Saglık/Güzellik

Rosense Dudak Vazelini Yorumlarım

Aralık 09, 2018 Ruhuna Renk Kat 11 Comments


Herkese merhaba, bu ara coştukça coşuyoruz! Ayın ilk yazısı olan bakım önerisiyle geliyoruz. Hazır mısınız?

Havalar bııız gibiyken, e bizimde narincik ciltlerimiz hasara uğruyor malum. :( Eminim bu durumdan hepimiz çok mutsuzuz. Şimdi size bu havalara göre ve sivilce tedavisi uygulayan arkadaşlara yönelik bir ürün önereceğim.
Sıkı durun!
Yılların dudak vazelinini size getirdim!



Rosense Dudak Vazelini...


Önce ben bu vazelin ile nasıl tanıştım, ne zamandır ve ne amaçla kullanıyorum bunlardan bahsedelim.
Artık epeydir bahsediyorum, çoğunuz biliyorsunuz ki; lise ve üniversitenin ilk yıllarında sivilcelerle başım beladaydı.

Uzun bir süre sivilce tedavisini gördüm. Bu tedavinin yan etkileri olarak dudaklarım bildiğiniz yara gibi yarık yarık oluyordu. Denemediğim balm, lipstick kalmamıştı. En sonunda eczacının tavsiyesiyle Rosense markasının dudak vazelini kullandım. Ve abartmıyorum, dudaklarımda yarık değil pürüzsüzlük hakim oldu. O gün bugündür, hala aynı vazelini kullanıyorum. Dışarıdayken veya işteyken daha çok lipbalmları tercih etsem de, evde kesinlikle tek bir tercihim var.

Size yine artı ve eksilerini sunmak istiyorum:

Artıları:
- Kesinlikle vaat ettiklerini gerçekleştiriyor. Pürüzsüz ve yumuşacık bir dudak hazırlıyor.
- Minicik bir kutusu olmasına rağmen, oldukça bereketli bir ürün aylarca idare edebiliyorsunuz.
- Gül özlü ve hoş bir kokusu bulunuyor. Rahatsız etmez.

Eksileri:
- Parmağınızla yedirdiğiniz için, gün içerisinde kullanımı biraz zor. En azından elinizi silip, yıkamalısınız.

Benim açımdan eksileri ve artıları bu şekilde.
Kullanımıma gelecek olursam; ben her gece yatmadan önce parmağıma biraz alıp onu dudaklarıma yediriyorum. Sabaha miis!
Eğer ki; kurumuş ve çatlamış dudaklara sahipseniz, gün içerisinde de bir bakım yapma fırsatınız olmuyorsa ya da sivilce tedavisi görüyorsanız bu vazelin size göre. Kullandıktan sonra iyi ki! diyceğinize de bizzat kefilim. Günde bir kullanım bile sizi epey rahat ettirecektir. Kış günlerde de özellikle bir kurtarıcınız olacaktır.

Yaklaşık 2 ay kadar önce hepsiburada üzerinden 5-6 TL civarı bir tutarda satın almıştım. 5 mllik bir kutuda olan vazelini bir alınca bir daha alacaksınız. Buraya da yazdım bakın. Öyle öve öve bitiremiyorum; yani piyasada bulunan nivealar, blistexler benim gözümde out efendim.🙈

Deneyenler varsa sizin de yorumunuzu çok merak ediyorum. Haydi yorumda buluşalım.💋💞

11 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-10 :) Sorularım ve Ben

Kasım 16, 2018 Ruhuna Renk Kat 10 Comments


Herkese mer-ha-ba! Biz nerelerdeydik, ne yaptık hiiç bilmiyorum ama buraları her gün çok özlediğimi bayağı iyi de biliyordum. Kolay değil evlat gibi oldun be canım blogum!

Ama itiraf da edeyim ki sevgili kardeş parçam Thesaglams Büş'üm beni mime etiketlemese bahane bulup gelemezdim gibi. Affedin ne olur. Üzerimde ki sınav + iş yoğunluğunu atlatır atlatmaz Aralık gibi sık sık ve her zamanki enerjiyle burada olacağıma bizzat söz veriyorum.

Şimdi geçenlerde etiketlendiğim mim ve cevaplarına geleyim. Bakalım cevaplara ortaklar çıkacak mı içlerinden. :))

Bu arada minik bir not: ilk defa kendimin de olduğu bir fotoğraf paylaşıyorum. Sonbahar anısına bu da burada dursun. 😇🍁



1. Sihirli değnek elinizde.. İlk olarak ne değiştirmek isterdiniz?

Hani şu görkemli yapılar, uzun taş yığınlar, betondan evler var ya göğe varan... Onların yerine, doğayla iç içe bir dünya olması için sallardım sihirli değneği...

2. Hangi çizgi filmdeki karakter olmak istersin?

Bugs Bunny! Şüphesiz, şartsız koşulsuz, en birincim Bugs tabii ki. "Naber cınım?" la büyüyen nesilim ben. O davşanın zekasına, esprilerine hep hayrandım o yüzden forever. :)

3. Geçmişi değiştirmek isteseydin neyi değiştirmek isterdin?

Değişimler de şu an hayatımda olan birçok şeyi kökten değiştirebilirdi, o yüzden bu soruyla değişim istemediğimi artık fark edebiliyorum.

4. Tarihte hangi zamanda hangi olayın içinde olmak istersin?

Çanakkale Savaşı'nda, Mustafa Kemal Atatürk ile aynı cephede. Bu cümle her şeyi anlatmaya yeter diye düşünüyorum.

5. Görünmez olmak mı insanların düşüncelerini okumak mı?

İkisi de değil aslında bana göre kesinlikle ışınlanmak ama, ikisinden hangisi biraz daha seçilebilir dersek... Görünmez olmak daha iyi sanırım.

6. Bir ünlü ile tanışacaksın kim olmasını istersin?

Kim değil de kimler diyeyim. :) BTS grubuyla tanışmak isterdim, içinde de Jeon Jungkook'u alır pamuklara sarmalar sararım eheh. :)♥️

7. Eğer insan olmasaydın ne olmak isterdin?

Balina. Balina belgeseli izlerken bile aşırı mutlu oluyorum, sebebini de bilmiyorum. Su altına ve balinalara sempatim var sanırım, o yüzden seçimim belli. Karaya vurmadıkça sorun yok :)

İşte benim cevaplarım da bu şekilde oldu. İçinizde hala yapmayan varsa bende sizi mimliyorum.
Sonraki yazılarda görüşür müyüz? :)

Evet diyenleri yoruma alayım.👀👇

10 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-9 : Kokteyl

Eylül 19, 2018 Ruhuna Renk Kat 12 Comments


Blog meydanında bir sessizlik hakimken, benim sevgili şefimin de dediği gibi mimler sayesinde buralara hareket geliyor. Bende bu durgunluğa şefin davet ile son vermek için koştum geldim. :) Yazısını okumak isterseniz de şuracığa tıklayabilirsiniz.

Kaçıncı mim yapışım olmasına rağmen, cevaplarken en zorlandığımda bu oldu sanırım. Çünkü her bir soruya milyon tane cevap geçti aklımdan. Elimden geldiğince de milyonlarca cevap içindeki en baskın olanları seçtim. O zaman sizi de daha bekletmeden soru-cevap faslımıza geçelim.



1. Okuduğun en güzel kitap?

Küçük Prens. 😍 Hiçbir kitabı onun yerine koyamıyorum. Bir çocuk kitabından fazlası bence ve defalarca da okumuşluğum var. Herhangi bir sayfasını açıp okumak bile yeterli beni mutlu etmeye. Anlamı büyük.

2. Gelmiş geçmiş en duygu yüklü şarkı? 

Her şarkının bir duygusu var, kişiye göre de hissettirdikleri çok farklı. En duygu yüklü dendiğinde kulağımda bir sürü şey çalınsa da hakkımı, bana hepsinden çok daha fazla duygular hissettiren müzikten yana kullanacağım. Bazen şarkının sözlerinin olmasına gerek yok çünkü, bir melodi bile sizi olduğunuz yerden uzaklaştırabilir. Seçimim:  Evgeny Grinko-Faulkners Sleep. (klibi de aynı duyguları hissettirir.)

3. Etkisinden çıkamadığın, defalarca izlediğin film?

Delibal. Bu filmi en çalkantılı dönemimde sinemada izlemiştim ilkten. O dönemden sonra da hatta yakın zamanda da izledim neler hissettirdiğini merak edip... Sonunda çok ağlamıştım, hala daha ağlarım. Ama ilk izlerken canım acıdığından etkisi büyük olmuştu, şimdiyse keşkelerimden dolayı izi kaldı sanırım. Yine de güzel bir film. Duyguyu hissettiriyor.

4. Bir renk olsaydın hangisi olurdun?

Turkuaz olurdum. Mavi tonlarını çok sevdiğim doğru, ama mavilerden turkuaza da aşık olduğum bir gerçek. Denizin turkuaz tonu hele ki...

5. Karşı cinste aradığın 3 özellik?

Saygı, sevgi ve dürüstlük. Klasik ama asla yanıltmayan üçlü. Daha detaylı istediğim özellikler de var tabii de, şu üçü aşkı da evliliği de kurtarır benim gözümde olmazsa olmazlardır.

6. En beğendiğin yabancı dizi?

Friends. 💜 Tamam kabul ediyorum, daha listemde dolu dizi var. Çoğu kaliteli yapıma henüz başlayamadım ama, Friends yine de gözümün bebeği gibi kalacak eminim.

7. Gelmiş geçmiş en iyi Türk dizisi? 

Avrupa Yakası. Üstüne ta-nı-mam! O zamanlarda izlerdim, şimdi de izliyorum. Hiçbir zaman bıkılmayacak ve yerini 10 tane komedi-aile dizisinin toplansa da dolduramayacağı bir yapımdı bence.

8. Bir yerden yüklü bir miktar para kazanırsan ne yaparsın?

Ne kadar yüklü kazandığıma bağlı. :D Hayal listeme şöyle bir bakarım, sırayla yapmaya başlarım. Önce ailemle birlikte yatırım yaparım, sonra kendime Volkswagen T1 imi alıp yollara düşerim, ilk Türkiye'yi adım adım gezer ardından da dünya turuna dalarım.✌

9. Aşk her şeyi affeder mi?

Affetmez. Aşık olduğum da bile affedemeyeceğim şeyler var. Sorry not sorry yani.

10. Evde yangın çıktı ve hemen çıkman gerekiyor. Kendinle birlikte neyi çıkartırsın?

Düşünüp cevaplaması bile korkunç! Ama ailemden başka bir şeyi önemsemem. Hep beraber çıktıysak da sorun yok.

11. Şimdiye kadar yaptığın en büyük çılgınlık?

Her ne kadar kıpır kıpır bir insan da olsam, aynı zamanda bir o kadar da sakinim. O yüzden düşündüm düşündüm, ama çılgınlık yapmamışım. Vallahi öyle "ya ben şunu nasıl yapmışım." dediğim bir şey yok. İyi mi kötü mü bilemedim ama, memnunum galiba halimden. :)

12. En garip alışkanlığın?

Çok garip değil aslında ama, kitapla ayracın uyumlu olmasına dikkat ediyorum. Mesela kapak yeşilliyse, ayraç da öyle olacak, başka bir kitabın ayracı, reklamlı alakasız bir şey falan olmayacak. Bu yüzden kitaba başlamadan önce bildiğiniz ayraç seçimi yapıyorum.🙈

Bu güzel mim için hem Herteldenşef'e hem de yeni tanıştığım mimi başlatan Berfçe'ye teşekkür ediyorum. :) Mim için de birkaç arkadaşımı etiketliyorum, onların da cevabını sabırsızlıkla beklerim efenim. :) ♥️

Beyda'nın Kitaplığı
İnciden Notlar
Düş Tasarımcısı
Mor Düşler Kitaplığı
Thesaglams
Gonca'nın Dünyasından
Fullinblog

12 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Saglık/Güzellik

Vincita Üçlü Oval Makyaj Fırça Seti Yorumlarım

Eylül 09, 2018 Ruhuna Renk Kat 10 Comments


Herkese selam! :)
Bu kez biraz daha konsept genişleterek geldim ve uzun zamandır aradığım, sonunda da alıp kullandığım canım makyaj fırçası setimi size anlatmak istedim. Biliyorsunuz kozmetik, makyaj üzerine çok fazla konuşmuşluğum yoktu fakat fikirlerim değişti sonuç olaraksa; işte buradayım.

Bundan sonra ara ara denediğim ürünlerle birlikte, yine aylık olarak ürün yorumlamaları yapabilirim. Yani sıkı durun! Uygun fiyatlı ve kullanışlı her şey de burada olacak. :)
O zaman haydi anlatmaya geçeyim.



Vincita markasına ait fırçalara illa ki sosyal medyada ve internette denk gelmişsinizdir. Çünkü özellikle bu sıralar, oldukça popülerler. Migros'ta satılmaya başladıktan sonra neredeyse her yerde görüyorum bu fırçaları. Görüntüleri deseniz zaten şahane! E nasıl benim olmasındı dii mi? :)

Aldığım; Vincita Unicorn Collection'un üçlü oval makyaj fırça seti. Birçok açıdan kurtarıcı bir set.

Ben mesela; bb krem ve fondötenler için ilk başta elle uygulama yapıyordum, daha sonra süngere geçtim fakat şu ellerde bıraktığı kalıntılardan gerçekten hiç hoşlanmıyorum.Ne kadar yıkarsam da yıkayayım bir türlü geçmiyor. Bu sebepten; oval fırçalar çok dikkatimi çekti. Ardından da Migros satmaya başlayınca, fiyatının da oldukça uygun olması sebebiyle şans vermeye karar verdim. Bu üçlü sete 19.90 tl. gibi cüzi bir tutara sahip olabilmek mümkün.

Yaklaşık 1 haftadır kullanıyorum ve artık yorumlama yapabilecek kadar fikir sahibi de oldum. Önce hangi fırçası hangi işlem için kullanılıyor ondan bahsedeyim;

Oval Fondöten Fırça: Krem, likit ve pudra bazlı makyaj ürünlerini yüzün her bölgesine uygularken kullanılıyor.
Oval Kapatıcı Fırça: Kapatılmak istenen en ufak bölgeleri bile kusursuz kapama vaat ediyor.
Oval Far Fırça: Göz kapağının uç kısmına kadar farı yaymak ve keskin hatlar oluşturmak için tercih ediliyor.



Benim gözümde artı eksilerine gelecek olursam, önce eksilerden başlayayım çünkü olumlayacak şeyleri daha fazla. Onlar sona kalsın. :)

Eksileri; 


- Sap kısmı biraz esnek olduğu için kırılacak diye ödüm kopuyor. 🙈
- Her fırçada olduğu gibi azıcık da olsa iz bırakıyor. Daha doğrusu büyük olan yani fondöten fırçası için geçerli bu durum. Ürünün pürüzsüz gözükmesi için iyice yedirmeniz, epey üstünden de geçmeniz gerekiyor. Bu da biraz zaman kaybettirebiliyor. Sünger de ona nazaran daha pratik kalıyor.
- Süngerlerde pıt pıt dokunuşlar yapabilme kolaylığı, bununla ne yazık ki mümkün değil. Her türlü ürünü yedirmeniz gerek.
- Fondöten ve kapatıcı fırçası için sorun yok da; far fırçası biraz işlevsiz. Bir kez göz pınarları ve kirpik çizgisi için kullandım ama, çok da "vaov" dedirtmedi. Bu sebepten set; pudra, fondöten ve kapatıcı fırçası üçlüsünden oluşabilirdi diye düşünüyorum.

Artıları; 


- Yıkama veya kullanım sırasında fırça kılları herhangi bir kopma, dökülme yapmıyor. Yıkarken bu konuda çok tedirgindim, ama gönül rahatlığıyla 2.yıkamamı da gerçekleştirdim bugün. Sorunsuz.👌
- Fırça kılları yumuşacık, hiçbir şekilde gözünüze ya da yüzünüze uygularken canınızı acıtmıyor.
- Tüm ürünleri fırça içine hapsetmiyor, süngerde olduğu gibi ürünün yarısını yok yere harcamıyorsunuz.
- Özellikle kapatıcı fırçasını göz altlarıma uyguluyorum ve fondöten fırçasında olduğu kadar iz bırakma durumuyla karşılaşmadım. Çok hafif bir izi, anında pürüzsüz hale getirebiliyorsunuz.
- Ellere bulaşmama durumu gerçekten bayağı hoşuma gitti, bu da benim için ekstra bir artı yön. :)
- Fiyatlarına göre oldukça yüksek performansları var. Üçlü set halinde bu fiyata almanız da avantajlı oluyor.


Kısaca benim yorumlarım bu şekildeydi; umarım alacaklar için yardımcı da olabilmişimdir. Eksilerine rağmen, beğenerek kullanıyorum ve uzun süre de kullanacağımı düşünüyorum. Bu açıdan alıp denemenizi tavsiye ederim. Çünkü bu tip fırçalar genelde piyasada çok daha fazla fiyatla satılıyor. Performansları karşılaştırıldığında ben seçimimin kötü olmadığını düşünüyorum, iyi yaptım hatta canım kendim yaa. :) 
Kullananlar da varsa, yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. O zaman bir sonraki makeup bloggercılık yazımda görüşürüz, kocaman sevgiler canımlar. ♡

10 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Kitap/Dergi

Okumalarım #1

Ağustos 25, 2018 Ruhuna Renk Kat 9 Comments


Merhaba canımlar! :)
Bu iki ay kitap açısından hiç verimli bir ay değildi ne yazık ki... :( Çünkü çok hızlı bir şekilde okuyup bitireceğimi düşündüğüm bir kitaba başladım. Ardından da takılı kaldım. Başka bir kitap okumak da istemedim. Malum bir kitaba başladıysam onu bitirmek en doğrusu gibi geliyor bana. Derkeeen tüm tabuları, kuralları, duvarları yıktım ve sonuç olarak başka kitaplara geçtim. Telafi amaçlı da 2 güzel kitap bitirdim. Yine de mutluyum. Ya hiç okumasaydım, ayıp. :)

İki kitap da eminim çok duyduğunuz veya okuduğunuz kitaplar içindedir. O yüzden ben daha çok sevdiğim alıntılardan paylaşarak da gitmeye çalışacağım. Zaten bu alıntılar biraz da okuyanın hislerini anlatıyor aslında. Kafanızda bir şey ile okursanız her satır farklı bir anlama gelebiliyor.

Bakalım benim aklımda kalan anlamlar neler oldu, kitaplar hakkındaki düşüncelerim nasıl şekillendi?


↠ Kahve Kokulu Hikayeler


Kokulu Kitap serisinden olan kitapları artık bilmeyeniniz yoktur eminim. Benim Franz Kafka buhranımdan sonra buna başlamam gerekiyordu, çünkü kısa ve bildiğim hikayeler ile okuyamama sıkıntımı üstümden anca böyle atabilirdim. Franz Kafka'dan en sona bahsedeceğim, hatta bahsetmeyedebilirim. (İlk kez bir kitap için bu kadar laf ediyorum, neler oluyor bana :D)
Yine diğer hikayeler serisinde olduğu gibi öğüt verici, hayata dair olumlu bakış sergiletmeye yönelik bölümler vardı. Fakat dikkatimi çeken şu oldu, genelde sevgi için verilmesi gereken emekler üzerine konular bulunuyordu. Karşılıksız, beklentisiz uzun yıllar boyunca sevebilmenin hatta sırf aşkı değil kendinizi ve işinizi de sevebilmenin önemini sayfalarda bolca gördüm.

Benim dikkatimi bir hikayenin sonlanışı ile bir söz çekti. Onları da sizinle paylaşmak istiyorum.

"Güçlükler yaşamın bir parçasıdır ve siz bu güçlükleri paylaşmazsanız sevdiğiniz insana sizi ne denli sevdiğini gösterme şansı vermemiş olursunuz."

Sahi derdimizi, yaşadığımız zorlukları paylaşmazsak kimin gerçekten yanımızda olup olmadığını nasıl görebiliriz?

"Bir insanın değerli olması ve öyle kalması için illa hayatımızda olması gerekmez. O kişinin bize kattığı şeyler ve bize bıraktığı anılar, bir ömür boyu bizimle kalmaya devam eder. Bazılarının hayatı, bir kelebeğin ömrü kadar kısa."
Bu yüzden bile sevdiklerimizin ve anın değerini bilmemiz gerekmez mi?

↠ Cemal Süreya-On Üç Günün Mektupları ve 1967-1978 Mektupları 


Bir önceki kitap yazımda Cemal Süreya'nın şiir kitabını okurken biraz sıkıldığımı söylemiştim. Cemal Süreya'yı normalde çok seven biri olarak o kitapla birlikte, bir süre şiir ve Süreya'dan uzak durmaya karar bile vermiştim. Ta ki! En yakın dostum Sedef'le yine bir gün Sevda Sözleri'nin kritiğini yaparken, kendisi bana On Üç Gün Mektuplar'nı okuduğunu ve okuyabileceğimi söyledi. İlkten tereddütle yaklaştıysam da, buluştuğumuzda bana getirdi ve inanır mısınız kitap 1 gün içerisinde bitti. Biter bitmez de zaten yazısını girme vaktimin geldiğini fark ettim.

Öncelikle kitap gerçekten bakış açımı ve önyargılarımı tamamen kırdı geçti. Çünkü saf sevgiyi o kadar derinden hissettiriyor ki... Kitapta onlarca sayfanın fotoğrafını çekip notlarını aldım, tüm kitap beni fazlasıyla etkilemiş olsa da bu kısımlar için çok farklı bir ilgim odaklandı diyebilirim.

Bu mektuplar hem Süreya'nın eşi hastanedeyken 13 gün boyunca ona yazdığı mektuplardan hem de 67-78 yılları arasında ona yolladığı mektuplardan oluşuyor. Güzel bir derleme de olmuş açıkçası. Bir de Cemal Süreya'nın kendi el yazısıyla olan bölümlerin de konması çok daha hoş.
Her satırı okurken aklımdan geçen şu oldu; "birisi de beni böyle sevsin istiyorum ya!". Gün içinde hissettiklerini, yaşadıklarını yazması bir yana öyle güzel sevgisini hissettirmiş, öyle güzel bir dil geliştirmiş ki o mektuplara hayran olmamak elde değil.

Çok daha meraklandırmadan bende etkisi gerçekten "büyük" alıntılarına geçeyim.

"İnsan niye mektup yazar? Ya yüz yüze gelince anlatmak istediklerini açık açık söyleyemiyordur, ya da o ikinci kişi uzaktadır, onunla yüz yüze konuşma olanağı yoktur, oturur kağıda döker anlatmak istediklerini." 

Bende bir zamanlar böyleydim açıkçası, yüz yüze gelince kayıp giden tüm kelimeleri mektuba döktüğüm olmuştu. Ama şimdi içimdekileri ne karşımdakiyle ne de çok fazla kişiyle paylaşmaya yanaşmıyorum. Belki insanların artık anlama, dinleme isteğinin azalmasından, belki de böyle çok daha iyi olduğundan.

"Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür."

Her şeyin özeti gibi. Benim, senin, herkesin.

"Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman, onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla'yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin'e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi?"

Diyorum ya, böyle sevilmek...

"Senin gibi bir karım olduğu için, daha doğrusu sen karım olduğun için gururlu ve mutluyum." 

Bu kısmın beni hepsinden fazla etkilediğini söylemeliyim. Zuhal'ini sıradanlaştırmıyor, onun gözünde herkes değil. Onu o olduğu için seviyor. Bu çok çok anlamlı. Bir erkeğin bir kadını bu şekilde sevmesi, gerçekten dedirtecek kelime bırakmıyor aslında...

"Sana rastlamak mutluluktu; sana sahip olmak başka bir şey başka bir ad bulmak gerek; "içine taşınması gibi bir şey insanın." 

Ve sözün bittiği nokta diyerek kapanışı yapayım. Daha birçok alıntı paylaşmak isterdim, fakat alıp okumanız ve benim çıkardıklarımdan kat be kat notlar çıkarmanız tavsiyemdir.

İki aylık demekten utansam da, okuduklarım böyleydi. :) Her şey Franz Kafka'nın seçme eserlerine başlamamla oluştu, onu hala bitirebilir miyim bilemiyorum. Çevrede herkes övgüyle bahsederken, beğendiğim tarzlar dışında geldiği için bende aynı övgülere sahip değil henüz. Bakalım devamında neler olacak. Eylül ayı için umudum daha çok kitap okumakta ve Franz Kafka'yı bitirebilmekte, inanıyoruz başarabilirim. :)
Hepiniz sevgiyle, kitaplarla kalın. Tekrar görüşmek üzere. 💛


9 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Saglık/Güzellik

Hayatınıza Katmanız Gereken 3 Bitki Çayı #2

Ağustos 16, 2018 Ruhuna Renk Kat 13 Comments


Herkese selaaaam! :)
Tee kış aylarında hazırladığım hayatınıza katmanız gereken bitki çayları serisinin ikincisini de yaza hazırlamam nasip oldu. E yazında bitki çayı içiyoruz hem ne var yani bir de bakmışız Ağustos ortası grip oluvermişiz, yazı kışı mı var sanki? :) İlki için de buraya tık yapabilirsiniz. :)
Yine aynı tarzdan giderek bu kez de farklı 3 bitki çayını konuşacağız sizlerle. Nasıl ve ne için kullandım, neye iyi geldi gibi gibi bir sürü şey anlatacağım.

Ben tam bir bitki çayı delisi olduğum için, her gün mutlaka minimum bir fincan içmeden duramıyorum. E hal böyle olunca da sizlere aktarmak için epeyce fikir sahibi oldum. O zaman sizi de daha fazla meraklandırmadan hemen çaylarımıza geçelim.

Bu arada şunu da belirteyim, fotoğraflar yaprakları görmeniz açısından temsilidir. Gerçek ölçüleri bu kadar değil. Aman diyeyim. :) O zaman sol baştan say. :)



↠ ENGİNAR YAPRAĞI


Benim tadını, kokusunu en sevdiğim çaylardan birisi. Belki aranızda duymamış olanlarınız vardır. O yüzden uzun uzun anlatmak istiyorum. Bu çayın yaprakları genelde pazarlarda poşet ile taze halde satılıyor veya pazarcılar tezgah arkasında enginarı soyarken onları da öylece atıyorlar, onları istediğiniz zaman da size verebiliyorlar. Çünkü zaten dediğim gibi bilmeyeni, tüketmeyeni çok. Fakat bileni de aldığı için bunu ticarete dönüştürmüş olanı da çok. O yüzden tezgah arkasında yeni soyulanlardan alın, boşa para ödemeyin. Nasıl olsa iki türlü de aynı. Sadece biri masrafsız. :)

Alındıktan sonra masaya, beze, tepsiye hangisi kolayınıza gelirse seriyorsunuz ve kurumaya bırakıyorsunuz. Tıpkı evde nane, kekik kurutmak gibi. Ne kadar kurutacağınız ise yaprakların kıvrık ve tıkır tıkır olmasına bağlı. :) Sonrasında yapraklarımız çay için hazır ve nazır hale gelmiş oluyor. :)

Peki nasıl demlersiniz? Demleme bardağınızın içine 2-3 adet kurumuş enginar yapraklarını makasla (çok sert olduğu için) küçük küçük parça halinde kesip atıyorsunuz ve üstüne kaynattığınız suyu döküyorsunuz. Ardından 7-8 dakika kadar demlenmeye bırakıyorsunuz ve süzüp içiyorsunuz.

Asıl soru şu: Bende nelere etki etti?
Benim yaklaşık 4 sene öncesinde aşırı abur cubur ve katkılı beslenmemden dolayı (kınamayın, iş hayatı beni o hale getirmişti:)) karaciğer yağlanması oluştu. Biliyorsunuz ki karaciğer rahatsızlıklarında ilaç kullanımı bile risklidir. Zaten benim de başlangıç seviyesi olduğu için herhangi bir tedavi yapılmamıştı, sadece yeme alışkanlığıma dikkat etmem yeterliydi, kilo da olmadığından ciddi durum oluşmadı çok şükür ki.. Fakat rahatlayana kadar da olumsuz etkilerini çok gördüm. Bu sırada da enginar çayı yaprağı ile tanıştırdı annem beni... İnanın, ben onu her gün düzenli içmeye başladığımda ne sağ tarafımdaki ağrılar, ne uyurken sıcak basması kaldı. Kontrole gittiğimde bile kan sonuçlarım da gözle görülür bir düşüş olmuştu. Açıkçası, düzenli beslenmenin yanı sıra enginara çok şey borçluyum. Hem yiyerek, hem de çayıyla tükettim. Sonucunda da" şükürler olsun Rabbime" dedim bir kez daha...

Karaciğer sorunlarınıza, kötü kolestrolünüze, kan şekerinize, kalp hastalıklarında koruma gibi birçok konuya faydası var. Benim annemin de yüksek tansiyonu olduğu için, bana bazen eşlik ediyor, onu içtiği zaman rahatladığını söyler hep. Aynı zamanda şişkinlik, gaz, ödem sorunlarına bile iyi geliyor. Yani kendisinde yok yok. Özellikle akşam yemeklerden 1-2 saat sonra içmenizi tavsiye ederim. O gün aşırı katkılı yediyseniz de bu çay ile hem mide hem karaciğer hem de sindirim sisteminizi rahatlatabilirsiniz.
Kokusu az ama güzel, tadı deseniz ben bayıla bayıla içiyorum. O yüzden sade ve doğal bir şekilde, içine bal ya da limon eklemeden tüketmeniz çok daha güzel olacaktır.

Fakat her çayda olduğu gibi bunu da doktora danışarak ve dozunda kullanmanız iyi olur.

↠ MELİSA 


Geldik, limon kokulu mis çayımıza. Limon otu, oğul otu adıyla da bilinen bu çayın yaprakları cidden limon gibi mayhoş kokuyor. E çayının kokusunu hiç demeyeyim o zaman. :) Tadı da hafif mayhoşumsu bu güzelliğin. :)

Kullanırken elinizle bir tutam melisadan almanız bir fincan için yeterli oluyor.

Melisayı eminim duymuşsunuzdur ve kullananlarınız çoktur. En azından enginardan daha bilindiği kesin. Ben melisayı özel günlerde, uyku düzeni için, rahatlama isteğimde dinlendirici amaçlı kullanıyorum.
Özel günlerde ağrılarınız çok şiddetli oluyorsa, ağrı başlangıcını hissettiğiniz an bir tutam melisayı demleyin ve için. Bir ağrı kesici yerine bir fincan melisa çayıyla yarım saat sonra ağrınızdan eser kalmadığın göreceksiniz. Hormonları düzenleme etkisi de bulunduğu için, bu döngüler boyunca ideal işlev görüyor.
Yatmadan önce içeceğiniz melisa çayı ise; hem sizi dinginleştirecek, gün boyu yaşadığınız stresten ve yorgunluktan arındıracak hem de kolay uykuya dalmanıza vesile olacak. Özellikle uyku problemi olanlar için papatya çayından sonra en hızlı etki gösteren çaylardan.

Bunlar dışında bağışıklık güçlendirmede, sindirim sorunlarında ve baş ağrılarında da oldukça etkili olduğunu duymuştum. Her gün içtiğim veya düzenli kullandığım çaylardan olmadığı için bu tür etkilerini ayırmam zordu açıkçası. Ama deneyenler ve olumlu etki görenler varsa ilgiyle dinlerim. :)

↠ TARÇIN


Ve sırada kıymetlim var. Tarçııın! :) Ben çayı dışında tam bir tarçın delisiyim. Meyvelerde, özellikle sütlü tatlılarda vazgeçilmezim. Ya her şeye mi yakışır? Evet, yakışıyor vallahi. Ama burada yiyeceklerden çok içeceğine odaklanacağız. Bir ara tarçın çayı ile paylaşımlar çoktu. Özellikle tatlı krizlerine ve kilo verememeye çözüm olarak kullanılıyordu. Hatta bende başka sebepten kullanırken, bilmeden ne faydalarını yaşadığımı fark edip sevinmiştim. :)

Tarçını çay olarak kullanma sebebim yine özel günlerdendi. Hani çikolata krizleri, tatlı istekleri ve bir takım kramplar oluyor ya... Heh evet işte, tarçın çayı bunlara çözüm. Bir fincan için tek bir tarçın kabuğu yetiyor. Önce bir bardak suyu kaynatıyor, ardından kaynamakta olan suya 1 tarçını ekliyor ve 5-6 dakikada o şekild kaynatıyorsunuz. Ilıştırıp içiyorsunuz. Bu kadarcık.

Ben genelde kramplarım olduğu zamana denk getiriyorum. Melisa kadar etkili diyemem, ama melisa tam regl çayı iken tarçın çayı da regl öncesi çayı denebilir aslında. Sadece ilk kramplarınızı hafifletiyor, regl oluşunuzu kolaylaştırıyor ve düzene sokuyor, aynı zamanda da tatlı krizlerinizi bastırıyor. Tahmini regl gününüzden 3 gün önce birer fincan içerseniz, rahat bir dönem geçireceksiniz. Yani tam bizlik hanımlar! :)

Bize sağladığı katkılar sadece bunlar değil tabii, kilo vermeye, grip ve nezleye karşı, şeker sorununuz varsa içtiğiniz zaman kan şekeri düzenlemeye de faydalı bir çay. Bu kısımlar hakkında deneyimlemem olmadığı için üstün körü söyledim, siz daha detaylı incelerseniz eğer daha da faydalı olacaktır.

Fakat tarçın çayını kalp ve mide rahatsızlığı olanların fazla kullanmaması öneriliyor. Biraz kalp çarpıntısını hızlandırdığı için, riskli görülebiliyormuş. Bu sebepten doktor kontrolünde kullanılması faydalı olacaktır.

Eveet böylece 3 faydalı bitki çayımızı daha bitirmiş oluyoruz. Umarım faydalı olabilmiştir ve siz de tükettiğinizde ben gibi faydalarını rahatlıkla gözleyebilirsiniz. Yazı biraz uzun oldu ama, bizzat kendi tecrübelerimle detaylı anlatmak istedim okuyan gözlerinize sağlık diyeyim. Sizin de tecrübeleriniz varsa, yorum olarak bırakabilirsiniz. :)

Sağlık dolu günler olsun canlar, hepinize de afiyet şifa olsun. :) 🌿

13 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film,

Limonata Tadında Film Maratonu-Film Yorumları #2

Ağustos 06, 2018 Ruhuna Renk Kat 14 Comments


Herkese merhaba film kurtlarım benim :)

Maraton devam ediyorken, izlediğim filmlerin 5'er 5'er yorumlarını yapacağımı söylemiştim. Şimdi ayın ilk yazısında yeni seri ile devam edeyim. Bu yazıda sırayla; Ayla, Dangal, Doctor Strange, La La Land ve Blade Runner 2049'u konuşacağız. Çok uzatmadan başlayalım, keza yazı epey uzun olacak biliyorsunuz ki. :)


6. Ayla (⭐⭐⭐⭐⭐)


5 yıldızın 5'i de feda olsun diyerek başlamak istiyorum. Olsun, vallahi helal olsun! Böyle güzel bir kadro, gerçek bir hikayeyi böyle güzel perdeye aktarma, o duygular o hisler gerçekten bir film bu kadar mükemmel olabilir. O kadar çok ağladım, o kadar çok içimde tüm duyguları hissettim ki tarif etmem mümkün değil.



İzlemeyenler için kısaca anlatmam gerekirse; Süleyman isimli astsubay, savaş için Güney Kore'ye gittiğinde küçük bir Koreli yetim kız bulur ve onu yanına alır. Ardından da olaylar gelişir. Küçük kız onunla konuşmaya başlar, onunla güler, korktuğunda onun elini tutar ve herkesin en kıymetlisi haline gelir. Süleyman'a ise Baba demeye başlar. Süleyman eve dönmesi gerektiğinde bile kızı bırakamaz, bavulunda götürmeye çalışır. Fakat nafile. O sırada Süleyman sözünü yerine getirmeye çalışır, onu tekrar geri almaya ve 50 yılı devirir. Neyseki sonu mutluydu, yoksa ben ağlamamı asla durduramayacaktım. Ve Süleyman karakterinin hem genç hem de yaşlı halini canlandıran İsmail Hacıoğlu ve Çetin Tekindor öyle mükemmel oyunculuk sergilemişler ki bir kez daha ikisine hayran kaldım. Hele küçük koreli kız, ya sen nasıl bir ponçiktin Ayla! :) Ama en favori karakterim Ali Atay'dı şüphesiz. Eminim ki çoğu kişide bu görüştedir. :)

Daha da detaylara inmeden kendi yorumuma gelirsek, filmi neredeyse kusursuz buldum. Sadece o 50 yıl hızlı geçildi ve arada bazı detaylar kopuktu. Yine de bunlar güzelliğine asla gölge düşürmemiş. Ve bunlar dışında filmde savaşın acımasızlığını bir kez daha kötü bir şekilde anlıyorsunuz. Üstüne de gerçek hikaye oluşuyla derinden sarsılıyorsunuz. Eğer sizde izlemeye geç kalan azınlıktaysanız daha fazla beklemeyin derim, hemen bugün izleyin.


7. Dangal (⭐⭐⭐⭐)


Aamir Khan! der susarım. Hiçbir filmi kötü olmadığı gibi, filmlerde olan rolleri o kadar gerçekçi ki hikayeleri birebir yaşamış gibi. Ghajini, 3 İdiots filmlerinden sonra Dangal'da tam bir Khan klasiklerine girdi gözümde.

Bu kadar övgüyle başlayıp 1 yıldızı neden kırdığımı söyleyerek konusundan bahsetmek istiyorum. Filmde biraz zorlandığım tek bölüm müsabakaları bir olimpiyatı oturmuşum izliyormuş gibi hissetmemdi. Onun dışında konusu, verdiği mesajlar, oyunculuklar, uyarlanış harika! Zaten sonunda gerçek hikaye oluşunu öğrendim, ay ben şok ben iptal yani. Gerçeği uyarlamak gerçekten çok zor bir iş, bunu hakkıyla yerine getirmek de takdirlik bir durum. O yüzden helal olsun der, üstüne bir de alkışlarım.



Mahavir Singh Phogat eskiden güreş tutkusu yarıda kalmış bir babadır. Ülkesine altın madalya kazandırmak ve bu yüzden de bir erkek çocuğu olsun çok ister. Ama 4 çocuğunun 4ü de erkek doğunca, o da hayalindeki olimpiyatta marşını dinletmek, bayrağını göğe yükseltmekten vazgeçer. Derkeeen, bir olay iki büyük kızına yani Geeta ve Babita'ya bakış açısını değiştirir. Ve kızları bir güreşçi olarak yetiştirmeye başlar. Kızlar kimi zaman pes eder, mızmızlanırlar ama sonundaki değişimi görünce çok şaşıracağınıza eminim. Hem baba gibi bir baba göreceksiniz izlerken hem de oldukça keyiflenecek, hatta kahkahalara boğulacak, yeri gelince de hüzünleneceksiniz. Ama en önemlisi de şu "erkek işi o kız yapamaz, kız beceremez" algılarını değiştirecek.

Bir de içinden beğendiğim repliği sizinle paylaşmak isterim;
Boğulmakta olan bir insan için tek bir dal parçası bile umut olmaya yeter derler.

Ben oldukça etkilendim, severek de izledim. Müzikleri de şahaneydi, onları da tek tek indirdim. :) Size de o yüzden tavsiye ederim. Mutlaka listenize alın ve geciktirmeden izleyin.

8. Doctor Strange (⭐⭐⭐⭐)


Ben tam bir Marvel hayranıyım! Neredeyse tüm film ve kahramanlarını aşırı seviyorum. Şu ana kadar izlediklerim içinde de beğenmediğim çıkmadı. Doctor Strange'de yine beğendiklerim içerisinde yerini almayı başardı.

Doktor Stephen Strange başarılı bir cerrahken, geçirdiği trafik kazası sonucu ellerinde sinir hasarları oluşur ve eskisi gibi hareket edemez hale gelir. Tabii bu haldeyken de çevresinden de kopar, tüm tedaviler de fayda etmeyince Ancient One isimli birinin bu tür şeyleri iyileştirip tedavi edebildiğini öğrenir. Tibet' e gider. Ama orada olay başkadır. Büyü ile güçlü olmayı öğrenir. İlk başta kibirli tavrından dolayı zorlansa da sonrasında tam bir baş olur ve diğer güçlerle savaşacak hale gelir. Devam filmi de geliyormuş zaten. O açıdan oldukça iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü filmde kesinlikle sıkılmıyorsunuz, hatta gülüp eğlendiğiniz kısımlarda çok. E zaten Benedict Cumberbatch var başrolde, beğenmemek mümkün mü? :)



Madem övdün 1 yıldız neden kırıldı diye soracak olursanız; bir ara zaman olgusunu şaşırtıp karanlık kısımla karşı karşıya gelmişti ve o animasyon tadındaki kısımlar beni çekmedi. Yine de izlenebilecek ve daha ilk dakikasından saracak bir film bence.
Bir de ben böyle egoist, kibirli karakterleri önce gıcık bulup sonra fazlasıyla sempatik gördüğüm için Doctor Strange de favorim oldu. Ama en favorim her daim Iron Man. :)))

9. La La Land-Aşıklar Şehri (⭐⭐⭐⭐)


İzleme sebebim listemde olması olsa da, Ryan Gosling'in başrol oluşu da büyük bir sebepti. Ve umduğumu bu yönde buldum. Ama film beni çok ortada bıraktı. O yüzden önce konusundan sonra da yorumumdan bahsetmek istiyorum.

Başrollerimiz; Ryan Gosling Sebastian adlı bir müzisyenken, Emma Stone Mia adında bir baristadır. Daha doğrusu oyuncu olmak isteyen bir baristadır. Sürekli seçmelere gitmektedir fakat hep olumsuz dönüşler almaktadır. Sebastian ise caz müzik kulübünü kurmak istemekte, insanların artık tarzlarının değişmesiyle ve tek başına cazı yeniden yaşatma çabasıyla yorgundur. İkilinin yolları tesadüflerle bol bol kesişir ve tanışırlar. Ardından da güzel bir çift olurlar ve hayalleri için birbirlerine destek olarak çabalamaya başlarlar. Fakat bir süre sonra bir hayal yok oldu, bir hayal de değişti derken aralarında kopukluklar başlar. Sonucunda ise hayat ikisini de farklı noktaya sürükler. Yani oscarlarla dolu filmimiz bu.



Ben romantik ve müzikal tarzda filmleri çok tercih etmediğim için, ilkten şüpheyle başlamıştım. Hadi romantik bazen iyi oluyor da, müzikal hiç benlik değildir. Bu film önyargılarımı yıktı diyemem, ama hoştu. Çünkü karşınızda mükemmel derecede uyumlu bir çift var. Her filmde bu kısmı yakalamak oldukça zordur. La La Land'da Ryan ve Emma'nın uyumları tam olmuş, bunu izlemekten zevk alıyorsunuz. Ama, tek yıldızımı kırdıran mevzulara geçecek olursam... Birincisi; müzik ve dans kısımları çok olduğu için bazı zamanlarda "of pof" çektiğim doğru. İkincisi; filmin sonu öyle bir oldu bittiye getirilmiş ki, senarist "ne yazsam ya, neyse böyle olsun bari" deyip klişeyi yapıştırmış gibi. Ne ara 5 seneye atladık, o 5 sene neler oldu da bunlar o hale geldi, her soru ce-vap-sız! Bu yüzden bir yıldız kaydı gökten senin için La La Land'cığım. Yine de film zaman kaybı değil, özellikle başlangıç sahnesi epey keyifliydi. Güzeldir, iyidir, hoştur, izlenir.

Bir de orada John Legend'i görmek, şarkısını dinlemek müthiş ya. Ayrıca +1 o yüzden.

10. Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı (⭐⭐)


Yine bir Ryan Gosling filmi olan Blade Runner, benden hiç geçerli not alamadı. Nedeeeen? Sıkıcı, yavaş, ağır ve bilim kurgu olmasına rağmen iç daraltıcı. 2.5 saat süren bir mesele var, ama sayın yönetmenim sayın senaristim bu film 1 saate daha seri şekilde aktarılırdı bunu biliyor muydunuz acaba? Her neyse. Film çok kötü diyemeyeceğim için, haksızlık olmasın diye 2 yıldız verdim. O da sırf Ryan hatrına. :D

Memur K. bey bir görevdeyken büyük bir izi bulur. Ardına düştüğünde ise, kendisinin gerçek olduğunu anlar. Öyle öyle devam ediyor olaylar. Ben buna ne anlatacağım ya? İşte K. 'nın hologram kılıklı bir sevdiceği var, sonra Luv denen sevimsiz bir karakter, Wallace denen bir cani gibi şeyler de var. Yani filmi sonuna kadar izleme sebebim maratona dahil olmasıydı ve açıkçası çok bariz belli diye düşündüğüm sonu merak etmiştim. Ama sonu da tahmin ettiğim hatta filmin başında bize verilen mesaj değilmiş. Çok alakasız, "hadi canım bu muymuş?" diyebileceğiniz bir karaktermiş.
Film aslına bakıldığında konusu açısından güzel. Kurgusu, efektleri, görselliği de şahane. E oyunculuklar da iyi. Gelin görün ki, baştan sona beklentiyi karşılamıyor. Minik aksiyonlar olurken heyecanlanmıştım ama onlar da çok kısa sürdü. Yani üzdün beni Blade Runner'cığım...



Bir de film nasıl bitti onu da anlayamadım. Madem gerçekti bu K. , ama nasıl farklı biri çıktı ortaya? İlk filmin devam hikayesi olan 2049'da bazı göndermeler varmış. Ben ilk filmi izlemeden atladığım için belki de anlayamadım ama, severek izleyen ve anlayanları da vardır mutlaka. Ne yazık ki ben beynini izlerken yakanlar kısmında kalacağım.
Yani size tavsiye edebileceğim bir film değil ne yazık ki..Zaman kaybı olarak gördüm, öyle de kaldı.

Yorumların özetine gelecek olursam da; içlerinde en beğenerek izlediğim Ayla oldu. Gerçi yıldızlara ve övgülerime bakarak da siz genel yorumlama yapabilirsiniz. :) Şimdi Limonata Tadında Film Maratonu'nda 3.seriye geçiyorum ve sırada; Ailecek Şaşkınız, Maymunlar Cehennemi: Savaş, Manchester by The Sea, The Salesman ve Dunkirk var. İçlerinde en çok Dunkirk heyecanla bekleniyor. Çünkü bol aksiyon var imiş. Ay haydi inşallah! :)
Sizinde izlediklerim içinde bildikleriniz varsa, yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. :)
O halde serinin devamında kısa zamanda görüşmek üzere,bol filmli günler akşamlar olsun. 🎬

14 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-8: İnsan Ne ile Yaşar?

Temmuz 28, 2018 Ruhuna Renk Kat 6 Comments


Herkese uzun bir aradan sonra merhaba! :)
Bu sıralar yoğunluktan ve akşamları iş çıkışı gelip filme, diziye dalmaktan buralara yeteri kadar ilgi gösteremedim. O yüzden hazır da bir mim varken, size hal hatır sormalı uğrama yapayım dedim. Keyifler yerindedir inşallah. Bende epey yerinde, ayın kritiği yazısında daha da detaylı konuşuruz artık. :)

Birpembesever'in Tuğçe'si bol düşünmeli bir mim başlatmış. "İnsan ne ile yaşar?" diye sormuş ve çok sevgili şefim Herteldensef de beni burada mimlemiş. (Kendisine kocaman kalp💙) Ama yazarken zorlandığımı söylemeden geçemem, çünkü düşündükçe belli bir süre sonra tüm hayatı sorgulamaya başlıyorsunuz. Her neyse sizi de çok bekletmeden şöyle ufka baka baka "Bence insan..." diyerek söze dalmak istiyorum.



Bence insan...


"Saygı"yla yaşar. Önce kendine, sonra karşısındakine, en sonunda da dünyada olan bitene... Bizim en çok unuttuğumuz bu aslında. Saygı kelimesi lügatımız da yok gibi davranıyoruz, görmezden geliyoruz. Aynaya bakınca gördüğümüze saygımız olsa değişir belki, her şey. Geçmişimizle, hayallerimizle bir bütünüz. Ne kadar yanlışlar da yapmış olsak, ne kadar harika işlere imza da atmış olsak böyle tamamlanıyoruz aslında... O yüzden diyorum ya, saygı çok önemli. İster bencillik densin, ister başka bir şey. Önce kendimiz.
Ben; kendimi olduğum gibi kabul edersem ve saygı duyarsam, karşımdaki insanı da anlayabilirim. Ona da saygı duyabilirim. Bakın bu olgunluktur. Birini yargılamadan, birini dibe vurmadan onun düşüncelerine, düşlediklerine saygı duyabilmem ise; erdemdir. Üstelik bunlar parayla edinilebilecek, zor elde edilecek şeyler de değil. Hani bazı şeylerden uzak durmak için bahaneler vardır ya, bunun hiçbir bahanesi yok bence. Her an gerçeğe uyarlanabilir. 
Sadece sözler ve akıldakilerle de sınırı olmayan bir şey, saygı. Birine değer vermek de saygı, hatta ona hal hatır sormak da saygı, gülümsemek de saygı. Yardım etmek de, birinin elinden tutup ve sırtını sıvazlayıp ona destek olabilmek de saygı. Önemli olan bu inceliği biraz da olsa gösterebilmekte saklı...

Bence insan...


"Sevgi"yle yaşar. Gözünün gördüğü, yaratılmış olan her şeye sevgi ile yaklaşarak... Belki de Sait Faik'in dediği gibi; "Bir insanı sevmekle başlayacak her şey..." Kim bilir? Bir çiçeği, bir kediyi, bir kitabı veya bir müziği, aklınıza gelen her ne varsa hepsini sevmekle başlayacak her şey. İçinizdeki sevmek duygusu aslında o kadar güçlü ki, sadece bazılarında gizli kalmış bazılarındaysa gösterilmekten çekinilmiş. Hepsi bu. Kalbinizde nasıl bir güzellik taşıdığınızın farkında değilsiniz.
Korkmamak lazım. Sevgimi göstermek beni küçültmez, tam tersi yüceltir. Bir şeyi kalbimin aldığı kadar sevmek, beni korkutmaz daha da yüreklendirir. İşte bu yüzden "sevgi" geri planda bırakılması gereken bir duygu değil. Bazen denir ya; "bu kadar sevdiğini belli etme." diye... Edin, edelim. Karşınızdaki hangi sıfata sahip olursa olsun sizde ki sevgiyi görür veya görmez orası muamma ama, en azından o sevgiye gerçekten değip değmediğini yanınızda nasıl durabildiğiyle anlarsınız. Hatta böyle kendi dünyanızın sınırlarını siz çizebilirsiniz. 
Sevin, gözünüzün alabildiği tüm güzelliği doya doya sevin ve hiç korkmayın. Hayat her haliyle sevgiyi hak ediyor. 

Bence insan...


"Hayal"leriyle yaşar. Eminim ki bunu okuyan herkesin bir tane bile olsa hayal kırıklığı vardır. Peki bu kırıklıklar bizi güçsüz mü yaptı? Ya da bunlar olduğu için hayal kurmaktan vazgeçtik mi? İkisinin cevabı da, koskocaman bir hayır. Ne kadar vazgeç-miş gibi yaptığımız anlar da olsa, yarın ne yapacağımızı düşünmek bile bir hayal aslında. Yani işin aslı, hayallerden vazgeçmiyoruz.
Kafamızı yastığa koyduğumuzda düşündüğümüz her şey bizim bir parçamız. Olmak istediklerimiz, yaşamak istediklerimiz hatta söylemek istediklerimiz de hayallerimizin içinde... Gerçekleşmesi için çabalamak da bizim elimizde. 
Hepimiz hayal kurabiliriz, ama azımız hayallerimiz için bir adım atabiliyoruz. Biraz düşmekten korkuyoruz, biraz boşa kürek çekmekten... Oysa bunlar bile o uğurda bize o kadar çok şey katacak ki... Göremiyoruz, belki de kaçıyoruz bunları görmekten...
İşte bugün bir hayal kurmak lazım. Bırakalım tüm korkularımızı bir yana, bugün çok istediğimiz bir şeyi düşünerek uyuyalım mesela... Sonra sabah olunca da o hayalimiz için bir şey yapalım hemen, öylece bırakıp gitmeyelim. Bakın görün nasıl değişecek her şey.

Ve bence insan...


Çok kısa ve öz bir şekilde "anları ve anıları"yla yaşar. İkisinin arasında tek bir harf fark var belki. Ama anlamı çok fazla. 
Buraya acıları ve tecrübeleriyle de demek istedim. Yine de en güzeli "an ve anı" oldu. 
Hayat, upuzun gözüken kısacık bir an. Bir nefes belki. 1 sene sonra da bir an, yarın da, şu an geçen saniyeler de bir an. Ve o anlar nasıl geçti? Sorulması gereken tek soru bu. Her gün cevaplamanız gereken tek soru hatta. Dolu doluysa ne mutlu. Acısıyla tatlısıyla da olsa o an yaşadığınızı hissettiyseniz ne mutlu. Acılar büyütür, güzellikler de o acılara geri dönüp bakınca gülümsemeyi öğretir. "İyi ki yaşadım" dedirtir yani. Gerçekten de iyi ki yaşanmıştır. Şu an olduğunuz kişi yaşadığınız her andan oluşan bir bütün çünkü... O yüzden hiçbir yaşanmışlığınız için pişman olmayın. Onlar en kıymetli hazineniz aslında...
Ve anılar...
Biriktirin; vaktiniz varken en güzellerini derleyin toplayın ve aklınızdaki gizli sandığa kilitleyin. Onlar da anlar gibi, ama çok daha özeller. Çünkü bir tek size aitler ve başka birisine anlattığınızda sıradan olanlar içinizde fotoğraf karelerinde olduğu gibi bir hikayeye sahip. İşte o hikayeleri biriktirin, bir gün yazsanız roman olacak kadar saklayın. Tekrarları yok, şimdi tam zamanıyken hiçbir anınızı es geçmeyin.

Neyle yaşardı insan sahi? Saygı, sevgi, hayal, an ve anı dedik... İnsan; hepsinden biraz olsun isteyerek, ama daha çok tüketerek yaşar sanırım. Bunları biraz düşünelim...Düşünmek iyi gelir.

> Mim için de okuyan ve yapmak isteyen herkes davetlidir.
Sevgiyle kalın canlar...♡

6 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Tarifler/Mutfak

Yazın Ferahlatıcı İçeceği: Erik Suyu Tarifi

Temmuz 17, 2018 Ruhuna Renk Kat 10 Comments


Yine bir tarif yazısıyla selam a dostlar. :)
Şimdi limonatayla başlamışken, kendimizi durdurmayalım ve tam gaz devam edelim istedim. Sırada da yine geçtiğimiz yaz aylarında sunduğum erik suyu tarifiydi. Kendisini çok severim, belki limonata kadar ünü yok ama ev yapımı olduğunda tadına doyulmuyor. Üstelik tam da mevsimiyken, ıımm. :P

Sizi de çok bekletmeden hızlı bir şekilde malzemelerine geçelim, hemen şu havaların harareti üstümüzden gitsin. :) Bu arada çocuksu bardağımla ve yapbozumla sevin beni. :))



Malzemeler: 


-500 g. (Yarım kilo) kırmızı erik
-1 su bardağı şeker
-2 litre su (içme suyu olmasına dikkat edelim)
-İsteğe bağlı olarak; birkaç adet karanfil. (farklı bir aroma katıyor, deneyebilirsiniz.)

Yapılışı: 


Su ve şekeri iyice tencerede karıştıralım, daha sonra erikleri ekleyelim.
Ocağın altını yakalım ve kısık ateşte kapağı tam olarak kapatmadan kaynamaya bırakalım. (Kapağı tam kapatırsanız hem taşabilir, hem de vitamini gidebilir aman bu kısma dikkat!)
10 dakika kadar geçince eriklerin yumuşadığını göreceksiniz.
Bir 5-10 dakika daha kaldıktan sonra (eriklerin özünün geçmesi için yapıyoruz, yoksa fazla bekletmeye gerek yok) süzgeçten geçiriyoruz.
Ilıklaştıktan sonra buzdolabına koyuyoruz. Erik suyumuz hazıır. :)
Kalan erikleri de çöpe atmıyoruz, marmelat veya komposto tanesi gibi yiyoruz, ee malum her şeyde ayrı vitamin var. Tadı da nefis oluyor. :)

İşte böylelikle; büyük küçük herkesin severek içebileceği buz gibi bir yaz içeceği oluyor. Herkese afiyetler olsun, şifa niyetine. :) Deneyenlerin de yorumunu şimdiden merak ediyorum. :)

Not 1: Buradaki şeker ve su ölçüsü kişinin yoğun kıvamlı veya şekerli beğenisine göre azaltılıp, arttırılabilir.

Not 2: Kalorisi düşük olduğu gibi, günlük A ve C vitaminini karşılamaya da yardımcı bir meyvedir. İçerdiği potasyum oranıyla kemik gelişime yararlı, kaslara özellikle de spor yapanlar için faydalıdır. Kan şekeri dengeler, görmeyi kuvvetlendirir. Daha saysam mı acaba? Öyle işte, aklınızda bulunsun bunlar. :)



10 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film,

Limonata Tadında Film Maratonu-Film Yorumları #1

Temmuz 05, 2018 Ruhuna Renk Kat 18 Comments


Merhabalar canlar!
Film maratonu tam gaz devam ederken, izlediklerim hakkında yorum yapmak çok istiyordum. Aslında içlerinden en beğendiklerimi yazmayı düşünmüştüm. Fakat bu çok uzun ve blogu filmden ibaret bir hale dönüştürebileceğinden dolayı maratonun devamı ve yorumu niteliğinde beşer filmden oluşan 6 seri yapmak daha mantıklı geldi.

Üçlemenin ilkinde ilk 5 filmin kendimce yorumlarını ve aklımda kalan yönlerini anlatacağım. Bir de kendimce 5 üzerinden yıldızlı oylamamı yapacağım.
O zaman bir an önce başlayalım, ne dersiniz?


1. Hacksaw Ridge-Savaş Vadisi (⭐⭐⭐⭐⭐)


İlk izlemek istediğim bu filmdi. Fragmanı beni çok etkilemişti ve diziler programlar olsun biraz aksiyon arayışındaydım, o yüzden birinci sıraya koydum. İyi ki de koymuşum! Mükemmeldi, harikaydı, çok beğendim, iliklerime kadar duygularımı hissettim.

"Diğerleri toplanıp geri dönüyordu, bir adam kaldı." O adam da Desmond Doss oldu. Filmin konusu bildiğiniz gibi, savaş. 2.Dünya Savaşı sırasında askere silah tutmama yeminiyle giden bir sıhhiyenin hikayesini anlatıyor. İşin en ilgi çekici yanı; bu uyarlama da değil. Birebir gerçek hikaye. Hatta film sonunda hikayeler ve görüntüler geliyor gerçek Desmond Doss'tan, izlerken içimden "ya aynısı sanki" dedim. O kadar benzetmişler ki karakteri. Andrew Garfield rolünün hakkını sonuna kadar vermiş. Adeta gülümsemesi yetiyor umut vermeye...



Önce küçümseniyor, hatta silah tutmadığı için askerlikten gönderme amaçlı caydırılmaya çalışıyorlar ama Desmond asla inancından, karakterinden ve geçmişinden taviz vermiyor. En sonunda da ondaki dirayeti görenlerle birlikte savaşa katılıyor. Ve öyle şeyler yapıyor ki, çok spoiler vermemeye çalışayım ama tabiri caizse bir kahraman oluyor. Ben o son sahnelerde gözyaşlarımı tutamadım. Defalarca da izleyebilirim, 2 saatten uzun sürseydi yine de izlerdim.
Ama en çok da Smitty üzdü beni. :( İzleyenler de eminim anlamıştır. O tipte karakterler en başta itse de sonradan beni kendilerine çok bağlıyorlar. Ah Luke Bracey ah diyeyim, susayım.

Film karakter hikayesini anlattığı kadar, savaşı da öyle iyi tarif etmiş ki, ürperiyorsunuz üzülüyorsunuz ve canınız yanıyor. Sonuç olarak izleyin, asla pişman olmayacaksınız.

2. İftarlık Gazoz (⭐⭐⭐⭐)


Bir Cem Yılmaz klasiği ile devam ediyoruz. İftarlık Gazoz'u ramazan bitmeden özellikle denk getirip izledim. Aslında konusu bence çok derin, onu çok özetlemek isterdim. Fakat "gül, düşün, ağla" diye tek kelime ile de anlatabilirim.

Ölüm orucu tutan Adem'in çocukluğuna dönülüyor, o güzel ramazan akşamları, 70'li yıllar, samimiyetler dostluklar anlatılıyor. Yeri geliyor gülüyorsunuz, yeri geliyor hüzünleniyorsunuz. Büşra bana izlemeden önce "çok ağlayacaksın, peçeten yanında olsun" demişti. Ben bu kadar olacağını düşünmüyordum, ama evet sonunda çok ağlıyorsunuz.



Ben aslında bir yıldızı neden kırdığım kısma geleceğim. Film iyi, güzel, ama sonu ne kadar ilk kısımla bağlantı kopmadan bitmiş olsa da, ben o sonu hiç görmemek isterdim. Dizinin tüm neşesi bir anda bu şekilde kesilmemeliydi belki, bilemiyorum. Ayrıca animasyon efektinin de araya sızması olmamış gibiydi. Tabii bunlar benim görüşüm, ama iki sebepten dolayı da gözümde 4 yıldızlık güzel bir film yerini almıştır. İzlemenizi tavsiye edebilirim, bende ki eksi yönlerine rağmen keyifli ve duygulara yönlendiriciydi.

3. Your Name-Senin Adın-Kimi No Na Wa (⭐⭐⭐⭐⭐)


İlk izlediğim animeyi öyle gururla, öyle bir mutlulukla anlatabilirim ki... Ya çok güzeldi, çok keyifliydi, çook anlamlıydı. Tüm oyları, yıldız ve kalpleri hak ediyor bence. Anime-manga severler mutlaka izlemiştir ve izlemeyenler de eminim izlediklerinde çok sevecektir.

Öncelikle ben hiç anime izlememiştim, sevgili blog sözlükten best'im Yaşar yani Land ilk tanıştığımız zamanlardan beri anime önerileri sunmuş ve bir türlü başlayamamıştım. Ama neden diye bir sorun? Çünkü ben kore dizileri ve animelere başlamaya korkuyorum, biliyorum ki saracağım. Daha sonra da diğerleri hak getire olacak, o yüzden elimdekilere öncelik verip bitirmeye çalıştım bunca zamandır. Taa ki bunu izleyene kadar. :) Şimdi geç mi kaldım ne oldu diye sorguluyorum kendimi. :) Ve bir heyecanlanma sebebim de BTS grubunu illa biliyorsunuzdur, orada ki Jeon Jungkook yanı nam-ı değer gönlümün davşanı, kookiesi de bu animeyi çok seviyormuş. İtiraf edeyim ki; bazı kısımlarda onu hayal ettim, onun da izlerken aynı sevinci duyduğu hissiyle izledim. :)🐰



Daha da ruh halimden bahsetmeden hemen filmin konusuna geçeyim:
İki ana karakterimiz var. Taki ve Mitsuha. Mitsuha kırsal kesimde yaşayan liseli bir genç kızımızken, Taki de Tokyo'da yaşayan liseli bir genç erkeğimizdir. Mitsuha Tokyo'da yaşamayı hayal ediyorken, bir sabah farklı bir şey olur ve kendilerini birbirlerinin bedeninde bulurlar. Ya ben o kısımları ilklerde anlayamadım, ama daha sonra konuya hakim olmaya başlayınca devamını acayip bir merakla izledim. İlk başlarda çok güldürdü, kahkaha attığım o kadar kısmı var ki. :D Özellikle de Mitsuha'nın bedeninde uyanan ve her sabah kardeşine yakalanan Taki'nin bölümlerinde, eminim izleyenler de tahmin etmiştir. :D
Yalnız sonunda evlendiklerini veya yan yana olduklarında geçirdikleri vakti görmek çok isterdim. Çünkü o kadar güzeller ki, ya izleyin işte ben burada ne kadar anlatsam az kalacak. ♥️  Özet olarak;10 numara 5 yıldız dedikleri. :)

Ve sonlandırmadan da bir alıntı paylaşmak istiyorum. Çok hoşuma gitmişti bu kısım.

Birbirlerine yaklaşırlar, şekil alırlar, sarmalanırlar, düğümlenirler, çözülüp koparlar, sonra tekrar kavuşurlar. Buna Musubi denir. Yani zaman...
Bir zaman kavramı daha güzel nasıl anlatılabilirdi, bilemiyorum. Aşk da zaman gibi değil midir hem?

4. Bright (⭐⭐⭐⭐)


Gelelim merakla beklediğim listemde bulunan Netflix yapımı filmlere... Bu filmi iki sebepten listeme almıştım; Netflix yapımı oluşu ve başrolünde ki Will Smith.. Kendisini pek severim, netflix de bu sıralar çok ilgimi çekiyor. Geçenlerde araya sıkıştırıp Ibiza filmini izlemiştim o da "eh" dedirtecek bir filmdi, ama müzikleri mü-kem-mel! Özellikle San Holo-Light 'ı şiddetle tavsiye ederim. Youtube üzerinden dinlemek isterseniz de şarkı adına tıklayarak ulaşabilirsiniz. Her neyse, böyle böyle filmleri sömürüyorum anlayacağınız.



Filmin konusundan önce neden 4 yıldız oluşunu söyleyeyim. İlk 30-40 dakikada odaklanmakta olsun, ilgi konusunda olsun çok zorlandım. Daha sonrasında film akıcı bir hale geldi benim gözümde.
Olayımız da şu; Darly Ward ve Nick Jakoby (ork) polistir ve görev sırasında bir ork Ward'ı vurmaya kalkışır. Konuda bundan sonra gelir, onların zorunlu ekip işi aslında birer arkadaşlığa ve maceraya dönüşür. Peşi sıra elfleri ve brightları da içine alır. Sonrasında her şey tam da istediğim gibi "bol aksiyon"! :) Ama Tikka çok tatlıyken, Leilah karakteri de bir o kadar lanet bir karakterdi. Ve Nick en birinci ork bence, sonda ki sahnede çok güldürdü. Kralsın! :)

Bana izlemeli miyim diye sorarsanız; izleyebilirsiniz vakit kaybettirecek bir film değil hatta imdb puanı 6.4 ve neden o kadar düşük anlayamadım. Çünkü vasat bir film kesinlikle değil, tamam kabul süper ötesi de değil ama izlenir yani sevilebilir de. Neyse o da izleyicinin yorumu. :)

5. Annihilation-Yok Oluş (⭐)


O tek yıldız ne öyle dediğinizi duyar gibiyim. Hiç yıldız koymamaktan iyidir diye düşündüm. Bu film için 3İ belirledim. İğrenç, İzlemeyin, İzlettirmeyin!

Yine bir netflix yapımı, yine harika bir başrol oyuncusu fakat film, of yani nasıl desem bilemiyorum. 2 saatime üzüldüm. :( Lena'nın eşi Kane bir göreve gider, bir sene sonra geri döner. Eski Kane değildir tabii, sonra bunlar yakalanır, bir araştırma bölgesinde kalır. Ardından Kane ölmek üzereyken Lena parıltı denen ve giderek yayılan bölgeye 4 bilim kadını ile birlikte girmeye karar verir. Mevzu şudur ki parıltının duvarlarından giren kimse geri dönememektedir. Spoiler vermeme gibi bir kaygım yok o yüzden rahatça anlatacağım, çünkü size izlettirmeye niyetim yok tavsiye de etmiyorum. :) Filmin zaten ağır ilerlediği gibi sonu çok abuk bitiyor, 4 kadınlardan bazıları ölü bazıları kayıp , Lena desen asıl Lena gelmişti ama bu Kane'in çakmasının yanında duran Lena da kim, fener patladığında her şey bitmemiş miydi gibi bir çok soru işareti bıraktırdı. Yani kendilerince İnception mu yapmaya çalıştılar ben bir türlü anlayamadım, ama buna kafada yormak istemedim.



İnstagram üzerinde epey yerdim filmi, çünkü bana göre kaçıncı asırdan kalma efektleri, uzaylı kılıklı saçma bir alüminyum adamı, korkunç bile olmayan sahneleriyle izlemek çok sıkıcıydı. Bazı yerler öyle kopuk ki, "ne alaka ya" dedim. Hatta bazı takipçilerim de çok eleştirdiğimi bile söyledi. :D Sevmedim arkadaş, dürüst bir bloggerım ben. He derseniz ki boş vaktim çok izleyip bir de ben yorum yapayım. Buyrun efendim, iyi seyirler umarım siz zevk alırsınız diyebilirim. Bu benim kendi yorumum. Ve Natalie Portman gibi güzel duru bir kadın bile kurtaramamış. Bright 6.4 puanlıyken bunun nesi 7 onu da anlamadım, ne yapalım önümüzdekilere bakacağız. :)

Yani maratonun ilk 5lisi böyleydi. Sırada Ayla, Dangal, Doctor Strange, La La Land ve Blade Runner var. Açıkçası hepsinden de çok umutluyum, 5er yıldızları hepsine hediye etmek istiyorum burada ama bakalım nasıl olacak bir sonraki yorumlamamda görüşmek üzere o zaman, maratona devam edenlere iyi seyirler. :)
Maratonda neler var hala okumadıysanız buraya tık yapabilirsiniz. :)

18 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-7 :) Ben Bunu Yazmam

Haziran 21, 2018 Ruhuna Renk Kat 15 Comments


Yeni bir mim yazımla holaaaa! :)
Çok süre geçmeden cancağızım Düş Tasarımcısı'nın beni mimlediği yazımı da buraya bırakmak istedim. Kendisine de kocamaaan öpücüklerimi yolluyorum. Bu mimi Derya abla başlatmış ilk olarak ve konusu da çok hoş bence.

Neleri yazarım neleri yazmam? 


Biz blog yazarları genel olarak fikir sahibi olduğumuz, paylaşmak istediğimiz konular üzerinde duruyoruz. Açıkçası bana da böyle yapmak doğru geliyor. Öbür türlü bilmediği halde internette araştırıp düzenleyenler de var. Bence aradaki fark da tam olarak bu noktada oluşuyor. Evvela "samimiyet". Bir şeyi kendi gözlemimizle kendi tecrübemizle aktarmak bambaşka.
Bu yüzden bu mimi de çokça severek yapıyorum.

photo by: me :)

Fotoğrafta da yol ikiye ayrılıyor aslında, yazabildiklerim ve yazamadıklarım olarak. Gerçi nihayetinde her türlü denize çıkıyor ama olsun. :)

Peki daha da uzatmadan gelelim mevzuya...

Ben neleri yazarım?


Bildiğim, anlatabileceğim, birkaç cümle dahi edebildiğim her konu benim yazma alanıma giriyor. Ama en çok yazmayı tercih ettiklerime gelecek olursak;

Kitap: Okumayı çok seviyorum. Ders çalıştığım zamanlar eziyet gibi gelse de boş vakitlerimde en çok kitaplarıma gömülüyorum. Bu yüzden onlar hakkında yorumlarımı yazabilmek rahat.

Dizi: Yabancı dizi deliliğim lise dönemlerime dayanıyor. Takip ettiğim, bitirdiğim ve daha izleme listemde bekleyen birçok dizim duruyor. Yerliden çok yabancıları tercih ederim. Bu yüzden izleyince çok beğendiklerimi artık daha sık paylaşmaya çalışıyorum.

Yemek, Tarif: Annemle olduğu kadar özellikle evde tekken de mutfakta vakit geçirip yeni şeyler denemeyi çok seviyorum. En çok da tatlıları. :) Her şeyi yaptığımı iddia edemem ama, fırsat buldukça pratik ve leziz şeyleri denerim tuttururum da hani. :) Yani bana tarif verilsin, dener yazarım o konuda rahatım.

Gezi: Gezme meraklısı biri olduğumu artık biliyorsunuz, elimden geldikçe de mini gezilerimi yazmaya çalışıyorum. Ama bir yeri anlatmak, fotoğraflamak büyük keyif. O yüzden de yazmaktan zevk aldığım en birinci tema. :)

Sağlık, kozmetik, güzellik: Yani bunları "her türlü yazarım, çocuk oyuncağı yahu" diyemem, ama fikrim oldukça bir şey denediysem ve olumlu yönlerini gördüysem çok sık olmasa da yazabiliyorum.

Kişisel, yaşam: Yine yazmayı çok sevdiğim konulardan. Kafamdaki şeyleri anlatmayı seviyorum. Burada boş boş konuştuğumu hissetmek yerine sizlerle karşılıklı sohbet ediyormuşuz gibi hissediyorum bu tür konuları yazarken... İlk başlarda kişisel gelişime ağırlık verip, sonra her teldene dönmüş olsam da yaşama dair konuları yazmanın yeri ayrı.

Neleri yazamam?


Teknoloji: Abim sağ olsun bilgisayar konularına ortaokul zamanlarımdan beri çok meraklıyım, ama gelin görün ki yeni teknolojiler, detayları anca kendime kadar. Belki de biraz çevremdekilere kadar. :) Yine de yazacak kadar değil, elime yeni bir telefon tutuştursanız anlat deseniz çok bir şey çıkmaz benden. "Kamerası, görüntü kalitesi nasıl, depolaması ne kadar, şarjı ne kadar gidiyor" gibi sorular yeterli çünkü. :) O yüzden teknoloji yazanlar takdirlik bence. Anlamak ve olası kullanıcıya anlayacağı şekilde anlatmak önemli.

Spor: Beden dersini hiçbir zaman sevememiş birinden çok da spor şeysi beklememek lazım. :) Beşiktaşlıyım, ama detay bilmem, terimlerinden anlamam. Pas diyorum. :) Fitness, pilates belki bir nevi derdim de, onu da yine kendimce yaptığımdan çok teşekkürleer arkadaşlar. :) (O değil bencilim galiba ben:))

Haber: Müm-kün değil! Ben biraz toz pembe takılmayı seven biriyim, kendimi strese sokmamak için haber bile izlemem. (Bu gündemden haberim olmadığı anlamına gelmesin) Bu sebepten değil anlatmak, haber konularına yakın bile durmam, duramam.

Ebeveynlik, anne-çocuk: Evlenip çoluk çocuğa karışsam da yazamayacağım bir konu sanırım. :) Büyük konuşmak gibi olmasın da, yok ya yazamam ben ne anlatırım onu bile bilmiyorum. Cıks olmadı. :)

Moda: Bu da olmayan ve olmayacaklardan sanırım. Son modalarla hiç ilgim yok, gözüme güzel gelen, klişe olacak belki ama kendime yakıştırdığım şeyler benim kendi modam zaten. Bu yüzden de bu sezonun trendleri kafası bana göre değil. He güzel bir parça olur, evet beğenir alırım. Ama en fazla bunlarla kalır.

Siyasi: Hiçbir zaman sevmediğim, muhabbetinden kaçındığım konu. Yazamam da demiyorum, yazmam. Benlik değil.

Evet benim yazıp yazmadıklarım bu şekilde. Ama gördüm ki, çok basit görünen bir konu bir o kadar da zormuş. Meğerse her ikisi de çok düşünmeyi gerektiriyormuş. İnsanın sınırlarının farkında olmasını sağlıyor bu tür sorular. O yüzden tüm yapmak isteyenleri davet ediyorum bu mime. :)

Özel çağrıda bulunup davet ettiklerim ise;

-Her Telden Şef

-Mor Düşler Kitaplığı

-Gonca'nın Dünyasından 

-Şule Uzundere

Hepinize kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum ve yazıyı burada sonlandırıyorum o halde. :) Bir sonraki mimlerde görüşmek üzere. :)

15 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Tarifler/Mutfak

Sıcak Günlere Serin Bir Mola: Limonata Tarifi

Haziran 18, 2018 Ruhuna Renk Kat 16 Comments


Sıcaak çok sıcaak daha da sıcak olacak!
Aşırı sıcak bir yaz gününden daha herkese merhabalar. :)
Bu sıralar Limonata tadında film maratonumuz devam ediyorken, yazın teması da belliyken ne yaptım dersiniz?
Sevgili Nisatoş'umun geçen yaz aylarında hazırladığı limonata tarifini yeniden düzenledim, güncelledim ve şu sıcak günler için yeniden okumanıza sunalım istedim.Kabul edelim ki, güzel denk geldi vesselam.
İsterseniz çok uzatmadan malzemeler ile başlayalım, böylece sizle birlikte de yapımına geçeriz. :)
Bu arada araya da kaynak yapayım, o sürahiyi nasıl bir heyecanla aldım, nasıl heyecanla fotoğraf çekmeye çalıştıysam detaylar gördüğünüz üzere. Kusura bakmayın, tekrar çekme şansım olmadı. :)



Malzemeler: 


-1 tane portakal
-1 tane limon
-3 litre su
-1 su bardağı şeker (çok şekerli isteyenler için 1.5 su bardağı da olabilir)

Şipşak tarife de geçelim:

Portakal ve limonu iyice yıkıyoruz, çünkü kabuklarını da kullanacağız. (Bütün vitamin itinayla kullanılır:) )
Yıkadıktan sonra buzdolabının dondurucu kısmına atıyoruz ve yaklaşık 3 saat bekletiyoruz.
Limonatayı yapmaya başlamadan 5-10 dakika kadar önce çıkarıyoruz, ama tamamen yumuşamaması lazım dikkat ediyoruz.
Sonra onları ortalayarak parçalara ayırıyoruz tıpkı domates kesmek gibi düşünün, dikkat ediyoruz elimizi de kesmiyoruz o sıra. :)
Şimdi bu parçaları rondo da daha ufaltacağız. Nasıl mı?
1 bardak şekerin yarısını rondoya koyuyoruz, yanına da portakal ve limon parçalarının yarısını ekliyoruz kesme işlemini yapıyoruz.
Derin bir kaba 3 litre suyu koyuyor ve rondodan geçirdiğimiz kısmı da suya aktarıyoruz.
Geri kalan portakal limonu da rondodan geçiriyor, kapta bulunan suya ekliyoruz. Ve tüm karışım hazır.
Şimdi karıştırmaya başlıyoruz. Çekirdekleri varsa ne olacağını merak ediyorsunuz, onları da ayırmaya uğraşmıyoruz sonra ayrılacaklarına kefiliz. :)
Hazır olan limonata karışımımızı bir süzgeç yardımıyla süzerek parçalardan da ayırıyoruz.
Ta-ta-ta-taam! Limonatamız hazır! :)

Hepinize afiyet olsun, ferahlık serinlik versin. :)
Nisa'nın da ilk tarifi sunduğu için eline sağlık bir kez daha. :) Başka tariflerde görüşmek üzere, hoş kalın. :)


16 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Dizi/Film,

LİMONATA TADINDA FİLM MARATONU 🍋

Haziran 09, 2018 Ruhuna Renk Kat 35 Comments


Iışıklar tamam, yastıklar tamam, çerezler ve içecekler de tamam, harika hazırız o zamann. 💃

Herkese sıcak bir yaz akşamından selamlaar :)
Vallahi havalar bu sıra "bana bulaşmayın" dercesine yakıp kavuruyor, e bizde niyetli olunca kıpırdamayıp kitabımızla, dizimizle ilgileniyoruz. Mutluyuz da hani.
Hele benim bu sınavlardan sonra uzun zamandır boşladığım kitap,dizi,film faslımda yeniden başlamış oldu. Değmeyin keyfime. :)

İşte günler böyle geçedururken benim best sistercım thesaglams'ın gülü Büş'üm engineeringvibes ile bir etkinlik başlatmış. Bir de baktım tam benlik, yapmazsam çat-la-rım! :) Onların listelerine ulaşmak için isimlerine tıklayabilirsiniz.

Üstelik yapacağımız şey de çok basitmiş; eve tüm cipsler, çikolatalar, dondurmalar, limonatalar (ki onsuz olmaz temamız o zaten) toplaşıyor ardından da film seçiliyor. Her etkinlik böyle olsa keşke yahu! ♥️

photo: pinterest

9 Haziran itibariyle başlayan, 9 Eylül'de sona erecek olan bu maratonda benim teek teek yeri gelerek aklımda kalanlarla yeri gelip not aldıklarımla yeri gelip de trailer izleye izleye seçtiğim filmler ise şu şekilde;

♥️ Hacksaw Ridge-Savaş Vadisi (2016)
İmdb: 8.2 / Tür: Dram, Savaş, Tarihi

♥️ İftarlık Gazoz (2016)
İmdb: 7.5 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Your Name-Senin Adın-Kimi No Na Wa (2016)
İmdb: 8.4 / Tür: Animasyon, Anime

♥️ Bright (2017) -Netflix Yapımı
İmdb: 6.4  / Tür: Aksiyon, Suç, Fantastik

♥️ Annihilation-Yok Oluş (2018) -Netflix Yapımı
İmdb: 7.0 / Tür: Fantastik

♥️ Ayla (2017)
İmdb: 9.0 / Tür: Dram, Tarihi

♥️ Dangal (2016)
İmdb: 8.5 / Tür: Aksiyon, Dram

♥️ Doctor Strange (2016)
İmdb: 7.5 / Tür: Fantastik, Bilim-Kurgu

♥️ La La Land-Aşıklar Şehri (2016)
İmdb: 8.1 / Tür: Komedi, Dram

♥️ Blade Runner 2049-Bıçak Sırtı (2017)
İmdb: 8.1 / Tür: Gizem

♥️ Ailecek Şaşkınız (2018)
İmdb: 7.1 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Maymunlar Cehennemi: Savaş (2017)
İmdb: 7.5 / Tür: Aksiyon, Macera

♥️ Manchester by The Sea-Yaşamın Kıyısında (2016) 
İmdb: 7.8 / Tür: Dram

♥️ The Salesman-Satıcı (2016)
İmdb: 7.8 / Tür: Dram

♥️ Dunkirk (2017)
İmdb: 8.0 / Tür: Aksiyon, Tarihi, Savaş

♥️ Zootropolis-Hayvanlar Şehri (2016) 
İmdb: 8.0 / Tür: Animasyon, Komedi

♥️ Aile Arasında (2017)
İmdb: 8.1 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Labirent: Son İsyan (2018)
İmdb: 6.3 / Tür: Aksiyon

♥️ Call Me by Your Name-Beni Adınla Çağır (2017)
İmdb: 8.0 / Tür: Dram, Romantik

♥️ Get Out-Kapan (2017) 
İmdb: 7.7 / Tür: Korku, Gizem

♥️ The Shape of Water-Suyun Sesi (2017)
İmdb: 7.4 / Tür: Fantastik, Macera

♥️ Wonder-Mucize (2017) 
İmdb: 8.0 / Tür: Dram, Aile

♥️ Contratiempo-The Invisible Guest (2016)
İmdb: 8.1 / Tür: Suç, Gizem

♥️ Cebimdeki Yabancı (2018)
İmdb: 7.2 / Tür: Komedi/Yerli

♥️ Lion-Eve Dönüş (2016) 
İmdb: 8.1 / Tür: Dram

♥️ Logan (2017)
İmdb: 8.1 / Tür: Aksiyon, Dram

♥️ Alien: Covenant-Yaratık (2017)
İmdb: 6.4 / Tür: Korku

♥️ Arrival-Geliş (2016)
İmdb: 7.9 / Tür: Dram, Gizem

♥️ Captain America: Civil War- Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı (2016)
İmdb: 7.8 / Tür: Aksiyon, Macera

♥️ Captain Fantastic (2016)
İmdb: 7.9 / Tür: Aile, Komedi, Dram

Listemde hazır olduğuna göre, 3-2-1 ekşııın! :)
Sizde eşlik etmek isterseniz, 2016-17-18 yapımı güncel filmlerden 30 tanecik seçip, listenizle paylaşıyorsunuz. Sonra da izlemelere doyamıyoruz. :)

Bu arada Büşra'ya teşekkürü bir borç bilirim, çünkü ben dizilere sarmaktan neredeyse 1 senedir film yüzü görmedim.🙊 Vesile oldu da filmlere gömüleceğim sayesinde, ben bi' mutlu sormayın gitsin. :)

Her şeye de bir yorum yaptıysam kaçayım o halde. :) Filmlerin içerisinden "çok iyi" dediklerim, etkilendiklerim olursa ekstra olarak yorum yazısı olarak da paylaşırım. İnstagram hesabımdan da izledikçe mini paylaşımları yaparım. Takipte kalınız efenim. Hepinize sevgiler, iyi seyirler. :)

35 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Blog Kesifleri/Mim

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-6 :) Blog Muhasebesi

Mayıs 18, 2018 Ruhuna Renk Kat 20 Comments


Yine bir mim yazısı ile selamlıyorum sizii :) Henüz yeni tanışmış olsam da Blogcu Sultan'ın başlattığı bu güzel mime beni çoook çook sevdiğim sevgili şefim Herteldenşef ve canım İncidenNotlar sahibesi İnci'cim mimlemiş. :) Bende fark eder etmez hemen başladım yazmaya bakalım Ruhunarenkkat'ın muhasebesi nasıl olacak ? :)



1. Blog alemine nasıl girdin ?

2 sene önce başka bir şehre taşındım, o sırada kırık kalp mevzum ve yeni şehirdeki hayattan korkum vardı. Sonra bir anda ortaokul zamanlarımdan kalma yazma sevgimin etkisiyle "ben neden blog açmayayım, hem bana yoldaş gibi olur hem de içimi dökebilirim" dedim.Anlık bir karar oldu aslında, bir de bakmışım bloggerdan adres almışım kendime. Bir dost gibi sıkı sıkı tutundum o günden sonra da. :) (Not: O zaman ki olumsuz hislerimden eser yok merak etmeyin :) )

2. Hangi blog sana ilham oldu ? 

Blogu açmadan birkaç ay önce öylece internette gezinirken tesadüfen Bahar Yıldızı ile karşılaşmıştım, gerek instagram hesabını gerekse blogunu şirinliğinden dolayı çok sevmiştim. Kendisine bakınca yüzünden samimiyet okunuyor bana göre, şimdilerde güzel bir anne o yüzden çok sık yazamıyor ama bire bir olmasa da aslında tanışmış gibi hissediyorum ilk gördüğümden beri. Onun sevgi ile çiçek dolu profili ve ilk gördüğüm incelediğim blog olması da ilham sebeplerinden sayılabilir. :) Özellikle instagram hesabına bayılacaksınız. :) instagram: baharyildizi

3. Bloga yazdığın ilk yazı ile son yazı arasında fark var mı?

Olmaz mııı?! İlk yazımda olduğum ortam ve hissettiklerim çok farklıydı. Merhaba deme şeklim bile enerjik değildi, şimdi ise çok daha farklı her şey. Ama zamanı geri alma şansım olsun ve ilk yazım o kadar da dramatik olmasın isterdim. 🙈 Zaten genel kitlede şu an ki Kübra'dan memnun o yüzden sevinçliyiz mutluyuz. :)

4. Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?

Evet :) Hepsi okuyor mu bilmiyorum ama instagramdan da blogdan da bıdır bıdır susmayan bir Kübra olduğunun farkındalar :)

5. Blog yazmak yaşantına ne kattı/ne çıkarttı?

Yaşantıma birçok güzel blogger dost ve günlük yaşamımda farkındalık kattı. Daha çok paylaşmak istiyorum, daha çok gözlemliyorum. Biraz da daha atak olmayı kattı aslında, her şeyde cengaver gibi öne atılabiliyorum ve susturulmam zorlaşıyor. Eskiden daha sessizdim. :) Blog yazdığımdan beri yaşantımdan çıkan bir şey yok aslında, belki biraz seri olmaktan dolayı yazım yanlışlarım olabilir, affola :)

6. Şu an bu mim ile birlikte sayfanda kaç yazın ve kaç sayfa görüntülemen var?

Taslaklar haricinde 93. yayınladığım yazım bu oldu. :) Ama kaç yazımın olduğu ya da görüntülemenin kaç olduğundan çok içeriğin hitap edebilmesi önemli. Buna da ulaşılıyorsa ne mutlu. :)

Yapmayan kaldı mı bilemiyorum pek, genelde çoğu ismi gördüm bloglarda okurken. O yüzden bunu okuyan ve henüz yapmamış olan herkesi davet ediyorum. :)

Hepinize kucak dolusu sevgilerr 🎔

20 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Duyurular

Ruhuna Renk Kat 2 Yaşında🎈

Mayıs 13, 2018 Ruhuna Renk Kat 19 Comments


Çok şükür ki bu günü de gördük! 2 yaşındayııız! :) 
Nisa bu yazıda geçen yılda olduğu gibi bana eşlik edemiyor o yüzden benle idare ediceksiniz. :) Bu arada şunu da belirtmeliyim ki; ilk 9 Mayıs 2016'da başladık, yazıyı da tam o güne denk getirecektik fakat buralara çok yetişemiyoruz bu sıralar biliyorsunuz. :(

Sürekli hikayemizi anlatmak istemem artık ezberlediniz🙈, ama eğer ben hayatımda ki en doğru kararı hızlı bir şekilde almasaydım burada olamazdık işte bunu biliyorum. Bir anda "neden yapılmasın?" diye sorulmasa burada olamazdık. Boş konuşanlara inat etmeyip, hayallerimizi söndürenlere karşılık hırslanmasaydık burada kesinlikle olamazdık.
Bazen tek bir olay, tek bir kişi, tek bir söz hayatınızı değiştirebilir. Tek bir neden dünyayı bile değiştirebilir. Yeter ki o inanç olsun, değişim isteği olsun.

photo by: tumblr
Hayatınızı renklendirmek ruhunuza biraz renk katabilmek amacıyla başladı her cümle aslında, buraya "şu konuda bilgim var, bunu kesin yazayım" diye gelinmiş değildi yani.. Biraz dertleşmek, biraz içimdekileri birine dökebilmek, birine de sesimi duyurabilmekti. Belki dert ortağınız olmak, belki "aa sende mi, yalnız değilmişim" diyebilmekti istediğim. Hiçbir plan, hiçbir teferruat düşünmeden 9 Mayıs akşamı blogu açtığımı o kadar net hatırlıyorum ki. Hiçbir şeyden anlamadan, tema, kod, düzen, hatta yazı ekranı nasıl kullanılır bilmeden var olunuş hâlâ gözümün önünde. O an ki hissettiklerim, bir an bile heyecanını eksiltmeden içimde. Nisa'ya anlatmaya başlayışım ve o konuşmalarımız hep aklımda. 
Şimdi bunları yazarken bile o kadar net fark ediyorum ki, burası da benim sığınağımmış, evimmiş, motivasyon kaynağımmış. Bir insan bloguna girip yazı yazmaya başlayınca veya blogunda ki minicik bir şeyle bile tüm gün mutlu olabilir mi? Oluyormuş, olabilirmiş. Bunu da burada anladım. 

2 senedir tek bir pişmanlık vardır belki, o da buraya geç gelmekten.. Sizinle tanışmak, sizinle dost olmak duygusunu çok geç tatmaktan... Şimdi hepiniz o kadar kıymetlisiniz ki, yıllardır aynı sofrada oturup yemekler yiyip çaylar kahveler içmişiz gibi... 
Dilerim ki, bir 10 yılı da birlikte görürüz daimi olur blog dostluğumuz...
Burada kiminiz biz iki kızçeye abla, abi, kardeş oldunuz.. Desteğinizi, fikirlerinizi, güzel yürekliliğinizi bir an bile çekmediniz bizden, hep yanımızda oldunuz. Bugünlere gelebildiysek sayenizde aslında... Hepinize sonsuz teşekkürler... Var olun.

Yazıyı sonlandırmadan önce bendeniz Kübra'nızdan birkaç öneri de gelsin. Bir hayaliniz varsa, bir şeyler için adım atmak istiyorsanız, asla korkmayın! Cesaret en önemli şey. Ardından da yaptığınız her işe inanın, inanmak da başarmakla eş değer! Az önce tesadüfen denk geldiğim bir Henry Ford sözünü de sizinle paylaşmak çok istiyorum, bu yazının tema sözü olsun.

"Her şey size karşıymış gibi göründüğünde; uçağın rüzgarla değil, rüzgara karşı havalandığını hatırlayın."


Bu cümle bana olduğu gibi size de motivasyon olsun, rüzgarı arkanıza değil, karşınıza almaktan hiçbir zaman korkmayın.

O zaman küçük bir bebek gibi büyümeye, en güzel haberlerimizle burada olmaya, iç dökmecelere ve bildiklerimizi anlatmaya devam... Ruhunuza renk katmayı unutmadığınız için hepinize bir sürü iyi ki varsınız. 🎔🎔

Not: İlerleyen günlerde instagram ve blog da ortak bir mini sürpriz olabilir beklemede kalın. :)

19 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Gezi/Mekan

Yalova'da Gezilecek Yerler #1

Mayıs 07, 2018 Ruhuna Renk Kat 32 Comments


Herkese seelaam! :)
Derin bir sessizlik sonrası uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü aklımda oturtamadığım Yalova yazısını sonunda yazmaya karar verişimle birlikte geldim. Zor oldu ama fena olmadı sanki ne dersiniz? Hali hazırda epeydir de biliyorum burayı, hatta o derece ki ezberledim bile sayılır. Bu sebepten burayı gezmek, öğrenmek isteyenler için bir rehber niteliği görsün diye de bildiklerimi biraz detaylandırmak istedim. O zaman gelin başlayalım.

Öncelikle mini mini minnacık şehir olan Yalova'ya yolu düşenler fark edecektir ki; burası İstanbul'un bir ilçesi kadar. :) Küçücük ama bir o kadar da sakin olan Yalova, biraz sayfiye yeri ve emekli şehri olarak görülüyor. Kafa dinlemek, bir günlük de olsa diğer şehirlerin yoğunluğundan kaçmak için burası büyük popülariteye sahip. Merkez de dahil, Altınova, Armutlu, Çınarcık, Çiftlikköy, Termal olarak 6 ilçeden oluşuyor. Ama şehre geldiğiniz anda anlayacaksınız ki; özel aracınızla şehrin bir ucundan diğer ucuna sadece 1 buçuk saat civarında varıyorsunuz. Her ilçenin arasında çok ufak zaman farkları var. Hatta öyle ki, bazı yerlerine yürüyerek bile yarım saatte gitmeniz mümkün. Böylece günlük yürüyüş de yapılmış oluyor. :)

Peki madde madde gidecek olursak Yalova'ya adımınızı attınız ne yapmalısınız?

1. Yürüyen Köşk


Tartışmasız Yalova dendiğinde akla ilk gelen ve kesinlikle görülmesi gereken yeri. Hikayesini bilmeyenler için çok detaylı olmasa da anlatmak istiyorum. Burası ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dinlenme yeri olarak biliniyordu. Köşkün yanında bulunan çınar ağacı ise köşke denk geldiği için bahçıvan kesmek ister, fakat Atatürk net bir emir verir. "Ağacı kesmeyin, bina kaydırılacaktır." Gelen mühendisler çalışmalar yaparlar ve binanın altına döşedikleri raylar ile köşkü yaklaşık 5 metrelik bir uzaklığa kaydırırlar. Böylece köşkün adı Yürüyen Köşk olur. Çınar ağacı da tüm heybetiyle hâlâ orada durmaktadır. Gerçekten de ibretlik ve örnek alınası hikayesi ile köşk yürümüştür.



photo by: renginhanim
photo by: renginhanim

Ben köşkün içini gezme fırsatı bir türlü bulamadım, sürekli gezi ve okul grupları geldiğinden dolayı her gidişimde kalabalık rastladım. En kısa zamanda içerisini de gezme planım var. Fakat öyle güzel bir yerde ki, hem piknik yapmak isteyenler için hem de ben gibi yürüyüşünü denize nazır yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.

Nasıl gidileceğine gelecek olursam; İdo feribot iskelesinin hemen sağ tarafında girişi kalıyor ve yaklaşık 2 km. yürüyerek, bisikletinizle veya Atatürk Bulvarını hiçbir yere sapmadan takip ederek aracınızla da köşke ulaşabilirsiniz. Yürüyerek yaklaşık 30 dk. , araçla 10 dk. sürüyor.




2. Çiftlikköy


Yine kendi kişisel yorumum olacak ama, Yalova'nın en güzel ilçesi bence. Çok fazla gezilecek yeri olmamasına rağmen, sakinliği ile özellikle de sahiliyle "anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz" tadında bir yer. Yalova'da ilk gördüğüm, bildiğim yerdi bu yüzden de anlamı büyük. Öyle güzel bir sahili var ki kumsalında, banklarında, piknik yerlerinde oturabilir, tüm sahilini baştan başa yürüyebilir, martılarının sesini mis gibi deniz kokusuyla dinleyebilirsiniz. En çok da fotoğraf için çok güzel manzaralar sunan Çiftlikköy sahili, yazın tam bir yazlık kesime dönüşüyor. Sahilinde, kumsalında yer bulabilmek mümkün değil.

Kışın sahili :)

Yazlık sahili :)

Ben ailemle yaklaşık 4-5 sene önce geldiğimde evler çok azdı. Ama şimdi Osmangazi Köprüsü etkisiyle de oldukça yoğunlaşan bir nüfusu var. Tabii ki güzel bir ilçe olması da bu durumu etkiliyor. Çünkü sürekli gelişen, kendini de geliştirebilen bir yer.

Peki sahili dışında neresi derseniz, sizi doğruca seyir yapılacak tepesine götürüyorum.Burada tüm Çiftlikköy'ü kuş bakışı görebilir, Seyr-i Marmara'da da afiyetle bir keyif kahvesi içebilirsiniz. Çiftlikköy'de gün batımı izlemeden dönmenizi de tavsiye etmem. Günü mutlaka burada bitirin derim.

Gidişi ise çok basit, yürüyen köşkten doğruca devam edin. Yan tarafı orası zaten. :)

photo by: renginhanim

Gün batımı gibi gün batımı :)
Tepeden görünüşü


Unutmadan söylemek istiyorum, ideal bir kahvaltı yeri ararsanız Yalova At Çiftliği şiddetle tavsiyemdir. O kadar övgüsünü duydum ki, yine bir türlü kızlar ile gitmek isteyip de fırsat bulamadığımız yerlerden kendisi. Fiyatı da kişi başı at binme+kahvaltı 25 tl. idi sanırım. Gittiğim zaman onunda fotoğraf ve detaylarını editlerim artık burada. :)


3. İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi


Merkezde Raif Dinçkök Kültür Merkezi ile tanışmam Mart ayında olan Sosyal Medya Zirvesi'ne gidişim ile olmuştu. Hatta o sırada telefonda Gizem ile konuşuyordum ve "buraya gelmeliyiz kağıt müzesi varmış içinde" demiştim. :) Daha sonra geçenlerde sonunda Kağıt Müzesi'ne gitmeye karar verdik. Giriş ücretimiz 1 TL. Müze gezmeye bayılan ben buna daha da bayılmış olabilirim. :)

Minik ama bir o kadar da değişik bir mekandı. İbrahim Müteferrika'nın Yalova'da matbaa açışı, ilk kullanılan kağıtlar, papirüsler, eski kitaplar, banknot ve pullar (özellikle bunlara aşık oldum), kağıt makineleri ve daha bir sürü şey.






Müzenin tamamını dolaşmanız en fazla 45 dakikanızı alıyor. Her kağıdı ilgiyle incelemek de istiyorsunuz, ama bazı eserler flaş gördüünde bozulabildiğinden izinleri kısıtlanmış.
Müze gezmesinin sonunda da kağıt yapımı uygulamalı olarak gösterildi bize. Açıkçası çok emek isteyen bir şey. Öylece yırtıp attığımız onlarca çöp kağıdı düşünce, içim ürperdi biraz.


Dut kağıtlarının dalları kesiliyor, kurutuluyor ve elinizle soydukça liflerinin ayrılmaya başladığını görüyorsunuz. Daha sonra bu lifler alınıp havan gibi büyük bir kaba konup uzunca bir süre dövülüyor. Ardından su dolu kaba aktarılıp çerçeve tarzı bir şey ile o liflerin kalıntısı alınıyor. Çerçevenin kapağı kapatılıp suyu hafifçe süngerle çektiriliyor, ardından kağıdın olduğu kısım oluşuyor ve kurumaya bırakılıyor (üstteki fotoğrafın sol köşesinde asılanlar). Sonuç ta-ta-ta-taaam! Doğal kağıt! Tabii ben kısaltarak ve izlenimlerim ile anlattım, detayları daha fazla ve izlenirken bazıları kaçırılıyor. :)

4. Termal


Yalova dendiğinde akla gelen diğer meşhur yerde Termal'deyiz. Aslında Termal'de çok fazla anlatılacak bir şeyim yok. Ama Yalova'ya gelip de uğramamak olmuyor ve oraya giderken ki yol çok güzel ağaçlı manzaralar sunuyor. Akılda kalmaması için yine de gelip görün derim. Ayrıca Atatürk Köşkü de Termal içerisinde bulunuyor.

Termal Yolu



Burada çeşitli şifalı suları deneyebilir, ortamını gezebilir, çeşitli yaşı epeyce büyük ağaçları görebilirsiniz. Aynı zamanda biraz ilerde Sudüşen Şelalesi ve Dipsiz Göl'e bakabilirsiniz.

Açıkçası beklentilerinizi yüksek tutmanızı tavsiye etmem, çok "vaaov" dedirtecek yerler değil. :) Ama uğrarsanız da, Doktorun Evi kahvaltı mekanlarında önde geliyor. Ben bir türlü gidemedim, "gidelim" diyene duyurulur! ( Buradan da tribimi atmış oldum:) )

Dipsiz Göl

Sudüşen Şelalesi


5. Balıkçılar Lokali 


Bu bölüm için ayrıca detay yapmak istedim, çünkü benim çok sevdiğim yerlerden birisi. İstanbul Çengelköy'de Çınaraltı'nı bilenler ya da Bursa'da Koza Han tarzını sevenler eminim minik Yalova'da da burayı sevecektir. Gerçi her bir yerin ambiansı çok farklı ama olsun.. Burada sahile karşı piknik gibi yiyeceklerinizi böreğinizi salatanızı alıp oturabilir sonra da 2 çay söyleyiverirsiniz işte. Bu kadar basit ve doğal :)

Güzel manzarası renginhanim'ınızdan :)

Heykele geldikten sonra sahil tarafından 1-2 dakika yürüdükten sonra kolayca buraya ulaşabilirsiniz.

Herhangi bir cafeye geçip oturmaktansa, en azından açık havada oturmak daha güzel diye düşünüyorum. O yüzden Yalova'ya yolunuz düşerse mutlaka gitmenizi tavsiye de ediyorum. Ayrıca tekneleriyle de fotoğrafçılar için ideal bir fotoğraf mekanı. Haydi çıkın çıkın gidin. :)

Vee an itibariyle de Yalova yazımın ilk part bölümünü bitiriyorum. Takdir edersiniz ki çok uzun olacağı için iki partta sizinle paylaşmayı istedim. Hem de daha detaylı anlatabilirim öyle değil mi ama? :) Tamamı bu kadarla biter mi hiç? Daha Çınarcık'a gideceğiz, Altınova'da piknik yapacağız, cafeleri nasıldır bir bakacağız, arboretum bile gezeceğiz, yani küçük şehir olduğuna bakmayın daha anlatacaklarım çook :)

O zamaaan part 2 ile çok kısa zamanda yeniden Yalova'da görüşmek üzere. :) Hoş kalın :)

32 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz