Kitap/Dergi

Temmuz-Ağustos Ayında Okunanlar

Ağustos 26, 2018 Ruhuna Renk Kat 5 Comments


Merhaba canımlar! :)
Bu iki ay kitap açısından hiç verimli bir ay değildi ne yazık ki... :( Çünkü çok hızlı bir şekilde okuyup bitireceğimi düşündüğüm bir kitaba başladım. Ardından da takılı kaldım. Başka bir kitap okumak da istemedim. Malum bir kitaba başladıysam onu bitirmek en doğrusu gibi geliyor bana. Derkeeen tüm tabuları, kuralları, duvarları yıktım ve sonuç olarak başka kitaplara geçtim. Telafi amaçlı da 2 güzel kitap bitirdim. Yine de mutluyum. Ya hiç okumasaydım, ayıp. :)

İki kitap da eminim çok duyduğunuz veya okuduğunuz kitaplar içindedir. O yüzden ben daha çok sevdiğim alıntılardan paylaşarak da gitmeye çalışacağım. Zaten bu alıntılar biraz da okuyanın hislerini anlatıyor aslında. Kafanızda bir şey ile okursanız her satır farklı bir anlama gelebiliyor.

Bakalım benim aklımda kalan anlamlar neler oldu, kitaplar hakkındaki düşüncelerim nasıl şekillendi?


↠ Kahve Kokulu Hikayeler


Kokulu Kitap serisinden olan kitapları artık bilmeyeniniz yoktur eminim. Benim Franz Kafka buhranımdan sonra buna başlamam gerekiyordu, çünkü kısa ve bildiğim hikayeler ile okuyamama sıkıntımı üstümden anca böyle atabilirdim. Franz Kafka'dan en sona bahsedeceğim, hatta bahsetmeyedebilirim. (İlk kez bir kitap için bu kadar laf ediyorum, neler oluyor bana :D)
Yine diğer hikayeler serisinde olduğu gibi öğüt verici, hayata dair olumlu bakış sergiletmeye yönelik bölümler vardı. Fakat dikkatimi çeken şu oldu, genelde sevgi için verilmesi gereken emekler üzerine konular bulunuyordu. Karşılıksız, beklentisiz uzun yıllar boyunca sevebilmenin hatta sırf aşkı değil kendinizi ve işinizi de sevebilmenin önemini sayfalarda bolca gördüm.

Benim dikkatimi bir hikayenin sonlanışı ile bir söz çekti. Onları da sizinle paylaşmak istiyorum.

"Güçlükler yaşamın bir parçasıdır ve siz bu güçlükleri paylaşmazsanız sevdiğiniz insana sizi ne denli sevdiğini gösterme şansı vermemiş olursunuz."

Sahi derdimizi, yaşadığımız zorlukları paylaşmazsak kimin gerçekten yanımızda olup olmadığını nasıl görebiliriz?

"Bir insanın değerli olması ve öyle kalması için illa hayatımızda olması gerekmez. O kişinin bize kattığı şeyler ve bize bıraktığı anılar, bir ömür boyu bizimle kalmaya devam eder. Bazılarının hayatı, bir kelebeğin ömrü kadar kısa."
Bu yüzden bile sevdiklerimizin ve anın değerini bilmemiz gerekmez mi?

↠ Cemal Süreya-On Üç Günün Mektupları ve 1967-1978 Mektupları 


Bir önceki kitap yazımda Cemal Süreya'nın şiir kitabını okurken biraz sıkıldığımı söylemiştim. Cemal Süreya'yı normalde çok seven biri olarak o kitapla birlikte, bir süre şiir ve Süreya'dan uzak durmaya karar bile vermiştim. Ta ki! En yakın dostum Sedef'le yine bir gün Sevda Sözleri'nin kritiğini yaparken, kendisi bana On Üç Gün Mektuplar'nı okuduğunu ve okuyabileceğimi söyledi. İlkten tereddütle yaklaştıysam da, buluştuğumuzda bana getirdi ve inanır mısınız kitap 1 gün içerisinde bitti. Biter bitmez de zaten yazısını girme vaktimin geldiğini fark ettim.

Öncelikle kitap gerçekten bakış açımı ve önyargılarımı tamamen kırdı geçti. Çünkü saf sevgiyi o kadar derinden hissettiriyor ki... Kitapta onlarca sayfanın fotoğrafını çekip notlarını aldım, tüm kitap beni fazlasıyla etkilemiş olsa da bu kısımlar için çok farklı bir ilgim odaklandı diyebilirim.

Bu mektuplar hem Süreya'nın eşi hastanedeyken 13 gün boyunca ona yazdığı mektuplardan hem de 67-78 yılları arasında ona yolladığı mektuplardan oluşuyor. Güzel bir derleme de olmuş açıkçası. Bir de Cemal Süreya'nın kendi el yazısıyla olan bölümlerin de konması çok daha hoş.
Her satırı okurken aklımdan geçen şu oldu; "birisi de beni böyle sevsin istiyorum ya!". Gün içinde hissettiklerini, yaşadıklarını yazması bir yana öyle güzel sevgisini hissettirmiş, öyle güzel bir dil geliştirmiş ki o mektuplara hayran olmamak elde değil.

Çok daha meraklandırmadan bende etkisi gerçekten "büyük" alıntılarına geçeyim.

"İnsan niye mektup yazar? Ya yüz yüze gelince anlatmak istediklerini açık açık söyleyemiyordur, ya da o ikinci kişi uzaktadır, onunla yüz yüze konuşma olanağı yoktur, oturur kağıda döker anlatmak istediklerini." 

Bende bir zamanlar böyleydim açıkçası, yüz yüze gelince kayıp giden tüm kelimeleri mektuba döktüğüm olmuştu. Ama şimdi içimdekileri ne karşımdakiyle ne de çok fazla kişiyle paylaşmaya yanaşmıyorum. Belki insanların artık anlama, dinleme isteğinin azalmasından, belki de böyle çok daha iyi olduğundan.

"Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür."

Her şeyin özeti gibi. Benim, senin, herkesin.

"Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman, onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla'yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin'e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi?"

Diyorum ya, böyle sevilmek...

"Senin gibi bir karım olduğu için, daha doğrusu sen karım olduğun için gururlu ve mutluyum." 

Bu kısmın beni hepsinden fazla etkilediğini söylemeliyim. Zuhal'ini sıradanlaştırmıyor, onun gözünde herkes değil. Onu o olduğu için seviyor. Bu çok çok anlamlı. Bir erkeğin bir kadını bu şekilde sevmesi, gerçekten dedirtecek kelime bırakmıyor aslında...

"Sana rastlamak mutluluktu; sana sahip olmak başka bir şey başka bir ad bulmak gerek; "içine taşınması gibi bir şey insanın." 

Ve sözün bittiği nokta diyerek kapanışı yapayım. Daha birçok alıntı paylaşmak isterdim, fakat alıp okumanız ve benim çıkardıklarımdan kat be kat notlar çıkarmanız tavsiyemdir.

İki aylık demekten utansam da, okuduklarım böyleydi. :) Her şey Franz Kafka'nın seçme eserlerine başlamamla oluştu, onu hala bitirebilir miyim bilemiyorum. Çevrede herkes övgüyle bahsederken, beğendiğim tarzlar dışında geldiği için bende aynı övgülere sahip değil henüz. Bakalım devamında neler olacak. Eylül ayı için umudum daha çok kitap okumakta ve Franz Kafka'yı bitirebilmekte, inanıyoruz başarabilirim. :)
Hepiniz sevgiyle, kitaplarla kalın. Tekrar görüşmek üzere. 💛


Bunlar da ilginizi çekebilir

5 yorum:

  1. Bazen kitap sarmıyor, o zaman bırakıp başka kitaba başlıyorum. Sadece kitap okumaya zorluyorum kendimi :) Takip etkinliğinden geliyorum canım

    YanıtlaSil
  2. Bazen oluyor böyle. Kitap ilerlemiyor adeta, değiştirmekle iyi yapmışsınız. Güzel bir tanıtım yazısı olmuş, emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Great post , I'm following you , please follow me too

    www.makeyourfashionchoice.blogspot.com

    YanıtlaSil
  4. Yemin ederim o döngü bende de var kankiletam!Elime “aha ben bunu tek nefeste bitiriveririm” diye aldıgım hangi kitap varsa yarım kalıyo kenarda köşede tabiri caizse sürünüyo🙈😂Verimsiz dediğin ayda 2 kitap bitirmiş,yorumlamışsın yalnız brroooo az ayıp oluyo 1 i bile okuyup bitiremeyenler var lütfen🙄😂😂
    Neyse sana da mesajımı bırakıp kacıyorum ben o zaman
    Seniiii Sefiiyommmm❤️(Gizemede aynısını yazdım.Bu aslında sübliminal bi mesajdır.Özleştik.Neredesiniz ay yüzlülerim?)

    YanıtlaSil
  5. Kahve Kokulu Hikayeler'i bende çok beğenmiştim. İnsanı durup düşündüren ve daha derin anlamlar kazanmamıza vesile olan hikayeler var içinde. Mektup, günce tarzı seviyorsanız Tomris Uyar'ın Bir Uyumsuzun Notları'nı kesinlikle öneririm.

    YanıtlaSil

Yorumlarınızı bekliyoruz