Dizi/Film,

Vis a Vis (Locked Up)-Dizi Yorumu

Nisan 24, 2018 Ruhuna Renk Kat 7 Comments


Diziseverlerim burada mıııı? Koşuuun yeni dizi önerimle, yeni gözdem ile geldim. Nasıl anlatsam, nereden başlasam bilemiyorum. Ama sanırım bu dizi nereden çıktı, ismi de ne değişikmiş gibi düşüncelerin arasından sıyrılarak baştan başlamalıyım. :)

Bilirsiniz kii, bende epey büyük bir İspanyolca sevdası var ve La Casa De Papel'den sonra da ispanyol dizi merakı başlamıştı. Sonuç olarak İspanya'ya gidiyoruuuum! Şaka ya. :( Ama bir gün size böyle bir haber vermeyi çok isterim. (Lütfen lütfen lütfen amin!)
Heh evet nerede kalmıştık? Sonuç olarak, ilk ispanyol dizim bittikten sonra içimde derin bir boşluğu kaldı. Bende başka ne diziler var diye araştırmaya başladım. Size, la casa de papel yorumunda kevserin mutfağı videosundan bahsetmiştim belki hatırlıyorsunuzdur. (Yorum içinde buraya tık tık) O dizinin bazı sahnelerinin çekildiği yerin Vis a Vis dizisiyle aynı olduğunu belirtmişti. İlkten bisabis olarak anladığım Vis a Vis'ciğimi yani ingilizce adıyla Locked Up'cığımı derin bir ar-ge çalışmasına aldım.:)Bir de baktım konusu güzel, hiç tereddüt etmeden başladım.



Açıkçası ilkten düşüncem şu şekildeydi; "bir hapis konusu ne kadar sürebilir? Ya da ne kadar sarabilir?" Önyargılı olmamak gerekiyormuş, ilk bir iki bölümde yine bu soruyu sorabilirsiniz kendinizce ama sonra bir bakacaksınız ki, sonra neler olmuş meraktan delirip sürekli "sonraki bölüm" e tıklayacaksınız. Benden size yine kefillik. :)
İddialı bir giriş daha geldiğine göre başlayayım anlatmaya, haydi toplaşın.

İlk baştan konusuyla başlamak istiyorum. Karakterleri kısaca sonrasında tanıtacağım. Ama önce şuraya tıklayıp dizinin mükemmel müziğini dinleyerek okumalısınız diyorum.

Dizimizin konusu; Macarena Ferreiro patronuna aşık bir hanımefendiciğimizdir. Böyle kibar dediğime bakmayın, işler çok karışık. Çünkü patronu evlidir ve yasak ilişkileri vardır. Bu patron bizim Maca'yı "eşimden ayrılacağım, ama eşim şirketi elimden alabilir bana yardım et" diye kandırıyor. (Evet klasik midesiz erkek stili ve klasik saf aşık kız stili) Daha sonra ise adam tabiri caizse vın!; hapse kara para aklama, hırsızlık gibi suçlardan giren Maca ise yapayalnız. (ilerleyen bölümlerinde ise cidden yalnızlığını göreceksiniz.) Dizinin ana temasını şekillendiren konu da bu şekilde başlıyor: Hapis hayatı. Hatta daha doğrusu; bir kadın için hapis hayatı! Burada Macarena'nın hapiste geçen zamanını görüyoruz. Daha ilk gününden başına bir şeyler gelmeye başlıyor ve hayatı tamamen değişiyor. Sadece hapiste de değil, dışarıda bile. Vis a Vis de her kadının hayat hikayesini, orada yaşamak için katlandıklarını, hatta bazen birbirlerine çıkar uğruna aklınızın almayacağı şeyleri yapmalarını izliyoruz aslında. Merak edenler için spoi sayılmaz, rahatça söyleyebilirim ki; Macarena dizinin tüm bölümlerinde hapiste. Çıkamadı, çıkamıyor, çıkamayacak derkeeen çıkmaktan vazgeçiyor hatta o derece.



Maca Maca diyorsun da kim bu artık anlat diyeceksiniz; gelin karakterleri de tanıyalım.

↣ Macarena Ferreiro: 


Nam-ı diğer Sarışın. :) Olay örgüsünü başlatan ana karakterimiz. Çok güzel biri ama keşke bu kadar da saçma hareketleri olmasa dedim her bölümde. İlk bölümlerde hapiste çok pasifti, ama sonra kendini aşmaya ve kimseden korkmamaya başladı. En başından beri suçsuzdu ki ben onu bambaşka bir kaçış olayına dahil olsa da o an yaptığı şeyler içinde suçsuz görüyorum. Tam "heh işte bu, hep böyle ol" dediğiniz an, başka bir saflık yapıyor. Yine de hayatta kalma amaçlı da olsa kendi özünü yitirmedi. Çok başarılı bir oyunculuğu var.



↣ Zulema Zahir:


Hapislerde bir ağa vardır ya hani. İşte buranın ağası demiyim de adeta zalım kraliçesi kendisi. İlk bölümde evcil akrebiyle karşılıyor zaten bizleri. (o bölümde de ne huylanmıştım yahu!) Asla karşı karşıya gelinmemesi gereken bir karakter, bazen gücüyle ve hakimiyetiyle takdirimi toplasa da, zalim bir güçlülük de itici geldi bana. Yani bazılarına kötü deriz ama, bu başka bir kötülük boyutunda. Macarena ile arasındaki savaşı canlı ve kanlı(!) görebilmek mümkün. Onun için özgürlüğüne kavuşurken yaptığı her şey ve parası olması yolunda çekilen her çile mübah. Sevdiğinden vazgeçmek bile. Şöyle de denebilir; kendinden başka önemsediği bir canlı yok. Yine de baş karakterlerden ve oldukça başarılı. Hatta kendine özgünlüğü konusunda üst düzey.



↣ Saray Vargas:


Bir diğer adıyla Çingene. Gıcık ama bir o kadar da dürüst bir karakter. Zulema'nın yandaşı ve onla arasında ne kadar kötü olay geçerse geçsin asla ona sırtını çevirmiyor. Yine de neyin doğru neyin yanlış olduğunun, en önemlisi de kendinin farkında. Birazdan bahsedeceğim karaktere aşık. Üstelik okuyanlara tuhaf gelebilir ama kendisi lezbiyen, sadece ailesi için dayandığı bir sürü şey var. Bana göre sinir bozuculuğu dışında yeri geliyor neşesiyle, yeri geliyor çingenliğiyle sevilen biri oluyor. Açıkçası Maca ile Kıvırcık için çok takışsa da benim favori karakterlerimden diyebilirim. En büyük zaafı; sevdikleri için her şeyi yapabilecek kadar gözünün kararması. Ayrıca kendisini La Casa De Papel'den Nairobi olarak da biliriz efenim. :)




↣ Estefania Kabila 


Geldik Kıvırcık'a. Aşırı sempatik, aşırı neşeli ama aşırı da sinirli kızımız. Saray ona, o Maca'ya aşık ilk günden beri. Çok kötü bir huyu var, anında parlıyor ve aradaki hatrı saygıyı silebilecek kadar yanlış şeyler yapıyor. Yine de çok ponçik. Gardiyanlardan biri de ona aşık da yaşadığı kötü şey büyük bir etken ve bunlar dışında o da ne istediğini tam olarak bilmiyor bence. Son sezonunda Maca ile arası buzdağından da öte olsa bile içten içe ona karşı sevgisinin bitmeyeceğini biliyoruz. Her zaman onu korudu ve onun için yapmayacağı şey yok. Maca bir dayak ye de atraksiyon olsun ilk yardımına gelen kıvırcık olmazsa bende bir şey bilmiyorum. Ne fena bir insan oldum ben ya. :)



Ana karakterlerimiz böyleyken, diğer mahkumların da birkaçından bahsetmek isterim.Soledad ablamız, Tere, Antonio, Anabel (iğrenç karakterlerden) de ön planda olanlardan. Çok anlatılacak şeyleri yok aslında. Anabel hariç diğerleri Maca'ya yakınlar.
Eveet gelelim, idare kadrosuna... Onları da sadece isimleri ile kısaca tanımlamak istiyorum.
Miranda; hapisin müdürü. Kadınları düzeltebilmek ve onların iyi birer insan olabilmeleri için elinden geleni yapıyor. Ama yetersiz. Çünkü dost gibi görünen kösteği olan yanlış biri var hayatında.
Sandoval; açıkça söylemek gerekirse mide bulandırıcı, iğrenç bir doktor.
Valbuena; egoist ve kaprisli bir gardiyan. Sandoval'dan farkı yok. Mahkumlardan birine aşık ama onu da siz görürsünüz.
Palacios; sıcak kanlı ve iyi niyetli gardiyan. Genellikle kandırılan oluyor.
Fabio; bir diğer gardiyan. Cinayet masasında görevli bir memurken buraya geliyor. Bazen kızdırıp bazen "heyt be" dedirtecek. Macarenaaa diyorum susuyorum. :)
Ve bunlar dışında Macarena'nın babası Leopoldo, kardeşi Roman, annesi Encarna, müfettiş Castillo, Zulema'nın sevgilisi Hanbal var. Bu kadar basitçe geçtiğime bakmayın her bir rol arka planda sığıntı gibi kalmamış, olayları fiştekleyici rollerdeler.



Diziye başladığınız an kendinizi devam etmekten alamayacaksınız. O kadar sarıyor ki, bazen şaşırıp bazen ürperiyor, bazen duygulanıyor, bazen sizde kızıyorsunuz. Sahneler çok gerçekçi, oyunculuklar çok gerçekçi. Benim size özellikle tavsiyem olabilecek bir dizi yani.
Ama şunu da dipnot olarak belirtmem gerek; instagramda hikayelerimde de tavsiye ederken söylemiştim. Midesi ve yüreği dayanabilecek olanlar izlemeli, aynı zamanda da Game of Thrones'da bulunan sahneler kadar rahatlık söz konusu olduğundan önyargı bulunmamalı. Çünkü olay örgüsü sebebiyle gözünüz bu detaylara takılmıyor bile...

Dizimiz 2 sezondan ibaret. Amaaaa! Başlayacaklar için ve tabii ki benim için bir güzel haberi daha var 3. sezonu da şimdi yayınlanmaya başladı, fakat nete hızla giriş yapar mı bilemiyorum. Yeni karakterler geleceğini instagram hesabından görmüştüm ve belli ki bu sezon da epey savaş dolu geçecek. Çünkü yeni gelenlerin yorumlarını okuduğum kadarıyla tam belalılar geliyor. O zamaan gelsin aksiyonlar, ama Maca bi sende kendine gel be canısı! Her neyse çok uzatmadan okuyan gözlerinize sağlık, hepinize de şimdiden iyi seyirler canlar. Atın bunu fava 



7 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

#minimalmutluluk,

#MinimalMutluluk ile 30 Gün Şikayetsiz Yaşam & MİM

Nisan 20, 2018 Ruhuna Renk Kat 29 Comments


Mer-ha-baaaaa :) Yine şahane bir girişle geldim. Emin olun konu da size şahane gelecek. Bugün minimalizm ve mutluluğu birleştiriyoruz. Az ve öz de olsa her şeyden mutlu oluyoruz. Detaylara inmeden önce, bu konunun kaynağını ve başlangıcımı anlatmak istiyorum. Yazının sonunda ise bir isteğim olacak beklemede kalınız. :)

İnstagram üzerinden tanışmış olduğum banabunlarlagelblog sahibesi İmge'cim mart ayı gibi bir fotoğrafıyla birlikte bizimle her gün birer mutluluk sebebini paylaşacağını belirtmişti. Youtube kanalı da var zaten ve oldukça güzel videolar çekiyor bence. Bu konuyla alakalı da o sıralar "30 gün şikayet etmeden durabilir misin?" adlı bir video yayınladı. (Video için adına tıklayabilirsiniz.) Bende izledim, zaten fotoğrafı da görmüştüm ona hak verdim ve kendi kendime "bende başlamalıyım" dedim. Ve bugün de 30 günlük şikayetsiz yaşamımın son günü. Tövbe ya öyle bir söyledim ki, yani 30 günlük bir diyet programı gibi düşünün. :)

İmge'nin anlattıklarından beni bu denli etkileyen kısımlardan bahsedeyim önce...
Beni bilirsiniz, çoğu anlattığım konularda motivasyon ve her olumsuzluktan bir pay çıkarma düşüncesi içerisinde olurum. Bu sebepten de kişisel gelişim ve pozitif her türlü konuya karşı aşırı ilgiliyim. İmge'nin de dediği gibi şikayet ediyoruz! Kalabalıktan, trafikten, geç gelen otobüsten, beklemekten hep şikayetçiyiz, birçok şey sayabilirim bunlar gibi. Zaman öylece akıp giderken fark etmeden mızmız birine dönüşerek geçiriyoruz günümüzü. Bunlara dur demenin zamanı aslında. Şikayet ettiğimiz, iyi tarafından bakamadığımız her şey için kendi kendimizi mutsuz ediyoruz halbuki.



30 gün şikayetsiz durmak mümkün değil gibi geliyor, ama emin olun bir başladığınızda bakış açınız da yavaş yavaş değişiyor. Yeter ki sıkılıp yarıda bırakmayın. Ya da süresi uzun diye düşünüp başlamamazlık etmeyin. Bu aşama herkese iyi gelecek ve ruhen de sizi kuvvetlendirecek çünkü...
Bir de şu var; bir şeyi, bir aktiviteyi 21 gün düzenli yaptığınızda beyninize de alışkanlık olarak işleniyor. Daha doğrusu yapmadığınız an boşluğunu hissediyorsunuz, beyniniz ize o komutu hatırlatıyor. Bu açıdan da 30 günlük süreç içerisinde, her gün bir tane bile olsa şükür ve mutluluk sebebi bulmanız sizin en güzel alışkanlıklarınızdan birisi olabilir. En azından gece yatmadan kendinizi motive ederek uyursunuz.

İşte bende böyle başladım ve 30 gün boyunca instagram hesabım üzerinden paylaşım yaptım. Sizlere 30 gün boyunca nelerden mutlu olduğumu da sıralamak istedim. Bu kısma dikkat, lazım olabilir. :)

⤞ 1. Gün: Sosyal medyaya uzun bir ara vermiştim, neyseki o sıra döndüm. Yokluğumda beni hiç unutmayanların olduğunu bilmek en güzeliydi. Dönüşümü de enerjik başlattım, çok şükür de tam gaz devam.
⤞ 2. Gün: O gün en yakın dostumla görüşmüştüm ve birlikte dertlendik, 5 dakika sonra da dertleri kahkahalara çevirdik. Her an var olan dostlar iyidir.
⤞ 3. Gün: Bir günlüğüne her şeyi boşladım, evimde ayaklarımı uzatıp istediğim her keyfi yapabildim.
⤞ 4. Gün: İnstagram hikayemde yazdığımı aynen yazıyorum buraya da... Korkumla yüzleştim ve onun bu kadar önemli olmadığını fark ettim. Bazı kişileri ve bazı durumları "kendimden" daha değerli hale getirmemeye bir alkış. :)
⤞ 5. Gün: Hedeflerimi tek tek gerçekleştirmeye başladım.
⤞ 6. Gün: Kaçamak yapabildiğim mis kahveye bir point mutluluk sebebi. :)
⤞ 7. Gün: O gün yağmur yağıyordu ve çatıya vuran damla sesleriyle çok mutlu olmuştum. Islanmak da yağmuru hissetmek de güzel bence.
⤞ 8. Gün: Çocukluğumu, gençliğimi geçirdiğim mahalleye gittim. Çok özlemiştim, 2 senedir görmüyordum ve anılarım birer birer geçti gözümden. Çoook güzeldi.
⤞ 9. Gün: Galeriye bakarken aslında güzel yerler gezmişim ve az yer de görmemişim hani dedim, buna da çok mutlu oldum. Gelsin gezme planları :)
⤞ 10. Gün: Yine İmge'nin önerisine denk gelmiştim. Tedx 'de Mustafa Sarı'nın konuşması beni çok etkiledi. Pes etmemek için beni bir kez daha cesaretlendirdi.
⤞ 11. Gün: İnstagramdan severek takip ettiğim @admbrs 'ın bir fotoğrafı ile mutlu oldum. O kadar güzel bir ağaçtı ki...Tazelenme zamanı olduğunu hatırlattı kendisi.
⤞  12. Gün: Aslında gergin bir gündü benim için, ama o gün hem çok istediğim bir kitabı çekilişle kazandım hem de anladım ki dostu düşmanı birbirinden ayırmak gerekiyormuş. İşine yardım ettikçe yanımda durup sonra kaybolanlar out canım.
⤞  13. Gün: İyi ki ailem yanımda, onlarla geçirdiğim her an çok güzel.
⤞  14.Gün: Kitapkahveyasam sahibem Pınar ile harika bir gün geçirdik, deniz, yeşillik ve bolca güneş. O günü tamamen ona ithaf etmiştim.:)
⤞  15. Gün: Bol gülmeme ve salıncakta sallanmayı çok sevişime gelsin tüm sebepler. :)
⤞  16. Gün: Doğaya kaçıp kendimi deşarj etmeme mutluluk sebebi bıraktım bolca. Papatya topladım, şeytan tüyü uçurdum, mis gibiydi.
⤞  17. ve 18. Gün: İki günü bir arada yapmıştım, tüm hafta sonu ders çalıştım ve azimle bitirdim. Gelecek için çekilen her çile mübah dedikleri. :)
⤞  19. Gün: Vicdanım rahat, kalbim rahat ve bana karşıt olan her kim varsa da benim üstümde bir ağırlığı yok. Ne mutlu temiz kalplere...
⤞  20. Gün: Yaklaşık 6 aydır bir türlü görüşemediğim kıymetlim nam-ı diğer kankicancanımla geçirdim tüm günü. Ne diyordum, sizi bakışınızdan nefes alışınızdan anlayabilen dostlarınız olsun. İşte o da onlardan biri. İyikim!
⤞  21. Gün: Favorilerime giren ve ileride sizinle de paylaşacağım diziyi minimal mutluluk sebebi yaptım. Hem dizi güzel, hem de müzikleri. Tüm albümü indirdim desem yeridir. Las Chicas Del Cable diyeyim, beklemede kalın. :)
⤞  22. Gün: Tuhaf dergiyi okurken Küçük Prens sözlüğünü çok beğendim. Sevgi de mutluluk da minnacık şeylerde bulunabilir. Ve o gün kendime sevgimi verebilmek için 2 güzel bodrum papatyası ve 4 kadife çiçeği aldım. Öyle güzeller ki. :)
⤞  23., 24. ve 25. Gün: Sınav dönemimdi, hepsini iyi veya kötü bir şekilde hallettim. Üzerimden yüklerin kalktığını hissettiğim üç gündü.
⤞  26. Gün: Ardından da bloga girip çok mutlu olacağım bir gelişme gördüm. 50 bin görüntülenme ve Ruhunarenkkat'ın açıldığı günden bu yana oluşan 5.500 tekil okur sayısı. İşte bu her şeye bedeldi. Hepinizi çok seviyorum!
⤞  27. Gün: 2 sene öncesine ait sildiğimi sandığım bir şeyi hatırlattı telefonum, sabahın ilk saatlerinde hemde. Sonra düşündüm ki, ne çok şey yaşamışım, ne çok şey geçmiş ve iyi ki de geçmiş. Şimdi daha mutluyum, özgürüm, huzurluyum ve daha çok gülüyorum. Zamanında üzen şeyler, şimdi hissiz bırakıyormuş. Hayat değişik. Şükür sebebim; doğru kararı zamanı geldiğinde vermem ve şu an ki hayatımda sahip olduklarım, kazandıklarımdı. Üstelik o gün de Canım kuzum morduslerkitapligi sahibem ile görüştüm, kağıt müzesine gittik ve cidden çok güzel bir güne dönüştü.
⤞  28. Gün: Erteleyip durduğum tüm işlerimi yaptım. Üşengeçlik ve ertelemek kötüdür, yapmayalım. :)
⤞  29. Gün: Biraz rahatsızlık çeksem de, epeydir hissetmeyi unuttuğum şeyler geri geldi sanki. Öyle çok gülücük surattım ki gün boyunca. :)
⤞  30. Gün: Ve bugün... Şu 30 gün bana o kadar çok şey kattı ki, meğerse ne çok mızmızlanıyormuşum ve minnacık şeylerle bile mutlu olunabilirmiş. Ya düşünsenize çiçekten, gökyüzünün güzelliğinden de çok ama çok mutlu oldum. Bir de şu sınav sonuçlarım iyi gelse ah ah :) Hatta bir de çok amin dediğim bir şey var o da olsa. :) (Yine çok istek sıralamaya başladım, tamam sakinim.) Bugünün mutluluk sebebi beni minimal mutluluk ile tanıştıran İmge'ye gelsin. Seviliyorsun. :) Artık detaylarla daha büyük mutluluklar yaşayabiliyorum.

Yanii benim 30 günüm böyle geçti, biraz uzun oldu farkındayım hatta belki daha da dolu sebepler sıralayabilirdim buralara. Ama 30 gün boyunca her gün aklımda en çok hangi noktanın kaldığını not etmeye çalıştım. Şimdiiii gelelim sizden istediğime. :)

İmge ile de konuşmuştuk, bunun zincirleme bir mutluluk oluşturmasını çok istedik. Şöyle bir şey yapsak? Bunu bir mim yazısına dönüştürsem ve birbirimizi mimleyerek daha çok büyüsek? 30 gün zor derseniz, en azından gün içerisinde veya birkaç günlük sürecinizde minicik de olsa sizi mutlu eden şeyleri yazsanız, paylaşsanız?
Hatta isteyen 1 gün boyunca tek seferde, isteyen 10, isteyen benim gibi 30 gün boyunca #minimalmutluluk adı altında kendisini gülümseten, mutlu eden detayları yazsa ve merak ettiği blogger arkadaşlarını mimlese ? Süper olabiliiir. :)
O zaman ben; 30 mutluluk sebebi isteyeceğim dostlarımı aşağıya bırakıyorum ve kaçıyorum. Bu arada sadece mimlediklerim değil her okuyan bu mimi yapabilir, ben biraz etiketlenmeyenlere de pay bırakmak için kişi sayısını abartmak istemedim. Yoksa çoook kişi çıkardı buraya. :)

❤ Thesaglams :)
❤ Morduslerkitapligi :)
❤ Goncanindunyasindan :)
❤ Ezgissimo
❤ Ece Evren
❤ Sade ve Derin
❤ Düş Tasarımcısı
❤ Annesinin Prensesi
❤ Her Telden Şef
❤ Saadet Sezer
❤ İnciden Notlar
❤ Mavinin Her Bir Tonu
❤ Fullinblog
❤ Mavi Melodi
❤ Feri Peri

Bu yazıyı sonuna kadar okuyan herkesin mutluluğu bol olsun :P Şaka tabii hepinizin mutluluğu bol olsun. 😍

29 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-4 :) Blog Yazarını Tanıma Mimi

Nisan 06, 2018 Ruhuna Renk Kat 31 Comments


Yine yeniden bir mim yazısıyla mer-ha-ba-lar! :) Canıım Düş Tasarımcısı beni mimlemiş bu güzel mim yazısında, kendisini kocaman kocaman öpüyorum kii ❤😘
Arayı fazla açmadan da gecikmeli soru cevap kısmına geçiyorum. Haydi beni tanıyın :)



1. Nerelisin?
Aslen Giresunluyum. Ama doğma büyüme de İstanbulluyum. Annem de Ankaralı olduğu için biraz da Angara'lıyım diyorum bazen soranlara. :)

2. Burcun nedir?
Burcum Aslan, yükselenim Kova ama ikisinden de biraz biraz almışım. Tüm özellikleri yok, özellikle de iki burçta duygusal değildir ama ben duygu insanıyım. Bilemedim. Ay burcuma da bakmak gerek sanırım. :)

3. Bloglarda en çok ilgini çeken nedir?
Gönlüm istiyor ki her takip ettiğime girip bakayım, bol bol okuyayım da maalesef yetiştirememe sorunum var. :( Ama bir bloga girdiğimde ilk ilgimi çeken tasarımı oluyor, sanırım ilgi alanım o yönde olduğundan ne kadar sade ve zarif tasarım varsa o kadar ilgim artıyor.. Tasarım dışında da samimiyet önemli, dümdüz bir bilimsel metin okuyor gibi hissetmeyi sevmiyorum pek, yazarın sanki bana anlatıyormuş gibi yazması tercihim.

4. En sevdiğin mevsim?
Her mevsimin yeri ayrı, yaz çocuğuyum ama tercihim hem ilk hem de son olanı bahardan yana. :) Özellikle de sonbaharı çok ama çook severim. O ağaçlar, fotoğraflık kareler, huzurlu sessizlik, hafif yağmurlar mis gibi. :)

5. Yabancı dil biliyor musun?
Yabancı bir ülkeye gitsem hayatta kalacak ve ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar İngilizce'ye dilim döner, derdimi anlatabilirim yani. :) İspanyolca'yı da yeni yeni kalıplarıyla öğrenmeye çalışıyorum, yine az çok bir şeyler çıkar gibi, biliyorum sayabilir miyiiz? :)

6. Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?
Derslerden veya işlerden fırsat kaldıkça yakın uzak fark etmeden ailemle gezmeye giderim, en olmadı yürüyüşe çıkar fotoğraf çekerim, puzzle yaparım, yabancı dizi izlerim, arkadaşlarımla görüşürüm, kitap ve dergileri önüme yığar keyif yaparım, boş zamanımda ruh halim nasılsa öyle geçiririm zamanı. Genel olarak böyle. :)

7. En son hangi kitabı okudun?
Kitap değil de en son dergi bitirdim, geçmiş sayıları yoğunluktan okuyamayıp biriktirmiştim. Kafasına Göre dergisi ile Atlas dergisi bitenlerden. Şu anda da kitap olarak; Cemal Süreya-Sevda Sözleri, dergi olarak da; Tuhaf dergi nisan sayısını okuyorum.

8. Hayatında pişman olduğun bir şeyi anlatır mısın?
Hayatımda bir değil de iki pişman olduğum dönem var. Birincisi; lise bitince iç mimarlık çok isterken sırf "revaçta ve yükselişte" olduğundan sigortacılığı seçmemdi, ikincisi de; iki senelik bir dönemimin boşa geçişiydi. Biri içimde ukte kaldı. Diğeri içinde zorlu bir telafi sürecim oldu. Hepsi tecrübe. En azından artık ne istediğimi ne yapacağımı daha iyi bilen biriyim.

9. Tuttuğun takım var mı?
Çok ilgim olmasa da, küçüklükten annemin Galatasaray babamın Fenerbahçe isteğine isyan ederek Beşiktaşlı olmuşum. O gün bugündür aynı, ama ilk 11 deseler bilemem. Yine de siyah beyaz asaleti başka hiçbir yerde yok. :)

10. Çantandan eksik etmediğin şeylerden bazılarını yazar mısın?
Güneş gözlüğü, ruj, ıslak mendil, peçete, toka, çanta boyu tarak, deodorant, powerbank ve kulaklık (onsuz asla!). Geri kalan şeyler standart. Ama saydıklarım olmazsa olmaz her zaman bulunur. :)

11. En sevdiğin içecek nedir?
Bitki çaylarının hepsi diyebilirim ama içlerinde özellikle yeşil çayın her çeşidi ve enginar yaprağı çayı, kahvelerinde hepsi olabilir fakat en çok türk kahvesi, çayı da severim ama beş çayı tadında daha çok, bir dee çoookça vişne suyu. :)

12. Ve son olarak blogundan para kazandın mı?
Eveeet. :) Detay vermiyorum tabii de emeğimi yemek olarak aldım diyebiliyorum artık. :) Bu amaçla açmamıştım, ama blogum işim de oldu bir yandan.. Bu açıdan mutluyum. Para dışında da bir sürü güzel blogger dost kazandım, yine "iyi ki" dediğim anlardan birindeyiz. :)

Okuyan herkese teşekkür ediyorum ve tüm okuyanları da mime davet ediyorum bu kez. :) Hepimiz tanış olalım kaynaşalım dii mi ama? :)
Koccaman kalpli sevgiler benden size gelsin. 🌸🍵

31 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film,

La Casa De Papel-Dizi Yorumu

Nisan 02, 2018 Ruhuna Renk Kat 30 Comments


Perfecto dizi yorumum ile Holaaa! :) Hepiniz bienvenidos canlarım. :)
Ya sen nasıl güzel bir dilsin yicem! :)

Aslında hem diziye başlayışım çok geç oldu benim, hem de diziyi bitirmem haftaları bulmuşken yorumum da gecikti. Bu yüzden affola. :) Öncelikle şunu da söylemeliyim ki, önümdeki not kağıtları dizi için yaptığım araştırmalarla dolu. Nereden nasıl başlayacağımı hiç ama hiiç bilmiyorum. :)



Şu fotoğrafı görüp de o müthiş şarkısını hatırlayanlar da yorumda bir el kaldırın görelim sayımızı. :)
Bir dizi düşünün;  ne ararsanız onda ve önceki izlenen tüm dizileri ezip geçiyor. Bunu abartısız söylüyorum, çünkü ilerleyen zamanlarda tıpkı 5 dergi, 5 yorum serisi gibi izlediğim diziler hakkında da bir yazı yayınlamayı planlıyorum bu yüzden de önceki dizilerime bakacak olursam "La Casa De Papel seninle çok geç tanışmışız!" diyorum.

Dizi normalde İspanyol Tv kanalı Antena 3'de yayınlanmış ve ilk bölümü tam 4.1 milyon kişi tarafından izlenince bu başarısının duyulması da zor olmamış. Netflix de diziyi satın alıp, kendi standartlarına göre yayınlamış ve mis gibi 2 sezonluk dizi olmuş. (Yazar burada hüzünlendi) Çünkü keşke daha fazla olsaydı!

Tabii benim gibi sevenleri kadar sevmeyenleri de çok. Sebebi de ah ah başımızın belası; Popülarizm kurbanlığı! Kitleler ardından koşuyor iyi güzel hoş, ama bazıları "çok abartıldığını" düşünüyor ve her yerde onu görmekten sıkılıyor. Eh bir şeyler öz kalmalı sanırım. Aslında bende popüler kitap ve dizileri popülerliği geçtikten epey sonra okuyup izlemeye başlarım, fakat bazen bazı şeylerde bu durum geçerliliğini yitiriyor. (Ay ne konuştum gene ya hu!)


Fotoğrafları her görüşümde, her bakışımda dilim otomatikman caaanım İspanyol diline kayıyor. Hatta ilk nedense El Professööööörr diyesim geliyor. :)

Dizimizin tamamen beyni işte o müthiş insan Profesör. :) Çoğu kişi ona hayalet diyor. Çünkü ekip dışında kimse bilmiyor kendilerini.
Profesörümüz alanında en iyi isim yapmışları topluyor, 5 ay boyunca dünyada en büyük yankıyı uyandıracak soygunu planlamayı başlatıyor. Bu soyguncular her dizi her filmde yer alanlardan değil. Açıkçası birer kahraman gibiler. İzlerken şaşırıyorsunuz, "hırsız işte iyisi kötüsü mü olur" diye. Ama benim gözümle oldukça iyiler. Öncelikle birinin canını yakmak değil amaçları, parayı alıp gerisi ölse de olur diye düşünmüyorlar. Profesör'ün ilk baştan koyduğu kuralları yıkabiliyorlar, ama buna rağmen bir ekipten çok bir aile gibi beraber durabilmeyi de başarıyorlar. 11 gün süren bir soygun için her olasılık hesaplanıyor, bazen plan dışına çıkılsa da sonunda "helaaaal" diyorsunuz. Çünkü amaçları gerçekten soygun değil, kendi paralarını kendileri basabilmek. Bu, bakın ne kadar özet ve ne kadar basit.

Karakterlere gelecek olursam; Berlin, Tokyo, Rio, Moscow, Denver, Nairobi, Helsinki, Oslo olarak gerçek adları saklı kalacak şekilde şehir isimlerinden oluşmuş bir ekiple karşı karşıyayız.
Hangisini sevdiğimi merak ediyorsanız; ismini altın harflerle yazdıracağım Berliiiin diyorum. Adamda ki coolluk bir yana, ondaki liderlik, plana sadıklık alkışları hak ediyor. Bir de mimikler, duruşlar, konuşmalar amanııın. Gıpgıp gıpgıp resmen onu görünce. :) Yalnız tek olumsuz yönü, duygularını aldırmış gibi davrandığı sahne çok.
Ama tam tersine de bakarsak, çoğu kişiyle ortak olduğum nokta Tokyo'ya gıcık oluşumuzdur. Bana çok bencil, herkesin burnunu pis şeylere batırabilecek biri olarak geldi. Ve hiçbir sahnesinde ona karşı duygu hissedemedim. Yine de hakkını yemeyelim, güzelliği beylerin kalbini çalıyormuş. :)

Ah bir de rehinlerden Arturo var, Arturito da diyorlar ki daha sevimli kılıyor en azından ismini. O da sinir bozuculukta daha ilk bölümün ilk dakikalarından zirveye oturuyor. Öleydi iyiydi demeden duramadım. :)

Bir de Profesör ile Müfettiş Raquel için kocaman ayrı bir kalp bırakıyorum. Çünkü inspectoramızı da çok sevdim ben.


Diziyi izlerken anlayacağınız şey bence şu; film tadında ve bir kez izlemekle yetinemeyeceğiniz bir dizi var karşınızda. Dizi sadece bir soygun hikayesi değil çünkü... Alt mesajlara sahip, soyguncuların Dali maskelerinden tulumlarına, polisine istihbarata kadar herşeyin bir anlamı var. Hatta her bir karakter çok farklı mesajlara sahip, isimlerinin bile o şehirlerden seçilmiş olması tesadüfi değil. Bu sebepten de ilk izleyişiniz o olay döngüsüne kapılmaktan dolayı olursa, ikinci üçüncü izleyişiniz de ayrıntılara daha çok dikkat edebilmek olur. Benim sırada ikinci izleyişim var haydi bakalım. :)

 Bir de yine ilginç bir anekdot paylaşmak isterim. Soygunda basılan 2.4 milyon euro gerçek hayatta da 11 günde basılabilecek miktarmış. Gerçeğe çok yatkın yani izlenenler. Vaoov dediğinizi de duyar gibiyim. :)



Umarım çok da spoiler vermeden bitirebilmişimdir anlatımı.
Dizinin 3.sezonu da konuşuluyormuş ama benim fikrimce 3.sezon da ya yeni soygun yapmalılar ya da sezon olmamalı. :) Çünkü mevzu bitti, ama tabii bu diziyi yazabilen senarist neler yazmaz ki dii mi? Bakalım neler olacak.
Fakat şunu da söylemeden geçemem, dizide profesörün ekibi nasıl bulduğu, nasıl tanıştığı da gösterilsin çok isterdim. Hikaye Tokyo karakterinin anlatımıylaydı, kendisiyle tanışması da gösterilmişti. Diğerlerinin de neler yaptığını merak etmeden de duramadım.

Bu arada Kevser'in Mutfağı'nı da illaki duymuşsunuzdur, o da burada çekimlerin yapıldığı mekanda gayet güzel bilgiler vermiş. Bir bakın derim. :)

Eğer sizde bir dizi arayışındaysanız mutlaka La Casa De Papel'i izleyin, izlettirin. Seveceğinize bizzat kefilim. Hele ki diline de sempatiniz varsa, bayılacaksınız.
Tüm karakterler on numara, sahneler on numara, aşk aksiyon her şey dahil, müzikleri desen of, sıkılmadan mutlu mesut izlenir yani.

O zaman izninizle bu upuzuun dizi yorumumu sonlandırayım ve size Adios amigos diyerek kaçıyorum. 📺💘


30 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz