Kitap/Dergi

Temmuz Ayında Neler Okuduk?

Temmuz 27, 2017 Ruhuna Renk Kat 14 Comments


Yine bir ayın okunanları yazısında birlikteyiz... 🙋 Umuyoruz ki, bu ay sizler için bol tatilli, bol huzurlu ve boool okumalı geçmiştir.
Aslında bu ay özellikle vurucu olabilecek bir kitap var ki, özellikle bu kitabın okunmasını gerçekten isteriz. Biliyorsunuz ki, bu aralar iç dökmesi sıklıkla yapıyoruz. Gerekse buna ihtiyaç olduğundan, gerekse eş değer duygulara sahip olanları gördüğümüzden. Bu özellikle okumalısınız dediğimiz kitapta, böyle bir kitap. Tamamen içinizdekilere iyi gelebilecek ve sizi de ileriye götürebilecek. Yeteri kadar meraklandırdıysak bu ay ki kitap kokulu hareketlerimize başlayalım hep birlikte. :)

➼ Kafkaokur Temmuz & Ağustos Sayısı



Vazgeçilmez dergimiz ile başlangıç noktasını ilerleyelim o halde... Bu ay Bob Marley kapaklı nefis bir dergi daha karşımızda... One More Cup Of Coffee 'yı dinlediyseniz size hiçte yabancı gelmeyecektir. Aslında çok küçük olduğu zamanlardan başlayan reddedilişleri onu yaşama veda ettiği zamana kadar getiriyor. Her anı da hayatını etkiliyor. Babasını küçük yaşta kaybediyor. Ruh hali için ise, tek bir cümle yetiyor...

 

"Yokluğunuzu hissetmeyeni varlığınızla rahatsız etmeyin."


Çocukluğundan gördükleri ve hissettikleriyle kendi ailesi içinde de aynı durumu sergiliyor aslında. Tıpkı kendi babası gibi ilgisiz bir baba olarak beliriyor. 36 yaşında ise mücadele ettiği kansere yenik düşüyor, çok genç yaşama veda ediyor. 
Dergide bahsedilen diğer şarkılarını ve belgeseli izlenip dinlenmek üzere yapılacaklar listesine not olarak düşüldü bile. 

Yine bir Bob Marley sözü ile de anlatımı tamamlamamak olmaz. 

"Dünyanın en güzel ritmi, onun senin için çarpan kalbidir." 

❤ 


Dergide favori olan bir diğer yazı bu ay Cansu Cindoruk'a ait. "İçimizdeki Güneş" adlı denemesiyle, hislerin özetini yaşattı. Tüm yazıyı paylaşmak isterdik ama, sıkılıp patlatmak istemedik. :) O yüzden de kısa kısa alıntılarını aktaralım dedik. 

"Uyandığınız sabahın size neler getireceğini bilmeden gözlerinizi açtınız. Belki bugün kaderinizin döndüğü noktaya ulaşacaksınız."


"Hayatınıza aldığınız ve zamanla yarı yarıya bölüşmeyi öğrendiğiniz insanları kırmayın. aklınıza gelen her sözü dokuz kez düşünün çünkü boğaz dokuz boğumdur. Sekizini yutup birini söyleyin. Etrafınızda sizi güzelleştiren her kim varsa ilk gördüğünüz yerde sıkı sıkı sarılın. Acısıyla, tatlısıyla herkese gülümseyin. Sizi üzenlerden bile sevginizi esirgemeyin çünkü siz en geniş yüreklisiniz."


"Bir sabah bir güneş doğar ve sevgisini kalbinize sığdıramadığınız biri çıkıp gelir. Size sadece "Sen nerelerdeydin?" diye sormak kalır."


Hepimiz bir nefeslik yaşıyoruz değil mi? o nefes için hayatımızdakilerden sevgimizi esirgemeyelim...

Ve son olarak favorilerimizden Yalnız Efe adlı öykü de yine Eray Yasin Işık'ın başarılı kaleminden çıkmış... Özetle, harika bir sayıyı daha uğurlamış olduk.

➼ Nazım Hikmet-Henüz Vakit Varken Gülüm






Bu ay biraz da şiirden gidelim derken, elimize ilk Nazım Hikmet geliyor. Yani bizim mavi gözlü devimiz...

Nazım severler için ufacık kalan bir şiir kitabı bu. doyamıyorsunuz, "ah ne çabuk bitti ya hu!" moduna giriyorsunuz. Biz de girdik zaten. :)

Ama tabii ki, herkesin de bildiği alıntıları da sizlere sunalım değil mi?

"En güzel deniz, henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk, henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz, henüz söylememiş olduğum sözdür."

İnsana şiir yakışır dedikleri bu sanırım. Edebiyat içerisinde de en naif olanı hatta... Biraz içinde duygular var, biraz melodiler ruhunda dans ediyormuş havası var. Hele ki dizeler Nazım'dan geldiğinde... Tek kelime anlatır: mükemmellik.👌


➼ Ali Lidar-Tesirsiz Parçalar


Ali Lidar okumayanlar varsa şöyle kısaca özet geçilebilir. Kendisi bir öğretmendir ve http://lidar-kkyy.blogspot.com.tr/ adresinde yani nam-ı diğer "karpuz kabuğuna yazılar yazmak"ta yazardır. Ve nedense ismini her duyuşta akla bir Leyla ile Mecnun havası getirtir, nedense. Sanıyoruz ki, samimiyetinden. Evet oldukça samimi bir üslubu var. Küfretse bile kimse ona "aa ne kadar ağzı bozuk bir adam" demez. Çünkü onu da o yapan şey bu zaten. Kendisi gibi olması ve beğenilmek uğruna değil de sırf içini anlatmak için yazması. 
Deneme ve kısa türde yazılar seviyorsanız, okuyabileceğiniz bir kitap. Satır aralarında birer parça kendinize rastlayabileceğiniz...



" Sonra özlüyorsun işte...Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan çörekleniyor içine o melun his... Tarifi zor. Hani anlatmaya üşeniyorum derim ya ben bazen, aslında o gerçek bir üşenme değil. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım anlatamayacağımı bildiğimden, kendi kendime uydurduğum bir savunma mekanizması sadece."


" Duyarlılık istemiyoruz; şefkat, acıma, yardım vs. de umurumuzda değil. İstediğimiz tek şey sükunet... Durmadan "neyin var?" diye sorular soran bir insandan daha kötü tek şey geliyor aklıma. Durmadan "neyin var?" diyen birden fazla insan...İnsanların bize yapacakları en büyük iyilik çenelerini kapalı tutup aptalca sorular sormaktan vazgeçmeleri... Bize baktıklarında arkamızdaki duvarları gören insanlar istiyoruz çevremizde, o kadar..."


Fazlasıyla iç okumuyor mu sizce de?


Ve gelelim size en başta dediğimiz mutlaka okumalısınız dediğimiz o kitaba...

➼ Mümin Sekman-Her Şey Seninle Başlar


Öncelikle bu kitap yıllardır başucundan ayrılmayan bir kitap ve ilk kez de okunmayan. Mümin Sekman'da bu kitabı "pahalı olduğu sebebi ile kitap almayan"lar için uygun bir fiyata herkes okusun ve içine başarma umudu dolsun diye çıkarmış. Kitap sizlere soru soruyor, öğrenilmiş çaresizliklerimizden kurtulmamız için tüm yolları gösteriyor. 
Sizlere de alıntı değil de, içeriği hakkında alınan notları iletmek isteriz. İlginizi çekmesinin ümidiyle...



İlk olarak şu sözü görebileceğiniz bir yere yerleştirin.

"Geçmişi ne unut, ne de büyüt."


Geçen ki yazımızda da bahsetmiştik, geçmişe bakarak yürünmüyor ne yazık ki... Bu yüzden bu söz ile devam edin hayatınıza. Ne tamamen silin, çünkü içinde tecrübeler ve alınan dersler saklıdır. Ne de gözünüzde büyütün, çünkü sizi tökezletebilir büyürse...

Bir diğer yerleştirmeniz gereken söz ise; 

"Üşenme, erteleme, vazgeçme."


Ne bir adım atmak için üşen, ne erteleyerek günlerini boşa heba et, ne de asla olmayacağı düşüncesine kapılarak pes et. Hiçbirini yapma. Silkelen.

Bir başarısızlığa düşünce pes etmek bize göre olmamalı, bir yerlerde bir hata yapmışızdır bunu da anca biz fark edebiliriz. Neyi doğru, neyi yanlış yaptık bunları ayırt edebilmeliyiz. Neyi yapmamız ya da yapmamamız gerektiği halde önemsemedik bunların hepsi kilit noktalar. 
Genelde başarısızlık ve çaresizlik durumlarında herkes önce kendine değil de başkalarına bakar. "Bak o da yapamamış" gibi. Oysa ki, hem kendimize hem başkalarına bakmak gerekir. Ama en çokta kendimize...

Şunu da unutmamak gerek...

"Gelebileceğiniz en iyi yer bulunduğunuz yer değildir. Siz de büyüyebilirsiniz. Sizde sandığınızdan fazlası var."

Hep öyle demez miyiz bizde? Başarabilirsiniz, daha iyi mücevherleri ortaya çıkarabilirsiniz. Yeteneklerinizi keşfedin. Hatalarınızı görüp düzeltmeye çalışın, başarılarınızla mutlu olun ve daha iyisine azmedin.

Ve...

"Geçmişten ders al, bugün için çalış, gelecek için hayal kur."

Hayatınızı her gün yeniden keşfedin. Mümin Sekman öyle güzel dille bunları anlatmış ki, mutlaka okumalısınız. Eğer ki arkamıza bakmamız istenseydi bu hayatta, tıpkı onunda dediği gibi gözlerimiz ensemizde olurdu arkamızı sürekli görebilelim diye...

Anlayacağınız harika bir kitap yazısının daha böylece sonuna geldik, upuzun yazıyla yorduk sizleride sürç-i lisan ettiysek affola. Beğendiyseniz ne mutlu, önerileriniz varsa mutlaka yazın bize. :)
Hepinize kocaman sevgiler...

Önceki ayların okunanlarına bakmak isterseniz;


14 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Haftanın Teması: Karar Ver!

Temmuz 24, 2017 Ruhuna Renk Kat 23 Comments


İnsanların dönüm noktası yaşadığına inanırım ve her bir dönüm noktası ile kendilerini tamamladıklarına... Yaşadıklarına sahip çıkanların gücüne inanırım ve onların geleceklerini kendilerinin aydınlattıklarına...

En güzeli de bunlar değil midir zaten? Kendinin farkında olmak, gelecekten korkmamak! Çoğu zaman yaşanılanlar karşısında kendimizi etkisiz eleman gibi hissediyoruz. (gereksizce) Ve yine çoğu zamanda yaşadıklarımız yutan eleman niteliğinde bu hayat içerisinde sıradanlaştırıp, yutuyor bizi. (hissizce)
Oysa korkmamak var, kararların arkasında durabilmek.
Peki ya sen, bunu okuyan evet evet sen. Ne yapmak istiyorsun? Ne istediğini biliyor musun? Nereye gidiyorsun? Akışına mı bıraktın? Akıntılarla mı boğuşuyorsun?

Her bir dönüm noktasına gelindiğinde, asıl fark etmen gereken senin için an'ın şimdi değişebileceği olmalı. Hani "şimdi yaptın yaptın" derler ya, aynı öyle.
Günlerce etkisinden kurtulamadığın bir şey olabilir hayatında. Moralini bozabilir, canını sıkabilir. O şeyin sendeki etkisi, senden başkasının da umrunda değildir çoğu zaman. Çünkü herkesin kendi meşguliyetleri(!) vardır.
Hayat, senin. Sadece sana ait. Bir başkası seni iyi etmez, bir başkasının tesellileri can sıkıntını gidermez. En fazla üstündeki yükü paylaşarak atmış sayarsın kendini.

photo by: www.bookofjoe.com

Çıkışlara dikkatli bak, kapanan her kapıyı aklına iyice kazı. Hiç fark etmediğin bir an'da olabilirsin. Bugün hayatın tamamen değişebilir. Kararlarınla! Oturup çıkışa geldiğin için, bu yol bittiği için, kapı kapandığı için ağlamak üzülmek mi istiyorsun, iyice bir düşün. İstemediğine eminim. İçinden gelen bir dürtünün veya iç sesinin (adını sen koy) "kalk ayağa" dediğini ben bile buradan hissedebiliyorum.

Odaklanacağın şey geçmişin olmasın. Geçmişinle yaşarsan zaten körelmişsindir ve geçmiş olsundur. Hayatımda önemli bir yere sahip olan biri bana muhabbetimiz esnasında şöyle demişti... "Geçmişimizi unut, şimdiye bak geleceğe bak, çünkü geçmişteki her şey yaşanması gerekiyordu, yaşandı ve bitti . Geçmişte yaşayacaksak, neden şu an birbirimizin hayatındayız?" O kadar etkilendim ki. Sırf onla konuşurken değil, konuştuktan sonra da düşündüm bu cümleleri. Evet, madem geçmişte takılı kalıyorsak hayatımızı neden yeniliyorduk? Neden yeni insanlar katıyorduk, neden yeni hayaller kuruyorduk? Haklıydı.
Geçmiş; geçmesi gereken, sadece alınan dersleriyle hayatımızda kalması lazım olan bir kelime. Arkamıza bakarak önümüzü göremeyiz. Bunu aklından çıkarma.

Çünkü; her çıkış bir başlangıç. Unutma.

Şimdi yapman gereken şey; bir dakika öncesinden yıllar öncesine kadar olan tüm geçmişinden kurtulman. Ne yaşadıysan, tam da durup düşünmen istediğin teraziye bilgilerini aktarıp tartman lazım... Ve bir karar vermen...
İleride kendini nasıl görmek istiyorsan öyle kararlarını şekillendirmen, yenilemen ya da en baştan kurman gerek.
Tıpkı duyduklarım gibi, umrumda değil geçmiş. Geçmişte yaşanan ne varsa hepsi şimdiki beni daha da sağlamlaştıran şeyler. Yaşanmasalardı, şu an eksik kalacak çok şey vardı.. Belki de hayatıma giremeyecek çok insan... Tüm kararlarımla gurur duyuyorum! İşte bunu sen de diyebil.

Ben buyum! Kararlarımla, hislerimle, yaşadıklarımla ben böyleyim! Ne mutlu bana, ne mutlu yolumdan şaşmayışıma!


Ben dönüm noktalarına inanan biriyimdir ve bu noktalarda aldığı kararları net yapan onlardan şaşmayan. Çünkü, bana göre bu zamanlarda hislerimi ve duygularımı kolayca bir yana atabiliyorum. Mantığımla birlikte gelen "hey, işte şimdi değişme vakti" diye bir ses çok baskın çıkıyor. Çok şükür ki bunları görebiliyorum.

Dilerim bu yazıdan sonra, bu cümlelerimden sonra sana da değinmişimdir. Ve hayatında doğru kararlar hep yer alır. İyi ki diyebileceğin, kendini çok daha huzurlu ve geleceğe karşı ışıl ışıl hissedeceğin zamanlar bolca olur. Dilerim.🙏

Musmutlu bir hafta dileğiyle... Bir sonraki iç döktürmecesinde görüşürüz. Sevgiler...



23 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Hayallerini Takip Et, Onlar Yolu Biliyor

Temmuz 08, 2017 Ruhuna Renk Kat 18 Comments


En azından her gün olmasa da arada bir gece yastığa kafamızı koyduğumuzda hayallere dalıyoruz. Nasıl bir hayat yaşamak istersek onu düşlüyoruz, kime kavuşmak istersek onun yüzünü tasvir ediyoruz, hatta bir tartışmadan çıkmışsak onu düşünüp "şöyle deseydim" ya da "yarın şunu söylemeliyim" diye hayal kuruyoruz. Ne istersek o yer alıyor o an içimizde. Belki hiç bir zaman gerçekleşemeyeceğini düşündüklerimiz, belki de biraz çabalasak şıp diye gerçekleştireceklerimiz...

Bazen sevdiğimiz kişiye gerçek hayatta söyleyemediğimiz ilan-ı aşkı ediyoruz hayalimizde, nasıl olsa hayal ya bu en azından orada mutlu olayım dercesine. Bazense çok istediğimiz bahçeli müstakil evimizde mutlu bir yuvada yaşlandığımızı, çünkü kaç yıl çalışsak da hayalimizdeki kadar çabuk kavuşamayacağımızı düşünüyoruz. Bazen sadece bir deniz kenarında yakamozları izlediğimizi hayal ediyoruz. Hayallerimiz aslında, korkularımızın ve cesaretsizliklerimizin yansıması. 

Bu aralar Mümin Sekman okuyorum. Muhakkak duymuşsunuzdur, kişisel gelişim uzmanı ve yazar. Bir nevi yıllardır yaşam koçu. Atalet duygusundan bahsediyor. Hepimizde olan.
Nedir bu atalet derseniz; atalet kişinin kendini salması, her şeyi boş vermesi, denemekten vazgeçmesi, bir kez deneyip ikinci kezde "olmayacak bu" diyip önemsememesi, çabalamaması hali. İşte hayallerimiz sadece "hayal kurmak bedava" mantığı ile kaldığı için bu da bir ataletsizlik örneği. Biz sadece hayal kurmak için kuruyoruz, onları önemsemiyoruz, önemsemediğimiz gibi de gerçek ama "hayalimizdeki gibi olmayan" hayatı yaşıyoruz. 

Çünkü korkuyoruz!
Bir adım atmaktan, bir şekilde başlamaktan, olmama ihtimalinden, başarısızlıktan her şeyden korkuyoruz. Korkmamız gereken bunlar değil, üstüne gitmemiz gerekenler bunlar. Korkular bizden korksun asıl. 


Takip etmemiz gereken tek şey; hayallerimiz. Çünkü onlar geleceğimizi şekillendiriyor. Bakın geleceği çok şey şekillendirebilir diye düşünebilirsiniz, tecrübeler, yaşanmışlıklar, icraatlar gibi... Aslında hayır, bir tek hayaller. Biz hayal kuruyoruz, hayalimiz için bir adım atıyoruz veya atmıyoruz işte düğüm noktamızda burada başlıyor. Ya olduklarımızla yetinmek ve daha fazlasına umutsuzca bakmak zorunda kalarak yaşıyoruz. Ya da o ufacık adımı atıyor ve geriye neler yaşayacağımızı sabırsızlıkla beklememiz kalıyor. 
Tıpkı o sözdeki gibi;

"Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayaller gerçek olabilir."

photo by: colourbox.com



Her şey gerçek olabilir. İmkansız değil, zor olabilir ama başarılamaz kesinlikle değil. İçimizdeki cesareti ateşleyelim. Bir adım atmaktan korkmayalım. O adımı atalım, düşsek bile işte bu tecrübedir. Bu tecrübeyle bu kezde farklı adımlar deneriz, farklı şekilde atarız doğrusunu bulana kadar adımlarız. Tecrübelerle büyürüz. Başarı hikayelerini dinleyelim mesela. Asla pes etmediklerini bilelim. 
Bir veya iki kez deneyip, olmadığında "heves" ibaresi koymayalım hayallerimize. Çünkü heves değiller. Biz onları hak ediyoruz ki kuruyoruz. Her hayalin bir yolu var. Onları takip etmesini, peşlerinden gitmeyi bilmeliyiz. İşte bu kadar. 

Şu an olmayan şeyler, günün birinde bizim çabalarımızla olabilir. Yeter ki inanalım, pes etmeyelim ve hayal kurmaya devam edelim. Haydi az biraz daha cesaret. 

Şimdi; sevdiğimiz kişiye seviyorum deme zamanı. 
Şimdi; hayal ettiğimiz tatile çıkma zamanı.
Şimdi; o çok istediğimiz araba/ev için tüm çabalarımızı ortaya koyma zamanı. 
Şimdi; hayalimizdeki iş için kendimizi gösterme zamanı.
Ve şimdi; "sadece bir hayal" kalıbından çıkacağımız zamandayız.

Ne duruyoruz ki? Koskoca bir gün daha geçti, neden hala vakit kaybedelim ki? 
Sonuçlar ne olursa olsun, yenilgiyi bile kazanç sayalım ve daha da güçlenerek devam edelim. Hayallerimizle zaten güzeliz, bu hayallerimizi gerçekleştirelim de daha da güzelleşelim. 
Var mısınız?

Tam da bugün, dönüm noktamız olabilir!

18 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

İyi Davran, İyi Gör

Temmuz 03, 2017 Ruhuna Renk Kat 21 Comments


Dünden beridir gelen muhabbetli, iç dökmeli bir yazı yazma isteği ile herkese merhabalar o zaman...
Bugün olaylardan, sonuçlardan bahsederek gitmek istiyorum. Şimdiden uyarayım, çenem düşebilir. :)

"İlahi Adalet" denen bir kavram var hepiniz bilirsiniz ki... Adaletin eninde sonunda yerini bulması, hak ettiği yere varmasıdır işte bu. Demet Akalın şarkısı olandan bahsetmiyorum, ama onunda sözleri manidar bkz: yarına kalsa da yanına kalmaz. O bile demiş işte yarına kalabiliyor da yanına kalanını görmedik işte. Her şey biraz zaman.

Çok inandığım bir söz vardır. Kendimce doğruluğuna inanır, bir üzüntü yaşadım mı -yaşatıldım mı- hemen bu sözü düşünürüm ve Allah'a bırakırım. Bana iyi gelen, bir nevi mottom olan cümlelerden biridir diyebilirim.
Söz şu:

"Yaşattıklarını yaşamadan, söylediklerini duymadan ölmezmiş insan..."


Evet işte tam olarak bu. Ya birisi geliyor ve sizi üzüyor düşünün. Ama surat asıklığından bahsetmiyorum, bu ağır bir şey canınızın acıdığını hissediyorsunuz, gözyaşı akıtıyorsunuz, denizin derinliğinde nefes alamaz halde boğuluyor gibisiniz, sanki kalbinizde koskoca bir taş öyle bir şey. İnsanın canının acıması, acıtılması gerçekten çok başka bir şey. 
O an bu hislerinizin bitmesi ve mutlu olmayı istiyorsunuz, tıpkı o andan öncesi gibi. Hatta hiç yaşanmamış gibi. "Keşke o sözleri hiç duymasaydım, keşke bana bunu yaşatmasaydı" gibi cümlelerdense hiç bir şey duymamış ve görmemişcesine eskisi gibi yaşamak istiyorsunuz. Hangimiz geçmiyoruz ki bu yaşantılardan? Hiç üzülmeyenimiz var mıdır gerçekten bu güne kadar? Aşktan, işten, aileden, arkadaşlardan aklınıza her ne geliyorsa en az birinden muzdarip olmayınımız var mıdır? Sanmam.



Photo by: Elena Kulis-Underwater Photography

























İşte tam bu fotoğraftaki gibiyken, neler oluyor nasıl oluyor biz onu bile fark etmeden zaman geçmiş oluyor. Tam boğulmak üzereyken, belki görünür belki de görünmez bir el bizi yukarı çekip feraha ve bol oksijene çıkarıyor. Bunun adı yaşamak işte. İyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla yaşamak. 
Siz eninde sonunda iyi oluyorsunuz ve bir süre sonra geçmişi silemeseniz de, o zamanları daha az hatırlayıp üzülüyorsunuz. 

Ama işte, benim de cümlede söylediğim "ilahi adalet"lik kısım tam da burada devreye giriyor. Hiç bir şey kimsenin yanına kâr kalmıyor. Ne kadar üzdülerse o kadar üzülüyor, ne kadar kalp kırdılarsa o kadar kırılıyorlar. Rabbim ne büyüksün! 
Hemen olmuyor belki bunlar, ama o kişi belki 1 sene belki 10 sene sonra belki de son nefesinde bile mutlaka yaşıyor her ne yaşattıysa... Asla da yaşamadan gitmiyor bu dünyadan. 

Çok dramatik bir konu oldu belki, belki de bu hislerimi yaşamayanlar anlayamayacaklar. Ben dün şahit olduğum konular ile bunları yazıyorum sizlere. Kalp kırmayın, ne olursunuz kırmayın. İyi davranın, iyi görün. Nasıl davranırsanız, karşılığında onu görürsünüz. Ne ektiyseniz onu biçersiniz, unutmayın. Hayat kısa falan demeyeceğim sizlere. Hayat kısa diyoruz da, uzun aslında, yaşadığımız her bir gün koskoca bir hayat bizim için. Her anı güzel yaşamak ve güzel şeyler biriktirmek varken... Sinirle söylediğimiz bir söz bile günü gelince bize bumerang gibi geri dönebilir. Güzel davranalım biz, kötü insanlar değiliz iyi kalbimizden ödün hiç vermeyelim. 

Sevdiğiniz insanlardan tutun sokakta hiç tanımadığınız insana kadar kim o güzel kalbinizi acıtıyorsa boş verin. Ne üzülmenize değiyor, ne vakit kaybınıza. O sizi kırdığıyla kalsın ve illaki bir gün kırılabileceği gerçeğiyle... 
Ne zaman o da yaşarsa aynı şeyleri, işte o zaman siz geleceksiniz aklına... O da bir "keşke" diyecek. Tıpkı sizin üzüldüğünüz ve bir türlü uyuyamadığınız o gecelerde ki gibi... 

Ben bunları sizlere yazdım, belki bu yollardan geçenlerde varsa yalnız değilsiniz demek için... Biraz da Sait Faik'in dediği gibi "yazmasam deli olacaktım" dercesine... 
Bir sonraki iç döktürmecesi yazılarında görüşürüz o zaman, herkese vicdanı kalbi ve aklı rahat günler olsun 👋

21 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz