Kitap/Dergi

Mart Ayında Neler Okuduk?

Mart 30, 2017 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Kitapsever kitap kurdu renkli okuyucularımıza bu ay ki kitaplarımız ile merhabaaa 💕

Kalından inceye bir çok şey okuduk bu ay... Aslında kitaplara gömülmek çok içimizden gelmişti. Bu yüzden de bol bol sayfalar arasında, altı çizili satırlarda kaybolalım dedik. Peki siz neler okudunuz? Bize de tavsiye edecekleriniz olursa çok seviniriz.😍
Gelelim bizim okuduklarımıza, yorumlarımıza ve altı çizili akılda kalanlarımıza...


Sesi güzel, kendi güzel, satırları başka güzel bir kadın karşınızda ilk olarak...

Jehan Barbur; Çatıdaki Çimenler ile...


Bir aşk nasıl güzel anlatılır derseniz, onun şiirlerini anlatılarını örnek verebiliriz. Birine "kalkıp gelmeler" ile neyin ne olduğunun ayrımına vardırıyor bizi...
Siz de hiç birine içinizi anlatamamanın derdini çektiniz mi? Ona satırlar, sayfalar yazmak istediğiniz halde içinize mi döküldü tüm kelimeler. Sebebiniz ise; "yazsam bile anlamazdı" mı oldu? 
Peki;

"...
Anlayamazsın belki de beni,
Çünkü benim kadar çok sevmemişsindir kelimeleri
Ya da benim kadar tüketmemişsindir hepsini
Hayatın içinde, birine, sevdiğine, sevmediğine
Uykunu benimki kadar bölmemiştir savsak düşünceler."

Satırları yeterli olur mu size?

Ya;

"Böyle seviyorum seni dediğimde
Ne anlıyorsan
O!
O güne dönmek istiyorum
O eskideki
Olanaksız mı bu dönüşler?


Kalkıp geldim sana dün
Kapı duvar
Ve iyiki de!
Çünkü ben kimseyi sevemedim böyle."


Dizeleri ne hissettirir?
Ya da her birini boş verip;

"Kızmıyorum kimseye
Anlıyorum,
Çünkü biliyorum kendimdeki eksiği de
Ve eksiğiyle seviyorum o her kimse..." 

mi desek ve bizde sevsek öyle o "her kimse"...

Sonra biraz aşka ara verdik...
Elimize kalın, sağlam ve akıcı bir roman alalım dedik. Olayların örgüsüne kapılabilmek için...

Karşımızda;
J.K.Rowling vardı, Boş Koltuk'u ile...


Bir belediye üyesinin Barry'nin ölümü ile ardında kalanların hepsinin açığa çıktığını gördük. İnsanların, bir ölümü bile kendine nasıl çevirebileceğini, nasıl onu umursamayacağını ve bu dünyanın çıkarcı insanlarını gördük... Oldukça akıcı, kitaptaki herkesin hayatını açıkça da yansıtabilen bir roman. Her ne kadar sonuyla tatmin olamasakta, güzel bulduğumuz özel cümleleri sakladık...

"Ey akıl, dünya derin ve karanlık bir uçurumdur. Ölüm dört bir yandan ağını atar." 

cümlesiyle geçmişi değil, bugünü değil, geleceği sonrasını düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

ve

"İnsanın kalbinin kabullenmeyi reddettiği şeyleri beyninin bilebilmesi tuhaftı." 

derken gerçekliklerimizi hatırlatıyordu. Beynimizin "yanlış" diye direttiği şeyleri kalbimiz "doğru"ya yormak istiyor hep. Bu böyle...

En güzeli, en özeli var sırada... Kalpteki yeri ayrı olan, her sayfası ayrı bir doyum dergi var...

Kafkaokur... Hemde "çiçeklerini sevdiğimiz Didem Madak" kapağı ile...


Beni (kübra) tanıyanlar ya da benimle biraz şiir muhabbeti yapmış olanlar bilir... En sevdiğin kimdir deseler; düşünmeden Didem Madak derim. Dergiyi zaten seviyor olmam ile Didem Madak'ı görmem benim için anlatılamaz bir his... 

"Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım."

Bir Füsun'dan diğer Füsun'a aktarılan yaşamı var Madak'ın.. En güzel, en dokunan şiirlerini zaten annesi Füsun'un ölümü ile başlamış, tüm zor dönemini o satırlarda paylaşmış. Ve kızı Füsun'dan sonra amansız bir hastalık ile veda etmiş bize. Keşke etmeseymiş! Keşke, daha çok çiçeklerini, rengarenk reçellerini konuşsaydık onunla. Daha doğrusu o anlatsa, o yazsa biz dinlesek, biz okusaydık. Keşke!

"İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım."

Her satırı, hatta her harfiyle içe bir taş ağırlığı koyduran...
Hangi alıntıyı paylaşsak sizinle, inanın bilinmez... O kadar çok var ki, o kadar çok şey yazılabilir ki onun hakkında buraya. En azından ben yazabilirim. En azından yaşasaydı ne yapıp edip bulup, ona sarılmak isterdim. Özet olarak bunu diyebilirim belki...

Başka neler var bu ay Kafkaokur'da derseniz?
Ece Temelkuran ile başlamak isteriz ki, okuduklarımız içerisinde yine favoriye eklenenlerden oldu; "Gürültüde Okumak" adlı denemesi. 
Diyor ki; 

"Sesleri ancak kitap okuyarak duyabilirsiniz. Çünkü kitapsız baktığınız sokakta bir sokak görürsünüz. Kitapla baktığınız sokakta, o sokaktan başka bir insan olarak geçme imkanını seyredersiniz."

Kitap dünyaya bakışınızı bile değiştirir. Bizce de öyle...

Merve Özdolap için her zaman "mükemmel" kelimesini kullanabilirim. Ki cidden öyledir. Görünmez adlı anlatısını öyle bir anlatmış ki, yazının sonuna geldiğinizde "aynen" demekten kendinizi alamıyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki doğru...Çünkü gerçekten de;

"İnsana en büyük zararı en yakınındakiler veriyor. İçten gelen bir gülümseyişi tek yumrukla yüzünün ortasına gömüyorlar."


Yine Selcan Aydın, Cansu Cindoruk,Esra Pulak içimize dokunanlardan... 
Sizde "gecenin bir yarısı heyecanla uyanıp gülüşünü anımsıyordum." diyebildiniz mi birine?
"Dokunmasını bilen birini bekleyen, aslında bekleyemeyecek kadar da yorgun"  diye tanımlayabildiniz mi kendinizi?
Evetse cevaplarınız, okumalısınız...

Huzur Apartmanı'nda yaşayan, küçücükken hikayesi başlayan ve betonlar uğruna hikayesi sona eren var sıradaki favorimizde... Eray Yasin Işık'ın Kavak Ağacı adlı öyküsü... Sanki gerçekten de o ağaç karşınıza oturmuş anlatıyor ve sizde pür dikkat dinliyormuşsunuz gibi hissettiren güzel bir hikaye... 

Her zaman da Kafkaokur alın okuyun derim, çok dergi var ama emin olun sizde de hepsinden başka bir yeri olacaktır... 

Ve bonus okunanlarımızdan biri var karşınızda, tam da bitti sandığınız anda 😊

Öykü Gazetesi💙


Aylardır aranıp sonunda bulunan öykü dolu gazetemiz... Öyküyü sevdiren gazetemiz de diyebiliriz. İçerisinde çokça öykü ve çokça hayat bulunan sayfaları ile bizi mest etti. Bunda neler bam telimize dokundu denilse; hepsi deriz. O yüzden alın okuyun diyebiliriz. Ama içlerinden en çok "Yitirilmiş Anılar" adlı öykü, çok çok derinden ve içtendi. Emeği geçenlere teşekkür ederiz.

Anlayacağınız baharın gelişini en güzel simgeleyen yarı soğuk ve buz, yarı sıcak ve güneşli Mart ayını bu güzellikler ile sonlandırdık. Sizlere de tavsiye olabilmiş, fikir verebilmişsek ne mutlu bize...

Sonraki ay için bakalım nelerimiz olacak. Yine burada Nisan sonu görüşmek üzere. İyi okumalar.💁😙

Önceki ayların okunanları;

http://ruhunarenkkat.com/2017/02/bu-ay-neler-okuduk-subat.html
http://ruhunarenkkat.com/2017/01/bu-ay-neler-okuduk-ocak.html
http://ruhunarenkkat.com/2016/12/bu-ay-neler-okuduk-aralk-biterken.html

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Haftanın Mottosu: Bakış Açını Değiştir

Mart 26, 2017 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Kolay bir iş değil, farkındayız. Bazen o kadar karambole geliyor ki bir şeyler, değil bakış açısı değiştirmek fikir yürütmekte bile zorlanıyoruz.
Biz de o karambolden mümkün oldukça kaçmak için neler yapsak diye konuşuyorduk aramızda... Düşündük, aslında herkeste bulunmayan ender bir olgunun farkına vardık. Ne mi o olgu?
"Bakış açısı"
Yanlış okumadınız, bir bakış açısı ile hayattaki sarpa saran tüm işler halloluyor, düğümler de çözülüyor. Nasıl mı? Anlatalım.

Sizinde fark ettiğiniz gibi her konumuz, her mottomuz farklı olsa da hepsi biraz benzer bir noktada birleşebiliyor.
"Olumsuzu olumluya, negatifi pozitife nasıl çeviririz?"
İşte tüm ana tema, bu bahsettiğimiz kısımda odaklanıyor. Ne tarafı seçeceğiniz size kalmış denilse de size bırakmayalım biz, anlatmaya devam edelim.
Kafa karışıklığından, yoğunluğundan, doluluğundan adına ne derseniz ondan ötürü doğru düşünemediğimiz doğru göremediğimiz çok zaman var.
En basit örneğiyle, bardağın boşluğuna üzülüyoruz bu "zamanlarda".

Herkes aynı yöne bakıyor diye, bakmak zorundaymışız gibi hissedebiliriz. Ama durum gerçekte öyle değil. Herkesten farklı yöne bakın ki; fark edilin. Herkesten farklı yöne bakın ki; herkesin göremediğini bir tek siz görün.
Biraz Martı Jonathan olun mesela. Martılarda çok şey başarabilir. Önemli olan ne istediğinizin farkında olmanızda. Önemli olan düz mantık gitmeyip; herkes böyle yapıyor diye ben yapmayacağım farklı olacağım demekte.
Bir tarafı deniz bir tarafı dağ olan bir yol düşünün. Hangi tarafta yolculuk etmek isterdiniz? Manzaranız ne olsun isterdiniz?
Cevabınız sizi istediğiniz yola çıkaracak.

Bir de günlük bir durumdan örneklendirelim.
Bir derdiniz var. Mesela ne olsun bu dert? Sevgilinizden ayrılmışsınız... (Emin olun bu dertte gereğinden fazla önemseniyor) Kendinizce ayrılık için, daha doğrusu ayrılık acısı çekmeniz için yüzlerce sebep var. Hatta öyle ki; tüm suçu kendi üstünüze almışsınız. "Ben şöyle yapsaydım, ben böyle yapsaydım ayrılmazdık vs." gibi gibi şeyler... Onlarca arkadaşınıza anlatıyorsunuz, bu acıyı atlatabilmek için ya da kendinizce fikir edinebilmek için... Genelde bu durumlarda bilirsiniz ki, herkesin arkadaşı kendi arkadaşını destekler. Peki, bakış açısı bunun neresinde diyeceksiniz? İşte cevabı;
İnsanlar, özellikle de yakın çevrenizdekiler size genelde teselli niyetine cümleler sarf ederler. İyi bir şey tabii ki bu. Ama aynı zamanda da kötü. Çünkü sizin farklı bakmanızı engellerler. Kendi hatalarınızın, karşı tarafın hatalarını net olarak göremezsiniz. Ya onu ak sanarsınız, ya kendinizi. Oysa; sorunları düşünseniz, sebepleri düşünseniz başka tesellilere sığınmaktansa oturup ciddi anlamda düşünseniz "bitmesi gereken her şeyin bittiğini" anlardınız. Veya geleceğiniz için tecrübe olabilecek dersleri çıkarır, onları bilerek ileriye daha iyi bakabilirdiniz. Olumsuz olarak gördüğünüz bu durumun, aslında size çok iyi gelebileceğini fark edebilirdiniz.
(Biz bu konuyu bir ara derinlemesine işleyelim ne dersiniz?)

Bir fikre sabitlenmektense, bir olumsuzluğa hayıflanmaktansa, bir şeyleri görmezden gelmektense her yöne de bakabilmeli. Her yöne olmasa bile; herkesten farklı bir yöne bakabilmeli. Dümdüz at gözlüğü takmış gibi veya pembe gözlük takmış gibi olmaktansa; her renge de bakılabilmeli, 360 derece dönüp nerede ne var izlenebilmeli.
Baktığınız açı sizin hayata olan yönünüzü belirler.
Bardaktaki boşluğa bakarsanız, neden dolmamış diye üzülürsünüz.
Doluluğa bakarsınız, bu kadarını doldurabildim devamını da doldururum diye sevinir ve azimli olursunuz.
Deniz tarafından yolculuk ederseniz, içinizi açacak bir sürü kapı aralanır, hayal kurar ve bir şeyleri gerçekleştirmek için istek ve inanç duyarsınız.
Dağ tarafından yolculuk ederseniz; kasvetine kapılır umutsuzluğa düşersiniz.
Ne taraftan baktığınızı seçin. Baktığınız taraf sizi üzüyorsa ve mutlu etmiyorsa, başka taraftan bakın.
Gittiğiniz yol sizi güldürmüyorsa, geri dönün. Çok geç değil, hiç bir şey için.

Başka bakın, güzel bakın, iyi bakın, renkli bakın, farklı bakın. Ama herkesin yolundan gitmek yerine kendi yolunuzdan gitmeye bakın.

Bir olumsuzluk görünce, mutsuz olmaya meyilli canlılarız. Doğamız bu.
Ama bir olumsuzluk görünce ona, "dur bakalım, sen olmamışsın seni bir değiştirelim" demek gerek. Bunu yapabilecek irade de var eminim ki hepimizde. Her olumsuzun altında farklı bir şey vardır, iyi bir şey.
Hem zaten hiç bir şeyde imkansız değildir. En fazla zordur, ama zorda kolaylar.

Haydi bu hafta bakış açımızı geliştiriyoruz ve değiştiriyoruz. Güzel olan her şeyin gözümüzün önünde olması dileğiyle, mutlu haftalar.😍🙌

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Kır Önyargılarını!

Mart 19, 2017 Ruhuna Renk Kat 4 Comments


Bu hafta tüm duvarları, engelleri, gözdeki perdeleri, kafadaki tüm sınırlandırmaları; kırıyoruz, yıkıyoruz, geçiyoruz ve görmüyoruz.
Nedir sizce ön yargı?
Evet birini daha tanımadan yargılamaktır; ön yargı.
Biriyle tek bir kelime etmeden onun hakkında çıkarımlarda(!) bulunmaktır; ön yargı.

Peki neden var sizce bu ön yargılar?
Kendinizi rahatlatmak, onun bizim gördüğümüz şekilde olacağına inanmaktan mı var?
Bir genellemeye sokup, hepsi aynı dermişcesine söylenmekten mi var?

Nasıl kırabiliriz sizce bu ön yargıları?
Birini tanıyarak, ilk 5 dakika görülenlerle fikir üretmeye çalışmayarak, herkesin dediğine kulak asmayarak, birini yargılamadan önce oturup "ya hele bi' anlat" diyerek kırılabilir bizce?

Sizce?
En çok da sizce?
Hayatınızda şu anda var olan insanları, önceden hayatınıza katarken nasıl tanımaya çalıştıysanız öyle yapılabilir mesela.

Emin olun; insanları yargılamak daha doğrusu insanların gerçek kişiliklerinin önüne bir perde koyup ön yargı duvarı örmek işin basit kısmı. Özellikle de; kişiyi görünüşünden belli bir sınıfa sokmak ve ona o şekilde muamele etmek ciddi anlamda basit kısım.
Bu yüzden; bu haftadan sonra hayatınıza girmek isteyen insanlara bir şans verin. Bilemezsiniz, o tuhaf baktığınız belki de sevemem dediğiniz insan size en iyi gelecek insandır. Tanımadan, konuşmadan, karşılıklı bir çay/kahve içmeden, 5 dakikadan fazla konuşmadan bilemezsiniz.
İnsanların dışarıya yansıttıkları ile içlerinde yaşattıklarının farklılıklarını bilemezsiniz. Kaldırın tüm duvarları aradan, onlar işinize yaramayacak. Önemli olabilecek birine şu an işe yaramaz gözüyle bakıyor olabilirsiniz. Hiç önemsenmemesi gereken birine de en kıymetli gözüyle...

Haftanız ve ileriki haftalarınız umarız ki, daha farklı bakabildiğiniz, daha doğrusu daha farklı görebildiğiniz şekilde ilerler. Kırın önyargılarınızı! Yarın çok başka olabilir.

4 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair,

Haftanın Motto Kelimeleri: İlham ve Tutku

Mart 12, 2017 Ruhuna Renk Kat 4 Comments


"Tutkunuzu bulun ve işiniz iş olmaktan çıksın."
"Başarılı olmak için bir dahi ya da bir hayalci, hatta bir üniversite mezunu olmak dahi gerekmez. İhtiyacınız olan tek şey bir taslak ve hayaldir."
"Başta zor gelebilir, başta her şey zor gelebilir."
"Eğer her gün reddedilmiyorsanız, hedefleriniz yeterince tutkulu değil demektir."
"Başlamak için konuşmayı bırak ve işe koyul."



Bir kaç motivasyon cümlesi ile haftaya başlamaya ne dersiniz?
Bıkkın, sıkılmış, pazartesi sendromuna adım atmaktansa, bu hafta ile birlikte hayatınızda iki yeni kelimeye yer açmaya? 

İlham ve Tutku...


Şu anda hiç olmak istemediğiniz bir işte çalışıyor olabilirsiniz, her sabah hiç istemeye istemeye gidiyor olabilirsiniz. Hayalleriniz olabilir, bir türlü hayatlara çeviremiyor ve hep o yarışı kaybediyor olabilirsiniz. Hobiniz olabilir, bunu ticarete döküp çevrenizdeki olumsuzluklardan korkuyor olabilirsiniz. Yetenekleriniz olabilir, ama henüz keşfetmemiş ve kimseye de fark ettirmemiş olabilirsiniz. Planlarınız olabilir, ama yeteri kadar risk alamıyor ve her tökezlemede pes edesiniz geliyor olabilir. 
Emin olun hayatı bu şekilde değerlendirmemek gerekiyor. Daha doğrusu hayatı bu şekilde monotonlaştırmayıp, ona boyun eğmemek gerekiyor.

Önce; ilham.
İlham için, ilham perilerini bekleyerek zaman kaybetmenize gerek yok. Doğa size yeterince ilham kaynağı sunuyor zaten. Doğayı bulamıyorsanız, kendi hayatınız bile ilhamla dolu. Gün içinde yaşadıklarınız, konuştuklarınız, bir arkadaşınızın anlattıkları, çok eğlendiğiniz bir ortam, çok sevdiğiniz bir mekan bile ilham verebilir. 
İlla ki; hayatınızda dönüm noktası dediğiniz bir nokta vardır. İlla ki de; hayata bakış açınızı değiştirebilecek bir olay yaşamış veya bir sözden çok etkilenmişsinizdir. Bunlar da bir ilhamdır. Bazen durduğumuz noktalar, bize doğru yolları göstermek için birer ipucudur. 

Sonra; tutku. 
Bir işe ne olursa olsun, tutkusuz başlamamalısınız. Çünkü ilham ve tutku birbirini bağlayan iki etken. Biri olmadığında diğeri de eksik kalmış oluyor. Aşkta da, işte de tutku duymadığınız hiç bir şeye başlangıç yapmamalısınız. Yine Ayşe Arman'ın sevdiğim bir sözü var: "Tutku duymadığın adamın elini tutma, tutku duymadığın işi yapma."
Bir işe tutku duymadan başlarsanız, o işin tüm heyecanı kaçıyor hatta heves olarak bir köşede kalabiliyor. Elinizde olan bir yeteneğe bile tutkuyla yaklaşmanız gerek. 
Aşk söz konusu olduğunda ise; herkesin olmasındansa gerçekten kalbinizi attıran bir adamın/kadının elini tutmanız, onda tutkuyu görüyorsanız öyle yaklaşmanız gerek.

Yerinizde saymak mı, bir şeylere adım atıp elinizdeki tüm güçle ilerlemek mi isterdiniz?
Korkularınıza yenilip vazgeçmek mi, cesaretinizle risk alıp başarıya ulaşmak mı?
Herkesin başarı hikayelerini dinlerken "vay be" diye iç mi geçirmek istersiniz, kendi başarı hikayenizi anlatıp "vay be" dedirtmek mi?

Bu soruların cevaplarını bulduğunuzda yapmanız gereken şeyleri tamamlamış olacaksınız zaten...
Hayaliniz varsa, yeterli.
İçinizde, her şeyden ilham alabilecek bir insan varsa, yeterli.
Hayalinizin gerçekleşmesi sizin için, hayatınızın aşkına kavuşmak gibi bir şeyse, yeterli.

En büyük yetenekler, şu an kullandığımız app'ler, şu an kullandığımız sosyal mecralar hayallerini değerlendirip tutkuyla işlerine sarılanlardan çıktı. 
Yapamazsın diyeceklerdir, tökezletmek isteyeceklerdir, bazen siz bile "ya olmazsa" diye şüpheye düşeceksinizdir. Ama vazgeçmeyin, hayallerinize dört elle sarılıp, bundan sonrasında tasarlayın, adım atın, ilham alın, tutkuyla bağlanın ve gerçekleştirin.

Biz inanıyoruz, yapabilirsiniz.
Biz inanıyoruz, yapabiliriz.


Herkese ilham ve tutku dolu harika haftalar.🌼

Photo:

4 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Haftanın Mottosu: Netleşebilmek!

Mart 05, 2017 Ruhuna Renk Kat 2 Comments


Bulanık sularda yüzebiliyoruz bazen, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemiyoruz, kararlarımızı karmaşık bir hale getirip işin içinden çıkamıyoruz. Bazen...
Dipsiz bir kuyuya atlar gibi, bir şeye atılabiliyoruz ve düştüğümüzde kendi canımızı yakabiliyoruz.
Hiç adını sanını duymadığımız bir şeye çabucak kapılıp, kıyısızlıklara sürüklenebiliyoruz.
Bile bile, isteye isteye tanıdığımız en yanlış insana bile çürük halatlarla bağlanabiliyoruz.
Biz, bazen bunları gerçekten yapıyoruz. O an görmüyoruz, duymuyoruz, duymazlıktan gelip kaçıyoruz daha çok. Ama yapıyoruz, yapabiliyoruz.

Nedeni yoktur bazı şeylerin... Yapmak ister ve yaparız. Sorgulamadan, düşünmeden öylece yaparız.
Ama hayat ne kadar kısa olursa olsun, bir şeylere böylece atılmamamız konusunda sürekli durduruyor bizi... Tecrübe edindiriyor, ders veriyor, yanlış şeyleri sunuyor ve üzüyor belki ama görebilelim diye. "Dur, bir düşün" der gibi...

Hayatın telaşlı kısmına o kadar kapılmışız ki, ne bulanıklıkları fark ediyoruz ne önümüzü görüyoruz ne de bir şeyleri düşünmek için zaman tanıyabiliyoruz kendimize... Sürekli bir koşuşturmaca, sürekli bir döngü... Sonuçsa hep aynı şeyler.
Neler kazandık, bugüne kadar? Neler kaybettiğimize değdi? Hiç bunları düşünmeye fırsat buluyor muyuz? O kadar akışına bırakmışız ki kendimizi ve bir o kadar da tıkanmışız ki, yokuş çıkıyoruz ama koşarak ve nefes alamıyoruz. Bazen, yapıyoruz biz böyle...

Grisi yok bu hayatın. Ortaya karışık diyemeyiz günler geçtikçe. Çünkü karışıklıklar kaos getirir biliyoruz. Çünkü karmaşa insanı yorar biliyoruz. O yüzden bir an önce bitsin bu düşünceler der gibi, bir seçenek seçiveriyoruz. Öylece. Yanlışta olsa.
Diyorum ya grisi yok bu hayatın... Siyah ve beyazı var, mavisi ve yeşili... Bir rengi seçmek gerek. Bir yolun yol olduğuna inanıp, uğruna savaşmak gerek. Ama gri değil belki beyaz belki tamamen siyah olmak gerek. "Netleşmek" gerek. "Ben buyum, ben bunu tercih ediyorum" diyebilmek. Ama öyle alelacele değil, en azından içimizden 10'a kadar sayıp bir karar vermek gerek.

Kafamızda dönüp duran sorulara, dönüp duran cümlelere bakıp hayatımızı şekillendirmek için; hayalimizdeki teraziye şu ikisini koymak gerek...
"Ben bunu seçersem, ne kazanırım?"
"Ben bunu seçersem, ne kaybederim?"
Hangisi daha ağır? Hangisini kaybetmeye göze alamazsın? Bu soruları sor kendine... Kaybettiklerin ağırsa, seçme yanlış şeyler, yanlış insanları. Gitme yanlış yollara.
Çok mu fazla kazanacaksın? Kazan o zaman durma.
Ama netleş.

Bir terazinin dengesi var evet, ama hayatında bir dengesi olabilmesi için önce seçtiklerimize güvenmemiz gerek. Siz siz olun, net olmayan kararlarla yürümeyin yollarınızı. Geleceğinizi etkileyebilecek her soruda durup düşünün, hızlandırmak için hayatı ani karar vermeyin.

Bu haftadan itibaren bunlara odaklanın. İyi ve net bir hafta olması dileğimizle...👋
***

Yeni yazı dizisine başlamadan önce, yine haftalık mottolarımıza devam ediyoruz tabii ki. Yazı dizimiz ise çok yakında.❤

2 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz