Dizi/Film

Dead to Me Dizi Yorumu

Ekim 22, 2019 Ruhuna Renk Kat 2 Comments


Herkese yeniden selam!
Artık buralara uzun aralar vermek yerine biraz daha geriden aktifliğimi korumaya ve ara sıra da yüzümü göstermeye çalışıyorum. Geçenlerde de yine bakınırken Ekim ayında hiç sesimi çıkarmadığımı fark ettim. Hali hazırda da Aşk-ı Memnu bataklığından yeni kurtulduğum için elimde biriken 12 devam eden bitecek diziye rağmen, yeni bir diziye başlama yürekliliğini gösterip daldım buraya. (O değil her Youtube açışımda hala Bihter'i görecekmişim gibi, henüz özlemim dinmedi sanırım.:))

Bu sıra çok sık aynı dizileri görüyorum, genellikle çevremdekiler ve tanıdığım birçok blogger arkadaşım popüler olan trend dizileri takip ediyorlar. Tabii ki Netflix ağırlıkta. Ama ben ne yazık ki Netflix'in her yapımını sevemiyorum, bağımlılığımda yok bu yüzden. (bu kısımda biraz şanslı hissettim) Bazıları gerçekten saçma sapan oluyorken, bazılarını gerçekten eğlenceli ve ilgi çekici bulabiliyorum. Dead to Me de onlardan biri oldu.

Her ne kadar Dead to Me konusu itibariyle ilgi çekse de, vaov dedirteceklerin içerisinde yer almıyor. Türünün kara mizah oluşu benim ilk dikkatimi çekendi, bunun sebebi de sevdiğim beyle izlediğimiz Thesaglams'dan Büş'ün önerdiği After Life dizisini çok seviyor oluşumuzdu. Ufak çaplı olarak ikisindeki kıyasıma da yazıyı sonlandırmak üzereyken değineceğim. Şimdi gelin Dead to Me 'den bahsedelim.



Dead to Me Konusu : 

Geçenlerde izlenecek dizi önerilerimin ilk serisinde bahsettiğim (buradan ulaşabilirsiniz) 2 Broke Girls dizisinin yapımcısı Liz Feldman'dan gelen Dead to Me yine başarılı bir işe imza atmış. Kara mizah, trajikomik, dram ve absürd komedi olarak belirtilen dizi benzer bir hikayeden yola çıkmış ve hisler gerçekçi olarak aktarılmış, konusuysa şu şekilde...

Jennifer Harding yani 2 çocuklu çalışan bir anne olan Jen kocasını bir araba kazasında kaybetmiştir. Araç çarparak kaçmış ve hiçbir delil bulunmayarak dava çözülememiştir. Judy Hale ise nişanlısı yeni terk etmiş fakat özel yaşamında sorunları olan biridir. İkisinin yolları yas inzivasında birleşir. Bu grup içerisinde herkes kendi kayıpları ile savaşmayı ve onları paylaşarak içlerindeki birikimi dışa vurmayı öğrenir. Derken karanlık olaylar herkesi içeri çekmeye başlar. Sırlar hiçbir zaman gizli kalamadığı gibi, yavaş yavaş gün yüzüne çıkar. Günümüzde başımıza gelen veya gelme ihtimali olan olaylar farklı mesajlarla bize aktarılır.

Örneğin; psikolojik baskı, annelik, aldatılmak, erkeklerin kadınlara bakış açısı ve tam tersi olacak şekilde aşırı feministlik gibi birçok konu barındırılıyor.

Bu sırada Jen ve Judy'nin arkadaşlığı gerçek bir kankalığa dönüşürken, Judy Jen'e taşınır ve işler karmaşık bir hal alır. Çarpık ilişkiler, kaybolmayan ve kopulmayan duygular, tüm hisler başarılı bir şekilde ekrana serilir.




Dead to Me kaç bölüm?


Diye soracak olursanız, dizi henüz bu yılın mayıs ayında yayınlandı ve 1.sezonu bitti. 2.sezon onayını da alan Dead to Me 'ciğimiz, ilk sezon 10 bölümken ikinci sezonunda da 10 bölüm olacağı belirtiliyor. 

Her bölüm yaklaşık 30 dk sürdüğü için, diziyi 1 günde bitirebilirsiniz. Zaten ilk bölümden merak etmeye başlayacak ve diğer bölüme geçmek isteyeceksiniz. Bu arada belirtmeliyim ki, imdb puanı 8.1 ve bu gayet iyi bir derece.

Dead to Me Karakterleri :


Jen: Başroldeki kadınlarımızdan ve benim açık ara en favori karakterim olan Jennifer; çoğu izleyen tarafından biraz sevimsiz olarak görünüm sergiliyor. Fakat yine benim böyle karakterleri ekstra benimsememinde etkisiyle, oyunculuğundan tavrına her şeyini çok sevdim! Çalışan bir anne olsa da, evine bağlılığı ailesine sevgisi çok güzel belirtiliyor. Öfke problemi olan ve gözü sinirlenince hiçbir şeyi görmeyen bir kadın, kendi meditasyonunu arabada son ses metal müzik açıp yapan bir kadın (ki bun çok gülmüştüm), yaralı ve yalnız ama bir o kadar da güçlü kalabilen bir kadın. Bunlar gibi birçok sebepten dolayı Christina Applegate'in dram oyunculuğunu aşırı beğendim. 

Judy: Biraz sevimli olup neyse o gibi görünen bir izlenimi olsa da sanki aklından geçeni bir türlü anlayamadığınız bir karakter. Tamam spoiler vermek gibi olmasın da, etmişsin bir halt ama ilk yapman gerekeni sonda yapıp herkesi dramatikleştirmek nedir be kızım? Bitmeyen Steve aşkından bahsetmeyeceğim bile...

Steve: Hazır bahsetmişken, Westworld'ün Teddy'si buraların Steve'i olarak karşımıza çıkıyor. Ama yine salak bir karakter yahu! İlk başta saf salak izlenimindeyken, sonrasında içinden bir sinsi bir kenafir çıktı. Judy'ye davranışını, hor gördüğü anları, dengesizliğini ve mutlu(!) sonunu unutmayacağım karakterlerden. 

Ve dahasında Jen'in Türk gelin-kaynana modellerini aratmaya kayınvalidesi Lorna karakteri, yaşlı evinde çok sevdiğim Judy'nin ilgilendiği Abe amcamız, Jen'in çocukları Charlie ve Henry, Judy'nin görüştüğü dedektif Nick, Jen'in ortağı Christopher gibi birçok başarılı oyunculuk izliyorsunuz. 





Dead to Me'den Akılda Kalanlar :

Dizide bazı mesajların verildiğini belirtmiştim. Bunlar aklımda yer ettiğinden ayrıca bahsetmek istedim.

➨ Jen'i taciz eden adama Jen'in yumruk atması ve "hayır, hayır demektir" demesi.
➨ Jen ve Judy araba Steve hakkında konuşurken, Steve'in Judy'e "kaçık" dediğini belirtmesi ve ardından Jen'in "erkekler bizi bastırmak için çok fazla deli, kaçık diyorlar." cevabı.
➨ Jen'in kocası tarafından aldatıldığını öğrendiği sırada diğer kadına söylemleri sebebiyle Judy'nin "hemcinslerini suçlayan kadınlardan olma" mesajı.

Ve daha birçoğu çok inceydi.
Ardından ister istemez bunları daha detaylı düşünmeye başlıyorsunuz. Kara mizahları bu sebeple daha çok seviyorum diyebilirim. Diziyi izlerken oldukça eğleniyor veya heyecanlanıyorsunuz, bittiği sırada kendinizle baş başa kalabilme fırsatına sahip oluyorsunuz.

*Fakat gelelim, en başta söylediğim ufak bir After Life kıyasına;
Kara komedide olsa Dead to Me güldürmeye yönelik değil, daha çok drama şahit oluyorsunuz.
After Life ise; hem ilk sahnelerden başlayarak güldürüyor, hem de dramı günlük yaşamın içinden alıyorsunuz.
After Life da Tony'nin eşi ölmüşken, Dead to Me de Jen'in eşi öldü. Her ne kadar olay örgüleri farklı da olsa Tony'deki aşka daha çok şahit olurken, Jen'in bağlılığındaki samimiyetle yeterli kalıyorsunuz.
İkiside bambaşka mesajlar sunuyor, After Life yaşamdan aşka, Dead to Me gündem ve toplumsal durumlara daha çok ağırlık veriyor.

Yine de kıyaslama dışına çıkmam gerekirse; Dead to Me izlenecek çerezlik dizilerden diyebilirim. Boşa vakit kaybı değil, oldukça anlamlı. Fakat daha çok dümdüz izlenecek kıvamda. Sadece ara ara tatlı heyecanları oluyor. 

İzlemeyenler için şans verilebilir, izleyenler varsa yorumlar nasıl merak içindeyim. Genel yorumlar tek yönde değil de daha çok ayrılmış görünüyor. Aşırı seven de, "bu neydi" diyende var. Benim yorumumsa ortada kalanlardan oldu. Ama bu 2020'de 2.sezonunu izlemeyeceğim anlamına gelmiyor. Listeme ekledim bile. Şimdiden tüm izleyeceklere de iyi seyirler! :)



2 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film

İzlemeniz Gereken 5 Dizi Önerisi #1

Eylül 19, 2019 Ruhuna Renk Kat 11 Comments


Selam renkli okuyucularım!
Bugün yine sizinle ortak ilgi alanımdan olan bir bölümün yazısıyla karşınızdayım. Bu kez dizi serisi yapmaya karar verip, her yazıda 5'er diziyi sizinle paylaşmak istedim. Paylaşacağım 5 dizi izlediklerimden, sevdiklerimden oluşuyor olacak. Ki zaten artık öğrendiniz, "sevmiyorsam paylaşmam" işte o kadar! :) Imdb puanlarını ve kendi görüş puanlarımı da ekliyor olacağım.

Şu sıra o kadar çok Aşk-ı Memnu izliyorum ki; ne yeni diziye geçebiliyorum, ne devam eden dizilerimin yeni bölümlerine bakabiliyorum. Tam bir Bihter'ci olarak dolanıyorum evde. Instagram hesabımda da sabitleyerek MOVIE kısmına eklediğim hikayelere bakabilirsiniz, orada birçok izlediğim dizi bulunuyor.

Tazecik dizilerim gelene kadar şu ana kadar izlediklerimi, belli kategorilere veya benzerliğe göre ayırıp paylaşmaya başlıyorum izninizle. Şu güzelliklere bakın ya hu!



1. FRIENDS 

Imdb puanı: (8,9/10)
Ruhunarenkkat puanı: (10/10)

En ama en çok sevdiğim diziyi Friends 'i tabii ki 1.sıraya yerleştirecektim. İzlemeyenlere hep bi' baskı uyguluyorum "nasıl izlemezsin nasıııl" diye söylendiğim de doğrudur. Olmazsa olmaz, listelerin baş tacı olması gereken bu diziyi izlemeyerek çok şey kaybediyorsunuz. :(

Central Perk'te başlayan olay örgümüz, çok güzel dostluklarla ve aşklarla devam ediyor. Şüphesiz ki dizinin en sevilen karakterleri Joey ve Chandler diziye ekstra bağlanma sebebi. Hele ki Joey (How you doin)! Her sahnesinde kahkaha atıyordum. How I Met Your Mother, Friends çakması olarak görülüyor bilirsiniz ki; tabii onunda tadı farklı ama Friends'in oyunculuğununda çok iyi olduğunu düşünenlerdenim ben. Mesela orada Robin beni deli ederken, burada Rachel hem daha düzgün bir karakter hem de daha sıcak bir izlenime sahip. Her karakterin kendine has durumu var aslında, bunu rahatça görebiliyorsunuz. Ross, Rachel, Chandler, Monica, Phoebe ve Joey her birini ayrıca seveceksiniz.

Arkadaşlık bağlarını oldukça güzel işleyen, 1994-2004 arası yayınlansa da sanki yeniymiş tadı veren, her anını çok sevebileceğiniz ve eğleneceğiniz bir dizi Friends. O yüzden fazlasıyla tavsiye ediyorum.



2. HOW I MET YOUR MOTHER

Imdb puanı: (8,3/10)
Ruhunarenkkat puanı: (7,5/10)

Friends'in peşinden hazır bahsetmişken HIMYM ile devam edeyim dedim. Yani nam-ı değer; "Annenizle Nasıl Tanıştım?". Ama ismiyle alakası olmadan, Ted'in Robin'e olan aşkını son bölüme kadar izliyorsunuz. Elbette Ted'in çocuklarını karşısına alıp anneleriyle nasıl tanıştıklarını anlatmasıyla başlıyor da, belki anneye 5-6 bölüm verilmiştir.

İlk izlediğim dizilerin başında gelen HIMYM'den sonra Friends'e geçmiştim. Eski bir dizi olduğundan beni çekip çekmeyeceğine şüpheliydim ama emin olun, çok daha iyi.

Tabii ki oyunculardan bahsedeyim. Robin çok ukala geliyor bana, Ted melankolik ve biraz takıntılı, Marshall ve Lily tatlış çift, Barney legen-wait for it-dary :D (izleyenler bilir:)) Genel olarak bakıldığında sitcom severler için günümüzdekilere göre daha izlenesi bir dizi.



3. THE BIG BANG THEORY

Imdb puanı: (8,1/10)
Ruhunarenkkat puanı: (8,5/10)

Yine sitcom seven ben, elimde dizi sayısı azalınca denk gelip başlamıştım bu çocuklara. The Big Bang Theory çok sevdiklerimden oldu kısa sürede. Bazı izleyenlere ilk bölümlerden sıkıcı gelmiş, kabul etmek lazım ki bilimadamları temalı olunca gülmeniz eksik kalıyor. Ama sonrasından pes etmeyip devam ederseniz, onlardan hissediyorsunuz ve anladıkça kahkalarınız eksik olmuyor.

Sheldon, Leonard, Howard, Rajesh, Penny ana karakterlerken daha sonrasında da Amy, Bernadette ile daha şenleniyor ortalık. Favori karakterim gıcıkların ötesi Sheldon! Öyle ki Young Sheldon adındaki küçüklük dizisini de izlemeyi çok istiyorum. Gerçekten çok sinir bozucu hareketleri olan ve daha çok bencil olarak göze çarpan Sheldon Cooper aslında o kadar sevimli bir karakter ki, diziye bağlıyor. Neşeyi diziye katarken ona "Bazinga"larla eşlik ediyorsunuz. :) Final bölümünde de öyle bir göz doldurdu, dizinin bitmesine birkaç damla gözlerimden salmış olabilirim.

Şans vermeniz, ilk bölümlere göre önyargılı davranmayıp en azından ilk sezonunu bitirip kararı vermenizi tavsiye ederim.



4. MODERN FAMILY

Imdb puanı: (8,4/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (9/10)

Canım, güzel aile! En modern ve en bağlı aile. İlk bölümünden güldürmeye başlayan Modern Family, şimdiyse final sezonuyla duygulandırıyor.

Hangi karakterlerden özellikle bahsedebilirim bilemiyorum, hepsi ayrıca favorim. Ama en en en çoğunu sorsanız, Phil & Claire derim, sevdiğim beyle olan ilişkime onları çok benzetiyorum. :) İkisini izlemek de ayrıca keyifli. Dediğim gibi sadece ikisi de değil, her bir karakterin kendisine has özellikleri var ve ayırt etmeniz zor. Belki biraz Alex'e gıcık olabilirsiniz, ama o da Dunphy ailesinin gurur sebebi yani.

Modern Family tam bir aile dizisi, her bölümde farklı bir günlük olay aktarılıyor ve sonucunda da birçok mesajla bitiyor. Onlar aslında olayları çözümlüyor, bağlarını güçlendiriyor, sorunları konuştukça birbirlerini sevdikçe hallediyorlar sanıyorsunuz ama aslında bize diyorlar ki; "bakın böyle şeyler olabilir, önemli olan bunu güzel yolla böyle sonuçlandırabilirsiniz."

Sizi çok özleyeceğim gençler! Mutlaka izleyin derim, durağan bir dizi fakat içeriği size çok şey katacak.



5. THE GOOD PLACE 

Imdb puanı: (8,1/10) 
Ruhunarenkkat puanı: (8/10)

Daha öncesinde tüm detaylarıyla uzun uzun anlattığım dizi The Good Place yine keyif veren ve diğer komedi dizilerinden ayrılan konusuyla dikkat çekiyor. İlk anlarda bu kadar popüler değilken yine tesadüfen denk gelişime ayrıca kalp bırakıyorum. Şu sıralar ise epey popüler ve kaliteli senaryosuyla sezonlarda coşturmaya devam ediyor. 

Detaylı yazısına da şu linkten ulaşabilirsiniz. >>> The Good Place Dizi Yorumu 

Oyunculuklar iyi, senaryo iyi ve her yeni sezonda üstüne eklenerek devam ediyor. Bu sebeplerden de izlemenizi tavsiye ediyorum. Hatta ailece bile izlenebileceği için içim de bayağı rahat. Son sezonunda özellikle yargıç hanımı çok eğlenceli bulmaya başladım. Bildiğiniz gibi itici ve sevimli karakterleri yine çekiyorum. :) Sonuç olarak, izleyin, seveceksiniz.



Bonus: 2 BROKE GIRLS 

Imdb puanı: (6,7/10)
Ruhunarenkkat puanı: (7/10)

Final bile yapamadan biten ve üzen bir dizi olarak bonuslara ekledim kendisini. Çünkü sona bağlanamadı, devam edemedi ve ekstra bir başlık olarak bahsetmek istemedim. 6 sezonluk 2 Broke Girls dizisi, Max ve Caroline'in hayatının birleşmesini konu alıyor. Biri fakirliğin dibini bilen bir garson, biri zengin sosyetik ve sonradan garson olan. Güzel bir uyumu vardı ikilinin, onların iş açma vs maceralarını bolca gördük. Oldukça da eğlenceli olmasına rağmen neden devam etmedi anlamak çok zor...

Max karakteri beğendiğim karakterdi, dobra, komik ve güçlü görünen yapısına rağmen pofuduk kalbe sahipliğini çok sevmiştim. 

Tüm bu sezonlar boyunca izlemek isterseniz izleyin derim. Keyif veren replikleri çokça bulunuyor. En azından 6 sezon sonrası tek bir final bölümüyle bize veda etmesini de çok isterdim. 



Özete geçmem gerekirse; ilk öneri dizilerim bu şekilde oluyor. Bir sıralama yapmam gerekirse en sevdiğimden başlayarak şöyle olur (tabii ki hepsini seviyorum ama) Friends > Modern Family > The Big Bang Theory > The Good Place > How I Met Your Mother > 2 Broke Girls. :) Bir sonraki beşliyi ise sürpriz olarak saklamak istiyorum. Böylece diğer seriye kadar da netleştirmiş olurum. Umarım yeterli yorumlar olmuştur ve ortak izlediklerimiz de boldur.

Yeniden görüşmek üzere diyerek kaçıyorum.
Bu tarz paylaşımları özellikle storyden yaptığım instagram adresime de beklenmektesiniz.
Instagram: @ruhunarenkkat

11 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Saglık/Güzellik

Mini Alışveriş Turu #1 (Watsons)

Eylül 06, 2019 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Selamlar!

Bilirsiniz çok makyaj düşkünü biri değilimdir ama temel malzemeleri de bazı zamanlar deneyerek ve tabiri caizse indirimden kaparak deneyimliyorum. Blogda da ara sıra beğendiğim ürünleri paylaşıyorken, dedim ki "neden alışverişte alıp denediklerimi de yazmayayım?". Derken ilk turumla başlıyorum, yalnız belirtmem gereken bir şey var ki; bu ürünleri bir süre deneyip yorumlayarak aktaracağım. Aslında bunlar illa makyaj kategorisinde sınırlı da kalmak zorunda değil, kitap alışverişlerim, belki evim için aldığım uygun şeyler de olabilir. Neden olmasın? :)

Bugün anlatacağım Watsons alışverişimi de birkaç ay önce yapmıştım. Gelin bakalım neler almıştım, neler benimle yola devam ediyor neler elendi? :)

Watsons'tan Alınanlar


Açıkçası sık kullanmadığım ürünlere indirimsiz çok para yatırmak mantığımla uyuşmuyor. Bu sebepten de gerekenleri olabildiğince uygunken almaya özen gösteriyorum. 

Watsons'ın bu alışverişinde bana eşlik edenler; 
➼ Rimmel London Stay Matte Pudra 001 Transparan (İndirimli: 15 TL)
➼ Maybelline New York Fit Me Concealer Kapatıcı 10 Light (İndirimli: 20 TL)
➼ Essence Make Me Brow Kaş Maskarası 02 Browny Brows (İndirimli: 12 TL)

Makyaj İndirimleri

Aldığım ürünleri birkaç aydır denedim ve içlerinden bir tek Essence'in kaş maskarasıyla vedalaşmak zorunda kaldım. Genel olarak alışverişi yorumladığımda ise "kârlı bir alışverişti" diyebilirim. Özellikle Maybelline'in kapatıcısına övgüler sığdıracağım birazdan...

Yorumlarıma gelecek olursam...

🎔 Rimmel London Stay Matte Pudra 


Çok sık pudra kullanan biri değilim, fakat Rimmel London'ın hem pudrasıyla alakalı çok güzel yorumlar görmüştüm hem de iyi bir sabitleyici ihtiyacı duyuyordum. Eğer yağlı bir cildiniz varsa bu pudrayı önerebilirim. Fiyatının uygunluğu yanı sıra yoğun makyaj kullanımınızdan günlük makyajınıza kadar olmazsa olmaz bir ürün haline geliyor. ,

Ben daha çok göz altlarımda kullanıyorum, fakat genel olarak kullandığımda da makyajın sabitlendiğini ve transparan olduğu içinde yüzünüzde flaş patlamışcasına beyazlık vermediğini net bir şekilde söyleyebilirim. 

Oldukça hafif, ben puflar ile kullandığım için tozutma yapmadı. Ama fırçayla kullanımda tozuttuğu da söylentiler arasında. Çok hafif varla yok arası bir kokusu var, hafif bir duruşu da var. 
Yağlı ciltler parlamasın, pudralar alınsın. :)

🎔 Maybelline New York Fit Me Concealer Kapatıcı 


Artık tüm makyaj malzemelerim arasında en favorim olan üründür kendisi! Gerçi bi' ara Rimmel London'ın Match Perfection kapatıcısıyla aldatıp mini bir deney yapacağım ama olsun, her türlü favori. Bir ara Farmasi, Garnier, Maybelline Instant Eraser kapatıcılarını da kullanmıştım fakat bu çok daha etkiledi.

Göz altlarım biraz morluklara sahip olduğundan, morluğun yoğunlaştığı zamanlar (ki genelde aşırı uykusuz kaldığımda veya uykumu tam alamadığımda oluyor) hemencecik Fit Me'ciğimi sürüyorum. Bazı kullananlar yağlı gibi aydınlık ve sabitlenmeyen bir görünüm verdiğini söylüyor, fakat ben hem sabitlerken hem de aydınlık gibi görünümde bir sıkıntı yaşamadım. Belki çok hafif uyguladığım için de olabilir. 

Sonu 0 ile biten numaraları sarı alt tonluyken, 5 li olanlar pembe alt tonlular için uygun. Ben bu bilgiyi çok sonrasında öğrendim ve 10 numarasını almış bulunuyordum. Yine de tenime tam uyum sağladığını ve yükseğe yakın bir kapatıcılıkla bitiş sağladığını söyleyebilirim. 

Tabii ki cildinize göre değişecek bir üründür, cilt tipinizi de göz önünüzde bulundurmalısınız. O yağlı görünüm bazılarında etki ederken ben de etmedi mesela, ama cilde göre değiştiğine eminim.

🎔 Essence Make Me Brow Kaş Maskarası


Ne yazık ki bir türlü sevemediğim kaş ürünü... Bana kalan bir tek fırçası oldu. Onu da bir güzel yıkayıp, kaş taramak için kullanmaya karar verdim. :)

Çok bir beklentim yoktu fakat, kaşlarım hafif seyrek olduğu için ve kalem kullanmayı sevmediğim için maskaranın ideal olabileceğini düşündüm. Yine güzel yorumları olan bir üründü, biraz da hayal kırıklığına uğrattı. 

Kaşınızı doldurmaya yarayabilir, ama o kadar ıslak ki olduğundan daha koyu bir renk uyguluyor. Aynı zamanda sabitlemek yerine kaşları yapıştırıyor gibi. Hafif bir ürün ve belli belirsiz bir maskara uygulaması beklerken, se-ve-me-dim. :( Her ne kadar ayda bi iki kullanacak olsam da, insan memnun kalmayı düşünüyor. Tek iyi yönü, gördüğünüz rengi vermesi.

Genel olarak yorumladığımda ise; pudra ve kapatıcı ile mutlu mesut, kaş maskarası ile kırık kalpli bir sonuca ulaşıyorum. Size önerime gelirsem de, cildinizde testerları mutlaka deneyimleyip almanız ve cildinizin tipini, alt tonunu bilmeniz. Kozmetik firmasında çalıştığım süre içinde bu konular hakkında birkaç bilgiye ve püf noktasına sahip oldum, bu sebepten dikkate alınması gerektiğini de düşünmekteyim.

İpucu:


Cilt alt tonu için basit bir ipucu; gün ışığında bileklerinizin iç kısmındaki damarlarınızın rengine bakın. Mavi ise; soğuk alt tonlu yani pembe ton, yeşilse; sıcak alt tonlu yani daha çok turuncu tona yönelmeniz gerekmektedir. Eğer mavi ve yeşil de varsa ya da belli belirsiz ise; nötr demektir. 

En şanslısı nötr gruptur, çünkü ne giyerse ne uygularsa yakışır. :) Sıcak alt tonlular daha çok kırmızı, toprak, sarı, turuncu ve yeşil renkleriyle oldukça uyumlularken, soğuk alt tonlular, mavi, pembe, mor, lacivert gibi soğuk renkleri iyi taşırlar. 

Umarım yazı da faydalı olabilmiştir, denedikleriniz, önerileriniz veya memnun kalıp kalmadıklarınız varsa mutlaka yorumlarda buluşalım. :) 
Mini Alışveriş Turu'nun 2.si de Gratis ile çok kısa zamana geliyor olacak, henüz deneme aşamasındayım. :) İçerisinde Diadermine, Pretty by Flormar, Beaulis ve Wet n Wild markalarıyla beraber; makyaj temizleme suyu, maskara ve göz kalemleri olacak. Yeniden görüşmek üzere, kaçtım ben. 🌺

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Müzik

En Sevdiğim K-Pop Müzikleri

Ağustos 19, 2019 Ruhuna Renk Kat 13 Comments


Herkese merhabaaaa! Bu sefer buralarda görmeye alışkın olmadığınız, bambaşka bir konuyla geldim. Yaklaşık 2 senedir beni bu diyarlara bulaştıran Morduslerkitapligi kızım Gizem ve kardeşi Goncanindunyasindan Gonca'ya teşekkürü borç bilirim. Unutmadan, instagram üzerinden tanıştığım yakın çevreme dahil olan Büşra'ya ise minnet duygusu içerisindeyim.

Çok da uzatmadan, "K-pop dünyası nasıl başladı :)" temalı yazıma başlıyorum. Öncelikle Spotify ve Youtube'unuzu açınız ve arkanıza yaslanınız. Hazırsak da toplanın mevzuyu anlatıyorum.

Gündemimiz: K-POP 🐰


Öncelikle K-pop müzikleri hakkında 2 sene öncesinde hiçbir şey bilmediğimi söylemeliyim. Klasik PSY Gangnam Style şarkısını saymazsak, adlarını bilmez, türünü bilmez, müziklerinin tınısı hakkında bile en ufak fikrim olmazdı.

Gizem'le blog etkinliği sayesinde tanışmıştım, ki bu tanışma "hayatımın iyi ki" leri arasında yer alıyor. Çünkü kendisi en yakın arkadaşlarımdan, kardeşlerimden birisi oldu. Gizem hem bir k-pop müziği dinleyicisi, hem de Kore dizilerini sıkı sıkıya takip eder. Biz her buluştuğumuzda bahsederdi, ben de sürekli "meşhur" dizi listeme ekleme yapar, izleyeceğim derdim. BTS'den bahsettiğinde ise ilk başlarda çok ilgimi çekmese de, bir akşam tesadüfen karışık çalma listesinde hiç unutmam canım Not Today şarkısına denk gelmiş ve tabiri caizse vurulmuştum. Bu kimin şarkısı vs. diye bakarken bir de ne göreyim; BTS yazıyor. Sonrasında diğer şarkılarını da dinlemeye başladım, takip etmeye başladım, Gizem ve Gonca anlattılar, önerilerde bulundular, instagramda paylaşımlar sırasında Büşra'yla da detaylı muhabbetine dalınca bambaşka bir dünya olduğunu keşfedercesine daldım. Tam olarak Hikayemin özeti bu. Geldiğim noktada hala aynı yer, çünkü keşfettikleriniz burada asla bitmiyor...

Öyle böyle derken 2 sene geçti ve şimdi onları görüp duydukça yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyorum. BTS başta olmak üzere, sevdiğim farklı Kore grupları ve farklı k-pop şarkıları da var. Fakat BTS'i hiçbirine değişmem. Beni bunca bağlayan müzikleri değildi aslında, yaşamları, saygıları, sevgileri, güzel kalpleri, hayata bakışları ve bizi bize sevdirmeleriydi... Bunca zaman birçok programlarını, turlarını, video ve kliplerini, sohbetlerini izledim. Buna rağmen eksik kalan bir sürü şey var diyebilirim. Ne yazık ki dizilere başlayamadım, yıl oldu 2019 ama hayatımda ilk kez sıkı sıkıya bağlı olduğum bir müzik grubu var. Var olun Bangtan Boyslar!

Popüler oldukça herkesin de kullanmaya çalıştığını bir kenara koyarsak, yazılan çizilen haberlere rağmen hiçbir zaman doğallıklarından ve samimiyetlerinden bir şey kaybetmediler. Sanırım en çok da bu sebepten seviyorum, güzel olan bir sürü şeyle karşılaştırdılar.

Peki K-pop dendiğinde aklıma gelenler sadece BTS mi? Elbette hayır. Birbirinden farklı K-POP grupları var fakat hepsi değişiyor, ruh halime veya zevkime göre...



Bende ki hal böyleyken, bu yazıyı yazmama neyin etken olduğunu merak ediyorsunuzdur...
Takip edenler ve sevenler bilir ki; Kim Taehyung'ın yani nam-ı değer V'mizin, solosu Winter Bear yayınlandı. Bu solo tüm sevenlerinin kalbine birer ok fırlatmış gibi oldu. En azından bendeki etkisi böyleydi. :)

Bir şarkının beni bu kadar derin etkileyeceğini, klibini ayrı sesini ayrı müziğini ayrı seveceğimi ve bir türlü doyamayacağımı asla düşünemezdim. V'nin sesine bayılıyorken, bu müzikle eşlik etmesi, klipteki samimiyeti gözlerimi dolu dolu etmeye yetti. Bu kadarla anlatmak inanın çok zor, çünkü hiç bir şarkıda böyle hissetmemiştim. Mükemmel bir şeydi dinlediğim, izlediğim! Saatlerce olmasını o kadar çok isterdim ki...
Winter Bear çevirisi içinde sözlerden en sevdiğim kesiti de burada paylaşmak istiyorum...

Yüzünü hayal ediyorum,
Bana merhaba diyorsun...
Sonra tüm kötü günler,
Bana hiçbir şey ifade etmiyorlar,
Seninleyken...

Bu şarkı V tarafından oluşturulsa da, RM de ona destek vermiş. Bazı yerlerde okuduğuma göre şarkının çıkış amacı babaannesinin 1000. ölüm günü, bazı yerlerde I Purple You için dense de tam olarak bilemiyorum. Bilen yorumlarda bizi de bilgilendirirse harika olabilir. :)

Taehyung'ın bu şarkısıyla birlikte çok sevdiğim ve size önerebileceğim K-Pop müziklerini de bir araya getirmek istedim. Sonuçta onlarda hayatımın bir parçası... Dediğim gibi üzülerek söylüyorum, dizi OST'lerini bilemiyorum, bildiğim kadarıyla onlar da harika ama dışarıda kalanları ve her dinlediğimde iz bırakmış olanları buraya yazmaya karar verdim. Şimdiyse sizlere en favorimden başlayarak bir sıralama sunacağım. Umarım beğenirsiniz.

Favori K-Pop Müzik Listem:

🌿 ile işaretlediğim iki özel şarkıyı Youtube üzerinden dinleyebiliyorsunuz, diğer şarkılar içinse Spotify'da liste yaptım oradan takip edebilirsiniz. :) Linkine de buradan ulaşabilirsiniz.

  1.  Winter Bear by V 🌿
  2.  BTS - Heartbeat
  3.  BTS (Jungkook) - Begin
  4.  SHINee (Jonghyun) - Y Si Fuera Ella 🌿
  5.  BTS - Pied Piper
  6.  DAY6 - I Need Somebody
  7.  The Rose - She's in The Rain
  8.  Super Junior (feat Reik) - One More Time (Otra Vez)
  9.  BTS & Steve Aoki - MIC Drop
  10.  BTS (Jin) - Epiphany
  11.  BTS (Suga feat SURAN) - So Far Away
  12.  (G)I-DLE - HANN (Alone)
  13.  Mamamoo - Starry Night
  14.  BTS - Fake Love
  15.  BTS - Not Today
  16.  BTS (Suga) - Never Mind
  17.  Jackson Wang - Fendiman
  18.  TAEMIN - Move
  19.  EXO - Monster
  20.  BLACKPINK - Ddu-Du Ddu-Du

Buradaki şarkılar en sevdiklerim olduğu gibi, sık sık dinlediğim birçok şarkıyı da Spotify'a ekledim. İlk 20 ise keyif aldığım, farlı duygulara büründüren parçalardan oluşuyor. Aslına bakılırsa her birinin anlamı var... Bazılarının hikayelerinden etkilendim, bazıları arkadaşlarım tarafından uzun sohbetlere konu olduğu için anlamlı, bazılarıysa sözleri ve melodileriyle tam benlik konumunda yer alıyor.

Sizin de önerebileceğiniz K-pop şarkıları varsa zevkle dinleyebilirim. Çaylak bir Army, acemi bir k-popcu olarak buradaki misyonumu tamamladım sanırım. :) Umarım beğenmişsinizdir ve ortak şarkılara da sahibizdir. Dizileri izledikten sonra OST'ler hakkında da bir yazı yazabilirim tabii, neden olmasın. Müzik ve yazı yazmak en sevdiğimiz ikili, seve seve yeniden görüşeceğimize eminim.
Hoş kalın canlar!

13 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Bir Kahve Hikayesi

Ağustos 08, 2019 Ruhuna Renk Kat 4 Comments


Blog yazarı olmanın en güzel yanı hele ki bir de kişisel blogsa; içini dökebilmek, umursamadan hissettiklerini buraya aktarabilmek bence...
Bugün o kadar çok anlatasım, tek bir adamdan o kadar çok bahsedesim var ki...
Yazılarımda ara ara "Sevdiğim Bey"den bahsediyorum, ama o bu tanımdan çok fazlası ve hiç böyle onun için geçmemiştim bilgisayarın başına...
Umarım ansızın bloga girip baktığında, dünyanın en mutlu adamı olur (bir kez daha, azıcık şımarayım ben de:))
...

....
Bir kahve hikayesini anlatacağım size...
İşe başlamışım, ilk günüm nasıl heyecanlıyım... Saatler geçtikçe rahatlıyorum, alışıyorum, derken... Uykudan yeni kalkıp gelmiş mahmur bir çipil bakışlı adam geldi...Hiç göz teması kurmayan, mesafeli... Neredeyse sıfıra yakın bir diyalogumuz vardı, her gelişinde brownie intense alırdı, düşünceliydi de... Sonra iş çıkışları, çay ve kahve molaları ile denk gelmeye başladık, bir baktım gülüyorum, uzun zamandır olmadığı şekilde kahkahalarla, güldürüyor yahu bu adam beni hep bir şeyler anlatsın istiyorum çünkü komikli... Biraz daha zaman geçiyor, haftalar, aylar... Belki biraz hatalar, karışıklıklar, sıkıcı geçen zamanlar... Bunların ardından telefonum ilk kez çalıyor onun tarafından, daha öncede konuşurmuşuz gibi saatler süren bir konuşma, yine bol kahkahalı.. Hiç yabancılık hissetmiyorum, hatta yıllardır varmış gibi hayatımda öyle tanıdık, öyle bildik.. Hastalanıyorum endişeleniyor, çikolata istiyorum kucak dolusu çeşit çeşit yığıyor önüme, iş çıkışı diyorum kahve diyor, yemek diyorum tatlı da mı yesek diyor, ne zaman geleceksin diyorum dükkan kapısının önünde bitiyor.. Sahneye çıkıyordu o sıralar, sahne öncesinde ya da ara verince arıyor, sahne bitiyor ben uyuyorum o bana saçma da olsa komik bir mesaj atıyor.. Mutluluk.. Eğleniyoruz birlikte, birbirimizle dertleşmeye de başlıyoruz aslında... Acılarımız, yaralarımız, üzüntülerimiz yavaş yavaş birleşiyor gibi... Yakınımda duruyor, iş çıkışlarında eşlik ediyor, fırsat buldukça telefonda çene çalıyoruz, geçiyor zaman... Geçtikçe, güzelleşiyor fark etmeden...

Fark etmezdim öncesinde güzel şeylerin içimi doldurup taşırma ihtimalini... Çok gülen, ama sık üzülen bir kızdım. Bunca şeyin üstüne insan artık yaralanmak istemeyip sadece hayatını yaşamaya odaklanıyor, bilirsiniz. Durduk yere hayal kurmayı da bırakıyor, günü geçirme derdine düşüyor... Böyleydim aslında, ikimizin hayatında da yanlış insanlar olmuşken, iş güç stres derken bu adam benim yoldaşımdı, sırdaşımdı... Bir anda olmuştu, ansızın... Zaten ansızın olurmuş ya böyle şeyler, öyleymiş işte...

İlk görüşte aşk değildi belki ama usulca ve gitgide büyüyen bir aşktı... Standart bir tatlı ve kahve buluşması akşamında hissettiğim duygulardı buraya getiren, bunları yazdıran... O akşamlardan birinde ilk kez uzun uzun baktı gözlerime, bu anı unutamayacağım ömrüm boyunca... Hani bir şeyler vardır içinizde, söyleyemezsiniz, hatta bazen kendinize "saçmalama daha neler" dersiniz ya, öyle bir andı, tatlımızı yedik, güldük, dertlendik, sohbet ettik, her ne olduysa eve döneceğim anda oldu. Ben ona bakıyorum, sonra kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz, o bana bakıyor, kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz. Romantik bir film değildi ama bu, içimden ilk sarılma isteği de o akşam gelmişti. Yapamadım. Ayrıldıktan sonra uzaklaştırdım her şeyi kafamdan, ama kaçamadım. Bahsettiğim tüm yakın arkadaşlarımın fikrini aldım, oklar bizi gösterdi. Uzaklaşmak istedim, yanlış hissetmişimdir diye düşündüm... Değilmiş. Hayatımın en doğrusuymuş...

Birkaç gün geçti, bir ofis akşamında aklımı ondan alamadığımı fark ettim. Kıskançlık mı dersiniz, abartmak mı bilemiyorum ama o akşam onun en yakını olmak istedim. Ki gecesinde de o elini uzattı. İfşa edemem mesajını ama o mesajı sabahın 7:30'unda onlarca kez okuyup, üstüne ss alıp işe giderken onlarca kez daha okuduğumu biliyorum. Hâla daha açıp okurum. "Yanımdaydı, mutlu olmam için, iyi ki hayatımdaydı..." Sonrası mı? Sonrasında ilk sarılışımızın komikliği, ilk el ele tutuşmamız, ilk sıcaklığımız, ilk sevgilim deyişimiz... Hepsi o kadar farklı ki, hayat bana en özelini çıkarmış biliyorum... Liseli sevgililer gibi olduk, ilk aşk gibi... Her an birlikte yaşandıkça öğreniliyor, büyülenmek bu sanırım... İki çocuk birlikte büyümek, yaşlanmaya söz vermek...

İlk kez birine tüm benliğimle açıldım, korktum ve çok ağladım yanında... Bazense çok sustum, suskunluğumu dinledi kilometrelerce yürüdük ben sessizliğimi anlatabileyim diye, bazen çok kızdık hayata ve anlamsızlıklara. Tek bir an oldu ve o anda da aramızdaki bağı fark ettim. Hani denir ya; "birbiriniz için yaratılmışsınız" diye... Öyleymiş. Tüm yaşadıklarımız, birbirimizi bulabilmemiz içinmiş. Kulağımda bir şarkı çalıyor; "Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana ait olmak..." En özel akşamın, en güzel şarkısı.
Keşkeleri severdim, geçmişimi gömeli de oldu biraz, ama keşkeleri de bu yazıyla bitiriyorum sanırım. Keşke yıllar önceden beni bulsaydın da diyordum, keşke çocukluğumuzu bile birlikte yaşasaydık da diyordum... Artık bahsetmiyorum bunlardan, keşke kelimesini senle en baştan kaldırmalıydım, geç kaldım biraz. Yıllar önce seni bulsam efsane güzel olurdu, şimdiyse olmasa da sorun değil yanımdasın, yıllar sonra ve daha güzel haliyle... Bir sürü insan geçti yollarımızdan, bir sürü şehir ama geçtiler ve geçtikçe bizi yakınlaştırdılar bilmeden.

Kahrımı, nazımı, tribimi çektiğin için teşekkürler ömür. Bana hep gülümsediğin için, canım yandığında yanımda olup iyileştirdiğin için, şanslı olduğumu hissettirdiğin için... Koca gözlerime kitlendiğin, kahveleri bahane ettiğin, beni ailen yaptığın, nefes almayı doyasıya hissettirdiğin, sırıtığını hep güldürdüğün için teşekkürler... Bu yazıyı yıllar sonra tekrar okuduğumuzda aynı aşkla gülümseyeceğimizi biliyorum, o yüzden içimde büyük bir huzur var. "Nasıl da kaptım seni" sırıtışı da yapacağız elbette.

Bilmiyorsun belki ama, en çok ben seviyorum. :) Seni blogger aileme bile anlattım, daha ne olsun. (şuraya kıytırık bir gülüş gelecek) Bir kahve hikayesi olarak başladık seninle, kahve içmeli, kahve ısmarlamalı, kahve bahaneli buluşmalı... Sen benim kahve gözlüm, gülen yüzüm, bal suratım... Sana baktığımda neler hissettirdiğini tahmin edemezsin. Bu yazıda senin çektiğin benim paylaştığım, birbirimizi özlediğimiz günlerdeki şu fotoğrafın anlamını da...

Hayatımın en heyecanlı 1 senesini yaşıyorum, en güzelini... Ailem büyüdü, anlamlar çoğaldı... Daha önce hiç böyle hissetmemiştim sanırım, ömürlük bir yolun başlangıcı, her an için ayrıca heyecanlanıyorum, bazense gerçekliğe inanamıyorum. Bu yazının başlığını "Kübra gelinin günlüğü" mü yapsam? Size çeyiz alışverişlerimi anlatırım. :) Şaka bir yana, içimde anlatma isteği zirvedeyken kelimelerin tam olarak hissimi karşılayamaması üzücü... Sanırım, hiçbir cümle ile tam dolduramayacağım buraları... Hep yarım kalacak cümleler belli ki, ama içimdeki aşk hep tamamlanmış olarak ömrüme katılacak... Ve bundan sonrası için biriktirilecek bir sürü anı, atılacak binlerce mesaj, çekilecek yüzlerce fotoğraf, adımlanacak sokaklar, öğrenilecek şehirler, dinlenecek müzikler, bestelenecek şarkılar, çalıştığımız işler, sesinden duyacağım şarkılar yani daha uzar gider de işte koskoca bir ömür var. İyisiyle kötüsüyle, iyi günde kötü günde birlikte... Biliyorum, mucize olmaya geldin hayatıma.

Aşka dair ne varsa sen oldun. İyi ki!

Bu yazının sonu değil, tüm hayatın başlangıcı... Ve Bir Kahve Hikayesi ikinci, üçüncü ve bir sürü hikayeyle devam edecek, burada...

4 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film,

Fahrenheit 451 Yorumu-Kitap & Film

Ağustos 02, 2019 Ruhuna Renk Kat 6 Comments


Herkese yeniden merhaba! Bu kez arayı çok açmadan geldim.
Sonunda da kitap bitirebilme mutluluğuna yeniden kavuştum. Uzun zamandır okuduğum (el değiştirdiğim demek daha doğru) kitapları ne bitirebiliyordum, ne odaklanabiliyordum. Sonra aynı tür okumaktan vazgeçtim, biraz daha sürükleyecek kitap seçimi yaptım. Sonucunda ise; Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451 kitabı ile birlikteyiz.

Fahrenheit 451 kitap incelemesini de yapacağım elbette ama bundan önce belirtmek istediğim birkaç şey var.

1. Kitabını okuduktan sonra filmlerini izleyin.
2. Kitabın uyarlaması olan iki film bulunuyor. Biri eski biri yeni nesil denebilir. 1966 ve 2018 yapımı olan Fahrenheit 451 filmi, ikisinde de umduğunu izleyicisine verememiş görünüyor. Bu sebepten önce filmi izlerseniz hayal kırıklığı yaşamanız mümkün.
3. Ben iki filmi izlemeyi de çok istedim fakat üzülerek belirtmeliyim ki eski yapım filmleri sevemiyorum, izlemek çok sıkıcı geliyor. Bu sebepten sadece 2018 yapımı olanı izleyip yorumlamaya çalıştım.

Fahrenheit 451 Kitap Yorumu


Kitap; Guy Montag adlı itfaiyecinin yıllar boyunca sorgulamadan, alarmlara göre işinin başında olmasıyla başlar. Dededen ve babadan kalan mesleğiyle, bunca zaman hiçbir şekilde kitapları neden yaktığını düşünmeyen Montag, Linda ile evlidir ve Clarisse adında 17 yaşındaki bir genç kızla tanıştıktan sonra hayatının değişeceğinin de farkında değildir. Konuştukları, ardından iş sırasında yaşadığı trajik ve akılda kalıcı bir an büyük etkiler yaratacaktır.

Konusunu bu şekilde en basit ve yalın dille anlatabilirim. Fahrenheit 451 Distopya olarak anılsa da bir o kadar da bilimkurgu türüne ait bir kitaptan bahsediyorum aslında... 

Tam olarak bozulmamış bir toplumun geleceği gözler önüne seriliyor, henüz hayal etmediğimiz şeyleri zihnimizde canlandırmaya başlıyoruz.

Bir kitabı yazmak ne kadar zor değil mi? Peki ya bir kitabı yakmak? Düşünsenize, kitaplarımızın yakıldığını. Gerçekten korkunç! İşte Montag'da tam olarak bunu yapıyor, yazıldıktan sonra yasaklatılan fakat evlerde bulunan tüm kitapları yakıyor. İtfaiyenin iş görevi değişiyor...
Kitapta anlatmakla bitmeyecek bir sürü vurucu nokta var. Ama özetlemeyi denersem; yeni gelişen toplum içinde git gide kayboluyoruz... Kitaplardan daha çok sığınacak, daha çok ilgilenecek birçok uygulamamız var artık veya sosyal alanlarımız... Kitap okumaya üşeniyor, video izliyoruz. Kitap almak yerine bambaşka şeylere paramızı harcıyoruz. Git gide köreliyoruz. Karanlığa bürünen toplumlardan olmaya başlıyoruz... Ne yazık ki... Durum böyle.


Birkaç alıntı da paylaşmak istiyorum, haklı bulduğum ve dikkatimi çeken en derin noktaları...

Kitap şöyle tek bir sayfayla başlıyor.

Fahrenheit 451:
Kitap kağıdının tutuşup yanma sıcaklığı...
-
İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyorlar.
...
Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuz firması sayıp, ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor. Kafelerde de genellikle espri makineleri çalıştırılıyor ve genellikle aynı espriler yapılıyor veya müzik duvarının ışıkları yakılıyor ve bütün o renkli desenler inip çıkıyor, ama bunlar sadece renk ve tamamen soyut.
-

Mesele ölen kadın değildi sadece, dün gece son on yılda kullandığım onca keroseni düşündüm. Kitapları da düşündüm. Ve o kitapların her birinin ardında bir insan olduğunu ilk kez fark ettim. Onları düşünüp yazmak için epey zaman gerek. Bu daha önce aklımın ucundan bile geçmemişti.
...
Bir insanın etrafındaki dünyaya ve hayata bakarak bazı düşüncelerini yazıya dökmesi belki bir ömür sürdü, sonra ben geldim ve iki dakikada bam! Her şey bitti.  
-

İnsanlara en popüler şarkıların sözlerini, eyalet başkentlerinin isimlerini veya Iowa'da geçen sene ne kadar mısır yetiştiğini hatırlayarak kazanacakları yarışmalar vereceksin. Onları yanmaz verilerle dolduracaksın, "gerçekleri" boğazlarına tıkıştıracaksın, öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle "zeki" hissedecekler. O zaman, düşündükleri hissine kapılırlar. Hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler. Ve mutlu olurlar, çünkü o türden gerçekler değişmez. 

-

Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.

Kitap kesinlikle çok güzel, hem dili hem konusu açısından benden tam not alıyor. Birçok okuyucuda aynı fikirdeymiş, sayesinde bol bol düşündüm ve akıp gitti elimde kitap...

Şimdi gelelim filmlerine, ama film yorumlarım oldukça kısa olacak sizi çok yormadan anlatayım kısaca. Daha doğrusu kendi yorumumu ve kitapla uyumlarını belirteyim.

Fahrenheit 451 Film Yorumu (2018)


Düşük puanlı ve olumsuz yorumlara sahip bir filme başlamak birçok önyargıyı beraberinde getirmiş olsa da, ilk 40 dakikasında "çok da kötü değilmiş yahu" dedim. İmdb puanı 5.0'da kalmış, HBO'nun üstlendiği başrolünde Michael B. Jordan, Michael Shannon'un oynadığı Fahrenheit 451;  kitapla uyumsuz bir film olmuş. Kitabı okumamış olsaydım, filmini sever miydim ya da tamamını izler miydim diye düşündüğümde ne yazık ki yarısında kapatacağımı biliyorum artık...

Film ile ilgili farklı filmlere ve karakterlere benzetmeler olmuş, ben bu kısımları çok bilemiyorum film kültürümün buna yeterli olduğunu da düşünmüyorum. Ama 1951 yılında basılan bir kitabın ilk filminin de 1966 yılında istenen etkiyi göstermemesine rağmen, 2018 de yeni nesil bir uyarlama yapılmasının nedenini bir türlü anlayamayacağım. Bu kadar uçuk bir uyarlamaya da gerek yok. Kitabı okuyan birinin, filmi izledikten sonra derin bir hayal kırıklığı yaşayacağı kesin.



Guy Montag dümdüz bir karakter olmuş ne yazık ki, olaylar kopuk, Yüzbaşı Beatty'nin bu kadar ön plana çıkarılması, ön plana çıkarıldıysa da Guy ile olan daha doğrusu olamayan derinliği, kitaptaki masum Clarisse'nin burda asi ve çok daha tuhaf bir hayat sürmesi, Montag'ın eşi Mildred Montag ortalarda yok, castta gözükürken filmde yer almaması, efektlerin yavanlığı, filmin sonunun Beatty, Douglas ve Guy için çok farklı olması gibi en önemlisi de kitapta yer almayan Omnis filmin dibe vurma sebeplerinden...

Her şeyi geçtim de VR kameralarla dolaşacak zamana nasıl gelindi, kitaplardan nasıl vazgeçildi keşke bilinseydi ve mekanik tazı olmalıydı...

Fahrenheit 451 hakkındaki genel yorumlarımı da sonuca ulaştırmam gerekirse; kitabını kesinlikle herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabın size katacakları sandığınızdan da fazla olacak. Fakat boş vaktiniz varsa ve doldurmaya yer arıyorsanız dahi filmini izlemeyin.

Kitabını okuyan ve filmlerini izleyenlerin de yorumlarını aşağıda bekliyorum. Umarım incelemem de herkese yararlı olmuştur. :)

Tekrar görüşmek üzere o halde, kendinize çok iyi bakın. :)

6 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film

Peaky Blinders Dizi Yorumu

Temmuz 05, 2019 Ruhuna Renk Kat 15 Comments


Herkese merhaba!
Bir dizi daha bitirir bitirmez yine geldim buralara, uzun soluklu sessizliğe bir siftah yazısı hazırlamak istedim. Dün akşam itibariyle bitirdiğim canım Peaky Blinders ile ilgili yorumlarımı aktaracağım sizlere... İzlemeyen kaldı mı gerçi bilemiyorum ama, ben büyük keyifle anlatacağım.

Upuzuuun bir yazıya hazır mısınız?

Peaky Blinders'a nasıl başladım? 


Instagram da gezinirken bir videoya denk gelmiştim, Tommy Shelby'nin (tabii o zamanlar ismini bile bilmediğim bir karakterken) şu diyalogunun geçtiği bir sahneydi:

"Çok yakındı.
Ve bir kadın vardı, sevdiğim bir kadın..
Ve çok yaklaşmıştım.
Neredeyse her şeye sahip oluyordum."

Bu sözlerle dolu, arka fonda Billie Eilish-Lovely şarkısının yer aldığı... Çok etkilenmiştim, hem o duyguyu hissettiğim hem de "mutlaka izlemeliyim" diye ilk kez bir dizi hakkında yorum yaptığım sahneydi. Normalde asla tek bir yoruma, videoya veya repliğe bağlı kalarak izlemem bir şeyleri.. Daha fazla detay beklentim olur, ama Peaky bu açıdan ilkti.

İlk bölümünü sevdiğim beyle birlikte izledik, ama hiçbir şey anlamadık. Çünkü Tommy reis bir şeyler yapıyor, tam kestiremiyorsunuz, bir de şarkılar alakasız gibi tam net olmayan ilk bölümde buluyorsunuz kendinizi. Tam olarak böyleydik. O sıralar Westworld 'e de birlikte başlamıştık (daha doğrusu onun ikinci izleyişiydi,bayılır kendisi:) ), ama bilirsiniz ki önerebileceğim şeyleri buraya aktardığım için o karambolde kaldı ve benlik olamadı. Westworld'ün ilk sezonunu izleyip, asgari tatmin sınırıma dahi ulaşamadığım için Peaky'den umutluydum ve mutlu son. :)

Peaky Blinders Konusu ve Karakterler


Öncelikle ilk bölüme aldanmamanız gereken bir diziden bahsediyorum. Şimdi diyorum ki; eğer baştan anlamadım diye bıraksaydım pişman olurmuşum. Eğer biraz tarihi, biraz aksiyonlu ve merak uyandırıcı bir dizi arayışındaysanız beğenirsiniz. Kendi adıma konuşmam gerekirse, bir dizinin içinde bol aksiyon geçmesi lazım ki her sahne sonrası panik atak geçireyim. :)

Peaky Blinders; 1. Dünya Savaşı sonrası İngiltere'sinde geçen bir nevi çete-mafyanın olaylarını anlatıyor. Sıfırdan yükselişe kadar geçen süreçte nelerin yaşandığı da çok güzel aktarılıyor. Bir bahis çetesiyken, çok daha farklı yerlere ulaşılıyor. Rusya, İtalya da dahil olmak üzere. Suç, aksiyon ve dram ağırlıklı dizide karakterlerin her birine hayranlık duymanız mümkün. Hepsinden kısaca bahsetmek isterim ama spoiler olmaması açısından sadece Shelby ailesinden ve Alfie Solomons'dan bahsedeceğim.





Tommy Shelby: Cillian Murphy'nin başrolü canlandırdığı Tommy karakteri üzerine ta-nı-mam! Zehir gibi bir zeka, tam bir reis ve idol kendisi. (Sevdiğim beye yine ekstra aşklarımı göndererek) Kadınların hayran olduğu bir karakter de demem mümkün. Öyle planlamalar yapıyor ki aklınız duruyor. "Bunu ne ara düşündün yahu!" diye sorguladığım çok oldu. Öngörülü, her detayı düşünen ve en önemlisi ailesini her şeyden üstün tutan bir lider. Övebileceğim birçok şeyi var aslına bakarsak, cümlelere sığdıramadım. Diziyi izlerken görecek ve hak vereceksiniz.

Arthur Shelby: Yine çok sevdiğim bir karakter. Harika bir oyunculuk, her düşüşünde "hey Arthur haydi kalk" diyebileceğiniz biri. Son sezonda yüreğime indirdi ama... Olmazsa olmaz bir Shelby, atarıyla gaza getiren ve Tommy'nin en güvendiği Arthur.

Polly Shelby: Diğer adıyla Pol veya Elizabeth Gray. Tam bir anaç ruh ve hanım ağa karakteri. Kadın oyuncular arasında en sevdiğim diyebilirim. Bazen çok sert çıkışları oldu ama Tommy kadar ailesini önde tutan bir kadın. Aynı zamanda da kadın haklarının yanında olan...

John Shelby: Arthur'dan bir küçük olan kardeş. Açıkçası çok bir niteliği sunamam, ama yine de güvenilir ve her şeye rağmen vicdanı olan bir Shelby kendisi.

Ada Shelby: İlklerde Shelby ailesinden uzaklaşmak istese de, sonrasında ailesine bağlı kalan kızımız. Sevdiği Freddie Thorne'dan sonra işlerin içine daha çok dahil oldu.

Shelby'lerden daha sonra büyüyen ve şaşırtmaya başlayan Finn Shelby en küçükleriyken, Michael Gray'de bir o kadar iyi bir karakter.

Grace'den bahsetmeli miyim emin olamadım (pek de sevmem kendisini, soğuktur biraz) fakat, Tommy o meşhur replikteki kadar hiçbir kadını sevmedi diyebilirim.

Ve Alfie Solomons: 2.sezona heyecanla başlama sebebim olan Alfie Solomons'u kim canlandırıyor? Tom Hardy. Acayip bir hayranlığım var, daha doğrusu hayranlık değil de bir filmde ya da dizide Tom Hardy'i görünce seviniyorum. Tanıdığın birini görünce sevinmek gibi. Fakat bu dizi de eğlenceli, sert ve bir o kadar da çakal bir karakteri yansıtmıştı.

Sonradan katılan oyuncular da kaliteyi zirveye taşıdı. Game of Thrones'dan tanıdığımız Little Fingers yani Petyr Baelish, Abaramah Gold'u canlandırırken, son sezonda bomba gibi gelen bir karakter olarak Piyanist filminden tanıyacağınız, başroldeki Adrien Brody katıldı. Diziye Luca Changretta adıyla gelen baş belası bir karakter oldu. Onu izlemek de aslında epey keyifliydi. Düşmanlıklara rağmen.

Tommy Shelby & Alfie Solomons

Abramah Gold

Luca Changretta

Karakterleri ve konusu bu şekilde anlayacağınız... Tommy'ciler el kaldırsın, yoklama alacağım.✋

Peaky Blinders Kaç Sezon? 


Dizi 4 sezondan oluşuyor, 5.sezon çekimleri de bildiğim kadarıyla devam etmekte ama ben çatlayacağım! Hiçbir sezonunda "bu neydi" demiyorsunuz, aksine hem tatmin oluyor hem de meraklanıyorsunuz.

Her sezon 6 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 1 saate yakın sürüyor. Film izlemiş kadar oluyorsunuz, aynı zamanda da ilkten anlayamadığımız o soundtrackler zamanla daha keyifli bir hal alıyor ve her şarkıyı anında listenize ekliyorsunuz. Arctic Monkey şarkılarına ağırlık vermeleri ekstra kalp, ki severim kendilerini.

Yani 1 gün aralıksız Peaky Blinders izleseniz rahat bitirirsiniz. Arthur Shelby'nin de dediği gibi;

"Peaky Blinderslara Bulaşılmaz!"

sonrasında akışına kapılıyor, bırakamıyorsunuz. :)

Özet olarak yorumlarsam; bazı +18lik sahneler dışında, kurgusuyla gerçekliğiyle, karnıma ağrılar sokan sahneleriyle, olay örgüleri ve karakterlerinin oyunculuğuyla benden 10 üzerinden 9 alan bir dizi oldu. Imdb'de de puanı 8,8 olarak belirlenmiş bu da tüm dizilere bakıldığında oldukça üstün bir puan. 

Ve savaşa dair bazı noktalara değinilmesi benim için ilgi çekici, nedendir bilinmez 1.Dünya Savaşı her zaman bir ilgi alanımda oldu. 

İngiliz aksanından hoşlanmayan bana sevdirdiği için bir teşekkürü de borç bilirim. Kaliteyi yansıtması her alandan belli oluyordu ve bir süre sonra o çeteden birisiniz gibi hissediyorsunuz. 

Sabırsızlıkla 5.sezonun bekleniyor Peaky! 

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere diyor ve kaçıyorum izninizle. 🎔


15 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Saglık/Güzellik,

Sleepy Ürünleri ile Tanışma

Mart 21, 2019 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Herkes merhaba :)
Bütün kızlar toplandık mı? Toplandıysak, şahane bir marka ile tanıştıracağım sizi güzeller... Yumuşacık, doğal ve içinizi rahatlatıp yaşamınızı kolaylaştıracak Sleepy'ye "merhaba" deyin.

Eruslu Sağlık Ürünlerinin markası Sleepy yerel bir marka olarak tanınıyor ve benim de şu sıralar oldukça dikkatimi çekiyordu. Bebek bezleri konusunda özellikle çok yaygın kullanıma sahip Sleepy ile ben de yeni yeni tanışıyorum denebilir aslında. Ve belirtmeden geçemem, iletişimleri çok zarif, kibar ve anlaşılabilir... Her markadan aslında bu güzel hareketleri görmek isteriz.

Geçenlerde de Gaziantep'ten dopdolu bir kargosunu aldığım markanın göndermiş olduğu kutunun içerisi gerçekten düşündüğümden daha fazlasıydı, sürpriz oldu. Sleepy; deneyimleyebilmem için her ürününden fazlaca göndermiş. Öncelikle bunun için ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum kendilerine. :)

Bu güzel kargoyu "yok yoktu" diye tanımlayacağım, çünkü gerçekten de bu şekildeydi. Aşağıda fotoğraflardan da göreceğiniz üzere bana gelen ürünler; üçlü pakette ıslak mendil, bir makyaj temizleme mendili, ultra hassas normal, uzun ve gece pedlerinin mini paketleri ile bunların yine aynı şekilde olup 30lu ekonomik paketleriydi.



Kesinlikle ince düşünülerek, bir kullanımlık tarzda değil de uzun süre kullanılabilecek ve tam deneyimleri aktarmayı sağlayacak bir şekilde hazırlanmıştı.

Aynı zamanda paketi açtığımda ekstra mutlu oldum, çünkü ıslak mendilleri zaten sürekli kullandıklarımdı. O yüzden Sleepy'nin denemediğim diğer ürünlerinde de memnun kalacağıma emindim. Ki öyle de oldu.

İsterseniz yorumlarıma geçelim...

Sleepy Islak Mendil;


Islak mendillerini çok severek kullandığımı belirtmiştim zaten az önce... Güzel bir temizlemeyici, iyi bir nemlilik hissi sağlayan. Hani bazı ıslak mendillerde koku çok kötüdür veya elinizi sildikten sonra yapışkan ve sulu bir his bırakır ya... Sleepy'nin ıslak mendillerinde kesinlikle bunu gözlemlemeyeceksiniz. Hem kokuları şahane, hem de ferahlatıp güzel temizliyor. 3 al 2 öde şeklinde paketlerde satıldığından da oldukça uygun bir fiyata sahip olmanız mümkün. Piyasaya baktığınızda parasını sonuna kadar hak ettiğini göreceksiniz. :) Fiyatı online markette; 10 tl.


Sleepy Makyaj Temizleme Mendili; 


Makyaj temizleme mendillerine karşı direncimi kıran üründür kendileri. Makyaj temizleyiciler jeller, tonikler, micellar sular olmadan tam olarak makyajımın temizlendiğini hissedemeyen ben, bu mendil ile önyargımı yıkıp geçtim. Hem çantanıza atıp kurtarıcı rolünü üstlenebilecek, hem de pratik oluşuyla beklentinizi karşılayacaktır. İçerisinde alkol, paraben bulunmaması büyük bir artı. Ben göz makyajımı temizlerken de, günlük hafif makyajda da uyguladım. Çok güzel temizledi, tahriş ve kızarıklık gibi sorunlar oluşturmadı. Ayrıca kokusu da bir harika! Salatalık kokusunu tamamen hissedebiliyorsunuz, asla yavan bir temizleme hissine kapılmıyorsunuz.

Genelde makyajımı temizledikten sonra yüzümü yıkama gereği hissederim, fakat bu mendilde buna gerek de duymadım. Paketin içerisinde 20 adet bulunuyor, fiyatı ise 12 tl. Fakat Sleepy'nin kendi online marketinde olan kampanyaya göre; 3lü paketi 30 tl'ye almanız da mümkün.



Sleepy Natural Kadın Pedleri;


En uzun anlatımı pedlere ayırmak istiyorum. Çünkü hassas ciltlere özel üretilen pedler, emici tanecikler sayesinde koku kontrolünü sağlıyor. Ses yapmayı önleyici olduğu kadar, çok beğenilen özelliği "paraben, parfüm, losyon, renklendirici desen içermeyen iç yüzey"e sahip oluşu takdiri hak ediyor. Sleepy pedleri; saf su ile dokunan yumuşak liflerden, emiciliğe sahip doğal bambu liflerinden ve kuruluğu arttıran doğal pamuk liflerinden oluşuyor.
Üstelik en dikkat çekici kısmı ise; vegan ve helal sertifikalarına sahip olması. Böylece içim çok daha rahat, güvenilir bir şekilde kullandım.

Biliyorsunuz ki, ped kullanımı ne kadar önemli gözükmese de, içeriğine çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu sebepten de; Sleepy natural ürünlerini aşırı tavsiye edebilirim. O doğallığı ve saflığı hissedebiliyorsunuz, üstelik gün boyu da rahat oluyorsunuz.
Normal ve uzun olanı 2mm süper inceyken, gece olanı 3mm inceliğinde üretilmiş.
Fiyatları eko paketlerin 15 tl, normal paketlerin ise 4.50 tl olarak online markette satışta bulunuyor.



Peki Sleepy ürünlerini nerede bulabilirsiniz?
Sleepy'nin kendi online marketinde bulabileceğiniz gibi, zincir mağazalarda, marketlerin çoğunluğunda bulabilirsiniz. Umarım ki, her yerde de en ön raflarda görmüş oluruz. :)

Yazımı da sonlandırmadan önce, kutunun içerisinden çıkan mektuplarını sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü benim çok hoşuma gitti.

Merhaba Değerli Dostumuz,
İçten bir sevgi ile size özel göndermiş olduğumuz hediye kutusundaki Sleepy Natural ürünlerini sağlıklı ve mutlu günlerde kullanmanızı dileriz.

İş, ev ya da okulda, hayatın ritmine ayak uydurmak derken günler geçip gidiyor... Ama tüm bu anlarda aslında tek bir şeyin peşinden gittiğimizin farkında mısın? Mutluluk!

Aslında her hareketimizi sonunda mutlu olmak için yapıyoruz. 

Durum böyle olunca malum günlerde de mutlu olmak istememiz #çokdoğal.

Evet ruh halimiz değişken oluyor, evet sancılar yaşanabiliyor ve evet bazen öyle bir oluyor ki kimseyle tek kelime bile konuşmak istemiyoruz. Ama tüm o günlerde bile aslında tek istediğimiz şey mutluluk.

Doğal bambudan elde edilen emici lifleri, saf su ile dokunmuş yumuşacık kanatları ve kuruluğu arttıran doğal pamuk lifleri ile Sleepy Natural, sizi doğal bir rahatlıkla buluşturuyor. Paraben, parfüm ve renklendirici desen içermeyen iç yüzeyiyle özel günlerinizi saf bir mutlulukla geçirmenize yardımcı oluyor. Sleepy Natural ayrıca, Vegan ve Helal sertifikalarıyla da doğal olarak güven veriyor.

Siz de takipçilerinize, sleepy.com.tr adresine girerek tüm Sleepy Natural ürünlerine kolayca sahip olabileceklerii ve tüm ürünler hakkında detaylı bilgi edinebileceklerini anlatırsanız, doğallığı ve mutluluğu, beraberce herkese yayma şansını yakalayabiliriz.

Doğallığı ve içtenliğiyle tanınan sevilen oyuncu Özge Özpirinççi ile yeni ve sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığımız şu dönemde, tüm günlerinizi içinizden geldiği gibi yaşamanızı ve her anınızda gülümsemelerin olmasını diliyoruz.

Unutmayın, hayatı dolu dolu yaşadığımız sürece yüzümüzün gülmesi #çokdoğal.
Sizce de #çokdoğal değiller mi? :)  Özge Özpirinççi demişken de, instagram adreslerinde de reklamını izleyebilirsiniz. Özge Özpirinççi'yi çok severim, tam da markayla uyumlu bir yüz olmuş. :)
İnstagram: @sleepykizlarkulubu

Özetlemem gerekirse, tüm ürünlerini kullanın, kullandırtın. :) Teşekkürler Sleepy! :)



0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Saglık/Güzellik

Makeup Revolution Flawless 3 Far Paleti

Mart 15, 2019 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Hepinize merhaba güzeller!
Size geçenlerde olan Watsons indiriminden kaptığım bir güzelliği tanıtmak istedim. Kendisiyle ilk geldiği andan beri sevgi pıtırcığı olduk. Eminim sizinde sıkça adını duyduğunuz markalardan biridir.

Karşınızda Makeup Revolution London markası. Markanın far paletleri bu sıralar oldukça meşhur. Bende indirim kampanyasına denk gelip, hazırda elimde bulunan 3 far paletimi de tüketmişken alayım dedim.

Önceki kullandığım markalar, wet'n wild, city color ve golden rose olmuştu. Ve artık çok daha kaliteli bir far paleti almam gerektiğinin farkındaydım. Çünkü normalde bir far bir rimel ile göz makyajı yapıp, hafif bir görünüme sahip olmayı seviyorum. Yani sık kullanıyorum. (Her ne kadar tüm malzemeleri kullanıyor da olsam) Bu yüzden, bu palete şans vermek istedim. Hem kendimi de biraz göz makyajı konusunda geliştirsem fena olmazdı.



Gördüğünüz gibi, birbirinden güzel 32 tona sahip bir palet Makeup Revolution Flawless 3 .  Genelde günlük makyaj için kullanılabilecek toprak ve bakır tonlarından oluşan bu doğal görünümlü far paleti, her anlamda kurtarıcınız olabilir.
Normal fiyatı yanlış hatırlamıyorsam; 90 tl iken ben 55'e alarak kendimce minimal bir mutluluk yaşadım. Kaliteli ve uzun süre giden bir malzeme olduğunda aldığım fiyatın da çok önemi kalmıyor aslında bende. Hani bakıp bakıp "değdi" diyebiliyorsunuz.

Sizlere swatch yaparak asıl tonlarını da göstermek isterdim, fakat bu konuda tam bir yeteneksizlik abidesiyim. Ama tonlar fotoğrafta gördüğünüz canlılığa sahip. Pigmentasyon yoğun, kalıcılığı uzun. Benim için tek avantajı biraz tozutması aslında. Çok olmasa da biraz bile olması üzüyor. Fakat diğer özelliklerine baktığımda mutlu mesut kullanabileceğimin taahhüdünü verebilirim.

Gölgeli, dumanlı göz makyajlarınızda olduğu gibi, sade bir renkle veya sırf aydınlatmak için bile kullanım sağlayabilirsiniz.
Çoğunluğu mat renklerden oluşması da benim için avantaj, ne yazık ki çok parıldayan farların görüntüsü beni rahatsız ediyor. Flawless 3 paletinde mat renklerle birlikte bulunan ışıltılı tonlar, hiç rahatsız etmeyen pırıltılara sahip. O açıdan da gözde hafif görünümü destekliyor.

En başta bulunan tonları özellikle aydınlatma kısımlarında kullanıyorum. Size de tavsiye ederim.
Eğer günlük makyaj da çarpıcı olmaktan çok duru bir görünüş arayışındaysanız, bu bebek tam size göre olabilir! Fakat indirim dönemlerini takip etmenizi öneririm. Fiyatları %50'ye varan bir düşüş gösteriyor. Hatta farklı bir marka değilse, Makeup Revolution markasında şu sıralar 1 alana 1 bedava kampanyası da olabilir. Biraz kurcalayın iyisi mi... :)

Aynı zamanda söylemeden geçemem, kendisinin içerisinde bir aynasının da bulunması harika olmuş. Keşke profesyonel bir paletken bir de fırça iliştirselermiş yanına. Neyse bende bulmuşken bulamayayım. :))

Benim yorumum bu şekildeydi, birbirinden farklı tonlara sahip far paletlerine de bakabilirsiniz. Umarım yazı da faydalı olur. Güzelliklerle dolu bir gün diliyorum!

👁️💋

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Kitap/Dergi

Bi' Arkadaşın Başına Gelmiş Kitap Yorumu

Mart 08, 2019 Ruhuna Renk Kat 2 Comments


Hepimizin bir "arkadaşımın başına gelmiş, ondan soruyorum" durumu olmuştur. Kimseye anlatmadığımız, fikir istediğimiz, belki sıkıldığımız belki çekindiğimiz... Bir şekilde birimizin, birilerinin başına geliyor. Şimdi hazırsanız tam da bu nokta da yeni bitirdiğim kitabımın yorumuna geçeceğim...

Öncelikle bu kitap yine bir çekiliş ganimetim oluyor. Kısa hikayelerden ve anılardan oluşan kitaplar hep ilgimi çektiği için kazandığımda da aynı mutluluğu yaşamıştım. Ve yanıltmadı...



Kitap birçok mecradan tanıdığımız ünlü isimlerin anlatımlarından oluşuyor. Yüreğinize de öyle güzel dokunuyor ki...
Sayfalarda hem güldüm, hem çok üzüldüm... Derin düşüncelere girebildiğiniz de oluyor, ama kesinlikle bir sonraki hikayeye atlamadan da duramıyorsunuz.

Size içlerinden en beğendiğim hikayeyi de alıntılayarak kısaca anlatabilirim.

Arkadaşım çok yalancı biri oldu çıktı, anne.
Artık çok akıllandım, kimseye güvenmiyorum, kimseye inanmıyorum korkmayın deyip, yine hemen herkese kapılarını sonuna kadar açıp, hayatının merkezi yapmak, tekrar tekrar kırılıp başa dönmek alışkanlık haline gelmiş, anne.
...
Eskiden yazmak en büyük hayaliymiş anne, ama onu da o zamanlar alt etmişler. "Yazamazsın sen. Yapamazsın sen. Beceremezsin sen. Sen sen sen..." Çok kırmışlar yani, anne.
Şimdi bir yerlerde yazıyormuş. Hayallerim var, diyormuş, amaçlarım var, hedeflerim var. Ama, kendime olan güvenimi kazanıyorum aslında diyemiyormuş, anne. "Yapamazsın" dediklerinde, ezilen ruhumu tamir ediyorum. Bak nasıl yapıyorum, görsün istiyorum da diyememiş hiç...
 ...
Anne, yalan söylemek çok kötü bir şey di mi?
Ben hep doğruyu söyleyeceğim, anne...
Anne! Kızın sana yalan söylüyor, anne!
Bu hikayeyi "arkadaşım" adıyla anlatan kişi, aslında çoğumuzun hislerini aktarmış. Nelerle, ne için, nasıl savaştığımızı bizden başka kimse bilmiyor aslına bakarsak... Bazen, çevremiz üzülmesin diye içe attıklarımız, bazense "iyi" olduğumuza dair geçiştirmelerimizle ömür geçiriyoruz. Yine de her zaman her şeyin güzel olacağına dair inancımız yüksek!

Bi' Arkadaşın Başına Gelmiş kitabı her kadının yüreğine dokunacak, "benim de başıma gelmişti" hatta özür diliyorum "arkadaşımın da başına gelmişti" diyerek okunacak.
Her sayfasında bir parça kendinizden kesitler bulabileceğiniz bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Aynı zamanda aldığınız kitap Kansersiz Yaşam Derneği'ne de Kanserli Çocuklarımız Gülsün diye destek olmakta...
Hep birlikte, destek olalım ne dersiniz?

Umarım yorumumu da beğenmişsinizdir, yorumlarda buluşabiliriz? :)

2 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film

Baby Dizi Yorumu

Şubat 19, 2019 Ruhuna Renk Kat 7 Comments


Herkese selam!
İçimde saçma bir "beybi beybi uuu" ritmiyle geldim buraya. Çünkü Baby adlı bir dizi yorumu getirdim sizlere. Hem de İtalyanca!😍
Biliyorsunuz ki farklı dizileri, popüler ya da popüler ayırt etmeden seviyorum. Baby dizisi de hazır çok duyulmamışken hemen anlatmak istedim. Belki hakkında bir fikriniz olur sonra da karşılıklı yorumlaşarak izleriz?



Netflix son zamanlarda olan popülaritesini daha da arttırdı. Youtube da bir şeylere bakınırken tesadüfen reklamda denk geldiğim Baby dizisi ise Netflix'in yenilerinden...
Sizi çok fazla bekletmeden konusuna geçmek istiyorum. Fakat bundan da önce şunu belirtmek isterim. Dizi bir teenage görüntüsü sergilese de minik de olsa gerçek yaşamı yakalayabiliyorsunuz, çünkü hikaye 2014 yılında yaşanan gerçek olaylardan esinlenilmiş. O yüzden önyargılı olmamanızı ve içeriğinde ki düşündürücü kısımlara odaklanmanızı öneriyorum.

Baby dizimizin yorumu ise şu şekilde;
Chiara ve Ludovica lise yaşantısına devam eden oldukça zengin iki aile kızıdır. Chiara eğitim için belge hazırlamaya çalışırken, Ludovica'da komik gibi görünecek ama tuvalette ağlama denemesi yaparken tanışırlar. Sonrasında ise hep birbirlerini çekecek dostlukları olur.
Başlangıcımız böyle ama asıl mevzulara gelelim bunlar kolay kısmı...
Chiara mutsuz ve çarpık bir aşk hayatı ile savaşırken, bir yandan da ailesinde ki kötüleşmeyle yüzleşir. Ludovica'nın annesi kızının okulundan çok başka kişileri önemsemektedir, babasıyla arası kötüden öte babası onu kızı olarak bile görmemektedir, Ludo deseniz aşk hayatı okulda alay konusu olmasına ve ağır travmatik anlar yaşamasına sebep olmaktadır.
Kızlarımız dışında ise; aynı okula gelen Damiano uyum sorunu yaşamakta, toparlanmakta ve sert görünümünü Chiara'ya aşık olarak düzeltmeye çalışmaktadır. Ta ki gider Chiara'nın yakın arkadaşı Camilla ile sevgili olana dek. Camilla'nın erkek kardeşi ile de Chiara derken, öf durun ya! Bir türlü kimse sevdiği ile olamaz, herkesin hayatı da çok beter bir haldedir. Bizim iki kız ise bu buhranlı dönemlerden kaçmak için yeraltı dünyası olarak tabir edebileceğimiz kısma girerler. İlk anda eğlenirlerken, işler çığrından çıkmaya başlar. Tüm olay döngüsünün seyri değişir. Yeraltından Fiore Ludo'ya aşkından deliliklerin hepsini yapar, hatta aklınıza gelmeyecek şeyleri dahi... Damiano'da bu döngüdedir. Aslında hepsinin kaderi bir noktada toplanmıştır.





İşte takıldığım nokta buradan sonrası. Çünkü buradan sonrası kopuk. Zaten 6 bölümü olan bir sezonda öyle basit bir sezon finali yapmışlar ki... Anlayamıyorsunuz, ne olmuş ne bitmiş heyecan da duyamıyorsunuz.
Dizinin avantajı bana göre şu; içinde oldukça çok mesaj alabilirsiniz. Ebeveyn olmanın getirdikleri, sorumluluklar, her ne kadar liseden mezun olacak dahi olsa hala genç ve henüz netleşememiş halleriyle ne yapacaklarını bilmeyen çocuklar, en çok da çocuklarınızı korumanız gereken o karanlık dünyalar. Gerçek hikaye oluşu, dizinin amacının da bu olduğunu net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Evet fazlasıyla çarpık ve ergen ilişkiler mevcut, ama bunlarla nasıl başa çıkılabileceği de mevcut.
Aslında anlamamız, anlamanız gereken şu; sorunlar içinizde büyüdükçe büyüyor ve onlardan ya kaçacak ya da üstlerine gideceksiniz. Kaçtığınızda bunlar olabiliyor. Özellikle aile içinde hiçbir şeyden kaçmamak gerekiyor. Sanırım hep atlanan nokta bu...

Cinsel istismara, bir kadının kullanılmasına herhangi bir sorun sebep olmamalı! Belki bu konuları da çok konuşuyoruz ama bir dizi aracılığıyla fark edebilirsiniz ne kadar berbat bir şey olduğunu!
Bu diziyle birlikte sanırım dava açılmış, özendirdiği hakkında... Bunu da çok doğru bulmadım. Anlatılanlar gerçek bir olaydan çıktığı için ben yine de herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek hayatta bir kez daha neden karşılaşılmasın? Neden şimdiden önlem alınmasın? Yanlış hareketleri diziden çekmedikçe bir sorun olduğunu düşünmüyorum...

-----

2.Sezon Yorumum;

Eveet 7-8 ay önce yaptığım yorumu güncelleme onuruna an itibariyle eriştim ve bildiriyorum. 6 bölümden oluşan Baby 2.sezon, modumu daha da düşürdü, her yer cinsel sahne kokuyordu ve anlamsız bir şekilde Chiara beni çıldırttı! Ailesi, aşkı, okulu düzgünken neden bunlardan bunalıp kaçmak isterdi insan... Sürpriz sonuçlu bir sezon finali yapmış olsa da, her bölümde kendime "başka dizi izleseydim ya" diyip, yine de devam ettim. Sanırım sezon boyunca en düzgün iki oyuncu Ludo ve Damiano'ydu. Diğerleri ortalığı karıştırıp durdu.

Görüldüğü üzere belli bir şekilde yorumum yok, fakat 3.sezon da gelir mi gelirse ne yaparlar bilemiyorum. Ama izleyenlerin bir çoğu da ben gibi düşünüyordur bu sezonda...

-----

Diziyi çerezlik gibi izleyebilirsiniz, mükemmel dedirtmeyeceği gibi "üf bu ne kapa" da dedirtmez. Ortasında kalırsınız, yine de sonunu merak edip devamını getirirsiniz.

Karakterlere gelecek olursam favorim; Ludo! La Casa De Papel'den Tokyo karakterine benzetmeye çalışmışlar, fakat Tokyo'yu sevmezken Ludo'ya bayıldım. Duru bir güzelliği var, doğal bir oyunculuğu var. Hiçbir şekilde yapmacıklık sezmiyorsunuz ve eğlenceli olduğu kadar yaralı oluşu da onun tarafında olmam için bir sürü sebepten biriydi...

Dizinin beğendiğim bir alıntısını da paylaşmak istiyorum.
"Harika bir akvaryuma batırılmışız, ama denizi özlüyoruz. O yüzden, hayatta kalmak için bize gizli bir hayat lazım."

Bunlar dışındaysa; her şey bir yana, dizinin müzikleri bir yana diyorum!
Aşağıda bıraktığım linkte Spotify hesabımdan oluşturduğum Baby dizisinin çalma listesine erişebilirsiniz.

Baby Dizisi Soundtrack 

Yeni bir dizi yorumunu daha an itibariyle bitirmiş bulunuyorum. Umarım beğenirsiniz veya izlemişseniz fikir alışverişi yaparız. Müzikler için özellikle yorum bekliyorum ona göre! :)
Kendinize iyi bakın, sonraki dizi de görüşmek üzere. ☆



7 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Saglık/Güzellik

Denebunu Exclusive Kutu Açılımı

Şubat 13, 2019 Ruhuna Renk Kat 12 Comments


Herkese merhaba canlar!
Çoook geciktirdiğim, ha yazdım ha yazacağım dediğim yazıya sonunda gelmiş bulunuyorum. Hali hazırda ücretsiz olan Denebunu Şubat kutusu kavuşmamı yaşamışken, ücretli olan Exclusive deneyimimden ve ürünlerle alakalı fikirlerimden de bahsetmem gerektiğini düşündüm.

Hazırsanız, öncelikle kutunun tamamını anlatarak ve ne kadar ücretle sahip olduğumdan bahsederek başlayalım.
Öncelikle fotoğrafta görmüş olduğunuz kutu Denebunu Exclusive Daisy kutusu. Bu kutu şu an satışta değil ne yazık ki ve bende Kasım ayında olan "çılgın cuma" kapsamında sahip olmuştum. Gerçekten de çok çılgın bir fiyata aldım. Tam istediğim, deneyimlemek istediğim şekildeydi. Kutunun normal fiyatı yaklaşık 120-130 TL civarıydı sanırım. Ama benim aldığım fiyat taaaam 29.90 TL'ydi. 🙈

Ve şimdi iyi ki de o an kaçırmamışım diyorum.
Kutunun içeriğine geçelim en iyisi... İçerikte ki hangi ürünleri ne kadar denemek istediğimi de böyle daha rahat anlatabilirim size.



Evet gördüğünüz üzere sol baştan güzellikleri sayarak başlamak istiyorum. Bu sıralamayla da tek tek anlatımını yapalım.

- Loreal Paris Colorista Hair Makeup Copper Hair 30 ml
- La Roche-Posay Toleriane Caring Wash 50 ml ♥️ (Özellikle kalp koyuyorum, sebebini anlayacaksınız.)
- Vichy İdeal Duş Jeli Mineral Yağlı 100 ml
- Vichy Slow Age Gündüz Bakım Kremi 15 ml

Loreal Paris Colorista Hair Makeup


Çok merak ettiğim, acaba hangi renk yaptırsam diye düşündüğüm bir boyayı bu kutu sayesinde deneme fırsatı buldum. Bir aralar saçımda değişiklik yapmayı fakat tamamını boyamaya asla kıyamayacağım için uçlarına bir renk değişimi düşünüyordum. Loreal'in Colorista serisi de hep bu açıdan dikkatimi çekiyordu. Ama minnacık ve incecik bir saçım olunca da az tırsmıyor değildim. "Ya saçımdan akmazsa" , "ya yanarsa" vs. gibi...

Öncelikle bu ürünle bu fikrimden eser kalmadığını söyleyebilirim. Bana göre tek avantajı; saçınızı yıkadığınız anda akıp gitmesiyken, dezavantajları liste liste uzuyor. (Bu konuda gerçekten üzgünüm.) Nedir bu dezavantajlar diye soruyor gibisiniz. Kendi deneyimlerime göre yola çıkacağım, her zaman söylediğim gibi bana iyi olan size iyi olmayabilir. Ama benim fikrimce; boya saçı çok fazla kurutuyor, kuru saçlar serum gibi ürünler kullansın diye çok yorumunu okumuştum ama kuru olmayan saçım bile keçe gibi oldu ne yazık ki... Saçlarım açık kumral tonda olmasına rağmen, kırmızı renk bende soğan kabuğumsu farklı bir tona büründü. Üzdü. Saçımı kuruttuktan sonra fırçamda kalan boya, hatta yerlere toz gibi dökülen boya kalıntılarından hiç hoşlanamadım.
Yani ya ürünü çok daha açık ton saçlarınızda uygulayacaksınız, ya kuaför salonundaymışcasına yerlere örtü gibi teçhizatlı olacaksınız ya da nemlendiricilere gömeceksiniz uygulama sonrasında... Ve bunlar bana çok uğraştırıcı geldi. Neyse ki hevesimi aldım. Yine de tanışmak güzeldi seninle colorista! Ayrı bir hava kattığı kesin. Üstelik herhangi bir bulaşma sorunu da yapmıyor. Normal halde fiyatı 39.90 tl.

La Roche-Posay Toleriane Caring Wash


Benim canım canım canım La Roche'cum! Çok severim markayı. Hiç tereddüt etmediğim, şüpheyle böyle "iyi midir" gibi sorgulamalara girişmediğim tek marka! Çünkü kendisiyle tatlı bir geçmişimiz var.
Zamanın birinde sivilce tedavisi gören bir Kübra vardı... Her şey böyle başladı. Tedaviyi uygulayanlar biliyordur, cildiniz hassasken öyle her önünüze geleni kullanamazsınız. O sıralar hassas kelimesi bile hafif kalıyor. Benim doktorum da La Roche önermişti, ani flaş denen kızarma durumlarına ve rahatlatma amacına uygun bir termal su ile başlattı. O termal suyu alın! Aldırın! Diğer markalar da şu sıralar çıkartıyor ama, Roche denedikten sonra vazgeçemeyeceğinizi zaten yıllar önce sunmuştu...

Bu kutumda ise; Temizleme jeli ile tanıştım. Her ürününü mü çok severim ya hu! Sevdim...
Makyajı tam temizledi, herhangi bir alerjik sorun ya da kuruluk rahatsızlık hissi oluşturmadı. Övgüyü sonuna kadar hak edenlerden... Çok anlatabileceğim özelliği yok aslında, temizleme jeli sonuçta ama günlük kullanım için ideal. Ben sadece akşamları uyguladım ve her uygulamamda cildim yumuşacık oldu. Üstelik temizleme özelliği de gözle görülürden fazlası... Düzenli kullanımda çok daha iyi hale getireceğinden şüpheniz olmasın. Normal fiyatı 200 ml boyutuyla, 69.90 tl. Ve 200 ml size bir aydan fazla gidecektir. Ben günde tek sefer kullanmama rağmen o kadar bereketli ki... Yine sevdiğim özelliklerinden birisi de, parfümlü olmaması. Cilt ürünlerinde yoğun kokuların bulunmasından sizde hoşlanmıyorsanız. doğru üründesiniz.

Elimde olan bakım ürünlerini bitirdiğimde tüm cilt bakım serimi La Roche'a çevirmeyi planlıyorum. Hassas ve akneli ciltlere özel serileri tam benlik! Tüm cilt tiplerine uygun doğru ürünleri onda bulabilirsiniz. Bizzat kefilim.

Vichy Mineral Yağlı İdeal Duş Jeli


Yine mineral yağı, mineralli termal su ve shea yağı içeren bu duş jeli ilgimi çekmişti. Kutunun hediyesi sayılan bu duş jeli ,  çok fazla bir etki vermedi açıkçası. Hani "duş jeli işte en fazla ne beklenir" denebilir, ama içeriğine bakıldığında daha çok beklenti oluyor. Az köpüren, hafif kokulu ve çok iyi dedirtmeyen standart bir jeldi bana göre. Nemlendirme özelliğinden bahsediliyordu, buna rağmen nem hissini de çok alamadım.

Bu sebepten yorumum bu kadar oldu ve normal de piyasa fiyatı da; 35 tl. Ciltten cilde değişiklik gösterebileceğinden dolayı, denemek isteyenlere de olumsuz bir yargı sunmak istemem.

Vichy Slow Age Gündüz Bakım Kremi


Aşırı merak ettiğim ikinci ürün Vichy'den gündüz bakım kremiydi. Aslında bu kremi annemin kullanmasını istedim ve size de onun yorumlarını aktaracağım.
Öncelikle annem krem uygulamalarında, içeriğine çok dikkat edenlerden... Bu sebepten de vichy tam not aldı kendisinden. Uzmanlara göre 20'li yaşlardan da kendimize bakmamız gerekiyor ama, ben bu ürünün bana şu an için çok geleceğini düşünerek kullanmadım.

Hafif yapılı, hoş bir kokusu olan kremlerden. Aynı zamanda içerisinde hyalüronik asit ve gliserin içerdiği için cildi ferahlatıcı, yaşlanma belirtilerini ve günlük yorgunluklarını azaltıcı etkiye sahip. Vaatlerini karşıladığını da söylemek gerekiyor.
SPF30 koruması da bulunduğundan cildi tam anlamıyla koruyor. Tek yapmanız gereken temiz cildinize uygulamak. Ama göz çevrenize dikkat! Biliyorsunuz ki göz çevresi ürünleri her zaman farklı olmalı.

Piyasa fiyatı 50 ml boyutuyla 179.90 tl ye geliyor. Yeterli mi derseniz, uzun ve düzenli kullanım sonucunda harcamanıza değeceğini söyleyebilirim. Daha doğrusu annem söyleyebilir. :) (Bittiğinde yenisinin alınacağının garantisini aldım)

Kısacası tüm kutuyu özetlemem gerekirse hatta puanlama yaparsam;

> Saç boyası; 5/10
> Temizleme Jeli; 10/10
> Duş jeli; 5/10
> Bakım Kremi; 9/10 şeklinde diyebilirim.

Denebunu'nun exclusive kutularını da takipte kalmanızı öneririm. Şahane orijinal boy ürünler çok uygun fiyatlara sizin olabilir.
Birkaç gün öncesinde 2018'in enleri seçiminde de %20 indirim kazanmıştım fakat, istediğim Loreal Paris XL Ön Lansman Kutusu tükenmişti. İçerisinde yer alan yeni eyeliner ve rimeli gözümün önünde bitti. Bu da biraz dram sayılabilir.

Tavsiyelerim de bu şekildeyken her anınızın güzel ve bakımlı geçmesini dilerim.
Görüşmek üzere. ✨🌟

12 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Duyurular

Biraz Sohbet: Ruhunarenkkat Geri Döndü!

Şubat 11, 2019 Ruhuna Renk Kat 12 Comments


Herkese uzunca bir Mer-ha-baaaaaa!
Uzun zamandır sendromsuz pazartesi temalı yazı yazmıyordum. Hatta şöyle demeliyim; son aylarda göstermelik yazdığım yazılar haricinde burada "hiç" yoktum. Ve bu hiç olamama durumu o kadar kötü ki; burada olmak isteyip buna ayıracak vaktinizin bile kalmamasıyla sonuçlanıyor. Elinizdense bir şey gelmiyor.

Bugün instagramımda da uzun zamandan sonrasının ilk postunu paylaştım ve orada da dediğim gibi, "düzen mi yoksa düzensizlik mi yoruyor insanı?" bu konu hala tartışmaya açık...
Mutlu olduğunuz bir düzen oluşturduğunuzda, her şeyi çok daha severek yapmaya başlıyorsunuz. Ama huzurunuz bir kere kaçtığında geri döndüremiyorsunuz... Bende böyle yeniden geldim aslında buralara, ruhunarenkkat ın sadece bir blog ismi olmadığının farkında olarak...

Bu yazıyı hazırlamaya başlamadan önce eski yazılara baktım, ilkten ne çok hüzünle gelmiştim buralara dedim kendime... Şimdiyse sizinle bir şeyler paylaşmak, yeri geldiğinde sesimizi duyurmak yeri geldiğinde fikirlerimizi çoğaltmak çok daha güzel bir hale geldi. Uzun zamandır özlenen bir dosta kavuşmak gibi!



Şu geçtiğimiz aylar bana çok şey kattı. Şimdi bir şeylerin daha çok farkında olsam da kafamı netleştirmem ve eski enerjimi yükseltmem biraz zaman alacak... O yüzden beni mazur görünüz.

Basit bir örnekle başlayayım...
Yaptığım işte bundan sonra kesin şartım; motive edici olması... Minicik dahi olsa bir şeylerden motive olabiliyorsanız, her güne çok daha yeni bir enerjiyle başlamanız da kolaylaşıyor. En azından stres yükünüz hafifliyor, mecburiyetten çok severek yapılan bir işe dönüşüyor. Yani kısacası; şu an her ne işle meşgul oluyorsanız olun o işte sizi mutlu eden detayların olmasına özen gösterin.
Yakın zamanda çalıştığım yerde bu konuda ki en büyük avantajım; bir ömür seveceğim adamla tanışmak, ardından da 2. ailem diyebileceğim dostlar edinmek oldu. O yüzden sonlar kötü hissettirse de, çok daha güzel başlangıçlara adım atmak en güzeliymiş onu anladım...

Blogda yepyeni bir başlangıç seçmem de böyle gelişti işte...
Bununla birlikte fotoğrafta gördüğünüz ajanda ve bir çok planner, defter ürününün satışını da instagram üstünden @shop.ruhunarenkkat adresiyle yapmaya başladık...(Yazı sonunda linkini bıraktım) Bu da yine güzel başlangıçlardan. :) Detaylı bir tanıtım yazısını da birkaç güne kalmadan yayınlıyor olacağım. Desteğiniz her şeyden çok önemli.

Hayallerim çoktu, artık daha da çoğaldı ve her birini gerçekleştirmek isteyen biri olarak buradayım.
Şubat başından beri yapılacak listemi oluşturmaya başladım, o liste uzayıp gittikçe ne kadar da "ötelediğim" şeyin olduğunu fark ettim. Bu korkunç bence, sakın ola ki yapmayın!
Çünkü o arayı ne kadar uzatırsanız daha çok uzuyor, artık hiçbirine yetişemeyecek hale gelebiliyorsunuz. (Tecrübeyle sabit) Yapmak istediklerinizin bir listesini hemen çıkarın ve zamanında yapmaya başlayın. Hayatı ertelemeyin.

Geri dönüş sohbeti yerine yine tavsiyeler vermiş oldum ama, sizlerin de bu keyif ve düşünme dönemimde bana önerebileceğiniz kitaplar, diziler, müzikler, hatta herhangi bir şey hakkında tavsiyelerinizi merakla beklemedeyim. Hatta "şunlardan bahsetmelisin" veya "şöyle yazıyordun, yeniden yazmalısın" dediğiniz şeyler varsa seve seve listeme ekleyebilirim.

Artık daha sık görüşmek üzere diyerek yazımı sonlandırayım. Kutlamalar başlasın! Ruhunarenkkat geri döndü! 🎈

❤️ İnstagram: Shop & Blog


12 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz