Hayata Dair,

Hoş Gel 2017💖

Aralık 31, 2016 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


2016 bizden çok şey götürdü belki... Kayıplarımız, acılarımız, gözyaşlarımız... 
Bazen bulanık sularda çok çırpındık, bazen derinlerde kaldık. 
Ama 2017 çok güzel gelecek hepimize.
İnanıyoruz 👌

Biz #ruhunarenkkat yazarları olarak, hayatımızın farklı yönlerini yakaladık, senenin ikinci yarısında sizlere merhaba deme kararı aldık. İyiki de almışız bu kararı... Yoksa sizler ile tanışma fırsatı nasıl bulurduk? 💕

Biz yine aynı aşkla, aynı hevesle 2017'de de burada sizler ile birlikte olacağız. Üstelik sürprizlerimizi de birlikte yaşayacağız. (Yolda olan çok heyecan verici planlarımız var, bizde sabırsızlanıyoruz) 

Dileğimiz 2017'de her şeyin en güzeli bizleri bulsun... 
Dileğimiz 2017'de bol gülümseme, bol huzur, bol mutluluk hayatımızı sarsın...
Dileğimiz 2017'de kalbimizden geçen ne varsa, bu hayatımda olmalı dediğimiz her ne ise o bizi çok bekletmeden bulsun...
Dileğimiz 2017'de ailemizle sağlıklı, sıcacık yuvamızla bereket dolu geçsin...

Umarım bu yıl bambaşka olur, aşkla dolu olur ve bizi mutlu mesut ederek havalara uçurur.

Mayıs 2016'dan bu yana bizi okuyan, takip eden, güzel yorumlarıyla mutlu eden kıymetli okuyucularımıza çiçekler dolusu sevgiler...🌼🌻
Sizde instagram hesaplarınızdan #ruhunarenkkat etiketini kullanın, sizinde hayatınıza ruhunuza nasıl renk kattığınızı görelim...🌸
Bu yıl güzel ülkemizin 29 güzel şehrinden, 585 kişiye ulaştık. 
2017'de daha çok kişiye ulaşabilme umuduyla...

HOŞ GEL 2017💖🎇🎄


photo by: sol el : N / sağ el: K 😁💓
place: gülhane'16

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Kitap/Dergi

Aralık Ayında Neler Okuduk?

Aralık 28, 2016 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


2016'ya veda etmemize son 3 gün kala, bu ay neler okumuştuk bir hatırlayalım, ne dersiniz? Altını çizdiklerimiz, aklımıza yazdıklarımız neler olmuş hepsine bir bir bakalım...Dışarıda yağan yağmurun huzuruyla, kitaplarımıza daha çok gömülmek için birer bahane yakalamayı da unutmayalım mesela...

Özdemir Asaf...
Ruhuma işleyen, her satırı hissime tek tek tercüman olan, en hassas en duygu yüklü şair...
"Yaşamak değil,
Beni bu telaş öldürecek..."
dedi. Ne kadar haklıydı... Yaşamak değildi bizi öldürecek olan, bu telaşımız bu koşuşturmacamızdı... Günlük hayatın akışı diye adlandırdığımız hızlı adımlarımızdı, bir şeylere yetişebilme çabamızdı...

Ot Dergi bu ay nasıl içine hapsetti beni... İçimi sindire sindire her satırını yavaş yavaş, bitirmeye çabalamadan okudum. Nefisti.
Burak Aksak'ın; "kalbimiz kırılmasın o bize yeter. İçerideki deniz çöl olmadıkça sorun yok. İnsanın kaçacak bir denizi olmalı. O su temizler her şeyi." satırları ile Mehmet Turgut'un; "Çekilmiş sayısız fotoğraf, yaşanmış anılar ve dinlenmiş müzikler... Hepsi yaptığın yolculuğun ispatları; bir daha asla geri getiremeyeceğin ve tekrar yaşayamayacağın, yaşanmış ve bitmiş olanın ispatları; arkanda bıraktığın zamanın..." kelimelerinin eşsiz dansını çok sevdim...
Hele ki Türkan Şoray, hele ki Sultan... Röportajı 10 numara, kendisi zaten 10 numaranın ötesi varsa ona ait... Ve haklıydı; kötü şeylerin sebebi sevgisizlikti...

Haruki Murakami...
1Q84 kitabını okumadan Sputnik Sevgilim'i deneyimledim. Sonunun sevindirici bitmesi, konunun farklılığı güzel yanlarındandı. Arka kapağına bakarak kitabı alanlar varsa aramızda -biri de benim- , derin ve romantik bir aşk hikayesi beklememeliler. Ama iç dünya ve psikolojik etmenler yönünden de tatmin edilebilir derecede akıcıydı. Bazı kitaplar okudukça bile sıkıcılığını koruyabiliyor. Ben ilk kez okuduğum bir yazarın kitabına da bu korkuyla yaklaşmıştım. Yanıldım. Sıkılmak bir yana, bir sonraki satırda ne olacak diye merak edebiliyorsunuz. (Ki çok fazla hızlı bir olay döngüsü olmamasına rağmen) Bu kitap hiç mi göze çarpan bir detay içermiyor? Tabii ki de içeriyor...
"Ancak ben "hassas" insanların başkalarını incittiklerini defalarca gördüm. "Dürüst ve açık" insanların, istediklerini almak için işlerine geldiği gibi davrandıklarını gördüm. "Karşısındakinin yüreğindekileri anlamakta becerikli" olan kişilerin hiç de içten olmayan övgülere kolayca kandıklarını gördüm. Bu durumda bizler kendimiz hakkında gerçekte ne biliyor olabiliriz ki?"

Ne kadar gerçeğiz, ne kadarını biliyoruz? Yeni yılda, yeni kitaplarla, yeni cümlelerin heyecanıyla gerçekliklerimizle tekrardan burada buluşmak üzere...

İyi okumalar, musmutlu yıllar 📚🎄🎈


0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hosgeldin 2017,

Yeni Yıl Mottoları Yazı Dizisi-1: Mutlu Ol 💃

Aralık 26, 2016 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


İyisiyle kötüsüyle, güzeli çirkiniyle, doğumuyla ölümüyle, normali anormaliyle, sevinci ve üzüntüsü ile koskoca bir 365 günü daha deviriyoruz ömrümüzden...

Merakımız 2017'nin getireceklerinde...
Umudumuz 2016'nın götüreceklerinde...

Bu yıl kimimiz için, üzüntüden ibaretken; kimimiz için, şans dolu oldu. Kayıplarımız ve kazançlarımız bir yana çok şey yaşadık.
Şimdi ayağa kalkma zamanı, şimdi güç toplama zamanı, şimdi kendimize yapılacaklar listesi oluşturma zamanı, şimdi yepyeni bir ben olma zamanı!
Nasıl olacak o iş diyenlerden misiniz?
Anlatalım...

Bugün yeni yılın tüm olumsuzluklarını üzerimizden atma günü olacak...
Ne yaşadıysak, kimleri hayatımızdan çıkarttıysak ve neye neden üzüldüysek onları bir bir toprak altına gömeceğiz.

Bugün mutlu olacağız. Yarın da, hatta her günde.
2017 öyle mutlu geçecek ki, hani denir ya "nasıl girersen öyle geçer" diye. Aynen öyle olacak.
Biz mutlu, pozitif, olumlu biri olarak gireceğiz 1 Ocak 2017 tarihine... Ve 31 Aralık 2017'ye kadar öyle devam edecek.

Bugün başlarsanız, daha çabuk alışır ve hayatınızı mutlulukla yönetmeyi başarabilirsiniz.
Bugün mutlu olursanız, mutluluğunuzla herkesin yüreğini ısıtabilirsiniz.

Neden olmasın?

Çıkarın kağıt kalem şimdi... Tarih; bugün. Yapılacak şey; mutlu olmak.
Bu notu yanınızdan sakın ayırmayın. Unutmayın, bu sene çoook mutlu olacağız👍💖

Son mottomuz ve yeni yılın ilk önerisiyle başladık günümüze ve devam da edeceğiz.

Haftaya yazı dizimizin 2.bölümünde görüşmek dileğiyle..
Şans ve mutluluk bu sene hep bizimle olsun..
Musmutlu Yıllar✨🎄🎆🎈🎉


kaynak: http://www.lovethispic.com/image/103193/today-be-happy

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Küçük Şeylerle Mutlu Olmasını Bil.

Aralık 21, 2016 Ruhuna Renk Kat 0 Comments



Dünya çok çekilmez bir yer diye düşünüyorsun değil mi?
Bazen can sıkıntısı yüzünden her şeyden nefret edebiliyorsun.
Çoğu kez geçmişini sorguluyor ve üzülüyorsun.
Çoğu zamanda gelecek kaygısı sebebiyle gününü zehirliyorsun.
Hava soğuk diyor, yağmur veya karın güzelliğini fark etmiyorsun.
Hava sıcak diyor; açan çiçeklerden, güneşin yüzüne vuran ışıltısından kaçıyorsun.
Bazen kendine haksızlık ediyor, aynadaki seni beğenmiyorsun.
Bazense kendini fazla beğeniyor ve bencilleşiyorsun.
Yanına geleni fark etmiyor, kalbinden gidene bakıyorsun.
Yanlışlara meyilli oluyor, doğruları duymak ve görmek istemiyorsun.
Bir sayfa kitap okumak için üşeniyor, tv önünde saatlerini boşa geçirmekten zevk alıyorsun.
Neden?

Bu kadar kötülüğü görebiliyorken, neden güzelliklere kör kalıyorsun?
Yapma!
Seni o kadar mutlu edebilecek şey var ki bu hayatta. Neden görmek istemiyorsun?

Bak bugün aldım önüme bir kitap, bir oyuncak ve bir abur cubur keyfim o kadar yerinde ki. Çünkü keyif insanın öyle bekleyerek bulabaileceği bir şey değil. İnsan kendi keyfini kendı oluşturmalı. Gözünün önünde ne olunca mutlu oluyorsan, onu koy.
En sevdiğinin fotoğrafını güzel bir çerçeveye yerleştir ve onu koy. Ya da en sevdiğin yazarın bir kitabını al, ilham perin olarak başucunda bulunsun. Kahve kokusu mu hoşuna gidiyor, e haydi yap bir en köpüklüsünden Türk kahveni, iç afiyetle.
Bunlar çok basit ayrıntılar aslında, fark et. Hava soğuk mu, kar mı olmuş etraf in apartmanın önüne bir kar topu yap kendine ve sıkıntılarını atarcasına fırlat onu uzağa. Ne kadar uzağa giderse, o kadar sıkıntılarından da uzaklaştığını hisset. İnan.
Yağmur mu yağıyor, pencere karşısında al çayını sıcacık olsun için. Damlalara baksana ne kadar güzeller.
Hava çok mu sıcak in şöyle bir sahile, güneş ısıtsın bu kez de içini. Çok mu sıcakladın, kap bir dondurma.
Bahar mı gelmiş, çiçekler mükemmeldir bu mevsimde. Ezme onları, ya da koparma dalında çok güzeller. Ama bol bol fotoğrafla mesela, kokularını içine çek şöyle bir derinden.
Her mevsim güzeldir, her ay her gün birbirinden çok farklıdır.
Küçük şeylerle mutlu olmasını bil, eğlenmesini bil. Böylece hayatın tadından doyulmaz bir hale gelecektir.
Hayatta ne kadar olumsuzluklara odaklanırsan, üzerine daha çok çekersin. Sakın kendine bunu yapma. Ufak mutluluklarla başla ki; önünde kocaman sevinçler dolsun.
Çünkü sen; bunu hak ediyorsun.

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Yaralamak mı? Yarayı sarmak mı?

Kasım 04, 2016 Ruhuna Renk Kat 2 Comments


Herkesin yarası içerde, en içte.
Peki ama yaralanıp durmak niye? Nerede yara bandı, nerede merhemi, nerede yaranın devası?

Haydi hatalar yapan bir canlıyız, hatalardan ders çıkaramayıp tökezlemekte söz konusu bizim için... Haydi bunları koyayım bir kenara...
Yaralandığımızda neden yarayı sarmak için birine ihtiyaç duyarız? Daha çok kanatsın diye mi? Sarmış gözüküp, diğer bir yaraya zemin hazırlasın diye mi?
Bizler, neden kendimize yetemeyelim? Neden; kendimizi mutlu etmek için bahane üretmeyelim, birileri mutlu etsin diye bekleyelim?
Hayır, tüm bu sorular çok karmaşık. Hayır, bizim kendimizi sevip, kendi yaramızı kendimiz sarmamız lazım...

Yarası olan, yarasını sarmak için kendini anlayana, hatta yarasını anlatabileceği birine ihtiyaç duyuyor... O kişi ise tüm açık kapıları bildiği için sızıyor aralıktan.
Ya iki kişide yaralıysa, kim kimin yarasını saracak? Kim kimi gerçekten mutlu edecek? Kim yarasını düşünmeden önüne bakabilecek?

"Önce ben" demeyi her zaman unutuyoruz. Herkes egoları uğruna bencillik yapabilirken, bizler sırf bu kalıba girmemek için uzak tutuyoruz bu kelimeyi lugatımızdan...
Oysa aradaki fark yine çok derin...
Diğerleri övgüleri kendi üzerine toplamak isterken, biz sadece aynaya baktığımızda "harikayım" diyebilmek ve mutlu olmak istiyoruz. Hepsi bu.
Ne özgüven, ne egoistlik bu.
Günlere güzel başlamaksa o, kendi kendimize şans getirmekse o... Adı her ne ise o...

Ama yaralarınızı sarmayı öğrenmeden, ne birine hayatınızı açın. Ne de karşınızdaki yarasını sarmayı becerememişse, ona merhem olmayı deneyin.
Bu iki seçenekte de sonuç, yeni bir yara oluyor. Kendinizi hırpalamak oluyor. Karşınızdakini incitmek oluyor.
Bugün "önce ben" demeyi öğrenin. Önce kendinizi sevin, önce kendinize iyi bakın, önce kendi yaralarınızı sarmasını bilin. İhtiyaç duyduğunuz, yorgun bir akşam sonrası içilen bol köpüklü bir Türk kahvesi olsun mesela... Ailenizle geçirilecek harika bir pazar kahvaltısı için hazırlanacak sucuklu yumurta olsun mesela... Bir başka insan değil.

2 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Bağımlı Değil, Bağlı.

Ekim 27, 2016 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Birisine bağımlı olmak, tüm yaşam hakkınızı onun ellerine vermektir. Bir ilişki yaşarken en sık düşülen hatalardan biridir bu anlaşılamayan kısım.

"Sevgilim o benim, ne derse haklıdır" gibi bir düşünce yok. Ya da sizi nasıl değiştiriyorsa, size fark ettirmeden(!) bunu yapma hakkı da yok.

Kıskansın, sahiplensin, karışsın dedikçe; ne giysem, ne desem, ne yesem dedikçe ona bağımlı olursunuz.

Seven sizi, siz olduğu haliyle, kararlarınızı sorgulamadan, değiştirmeye veya kendi mükemmel(!) fikirlerini uygulatmadan sevmeli. Aşk, bağımlılık değil. Aşk; sadakattir, bağlılıktır. Sevdiğiniz insana bağlı olun. Ona saygı duyun, sevginizi sunun, sevildiğini hissettirin, kalbinizi ona çevirin bir tek. Budur gerçek aşk. Karıştırmayın.

Birini gözünüzde de yüceltebilirsiniz, eşi benzeri yok gibi de görebilirsiniz. Ama kendinize kıymet vermeyi unutmayın. Aşkınıza bağlı, hayatınızdaki mutluluğa bağımlı olun.

Sonra çatırdadığında bazı şeyler, hayatınızda bırakın mutlu olmayı nasıl adım atacağınızı bile unutur hale gelirsiniz.

Sahiplik eki olan -im kısmını kimsenin eline vermeyin. 
Hayat doğdunuzdan beri sizin... Ona başka biri değil, yine siz sahip çıkın. Yargısı, sorgusu, kararı, sorusu, cevabı da bir size ait olsun.

Çok güzel bir söz vardır, aşkta buna benzer...Not alın, unutmayın.

"Eğer bir çiçekten hoşlanırsan, onu kökünden koparırsın. Eğer onu seversen, onu her gün düzenli olarak sularsın."



0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Mükemmelcik mi? Kaç ordan kaç kaç...

Eylül 16, 2016 Ruhuna Renk Kat 0 Comments


Her gün yeni bir olay yaşanır, yeni muhabbetlere ve durumlara tanık olurken biraz da o muhabbetlere vesile olan kişi ve şahsiyetlere değinmek gerek sanırım. Olay tam olarak, mükemmelim ben(!)ciler ile iyi niyetli caanım bizler arasında geçiyor. Sonucunda ise; mükemmelcikler patlak veriyor, zafer bizimdir.

Bir insan bir insana tabii ki koşulsuz ve şartsız güvenebiliyor. Kimi zaman iyiki! dedirtenler, bazen keşkelere sürüklüyor. Önemli olan kime rastladığımız... Önemli olan tanıdığımızı sandıklarımızın maskeleri...
Bu mükemmelcikler öyle insanlar ki, yalan söyleyebiliyor. Evet, sırf kendilerini "bay/bayan mükemmel" olarak gösterebilmek için peşi sıra yapabiliyorlar bunu. O an siz değilsiniz önemli olan, kendileri ve egoları. Koskoca bir balona benzeyen egoları... Halbuki balonlar bir iğneyle patlayabilirler. İşte tam bu noktayı farkettiniz mi? Ne kadar muhtaç olursak, ne kadar inanırsak, ne kadar "aa evet haklısın" dersek ve ne kadar umursarsak o kadar balonlarına hava üflüyor oluyoruz. Ama bir iğneye bakıyor söndürmemiz. Öyle güzel maskeleriyle karşılıyorlar ki bizi, bir saniye bile tereddüt etmeden güvenebiliyoruz. HATA!

Bir anlık boşluklarımız var bizimde, belki de unutmak silmek istediğimiz anlara sahibiz.. İşte bu kesiklerden içeri dolan insan bu mükemmelcikler. Sanıyorsunuz ki; yaralara merhem. Tam tersi, bir tekme için fırsat bekleyenlerden onlar. Sırf kendileri uğruna, kendi mutlulukları uğruna sizi bir hiç gibi harcayacak endemik türlerden onlar...

İyi niyetli olmak gerçekten bir yere kadar olmalı aslında, bu konuda hatalıyız. Kişisine göre inanmayı, kabullenmeyi, hayatımıza buyur etmeyi öğrenmeliyiz. Sonra gerçek dostlarımızla birlikte bir aile daha kurabilir ve gül gibi yaşayıp gidebiliriz. 

Henüz böylelerini fark etmediyseniz fark etmek, farkındaysanız da atağa geçmek için harika bir gün olabilir bugün. 

Küçük bir dost tavsiyesi olsun; maskelerini düşürmeniz onları terk etmenizle, balonlarını söndürmeniz ise hak etmedikleri değeri üstlerinden çekmenizle olacak

Şimdiden başarılar, zaferin tadını çıkarmanız dileğiyle :)

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Kendini zamana bırakma!

Eylül 10, 2016 Ruhuna Renk Kat 0 Comments

 

Zaman ister bazı şeyler, ama her şey değil!

Zamana bırak demek ne kadar kolaydır değil mi? Kolay olan bunu duymak. İstediğin an, istediğin yerde bunu diyebilirim sana. Peki bu her şeyin çözümü mü? Zamana bırakman gerektiğini öğrenince gerçekten o içini, kalbini, beynini huzursuz eden her şey siliniyor mu? Rahatım diyebiliyor musun? Sen zamana bıraktıkça bitmeyecek bu sorular…

Kaybediyoruz, her gün her dakika…
Eskiye gömülü kalarak veya yeni olanlara burun bükerek. Yaşamıyoruz, yaşıyor gibi davranmaya çalışıyoruz.  Bu yüzden kaybediyoruz. Zamana bıraktıkça köreliyoruz. Farkediyoruz ama hiçbir şey yapmıyoruz. Çünkü zaman kaybı da kolay…
Başkalarının tesellileriyle avunuyoruz, onların fikirleriyle yaşıyoruz. Ne büyük ahmaklık!
Biri terk etti diye dünyalara küsüyoruz, biri laf etti diye tüm günümüzü mahvediyoruz, bir şeyler belki de değmeyecek şeyler uğruna gözyaşı döküyoruz. Üzülerek çok şey KAYBEDİYORUZ.

Aç gözlerini! Bu hayat “zamana bırak”acak kadar uzun değil. Nefes alabiliyorsun, hala mimiklerin var, gözlerin görüyor, kulakların duyuyor, dokunduğun her şeyi hissedebiliyorsun. Durma o zaman, kaybetme. Kaybettiğin sadece huzursuz oldukların olsun. Şükret. Her şeye sahip olduğun her şeye doya doya şükret. Vaktin varken yap bunu.

Hem sahi söylesene…
Senin hayatın senden başka kimin umurunda?
Bu yüzden seni umursamayanlar, seni önemsemeyenler için dakikalarını hatta saniyelerini bile harcama. Zamana bırakmak çok istiyorsan eğer, kendini yenilemek hayatındaki artıklardan daha çok kurtulabilmek için bunu yap. Ama acını dindirmek, acı duygunu bastırmak veya kendini hissizleştirmek için yapma. Hayatının kıymetini daha çok bileceksen yap.
Yine de unutma, ne o inatla senden kopan geri dönecek ne de akıttığın gözyaşların seni ilerde mutlu edecek. Şu an ağladığın şey her ne ise, gözlerini dolduran her ne ise zaten seni hak etmediğinden... Gözyaşların seni üzen her şeyden çok daha değerli. Sen çok değerlisin. Unutma.

Düşün bunları bir kez daha... Ve kendini zamana bırakma...

0 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz

Hayata Dair

Kuytuda Kalanlara Dair

Mayıs 12, 2016 Ruhuna Renk Kat 2 Comments


İnsanız sonuçta; bazı kişilerin, bazı nesnelerin, bazı durumların kıymetlerini elimizden kayıp gittiğinde veya fırsatı varken değerlendiremeyip kaçırdığımızda anlıyoruz.
Hatamız fazlasıyla var. Neden fırsatları görmeyiz, neden önceden değil şimdi "dank" eder bir şeyler? Cevabı ise; az ve öz. HAYAT
Koşuşturmacalar, gündelik tempolar bizi yoruyor. Sonrasında ise bir şeylere, türlü türlü bahanelere sığınma ihtiyacı hissediyoruz.

Bugün bir hastahane koridorunda yazıyorum bu yazıyı... 
Çünkü burası her insan için önemli bir nokta. Sağlığın kıymetini, ölümün aslında her an var olduğunu anlamamız gereken bir yer. Çok ufak bir çocuk ağlayarak anne kucağında gidiyor, yaşlı bir adam tekerlekli sandalyede ve yüzünde o çaresizlik dolu bakışlar... 
İçim çok acıyor. 


Öylesine yaşıyoruz ki, öylesine boş ve umursamaz. Ya bir şeyler üzerine çok yorup üzüyoruz kendimizi... Ya da bir şeyler için çok çaba sarf edip değmeyecek işler uğruna ömrümzü harcıyoruz. İşte fark edemediğimiz hatalarımız.
x


Muhtemelen ben de dahil bugün görüp hissettiklerimi, yazdıklarımı unutur gibi olacağım. Ta ki tekrar yüzleşene kadar... Başımıza gelmeden anlayamıyoruz değil mi bir şeyleri. Başımıza gelmesin ama, bunları önceden fark etmemiz çok mu zor gerçekten? Hayat bizi bu kadar mı uzaklaştırıyor bunlardan. Ne için bunca kendimizi hırpalamamız? Yazın deniz kum güneş tatili yapabilmek için mi? Yoksa son model bir telefon alabilmek için mi? Her yerde gezip tozup paranın kıymetini bilmeden son kuruşa kadar "sefam olsun" diyerek harcamak için mi?


Bugün gelin bir farkındalık yaratalım, ne dersiniz? Yarın ölecekmişcesine sağlığımızın kıymetini bilelim. Spor yapalım, aksattığımız kontrollerimize gidelim, dengeli beslenelim, tertemiz hava bulursak kaçırmayalım mesela... Yarın ne olacağı belirsiz bu hayatta, bugünün farkındalığını yaşayalım. Emin olun, hayat o kadar kısa ki, ne para ne mal ne mülk sağlık olmadıkça bir işe yaramıyor.

Benim annemin de her zaman dediği gibi; "Canının kıymetini bil". Tam da bugün. 
Ne olur kendinizi ihmal etmeyin. Siz çok değerlisiniz. Biz çok değerliyiz. 

İlk yazımız da sizin kuytuda kalanlarınıza ulaşmış olmak dileğiyle. Görüşmek üzere...

2 yorum:

Yorumlarınızı bekliyoruz