Gezi/Mekan

Yalova D.C Coffee & Food

Mart 28, 2018 Ruhuna Renk Kat 10 Comments


Herkese mer-ha-ba-lar! :)
Uzuun zamandır ne mekan ne de gezi yazısı paylaşmışım, ama bir siftah yapmanın zamanı gelmiş de geçiyormuş meğerse. Ben de instagram üzerinden bir anket yaptım ve oylamaya göre işte geldim buradayım. :) Hem de favori mekanlarımdan ve bana göre de kahveleri mükemmel olan yerlerden biri ile başlıyoruz...



Önce şunu söylemeliyim ki, burası bizim şubat ayında gerçekleştirdiğimiz Yalova Blogger Etkinliği'nin sponsor mekanıydı. O gün çok güzel bir etkinlik yaptık ve çok da eğlendik. Benim etkinlik de dahil olmak üzere, etkinlik önce ve sonrasında gidişim artık 5-6yı geçmiştir. Çünkü Yalova'da bulunan cafeler içerisinde oldukça kaliteli ve ben kahvelerini aşırı beğeniyorum. Hepsi mi güzel olur deseler, hepsi olur derim. :) Ama çaktırmayın, henüz tüm menüyü denemedim. Hedeflerim arasında kendisi. :)

ta-ta-ta-taaam bir cupcake gördük sanki :) www.instagram.com/mutlugunkurabiyecisi_asli 

İlk olarak kahvelerinden bahsettim oradan devam edeyim istiyorum. Bir düşüneyim, hangi kahveleri içtim bugüne kadar hımm? Flat White, Irish Cream Latte, Cortado, Türk Kahvesi... Tatlılardan ise; Tiramisu, D.C kurabiye. (tabii ki de, tiramisu delisinden ne beklerdiniz acaba😋) Yaz geldiğine göre de giderek soğuk içeceklere kayılabilir aslında.. Şimdiden canım çekti. :)



Benim bu tüm denediklerim çok leziz kahvelerdi, içlerinde en çok hangisi derseniz seçmem zor olur ama, Cortado diyebilirim. Tam ideal, ne sert ne aşırı yumuşak ve tatlı bir kahve. Herşeyi ile tam orta ayarda ve tam da benlikti. Kahvelerin lezzeti kadar sunumları da çok hoşuma gidiyor benim. Hepsi çok özenle yapılıyor. Cafenin şefi Deniz hanıma biraz röportaj usulü sorularımı yığmış olabilirim, ama kendisi her sorumu çok güzel cevapladı sizinle de detayları paylaşmak istiyorum hemen. :)

Burada Afrika'dan da İtalya'dan da kahve kullanılıyor. Ama ağırlıklı olarak İtalyan kahveleri var. 2 tip kahve demleme yöntemlerini uyguluyorlar; birincisi espresso makinelerinde hazırlanıyor, diğerleri ise (bize etkinlikte birebir de Chemex ile gösterilmişti) 3. nesil kahve demleme yöntemi oluyor.
Tatlıları konusunda da en çok merak edilen konu, tatlıların el yapımı ve taze olup olmadığı oluyor. D.C'de tatlılar Deniz şefimizin uğraşları ile her gün tazecik yapılıyor ve bizzat kendisi tarafından hazırlanıyor.

Gidecekler için ise ufak bir tüyo verelim; henüz deneme fırsatı bulamasak da D.C dendiğinde akla gelen ilk tatlı "oreolu cheesecake" oluyormuş, bizde dün öğrendik ilgimiz tamamen ona odaklandı. :)

O yüzden D.C için bir sürü kalp kalp kalp diyorum. :) ❤
Ayrıca fiyatları merak edenler için, menüdeki tüm fiyatlar öğrenciler için bile oldukça uygun ve zaten kahvelerini içtiğinizde, tatlı veya yemeklerini tercih ettiğinizde de "iyi ki buraya gelmişim" diyeceksiniz eminim ki...

Biraz da ortama bakalım.
Şu andan itibaren gördüğünüz kısımlar cafenin bahçe tarafından. Yazın daha açık bir alana dönüşüyordur, hatta ben de buraya güncelleme yapıp yazlık hallerini de sizinle paylaşabilirim. :) Dış manzarası çok güzel bence, bolca martı izleyebilirsiniz. :)





Gördüğünüz gibi oldukça ferah ve açık. Yoğunlukları saatlere göre değişiyor tabii, biz genelde @morduslerkitapligi sahibesi Gizem ile öğle sonrası gibi gidiyoruz ve kendi yerlerimize yerleşiyoruz. Resmen bir diğer evimiz gibi hissetmeye başladık. :) Açıkçası burada ders çalışmak veya iş yapmak da, şöyle bilgisayarları alıp ya da kitap alıp orada vakit geçirmekte güzel olabilir. Bunu da yapılacaklar listesine alayım ben iyisi mi. :)

Ve devam edelim, biraz da iç kısımlara geçelim. İç dekorasyon tam bir kahve dükkanı tarzında ve oldukça hoş düşünülmüş.










Gördüğünüz gibi içerisi de bu şekilde. Hatta dergiler okuyabileceğiniz, çeşitli oyunlar seçebileceğiniz bir alanı da mevcut. İçerisindeki kütüphaneden bahsetmiyorum bile. Benim için kesinlikle yüzlerce kalp uçuşturmaya sebep. Üstelik mekanın şu avantajı da bulunuyor, kalabalık gelenler için, etkinlik ve organizasyonlar için ideal. Hem atmosferi güzel, hem de öyle aşırı kalabalık gürültülü mekanlardan değil. Rahatça sohbet edebileceğiniz, huzurla kahvenizi içebileceğiniz bir yer. Burada aynı zamanda Take Away yani Al-Götür kahve seçeneği var. Bir nevi Starbucks, Caribou, Nero gibi yani. Bana kalırsa Starbucks kahvelerinden daha güzel.
Unutmadan da şunu dipnot geçelim, bazı günlerde cafede canlı müzikte yapılıyor. Sevenler için tercih edilebilir. :)

Dürüstçe söylemem gerekirse, Yalova'ya gelenler mutlaka görmüştür, cafedeki ortamlar belli, yer kısıtlı yiyecek içecek türü kısıtlı. Özellikle biz gençler bu konularda farklılık arıyoruz. Tamam kendi adıma Starbucks beklentim yok, fakat yeni şeyler denemek ortamdaki müşterilerine kadar özenli bir yerde olmayı tercih ediyorum. Bu açıdan baktığımda da D.C Coffee&Food önde geliyor.



Benim favorim olan fotoğrafı da sona bıraktım izninizle... :)
Yer tarifi yapmadan bitirmek olmazdı. Ulaşımı da çok kolay; Yalova Heykel'e geliyorsunuz, orada yol boyu mağazaların olduğu caddenin sonuna kadar yürüyorsunuz, karşınıza bir köprü ve Ptt şubesi çıkacak, işte tam o noktadan sola dönün ve dümdüz ilerlediğinizde ta taam. :) (Yine yol tarifi yapamadığım bir gün daha :) )

Yazımı sonlandırırken de hem etkinlik günü, hem de sonrasında ki gidişlerimizde bize güleryüzlülüğünü ve ilgisini eksik etmeyen başta cafenin güzel sahibesi Dila Hanım, şefimiz Deniz Hanım ve diğer tüm çalışan arkadaşlara koskocaman teşekkürler ediyoruz. Buradan görüp gidenler selamımı da iletin olur mu? 😍

10 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Yazı Dizileri

1 Harf 1 Kelime Yazı Dizisi: Çocuksu

Mart 21, 2018 Ruhuna Renk Kat 14 Comments


İçindeki çocukla mutlu mesut olanlar, o çocukla büyüyenler ne güzeller...
Yaşın ne önemi var? Eğer istersen 7'inde de çocuk olabilirsin 70'inde de içindeki çocuğu yitirmeyebilirsin... Her şey istemekle alakalı, biraz da hislerinle...

"Şu hayatta neler geldi başıma, çocuklar kadar mutlu olmayı özlüyorum, çocukluğa harcayacak vaktim bile yok" diye mızmızlanma. Çünkü bu mızmızlıklar içinde hayat çok kısa. Neden boşa harcayasın ki?
Şu hayatı kazanmaya çalışmaktan kendimizi ihmal ediyoruz. Belki bazılarımız farkında, belki kimsenin ruhu duymuyor. Kendi özümüze bakmayı unutalı epey oldu, ne istediğimizin farkında olmayalı ve hayallerimizi hep arka plana atalı da...
Yaşadığımız hayat, çektiğimiz sıkıntılar, sorumluluklarımız bazen bizi "çocuksu" mutluluklarımızdan uzaklara sürüklüyor. Ama tek bir an için bile değmez mi bu ufak görünen büyük mutluluğa?



Boş verin, haydi gelin dönme dolaplara binelim. Lunapark tam bize göre. Boş verin ya, kimin hakkınızda ne düşündüğü umurunuzda olmasın. Açın kollarınızı gökyüzüne daha yakın olmayı hissedin, son anına kadar.
Hoplayın zıplayın kahkaha atın hiçbir şey düşünmeden içinizden gelen her şeyi yapın. Çünkü, neden yapmayasınız?

Balonları sevebilirsiniz, atlı karıncaya aşk dolu gözler ile bakabilirsiniz, salıncaklar gözünüze dünyada ki en mutluluk verici şeylerden biri gibi gelebilir, hatta kaydıraklarda.. Rengarenk olan her şeyi sevebilir, hâla barbie bebeklerle veya oyuncak arabalarla mutlu olabilirsiniz. Kaç yaşında olursanız olun, çizgi film izlemekten de ayrı zevk alabilirsiniz.
Diyorum ya; kaç yaşında olursanız olun diye... Olduğunuz yaş değil hissettiğiniz yaşı hayatınıza uyarlayın. Biraz çocuklaşmaktan zarar gelmez. Biraz hayatı akışına bırakmaktan da...

Ben hep çocuksu ruha sahip olmanın bir erdem olduğuna inanırım. "Kendi hayatımı, kendi istediğim gibi yaşamak" ve bunu "içimdeki çocuğu öldürmeden, hapsetmeden yaşamak" mükemmel bir şey bence. Ve hoşlandığım, sevdiğim, severek yaptığım her ne varsa beni ben yapanlar. Ben bunlarla yaşamayı seviyorum. Bunları yaşıma göre değiştirmeyi de düşünmüyorum.

Bize dayatılanlar mı demeliyim, bizim kültürümüz mü bilmiyorum ama şu durum var; "yaşına göre davran". Olgun olmayı, yetişkin gibi davranmayı put gibi durmak, ciddi olmak, sadece yetişkinlerin yaptıklarıyla ilgilenmek, Küçük Prens'de ki gibi "ciddi bir adamım ben" diyen misali iş iş iş-para para para anlayışıyla yaşamak sananlar var. Oysa ne hayat bu, ne de yaşına göre davranmak.

Yerine göre nasıl davranılması gerektiğini biliyor, o an ki ortama uyum sağlıyor, çocukla çocuk bile olabiliyor, hatta bunlarla yetinmeyip en çocuksu hallerinizi en yakınlarınızdan bile saklamıyor, çocuklar kadar şen olabiliyorsanız; asıl yetişkin sizsiniz.

Şu kısacık hayatımızı ciddiliğe sığdırmamak için bir adım atmaya değmez mi sizce de?
"Ayıplarlar, kınarlar, ne derler" diye düşünmeden tek bir günü bile kendimize ayırmaya değmez mi?

Ç harfi ile başlayan onca kelime varken, neden bu diye soracaksınız... Söyleyeyim...
İçinizdeki o "çocuksu" hisleri dışarı sunma zamanı gelmişti, unutmayın dönme dolapta 1 kişilik yer daha var...




14 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-3 :) Seni Sen Yapan Sevdiğin Şeyler

Mart 12, 2018 Ruhuna Renk Kat 16 Comments


Mirabaaaa canlar 😍🙌
Sevgili Ezgissimo sayesinde başlatılan bir mim ile karşınızdayım bu kez de.. Sanırım mimlerin içinde en sevdiğim de bu olacak. :) Okurken "keşke bana da denk gelse" diyordum kii, Mavi Melodi beni mimlemiş. Ben bir mutlu bir mutlu anlatamammm. :) (Bu tepkim ile anlattım galiba 😂) Kendisine koccaman kalpler. 💕 Ayrıca cevaplarımı epey geciktirdiğim için de kendimi kınıyorum. :)

O zaman bende mimi tuttum ve istop diyorum! Başlasam mı beni ben yapan en bi' sevdiğim şeylere? Dikkat bu liste çok uzun olabilir. 😏



♥️ İlk ve en sevdiğim; çekirdek ama en güvenilir sığınağım ailemdir. Bir olmayı, doğru olmayı, birlikte gülmeyi hep onlarla seviyorum. Onlar için kelimeler, satırlar yetmez. İyi ki varlar diyeyim ben, o her şeyin özeti olsun. :)

♥️ Yazma tutkumu çok seviyorum. Küçüklükten beri kendimi en iyi yazarak anlatıyorum, içimi döküyorum.

♥️ Gezmeyi seviyorum, bir meslek olsa haftanın her günü gezip tatil bile istemezdim. Her gezi her keşif benim en büyük hazinem.

♥️ Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Henüz telefon fotoğrafçılığı yapsam da, hayalimde bir Ahmet Erdem olmak var. :) Profesyonel dışında da polaroid sevgim var. :)

♥️ Hayvanları çok seviyorum. Onlarla aramda sihirli bir bağ var gibi geliyor hep bana. Küçükken bir sürü muhabbet kuşumuz vardı, sonra japon ve melek balıklarımız oldu yıllarca onlara baktık, komşumuzun köpeği Lara ile sahibinden çok anlaşırdım ve kedileeer.😻 Sokakta birçok kediye bakarız ama benim kalbimin sahibesi yakın çevremin bildiği Sıdıka'dır. 5 senedir benim en kıymetlim, tekir güzelim. Yatağımın baş ucundaki çerçeveden tutun, telefonumda bile onun fotoğrafı ve selfiemiz var. :) Her şey bir yana, o bambaşka. Bir dost gibi bende. Aslında yine kelimeler yetmez işte onun içinde..

♥️ Gülümsemeyi seviyorum. Her zaman gülecek kadar keyifli an geçirmiyoruz ama, en ufak şeylerin bile beni gülümsetmesini seviyorum. :)

♥️ Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi çok seviyorum. Benim için özel olan kişilerle her şey farklı bir mutluluk. Özellikle de uzun yıllardır hayatımda olanlar kendilerini bilir, kalbimde başka yerdedir her biri.

♥️ Hediye vermeyi ve almayı seviyorum. Klasik hediyeler değil de, ince düşünülmüş kişiye değerini hissettiren her şey hem verirken hem de alırken beni mutlu ediyor. Minnacık olsalar bile..

♥️ Anı biriktirmeyi ve arada evdeyken anı kutumu karıştırıp her yaşıma ait eşyalara bakarak mutlu olmayı seviyorum. Büyüdükçe tabi iyice istifçi oldum bu konuda, birçok hatıra doldu kutum. :)

♥️ Kitap okumayı deli gibi seviyorum! Başka bir dünya hepsi.

♥️ Portekizce ve İspanyolcayı çok seviyorum. İngilizceden önce de ikisinden birini öğrenmek çok istiyorum. Adios'lar, Perfecto'lar acayip müthiş değil mi ya? :)

♥️ Evde müzik açıp keyfime göre dans etmeyi seviyorum. Özellikle stresliyken deşarj ediyor.

♥️ Yabancı şarkıları ezberlemeye çalışmayı ve yabancı dizilerle de kalıp cümleleri öğrenmeyi seviyorum. Beni geliştirdiğine inanıyorum. Diziler için ayrı kalp zaten.

♥️ Bir şeyler çizmeyi veya boyamayı seviyorum. Terapi gibi.

♥️ Papatyaları ve papatya desenli her şeyi çok seviyorum. Bana dünyada ki en güzel çiçek gibi görünüyor hep. :)

♥️ Hayal kurmak! En sevdiklerimden birisi. Hele bir de gerçekleşenler oldu mu :) Yatmadan önce özellikle, bol bol ertesi günün sonraki haftaların yıllar sonramın hayalini kuruyorum.

♥️ Çanakkale'yi seviyorum. Hemde çoook! Maneviyatı, taşı toprağı havası hiçbir kelimemle tarif edilemez.

♥️ Doğa içinde ve deniz kenarında olmayı çok seviyorum. Bol oksijen ve iyot kokusu gibisi yok bence. :)

♥️ Puzzle yapmayı çok seviyorum. En çok da arkadaşım Sedef'le aynı yapbozlara başlayıp hatta telefonu açıp konuşarak birlikte bitiriyoruz çok güzel oluyor. :)

♥️ Patatesli olan her yemeği çılgınca seviyorum. Ama en favorim küçüklükten beri gelen sobada patates ve patates haşlama. (hemide tuzlu) :)

♥️ Kakule ve rezene yemeyi seviyorum. Çikolatadan daha çok mutluluk veren iki şey. Cinsim evet.🙈

♥️ Kahve seviyorum demek az kalır. Her tür kahveye aşığım. :)

♥️ Volkswagen Transporter T1 karavanları seviyorum. Evde bir tane oyuncağı var ama, gerçeğini de deli gibi istiyorum. :)

♥️ Mutfağa girip pastalar, kekler, cupcakeler yapmayı çok seviyorum. Mutfakta olduğum an sıkıntım bile olsa unutuyorum ve birileri için yapıyorsam ekstra mutlu oluyorum.

♥️ Ayraç, defter ve kalem biriktirmeyi seviyorum. Üstelik kullanmaya da kıyamam. :)

♥️ El işleriyle uğraşmayı seviyorum. Ama kendimce :)

♥️ Yaprak toplayıp biriktirmeyi, özellikle de çınar yapraklarını çok seviyorum. :)

♥️ Normalde de müzik dinlemeyi severim ama özellikle seyahat ederken kulaklığımı takıp müzik dinlemeyi çok seviyorum. Kendi dünyamı o şarkılarla farklılaştırıyorum sanki. :)

♥️ Eylül ayını çok seviyorum. :) Aslında Ağustos doğumluyum, tam bir yaz çocuğuyum ama, sonbahara tam girmeden yazdan da kalmanın ortası Eylül ayı çok güzel geliyor bana. :)

♥️ Salıncakta sallanmayı çok seviyorum. Ruhum çocuk hala, o yüzden her salıncağa gözlerimden kalpler çıkarak bakıyorum. :)

♥️ Rüzgarlı havalarda hele bir de ılık ya da sıcaksa o gün, rüzgarı saçlarımda yüzümde hissetmeyi seviyorum. Böyle o rüzgarda kendi etrafımda dönmeyi ya da arabadan/vapurdan kafamı çıkartıp saçlarımı uçuşturmayı seviyorum. :)

♥️ Kar kürelerinin her çeşidini her modelini seviyorum, gördükçe alasım geliyor :)

♥️ Gökyüzüne bakmak! O nasıl bir aşktır ya, resmen bulutların geçişini izlerken mutlu oluyorum, yetmiyor gece yıldızlı gökyüzüne bakarak orada öylece yatasım geliyor. :)

♥️ En çok da hatalarımı seviyorum. Çünkü hepsi beni şu an ki ben yapan şeyler.

Bu kez okuyan ve yapmayan herkesi mimliyorum. 😍
Bu upuzuuuun mim yazımı da okuduğunuz için hepinize kucak dolusu sevgiler yolluyorummm.💘

16 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film

The Good Place Dizi Yorumu

Mart 08, 2018 Ruhuna Renk Kat 30 Comments


Merhaba renkli okurlarııım😍
Bugün size yeni bir dizi önerisi ve yorumu ile geldim. Diziyi ilk nereden gördüm, nasıl başladım hatırlayamasam da çerezlik ve saracak bir dizi arayışındaydım o kesin. :) Artık uzun zamandır takip edenler bilir ki; yabancı dizi her zaman "in" bende. Bu yüzden hala yeni bölümlerini takip ettiklerim gibi, yeni başladıklarım da oluyor. The Good Place de onlardan biri.



Başrollerini Kristen Bell ve Ted Danson paylaşıyor. Aslında benim gözümde çok daha fazla başrolü var. Hepsi de birbirinden harika. Ben onlara "ekip gibi ekip" adını koydum. :)

Gelelim dizinin konusuna ve detaylarına;
Eleanor Shellstrop ölür ve gözünü açtığında karşısında "Everything is fine" yani "herşey yolunda" yazan duvarı görür. Aslında hiçbir şey yolunda değildir. Ve olaylar başlar. Michael adlı -sözde- mimar ile tanışır ve "iyi yer" e ait olduğunu öğrenir, daha doğrusu sanar. Sonra yine -sözde- ruh eşi Chidi ile tanışıp, kendisinin iyi yere ait olmadığını bilir onu da sırrına ortak eder. Derkeeen Tahani ve Jianyu adlı komşularıyla tanışmaları sağlanır ve bu dörtlü tam bir çete olur. Aslında hepsi kötü yere aittir. Fakat ortalarda bir yanlışlık vardır. Birçok badire atlatmalarına rağmen, yine de ekip ruhundan vazgeçmezler. Dizisinin son yayınlanan sezonunda da Michael ve insan görünümlü robot (her ne kadar inkar etse de ) Janet'da onların ekibine katılır.
Neler oldu, sezonlarda neler yaşandı çok detaya girmeyeceğim spoiler vermeyi sevmem malum. :)

Ama fikrimi söyleyecek olursam; dizi başarılı olmuş. 2 sezon ve toplamda 26 bölümden oluşuyor. Dediğim gibi çerezlik ve bence bir o kadar da eğlenceli. Aslında bazen tek düze gidiyor gibi, karakterlerin hepsi çok iyi olduğu için de izlemeye devam ediyorsunuz. Açıkçası 6 karakterin 6sıda onlardan başkası olamazdı, yakışmazdı. Benim favorim Jianyu. Saf bir kişilik olmasına rağmen, en komik haller de ondan çıkıyor. :) Tahani'ye ilk başta ısınamamıştım, özellikle İngiliz aksanını hiç sevmem, ama onda güzel durmuş ve artık sevimli geliyor. Yani Tahani ile de barış antlaşması imzaladım. :) Chidi için çok diyecek bir şey yok, sıcak bir karakter olmasına öyle de kararsızlığı yüzünden baya delirtti beni. :) Eleanor da harika ve değişimiyle epey şaşırtan biri oldu. Üstelik kafası da zehir gibi. :)

3.sezonu çekiliyormuş sanırım, onayı almış ama nasıl olur pek tahmin yürütemiyorum. Evet sonuçlanmadan kritik noktada bitti fakat senaryosu nasıl ilerler merak içindeyim. Ve şunu da belirtmeden geçemiyorum, dizilerim içinden özellikle Friends'i bitirdiğimde baya hüzünlenmiştim, çünkü dizileri izledikçe bir bağ oluşuyor sanki ve karakterler ile geçiyor anınız. Bu dizinin sezon finalinde de üzüldüm. Severek yapılan her şeyin sonucu bu oluyor sanırım. :) Neyse haydi 3.sezon gel, bekliyorum. :)

Sizde değişiklik arayışındaysanız fakat kısa süreli olsun da istiyorsanız The Good Place'e şans verebilirsiniz. İzleyenler veya izleyecek olanların yorumları nedir acaba?😏😎

30 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Çocuk Değil Birey Yetiştirmek İsteyen Ebeveynler İçin Montessori Eğitiminin Önemi

Mart 04, 2018 Ruhuna Renk Kat 18 Comments



Uzmanlar tarafından yapılan açıklamalarda; ebeveynlerin bilinçsiz bir şekilde çocuk sahibi olduklarını, her şeyden önce topluma bir birey kazandırdıklarını ve bu sebeple çocuklarının eğitiminde oldukça titiz davranmaları gerektiğini belirtiliyor. Bu anlamda konuya ilişkin araştırmalar gerçekleştiren ebeveynlerin karşısına ise ilk olarak İtalyan bilim insanı ve eğitimci Maria Montessori çıkıyor.

fotoğraf: https://unsplash.com/photos/f0rdHx5P8sQ

Peki Maria Montessori Kimdir ve Montessori Eğitimi Nedir?


Okul öncesi eğitimde ve üniversitelerde işlenen derslerin büyük çoğunluğunun fikir sahibi olan Montessori, İtalya’nın ilk kadın doktoru ünvanını aldıktan sonra; her çocuğun, kendine özgü bir gelişime sahip, bireysel bir kişilik olduğunu ve kendi kapasitesi doğrultusunda öğrenebileceğini savundu.

Kısa bir süre içerisinde büyük yankı getiren bu tez, ardından “Montessori Nedir?” sorularının da kulaktan kulağa yayılmasına sebebiyet verdi. Montessori uzun bir süreçte gerçekleştirdiği bu çalışmasında; bilgiyi ezberden kurtarıp, her yaşta çocuğun anlayabileceği bir düzeyde somutlaştırdı ve bunu bütünlük içinde aktaracak bir yöntem ve yıllar sonra “Montessori Materyalleri” olarak anılacak olan materyaller dizisini geliştirdi.

Montessori Etkinlikleri ve Montessori Oyuncaklarının Önemi


Hayal gücünün oldukça güçlü olduğu ve çocukların gelişime en çok açık olduğu dönemde Montessori oyuncakları; çocuklara dünyayı keşfetmek için fırsatlar yaratırken, hayal dünyalarını istedikleri gibi kullanmalarına ve bu sayede kendilerini geliştirmelerine olanak sağlıyor.

Bir çok ailenin bilinçsiz bir şekilde “Çocuk evde oynasın!” diye aldığı bu oyuncaklar ise herkes tarafından bilinmesine rağmen ne işe yaradığı ise hala kavranabilmiş değil. Bu oyuncaklar somuttan soyuta aşamalı bir biçimde düzenlenmiş ve çocuğun hata yapmasına büyük ölçüde olanak sağlıyor. Montessori oyuncakları ile oynayan çocukların gözetim görevini üstelenen öğretmenler ve ebeveynlerden ise çocuklara yaptıkları hataları belirtmemeleri, aksine çocuğun hatasını kendisinin bulup düzeltmesini beklemeleri istemiyor. Bu sayede de çocuk, doğruyu kendisi keşfedebilme imkanı buluyor.

saca çocuğun “eşleştirme” kavramını öğrenmesini sağlamak için; sarı parçaları sarı kutuya, mavi parçaları mavi kutuya, kırmızı parçaları kırmıza kutuya, yeşil parçaları yeşil kutuya koyması hedeflenir.

Türkiye’de Montessori Eğitiminin Fazla Bilinmemesinin Nedeni


Bir çok ailenin Montessori materyalleri içerisinde yer alan Montessori oyuncaklarını çocuklarına alması ancak ne işe yaradığını bilmemesi ve çocuklarına ne gibi bir artı sağladığını kavrayamamasının en büyük nedeni olarak, yapılan araştırmalara göre, Montessori programını özümseyen eğitimcilerin ve Türkiye’de bu eğitimi almış öğretmenlerin bulunmasının zor ve sayılarının az olması olarak gösteriliyor.


18 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Yazı Dizileri

1 Harf 1 Kelime Yazı Dizisi: Cefa

Mart 03, 2018 Ruhuna Renk Kat 16 Comments


Hayatı yarış olarak görmek mi, yoksa bir imtihan olarak görmek mi?
Başımıza her gelene isyan etmek mi, her gelene razı olup umutla dolmak mı?
Hangisi tercihiniz, tercihimiz?

Dert uğramamış olan var mıdır aramızda sahiden? Biraz sıkıntı çekmeden refaha kavuşmuş olan?
Bir iki istisna bile bulamadıysanız gelin dertleşelim biraz.. Yine..



Hz. Mevlana'nın sevdiğim bir sözü vardır;

"Sıkıntı yok efendiler,
Dert insana yol gösterir."


Kış olur kar yağar, her yer buz kesti derken bahara döner çiçekler açar. Kara bulutlar döner döner dururlar başımızda, hiç gitmeyecek sanırız bir anda güneş çıkar. Hiç belli olmaz. Her sıkıntılı an ardında mutlaka güzel duygular da getirir.

Önceleri benim de yaptığım bir hata vardı. Daha doğrusu yanlış bir cümlem.. "Cefasını ben çekiyorum, sefasını neden başkası sürsün?" derdim. İtiraf etmem gerekirse, bu benim açımdan hataydı. Şimdi şimdi anlıyorum ki, cefa çekmenin de bir sebebi var, derdinde sıkıntının da... Şu yaşadığımız hayat içerisinde hiçbir şey sebepsiz veya yok yere değil. Her an bizi bir sonraki adımımıza ulaştırmak için vesile sadece. Doğru değerlendirmemiz gereken detaylar hepsi...

Her günümüzü hiçbir şey takmayarak geçirebileceğimiz gibi, her şeyde moralimizi bozarak sızlanarak da geçirebiliriz. Bu tamamen bizim tercihimiz. Asıl fark edemediğimiz; bizler bunu "depresyon" adına sığdırmaktan orada bulunan fırsatları göremiyoruz. Bazen üzüntü boyutunu arttırıp "neden ben?" diye isyan eder hale geliyoruz.
Şunu bilmemiz gerekiyor ki; her neden deyişimiz biraz daha karartıyor bulutlarımızı... Her neden deyişimiz daha da tıkıyor önümüzü ve görmemizi engelliyor gerçekleri...
Tüm bunlar olurken; kendi hayatınızın en birinci cefakârı olmaya ne dersiniz?

Dertlerinizi bile sevin, tıpkı derdi vereni de sevdiğimiz gibi...
Çünkü bilin tüm bu sıkıntı yolunun sonu feraha eriyor. En karanlık görünen tünellerin bile sonunda ışık beliriyor. En çaresiz hissedilen anda bile, bir kişi, bir olay bakış açısını değiştiriyor.

Artık demiyorum ben sefasını neden başkası sürsün diye... Bu çekilen cefaların da bir anlamı varken ve elbet asıl anlamıyla da bir gün karşılaşacağıma inanıyorken, sormuyorum bu soruyu artık kendime... Yaşamam gereken her şeyi yaşayıp, sıkıntıları göğüslemeyi öğreneli epey oldu.

Fotoğrafta da küçücük bir yarıktan, bir çiçek açmaya çalışıyor. Çok savaşmış, çok zorluk atlatmış ama o yarıktan o çatlaktan sızmış ve yaşam alanı bulmuş işte kendisine.. Daha nasıl anlatılabilir bir şeyler?
Hepimiz o çiçeğiz aslında, tüm sorumluluklarımızla derdimizle betonların arasında çatlak bulup nefes alacağımız zamanı kolluyoruz. Hepimizin yeşerebilme şansı var. Hepimizin çiçek gibi günleri olacak. Ama bu inançlara sahip olmazsak, yitirirsek tüm bunları o zaman kaldırıp kafamızı bakamayız göğe...

Mart'ın ilki yazı dizisinin devamı da sizin de içinizde tüm umutları yeşertsin, cefasıyla sefasıyla hayatımızın kıymetini bilelim hep birlikte.. Yıkılmayalım, şükredelim ve zor anımızda güç alabileceğimiz nesne, kişi her ne olursa onların varlığını unutmayalım.. Sefa için, vefayı bırakıp cefada yalnızlaşmayalım.. Ne dersiniz?


16 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz