiyorum. Şunu da ekleyebilirim; izlerken hiç sıkılmadım ve 30 dk. nasıl geçti anlamadım. 

Size çok şey katacak Atypical'i izleme listenize alın ve keyfinize bakın. Şimdiden keyifli seyirler diliyor ve sonraki dizi yazısında görüşmek üzere diyerek yayın sonrası kaçıyorum. :) 




13 yorum:

Haydi yoruma :)

Motivasyonlu

Ruhunarenkkat Habit Tracker (Günlük Hedef / Alışkanlık Çizelgesi)

Mart 31, 2020 Ruhuna Renk Kat 6 Yorumlar


Herkese bol motivasyonlu, bol ilhamlı günler canım renkli okuyucularım! Umarım her geçen gün biraz daha iyi hissetmeye yakınlaşıyorsunuzdur. Hatta umarım burada birlikte kutlayacağımız birçok hayalin gerçekliğe dönüştüğü ana eşlik ederiz.

Bugün size yine instagram da çooook sorulan, herkese elimden geldiğince anlatmaya çalıştığım ve başta kendim olmak üzere yapan birçok kişide büyük etkilerini gördüğüm bir şeyi yapacağız. İster çizin, ister yazı sonunda ki linke tıklayarak yazdırılabilir halinin çıktısını indirip baskısını alın. Ay başında söz verdiğim gibi size özel tasarladım, size özel yazdım. Faydası dokuna! :)



Habit Tracker yani Bullet Journal'lerin vazgeçilmezi, ajandaların Türkçe ismiyle alışkanlık çizelgesi veya alışkanlık takip çizelgesi hayatımı o kadar kolaylaştırdı ki, size övüne övüne anlatmaya hazır hissediyorum kendimi. Fotoğraflarda görmüş olduğunuz çizelgeler ise, benim henüz tam bu işin içerisine derinlemesine girmeden önce kendi elcağızımla hazırladığım tablolar. Yamuk çizimlerimi vs göz önünde tutmazsak her halinden memnunum. :) Ayı da bitirirken topladım son 3 ayın raporlarını geldim buralara. :) Mart ayındaki düşüşün sebebini ise hepimiz biliyoruz... :(

Önce sırasıyla sorularınızın cevabından başlamak istiyorum. 3 aylık bir süreç sonrası atlamadan anlatmak hedefim. Ama şimdiden uyarayım çoook uzun ve detaylı bir yazı olacak. :)

Habit Tracker Nedir?


Habit tracker yani alışkanlık takip çizelgesi; belirli hedefler belirleyip bunları yaptıkça, uyguladıkça boyamanızı veya tik atmanızı sağlıyor. Böylelikle eksiklerinizi, biten ay içerisinde ne kadar artı veya eksi yön bulunduğunu görebiliyorsunuz. Habit tracker, özellikle bir plan yapmasına rağmen tamamlamakta uygulamakta zorluk çekenlerin çok kolay hayatına katabileceği bir çizelge.

Yine kendimden örneklendirmem gerekirse;
Normalde ajanda tutabilenlere, her şeyini planlayıp bir defterde süslü püslü oluşturabilmesine özenirim. Fakat 2020 başlarken yine aldığım kararlardan biri de, çalışmama haftayı, günleri hatta saatleri verimli geçirmeme yarayabilecek bir çizelge oluşturmaktı. Geçtiğimiz yıl çok fazla her şeye üşenip, açıkçası da fazlasıyla depresif hal sergileyince (buna inanmazsınız biliyorum ama sonranın konusu olsun bu da) ve yeni yılında bir şekilde içimde "her şeyin harika olacağı" hissini oluşturmasıyla tamamen kendime göre herhangi bir örneğe bakmadan, hatta asıl isminin ne olduğunu dahi bilmeden bir tablo oluşturdum. Üstelik adını da kendimce "günlük hedef çizelgem" olarak koydum.

Geçen yıl bilirsiniz ki ajanda satışı yaptım Shop hesabımızla. Bu ajanda bende de tetiklenir diye düşünürken, yine ajandamı yarıda bıraktım. O yüzden bu tablo, zinciri kırma tablosu ve mod renklerim hepsi hem göz önümde hem de daha çok hevesli olmamı sağladı. Bu sebepten ki alışkanlık takip çizelgesi, hayatıma bambaşka bir bakış açısı kazandırdı. Üstelik kendimi eskisinden daha motive ve canlı hissediyorum.

Habit Tracker 'ın Hayatınıza Faydaları:


Gerçekleştirmek istediğiniz minimal hedefleri belirlemenizi ve sürekli onları hatırlayıp bir şekilde uygulamaya geçmenizi sağlar. Böylelikle hedefleriniz her zaman gözünüzün gördüğü noktada durup size bir göz kırpar. :)

Ay sonunda kendinize öz eleştiri yapabilmenizi sağlar. Eksik ve tam olan yönlerinizi görebilirsiniz. Bu şekilde doğru veya yanlış hedeflerinizi ayırt edebilirsiniz.

 İlk anda minimal olarak belirlediğiniz hedefi eğer ki zorlanarak tamamladıysanız, dozunu ne kadar arttırmanız gerektiğini görürsünüz. Kendi bünyenize ve günlük alışkanlıklarınıza göre daha da minimalleştirebilirsiniz.

♡ Sınırlarınızı ve yapabileceğinizin daha fazlasını görmenizi sağlar. Zor geldiyse, "gücüm yok, benden bu kadar" demek yerine, "zorlandım ama, biraz daha hafifletip sonraki ay tekrar deneyeyim" diyeceksiniz. (Örneğin; her gün 30 dk kitap okumak yerine, bir sonraki ay 20 dk okumayı denemek gibi) Kolay geldiyse, yeni bir hedef ekleyebileceğiniz gibi var olan hedefinizi minik bir boyutta arttırabileceksiniz. (Örneğin; 5 dk kitap okumak yerine bir sonraki ay 10 dk okumayı denemek gibi.)

En çok da mutlu olmanızı sağlar. Ciddi söylüyorum ki, yaptığınız her şeyin hayatınıza katkısı çok olacağı için, size iyi geldiğini ve kendinize gurur duyduğunuzu hissedeceksiniz.

5 Adımda Habit Tracker Yapalım 


Yine internet detoksunda olduğu gibi (okumayanlar da buraya tıklayarak ulaşabilir) sizin için Günlük Hedef Çizelgesi yapımını kolaylaştıracağım. Bu sebepten 5 adımda uygulanabilir bir Habit Tracker sahibi olacaksınız. 

Öncelikle malzemeler: Kağıt, kalem ve seçeceğiniz bir sürü boya kalemi. :)

1. Adım: 


Bir kağıda gün içinde yapmak istediğiniz hedeflerin listesini çıkarın. Benim örnek çizelgemdeki gibi düşünün, aslında günlük olabilecek ama hayatınıza katkı sağlatacak. Eğitimden, işe, ev ve özel yaşama her şey olabilir. 

Hedeflerinizi de minimal tutmaya, başlangıç aşamasında çok ciddi sorumluluktan ziyade alışmaya çalıştığınızı unutmamaya özen gösterin. 

2. Adım: 

Yazmış olduğunuz hedefleri ve yapmak istediğiniz şeyleri, günlük, haftalık ve aylık sıraya ayırabilirsiniz. Ben günlük ve haftalık olarak tercih ediyorum. Ama günlük olarak yapılması tavsiyemdir, Mart ayında günlük olana neredeyse tamamen geçtiğimi çünkü daha kolay ve takip edilebilir olduğunu söylemeliyim. Haftalık da ise blog yayını, internet detoksu gibi noktalar sebebiyle kullanıyorum. Bunu kendinize bir post-it e bile not edebilirsiniz. 

O yüzden günlük olan hedeflerinizi, mutlaka her gün yapacağınız hedefleri belirleyin.

3. Adım: 

Eğer kendi çiziminizle yapmak istiyorsanız (ki bu madde bunun içindir); her hedefiniz için aydaki gün sayılarına göre benim çizimlerimdeki tarzda bir kareli tablo oluşturun. 

Eğer benim tasarladığım Habit Tracker çıktısını kullanacaksanız da, zaten hazırsınız hedeflerinizi oraya işleyin ve başlayalım. :)

4. Adım: 

Hedefler listelere geçirildi, çizelgeler tamam. Öyleyse şimdi her gün işaretlemeye başlayabilirsiniz. İsterseniz ile isterseniz boyalarla işaretlemeniz yapın. Boyalarla yapmak sizi ekstra motive eder. O renklerin bir önceki günle bütünleştiğini görmek insanı nasıl mutlu ediyor tarif etmem mümkün değil. Sevdiğiniz renkleri seçin ve başlayın. Her hedef için farklı renk! 

Örneğin; bende gördüğünüz "Her gün bitki çayı içmek, içtikçe boya. Her gün dizi veya film izlemek, izlediysen boya." gibi... Eğer yapmadıysanız o günü boş bırakın, emin olun boş bırakmanız da hiç sorun değil. 

Ama diyelim ki boşluklarda büyük bir uzunluk var yani 5 gün art arda bir hedefi yapmamış, 2 gün yapmış, 7 gün daha yapmamışsınız. O zaman ya belirlediğiniz hedef ilk aşamada büyüktür, ya her gün yapmak için uygun değildir gün içindeki aktivite ve meşguliyetiniz sizi engelliyordur ya da yeteri kadar motivasyon olmamışsınızdır. 

Böyle durumlarda çizelgeyi bir kenara bırakmayın. Onun yerine ne olursa olsun ayın bitişine kadar her şeye devam etmeye çalışın ve bir sonraki ay değişim yapın. 

5. Adım: 

Diyelim ki ay bitti, yeni bir çizelge vakti. Önce 4.adımda da biraz bahsettiğim gibi hedefinizin boşluklarını iyi değerlendirin. Çok güçlü gördüğünüz mesela full yaptığınız hedefe sonraki ayda da devam edin, ister dozunu arttırın ister sabit bırakın ama daimi olsun. Böylece bir rutin gibi görmeye başlarsınız. 

Ve sonraki ay için alışkanlık çizelgenizi şöyle bir önünüze alın, yapamadıklarınızı neden yapamadığınızı, yaptıklarınızda da ne kadar iyi olduğunuzu fark edin. Böylelikle sonraki ay için yeni hedefler oluşturun. 

Eğer kolay geliyorsa ve bu çizelge size günlük rutinlerde kolaylık ve alışkanlık kazandırdıysa, ek hedef ekleyebilir yine yavaş yavaş adımlarla ilerleyebilirsiniz. 

Adımları bitirdikten sonra size verebileceğim en önemli tavsiye şu; asla bırakmamanız. Çünkü bıraktığınız her gün hatta şu da var "neyse bugün yapmadım yarın iki katını yapar işaretlerim" düşüncesi YANLIŞ! Ne olursa olsun o günün işini o gün yapın. Saat 00:00 itibariyle başlayıp sonraki günün 00:00 'ı le bitecek bir işi ertesi güne ERTELEMEYİN! O gün yapamıyorsanız da üzülüp, pişman olmak pes etmek yerine; artık devam edebilecek şekilde ilerlemeyi deneyin. "Bugün yapamadım ama..." ile başlatmayın cümleleri. Ertesi gün olduğunda "Dün yapamamıştım ama bugünün hedefini tamamladım, artık daha iyi olabilirim" diyin. 

Umarım tüm bu anlattıklarım fayda sağlar ve Nisan ayı itibariyle size iyi geldiğimi bilirim. Lütfen deneyenleriniz olursa bana mailden veya instagramda DM'den fotoğraf göndermeyi unutmayın. Çünkü gördükçe çoook mutlu oluyorum. Sizin için hazırladığım tasarımı da aşağıdaki renkli yazıdan linke tıklayarak indirebilir ve çıktısını alıp kolaylıkla kullanabilirsiniz. Hepinize yeni aya tatlı hazırlıklar ve renkli günler. 🌈

*Ruhunarenkkat tarafından oluşturulmuştur. Tüm hakları saklıdır.

6 yorum:

Haydi yoruma :)

#evdekal #evdeokuyoruz,

#EvdeKal Sürecinde Nostalji Kitap Okuma Etkinliği

Mart 24, 2020 Ruhuna Renk Kat 7 Yorumlar


Herkese merhaba! #evdehayatvar dediğimiz şu sürecimizde, kendimizi iyi edecek birçok şey yapıyoruz. En azından ben de yapıldığını görüyorum, kitaplar oyunlar hobiler yemekler gibi... Tamamen iyi olan günlere kadar umarım bu yaptıklarımızda birer alışkanlığa dönüşür ve rutin olarak günlerimize eklenir.

Bu sabah instagram üzerinde (linki burada) bir etkinlik başlattım. Aslında ne zamandır yapmayı düşündüğüm fakat, bu zaman dilimlerimizde daha çok iyi etki edeceğini farz ettiğimden şimdi yayınlamaya karar verdim. Hatta bunu canım Melissa'mla konuştuktan sonra, bloga taşımam konusunda kendisi yüreklendirmiştir. Çünkü neden yayılmayalım? :)

Gelin birlikte biraz daha eskilere gidelim ve nostalji dolu kitap okuma etkinliği başlatalım.

Öncelikle nedir bu nostalji kitap okuma etkinliği? Ondan bahsedeyim. Dilerseniz de #ruhunarenkkatilekitapokuyoruz veya sadece #ruhunarenkkat ile instagramda tagleyerek sizde yayılmasına eşlik edebilirsiniz.



#ruhunarenkkatilekitapokuyoruz Koşulları:


- Eski, sarı yapraklı, sizin için anlamı olan, ilk basımlı, sahaflardan alınanlar değerinde olan 5 kitap seçiyorsunuz.

- Bunların dilerseniz, sizde ki hikayesinden bahsedebilir; dilerseniz de yeniden okuyarak şöyle bir nostalji yolculuğunda bize eşlik edebilirsiniz.

- Blogda da katılmak isteyen olursa yorumlara "katılıyorum" yazarsanız daha sıkı takipte kalmış ve sabırsızlıkla paylaşımlarınızı bekliyor olurum. :)

Nostalji Kitap Okuma Etkinliği İçin Seçtiğim 5 Kitap:


- Ömer Seyfettin-Seçme Hikayeler (1995 basımı-İnkilap Kitabevi)
- Osman Aysu-Nemrut'un Gazabı (2000 basımı-Evrim Yayınevi)
- Betty Mahmudi-Kızım Olmadan Asla (9.basım -tarihi bulamadım- Varlık Yayınevi)
- Ahmed Günbay Yıldız-Üç Deniz Ötesi (1986 basımı-Timaş Yayınları)
- Stephen King-Mahşer (Sansürlü) (1987 basımı-Altın Kitaplar)


5 Kitabın Benim İçin Hikayeleri ve Kısaca Konuları:


Ömer Seyfettin-Seçme Hikayeler


15'ten fazla Ömer Seyfettin kitabı, hepimizin mutlaka çocukken bir şekilde okuduğu ve bildiği kitaplardan biri. Kaşağı, Ant, Falaka gibi klasikleşen hikayelerin bir parçası hafızamızda kazılı. 

Bu kitap ailemin bana ilk hediye kitabı. Tabii ki öncesinde çocuk kitapları vs vardı ama bir tık daha üst level için bu kitaba 7 yaşımda falan sahip olmuştum. Fotoğrafta çok belli olmayabilir ama yıllandı resmen. :) Çünkü kendisi benim yaşımda olan bir kitap. :)

Osman Aysu-Nemrut'un Gazabı


Nemrut dağının tekrar harekete geçmesi, depremler ve bilim insanlarının araştırmalarının hepsini birleştirip harika bir olay örgüsü ve heyecanla anlatan Osman Aysu çok güzel yansıtmıştı her şeyi. Şimdilerde parça parça hatırlıyorum, yanlış bilgi vermeyeyim ama ilk okuduğumda su gibi akıp gitmişti. O yüzden severim, hatırlamak istedim.

Babamın çalışmış olduğu iş yerinde çok sevdiğim ve sanki beni yıllardır tanıyormuş gibi, tarzımı bilen Dilşah ablamın hediyesiydi bu kitap. Kulakları çınlasın. Kıvırcık sarı saçları hala aklımda. :) Çok sevimli biriydi, ben henüz lisedeyken o 25-30 aralığındaydı. Kitap konusunda çok zevkli seçimleri vardı.

Betty Mahmudi-Kızım Olmadan Asla


Yine dönem dönem popülerleşen ve insanı duygu seline sürükleyen bir kitap. Okurken çok gerildiğimi ve üzüldüğümü, gözyaşlarımın olduğunu hatırlıyorum. Kızı olmadan kaçamayan, İran'da baskılara boyun eğemeyen bir kadının hikayesi. Hatırladığım kadarıyla da gerçek hikayeydi. 

Yine Dilşah ablamın hediyesiydi ve beni bu mükemmel kitapla tanıştırdığı için ne kadar teşekkür etsem az. 

Ahmed Günbay Yıldız-Üç Deniz Ötesi


Babamın kütüphanesinden alıp okuduğum bu kitap, bende derin duygular yaratmıştı aslında en net hatırladığım his bu. İki farklı dil, din, milletten mensup iki insan, tek bir aşk. İçinde ülkeler arası sorunlar, siyasi,dini konulardan da bir parça bahsedilmişti diye hatırlamaktayım. Derin bir kitap. Dili çok akıcı değil, ama yine de heyecanla okutacak türden. Ben yazarla da bu kitap sayesinde tanışmıştım. Ardından da Azat Kuşları kitabını da okuyup çok beğenmiştim. Onu da tavsiye edebilirim.

Kitap ise babamın kütüphanesinden. Kitaplarının içinde ise en sevdiği diyebilirim, gerçekten çok değer veriyor bu kitaba. Benim okuyabilmem içinde liseye gelişimi ve artık yetişkinlere hitap eden konuları anlaşılır hale gelmesini beklemişti. Çok da doğru yapmış. 

Stephen King-Mahşer


İşte geldik ben baştacıma! Ben Stephen King sever olmakla birlikte, ilk okuduğum Mahşer kitabına da çok düşkünüm. Şu an içinde bulunduğumuz virüs konusuyla da eşdeğer bir konusu olmakla birlikte, tam bir gerilim yaratacak cinsten bu kitap. İlk okuduğumda nasıl korktuğumu hala hatırlıyorum... (Sansürlüsünü okumama rağmen.) Sansürsüzü çok daha kalın ve daha açık bir şekilde detaylandırılıyor. Onu da okumak çok isterim ama fiyatı epey uçuk ve kalbim henüz buna hazır değil. :) Yine de kütüphanenizde bulunsun, geç okuyun. Şu dönemde seçtim ben evet, ama en sona okuyacağım bir şekilde. Öne çekmeyeceğimi de belirtmeliyim. Biraz daha rahatlama ihtiyacımız var.

Yine babamın kütüphanesinden ve benim için en önemli olanı ilk baskısı olması... Belki sahaflarda bile şimdiye bulamayacağım bu kitabın evde yer alması büyük bir mutluluk ve şükür sebebi açıkçası.

Kısaca özetlemem gerekirse, etkinliğe bu güzelliklerle hazır ve nazırım efenim. :) Sizinde tozlanmış, yıllanmış güzel kitaplarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. 

Instagram'da bir başlangıç olsun diye etiketleme yapmıştım. Burada da okuyan gören katılmak isteyen herkese bu etkinliğimin açık olduğunu seve seve duyurmak istiyorum. 

Şimdiden herkese keyif dolu okumalar diliyorum.♡📕

7 yorum:

Haydi yoruma :)

Dizili Filmli

İzlemeniz Gereken 5 Dizi Önerisi #2

Mart 19, 2020 Ruhuna Renk Kat 10 Yorumlar


Olaaa! Yine dizi yorumlamasıyla karşınızdayım. Hazır evdeyiz, bu dönemde ev yayılmasına eşlik edebilir diye düşündüm. Umarım keyifler de yerindedir, çünkü sizin de keyfinizi arttıracak 5 dizi önerisiyle geldim. Hem de sıkı durun; İspanyol!

Yıllar yıllar önceydi, La Casa De Papel yayınlanmıştı, bir izledim "of!" sonra yetmedi, kamera arkalarından tutun, oraya ziyarete gidenlerin videolarına kadar her şeyi sıkı sıkıya takip ettim. Derken bir kızın Vis a Vis'den bahsettiğini duydum. Vis a Vis izleyince de dedim ki; LCDP'de yanında ne bileyim ya. 🙊 İşte vakit geçti Vis a Vis'i izlemeye devam ediyorum, tırnak yedirtiyor o da mübarek. favori 5'im içerisinde yer alıyor kendileri o derece efsanedir. O sıralar bir de Cable Girls yani nam-ı diğer Las Chicas Del Cable'ye sardım. Pembe dizi tadında vs. derken oradaki konu bütünlüğü hoşuma gitti, dedim ki başka yok mu? Olmaz mı dercesine bir de buldum Tiempos de Guerra'yı. Değmeyin keyfime. Böyle diye diye de geldik bugüne...

İlk izlemeniz gereken 5 dizi önerisi serisinden sonra (iki için buraya tık) zaten devamı gelecekti fakat, bir yandan günlük tempo, bir yandan film izleme alışkanlığı geliştirme çalışmaları, bir yandan diğer aktiviteler açıkçası bu sebepten bırakın yeni bir diziye başlamayı, ikinci seriyi bile yazmaya hazır değildim. Sonra artık düzenim oturdu, her şey güzel derken başladım yeni diziye. La Casa De Las Flores ile de ikinci seri tamam bence diyerek yazmaya başladım. Kısacası ikinci seri hikayesi budur. :)



İspanyolca ve Portekizce benim için en keyif veren iki dil, ilk İspanyol dizisi izlemeden önce de hayranlığım vardı ama böyle akıcı konuşulurken ve dizi içerisinde keyifle izlenirken ayrıca zevk veriyormuş insana. Bu yüzden de İspanyol dizilerini diğerlerine göre daha severek izliyorum.

Dilerseniz hemen önerilerime geçeyim, çünkü zaten bayağı uzun bir yazı olacak. :)

1. La Casa De Papel 

Imdb Puanı: (8,5/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7,9/10)

İlk izlediğim İspanyol dizisi olan ve ilk iki sezonuyla kalbimi çalan La Casa de Papel serisini bilmeyenimiz kalmadı sanırım. Bir banka soygunu ile başlayan LCDP, Berlin'i Profesör'ü ile gönlümüze girdi. Tokyo demeyeceğim çünkü aşırı sinir oluyorum ona. Evet 4.sezon gelmesine rağmen hala! Açıkçası fikrimi belirtmem gerekirse ilk iki sezon orada kalmalıydı dediğim dizilerden biri, tadında bitmedi ve sırf popülerlik için uzatıldı. Kaliteli bir yapım evet, ama konun sabitse neden farklı bir noktadan devam edip saçma yöne çekmek istiyorsun ki? Bunu anlayamayacağım sanırım...

Aslına bakılırsa gayet güzel işlenen senaryo, iyi oyunculuklar sevmeniz için birer sebep. Mutlaka izlenmeli mi derseniz, evet mutlaka izleyin derim. Ama ilk andaki etkisi var mı derseniz, eh eskisi gibi değil sanki de derim. İlk zamanlarında izlediğimde yorumladığım La Casa De Papel dizi yorumu yazıma da buradan ulaşabilirsiniz.


2. Vis a Vis

Imdb Puanı: (8,3/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (8,5/10)

En ama en sevdiğim İspanyol dizisi açık ara farkla, Vis a Vis. Oyunculuğundan, senaryosuna, olayların örgüsünden, o heyecana hepsine değiyor. Vis a Vis ilk zamanlarda Netflix'te bulunmadığı için adı duyulmamış, en azından LCDP kadar popüler değildi. (Ve bu daha iyiydi.) Bazı diziler de keşke onu arayıp bulanlar tarafından izlense ya da tesadüfen rastlayanlar. Popi diye izlenmesi hala tuhafıma gidiyor...

Macarena Ferreiro başrolünde başlayan Vis a Vis hapishanede geçiyor. Ama öyle olaylar var ki, öyle şeyler yaşanıyor ki aklınız duruyor bir süre sonra tırnaklarınız kemirilmeye gerilmeye müsait hale geliyorsunuz. İlk başlarda midesi kaldırmayan izlemesin, ama başladınız mı kapatamıyorsunuz diyordum. Öyle. Öf dedirtecek bir sürü şey yaşanırken sakin kalmak mümkün değil. Aynı zamanda da bağımlılık yaratıcı cinsten işte. Benim tüm sevimsizliğine rağmen Zulema karakteri favorim. Kendisi müthiş bir oyuncu bence. Dizide de bunu hakkıyla vermiş.

Yine ilk çıkışında ve şimdi finaline kadar olan Vis a Vis dizi yorumu yazıma da en güncel haliyle buradaki linkten ulaşabilirsiniz.



3. Tiempos De Guerra

Imdb Puanı: (7,7/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (6,5/10)

Sadece 1 sezonu bulunan ve 1921'de Melilla'da geçen bir savaşı en dramatik haliyle anlatan bir tarihi-savaş dizisi. Aslında basit çekimleri, sahneleri var. Ama yine de hemen bittiği için bir şekilde kendini izletiyor. Mutlaka izleyin diye tavsiye edemem, karakterleri benimsemeden 1.sezonu tamamlamanız da sıkıcı gelebilir. Bunlara rağmen dizi kendini bitiriyor, akıcı ve dram-aşk-savaş unsuru olsan bir dizi.

Açıkçası çok övebileceğim ya da yerebileceğim bir özelliği yok. Hatta komik gelen ve tiyatro havası veren sahneleri de var. Benim en çok sevdiğim karakterse; Magdalena karakteri. Hemşirelerin içindeki en şirin ve masumluğuyla kendini sevdirendir kendisi. Eğer elinizde dizi yoksa, vakit de geçsin istiyorsanız şans verebilirsiniz.

2.sezonuna dair herhangi bir açıklama gelmediği için de, tek sezonluk çabuk biter.



4. Las Chicas Del Cable

Imdb Puanı: (7,7/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7/10)

Las Chicas Del Cable için çok zaman bir yazı yayınlamaya niyetlendim ama kısmeti bugüneymiş, bir türlü tam yazısı olmayacakmış demek ki. :) Aslında çok sevdiğim ama bazı klişeleriyle pembe dizimsi bir hava yaratan bir dizi Las Chicas Del Cable yani diğer adıyla Cable Girls. Bir telefon şirketinde başlayan hikaye, 4 kızın iyi bir ekip ruhuyla iyi bir arkadaşlıkla birbirlerinin ve yaşadıklarının arkalarında durmalarını konu alıyor. Aşklarından, yaşamlarına her türlü zorluklara beraber göğüs gerdikleri için izlerken iyi de hissediyorsunuz.

Ama dediğim gibi, klişe bir pembe dizi, aşk, acı, entrika, kirli defterler ilginizi çekiyorsa izlemenizi tavsiye ederim. Asla sıkmıyor, aksine çok fazla akıcı. Oyuncuları sanki güzelliklerine göre seçmişler desem de yalan olmaz.

Las Chicas Del Cable de final sezonuyla şimdi yayınlanıyor. Fakat yine bana kalsaydı, 3.sezon ideal bir sezon finaliyle bitmişti, o final olabilirdi. Dizinin ilk izlediğim zamanlar şu tatlışlığını sevmiştim; eski zamanlarda yani şu an ki akıllı telefonlarımız yokken neler olduğu o dönemlerin tarzları çok güzel yansıtılıyor. Bu da izleyiciyi kendisine çekme nedeni. Hele telefonla iletişim kurulmaya çalışıldı, meşhur operatoraların olduğu sahneler çok hoş.

Bir de tüm sezonların istisnasız tüm soundtrackleri müthiş! Dinleyin derim, Her modunuza uyacak şarkıları seçip koymuşlar sanki.



5. La Casa De Las Flores

Imdb Puanı: (7,8/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (7,4/10)

Ve yine tesadüfen görüp izlemeye başladığım, popüler olmayan ama azınlıkta ve kendisine bağlı bir izleyici kitlesi bulunan La Casa De Las Flores, yani The House of Flowers, Çiçek Evi tam bir pembe dizi tadı veriyor.  İlk anda diziye adapte olmak dahi zorluyor insanı. Çünkü bazı karakterler sanki kelimelerin üzerine basıyor gibi konuşuyor (Paulina, zerre sevmediğim bir tip) ve trajikomik dramatizmin hakkını veriyor. Aynı zamanda fazla açık ve absürt sahne var. Ama sonrasında öyle bir alışıyorsunuz ki, bir bölüm daha bir bölüm daha akmış gitmiş.

La Casa De Las Flores aslına bakılırsa tür olarak Kara Mizah olarak geçiyor, yani şu kara komik, absürd komedi, kara mizah konusundan da bahsetmek lazım gerçi. Okuyucularımızdan, izleyicilerden birçoğu hala iki ayrı şey gibi nitelendiriyor bu türü ama tek bir kalıp. Günlük yaşamdaki "kara" olayları "mizah" ile "ağlanacak halimize gülüyoruz" moduna taşımak, tam olarak kara mizah tarifi olabilir. Bu dizi de bunu amaç edinmiş, aslında entrika ve pembemsi şeyler bize çok şey anlatmak istiyor. O yüzden de La Casa De Las Flores'i ayrıca sevdiğimi belirtmeliyim.

Bir de yine sevdiğim iki özelliği var ki; biri her bölümünün adı bir çiçek ismiyle başlıyor. Nergis; yalanın simgesi. Kasımpatı; acının simgesi gibi. Oldukça hoşuma gitti. Diğer özellik ise; jenerik kısmı çok nostaljik. Sanki Frida Kahlo bir yerden çıkacak hissi veriyor. Şu anlık dizi 2 sezon ve sezon finali de vaow dedirtecek şekilde bitti, ama 3.sezonunun da gelmesi planlanıyormuş.

Bir doğum günü, bir ölüm, bir yalan aynı gün hepsi birleşince neler oluyor La Casa De Las Flores dizisinin başlangıç konusu oluyor. Meksika'da geçen konusu itibariyle dizi için tavsiyem, ilk bölüme bakarak karar vermemeniz çünkü yoğun bir yaş sınırını aşan sahne havaları var, ama buna rağmen birkaç bölüm daha izleyin ve akışına bırakın. Zaten 30'ar dakikalık oldukları içinde hemen bitirebilirsiniz. Alt mesajları da unutmayın. :)

Hepsini yine sevdiklerime göre sıralamam gerekirse; Vis a Vis > La Casa De Papel > La Casa De Las Flores > Las Chicas Del Cable > Tiempos De Guerra olarak söyleyebilirim. Elite, Narcos gibi dizilerde listemde fakat henüz başlamak için zaman bulmamakla birlikte, ilgimi çekip hemen atılacağım düzeyde de değiller. Belki elimdekiler bittikten sonra. :) Her halükarda burada beğenirsem eğer 5 dizi önerisi serisine eklenmiş olarak göreceksiniz.



Sanırım İspanyol dizilerde aynı zamanda aynı tanıdık yüzleri görmek de insanı mutlu edip diziye bağlayabiliyor. Vis a Vis ile LCDP arasında ortak oyuncuların bulunması, yine Vis a Vis ile LCDC arasında da olması güzel.

Özetleyecek olursam yorumlarım da bu şekilde. İzlediğiniz diziler varsa içlerinden yorumlarda buluşalım, izlemeyenler içinde umarım önerilerim yeterli olmuştur. Şimdiden keyifli izlemeler, iyi seyirler dilerim. Bir sonraki seride görüşmek üzere. 🎬

10 yorum:

Haydi yoruma :)

Motivasyonlu

Yenilenmenin İlk Adımı: Bahar Listesi

Mart 10, 2020 Ruhuna Renk Kat 16 Yorumlar


Mart ayı geldi, cemreler düştü havalar ısınmaya başladı derken kendimiz için de bir tazelenme hareketi başlatmamız gerekiyor diye düşündüm ve yine koşa koşa buraya geldim. Instagram'da bir liste oluşturdum ve gelen yorumlar üzerine epey de sevildi. :)

Geçenlerde tasarladığım bahar rutini listesi için hayatımızdaki temel noktalardan yola çıktım. Aslına da bakarsanız, hayatınıza katmanızı çok isteyeceğim şeyleri ekledim. Hele ki şu ılık, hafif rüzgarlı, üstlerde hala montların ceketlerin olduğu ara sıra yağmurlu bahar havaları kalp ben durumu mevcutken içimdeki keyifli Kübra'yı size tarif etmem zorlaşıyor.



İsterseniz çok konudan sapıp farklı muhabbetlere geçiş yapmadan, ana temamızdan ilerleyeyim. BAHAR GELİYOR! Ve ben de diyorum ki; o zaman tazelenelim, yenilenelim ve yepyeni bir sen ortaya çıksın! Haydi şimdi bahar listemizin detaylarına bakalım.

Öncelikle bu listeyi Ruhunarenkkat instagram hesabının motivasyon öne çıkanlarından tıklayarak ulaşabilir, ay sonunda tamamlama listesine yaptıklarınıza tik atarak gönderebilirsiniz. Yazı sonunda ise; sizin için tasarladığım baskı alınabilir, yine gözünüzün göreceği bir noktada duvara, masanıza vs. yapıştırabileceğiniz pdf halini bırakıyorum. Umarım bahar hepimize bol şifalı gelir.🙏

Bahar Rutini Listesi Nedir?


Vücudumuz ve yılın genel olarak enerji dönümleri için ara ara dinlenmek, arınıp tazelenmek şart hale geliyor. Bu sebepten de kendimize bahar aylarında özellikle de sonbahar başlangıcı ve ilkbahar başlangıcı gibi dönemlerde bir rutin listesi oluşturmamız, ruhumuza iyi gelecektir.

Bahar rutini listesi, kendinizi iyi hissettirecek birçok rutinin bulunduğu, aynı zamanda 21 gün kadar kadar kısa bir süre boyunca uyguladıktan sonra artık sonraki günlük yaşamınızda günlük olarak eklenebilecek rutinleri ortaya çıkartan bir liste. Ki biliyorsunuz ki; beynimiz bir alışkanlığa dönüşebilmek için 21 güne ihtiyaç duyuyor. Bence bu listedeki birçok şey kolay yoldan böylelikle hayatımıza adapte olacaktır. Hali hazırda ayın bitmesine de 21 gün kalmışken...

Dilerseniz, listede bir iki cümleyle neler yer alıyor ondan bahsedelim.

15 Maddelik Bahar Listesi:


☐ Önce kendini sev:
Artık ilk işimizin kendimizi sevmek olduğunu biliyoruzdur. Kendimizle barışık, huyumuzla fiziki özelliklerimizle kendimizi bir bütün olarak sevmemiz gerekiyor. Her sabah aynada kendinize şöyle bir bakın ve öpücük atın. Ne de güzelsiniz!

☐ Her gün pencereyi aç ve ortamını havalandır:
Özellikle kışın kapalı alanlardan neredeyse hiç çıkmadık, ama ona rağmen her gün rutin haline getirdiğim bir şey var. Kış soğuk demeden, camlarımı şöyle bir açıp en azından 5 dakika içerideki kirli havanın dışarı çıkmasını ve bulunduğum odanın temizlenmesini sağlamak. Annelerden kızlarına geçen rutinlerde bugün. :) Kışın o soğukta açmasını hiç anlamazdım, "üşüyorum ama nedeeen" derdim. Şimdiyse ondan önce davranıp açıyorum, aynı havayı solumayın.

☐ Bol bol yürüyüşe çık, kendini sahile göl kenarına at:
Üşenmeyin, havanın durumuna göre giyin rahat kıyafetlerinizi şöyle bir deniz havası göl huzuru içinize çekmeye gidin. Suyun dinginliği ruha şifadır.

☐ Günde en az 2 lt. su iç:
Bunu çok unutuyoruz! Hatta gün içinde içtiğimiz kahve, çay, meyve suları onun yerine geçer sanıyoruz. Hayır, suyu saf haliyle için. Dengelenin, vücudunuzdaki canlanmayı hissedin. Onun çok ihtiyacı var, emin olabilirsiniz.

☐ Doğa gezintisine çık, toprağa dokun:
İşler güçler, keyifler derken elimizde hep teknolojik aletler var. Şimdi hepsini bir kenara bırakın, dışarı çıkıp çimlere oturun, elinizi toprağa sürün. Negatif yükleriniz toprağa aksın.

☐ Her gün hayatındaki bir şey için teşekkür ve şükür et:
Bu ay ile birlikte hayatıma giren ve size de mutlaka önereceğim bir rutin. Akşam küçük bir deftere veya kağıda, o gün başınızdan geçenleri hissettiklerinizi düşünerek bir olumlama notu çıkarın. Daha doğrusu bir şey için o güne teşekkür edin ve yazın. Hem geriye dönüp baktığınızda teşekkürleriniz, şükürleriniz iyi hissettirecek hem de yazarak o an daha ferah hissedeceksiniz. Minicik mutluluklar, kocaman güzelliklere sebep olur.

☐ Günde en az 5 dk. nefes alma egzersizi yap:
Meditasyona, yogaya zaman bulamıyorsanız kendinizin meditasyon uzmanı olun. Rahat bir ortamda oturun, hoş kokular, loş ışık eşliğinde derin nefes alıp verme egzersizleri yapın. İyi enerjiler yüklensin bedeninize...

☐ Ruhuna iyi gelen müzikleri dinle, dans et: 
Özellikle akşam saatlerinde çok yoğun, ağır şarkılar yerine daha sakin şarkılar dinleyin. İçinizden geliyorsa dans edin, sevdiceğiniz varsa elini tutup dansa kaldırın. Müzik ruhun gıdasıdır diye boşa denmemiş. :)

☐ Sosyalleş, cafeden çık açıkhava etkinliklerine katıl:
Evde oturup, kendinle vakit geçirmek güzel. Ama arada sohbet arkadaşları, açıkhava da gerçekleşen keyifli aktivitelere de katılmak şart. Biraz sosyallik enerjini yükseltir. Gün sonunda yorulsan da önemli değil, keyifliydi. :)

☐ Ailenle birlikte verimli (internetten uzak) vakit geçir:
Şu maddenin üstüne basa basa söylüyorum ki, artık günümüzün çoğu internet ve telefon başında geçiyor. Oysa eskiden öyle miydi? Cidden büyüklerimizin neden böyle dediğini artık daha iyi anlıyorum. :) Ailenizle yüz yüze olduğunuz ortam en güzeli, ister sohbet edin ister televizyon izleyin. Ama hep beraber birkaç verimli saatiniz olsun. Aile; instagramda atılan son posttan daha önce gelir.

☐ Tam peeling zamanı! Kendine bahar bakımı yap:
En başta da dediğim gibi yenilenme zamanını değerlendirmek gerek. Bakım malzemeleri ortaya çıksın, cildimizi yeni bir mevsime hazırlıyoruz.

☐ Haftada en az 1 gün internet detoksu yap: 
Ben bunu uzun uzuuun şu yazımda anlattım. Mutlaka okuyun ve "haftada en az 1 gün telefonu elinizden bırakın" :)

☐ Bahar temizliği yap, bulunduğun ortamı arındır:
Odanı veya evini, ofis masanı şöyle bir temizlemenin, toplamanın vakti gelmedi mi? Yaymıyoruz, her şeyi daha düzenli ve en azından bir sonraki dağıtmaya kadar ferah hale getiriyoruz. :)

☐ Sokak hayvanlarını besle ve sev:
Onların da sevgiye muhtaç olduğunu unutmamalıyız. Sevemiyor, dokunamıyor, korkuyorsak bir kap su bir kap yiyecek de olur. Yeter ki unutmayalım.

☐ Bir tohum bırak toprağa, bir fidan veya çiçek dik:
Tam zamanı şimdi, bir tohum atıp ardından yazla birlikte yeşillenişini, çiçeklenmesini izlemek harika... Şimdi toprakla uğraşalım ve bir çiçek dikelim mesela. Ne iyi gelecek...

Ve bu listeyi göz önünde bir yere asıp ✔️ atmak için aşağıdaki bağlantıdan indirme işlemini gerçekleştirebilirsiniz. Şimdiden hepinize keyifli çiçekli mevsimler dilerim. Motivasyonlu yazıların devamı gelsin istiyorsanız, evet gelecek. :) Hoş kalın, çiçekler benden size.💐

Ruhunarenkkat Bahar Listesi 

16 yorum:

Haydi yoruma :)

Bakımlı,

Sephora Hediye Seti

Mart 03, 2020 Ruhuna Renk Kat 6 Yorumlar


Mart ayının ilk yazısı olan bir bakım yayınımdan daha merhaba! Bu yazıda ilk kez deneyimlediğim ve yorumladığım bir marka ile karşınızdayım. Ta ta ta taam Sephora karşınızda!

Bazı zamanlarda şansımın kırıldığını hissetsem de, böyle şeyler nadir olarak beni bulabiliyor. Yılbaşında Emaar Square Mall'ın bir çekilişine katılmış ve Duygu Özaslan'ın 10 kişi için hazırladığı Sephora setinin kazananlarından olmuştum. Tabii aşırı sevindim! Cilt bakımı için neredeyse eksik listemin başında gelen birçok ürün bu setin içerisindeymiş. Bazılarını denediğim kadarıyla, bazılarını da özellikleri bazından yorumlayacağım. Uyarırım ki çoook uzun bir bakım yazısı olacak, hazırlanın! Şimdi neler var bir bakalım.



The Heating Mask
Vitamines C+E Ultra Glow Serum
Super Matte Moistruizer
Cooling Eye Pads
Hair Glitter Highlighter
Penguen Sünger
Frosted Part Skincare Surprise 4 Skincare Products: (kutuyu da makyaj süngeri kutusu yaptım:))
  • Baume Mains Coconut Hand Balm
  • Patch Nez Charbon Charcoal Nose Strip
  • Cucumber Eye Masks
  • Lychee Face Mask

Tüm bu ürünler hakkında kısa kısa yorumlarıma da geçeyim böylece size hem özelliklerinden hem de fiyatından bahsedebilirim.

♡ Sephora The Heating Mask - Sauna Maskesi : 


Anında rahatlama ve sauna efekti verme konusunda bir vaat eden bu maske yine güzel bir içeriğe sahip. Fakat denemediğim, deneme cesaretini göstermediğim ürünlerden. Çünkü cildim aşırı hassas ve içerisindeki doğal etkenlere rağmen cilde bir sıcaklık ve sauna etkisi verdiğinden maske kullanımından uzak durdum. Geçmişte de sivilce tedavisi görünce ve cildim hala dönem dönem kızarmalara maruz kalınca, her ürünü veya maskeyi uygulayamıyorum.

Maskenin fiyatı 28 TL. Eğer yorgun bir cilt hissine sahipseniz, biraz dinlenmek hakkınız. Çünkü bu maske hakkında da güzel yorumlar okudum. Şans verilebilir.

 Sephora Vitamines C+E Ultra Glow Serum - Ultra Aydınlatıcı Serum:


Setin içerisinde çok beğenerek kullandığım bir diğer ürün de bu aydınlatıcı serum oldu. Hatta günlük kurtarıcım bile diyebilirim size. Cilt tonunu eşitlemeyi, aydınlatmayı ve kusurları çizgileri azaltmayı hedefliyor. Bu vaatlerinde de oldukça başarılı, çok sevdiğimi söylemeden geçemem. 89,90 TL fiyatı olan bu Glow Serumu sabah cildimi yıkadıktan sonra kullanıyorum. Temiz bir cilde uygulamak en önemlisi. Hızlı bir nem hissi ve ardından aydınlık, yumuşak bir görünüme geçiyor. Tam ihtiyacım olan nem hissini bu ürünle aldım.

Aynı zamanda ilk serum kullanışım olduğu için işin acemisiydim biraz fakat etkisi muazzam. Gözlemlediğim kadarıyla da yaklaşık 1 aylık kullanımım sonucu sanki cildim daha sıkı ve pürüzsüz hale geldi. Sanırım bittikten sonra tekrardan alacağım bir ürün daha bulmuş oldum. Her sabah cildimi yıkadıktan sonra bunu sürüyorum ve neredeyse akşama kadar etkisi devam ediyor.

Hatta annemde de kullandığımız bu ürün yine etkili olduğunu gözümde kanıtladı. Kendisinin cildi yağlı olmasına rağmen mat görünüyordu, bu serumu düzenli kullanınca aydınlık ve daha canlı bir cildi oluştu. Her yaşın kullanması avantajlı diye düşünmeye başlamadım değil.

İçeriği %97 doğal içerik olmakla birlikte, deniz yosunundan elde edilen doğal peptidler cildinize yoğun bir sıkılaştırıcı etki uygular. Ve sonucu ışıldayan canlı bir cilt. Özellikle cilt tonundaki dengesizlikleri ve pütürleri de bende yok etti. Öve öve bitiremeyeceğim bu serumu alalım, aldıralım.


♡ Sephora Super Matte Moisturizer - SUPER MAT Nemlendirici Krem:


Günlük krem olarak da kullanılan ama benim makyaj bazı olarak tercih ettiğim krem. Güzel bir yumuşaklık hissi yapıyor. Cildimi nemlendirmeden de fondöten veya bb gibi ürün kullanmadığım için normal kremlere göre bu tarz bir ürün benim için ideal oldu. Ekstra pudra kullanma ihtiyacım da olduğu zamanlar ortadan kalkmış oldu böylelikle, hoş pudramda var onu da seviyorum ama neyse özel günler için diyelim. :)

İçerisinde paraben gibi birçok katkı maddesi bulunmuyor, bayağı güzel. Aynı zamanda %90 doğal içeriklerden oluşuyor ve hiyaluronik asit içeriyor. Bu karma-yağlı ciltler için ideal. Pudra ile de formüle edilince mis bir ürün oluyor. Dilerseniz her sabah akşam yüz-boyun bölgenize uygulayabilir, dilerseniz makyajınızın en altına baz olarak kullanabilirsiniz. Tercih size kalmış. Yağlılık, sivilce ve gözenekler derdinizse Süper Mat Nemlendiriciye, ki gerçekten de adı gibi SUPER MATTE kendisi, o yüzden şans verebilirsiniz.

Bu arada fiyatı da 59,90 TL. Bu kadar doğal ve kalite bir krem için oldukça uygun bir fiyat.

♡ Sephora Cooling Eye Pads:


Sürekli kullanılabilir ürün, içlerinde en sevdiklerimden oldu. Türkiye'de yine koleksiyon parçası olduğu için satışta yok ama farklı ülkelerde satış fiyatı 50 TL'yi bulabiliyor. Bu göz pedleri gözleri dinlendirmek, kızarıklığı şişliği ve morluğu azaltmak işlevlerine sahip. Ki gerçekten de başarılı.

Kullanmadan önce 15 dk buzdolabında bekletiyorsunuz. Ardından gözlerinize yerleştirip 15 dk meditasyon müziği açıp (şaka şaka istediğiniz müziği tabii :D) bekliyorsunuz. Sonrası mı? Rahatlamış, ferahlamış, canlı ve aydınlık görünen gözler.

Benim göz altlarım normalde fazlasıyla mor. Bunları kullandıktan sonra o morluk azaldığı gibi, daha da iyi hissettim. O yüzden tavsiye ederim, bulabilirseniz mutlaka alın. Daha sonra tekrar tekrar kullanabilirsiniz. Ömürlük bir ürün yani.


♡ Sephora Hair Glitter Highlighter - Işıltılı Aydınlatıcı:


Hem saça hem yüze hem de vücuda uygulanabilen bir Aydınlatıcı bu. Yoğun bir ışıltısı var, yapışmaz ve kolay uygulanabilir bir şekilde. Saçımda bu tür şeyleri sevmediğim için kullanmadım, fakat kabının jelatininden taşan bir kısmını elimin üzerine ve cildime denediğimde gerçekten ışıltılı olduğunu fark ediyorsunuz.

Sephora'nın kendi sitesinde gümüş ve altın rengi bulunuyor, fiyatı da 20 TL şeklinde. Özellikle gece gezmelerinde de kullanılabileceğini düşünüyorum. Fakat yoğun bir renk olduğu için bana kalırsa günlük kullanıma uygun değil. Parlak parlak dolanmak ne bileyim yani. :)

Ürünün tek eksisi minik de olsa deneyimimle şunu söylettirebilir; yapışmaz dese de cildinizde kullandığınızda elinizde arta kalanlar bile hafifte olsa dağılıp her yeriniz ışıltıya bürünebiliyor. Sanırım uygulamadan önce sabitlenmesi için bir baz kullanılması en doğru olacaktır.

 Sephora Collection Penguin Sponge - Penguen Sünger: 


Bildiğimiz koleksiyon sünger. Görüntüsü sebebiyle kullanmaya kıyamadım itiraf ediyorum ki. Tam bir zulacıyım. Ama banyo süngeri veya cilt bakımı için bile kullanılabilir o derece yumuşak. Fiyatı yaklaşık 20 TL civarı. Türkiye'de olmadığı için farklı ülkelerden bakabilirsiniz.

 Sephora Coconut Hand Balm - Hindistan cevizli El Kremi:

2 dokulu, 6 farklı içerikli çeşitleriyle günlük kullanım yardımcısı el kremi. Bana hediye edilen hindistan cevizliydi ve bilirsiniz ki hindistan cevizi yumuşatır, pamuk gibi yapar. Ki bu el kremi de öyle yaptı ve o kadar kalıcı ki, daha ilk kullanımdan farkını görmeye başladım. Hem nemlendiriyor hem de o nemi elinizde hapsediyor sanki, üstelik kokusuyla beraber. Çok hoş bir kokusu da var. Gerçi tabii hindistan cevizi olmak bunu gerektirir. :) Mutlaka öneririm çok sevdim, fiyatının karşılığını verenlerden. Satış fiyatı da; 24,90 TL.

♡ Sephora Patch Nez Charbon Charcoal Nose Strip - Kömür İçerikli Burun Bandı:


Aktif kömürü yüz maskeleri ve jelleri dışında çok seviyorum. Bana göre de bayağı etkililer. Denediğim bu burun bandında da, kömür içeriği bulunuyor. Vaatleri; tıkanmış gözenekleri açmak, siyah noktaları gidermek, pürüzsüzleştirmek. Kullanımı da çok basit; temizlenmiş cildinizi ve burnunuzu hazırlayın. Ardından hafifçe burnunuzu ıslatın. Bandın jelatinini çıkartıp burnunuzun üzerine yapıştırın. 10 dk bekleyin.

Sonucunda; vaatlerinden birini gerçekleştirdi o da tıkanmış gözenekleri açmaktı. Onun dışında cildimde bir matlık ve hafif soyulma oluştu. Tam olarak beklentimi karşılayamadı ne yazık ki. Fakat burnunuzu daha çok ıslatarak yapıştırırsanız belki de daha iyi bir etkisi olabilir. Tekli fiyatı 10 TL, üçlü olarak 20 TL.

♡ Sephora Cucumber Eye Masks - Salatalık Özlü Göz Çevresi Bakım Maskesi:


Salatalık özlü göz maskesi haftada 2 kez öneriliyor. Tek bir kullanımlık olduğu için yorumumu o şekilde yapıyorum. Satış fiyatı 22 TL olan bu maske, göz altlarında aydınlık ve canlı bir görünüm vaat ediyor. Malum evlerimizde uyguladığımız salatalık dilimlerini maske yapma işlemi de biliyorsunuz ki gözleri dinlendiriyor ve daha canlandırıcı etki ediyor. 

Maskeyi 15 dk. göz altlarınızda bekletiyorsunuz. Tabii cildinizin temiz olması da ekstra avantaj sağlayacaktır. İlkten serin bir his verirken, daha sonra o ferahlama geçiyor. Bantları da kaldırdığınızda arta kalan özü göz altlarınıza masaj yapabiliyorsunuz ama benim cildimde o kadar masaj yapılacak öz kalmamıştı, ya fazla çekti ya da özü azdı zaten. Yine de masaj yapsam da kuru bir tene dönüştü. Fakat aydınlık görünümü fark ettim. Daha açık ve ışıltılı bir göz altı oluşturdu. Sonrasındaki kuruluk olmasa eminim daha çok severdim. 

Bu tip ürünlerde, özellikle kağıt maske türevlerinde daha çok nem ve ferahlık ihtiyacı hissediyorum. O yüzden benim için ortalamaya yakın bir etkide kaldı.

♡ Sephora Lychee Face Mask - Liçi Yüz Maskesi:

Sağlıksal açıdan birçok faydası bulunan Liçi meyvesi, bu maskenin özünde de yer alıyor. Liçi cilt için koruma sağlamakla birlikte parlaklık ve nem ihtiyacını da karşılıyor. Böylece cilt yatışıyor ve daha sağlıklı görünüyor. Sephora'nın Liçi özlü yüz maskesini hafta sonu bakımıma katmıştım.

Maskenin fiyatı 22 TL ve güzel bir etkisi var. Liçi maskesini temiz yüzünüze uyguluyor ve 15 dakika bekletiyorsunuz. Verdiği serinlik ve nem hissini anlatamam. Çok güzel bir geri dönüşüm aldım. Hem nemlendirdi, hem serinletti ve rahatlattı hem de maskeyi çıkarıp arta kalan masaj özlerini yedirdikten sonra nemli ve ışıltılı bir görünüm oluşturdu. Bir daha alacağım ürünler arasına da girdi.

Tavsiye edip, yorumladığım ürünler de bu şekilde sona ermiş oldu.

Ve artık yazıyı da sonlandırmam gerekirse birçok güzel ürünle beni tanıştıran başta Emaar Square Mall ve Sephora Türkiye'ye çok teşekkürler. Bir iki ürün haricinde her birini bir şekilde rutinime katıp denedim ve kullanımına devam ediyorum. Aynı zamanda bazılarını da bittikten sonra alacağım. Bu arada en baştaki Sauna Maskesi ve Highlighter Glitter ürünlerini Gardrops , Modacruz ve Zebramo hesaplarıma ekledim. Size uygun olandan almak isterseniz renkli yazdığım bağlantılarına tıklayabilirsiniz.

İçlerinde denedikleriniz de varsa yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Yeniden görüşelim canlar! Hoş kalın.

6 yorum:

Haydi yoruma :)

Dizili Filmli

Küçük Prens (Le Petit Prince) Film Yorumu

Şubat 22, 2020 Ruhuna Renk Kat 10 Yorumlar


Bayıla bayıla yazacağım bir konuyla geldim huzurlarınıza. TEOTFW dizisinin yorumundan sonra, aşırı eğlenerek keyifle yazdığım konu oldu kendisi. Ki bilen bilir "Küçük Prens fangirl"üyüm biraz. Biraz değil, bayağı! Küçük Prens standı oldu mu gözlerinden kalpler uçuşan, en sevdiği kitabı olan ve başucunda saklayan, kar küresinden defterine her şeyini alan (uygun buldukça:D) biriyim. Bunu yakınımda olanlar biliyor. Bana bir küçük prens verin dünyayı yönetelim. :) Kendini kaybeden bir Küçük Prens fangirl'ü de ektedir. :)



Geçtiğimiz ay sevdiğim bey ile yılın ilk filmi olarak 2015 yapımı olan Küçük Prens'i (Le Petit Prince) seçmiştik. Ve yine bir doğru tercih yaptığımızı anladık. Bunca yıl bunu nasıl izlemedim, ona da ayrıca hayret ediyorum ama o başka konu.

Önce şunu bildirmem gerekir ki, animasyon filmlere aşırı hayranlık besleyen biriyim. Yetişkinler için olandan bile daha anlamlı geliyorlar bana. O yüzden yerleri hep ayrıdır. Küçük Prens'im de artık bu kategorinin baş köşesine oturdu. (Tabii gönlümün efendisi Nemo'dan sonra:) )

Filmi anlatmaya ve kendimce yorumlarından bahsetmeden önce birlikte fotoğraflarına da bakalım istedim. Şu güzelliklere bakar mısınız yahu? Koleksiyon yapacağım koleksiyon! (sevgili bana tilki oyuncağı litfen) ♡

Her şey "bana bir koyun çizer misin?" ile başladı.








Gelelim akıllarda ki ilk soruya; "Küçük Prens kitabı ile filmi alakasız mı? Kitaptan çok mu kopuk?" Film gerçekten tamamen kitap içeriğiyle uyuşuyor, repliklerden çizimlere kadar her şey özenle  ve hikayenin anlam bütünlüğünü bozmadan yapılmış. O yüzden çok mutlu oldum. Özellikle de ezbere bildiğim kısımları filmle birlikte tekrar etmek müthiş hissettirdi.

İkinci soruya gelecek olursak; "peki ya küçük kız ile amca kim, onlar ne alaka?". Küçük kız aslında ana hikayeyi başlatan, yaşamının taşınmasıyla şahane bir yolculuğa dönüştüğüne şahit olacağımız kişi. Dedemiz ise çok tonton olduğu kadar, her şeyin başlangıcı, ilk başında yer alan. Spoiler vermeyeceğim ama öğrenince çok mutlu olacağınız biri.

Filmde canlandırmalar o kadar hoş ki, açıkçası imdb puanının 7,7 olmasının sebebini düşündüm. Tilkimize bayıldım yalnız, bir oyuncağa (?) göre çok tatlıydı. "hrrr..." diyişi kalp biz. :)  Bunlar dışında şöyle bir gerçek var ki; önce kitap sonra film. Her film veya dizi için bu prensibi geçerli kılarım. Çünkü önce kitabı okunmalı ve izlenmelidir, böylece kitabı okurken gözünüzde canlandırdığınız karakterlerle daha iyi bir uyuşma yakalıyor veya filmden de tatmin olup/olmayıp ayrılıyorsunuz. Baki kalansa her daim kitabınız oluyor.

Çok güzel bir hikaye kurgusu oluşturulmuş, dümdüz Küçük Prens şunu dedi bunu dedi gibisinden aktarılsaydı bu memnuniyeti vermeyecekti. Ama ilgi çekici bir konu ile "ee şimdi ne olacak?" diye sorular sordurarak izletiyor. Tüm genel yorumumu topladığımda ruhunarenkkat puanı olarak; 8,5 vereceğim. Puanları kırmamın tek sebebi; kitaptaki konu özünü biliyor olmam aslında. Bilmesem daha bir heyecanlı izlerdim, fakat arka fonda bildiğim bir şarkının çalması gibi izledim ve kitabı her daim farklı olacak. Bir de şu iki repliği kullanmadılar ona çok üzüldüm;

"Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan birinde bile bulunsa, yıldızlara bakmak mutluluğunuz için yeterlidir.
"Örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım."
Gerçekten duymayı çok isterdim. İlkini biraz filmde şuna çevirmişler; "yıldızlara baktığımda Küçük Prens'in gülüşünü duyuyorum." gibi. Ama yine de neredeyse çoğu şeyde orijinale sadık kalıp, en ünlü ve en kalbe dokunan iki cümlesini de sunsalardı keşke. Gerçi belki de sunmadıkları iyidir. Alın okuyun arkadaşlarım! Küçük Prens bir çocuk kitabı değildir, yetişkinler için çocuk kitabı bence. İnsanlar büyüyünce birçok şeyi unutuyorlar... Unutulmaması için...

Bir diksiyon dersinde evimizden çok sevdiğimiz ya da şu an okuduğumuz bir kitabı getirerek bir bölümünü seçip okumamız istenmişti. Ben tabii ki Küçük Prens'i seçmiştim. Ama o sınıfta bulunanların bir çoğu bir çocuk kitabından fazlasını tuttuğumdan habersiz bakmışlardı. Haberiniz olsun diye söylüyorum, çocuklarımıza olduğu kadar bize de okutulsa, sevmeyi bilsek biraz daha dünya gül bahçesi olabilir...

Filmi toparlayacak olursam da; filmi izlemenizi isterim. Kesinlikle zaman kaybı olacak ve 1 saat 46 dakikanızı çöpe atacak bir yapım değil. Zamanın nasıl geçtiğini bile anlamayacaksınız. O yüzden tam kefilim.

 Neydi hem...
"Gerçeğin mayası gözle görülmez, ancak yüreğiyle bakanlar görebilir." Yüreğinizle bakacağınız günler olsun.  🌹🌟


 *ilk fotoğraf bana ait, diğer film görselleri ise imdb'den alıntıdır.

10 yorum:

Haydi yoruma :)