Kitap/Dergi

Haziran Ayında Neler Okuduk?

Haziran 29, 2017 Ruhuna Renk Kat 2 Comments


Bayram bitti, tatil bitti, evlere dönüldü, iş başına geçildi. Yine ay sonu, yine biten kitap ve dergi yazımızla birlikteyiz, ah pardon "Merhaba" demeyi unutarak başlamışız konuşmaya. Nasılsınız? Keyifler yerinde değil mi? :)
Biz bu sıralar pek uğrayamadık buralara (ileride telafisini yapacağız sööz) ve epey dolu aylar geçiriyoruz. Aman nazarlar değmesin diyelim. :) Tabii bu doluluklar, güzel yorgunluklara sebep oluyor. Yorgunluk bahanesine sığınmayarak da, en iyi dinlenme aktivitesini yapmadan duramıyoruz. Evet, doğru. Kitap okumak!❤
Artık havalarında güzelliği içimize işlemişken, ayakları çimlere veya kumsallara uzatıp kitaplarımızı ellerimize alıyoruz değil mi?
Bizde bu ay yine okuduk, okuduklarımızdan etkilendik, sonraki ay kitaplarını not ettik, hazırladık, "haydi Temmuz" diye kollarımızı açtık bekliyoruz. :)
O halde gelin Temmuz gelesiye kadar birlikte Haziran güzelliklerine bakalım.




"Camları aç. Kaç dağımız tuz buz olmuş olmuş, olsun. Yine de güzel, bir şeylerden söz açmak için vakit var hâlâ, geç değil. Ve hep vakit var, asla geç değil. Dünya döner.
Çünkü sokaklar hâlâ kaybolabilecek kadar kalabalık. Çünkü gülümsemek için bir serçenin ayaklarına bakmak hâlâ yeterli. Hele bir de sevmek isteyince, eyvah!
Vazgeçme yok, vakit var hâlâ, geç değil. Vazgeçmek yok. Her şey düzelir, her su yolunu bulur ve gece ayazında sarsılan tüm ağaç kökleri, gün doğarken bir kedi gibi mırıldanarak uyur, illaki sabah olur. Bırak olsun.
Dünya döner."


Açılışı, Neşe Nur Şahin başlangıcı ile...

Masa Dergisi...


Belki farkındasınızdır, Kafkaokur dergimiz her zaman iki ayda bir sabittir mutlaka okuyor ve paylaşıyoruz, onun dışındaki aylarda da sürekli yeni dergileri okumaya, denemeye ve fikirlerimizi beğenilerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Bu sebepten de bu ay ki dergimiz Masa dergisi oldu. Açıkça söylememiz gerekirse, şu ana kadar denediğimiz dergiler içerisinde biraz daha sıcak baktığımız dergi kendisi. (Tüm dergilerin toplu bir oylama tadında yazısını da ilerleyen zamanlarda sizinle paylaşacağız.)
Öncelikle bu ay Tezer Özlü Masası oluşturmuşlar. Yaşamı ve alıntıları ile enfes bir yazı oluşturulmuş. Özlü, içinde bir kitaptan daha fazlasını taşıyan biri. Ve bu engebeli yaşantısında da hastalığa daha fazla direnemeden aramızdan ayrılan...

Tıpkı bu cümlesi gibi...


"Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım.
İnemiyorum, yaşayamıyorum, ölemiyorum."


Yine beğendiğimiz bir diğer yazı hatta favorimiz olanda diyebiliriz, Firkan Gülaydın'ın kaleminden "Yaşamak Lezzeti"...

Diyor ki;

"İyi dostlar, güzel aşklar, azim, tecrübe ve sabır bir araya geldiğinde 'yaşamak lezzeti' ortaya çıkar." 


Gerçekten de yaşadığımız hayatta böyle değil midir, hayatımızı anlamlı kılanların bütünü bir lezzet ortaya çıkarmaz mı?

Peki ya sonunda yine yazarın dediği gibi;

"Güzel yaşamayı öğrendiğimizde pişmiş bir et parçasının çok ötesinde olacağız. Ama mevzu şu: Geriye ne kadar 'yaşamak' zamanı kalacak?"


?


Ve Cemal Tuzak 'Ben Deli Değilim' adlı anlatısıyla öyle güzel vurgular yapmış ki bazı noktalara...Tasvirler muazzam. Toprağın altındakiler ile üstündekiler arası hayat var bu yazının bakış açısında... İçte susturulamayanlar var.

"Acı geçiyor, saltanat ve hükümler geçiyor, kararlar, inançlar, duygular geçiyor. Şu içten gelen ses bir türlü geçmiyor."


Ne denir ki başka. Doğru.

Dergi kapağını kapattıktan sonra biraz da bu ay şiir ile devam edelim dedik.


Elimizde Ahmet Telli'den Çocuksun Sen...


Aslında Ahmet Telli'nin bu şiir kitabında bir sürü alıntılama yapabiliriz, çünkü şiirleri öyle akıcı ve anlam dolu ki... Şiir severlerde bilir ki, şiir yazmak herkese yakışmaz. Her kelime bütünü şiir de oluşturmaz. Ahmet Telli işte bu tabuları yıkan, kelimeleri bütünleştirip tam bir eser olarak sunan bir şair...

İlk bu şiiriyle tanıdık onu...

"Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan.
...
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun?"


ve

kapanışını da bu sözüyle yaptık...

"Evren,
Küçük bir okyanusmuş meğer
Kıyısında yelkenliler batan."


En sona ise aslında bu ayın en güzelini sakladık.


Favorimiz; Sarah Jio-Gündüzsefası...



İlk Sarah Jio kitabı okuyuşumuz, hatta neden daha önce okumamışız diye isyan edişimiz... Gerçekten o kadar akıcı ve duygu yüklüydü ki... Önce hikaye Ada Santorini adında biriyle başlıyor. Eşi ve kızını kaybedip, psikologunun önerisiyle Seattle yüzen eve taşınan Ada, orada Alex ile tanışırken, bir yandan da eskilerden Penny ve Dexter ilişkisi ve tüm gizem dolu hikayeleri anlatılıyor kitap içeriğinde. Sonra olay örgüsü ile araya Collin adlı bir denizci giriyor. Kitabın sonunda aslında açıkçası hüzünlü bir son beklerken, mutlu bir sonla bitti. Üstelik ters köşe yapmış yazar. Bu kısım çok sevindirdi. Kitabın akışı enfesti, kendine bağlayışı enfesti, insanda sonunun da tatmin edici olmasını bekliyor. Ki Gündüzsefası'nda da bitiş sizi tatmin etmekten fazlasını yapıyor, büyüleniyorsunuz. Çok hoş gerçekten. Sırada diğer Sarah Jio kitapları var artık. ❤

Peki kitaptan alıntı yok mu derseniz, olmaz mıı? :)

Şuna ne dersiniz?

"Mutluluk büyümene yardım etmez. Bunu sadece mutsuzluk yapar."


ya da buna;

"Bundan yirmi yıl sonra, yaptığınız şeylerden çok yapmadıklarınız için hayal kırıklığı yaşayacaksınız. O yüzden düğümlerinizi çözüp halatlarınızdan kurtulun ve sığındığınız güvenli limandan uzaklara yelken açın. Yelkenlerinizle rüzgarı yakalayın. Araştırın. Düşleyin. Keşfedin."


Ne güzel cümleler değil mi? Hepsi de hayatımızdan birer parça sunuyor ve biraz da bizi motive ediyor.

En iyisi siz önerilerimizi dikkate alın. Hatta daha fazla öneri için bize de yazabilirsiniz. :)

Eğer önceki aylarda neler okuduğumuza göz atmak isterseniz o zaman linkleri aşağıdadır;

http://ruhunarenkkat.com/2017/05/mays-aynda-neler-okuduk.html
http://ruhunarenkkat.com/2017/04/nisan-aynda-neler-okuduk.html
http://ruhunarenkkat.com/2017/03/bu-ay-neler-okuduk-mart.html

O hâlde Temmuz'da yeni kitap kokularında görüşmek üzeree.. 👋




2 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Yağmur Sonrası

Haziran 19, 2017 Ruhuna Renk Kat 14 Comments


Ne zaman fırtınalar kopmuyor ki içimizde de dışımızda da?
Hayat; öyle bir kelime ki ufacık tefecik içi dolu turşucuk gibi bir şey. Kısacık bir an ama içine dolu dolu anıların sığdırıldığı. Ne kadar hüzünlü başlıyoruz değil mi hayata, daha ilk gözümüzü açma eğilimimizde... Bir bebekken bile, ağlayarak. Tabii ki ilkten nasıl başlarsa öyle gitmiyor, bol bol da güldüğümüz anlara sahip oluyoruz. Ama şu da ayrı bir gerçek ki; kimsenin hayatı gül bahçesi değil. Kimse mükemmel ve dört dörtlük bir yaşamdan geçmiyor. Sosyal medyada gezip tozan eğlenenlerde, çok zengin bir yaşam standardına sahip olanlarda görünenin arkasında bir yaşamlara sahipler. Her zaman çiçeklerle dolu güneşli günler geçiremiyoruz, keşke olsa!

Gerçi iyi hoş, güneşli günlerden bahsediyoruz ama. "Güneş yerini azıcıkta olsa yağmura bıraksa" dediğimiz de olmuyor değil. Arada yağmurlar, rüzgarlar da şart. Biraz güneşin kıymetini anlayalım diye, biraz da her anı yaşayabilelim diye.



"Bazen bitmek bilmeyen dertler, yağmur olur üstüne yağar."


Yağabilir, hiç bitmiyor sanabiliriz, her şey bizim başımıza geliyor tüm sorunlar bizi buluyor yanılgısına düşebiliriz. Bazen o kadar bunalır, o kadar sıkılırız ki "yeter" diyesimiz gelir. İnsanız, duygulara sahibiz, diğer canlılardan ayrılan bir özelliğimiz var. Bu özelliğimizle isyanlardan isyana atlayabildiğimiz gibi, detayları görüp olumlama yapabilmeyi de pekala başarabiliriz. Harika bir hayata sahip olunsa bile, bir dert meydana çıkabilir. Neden kaçalım ki? Neden yok sayalım dertleri? Hepsi bizim için, hepsi bize ait ve geleceğimizin yapı taşları.

"Ama unutma ki; rengarenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar."


Neden unutuyoruz çoğu zaman, sınavlarımızı geçmemiz gerektiğini. Evet, sınav. Her biri, hayatımız için, biz daha çok ayakta durabilelim diye önümüze sunulmuş sınavlar. Bağırıp çağırdığımız, öfkelendiğimiz, gözyaşı döküp kendimizi hırpaladığımız sınavlar. Bırakın, boş verin yağsın yağmurlar. Dertler gelsin üzerimize, sağanak olup gelsinler ne çıkar!
Bir gökkuşağımız var bizim. Ha yağmur sonrası, ha içimizde her an. Elbet o gökkuşağı çıkar. Mutlaka renkler bulutların arasından bize göz kırpar.

İnancımızı yitirirsek, pes edersek, hemen arkamıza bakmadan kaçar gidersek zaten hepsi daha çok büyür ve çığ gibi üstümüze gelir. Ama her derdin bir dermanı, her sorunun bir çözümü var bu hayatta. Çaresizlik yok, imkansızlık yok. Her şeyin sırrı biraz farkındalıkta, biraz içimizdeki o gülümseyen sıcacık kalpli çocukta.

Bizden çok daha büyük dertlere sahip olanlar var. Şükredilecek, oturup sakince çaresi bulunacak üstesinden gelinecek çok şey var.
Her biri bittiğinde ve fırtına dindiğinde karşımıza çıkan hava bizi büyüleyecek emin olun.
Hem belki de yağmurlarda ıslanmamız gereken bir konu vardır. :)


14 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Gezi/Mekan

Büyükada Turu-1

Haziran 08, 2017 Ruhuna Renk Kat 16 Comments

Mer-ha-ba-laaarrr 🙌
Biz bu ay Büyükada'ya gittiiiik :) Evet sonunda buluştuk, kavuştuk ve bir ada turu yapmadan dönmeyelim dedik. Ama turumuzu anlatmadan önce, buluşma faslımızı ve yol maceralarımızı aktaralım.
Şimdi normalde bizim buluşma planımız vardı fakat bir türlü denk getiremedik, yorgunluklar yoğunluklar yüzünden ertelendikçe ertelendi. Nasıl oldu anlamadan da bir baktık ki biz buluşuyoruz biletler hazırlanmış. :)
Sabahın kör saatlerinden beridir yollarda olan Kübra ve Nisa düşünün lütfen. :) Neyse saat 10.20'de Kadıköy'deki Adalar vapuruna binip yetişme amacındayız. Nisa'nın yolda tramvay trafiğe takılır, üstüne arızalanır derken, benimde otobüs trafiğe takılır... Ama Nisa 10'da Kadıköy'de ben hala yollarda... Saat 10.17 falan oldu bendeniz Kübra kesin yetişemeyeceğim gözüyle bakıyorum tabii, sonra neyse ki Kadıköy Çarşı durağı derken bir deli cesareti geldi indim ve direk maraton koşucuları misali koşmaya başladım ve yetiştim de üstelik vapura son binenler olarak, daha birbirimize sarılamadan düşünün yani... :) Artık resmen Ada yolcusuyduk. Ne bu ada aşkı diyeceksiniz. Biz uzuun zamandır adaya gitmemişler olarak ve sürekli okul döneminde de birbirimize gidelim diye söylendiğimiz için, ilk kez gerçekleştirmenin haklı mutluluğu vardı tabii ki üzerimizde. :)
Ada'ya iner inmez bir gezi blogger'ı edası vardı üzerimizde. Önceliğimiz Büyükada Şekercisi'ne gitmekti. Ve gittik de... O zaman başlasın turumuz... :)


Büyükada'ya gidince yapmanız gerekenler listesi yapacak olsak; ilk sıraya şekerciye uğrayın kuralını koyabiliriz.

💗Büyükada Şekercisi Candy Island


Burası öyle güzel ve sıcak bir mekan ki, daha sokak başında şeker ağacını gördüğünüz an gözlerinizden kalpler uçuşuyor.



Nasıl ulaşırsınız?

Büyükada vapur iskelesine indiğiniz anda sol tarafa doğru yürümeye başlıyorsunuz, balıkçı restoranları sıralanmış halde sizi tek tek karşılıyor olacak. Ardından Köşem Restaurant sokağından sağa döndüğünüzde karşınızda ta-ta-ta-taaam🎉
Güzeller güzeli şeker ağacı ve atmosferiyle sizi karşılayan şirin cafe.🍭

Sahibi Yonca Hanım'ın güzel karşılamasıyla dükkandan adımımızı atar atmaz şeker kokusu sarıyor içimize kadar. (Bu arada kendisiyle röportajımızda yakında burada olacak) Burada el yapımı şekerlerden tutun, özel çikolatalar, yurtdışından gelen el emeği ile yapılan oyuncaklar, bonibonlar, lolipoplar ve dahası bulunuyor.


Menüye baktığımızda da soluklanmak için içecekler de, tatlı krizleri veya karın doyurmalıkta oldukça çok çeşitli. Biz tabii o sıcakta yorgunluk atmak için soğuk içeceklere yönelttik bakışlarımızı ve bir çilekli bir de orman meyveli frozen içtik. İkisinin de tadı tek kelime EN-FES ti.👌




Fiyatları soracak olursanız; aklınıza ilk gelen şudur eminiz ki "ada olduğu için fiyatlar da pahalıdır.". Emin olun öyle değil. Oldukça uygun ve biz gibi hâlâ öğrenci modda olanların bütçesini yormuyor. Frozen; 11 TL'ydi mesela. Karışık şekerleme kutularımızla beklediğimizden uygun bir şekilde dükkandan çıktık.
Ufak bir hatırlatma da yapalım hali hazır; Yonca Hanım'ın dediğine göre Ramazan ayı içerisinde olduğumuzdan dolayı müşteri yoğunluğu yok, ama sonrasında ve haftasonunda özellikle tıklım tıklım oluyormuş. Size tavsiyemiz kimsecikler yokken huzurun tadına orada varın. :)

...

Şekerci'den çıktıktan sonra, önce adada yürüyüş yapalım dedik biz, faytona binmek istemediğimizden (atlar orada emin olun çok hırpalanıyor) hemde bisiklet sonra kiralarız sokakları adımlayalım önce diye düşündüğümüzden başladık yürümeye. Bu arada isterseniz bisikleti şekercinin hemen karşısındaki dükkanlardan da kiralayabilirsiniz. Fakat çıktıktan sonra şekerciye geldiğiniz yoldan giderseniz daha rahat Ada turu yapabilirsiniz.




💗 Ada Sokakları


Bu sokaklar sanki İstanbul'da değilmişsiniz de farklı bir şehirdeymişsiniz gibi hissettiriyor. Her yerde cumbalı evler, köşk villa tipi güzel bahçeli evler, ahşap binalar insana "şöyle evim olsa ya" hissi verdiriyor. Güller ve çiçeklerle bezeli sokaklar, upuzun yol boyunca ağaçların manzarası insanın içini açmaya yetiyor fazlasıyla. Yalnız kalabalıktan dolayı bazen yürümek bile zorlaşıyor. O yüzden siz siz olun hafta arası gidin. :)







Biz bu sokakları turladıktan sonra ne yazık ki daha Dilburnu Tabiat Parkı'na gitmeden, bisiklet sürmeden vapur saatimiz için hazırlanmaya başladık. Ada'nın 2.turu da bu kısımlar için ayrılacak. Hemen olmaz ama, ona baya var diyelim biz. :)

...

Ve vapura binmeden önce, tesadüfen aramızda konuşmuştuk "bir dondurma mı yesek iyi gider şimdi" diye... Tam iskeleye inmek üzereyken de karşımıza Mio Amore çıkıyor. Aslında buranın dondurmasının yenilmeden dönülmemesi gerektiğini epeyce önce instagramdan görmüştük, fakat aklımızdan çıktığı için oradayken "aaa hangisiydi acaba" moduna girdik. Ve tercihimiz görüldüğü üzere. :)

💗 Mio Amore Büyükada Dondurma


Bendeniz Kübra çikolata aşkından bir türlü vazgeçemediğim için çikolataya takılıp takılıp durdum (bir sonrakinde aklım onda), Nisa ise limon ve kavun dedi. Sonra limon seven biride olarak çikolatadan vazgeçtim ve kankitoşumla büyük uyum sağladık. (Her zamanki gibi😎) Epeyce kuyruk olmasına rağmen, oldukça güzel ağırlandık ve blogger olma keyfiyle eğlenceli diyaloglar ve videolar yaşadık. (Fotoğraf çektiğimizi sanarken video çekmemiz gibi) 
Burada minimum 30 çeşit dondurma var, abartmıyoruz. Hepside öyle çok çekiyor ki sizi kendisine, hepsinden bir top diyesiniz geliyor yani. Top demişken topu 2.50 TL. Ama öyle ufak falan değil, baya doyurucu tadı damağınızda kalacak şekilde. Bir de biz fotoğrafla çok uğraşırken "dünyanın en hızlı eriyen dondurması" ismini koyduk kendilerine. :)



 

Nasıl Ulaşırsınız?

İskeleden iner inmez olduğu gibi Saat Kulesi'nin olduğu sokağa geçmeniz yeterli, hemen sağınıza baktığınızda göreceksiniz. Ada'ya gittiğinizde olmazsa olmaz, dondurma yemeden sakın ola dönmeyin. 


...

Bir sonraki turumuzda ne maceralar yaşarız bilmiyoruz ama, birlikteyken her zaman bir maceranın karşımıza çıktığı ve eğlendiğimiz kesin. Unutmadan söyleyelim; Kadıköy'den Büyükada'ya varmak 1 saat 20 dakika sürüyor. Ama o vapurun yoğunluğuna Cumartesi denk gelmeyin. Valla yerlerde oturduk o derece, varın gerisini siz düşünün.🙈

İlk gezmeli yazımızla size selam verelim istedik, denk gelebildikçe gezebildikçe sizinle gezi yazılarıyla daha çok buluşmayı planlıyoruz. Ada'ya giderseniz, iki çılgın kız kardeşin maceralarını da hatırlayıp gülümseyin olur mu? Bir de önerilerimizi atlamayın. :) Seviyoruz sizi, yeniden görüşmek üzere hoş kalın hoşça kalııın.👋👋💕💫🚢

Not: Fotoğraflar revize edilebilir, yenileri eklenebilir. Hepsi bize aittir.


16 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Yazı Dizileri

Hayatını Renklendir Yazı Dizisi-8 ve Son: Beyaz

Haziran 02, 2017 Ruhuna Renk Kat 12 Comments


Bir yazı dizisinin daha sonuna geliyor ve tabii ki atlamayacağımız en ferah rengi sizlerle kavuşturuyoruz. Beyaz'ı.
Beyaz rengimiz hakkında konuşmadan önce, önümüzdeki üç ayı yazı dizisiz ama bir o kadar da fazla mottolu geçireceğimizi söylemek isteriz. Yani anlayacağınız, bu kez de sizlere hayatınıza tat katma amaçlı konuk olacağız. 😍
O zaman bu haberimizden sonra gelelim son ve en favori rengimize...


Beyaz, kendi başına da bir araya geldiği renklerle de oldukça güçlü bir renk. Kimsenin beyaz renk gördü mü içinin daraldığını görmedik açıkçası. Bu rengi tercih eden insanlarda kendisi gibi bir o kadar dışa dönük oluyorlar. Her ne kadar yazın güneş ışıklarını dışa yansıtsa da:)
Ferahlık, sakinlik, içsel huzur, sükunet, sanki küçük küçük birleşip koskocaman bir mutluluk topu bu renk. Yok yok, hiç bir olumsuzluğu yok korkmayın :) Zaten odalarda, mutfaklarda, kıyafetlerde, hatta meşhur instagram fooğraflarının arkaplanlarında epeyce kullanıyoruz kendilerini. Hepimiz de anlamını çok iyi biliyoruz, ama beyazsız yazı dizisine yazı dizisi diyemeyiz dedik. :)

Bu hafta ve önümüzdeki sıcak yaz günleri boyunca da en çok kullanacağımız renge bir hoş geldin diyelim o halde... Biliyorsunuz ki hayatımızda kullandığımz her rengin psikolojik veya fiziksel bir etkisi var. Mucize gibiler. Hiç bilmeden çok yoğun kullanılan bir renk ruh halimizi tepe taklak edebildiği gibi tam tersi full enerji de yapabiliyor. Sanıyoruz ki en güzeli, doğru ve tutarlı kullanmak. Ama size önerimiz, sevmediğiniz rengi bile hayatınızda ufacık köşeden de olsa tutturmanız. "Yok ya bir renk o kadar etki edecek mi?" diye sormayın, vallahi ediyor. :) 
Şöyle de düşünebilirsiniz; kışın kasvetli kapkaranlık havalardan güneşli aydınlık zamanlara geçince nasıl da çocuklar kadar şeniz değil mi? İşte her şey bu cevabınızda gizli...

Peki sizler beyazı ve diğer renkleri hangi alanlarda daha çok tercih ediyorsunuz?
Ya da gelin biraz yorumlarda sohbet edelim, 8 hafta boyunca bahsettiğimiz tüm renkler içinde "işte benim rengim" dediğiniz bir renk oldu mu?


12 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz