Dizi/Film,

Fahrenheit 451 Yorumu-Kitap & Film

Ağustos 02, 2019 Ruhuna Renk Kat 6 Comments


Herkese yeniden merhaba! Bu kez arayı çok açmadan geldim.
Sonunda da kitap bitirebilme mutluluğuna yeniden kavuştum. Uzun zamandır okuduğum (el değiştirdiğim demek daha doğru) kitapları ne bitirebiliyordum, ne odaklanabiliyordum. Sonra aynı tür okumaktan vazgeçtim, biraz daha sürükleyecek kitap seçimi yaptım. Sonucunda ise; Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451 kitabı ile birlikteyiz.

Fahrenheit 451 kitap incelemesini de yapacağım elbette ama bundan önce belirtmek istediğim birkaç şey var.

1. Kitabını okuduktan sonra filmlerini izleyin.
2. Kitabın uyarlaması olan iki film bulunuyor. Biri eski biri yeni nesil denebilir. 1966 ve 2018 yapımı olan Fahrenheit 451 filmi, ikisinde de umduğunu izleyicisine verememiş görünüyor. Bu sebepten önce filmi izlerseniz hayal kırıklığı yaşamanız mümkün.
3. Ben iki filmi izlemeyi de çok istedim fakat üzülerek belirtmeliyim ki eski yapım filmleri sevemiyorum, izlemek çok sıkıcı geliyor. Bu sebepten sadece 2018 yapımı olanı izleyip yorumlamaya çalıştım.

Fahrenheit 451 Kitap Yorumu


Kitap; Guy Montag adlı itfaiyecinin yıllar boyunca sorgulamadan, alarmlara göre işinin başında olmasıyla başlar. Dededen ve babadan kalan mesleğiyle, bunca zaman hiçbir şekilde kitapları neden yaktığını düşünmeyen Montag, Linda ile evlidir ve Clarisse adında 17 yaşındaki bir genç kızla tanıştıktan sonra hayatının değişeceğinin de farkında değildir. Konuştukları, ardından iş sırasında yaşadığı trajik ve akılda kalıcı bir an büyük etkiler yaratacaktır.

Konusunu bu şekilde en basit ve yalın dille anlatabilirim. Fahrenheit 451 Distopya olarak anılsa da bir o kadar da bilimkurgu türüne ait bir kitaptan bahsediyorum aslında... 

Tam olarak bozulmamış bir toplumun geleceği gözler önüne seriliyor, henüz hayal etmediğimiz şeyleri zihnimizde canlandırmaya başlıyoruz.

Bir kitabı yazmak ne kadar zor değil mi? Peki ya bir kitabı yakmak? Düşünsenize, kitaplarımızın yakıldığını. Gerçekten korkunç! İşte Montag'da tam olarak bunu yapıyor, yazıldıktan sonra yasaklatılan fakat evlerde bulunan tüm kitapları yakıyor. İtfaiyenin iş görevi değişiyor...
Kitapta anlatmakla bitmeyecek bir sürü vurucu nokta var. Ama özetlemeyi denersem; yeni gelişen toplum içinde git gide kayboluyoruz... Kitaplardan daha çok sığınacak, daha çok ilgilenecek birçok uygulamamız var artık veya sosyal alanlarımız... Kitap okumaya üşeniyor, video izliyoruz. Kitap almak yerine bambaşka şeylere paramızı harcıyoruz. Git gide köreliyoruz. Karanlığa bürünen toplumlardan olmaya başlıyoruz... Ne yazık ki... Durum böyle.


Birkaç alıntı da paylaşmak istiyorum, haklı bulduğum ve dikkatimi çeken en derin noktaları...

Kitap şöyle tek bir sayfayla başlıyor.

Fahrenheit 451:
Kitap kağıdının tutuşup yanma sıcaklığı...
-
İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyorlar.
...
Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuz firması sayıp, ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor. Kafelerde de genellikle espri makineleri çalıştırılıyor ve genellikle aynı espriler yapılıyor veya müzik duvarının ışıkları yakılıyor ve bütün o renkli desenler inip çıkıyor, ama bunlar sadece renk ve tamamen soyut.
-

Mesele ölen kadın değildi sadece, dün gece son on yılda kullandığım onca keroseni düşündüm. Kitapları da düşündüm. Ve o kitapların her birinin ardında bir insan olduğunu ilk kez fark ettim. Onları düşünüp yazmak için epey zaman gerek. Bu daha önce aklımın ucundan bile geçmemişti.
...
Bir insanın etrafındaki dünyaya ve hayata bakarak bazı düşüncelerini yazıya dökmesi belki bir ömür sürdü, sonra ben geldim ve iki dakikada bam! Her şey bitti.  
-

İnsanlara en popüler şarkıların sözlerini, eyalet başkentlerinin isimlerini veya Iowa'da geçen sene ne kadar mısır yetiştiğini hatırlayarak kazanacakları yarışmalar vereceksin. Onları yanmaz verilerle dolduracaksın, "gerçekleri" boğazlarına tıkıştıracaksın, öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle "zeki" hissedecekler. O zaman, düşündükleri hissine kapılırlar. Hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler. Ve mutlu olurlar, çünkü o türden gerçekler değişmez. 

-

Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.

Kitap kesinlikle çok güzel, hem dili hem konusu açısından benden tam not alıyor. Birçok okuyucuda aynı fikirdeymiş, sayesinde bol bol düşündüm ve akıp gitti elimde kitap...

Şimdi gelelim filmlerine, ama film yorumlarım oldukça kısa olacak sizi çok yormadan anlatayım kısaca. Daha doğrusu kendi yorumumu ve kitapla uyumlarını belirteyim.

Fahrenheit 451 Film Yorumu (2018)


Düşük puanlı ve olumsuz yorumlara sahip bir filme başlamak birçok önyargıyı beraberinde getirmiş olsa da, ilk 40 dakikasında "çok da kötü değilmiş yahu" dedim. İmdb puanı 5.0'da kalmış, HBO'nun üstlendiği başrolünde Michael B. Jordan, Michael Shannon'un oynadığı Fahrenheit 451;  kitapla uyumsuz bir film olmuş. Kitabı okumamış olsaydım, filmini sever miydim ya da tamamını izler miydim diye düşündüğümde ne yazık ki yarısında kapatacağımı biliyorum artık...

Film ile ilgili farklı filmlere ve karakterlere benzetmeler olmuş, ben bu kısımları çok bilemiyorum film kültürümün buna yeterli olduğunu da düşünmüyorum. Ama 1951 yılında basılan bir kitabın ilk filminin de 1966 yılında istenen etkiyi göstermemesine rağmen, 2018 de yeni nesil bir uyarlama yapılmasının nedenini bir türlü anlayamayacağım. Bu kadar uçuk bir uyarlamaya da gerek yok. Kitabı okuyan birinin, filmi izledikten sonra derin bir hayal kırıklığı yaşayacağı kesin.



Guy Montag dümdüz bir karakter olmuş ne yazık ki, olaylar kopuk, Yüzbaşı Beatty'nin bu kadar ön plana çıkarılması, ön plana çıkarıldıysa da Guy ile olan daha doğrusu olamayan derinliği, kitaptaki masum Clarisse'nin burda asi ve çok daha tuhaf bir hayat sürmesi, Montag'ın eşi Mildred Montag ortalarda yok, castta gözükürken filmde yer almaması, efektlerin yavanlığı, filmin sonunun Beatty, Douglas ve Guy için çok farklı olması gibi en önemlisi de kitapta yer almayan Omnis filmin dibe vurma sebeplerinden...

Her şeyi geçtim de VR kameralarla dolaşacak zamana nasıl gelindi, kitaplardan nasıl vazgeçildi keşke bilinseydi ve mekanik tazı olmalıydı...

Fahrenheit 451 hakkındaki genel yorumlarımı da sonuca ulaştırmam gerekirse; kitabını kesinlikle herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabın size katacakları sandığınızdan da fazla olacak. Fakat boş vaktiniz varsa ve doldurmaya yer arıyorsanız dahi filmini izlemeyin.

Kitabını okuyan ve filmlerini izleyenlerin de yorumlarını aşağıda bekliyorum. Umarım incelemem de herkese yararlı olmuştur. :)

Tekrar görüşmek üzere o halde, kendinize çok iyi bakın. :)

6 yorum:

  1. Düşünerek okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle, bakış açılarımızı değiştirecek fazlasıyla mesaj içeren bir kitap..

      Sil
  2. Çok merak ettiğim bir kitap, yorumun için sağ ol :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğunuzda da beğenirsiniz umarım, rica ederim :)

      Sil
  3. Kitabı yakın zamanda okudum ben de. Aslında bazı tasvirleri anlamakta çok zorlandım. Özellikle yeni kurulan dünya düzeninde kullanılan cihaz veya eşyaları kafamda oluşturamadım başlarda. Ayrıca Montag'ın konuşmaları ve düşünceleri de hep bir kopukluk, tekrar üzerineydi. Bu da sanırım iletişimin körelmesine ve kitapsızlığın yan etkisi olan kelime hazinesindeki zayıflığa işaretti. İnce düşünülmüş bir hikaye. Çok keyifli bir okumaydı. Teşekkürler, emeğinize sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle ilk anlarda ben de böyleydim tam olarak, tasvirler derin mesajlar içeriyor tabii okudukça da tüm parçalar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Benzerini görebileceğimiz anların, hiç akla gelmeyen bir şekilde hikayeleştirilip aktarılması çok güzel. Beğenmenize çok sevindim tekrar görüşmek üzere, sevgiler :))

      Sil

Yorumlarınızı bekliyoruz