Hayata Dair

Ayın Kritiği #2

Haziran 30, 2018 Ruhuna Renk Kat 6 Comments


Selamlar, sevgiler, hürmetler canlarım :)
Yazının bitişinde söylenecek şeyleri girişte söyledim sanırım, ama bu kadar kısa bir yazı yazmam yazamam biliyorsunuz ki. :)
Ayın kritiğini sevdiniz, beni pek mutlu ettiniz. Aylık gündemime ikinci aydan devam ediyorum o halde. Yine uyarayım da, çook uzun bir kritik yazısı bu. Çünkü bu ay çok doluyum! Keşke şu fotoğrafta olduğu gibi kafamıza takılanları da uçurtma yapıp uçursak gitseler. :)



Önce ayın kilit noktasını şuraya bırakayım; ORTAYA KARIŞIK
Gerçekten de her ruh halini yaşamış olabilirim. Keyiflendim, dertlendim falan filan... Ama en çok da gündemlerden bahsetmek istiyorum. Neler yaşadım, neler hissettim haydi başlayalım...

Vallahi bu ay mayısa göre daha iyi geçti aslında, öncelikle ramazan ayında yıllar sonra düzenli oruç tutabilme hasretini giderdim. Bende kansızlık gibi tatlış bir rahatsızlık olduğundan, doktorum sık yememi ve aç kalmamamı söylerdi. Fakat bu sene çok şükür ki Rabbime bazı günler ara versem de geri kalanında hiçbir aksilik olmadan tuttum. İnşallah hepimizin orucu, niyeti kabul olur. :)

Ayın şahaneliğine müjdeli haberimle devam ediyorum, geçen ay stresini yaşadığım ilk sene derslerinin tamamını verdim mutluyum gururluyum. Alırım bir tebriğinizi, rengininiz yırttı. :) Biliyorsunuz ki, çok stres yapıyordum. Şimdi kuş gibi hafifledim. Gelsin diziler, filmler, kitaplari gezmeler. :)

Haziran ne tatlısın ya sen, bir de yeni sıkı bir arkadaşlık kazandırdı bana kerata. Aslında Bangtan beylere teşekkür etmek lazım önce. :) Henüz yüz yüze gelmeden bile bir insanla aynı hisleri paylaşmak, aynı telden çalmak ve sanki 40 yıldır arkadaşmış gibi bir saniye bile sıkılmadan sesli ya da mesajla saatlerce konuşabilmek muhteşem! O yüzden benim sevgili muallimem Büş bunu okuyorsa ona kocaman kalp.♥️

Emin olduğum bir şey var, hayat sizin etrafınızdakilerle ve başınıza gelen güzelliklerle çiçek gibi oluyor. İyi dostlar biriktirmek bir aile olmakla eş değer, manevi açıdan yüklerinizden kurtulmak ve içinizi rahatlatan şeylerle karşılaşmak en büyük zenginlik. Yolunuza, gününüze, anınıza hiçbir şekilde ara vermeden devam edebiliyorsanız ne mutlu. Üstelik her andan bir nokta yakalayabilmek de takdir edilesi bir durum bence.

Böyle böyle derken bayram geldi çattı. Kızar mısınız, kınar mısınız bilemiyorum ama ben artık bayramları sevemiyorum. Güzel geçip geçmemesi ile alakalı değil. Bana çok sevdiğim insanları ve anları hatırlatıyor. Şimdi her şey yavan. Şimdi her şey bir mesajla bitiyor. Bakın aramayla bile demiyorum, bir mesaja bakıyor bayram. 1 gün bile tatil olsa da deniz, kum, güneş yapsak derdinde olduk galiba. Annemle babam bayramları hep anlatır bana.. Ben bu dönemleri bilmesem de, küçüklüğümde yediğim çikolatalar, şekerler bile farklıydı sanki. Kalabalık toplanmaları çok severdim mesela. Uzaklardan gelen büyük teyzemi çok özlerdim çünkü bir tek bayramda hasret giderirdim. Bir odada kuzenlerimle oturur küçücük ellerimizle çatlak patlak yusyuvarlak oynardık. :) Babamın amcası rahmetli Mehmet Amcam vardı çok severdim onu, bizim için çikolatalı pasta alırdı hep. Evinde antika eşyaları vardı, çocukken utangaçtım biraz ama mutlu olurdum bunların hepsinden. Bir gün çocuğum olursa ona bunları da ben anlatacağım, tıpkı annemle babamın bana anlattığı gibi. :)

Çok dertliymişim bu konuda değil mi? :) Ama bir diğer derdim de seçimlerdi açıkçası. Siyaset konuşmayı sevmediğim için, burada da çok bahsedip uzatmayacağım ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Bir olmamız, birlikte olmamız gerekirken dostlarımızla bile parti farkları sebebiyle düşman hale gelmek çok kötü. Özellikle instagramda insanlar birbirlerine o kadar midesiz laflar ettiler ki, görmeye dayanamadım. Yapmayın, yapmayalım şu güzelim ülkede dostça yaşamak varken bu hal niye? Sanırım hiç anlayamayacağım bir durum...

Bu dertler aslında insanın çevresindeki artıkları temizletiyor. Normal zamanlarda gözünüze batmayan, bir nevi hayalet gibi olanlar böyle zor durumlarda kendilerini öyle güzel gösteriyorlar ki... İşte bu anlar temizlik anları. Sadece bu anlattığım şeylerden değil, birçok geçerli sebeple bunu son aylarda çok iyi anlayan insanlardan biriyim. İnsanlar önce yanaşabilmek için, belki de yalnız kalmamak için bir şekilde yanınızda duruyor, mış gibi yapıyorlar. Çıkarları tükenince, istedikleri yetmeyince de gidiyorlar. Bu sebepten artık ilkten görüp de önemsemediğim basit rahatsız edici durumları, özellikle yeni tanıştığım insanlarda önemser hale geldim. Artık zamanla tanıdıkça değil de, ilk anlarda daha kolay çıkarım yapabiliyorum. Size de tavsiye ederim, çünkü "aman önemsiz bir şey, nolacak sanki, düzelir" dediğiniz hiçbir şey düşündüğünüz gibi olmuyor. İnsan neyse o olarak kalıyor, emin olun.

Ayı bitirmek üzereyken bir de beni çok üzen durumdan kısaca bahsetmek istiyorum.
Beni tanımaya başlayanlar da artık biliyor ki hayvanları çok severim. Özellikle de tam bir kedi annesiyim. Bu ay kan donduran bir haber izledik biliyorsunuzdur, bir yavru köpek bu vahşetle yaşamını kaybetti ne yazık ki... Ben bir insanın, bir kalbe sahip olan canlının bunu yapabileceğini yapabilme ihtimalini bile aklıma kabul ettiremiyorum. O görüntü günlerce gözümüzün önünden gitmedi, üstüne benim apartmanın önünde beslediğim kedim var (instagramdan bilenler vardır), ki kendisi artık evcil kedi kıvamında. Geçenlerde bir sığırcık yavrusunun yuvadan düşmesi ile benim kedi atak yapıp kuşla oyun oynadı. Evet, doğru okuyorsunuz oyun oynadı ve ayağının kırılmasına, kanatlarından yara almasına sebep oldu. Yese hani diyecektik ki, kuş o doğasında avlamak var. Biz kuşu eve alıp iyileştirmeye çalıştık, ama sadece 1 gün dayanabildi. Adı Umut'tu. Sanırım benim de umudumdu bir yandan... Geride fotoğrafları kaldı. Çok detay vermek istemiyorum, bir iki arkadaşıma anlattım sadece bunu akşamında da oturup hüngür hüngür ağlamıştım şimdi anlatırken bile gözlerimin dolmasına engel olamıyorum. Kedimle küsmüştük iki gün oldu barışalı, yaptığını affetmek zor geliyor hala ama yine de aramda bir bağ var, o da benim canım. O değil ben gerçekten kedi annesi olmuşum fark ettiniz mi? :)

Ya ben bir dakikalık olay için bile ne kadar şey anlattım, peki ya bu olanlara ne yapılmalı? "Ne olursunuz biraz insanlık olsun içinizde yalvarırım!" diye haykırmak istiyorum. Umut belki 24 saat daha nefes aldı sayemizde, ama diğer umutlar nefessiz yarı yolda bırakılmamalı... Hayvan sevmeyen insan sevmez denir ya. Hayvan da sevin, insan da sevin. Ama kendinizi sevin önce. Bu kadar sevgisiz olmayın... Hiçbir sinir, kızgınlık, öfke masumlardan çıkarılmamalı bu dünyada...

Bu ay beni dolum dolum doldurdular. Yine de her şekilde bol ders alınabilecek, bol düşünülecek ve geçen ayın zaman kısıtından kurtulup dinlenme vakitleri yapılacak bir aydı. Temmuzcum bak senden daha umutluyum, ona göre gel güzel gel. :)

Bitirmeden önce de şunu diyeyim; ayın son günü sen muhteşemdin, her şey için teşekkür ederim.♥️

Gündemden bahsedip, daha doğrusu kendimi anlatıp darladım buraları kusuruma bakmayın. Yanlışlığım olduysa affola. Bir sonraki kritikte görüşürüz canlar. Sevgiyle kalın, hoş kalın. :)






6 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Kitap/Dergi

Haziran Ayında Okunanlar

Haziran 26, 2018 Ruhuna Renk Kat 6 Comments


Merhabalar :)
2017'nin Ekim ayından beri yazmaya ara verdiğimiz aylık okunanların yenileriyle artık devam ediyoruz. :) Şimdi hazır yaz tatiline de girdim ya, sürekli film, dizi, kitap, dergi yani Allah ne verdiyse daldım çıkamadım. Hele ki son kitap beni benden aldı desem yeridir. :) Bu rahatlığa da kavuşmuşken biraz sizle okuduklarımı paylaşmak, öneri yapmak istedim. Umarım beğenirsiniz ve ortak okuduklarımız da çoktur. Bol bol konuları hakkında muhabbet ederiz. :)

Gelin isterseniz bu ay neler okudum tek tek, alıntıladığım kısımlarıyla birlikte bakalım...

↦ Cemal Süreya-Sevda Sözleri


Ne anlatacağımı bilemeden başlıyorum. Ben normal şartlarda gerçekten şiir seven bir insanım. İlk şiirlerime Yapı Kredi Yayınları'nın serilerinden başlamıştım. Hem incelerdi, hem de her şairin klasikleşmiş eserlerini okumak güzeldi. Yeni başlayan birisi olarak da tam benlikti. Ardından tabii kendimce belli şairlere karşı daha ilgi duymaya başladım. Bunlardan birisi de Cemal Süreya'ydı. Bu yüzden Sevda Sözleri'ni ilk indirimde bulup almıştım. Birkaç sene önce alır almaz okuduğumda çok farklı düşüncelerde olan ben, bu okuduğumda daha da başka düşüncelerdeydim. Çünkü yıl-dım! :(

Yıldım kelimesi sizde şok etkisi yarattı biliyorum, ama gerçekten 2 aya yakın kitabı elimde dolaştırdım, odaklanmaya çalıştım yok yapamadım. Arada dergi okudum, kafam dağılsın diye farklı şeylerle uğraştım yine olmadı. O yüzden zor bitirdim. Sanırım aşırı kalın ve şairlerin bütün şiirlerinin dahil olduğu kitaplarda zorlanıyormuşum ben.



Yine de sizler için fazla klişe olmamış, sevdiğim kısımlardan alıntılar bulmayı da ihmal etmedim.

Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi...
♥️
Ve şimdi: iki kere iki.
Kırdım, evet, seni. Ama kırmıştın beni.
Hadi sadece kırılmıştım diyerek önleyeyim herhangi bir eleştiriyi
Kalbim, Kalbim! Söyle şimdi ne yapacağım ben bu kalbi?
Ne yaparım söyle daha da derine düşerse yaram
...
Ben sana rastladığım günlerde, hangi günlerdi onlar
Tuhaf şey bir günde değişiyor kişi
Senden öncesi öyle uzak ki anılar bile yok sanki
Geldin masaya oturdun ve hayatımı böldün bir milat gibi... 

Daha elimde çok not aldığım kısmı vardı, ama daha da uzatmamak ve içeriği tamamen açmamak için iki tane ile bitirmek istedim. :)
Ama ilk başta ki olumsuz yorumuma aldanmayın, Cemal Süreya tabii ki çok önemli şairlerimizden birisi. Eminim tüm kitabı daha büyük ilgiyle okuyacaklar vardır aramızda. Her şekilde kütüphane de yer alması gerektiğini düşünüyorum. Belki romanlar, hikayeler eskiyor ama şiirler hiç eskimiyor...

↦ Yasemin Kokulu Hikayeler


Yakamoz Kitap'tan E. Haluk Derince'nin kokulu serisi hep hoşuma gidiyor ve ilgimi çekiyor. Önceleri de papatya kokulu hikayelerini okuyup, burada da yorumlamış birisi olarak indirimde de yasemin kokulusuna denk gelip hemen almıştım. Kütüphanem yasemin koktu buram buram! :) Bir sonraki okuyacağım da en sevdiğim kahve kokulusu olacak, aşırı heyecanlıyım. :)

Bildiğiniz kadarıyla bu serilerde, kıssadan hisseler tadında mini hikayeler bulunuyor. İçlerinde hayatımızın her alanına dair konudan çıkarım yapmanız mümkün. Ben her hikayeyi gülümseyerek okudum. Bu yüzden size de tüm kokuları tavsiye edebilirim. :)
Sadece önerim indirimde denk gelip almanız. Çünkü indirim dönemlerinde yarı fiyatına hatta daha da uygununa bulmak mümkün. Normal fiyatı: 20 TL.



Şimdi sırada içlerinden seçtiğim tek bir alıntı var.

Hayat zor.
Bütün bir ömrünüzü, harcıyorsunuz,
Sonunda elinize geçen ne oluyor?
Ölüm, harika bir ödül. Hayat tersine yaşanmalıydı bence.
Önce ölümü savuşturmalıydık başımızdan.
Yirmi yılımızı huzurevinde geçirip,
Çok gençleştiğimiz için atılmalıydık.
Altın bir saatimiz olduktan sonra işe başlamalıydık.
Kırk yıl çalışmalıydık, ta ki,
Emekliliğin tadını çıkarabilecek denli gençleştiğimiz güne kadar.
Üniversiteye gitmeliydik sonra, liseye hazır hale gelene dek,
Parti yapmalıydık,
İyi ufalmalıydık, oyun oynayıp,
Sorumlulukları unutmalıydık.
Küçük bir kız ya da bir erkek bebek olunca annemize dönmeli,
Son dokuz ayımızı yüzerek geçirmeli.
Ve sevgi dolu bir bakışta son bulmalıydık.

Açıkçası benim en sevdiğim bölüm bu oldu, okurken "evet ya, böyle olsa nasıl olurdu acaba?" diye düşünmeden edemedim. Yani anlayacağınız kitabı 2 günde okudum. 320 sayfa olduğuna bakmayın, su gibi akıp geçiyor nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.

↦ Gemma Malley-Bildirge 


En çok tavsiye edeceğimi en sona sakladım, tabii umarım yazının bu kısmına kadar gelebilmişsinizdir. :) Öncelikle şiddetle tavsiye ediyorum ki, okuyun, okutturun! Mü-kem-mel!
Çok spoi vermeden anlatmak istiyorum, şimdiden uyarayım ki çok zor. 

2140 yılında geçen mevzumuz şu ki; sonsuz yaşam takıntısı. İnsanlar ikiye ayrılmış durumda, yasallar ve yasal olmayanlar yani "Artık"lar. Yasal olmayanların aileleri ise Uzun Ömürlülük ilaçlarını kullanan ve bir kuralı delip çocuk sahibi olanlar. Çocukları olunca da iki seçeneğe sahipler."Bir vazgeçiş karşılığı bir çocuk" veya "Bir hayat karşılığında bir hayat". Yani vazgeçerlerse çocukları Artık merkezine, aile hapse gider. Aile içinden birisinin ölümü durumunda da çocuk Artık olmaktan kurtulur ve yasal olarak yaşar. Şimdi bunların ne anlama geldiğini eminim merak ediyorsunuz, ama detayına inmem kitabı da çokça anlatmam demek. Bu yüzden bunları okumanızı daha çok isterim. 

Konu bahsettiğim sonsuz yaşam teması üzerinde dönüyor, Anna ve Peter adlı iki ana karakterimiz var. Zaten kitap Anna'nın günlüğüne yazdıklarıyla başlıyor, açıkçası bu yüzden de kitabın ilk 50 sayfasına kadar olayı anlamaya, kim kimdir iyi veya kötü müdür bunu çözmeye çalışıyorsunuz. Ve bir diğer karakter Bayan Pincent, psikolojik açıdan çok sağlam bir karakter benim gözümde. Çünkü dünyanın acımasızlığının, kötülüklerin vücut bulmuş hali. Onu okurken, onun geçmişini öğrendikten sonra aklındakileri de daha iyi kavrıyorsunuz. Böyle böyle derken de, kitap akıp gidiyor, üzülüyorsunuz gözleriniz doluyor korkuyorsunuz heyecan duyuyorsunuz. Tam anlamıyla tüm hisleri bir film sahnesinde yer alıyormuş gibi hissediyorsunuz. Labirent filmini biliyorsanız, bir nevi onun gibi düşünün. Açıkçası filme de çevrilmesini çok isterdim. Aşk, aksiyon, dram, korku, fedakarlık ne ararsanız var. Daha ne olsun.



Şimdi çok beğendiğim yerlerin alıntılarını sizle paylaşayım yine:

Yüksekten korkuyordu, bilinmeyenden korkuyordu, dağın zirvesine çıktığında her şeyin kendisi için ne kadar ulaşılmaz olduğu gibi bir gerçeklikle yüzleşmekten korkuyorduç Sonunda bir uçurumun kenarına varıp, dengesini kaybedip düşmekten korkuyordu.
Ama düşmek gerçekten o kadar kötü bir şey mi, diye düşündü. Bir anlığına bile olsa dağın zirvesini görmek, buna asla kalkışmamaktan daha iyi olabilir miydi? Yoksa Bayan Pincent'ın söylediği gibi, insan ne kadar yükseğe tırmanırsa o kadar sert yere mi düşerdi?
♥️
Bir şeyin sonu olduğunu bilirseniz ona daha çok değer verirsiniz ve her anın tadını çıkarmak istersiniz.
♥️
Bizim birbirimize ait olduğumuzu söyledi; çünkü o bir çiçekle doğmuş ben de bir kelebekle... Hayatta kalabilmek için çiçeklerle kelebeklerin birbirine ihtiyacı varmış...

Kitap o kadar ince detaylarla dolu ki, bunlar kadar çok alıntı çıkarabilirdim. Ama "artık" olmak meselesi, bizim günümüze ışık tutan bir durum. Hayatlarımızın çoğu noktasına can alıcı vuruşlar yapabilecek kadar hassas bir konu. 
İlk kitap da konu sonlanmış gibi gözükse de, serinin Direniş ve Miras adlı iki kitabı var. Açıkçası özellikle sonu okurken oturduğum yerden sıçradım ve sanki aksiyon filmi gibi heyecan duyup tepkiler sıraladım. Bundan dolayı da kesinlikle diğer kitapları da bir an önce alıp okumam gerektiğini düşünüyorum. Bence sizde kütüphanenizde bulundurun derim.

Anlayacağınız üç uzuuun kitap yorumumla ayı tamamlıyorum. Bir sonraki ay bakalım nelerle karşınızda olacağım. Hepinize buraya kadar okuduğunuz için kucak dolusu sevgiler, umarım beğenmişsinizdir. ♥️

6 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-7 :) Ben Bunu Yazmam

Haziran 21, 2018 Ruhuna Renk Kat 15 Comments


Yeni bir mim yazımla holaaaa! :)
Çok süre geçmeden cancağızım Düş Tasarımcısı'nın beni mimlediği yazımı da buraya bırakmak istedim. Kendisine de kocamaaan öpücüklerimi yolluyorum. Bu mimi Derya abla başlatmış ilk olarak ve konusu da çok hoş bence.

Neleri yazarım neleri yazmam? 


Biz blog yazarları genel olarak fikir sahibi olduğumuz, paylaşmak istediğimiz konular üzerinde duruyoruz. Açıkçası bana da böyle yapmak doğru geliyor. Öbür türlü bilmediği halde internette araştırıp düzenleyenler de var. Bence aradaki fark da tam olarak bu noktada oluşuyor. Evvela "samimiyet". Bir şeyi kendi gözlemimizle kendi tecrübemizle aktarmak bambaşka.
Bu yüzden bu mimi de çokça severek yapıyorum.

photo by: me :)

Fotoğrafta da yol ikiye ayrılıyor aslında, yazabildiklerim ve yazamadıklarım olarak. Gerçi nihayetinde her türlü denize çıkıyor ama olsun. :)

Peki daha da uzatmadan gelelim mevzuya...

Ben neleri yazarım?


Bildiğim, anlatabileceğim, birkaç cümle dahi edebildiğim her konu benim yazma alanıma giriyor. Ama en çok yazmayı tercih ettiklerime gelecek olursak;

Kitap: Okumayı çok seviyorum. Ders çalıştığım zamanlar eziyet gibi gelse de boş vakitlerimde en çok kitaplarıma gömülüyorum. Bu yüzden onlar hakkında yorumlarımı yazabilmek rahat.

Dizi: Yabancı dizi deliliğim lise dönemlerime dayanıyor. Takip ettiğim, bitirdiğim ve daha izleme listemde bekleyen birçok dizim duruyor. Yerliden çok yabancıları tercih ederim. Bu yüzden izleyince çok beğendiklerimi artık daha sık paylaşmaya çalışıyorum.

Yemek, Tarif: Annemle olduğu kadar özellikle evde tekken de mutfakta vakit geçirip yeni şeyler denemeyi çok seviyorum. En çok da tatlıları. :) Her şeyi yaptığımı iddia edemem ama, fırsat buldukça pratik ve leziz şeyleri denerim tuttururum da hani. :) Yani bana tarif verilsin, dener yazarım o konuda rahatım.

Gezi: Gezme meraklısı biri olduğumu artık biliyorsunuz, elimden geldikçe de mini gezilerimi yazmaya çalışıyorum. Ama bir yeri anlatmak, fotoğraflamak büyük keyif. O yüzden de yazmaktan zevk aldığım en birinci tema. :)

Sağlık, kozmetik, güzellik: Yani bunları "her türlü yazarım, çocuk oyuncağı yahu" diyemem, ama fikrim oldukça bir şey denediysem ve olumlu yönlerini gördüysem çok sık olmasa da yazabiliyorum.

Kişisel, yaşam: Yine yazmayı çok sevdiğim konulardan. Kafamdaki şeyleri anlatmayı seviyorum. Burada boş boş konuştuğumu hissetmek yerine sizlerle karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi hissediyorum bu tür konuları yazarken... İlk başlarda kişisel gelişime ağırlık verip, sonra her teldene dönmüş olsam da yaşama dair konuları yazmanın yeri ayrı.

Neleri yazamam?


Teknoloji: Abim sağ olsun bilgisayar konularına ortaokul zamanlarımdan beri çok meraklıyım, ama gelin görün ki yeni teknolojiler, detayları anca kendime kadar. Belki de biraz çevremdekilere kadar. :) Yine de yazacak kadar değil, elime yeni bir telefon tutuştursanız anlat deseniz çok bir şey çıkmaz benden. "Kamerası, görüntü kalitesi nasıl, depolaması ne kadar, şarjı ne kadar gidiyor" gibi sorular yeterli çünkü. :) O yüzden teknoloji yazanlar takdirlik bence. Anlamak ve olası kullanıcıya anlayacağı şekilde anlatmak önemli.

Spor: Beden dersini hiçbir zaman sevememiş birinden çok da spor şeysi beklememek lazım. :) Beşiktaşlıyım, ama detay bilmem, terimlerinden anlamam. Pas diyorum. :) Fitness, pilates belki bir nevi derdim de, onu da yine kendimce yaptığımdan çok teşekkürleer arkadaşlar. :) (O değil bencilim galiba ben:))

Haber: Müm-kün değil! Ben biraz toz pembe takılmayı seven biriyim, kendimi strese sokmamak için haber bile izlemem. (Bu gündemden haberim olmadığı anlamına gelmesin) Bu sebepten değil anlatmak, haber konularına yakın bile durmam, duramam.

Ebeveynlik, anne-çocuk: Evlenip çoluk çocuğa karışsam da yazamayacağım bir konu sanırım. :) Büyük konuşmak gibi olmasın da, yok ya yazamam ben ne anlatırım onu bile bilmiyorum. Cıks olmadı. :)

Moda: Bu da olmayan ve olmayacaklardan sanırım. Son modalarla hiç ilgim yok, gözüme güzel gelen, klişe olacak belki ama kendime yakıştırdığım şeyler benim kendi modam zaten. Bu yüzden de bu sezonun trendleri kafası bana göre değil. He güzel bir parça olur, evet beğenir alırım. Ama en fazla bunlarla kalır.

Siyasi: Hiçbir zaman sevmediğim, muhabbetinden kaçındığım konu. Yazamam da demiyorum, yazmam. Benlik değil.

Evet benim yazıp yazmadıklarım bu şekilde. Ama gördüm ki, çok basit görünen bir konu bir o kadar da zormuş. Meğerse her ikisi de çok düşünmeyi gerektiriyormuş. İnsanın sınırlarının farkında olmasını sağlıyor bu tür sorular. O yüzden tüm yapmak isteyenleri davet ediyorum bu mime. :)

Özel çağrıda bulunup davet ettiklerim ise;

-Her Telden Şef

-Mor Düşler Kitaplığı

-Gonca'nın Dünyasından 

-Şule Uzundere

Hepinize kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum ve yazıyı burada sonlandırıyorum o halde. :) Bir sonraki mimlerde görüşmek üzere. :)

15 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Tarifler/Mutfak

Sıcak Günlere Serin Bir Mola: Limonata Tarifi

Haziran 18, 2018 Ruhuna Renk Kat 16 Comments


Sıcaak çok sıcaak daha da sıcak olacak!
Aşırı sıcak bir yaz gününden daha herkese merhabalar. :)
Bu sıralar Limonata tadında film maratonumuz devam ediyorken, yazın teması da belliyken ne yaptım dersiniz?
Sevgili Nisatoş'umun geçen yaz aylarında hazırladığı limonata tarifini yeniden düzenledim, güncelledim ve şu sıcak günler için yeniden okumanıza sunalım istedim.Kabul edelim ki, güzel denk geldi vesselam.
İsterseniz çok uzatmadan malzemeler ile başlayalım, böylece sizle birlikte de yapımına geçeriz. :)
Bu arada araya da kaynak yapayım, o sürahiyi nasıl bir heyecanla aldım, nasıl heyecanla fotoğraf çekmeye çalıştıysam detaylar gördüğünüz üzere. Kusura bakmayın, tekrar çekme şansım olmadı. :)



Malzemeler: 


-1 tane portakal
-1 tane limon
-3 litre su
-1 su bardağı şeker (çok şekerli isteyenler için 1.5 su bardağı da olabilir)

Şipşak tarife de geçelim:

Portakal ve limonu iyice yıkıyoruz, çünkü kabuklarını da kullanacağız. (Bütün vitamin itinayla kullanılır:) )
Yıkadıktan sonra buzdolabının dondurucu kısmına atıyoruz ve yaklaşık 3 saat bekletiyoruz.
Limonatayı yapmaya başlamadan 5-10 dakika kadar önce çıkarıyoruz, ama tamamen yumuşamaması lazım dikkat ediyoruz.
Sonra onları ortalayarak parçalara ayırıyoruz tıpkı domates kesmek gibi düşünün, dikkat ediyoruz elimizi de kesmiyoruz o sıra. :)
Şimdi bu parçaları rondo da daha ufaltacağız. Nasıl mı?
1 bardak şekerin yarısını rondoya koyuyoruz, yanına da portakal ve limon parçalarının yarısını ekliyoruz kesme işlemini yapıyoruz.
Derin bir kaba 3 litre suyu koyuyor ve rondodan geçirdiğimiz kısmı da suya aktarıyoruz.
Geri kalan portakal limonu da rondodan geçiriyor, kapta bulunan suya ekliyoruz. Ve tüm karışım hazır.
Şimdi karıştırmaya başlıyoruz. Çekirdekleri varsa ne olacağını merak ediyorsunuz, onları da ayırmaya uğraşmıyoruz sonra ayrılacaklarına kefiliz. :)
Hazır olan limonata karışımımızı bir süzgeç yardımıyla süzerek parçalardan da ayırıyoruz.
Ta-ta-ta-taam! Limonatamız hazır! :)

Hepinize afiyet olsun, ferahlık serinlik versin. :)
Nisa'nın da ilk tarifi sunduğu için eline sağlık bir kez daha. :) Başka tariflerde görüşmek üzere, hoş kalın. :)


16 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film,

LİMONATA TADINDA FİLM MARATONU 🍋

Haziran 09, 2018 Ruhuna Renk Kat 35 Comments


Iışıklar tamam, yastıklar tamam, çerezler ve içecekler de tamam, harika hazırız o zamann. 💃

Herkese sıcak bir yaz akşamından selamlaar :)
Vallahi havalar bu sıra "bana bulaşmayın" dercesine yakıp kavuruyor, e bizde niyetli olunca kıpırdamayıp kitabımızla, dizimizle ilgileniyoruz. Mutluyuz da hani.
Hele benim bu sınavlardan sonra uzun zamandır boşladığım kitap,dizi,film faslımda yeniden başlamış oldu. Değmeyin keyfime. :)

İşte günler böyle geçedururken benim best sistercım thesaglams'ın gülü Büş'üm engineeringvibes ile bir etkinlik başlatmış. Bir de baktım tam benlik, yapmazsam çat-la-rım! :) Onların listelerine ulaşmak için isimlerine tıklayabilirsiniz.

Üstelik yapacağımız şey de çok basitmiş; eve tüm cipsler, çikolatalar, dondurmalar, limonatalar (ki onsuz olmaz temamız o zaten) toplaşıyor ardından da film seçiliyor. Her etkinlik böyle olsa keşke yahu! ♥️

photo: pinterest

9 Haziran itibariyle başlayan, 9 Eylül'de sona erecek olan bu maratonda benim teek teek yeri gelerek aklımda kalanlarla yeri gelip not aldıklarımla yeri gelip de trailer izleye izleye seçtiğim filmler ise şu şekilde;

♥️ Hacksaw Ridge-Savaş Vadisi (2016)
İmdb: 8.2 / Tür: Dram, Savaş, Tarihi

♥️ İftarlık Gazoz (2016)
İmdb: 7.5 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Your Name-Senin Adın-Kimi No Na Wa (2016)
İmdb: 8.4 / Tür: Animasyon, Anime

♥️ Bright (2017) -Netflix Yapımı
İmdb: 6.4  / Tür: Aksiyon, Suç, Fantastik

♥️ Annihilation-Yok Oluş (2018) -Netflix Yapımı
İmdb: 7.0 / Tür: Fantastik

♥️ Ayla (2017)
İmdb: 9.0 / Tür: Dram, Tarihi

♥️ Dangal (2016)
İmdb: 8.5 / Tür: Aksiyon, Dram

♥️ Doctor Strange (2016)
İmdb: 7.5 / Tür: Fantastik, Bilim-Kurgu

♥️ La La Land-Aşıklar Şehri (2016)
İmdb: 8.1 / Tür: Komedi, Dram

♥️ Blade Runner 2049-Bıçak Sırtı (2017)
İmdb: 8.1 / Tür: Gizem

♥️ Ailecek Şaşkınız (2018)
İmdb: 7.1 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Maymunlar Cehennemi: Savaş (2017)
İmdb: 7.5 / Tür: Aksiyon, Macera

♥️ Manchester by The Sea-Yaşamın Kıyısında (2016) 
İmdb: 7.8 / Tür: Dram

♥️ The Salesman-Satıcı (2016)
İmdb: 7.8 / Tür: Dram

♥️ Dunkirk (2017)
İmdb: 8.0 / Tür: Aksiyon, Tarihi, Savaş

♥️ Zootropolis-Hayvanlar Şehri (2016) 
İmdb: 8.0 / Tür: Animasyon, Komedi

♥️ Aile Arasında (2017)
İmdb: 8.1 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Labirent: Son İsyan (2018)
İmdb: 6.3 / Tür: Aksiyon

♥️ Call Me by Your Name-Beni Adınla Çağır (2017)
İmdb: 8.0 / Tür: Dram, Romantik

♥️ Get Out-Kapan (2017) 
İmdb: 7.7 / Tür: Korku, Gizem

♥️ The Shape of Water-Suyun Sesi (2017)
İmdb: 7.4 / Tür: Fantastik, Macera

♥️ Wonder-Mucize (2017) 
İmdb: 8.0 / Tür: Dram, Aile

♥️ Contratiempo-The Invisible Guest (2016)
İmdb: 8.1 / Tür: Suç, Gizem

♥️ Cebimdeki Yabancı (2018)
İmdb: 7.2 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Lion-Eve Dönüş (2016) 
İmdb: 8.1 / Tür: Dram

♥️ Logan (2017)
İmdb: 8.1 / Tür: Aksiyon, Dram

♥️ Alien: Covenant-Yaratık (2017)
İmdb: 6.4 / Tür: Korku

♥️ Arrival-Geliş (2016)
İmdb: 7.9 / Tür: Dram, Gizem

♥️ Captain America: Civil War- Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı (2016)
İmdb: 7.8 / Tür: Aksiyon, Macera

♥️ Captain Fantastic (2016)
İmdb: 7.9 / Tür: Aile, Komedi, Dram

Listemde hazır olduğuna göre, 3-2-1 ekşııın! :)
Sizde eşlik etmek isterseniz, 2016-17-18 yapımı güncel filmlerden 30 tanecik seçip, listenizle paylaşıyorsunuz. Sonra da izlemelere doyamıyoruz. :)

Bu arada Büşra'ya teşekkürü bir borç bilirim, çünkü ben dizilere sarmaktan neredeyse 1 senedir film yüzü görmedim.🙊 Vesile oldu da filmlere gömüleceğim sayesinde, ben bi' mutlu sormayın gitsin. :)

Her şeye de bir yorum yaptıysam kaçayım o halde. :) Filmlerin içerisinden "çok iyi" dediklerim, etkilendiklerim olursa ekstra olarak yorum yazısı olarak da paylaşırım. İnstagram hesabımdan da izledikçe mini paylaşımları yaparım. Takipte kalınız efenim. Hepinize sevgiler, iyi seyirler. :)

35 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz