Hayata Dair

Ayın Kritiği #1

Mayıs 29, 2018 Ruhuna Renk Kat 16 Comments


Merhabalar canlar :)
Yine bir seriye başlıyorum-başlıyoruuum-baş la dım! :)

Artık bu seri de her ay neler yaptım, neler kafama takıldı, hayatımda neler değişti, nelere başladım, neler bitişe ulaştı, neye kızıp neye sevindim, nelerden ders çıkardım, ne öğrendim bunlardan bahsedeceğim. Hemde kendi çektiğim fotoğraflarımla birlikte. :) Şişşt aramızda kalsın, biraz da alt mesajlarla bayağı göndermeler yapacağım. :) Ben bunu biraz instagram hesabımda yapıyorum aslında, her fotoğrafta hissettiklerim üzerine itinayla çenemi düşürüyorum. :) Burada da daha çok maddi değil de manevi açıdan bol bol konuşacağız, yorumlarınızla da karşılıklı sohbet havası yaşayacağız yani. :)

Biliyorsunuz ki nisan ayında 30 Gün Minimal Mutluluk yapmıştım, sanırım bunun da etkisiyle hayatımda iyi ve kötü her şeyi daha dikkatle gözlemleyip çıkarım yapar oldum. Okumayanlar için buraya tık tık. Bu kritik yazılarıyla da bana aylık katılan değerler söz konusu olacak aslına bakarsak.

Başlayalım mı ne dersiniz?



Mayıs ayı çok değişikti. Ne yaptın böyle sevgili mayıscım, neydi acaba derdin? İyi başladın, mükemmel devam ettin, yüzümü güldürdün derken bir anda moddan düşürdün, fena sıkıcı da bitiyorsun. Bir şey var da çözemedim. Her neyse. Ayları tartışacak değilim. Konum bu değil sonuçta.

Bu ay bana neler kattı, benden neler çıkardı? Hepsinden önce...
Ayın kilit noktası; SAYGI.

Öncelikle hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anladım. Ay başlarında uzun zamandır hissetmediğim ve hissetmeyi özlediğim duygulara yeniden kapıldım. Sanırım uzun zaman geçtiği için insan körelmeye başlıyor bazı konularda, araba sürmek gibi bir şey sürekli pratik yapacaksın ki unutmayasın. Hisler de böyle bence, mesela insanlar da yalnız oldukları zaman kendini soyutluyor ve bir süre sonra nasıl davranacaklarını bile unutuyor. Ama sonra fark ettim ki; körelmemişim, unutmamışım sadece yeniden canlanmayı bekliyormuşum. Ve bu durumu fark etmeniz size elini güvenle uzatana bağlıymış.

Hayatta bazı adımları atmanız gerekir, korkmadan cesaretle atılmadan olmaz bazı şeyler. Ne kadar "yok ya olmaz, henüz hazır değilim" gibi bahanelere sığınıp kaçıldıkça o kadar da üstüne gitmek gerekiyormuş. Bu ay duygusal açıdan kaçtıklarımın üstüne gittim aslında ve sonuç başarılıydı. Eminim bunu okuyan yakın çevrem ne demek istediğimi anlamıştır. Onlara göre bu büyük bir adımdı çünkü. :) Gözünüzde ne kadar büyüyorsa bir şeyler ya yerinizde sayıyorsunuz, aman böyle iyiyim düşüncesinde. Ya da tam tersi daha çok geriye çekiyorsunuz kendinizi, üzülüp kırılmamak için. İşte bunu aşabilmek önemli. Neden korkularımızdan hareket edemeyecek duruma gelelim ki ?

Bir adımlamaya başladığınızda devamı öyle bir geliyor, öyle bir gaza getiriyor ki bu durum sizi anlatamam. Böyle gaza gelmişken çok duygusal olan bir insan bile mantığını daha sağlam kullanıyor. Beni bildiğiniz kadarıyla aşırı duygusalımdır, ama bu halimi kırdım. Neyi düşünüyorsam, neyi hissedersem söyledim aklımdakileri sundum ve mantığımı daha çok ön planda tuttum. Bilsem mantıkçılığın bu denli etki ettiğini daha önce de yapardım.

Emin olun duygularınızı saf bir halde sunabileceğiniz insanlar var, bir de aklınızın içinde konuşup duran sesten vazgeçmemeniz gerektiğini gösteren insanlar. Artık bu kısmı nasıl yorumlarız bilemiyorum ama, ben diyeyim kişisine göre muamele, siz deyin nabza göre şerbet. Ayı değerlendirmek açısından iyi bir deneyimdi. Saygı dedim durdum ya kilit nokta olarak; heh evet işte asıl mesele de bu aslında. Birinin sizi sevip sevmemesinden daha önemli olan size, düşüncelerinize, hislerinize, hayallerinize, konuştuklarınıza saygı gösterip göstermemesiydi. "Sevmek ne uzun kelime" der ya Süreya, sevmek büyük devasa bir kelime evet, ama sizi seven insanın aklından çıkmamanız, ne olursa olsun hâlâ değer göstermesi o saygısı her şeyin üstünde bence.

İşte böyle duygusal zirvelerden de düşüşten de çıkmama vesile olan canım finallerimdi. Ders çalışmaktan 1-2 hafta kadar hiçbir şeye odaklanamadım. Ya kitap okumayı çok seven bir insan ders çalışa çalışa kitap bile eline alamaz mııı? Haydi alamadı, kitap okumak sıkıcı gelir mii? İnanın bana geldi, çünkü sürekli ders notu okuyorum not çıkarıyorum derken artık sayfalar karıncaya dönüştü gözlerimde. E bu halde ne kitabı yahu? :) Neyse ki finalleri de saldım (bir de notlar güzel geldi mii Allah!, alırım dualarınızı), resmen tatildeyim ama biriktirdiğim onca şeyden hangisine başlamalıyım bu kez de ona karar veremedim. Ben de ilk adımı blogdan başlatayım dedim. Ramazan da güzel bir aktivite bence blog okumak, blog yazmak falan. Anlayacağınız daha çok buralarda olucim artık. :)

Gel gelelim şöyledir böyledir derken bitiyor ay. Ayın sonu modum düşük hava kasvetli, bir de dolunayları sevemiyorum! Zaten odama da geceleri ışığı vuruyor, sanırsınız dolunay benim odamda. Her dolunayda bomba gibi dolaşıyorum ortalarda. Sizde de böyle oluyor mu? Yoksa ben mi darlanıp yok yere söyleniyorum. :)

Yine ne konuştum ama ya! Bana vlog çekmek ya da youtube kanalı farz olacak bu gidişle farkında mısınız? (Çaktırmadan altyapıyı da hazırlıyorum burada) :) Bu seriyi de seveceğim gibi, biraz interaktif de olacak sanki ben anlatıyorum siz dinliyorsunuz (pardon çenemi çekiyorsunuz) , sonra siz de aşağıda anlatsanız. Ay harika! :)
O zaman hem yorumlarınızı bekliyorum, hem de bir sonraki ay kritiğinde görüşmek üzere diyerek kaçıyorum. Seviliyorsunuz. :)

Ayın mottosu: Annem önceliklerimi konuştuğumuzda hep şunu der; "önce iş, sonra aş, en sona aşk." Bende bunu bu ay ki moduma dayanarak uyarlayıp diyorum ki; "önce saygı, sonra sevgi olsun gerisi de gelir.".


16 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-6 :) Blog Muhasebesi

Mayıs 18, 2018 Ruhuna Renk Kat 20 Comments


Yine bir mim yazısı ile selamlıyorum sizii :) Henüz yeni tanışmış olsam da Blogcu Sultan'ın başlattığı bu güzel mime beni çoook çook sevdiğim sevgili şefim Herteldenşef ve canım İncidenNotlar sahibesi İnci'cim mimlemiş. :) Bende fark eder etmez hemen başladım yazmaya bakalım Ruhunarenkkat'ın muhasebesi nasıl olacak ? :)



1. Blog alemine nasıl girdin ?

2 sene önce başka bir şehre taşındım, o sırada kırık kalp mevzum ve yeni şehirdeki hayattan korkum vardı. Sonra bir anda ortaokul zamanlarımdan kalma yazma sevgimin etkisiyle "ben neden blog açmayayım, hem bana yoldaş gibi olur hem de içimi dökebilirim" dedim.Anlık bir karar oldu aslında, bir de bakmışım bloggerdan adres almışım kendime. Bir dost gibi sıkı sıkı tutundum o günden sonra da. :) (Not: O zaman ki olumsuz hislerimden eser yok merak etmeyin :) )

2. Hangi blog sana ilham oldu ? 

Blogu açmadan birkaç ay önce öylece internette gezinirken tesadüfen Bahar Yıldızı ile karşılaşmıştım, gerek instagram hesabını gerekse blogunu şirinliğinden dolayı çok sevmiştim. Kendisine bakınca yüzünden samimiyet okunuyor bana göre, şimdilerde güzel bir anne o yüzden çok sık yazamıyor ama bire bir olmasa da aslında tanışmış gibi hissediyorum ilk gördüğümden beri. Onun sevgi ile çiçek dolu profili ve ilk gördüğüm incelediğim blog olması da ilham sebeplerinden sayılabilir. :) Özellikle instagram hesabına bayılacaksınız. :) instagram: baharyildizi

3. Bloga yazdığın ilk yazı ile son yazı arasında fark var mı?

Olmaz mııı?! İlk yazımda olduğum ortam ve hissettiklerim çok farklıydı. Merhaba deme şeklim bile enerjik değildi, şimdi ise çok daha farklı her şey. Ama zamanı geri alma şansım olsun ve ilk yazım o kadar da dramatik olmasın isterdim. 🙈 Zaten genel kitlede şu an ki Kübra'dan memnun o yüzden sevinçliyiz mutluyuz. :)

4. Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?

Evet :) Hepsi okuyor mu bilmiyorum ama instagramdan da blogdan da bıdır bıdır susmayan bir Kübra olduğunun farkındalar :)

5. Blog yazmak yaşantına ne kattı/ne çıkarttı?

Yaşantıma birçok güzel blogger dost ve günlük yaşamımda farkındalık kattı. Daha çok paylaşmak istiyorum, daha çok gözlemliyorum. Biraz da daha atak olmayı kattı aslında, her şeyde cengaver gibi öne atılabiliyorum ve susturulmam zorlaşıyor. Eskiden daha sessizdim. :) Blog yazdığımdan beri yaşantımdan çıkan bir şey yok aslında, belki biraz seri olmaktan dolayı yazım yanlışlarım olabilir, affola :)

6. Şu an bu mim ile birlikte sayfanda kaç yazın ve kaç sayfa görüntülemen var?

Taslaklar haricinde 93. yayınladığım yazım bu oldu. :) Ama kaç yazımın olduğu ya da görüntülemenin kaç olduğundan çok içeriğin hitap edebilmesi önemli. Buna da ulaşılıyorsa ne mutlu. :)

Yapmayan kaldı mı bilemiyorum pek, genelde çoğu ismi gördüm bloglarda okurken. O yüzden bunu okuyan ve henüz yapmamış olan herkesi davet ediyorum. :)

Hepinize kucak dolusu sevgilerr 🎔

20 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Duyurular

Ruhuna Renk Kat 2 Yaşında🎈

Mayıs 13, 2018 Ruhuna Renk Kat 19 Comments


Çok şükür ki bu günü de gördük! 2 yaşındayııız! :) 
Nisa bu yazıda geçen yılda olduğu gibi bana eşlik edemiyor o yüzden benle idare ediceksiniz. :) Bu arada şunu da belirtmeliyim ki; ilk 9 Mayıs 2016'da başladık, yazıyı da tam o güne denk getirecektik fakat buralara çok yetişemiyoruz bu sıralar biliyorsunuz. :(

Sürekli hikayemizi anlatmak istemem artık ezberlediniz🙈, ama eğer ben hayatımda ki en doğru kararı hızlı bir şekilde almasaydım burada olamazdık işte bunu biliyorum. Bir anda "neden yapılmasın?" diye sorulmasa burada olamazdık. Boş konuşanlara inat etmeyip, hayallerimizi söndürenlere karşılık hırslanmasaydık burada kesinlikle olamazdık.
Bazen tek bir olay, tek bir kişi, tek bir söz hayatınızı değiştirebilir. Tek bir neden dünyayı bile değiştirebilir. Yeter ki o inanç olsun, değişim isteği olsun.

photo by: tumblr
Hayatınızı renklendirmek ruhunuza biraz renk katabilmek amacıyla başladı her cümle aslında, buraya "şu konuda bilgim var, bunu kesin yazayım" diye gelinmiş değildi yani.. Biraz dertleşmek, biraz içimdekileri birine dökebilmek, birine de sesimi duyurabilmekti. Belki dert ortağınız olmak, belki "aa sende mi, yalnız değilmişim" diyebilmekti istediğim. Hiçbir plan, hiçbir teferruat düşünmeden 9 Mayıs akşamı blogu açtığımı o kadar net hatırlıyorum ki. Hiçbir şeyden anlamadan, tema, kod, düzen, hatta yazı ekranı nasıl kullanılır bilmeden var olunuş hâlâ gözümün önünde. O an ki hissettiklerim, bir an bile heyecanını eksiltmeden içimde. Nisa'ya anlatmaya başlayışım ve o konuşmalarımız hep aklımda. 
Şimdi bunları yazarken bile o kadar net fark ediyorum ki, burası da benim sığınağımmış, evimmiş, motivasyon kaynağımmış. Bir insan bloguna girip yazı yazmaya başlayınca veya blogunda ki minicik bir şeyle bile tüm gün mutlu olabilir mi? Oluyormuş, olabilirmiş. Bunu da burada anladım. 

2 senedir tek bir pişmanlık vardır belki, o da buraya geç gelmekten.. Sizinle tanışmak, sizinle dost olmak duygusunu çok geç tatmaktan... Şimdi hepiniz o kadar kıymetlisiniz ki, yıllardır aynı sofrada oturup yemekler yiyip çaylar kahveler içmişiz gibi... 
Dilerim ki, bir 10 yılı da birlikte görürüz daimi olur blog dostluğumuz...
Burada kiminiz biz iki kızçeye abla, abi, kardeş oldunuz.. Desteğinizi, fikirlerinizi, güzel yürekliliğinizi bir an bile çekmediniz bizden, hep yanımızda oldunuz. Bugünlere gelebildiysek sayenizde aslında... Hepinize sonsuz teşekkürler... Var olun.

Yazıyı sonlandırmadan önce bendeniz Kübra'nızdan birkaç öneri de gelsin. Bir hayaliniz varsa, bir şeyler için adım atmak istiyorsanız, asla korkmayın! Cesaret en önemli şey. Ardından da yaptığınız her işe inanın, inanmak da başarmakla eş değer! Az önce tesadüfen denk geldiğim bir Henry Ford sözünü de sizinle paylaşmak çok istiyorum, bu yazının tema sözü olsun.

"Her şey size karşıymış gibi göründüğünde; uçağın rüzgarla değil, rüzgara karşı havalandığını hatırlayın."


Bu cümle bana olduğu gibi size de motivasyon olsun, rüzgarı arkanıza değil, karşınıza almaktan hiçbir zaman korkmayın.

O zaman küçük bir bebek gibi büyümeye, en güzel haberlerimizle burada olmaya, iç dökmecelere ve bildiklerimizi anlatmaya devam... Ruhunuza renk katmayı unutmadığınız için hepinize bir sürü iyi ki varsınız. 🎔🎔

Not: İlerleyen günlerde instagram ve blog da ortak bir mini sürpriz olabilir beklemede kalın. :)

19 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Gezi/Mekan

Yalova'da Gezilecek Yerler #1

Mayıs 07, 2018 Ruhuna Renk Kat 32 Comments


Herkese seelaam! :)
Derin bir sessizlik sonrası uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü aklımda oturtamadığım Yalova yazısını sonunda yazmaya karar verişimle birlikte geldim. Zor oldu ama fena olmadı sanki ne dersiniz? Hali hazırda epeydir de biliyorum burayı, hatta o derece ki ezberledim bile sayılır. Bu sebepten burayı gezmek, öğrenmek isteyenler için bir rehber niteliği görsün diye de bildiklerimi biraz detaylandırmak istedim. O zaman gelin başlayalım.

Öncelikle mini mini minnacık şehir olan Yalova'ya yolu düşenler fark edecektir ki; burası İstanbul'un bir ilçesi kadar. :) Küçücük ama bir o kadar da sakin olan Yalova, biraz sayfiye yeri ve emekli şehri olarak görülüyor. Kafa dinlemek, bir günlük de olsa diğer şehirlerin yoğunluğundan kaçmak için burası büyük popülariteye sahip. Merkez de dahil, Altınova, Armutlu, Çınarcık, Çiftlikköy, Termal olarak 6 ilçeden oluşuyor. Ama şehre geldiğiniz anda anlayacaksınız ki; özel aracınızla şehrin bir ucundan diğer ucuna sadece 1 buçuk saat civarında varıyorsunuz. Her ilçenin arasında çok ufak zaman farkları var. Hatta öyle ki, bazı yerlerine yürüyerek bile yarım saatte gitmeniz mümkün. Böylece günlük yürüyüş de yapılmış oluyor. :)

Peki madde madde gidecek olursak Yalova'ya adımınızı attınız ne yapmalısınız?

1. Yürüyen Köşk


Tartışmasız Yalova dendiğinde akla ilk gelen ve kesinlikle görülmesi gereken yeri. Hikayesini bilmeyenler için çok detaylı olmasa da anlatmak istiyorum. Burası ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dinlenme yeri olarak biliniyordu. Köşkün yanında bulunan çınar ağacı ise köşke denk geldiği için bahçıvan kesmek ister, fakat Atatürk net bir emir verir. "Ağacı kesmeyin, bina kaydırılacaktır." Gelen mühendisler çalışmalar yaparlar ve binanın altına döşedikleri raylar ile köşkü yaklaşık 5 metrelik bir uzaklığa kaydırırlar. Böylece köşkün adı Yürüyen Köşk olur. Çınar ağacı da tüm heybetiyle hâlâ orada durmaktadır. Gerçekten de ibretlik ve örnek alınası hikayesi ile köşk yürümüştür.



photo by: renginhanim
photo by: renginhanim

Ben köşkün içini gezme fırsatı bir türlü bulamadım, sürekli gezi ve okul grupları geldiğinden dolayı her gidişimde kalabalık rastladım. En kısa zamanda içerisini de gezme planım var. Fakat öyle güzel bir yerde ki, hem piknik yapmak isteyenler için hem de ben gibi yürüyüşünü denize nazır yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.

Nasıl gidileceğine gelecek olursam; İdo feribot iskelesinin hemen sağ tarafında girişi kalıyor ve yaklaşık 2 km. yürüyerek, bisikletinizle veya Atatürk Bulvarını hiçbir yere sapmadan takip ederek aracınızla da köşke ulaşabilirsiniz. Yürüyerek yaklaşık 30 dk. , araçla 10 dk. sürüyor.




2. Çiftlikköy


Yine kendi kişisel yorumum olacak ama, Yalova'nın en güzel ilçesi bence. Çok fazla gezilecek yeri olmamasına rağmen, sakinliği ile özellikle de sahiliyle "anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz" tadında bir yer. Yalova'da ilk gördüğüm, bildiğim yerdi bu yüzden de anlamı büyük. Öyle güzel bir sahili var ki kumsalında, banklarında, piknik yerlerinde oturabilir, tüm sahilini baştan başa yürüyebilir, martılarının sesini mis gibi deniz kokusuyla dinleyebilirsiniz. En çok da fotoğraf için çok güzel manzaralar sunan Çiftlikköy sahili, yazın tam bir yazlık kesime dönüşüyor. Sahilinde, kumsalında yer bulabilmek mümkün değil.

Kışın sahili :)

Yazlık sahili :)

Ben ailemle yaklaşık 4-5 sene önce geldiğimde evler çok azdı. Ama şimdi Osmangazi Köprüsü etkisiyle de oldukça yoğunlaşan bir nüfusu var. Tabii ki güzel bir ilçe olması da bu durumu etkiliyor. Çünkü sürekli gelişen, kendini de geliştirebilen bir yer.

Peki sahili dışında neresi derseniz, sizi doğruca seyir yapılacak tepesine götürüyorum.Burada tüm Çiftlikköy'ü kuş bakışı görebilir, Seyr-i Marmara'da da afiyetle bir keyif kahvesi içebilirsiniz. Çiftlikköy'de gün batımı izlemeden dönmenizi de tavsiye etmem. Günü mutlaka burada bitirin derim.

Gidişi ise çok basit, yürüyen köşkten doğruca devam edin. Yan tarafı orası zaten. :)

photo by: renginhanim

Gün batımı gibi gün batımı :)
Tepeden görünüşü


Unutmadan söylemek istiyorum, ideal bir kahvaltı yeri ararsanız Yalova At Çiftliği şiddetle tavsiyemdir. O kadar övgüsünü duydum ki, yine bir türlü kızlar ile gitmek isteyip de fırsat bulamadığımız yerlerden kendisi. Fiyatı da kişi başı at binme+kahvaltı 25 tl. idi sanırım. Gittiğim zaman onunda fotoğraf ve detaylarını editlerim artık burada. :)


3. İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi


Merkezde Raif Dinçkök Kültür Merkezi ile tanışmam Mart ayında olan Sosyal Medya Zirvesi'ne gidişim ile olmuştu. Hatta o sırada telefonda Gizem ile konuşuyordum ve "buraya gelmeliyiz kağıt müzesi varmış içinde" demiştim. :) Daha sonra geçenlerde sonunda Kağıt Müzesi'ne gitmeye karar verdik. Giriş ücretimiz 1 TL. Müze gezmeye bayılan ben buna daha da bayılmış olabilirim. :)

Minik ama bir o kadar da değişik bir mekandı. İbrahim Müteferrika'nın Yalova'da matbaa açışı, ilk kullanılan kağıtlar, papirüsler, eski kitaplar, banknot ve pullar (özellikle bunlara aşık oldum), kağıt makineleri ve daha bir sürü şey.






Müzenin tamamını dolaşmanız en fazla 45 dakikanızı alıyor. Her kağıdı ilgiyle incelemek de istiyorsunuz, ama bazı eserler flaş gördüünde bozulabildiğinden izinleri kısıtlanmış.
Müze gezmesinin sonunda da kağıt yapımı uygulamalı olarak gösterildi bize. Açıkçası çok emek isteyen bir şey. Öylece yırtıp attığımız onlarca çöp kağıdı düşünce, içim ürperdi biraz.


Dut kağıtlarının dalları kesiliyor, kurutuluyor ve elinizle soydukça liflerinin ayrılmaya başladığını görüyorsunuz. Daha sonra bu lifler alınıp havan gibi büyük bir kaba konup uzunca bir süre dövülüyor. Ardından su dolu kaba aktarılıp çerçeve tarzı bir şey ile o liflerin kalıntısı alınıyor. Çerçevenin kapağı kapatılıp suyu hafifçe süngerle çektiriliyor, ardından kağıdın olduğu kısım oluşuyor ve kurumaya bırakılıyor (üstteki fotoğrafın sol köşesinde asılanlar). Sonuç ta-ta-ta-taaam! Doğal kağıt! Tabii ben kısaltarak ve izlenimlerim ile anlattım, detayları daha fazla ve izlenirken bazıları kaçırılıyor. :)

4. Termal


Yalova dendiğinde akla gelen diğer meşhur yerde Termal'deyiz. Aslında Termal'de çok fazla anlatılacak bir şeyim yok. Ama Yalova'ya gelip de uğramamak olmuyor ve oraya giderken ki yol çok güzel ağaçlı manzaralar sunuyor. Akılda kalmaması için yine de gelip görün derim. Ayrıca Atatürk Köşkü de Termal içerisinde bulunuyor.

Termal Yolu



Burada çeşitli şifalı suları deneyebilir, ortamını gezebilir, çeşitli yaşı epeyce büyük ağaçları görebilirsiniz. Aynı zamanda biraz ilerde Sudüşen Şelalesi ve Dipsiz Göl'e bakabilirsiniz.

Açıkçası beklentilerinizi yüksek tutmanızı tavsiye etmem, çok "vaaov" dedirtecek yerler değil. :) Ama uğrarsanız da, Doktorun Evi kahvaltı mekanlarında önde geliyor. Ben bir türlü gidemedim, "gidelim" diyene duyurulur! ( Buradan da tribimi atmış oldum:) )

Dipsiz Göl

Sudüşen Şelalesi


5. Balıkçılar Lokali 


Bu bölüm için ayrıca detay yapmak istedim, çünkü benim çok sevdiğim yerlerden birisi. İstanbul Çengelköy'de Çınaraltı'nı bilenler ya da Bursa'da Koza Han tarzını sevenler eminim minik Yalova'da da burayı sevecektir. Gerçi her bir yerin ambiansı çok farklı ama olsun.. Burada sahile karşı piknik gibi yiyeceklerinizi böreğinizi salatanızı alıp oturabilir sonra da 2 çay söyleyiverirsiniz işte. Bu kadar basit ve doğal :)

Güzel manzarası renginhanim'ınızdan :)

Heykele geldikten sonra sahil tarafından 1-2 dakika yürüdükten sonra kolayca buraya ulaşabilirsiniz.

Herhangi bir cafeye geçip oturmaktansa, en azından açık havada oturmak daha güzel diye düşünüyorum. O yüzden Yalova'ya yolunuz düşerse mutlaka gitmenizi tavsiye de ediyorum. Ayrıca tekneleriyle de fotoğrafçılar için ideal bir fotoğraf mekanı. Haydi çıkın çıkın gidin. :)

Vee an itibariyle de Yalova yazımın ilk part bölümünü bitiriyorum. Takdir edersiniz ki çok uzun olacağı için iki partta sizinle paylaşmayı istedim. Hem de daha detaylı anlatabilirim öyle değil mi ama? :) Tamamı bu kadarla biter mi hiç? Daha Çınarcık'a gideceğiz, Altınova'da piknik yapacağız, cafeleri nasıldır bir bakacağız, arboretum bile gezeceğiz, yani küçük şehir olduğuna bakmayın daha anlatacaklarım çook :)

O zamaaan part 2 ile çok kısa zamanda yeniden Yalova'da görüşmek üzere. :) Hoş kalın :)

32 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz