Hayata Dair

Bir Kahve Hikayesi

Ağustos 08, 2019 Ruhuna Renk Kat 4 Comments


Blog yazarı olmanın en güzel yanı hele ki bir de kişisel blogsa; içini dökebilmek, umursamadan hissettiklerini buraya aktarabilmek bence...
Bugün o kadar çok anlatasım, tek bir adamdan o kadar çok bahsedesim var ki...
Yazılarımda ara ara "Sevdiğim Bey"den bahsediyorum, ama o bu tanımdan çok fazlası ve hiç böyle onun için geçmemiştim bilgisayarın başına...
Umarım ansızın bloga girip baktığında, dünyanın en mutlu adamı olur (bir kez daha, azıcık şımarayım ben de:))
...

....
Bir kahve hikayesini anlatacağım size...
İşe başlamışım, ilk günüm nasıl heyecanlıyım... Saatler geçtikçe rahatlıyorum, alışıyorum, derken... Uykudan yeni kalkıp gelmiş mahmur bir çipil bakışlı adam geldi...Hiç göz teması kurmayan, mesafeli... Neredeyse sıfıra yakın bir diyalogumuz vardı, her gelişinde brownie intense alırdı, düşünceliydi de... Sonra iş çıkışları, çay ve kahve molaları ile denk gelmeye başladık, bir baktım gülüyorum, uzun zamandır olmadığı şekilde kahkahalarla, güldürüyor yahu bu adam beni hep bir şeyler anlatsın istiyorum çünkü komikli... Biraz daha zaman geçiyor, haftalar, aylar... Belki biraz hatalar, karışıklıklar, sıkıcı geçen zamanlar... Bunların ardından telefonum ilk kez çalıyor onun tarafından, daha öncede konuşurmuşuz gibi saatler süren bir konuşma, yine bol kahkahalı.. Hiç yabancılık hissetmiyorum, hatta yıllardır varmış gibi hayatımda öyle tanıdık, öyle bildik.. Hastalanıyorum endişeleniyor, çikolata istiyorum kucak dolusu çeşit çeşit yığıyor önüme, iş çıkışı diyorum kahve diyor, yemek diyorum tatlı da mı yesek diyor, ne zaman geleceksin diyorum dükkan kapısının önünde bitiyor.. Sahneye çıkıyordu o sıralar, sahne öncesinde ya da ara verince arıyor, sahne bitiyor ben uyuyorum o bana saçma da olsa komik bir mesaj atıyor.. Mutluluk.. Eğleniyoruz birlikte, birbirimizle dertleşmeye de başlıyoruz aslında... Acılarımız, yaralarımız, üzüntülerimiz yavaş yavaş birleşiyor gibi... Yakınımda duruyor, iş çıkışlarında eşlik ediyor, fırsat buldukça telefonda çene çalıyoruz, geçiyor zaman... Geçtikçe, güzelleşiyor fark etmeden...

Fark etmezdim öncesinde güzel şeylerin içimi doldurup taşırma ihtimalini... Çok gülen, ama sık üzülen bir kızdım. Bunca şeyin üstüne insan artık yaralanmak istemeyip sadece hayatını yaşamaya odaklanıyor, bilirsiniz. Durduk yere hayal kurmayı da bırakıyor, günü geçirme derdine düşüyor... Böyleydim aslında, ikimizin hayatında da yanlış insanlar olmuşken, iş güç stres derken bu adam benim yoldaşımdı, sırdaşımdı... Bir anda olmuştu, ansızın... Zaten ansızın olurmuş ya böyle şeyler, öyleymiş işte...

İlk görüşte aşk değildi belki ama usulca ve gitgide büyüyen bir aşktı... Standart bir tatlı ve kahve buluşması akşamında hissettiğim duygulardı buraya getiren, bunları yazdıran... O akşamlardan birinde ilk kez uzun uzun baktı gözlerime, bu anı unutamayacağım ömrüm boyunca... Hani bir şeyler vardır içinizde, söyleyemezsiniz, hatta bazen kendinize "saçmalama daha neler" dersiniz ya, öyle bir andı, tatlımızı yedik, güldük, dertlendik, sohbet ettik, her ne olduysa eve döneceğim anda oldu. Ben ona bakıyorum, sonra kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz, o bana bakıyor, kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz. Romantik bir film değildi ama bu, içimden ilk sarılma isteği de o akşam gelmişti. Yapamadım. Ayrıldıktan sonra uzaklaştırdım her şeyi kafamdan, ama kaçamadım. Bahsettiğim tüm yakın arkadaşlarımın fikrini aldım, oklar bizi gösterdi. Uzaklaşmak istedim, yanlış hissetmişimdir diye düşündüm... Değilmiş. Hayatımın en doğrusuymuş...

Birkaç gün geçti, bir ofis akşamında aklımı ondan alamadığımı fark ettim. Kıskançlık mı dersiniz, abartmak mı bilemiyorum ama o akşam onun en yakını olmak istedim. Ki gecesinde de o elini uzattı. İfşa edemem mesajını ama o mesajı sabahın 7:30'unda onlarca kez okuyup, üstüne ss alıp işe giderken onlarca kez daha okuduğumu biliyorum. Hâla daha açıp okurum. "Yanımdaydı, mutlu olmam için, iyi ki hayatımdaydı..." Sonrası mı? Sonrasında ilk sarılışımızın komikliği, ilk el ele tutuşmamız, ilk sıcaklığımız, ilk sevgilim deyişimiz... Hepsi o kadar farklı ki, hayat bana en özelini çıkarmış biliyorum... Liseli sevgililer gibi olduk, ilk aşk gibi... Her an birlikte yaşandıkça öğreniliyor, büyülenmek bu sanırım... İki çocuk birlikte büyümek, yaşlanmaya söz vermek...

İlk kez birine tüm benliğimle açıldım, korktum ve çok ağladım yanında... Bazense çok sustum, suskunluğumu dinledi kilometrelerce yürüdük ben sessizliğimi anlatabileyim diye, bazen çok kızdık hayata ve anlamsızlıklara. Tek bir an oldu ve o anda da aramızdaki bağı fark ettim. Hani denir ya; "birbiriniz için yaratılmışsınız" diye... Öyleymiş. Tüm yaşadıklarımız, birbirimizi bulabilmemiz içinmiş. Kulağımda bir şarkı çalıyor; "Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana ait olmak..." En özel akşamın, en güzel şarkısı.
Keşkeleri severdim, geçmişimi gömeli de oldu biraz, ama keşkeleri de bu yazıyla bitiriyorum sanırım. Keşke yıllar önceden beni bulsaydın da diyordum, keşke çocukluğumuzu bile birlikte yaşasaydık da diyordum... Artık bahsetmiyorum bunlardan, keşke kelimesini senle en baştan kaldırmalıydım, geç kaldım biraz. Yıllar önce seni bulsam efsane güzel olurdu, şimdiyse olmasa da sorun değil yanımdasın, yıllar sonra ve daha güzel haliyle... Bir sürü insan geçti yollarımızdan, bir sürü şehir ama geçtiler ve geçtikçe bizi yakınlaştırdılar bilmeden.

Kahrımı, nazımı, tribimi çektiğin için teşekkürler ömür. Bana hep gülümsediğin için, canım yandığında yanımda olup iyileştirdiğin için, şanslı olduğumu hissettirdiğin için... Koca gözlerime kitlendiğin, kahveleri bahane ettiğin, beni ailen yaptığın, nefes almayı doyasıya hissettirdiğin, sırıtığını hep güldürdüğün için teşekkürler... Bu yazıyı yıllar sonra tekrar okuduğumuzda aynı aşkla gülümseyeceğimizi biliyorum, o yüzden içimde büyük bir huzur var. "Nasıl da kaptım seni" sırıtışı da yapacağız elbette.

Bilmiyorsun belki ama, en çok ben seviyorum. :) Seni blogger aileme bile anlattım, daha ne olsun. (şuraya kıytırık bir gülüş gelecek) Bir kahve hikayesi olarak başladık seninle, kahve içmeli, kahve ısmarlamalı, kahve bahaneli buluşmalı... Sen benim kahve gözlüm, gülen yüzüm, bal suratım... Sana baktığımda neler hissettirdiğini tahmin edemezsin. Bu yazıda senin çektiğin benim paylaştığım, birbirimizi özlediğimiz günlerdeki şu fotoğrafın anlamını da...

Hayatımın en heyecanlı 1 senesini yaşıyorum, en güzelini... Ailem büyüdü, anlamlar çoğaldı... Daha önce hiç böyle hissetmemiştim sanırım, ömürlük bir yolun başlangıcı, her an için ayrıca heyecanlanıyorum, bazense gerçekliğe inanamıyorum. Bu yazının başlığını "Kübra gelinin günlüğü" mü yapsam? Size çeyiz alışverişlerimi anlatırım. :) Şaka bir yana, içimde anlatma isteği zirvedeyken kelimelerin tam olarak hissimi karşılayamaması üzücü... Sanırım, hiçbir cümle ile tam dolduramayacağım buraları... Hep yarım kalacak cümleler belli ki, ama içimdeki aşk hep tamamlanmış olarak ömrüme katılacak... Ve bundan sonrası için biriktirilecek bir sürü anı, atılacak binlerce mesaj, çekilecek yüzlerce fotoğraf, adımlanacak sokaklar, öğrenilecek şehirler, dinlenecek müzikler, bestelenecek şarkılar, çalıştığımız işler, sesinden duyacağım şarkılar yani daha uzar gider de işte koskoca bir ömür var. İyisiyle kötüsüyle, iyi günde kötü günde birlikte... Biliyorum, mucize olmaya geldin hayatıma.

Aşka dair ne varsa sen oldun. İyi ki!

Bu yazının sonu değil, tüm hayatın başlangıcı... Ve Bir Kahve Hikayesi ikinci, üçüncü ve bir sürü hikayeyle devam edecek, burada...

4 yorum:

  1. Ruh halinizi çok içten yansıtmışsınız. Ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler içten görmeniz beni mutlu etti :)

      Sil

Yorumlarınızı bekliyoruz