Kitap/Dergi

Mayıs Ayında Neler Okuduk?

Mayıs 28, 2017 Ruhuna Renk Kat 20 Comments


Herkese Merhabalar hem renkli hem kitap kurdu okuyucularımıız ❤
Küçük bir aradan sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz ve bu ay neler okuduğumuza göz atıyoruz. Tabii ki her zamanki gibi hep birlikte :)
Bakalım, bu ay nelerin etkisi altında kalmışız?







Ayın en favorisinden başlayalım...

Küçük Prens...


Hangimizin favorisi değil ki?

Bir  küçük prens'in gözünden aslında var olan dünyayı kıyaslıyoruz. Bir çocuk kitabı kesinlikle değil, bir baş ucu kitabı.

İlk öğrettiği şey;

"Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."
"İnsanlar bu gerçeği unuttular, sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeyden her zaman sen sorumlusun. Gülünden sen sorumlusun." olurken...


Kitabı kaparken de; 
"Okumaktan hiç vazgeçmemen dileğiyle..." yazısı uğurluyor bizi... Tekrar okumamızı öğütler gibi...

Aslında evcilleşmek kelimesine yabancıyız hepimiz çünkü oradaki tilkinin de dediği gibi, tanımaya ayıracak vaktimiz de sabrımız da yok. İstediğimiz her şeyi bir dükkana bir avm'ye girip hazırca yorulmadan alıp çıkıyoruz. Sürekli sosyal medya uğruna sosyalleşiyoruz, gerçek dostlarımızla oturup bir kahvenin muhabbetini yapamıyoruz saatlerce. Çünkü günlerimiz hızlı, acelemiz var her şeye.
Oysa o tilkinin dediği gibi olsa her şey;

"Söz gelimi öğleden sonra saat dörtte gelecek olsan ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Her geçen dakika mutluluğum artar. Saat dört dedi mi meraktan yerimde duramaz olurum. Mutluluğumun armağanını veririm sana." 

Bizi seven, bizim gelişimizi bekleyen ve iyi tanıyan bize ait biri...

O gezegendeki kırmızı suratlı biri olmayalım biz. "Bir kerecik olsun çiçek koklamamış, hiç yıldız görmemiş, hiç kimseyi sevmemiş. Sayıları toplamaktan başka bir şey yapmamış hayatında." Bütün gün "ciddi bir adamım, önemli bir adamım ben" diyenlerden olmayalım.


Diye Küçük Prens'in kitabını kapatırken, yeni bir sayfa açılıyor gönlümüze...

Tabii ki vazgeçilmez; Kafkaokur...


Ben bu ayın dergideki favori yazısından bahsetmeden önce kısaca bir özetini geçeyim önce. Her zamanki gibi bir yazarı anlatmış bu ay. Hasan Ali Toptaş'ı... Yaklaşık 4 sene önce üniversitedeyken vize sorusu olarak Gölgesizler'ini okumuştum. Aslında çok fazla hatırladığım söylenemez, ama etkilenmiştim. Anlatımından, olay örgüsünden. Detayları ah keşke hatırlayabilsem🙈 İyisi mi bir kez daha okuyayım ben onu :) Dergide de çok güzel bir şekilde yazarın hayatına değinilmiş, zaten her ay farklı bir yazarla/şairle tanışıyor gibi hissetmek ayrı güzel.
Ece Temelkuran'ın öğüdünü size de öneriyorum. 

"Yaz şimdi büyük harflerle.
Devam!
Ağır ağır insan olacaksın.
Yazdıkça daha çok.
Önce bir defter al kendine."


Tahmin edersiniz ki yazmayı çok seven ve yazdıkça daha mutlu olup rahatlayanlar var. Başta da bendeniz Kübra geliyor :) Evde bir sürü defter bekliyor hala, bitirdikçe içim daha bir huzurlu sanki. Her zaman çok konuşmayı değil de, çok yazmayı tercih edenlerden olduğum için sanırım. (Çok konuşmam dedim ama, tabi misal Nisa olunca çenemi kimse kapatamaz o ayrı bir konu :))

Bu ay farklı yazarları gördüm içerikte, Mert Fırat'ta dahil. Çok güzeldi. Yine Ayla Algan röportajı, sıradan röportajlardan aksine daha dikkatimi çekti. Mustafa Silici'nin "İçselleştiremediklerim" anlatısı günümüzün yanlış ilişkileri konusunda vurgu yapıyor. 

Ama en favoriden önceki favorim, Kaan Murat Yanık'ın denemesi oldu "Safderun" adıyla. Bana göre çok güzel ve çok dikkat çekici nokta vuruşları yapan filozofların hikayesi. 

Veee gelelim en iyiye.
Sanırım ben biraz daha duygusalım bu aralar ondan ötürü, favorilerim listesinde 1 numara oldu bilemiyorum ama... 
Her ay ki yazısını severek okuduğum Ezgi Ayvalı, bu ay bir "Açık Mektup" yazmış ki. ENFES!
Sizle hepsini paylaşmak isterdim ama benim içime direk temas eden noktaları seçeceğim. (Hoş onlar da hepsi)

Noktalardan bahsetmeden önce, bu yazıdan neden bu kadar etkilendiğimden söz etmek isterim ama, onda bile dilim dönmeyebilirmiş gibi geliyor. Özetlemem gerekirse; bir adam/kadın düşünün, gülüşüne sevdalanıyorsunuz önce, ama öyle böyle sıradan bir heves gibi değil... Sonra aylarca içinizde taşıyorsunuz, dilinizin ucuna gelenleri söylemeden. Bakışını, konuşmasını sürekli düşüne düşüne, Aylar geçiriyorsunuz bir sevgi sözcüğü bile sarf etmeden, sırf korkupta arkasını dönüp gitmemesi için... O adam/kadın bir bakıyorsunuz ki, en iyi arkadaş, en iyi dost, en iyi sevgili oluvermiş sanki hayatınızda. Bir adı olmadan güzel güzel gülümsüyor öylece. Ve o gülümseme sizin için yeterli, ötesini bile beklemeden... Çünkü varlığını seviyorsunuz. (içinizdeki korkulara rağmen) İşte hikayenin tıkandığı kısım. İşte Ezgi Ayvalı'nın müdahale edip, "sen bunları hissediyorsun" dermiş gibi yazdığı kısım.
Ve kendisine instagram üzerinden ulaşıp o kadar teşekkür ettim ki, tercüman oldu diye. O da o kadar sıcacık bir cevap verdi ki karşılığında; "içinizde kalmasın söyleyin" diyerek, cesaretlendirerek. Buradan da bir gün okursa bilsin ki "iyi ki var!" 
İnsan bazen kendi hissettiklerini kolayca dillendiremiyor, başka birini okuyunca "aynı ben" diyebiliyor. Bu da o misal. Ama siz hikayenin tıkandığı kısımda içinizden geleni yapın, ya söyleyin, ya da hep içinize atın derdim ama cidden atmayın. Bir gün gelince "keşke söyleseydim" diyebileceğiniz hiç bir şey kalmasın. Korkularınıza yenik düşmeden, cesaretle söyleyin. İstemese de ellerinizi tutmasa da hayatınızın merkezinden o duyguları da atarsınız belki. Yeter ki içinizde kalmasın.

Eminim ki merak ettiniz çokça. 

"Bu hayatı boyunca zamanın boşa geçmesiyle savaşmış bir kadının, aylardır tek bir günü özlemesi."


"Bu ne biliyor musun?
Aşkın ne olduğunu unutmuş bir kadının haline şaşkınlığı.
Aşkın ne olduğunu unutmuş bir adamın bu hale kızgınlığı.
Kendimi terbiye edeceğim diyorsun ya, gel. Kendini sevgiyle terbiye et.
Bırak o sıkı sıkı ördüğün duvarların yıkılsınlar."

"Oysa bugün, öyle güzel ki seni sevmek.
Bir başkası yok diyorsun ya, öyleyse gel."


"Gel, hayır diyecek çok şey var, onlarla savaşalım birlikte.
Dost olmayalım. Arkadaş olmayalım. Ruh ikizi hiç olmayalım.
Bırakalım adını meraklıları koysun.
Bu sevginin içinde hepsine yer var, gel.
Kızmayalım, kıskanmayalım. Yormayıp, yorulmayalım.
...
Seyahatler edelim, gel.
Senin üzerinde takım elbisen, benim üzerimde çiçekli elbisem."


"Bu bir teklif, bir çağrı.
Bu bir itiraf. Bir kavuşma umudu.
Hadi şimdi, şu an, her neredeysen kalk gel.
HADİ BE.
Sıkılınca gidersin."


Benim noktalarım bunlardı, neredeyse hepsi demiştim. Kaç kez okuduğumu bilmiyorum, üstelik sadece gözlerimle değil, mırıldanarak, dudaklarımla, kalbimle kaç kez aynı satırlardan geçtim inanın bilmiyorum. Belki bir gün herkes okuduğunda aklına gelen ilk kişiyle de paylaşır bunu. Devamı içinde alın okuyun gerçekten, başka tavsiye veremem sanırım bu konuda. 
Bir de unutmadan öyle güzel ayraçları var ki bu ay derginin... Ayraç hastası bizler için büyük hediye gerçekten❤


Ayın kapanışını ise, bu aya yakışır şekilde yine papatyalı olarak yapalım dedik.
O zaman sıradaki gelsin :)

Papatya Kokulu Hikayeler 🌼


Bir kere bu kitap gerçekten papatya kokuyorrr :)
Aslında bahsedilecek çok şey yok, biliyorsunuz ki bu kitap türevleri çok var kahve.manolya kokulu olanları falan filan :) 
Bir yerlerden duymuş olabileceğiniz, belki de okumuş olabileceğiniz söz ve hikayeler papatya kokulu sayfalar arasında anlatılıyor. Bu kitapta her sözün ayrı anlamı, her hikayenin çıkarılacak bambaşka dersi var şüphesiz, ama en beğenilenlere gelecek olursak;


"Denizin dibinde inciler taşlar karışık bulunurlar, övülecek şeylerde kusur ve yanlışların arasında bulunurlar."
Hz. Mevlana

"Sular yükselince, balıklar karıncaları yer...
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer...
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir...
Çünkü kimin kimi yiyeceğine...
'Suyun akışı' karar verir..."
Eflatun


"Hayatta en büyük zevk, başkasının 'yapamazsın' dediğini yapmaktır."
Walter Bagehot


Hikayelerde kaybolmakta size kalsın diyelim o halde :)
Böylece bir ayı daha yorgun, yoğun ve yine de kitaplarla geçirmiş olduk. Bakalım Haziran'da neler okuyacağız. Ne gibi yenilikler bizimle olacak. Bizi takipte kalın. Bol okumalı aylara, hoşça kalın canlar 📚

Önceki ayların okunanları ise aşağıda;

http://ruhunarenkkat.com/2017/04/nisan-aynda-neler-okuduk.html
http://ruhunarenkkat.com/2017/03/bu-ay-neler-okuduk-mart.html
http://ruhunarenkkat.com/2017/02/bu-ay-neler-okuduk-subat.html

20 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Yazı Dizileri

Hayatını Renklendir Yazı Dizisi-7: Mor

Mayıs 22, 2017 Ruhuna Renk Kat 8 Comments


Vee geldik gökkuşağının son rengine... Mor'a 💜

Renklerin anlamı çok büyük biliyorsunuz ki, hepsinin, koyu açık her tonun bizde bıraktığı etkiler muazzam! Gökkuşağı gibi başlayalım ve hayatınızı renklendirelim dememizle gökkuşağını an itibariyle tamamlıyoruz. Ama yazı dizisi biter mi sizce? Haayır tabii ki, çünkü bonus bir rengimiz daha var. O da sürpriz olsun :) İsterseniz biraz mor rengin asaletinden bahsederek başlayalım anlatmaya...



Asaletin ve duyguların rengi olan mor üzülerek söylemeliyiz ki bir yandan da hüznün ve melankolinin rengi. Hüznü ve depresyonu çağrıştıran bu renkte, koyu tonlar kullanıldığında sinirlilik durumuna bile sebep olabiliyor. O yüzden çok koyu tonlarından ziyade açık tonlarına ağırlık verilmesi, dinginliğe ve huzura sevk ediyor. Nasıl bu kadar zıt etkiler olabilir değil mi? Ama oluyor işte...
Sadece bunlar değil üstelik, depresyona yaklaştıran bir etkiye sahip olduğu için bağımlıların ve psikolojik etkili sorunu olanların kullanmaması gereken bir renk. Tam tersi olarakta,hormonlara fayda sağladığından beyin hastalığı olanlarda da kullanılması önerilen bir renk. Dekorasyon alanında çok sık kullanılan mor, zihinsel faaliyetlerde konsantrasyon yükseltmesi sebebiyle de çalışma odalarında sıkça kullanılıyor. Yine dikkat çekici, biraz gösterişli ve biraz da tutkunun rengi. Dikkatli kullanmakta fayda var her renkte olduğu gibi :) Özellikle aşk ve hayat konusunda şans arıyorsanız moru deneyebilirsiniz. İlgiyi kendinizde toplayabilir, hatta sevdiceğimizle mor sayesinde güzel bağlar kurabiliriz :)
 Zaten leylak, lavanta gibi mis çiçeklerin içimizi açmasından anlamalıyız ki; doğru tonda mor baya baya mutluluk vaat ediyor. Hem ne gerek var hüzne, depresyona dii mi ama ? :)

O zaman biz hepinize kucak dolusu sevgiler gönderiyor, yazı dizimizin bonusu ile haftaya görüşmek üzere diyoruz :) Hoşçakalın canlar 💁

8 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Yazı Dizileri

Hayatını Renklendir Yazı Dizisi-6: Lacivert

Mayıs 17, 2017 Ruhuna Renk Kat 20 Comments



Mavi tonlarından devam ederek gökkuşağımızın son katmanına bir kalaya geliyoruz hep birlikte... Bu hafta lacivert diyoruz.
Bu nerden çıktı diyebilirsiniz, koyu bir renk olmasından ve iç kapatıcı durmasından dolayı. Ama lacivertte diğer renkler gibi öyle farklı etkiler sağlıyor ki, hiç tahmin ettiğiniz gibi karartmıyor içimizi...



Şimdi nedir bu lacivertin bize kattıkları, onu anlatalım. 
Öncelikle bu renk, çok güçlü ve karşı tarafa ideallik aşılayan kararlı bir renk. Farkındasınızdır belki, büyük firmaların, markaların logolarına bakıldığında ana renk olarak buna rastlanmaktadır. Zaten bu markalarda da bizim onlara karşı oturmuş bir güvenimiz bulunmaktadır. En çok banka ve teknoloji örneklerinde görülebilir. Biz reklam gibi olmasın dedik, isimlendirmedik :)
Lacivert, iş hayatında çok yüksek bir etkin rol üstlenmekte... İş görüşmesinde, çalışma sırasında kullanılan bu renk karşınızdaki kişiye "ben güçlüyüm, kararlıyım ve başarılıyım" mesajını iletmenize yardımcı olacaktır. Sezgisel bir renk olduğundan dolayı, doğru algıları destekleyicidir. Lacivert demek otorite demek, lacivert demek başarı demektir. 
Bunun dışında hiç fark ettiniz mi ama, göz doktorlarının üstlerindeki önlük genelde lacivert olur. Dikkat etmediyseniz, bu yazımızda sonra mutlaka dikkatinizi çekecektir :) Aynı zamanda yine kulak burun boğaz içinde geçerlidir. Fakat daha çok göz için kullanılır. Bunun sebebi ise; bu renk akıl, ruh ve sinir sağlığına iyi gelmekte olduğundan... Özellikle hafızayı güçlendirmekte, çok yorucu ve yoğun bir çalışma gerektiği anda kullanıldığında yüksek konsantrasyon sağlamaktadır.
Siyah kadar net bir renk olmasada, mavinin tonu diyebileceğimiz lacivert "sade olsun, göze batmasın, ama güzel bir imaj da versin" diyenlerin tercihi oluyor daha çok. 
Yine de bizim önerimiz, bu hafta mutlaka laciverti kullanıp etkilerini hissetmeniz. (Tabii renk yazımız gecikmeli geldi ama, yine de geç olsun güç olmasın dii mi?😊)

Mesela, bu içerikteki lacivert ama yıldızlarla dolu gökyüzü fotoğrafına baktığınızda nasıl hissediyorsunuz? Size de sanki, dünyada dolanıyormuş hatta yıldızlar üzerinize yağıyormuş gibi gelmiyor mu? Daha doğrusu, tek başınıza bile olsanız güçlü hissetmiyor musunuz? Biz bu şekilde hissediyoruz, ufak detaylara odaklanırsak onlardaki mesajları da rahatlıkla görebiliriz. 

Haydi bu hafta laciverte doyalım. Bir de işle alakalı durumları olanlar varsa, oooh çok iyi mutlaka denenmeli 😍

20 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Duyurular

Ruhuna Renk Kat 1 Yaşında🎈🎉😍💐

Mayıs 09, 2017 Ruhuna Renk Kat 13 Comments


Rengarenk okuyucularımıza merhabaaa 🎈
Bugün itibari ile 1 yaşımıza girmiş bulunuyoruz. Geçen sene bugün sizinle ilk buluşma heyecanı ile doluyken, şu an ise sizinle birinci yılımızı kutlama heyecanındayız. Ve emin olun ki çok mutluyuz.  Şimdi ise; koskoca bir yılımızı nasıl geçirdik, nasıl adım adım bu günlere geldik, neler hissettik ve hissediyoruz bunlardan konuşalım istedik. Sıkı durun, bu yazı epeyce uzun olabilir. :)

Öncelikle, bilenler biliyordur. Üniversitenin sıkı kankalığı bizimki :) Her zaman ikimiz her konuda anlaşmışız ve ortak noktamızı bulmuşuzdur. E malum hayaller de foraydı bizde. Ne yapsak ne etsek derken bir sürü fikir içinden bize sıcak gelen birini seçtik. Blogger olduk. 😍
Aslında ilk çıkış amacımız gezi ve anılarımızdan yola çıkmaktı. Çünkü ikimizde gezmeyi, yeni yerler görmeyi, tarihi yerleri ve anları fotoğraflamayı, en çokta itiraf etmeliyiz ki her sokakta selfie çekmeyi seviyoruz. Geriye dönüp baktığımızda "ay kankaaa bak burayı hatırladın mı veya hey gidi bir zamanlar burdaydık" demeye de bayılıyoruz. Bizde bunları, şirin haller ile anlatsak mı acaba derkeeen, okul bitince dağılma moduna girdik. İkimizin arasına kilometreler girdi. Gerçi yine pes etmedik. Tabi biz o sıra hala blog açmamıştık. Hep bir taslak aşamasındaydık. Şunu mu yapsak, bunu mu falan diye geçiyordu günlerimiz. Bir türlü ne istediğimize bile karar verememiştik. Sonra her şey bir anda oldu ve buradayız. Ama ikimizinde anlatacakları var bu konu ile ilgili...

Kübra: Okul dönemimizde de, daha eskilerde de benim çok yazı denemelerim olmuştu ama hep silmiş böyle bir işe girişmemiştim. Etraftan destek olup yaz diyenler kadar, "yaa olmaz yapamazsın" diye söyleyenlerde vardı. Gel gelelim biz mezun olduk, sonra kafalar da karışık ama Nisa'yla sürekli konuşuyoruz. Aramızdaki kilometreleri yakınlaştırmaya çalışıyoruz. Biraz değişiklikler oldu hayatımızda, aslında en büyük çıkış noktası da benden çıktı. Dönüm noktamdı zaten geçen sene mayıs ayı, bir anda dedim ki evde yazıp duracağıma ben blog açıyorum. Açtığımda isim hep ruhunarenkkat oldu baştan beri. hiç değişmedi. Nisa'ya direk söyledim o konuştuğumuz blogu açtım falan diye. Amanınn biz nasıl heyecanlıyız :) Şunu da yazarız, bunu da aa hatta şöyle de yapalım bak diye diye taslaklar hazırlıyoruz kendimizce. Her telden olsun dedik. Gezi ve anı hayal ederken, ne eserse onu yazalım diye düşündük bir anda. Tabi her telden de olmadı. Bir sürü araştırma yaptık, kafamızda oturtana kadar diğer bloggerların yazılarını inceledik. Biz sıcaklığımızı güzel konulara odaklayalım en iyisi diye düşünüp, kişisel bloga dönüştürdük. Sonuç buradayız, 1 senemiz oldu ve iyiki diyorum ben.

Nisa H.:  Okulda zaten Kübra "bak bugün şunu karaladım, şunu yazdım" diyip dururdu. Hatta ben de desteklemekle kalmayıp, "tamam işte bunu iş fırsatına çevirmeliyiz" derdim, hatta senaryo yazma fikrim vardı. Hoş o fikir hala var ama bunun için Kübra'yı ikna etmem gerek sanırım :)  Blogda zaten Kübra'nın dediği gibi bir anda açıldı. Çok fikir vardı kafamızda, blogu oturtturmak epey zamanımızı aldı. Tasarımı, yazı düzenleri, konu oluşturmak, kitap yorumlamak ve yeni röportajlarımız son halleri oldu artık. Zaten bir gaza gelmeden, cesaretlenmeden işe atılmak kolay olmuyor. Bizde iyiki atılmışız. Şimdi önümüzdeki zamanlarda röportajlar hakkında olsun, konular hakkında değişik fikirlerimiz hep var. İlk başta mesleğimize odaklıyken, aslında hep içimizde yatan mesleği biz açığa çıkarttık. Eğlenceli, deli dolu insanlara böyle işler gerekiyormuş :) Her telden fikri hala kafamızda aslında, ama ne kadar değişime gidebiliriz pek bilmiyoruz. Önümüzdeki zaman gösterir artık. İnsanlardan gelen olumlu yorumlarla seviniyoruz, 1 seneyi kimi zaman aksaklıkta olsa çok güzel ve renkli geçirdik gerçekten. Bir kaç hedefimiz var onlarda gerçekleşirse, yeni hedefler güzel hayallerle tekrar karşınıza çıkacağız. Kilometrelerimizi de yakınlaştırdık neyseki, her şey güzel gidiyor çok şükür :)

K&N:  Daha anlatacak çok şey var ama sizi daha fazla sıkmadan özet geçtik.🙈 Yine de eğer bir hayaliniz varsa, peşinden gidin ve cesaretinizi yitirmeyin biz gibi...

1 sene boyunca tanıdık ve tanımadık herkesten destekler, yorumlar, öneriler çok aldık. Koskoca bir 365 günlük dilim içerisinde, yılmadan daha çok umutlanarak yazdık ve yazmaya devam ediyoruz. Şunun farkındayız, herkes her şeyden bahsediyor ama biz gerçekten insanlara iyi olabilmek adına yazıyoruz bir şeyleri. Bunlardan da keyif alıyoruz. Çünkü bir kişinin bile yüzünde gülümseme oluşturabiliyorsak, bir kişinin aklında "aaa evet gerçekten doğru" düşüncesini yer edindiriyorsak ne mutlu bize. Şöyle bir geri dönüp baktığımızda bu blogu açmak en doğru kararlarımızdan biri. Yeni arkadaşlıklar kuruyoruz, gitgide büyüyoruz, iyi geldiğimizi görüp seviniyoruz. Bunlar bizim için çok kıymetli duygular. Yılmadık, heves gibi görmedik bu yüzden de gurur duyuyoruz kendimizle. Herkesin içine karamsarlık çöktüğü bir dünyada, çiçeklerden renklerden bahsettik sizlere ve sizde biz ile anlattıklarımızı benimsediniz. Hepinize tek tek minnettarız. Geçen senenin 9 Mayısından beri bizi okuyan tam 1068 kullanıcımızın 1068'ne kucak dolusu sevgiler. Bizi takip etmeye devam edin, emin olun pişman olmayacaksınız.

İlk günden bugüne kadar, hep şu cümle ile ilerledik;
"Biraz renk için..." 


Sizde birazcık renk için, "ruhunuza renk kat"ın... Bir cümle, bir kelime ile hayatınıza ufacık dokunuşlar yapabilmek için biz hep burda en renkli halimizle olacağız.🙏💕

***

1. yıla özel blogger etkinliğimiz ilerleyen günlerde detayları ile açıklanacak.
Sevgiler 😍

13 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair,

Çiçekliler, Renkliler, Deliler ve Delilikler...

Mayıs 05, 2017 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Sevgi öyle bir şey ki; büyüklüğü tanımlanamaz ve hiç bir şey ile ölçülemez...
Sevgi denen duygu o kadar güçlü ki; karşısında durulamaz ve hiç bir şekilde durdurulamaz...
Bugün birisini, bir şeyi daha çok sevme zamanı. Sevgi her zaman içimizde, her zaman kalbimizin baş köşesinde. Farkında değiliz sadece ya da içimizden çıkarmaya ve dışarıya göstermeye korkuyoruz. Hepsi bu...



Özdemir Asaf misali sevmek lazım...
Çiçeklileri, renklileri, delileri ve delilikleri bol bol sevmek lazım...


Bu dünya fark ettiğimizden de kısa aslında, yarını bırakın şu an ne yaşayacağımız belirsiz... Hayallerimiz, planlarımız, düşüncelerimiz çok. Gerçekleştirmeyi istediklerimiz ve uğruna çabaladıklarımız daha çok. "Yarın olsunda bir, hepsini halledeceğim" cümlesine tutunarak ilerliyoruz. Peki, her şey iyi güzel hoş ama... Seviyor muyuz? Sevgimizi katabiliyor muyuz bir şeylere?
Hani dedik ya, güzel sevmek lazım diye...
Güzel sevelim.
Yaptığımız işi severek yapalım. Gittiğimiz yere severek gidelim. Attığımız adımdan, aldığımız tattan keyif duyalım. Her şeyin başı sağlık denir ya, sağlıktan sonra da sevgi. Emin olun, her saniyenizi severek değerlendirirseniz, sevgi katarak yaşarsanız hayatınız da bir o kadar anlam dolu oluyor.

Bakın bize, yıllardır gerçekleştirmek istediğimiz hayallerimize bir anlık cesaret ile başladık, severek size yazdık severek de yazmaya devam ediyoruz. Verdiğiniz tüm emekler, karşı tarafa verdiğiniz sevginin büyüklüğü aslında. Biz de sizi seviyoruz ve bu da emek verme sebebimiz.

Birine büyüttüğünüz, beslediğiniz sevgi de bir emektir. Karşınızdaki insana değer verme göstergenizdir. Ne mutlu ki, sevginizi gösterebiliyorsunuz. Bir de bu şekilde düşünün, sevginizi gösterebildiğiniz bir hayatınız var. Öte yandan sizin kadar şanslı olmayanlarda...
Yargılamadan, önyargıya sahip olmadan, çirkin güzel ayrımı yapmadan, kaşına gözüne bakmadan, parasına puluna önem vermeden, bir kelimesine bir cümlesine hatta hepsi bir yana bir bakışına bir gülüşüne sevgi gösterdiğiniz veya gösterebileceğiniz kim varsa onu asla es geçmeyin. Çünkü hayat sandığınızdan da kısa.

Çiçekleri sevin, kokularını sevin, dikenleriyle bile kabullenip sevin onları.
Hayatınıza, "ruhunuza renk kat"an tüm renkli insanları sevginizle sarıp sarmalayın. Onlar siz griliklerdeyken, sizi çeker ve gökkuşağına götürmesini de bilir. Siyaha boyalıyken, sizinle yağmur olup yağmasını da bilir. Renklerden, renklilerden asla korkmayın. Her şey biraz da renktir zaten şu hayatta...
Delileri sevin, akıllı deli derler ya hani onlar işte. Delidir ama bu hayatın karmaşası biraz da çılgınlık ister. Deliliklerden de çekinmeyin. İçinizdeki deli çocuğu çıkarın biraz da. O eğlensin, o hayatla dalga geçsin. Biraz ciddiyetimiz olmasın. Gülelim geçelim gezelim.

Bugün hıdrellez gecesi. Biz Kübra ve Nisa sizlere, gönlünüzden geçen "güzel" niyetlerinizin kabul olup gerçekleşmesini diliyoruz.
Bol bol sevgi istiyoruz, sevgi ile dolu koskoca bir ay istiyoruz. Bu dileğimiz de kabul olur umarız ki🙏

Tüm çiçeklilere, renklilere, delilere ve deliliklere ithaf edilmiştir.
Ve...
Çiçekliyi, renkliyi, deliyi ve deliliği arayanlara...


0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Yazı Dizileri

Hayatını Renklendir Yazı Dizisi-5: Mavi 💙

Mayıs 01, 2017 Ruhuna Renk Kat 4 Comments


Gökkuşağını tamamlıyor gibiyiz, ne dersiniz?
Mayıs ayına güzel başlayalım dedik vee...
Sırada sevmeyeninin bulunmadığı, herkesin onu gördü mü bool bool gülümsediği rengimiz var. MAVİİİ 💙

Biraz denizde, biraz gökyüzünde;
Ama her şekilde; en güzeli MAVİ.

Aslında mavinin özelliklerini saymamıza çok gerek yok. Huzur, mutluluk, dinginlik, barış, sevgi hepsi bir renkte toplanmış gibi... Olumsuz hiç bir şey akla getirmiyor gibi... Değil mi? 
Güzel renk olan mavi, maalesef ki yalnızlığı ve melankoliyi de temsil ediyor bir yandan. Bu yüzden de özellikle psikologlar tarafından tercih edilmiyor. Kişiyi hüzünlendirebiliyor anlayacağınız. Demek ki boşuna değilmiş, deniz gördüğümüzde dalıp dalıp gitmelerimiz... 
Hem olumsuz hem olumlu sayılabilecek bir özelliği daha var ki, sizde durumunuza göre bunu ayarlayabilirsiniz. Mutfakta mavi kullanmak, iştah kesiyor. Özellikle biz kadınların rüyası fit kalmak, yeyip yeyip kilo almamak olduğu için olumlu. Ama kilo almak isteyenler için olumsuz. Bunu da hayatınıza uydurmak size kalıyor yani... 
Daha olumsuz var mı derseniz, korkmayın yok. :) 
Bunların dışında mavi; huzuru arayanların rengi. Bu rengi bayıla bayıla tercih ediyorsanız, güvenilir, sadık ve çevrenize huzur saçabilen birisiniz demektir. Aynı zamanda kararlısınızdır da. Mavi çok akılda kalıcı bir renk olduğundan, özellikle iş ve çalışma ortamlarında büyük etki gösterebiliyor. Zihnin daha iyi konsantre olmasını sağlıyor, yazdığımız yazıda mavi kullanıldığında akılda kalıcılığı da yüksek oluyor. Çok yorgun geçen gününüzün ardından mavi bir odaya girdiğinizde, iç huzuru bulmak için ilk adımı yakalamış sayılırsınız. 
Mavi zaten hep hayatımızda, önemli olan onu nerede ve nasıl kullandığımızda...
Biz olumsuzunu da olumluya dönüştürelim. Masmavi bir gökyüzüne bakıp bakıp güzel hayaller kuralım. Hüzünlenmeyelim denize baktığımızda mesela... Tatile gidesimiz gelsin, gidersek ne mutlu gitmezsek de gideceğiz illaki az daha sabredelim. Olmaz mı? 
Hüzünde hayatımızın bir parçası, kimi zaman üzülmekte. Ama hayatta onca güzel şey varken, biz en güzel renge bakarak yapmayalım bunları. Güzellikleri fark edelim maviye baktığımızda. 
Bu hafta temamız, maviye bürünmek. Bir fular, bir aksesuar, bir gömlek veya aklınıza hangi mavi geliyorsa onu üzerinizde taşıyın. Minik parçalarla, kocaman huzurlar bulun.

Hem Edip boşa söylememiş "Mavi huydur bende" diye... :)
Size de huzurlu ve bool mavi huyu edineceğiniz haftalar 💙

4 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz