Rosense Dudak Vazelini Yorumlarım


Herkese merhaba, bu ara coştukça coşuyoruz! Ayın ilk yazısı olan bakım önerisiyle geliyoruz. Hazır mısınız?

Havalar bııız gibiyken, e bizimde narincik ciltlerimiz hasara uğruyor malum. :( Eminim bu durumdan hepimiz çok mutsuzuz. Şimdi size bu havalara göre ve sivilce tedavisi uygulayan arkadaşlara yönelik bir ürün önereceğim.
Sıkı durun!
Yılların dudak vazelinini size getirdim!



Rosense Dudak Vazelini...


Önce ben bu vazelin ile nasıl tanıştım, ne zamandır ve ne amaçla kullanıyorum bunlardan bahsedelim.
Artık epeydir bahsediyorum, çoğunuz biliyorsunuz ki; lise ve üniversitenin ilk yıllarında sivilcelerle başım beladaydı.

Uzun bir süre sivilce tedavisini gördüm. Bu tedavinin yan etkileri olarak dudaklarım bildiğiniz yara gibi yarık yarık oluyordu. Denemediğim balm, lipstick kalmamıştı. En sonunda eczacının tavsiyesiyle Rosense markasının dudak vazelini kullandım. Ve abartmıyorum, dudaklarımda yarık değil pürüzsüzlük hakim oldu. O gün bugündür, hala aynı vazelini kullanıyorum. Dışarıdayken veya işteyken daha çok lipbalmları tercih etsem de, evde kesinlikle tek bir tercihim var.

Size yine artı ve eksilerini sunmak istiyorum:

Artıları:
- Kesinlikle vaat ettiklerini gerçekleştiriyor. Pürüzsüz ve yumuşacık bir dudak hazırlıyor.
- Minicik bir kutusu olmasına rağmen, oldukça bereketli bir ürün aylarca idare edebiliyorsunuz.
- Gül özlü ve hoş bir kokusu bulunuyor. Rahatsız etmez.

Eksileri:
- Parmağınızla yedirdiğiniz için, gün içerisinde kullanımı biraz zor. En azından elinizi silip, yıkamalısınız.

Benim açımdan eksileri ve artıları bu şekilde.
Kullanımıma gelecek olursam; ben her gece yatmadan önce parmağıma biraz alıp onu dudaklarıma yediriyorum. Sabaha miis!
Eğer ki; kurumuş ve çatlamış dudaklara sahipseniz, gün içerisinde de bir bakım yapma fırsatınız olmuyorsa ya da sivilce tedavisi görüyorsanız bu vazelin size göre. Kullandıktan sonra iyi ki! diyceğinize de bizzat kefilim. Günde bir kullanım bile sizi epey rahat ettirecektir. Kış günlerde de özellikle bir kurtarıcınız olacaktır.

Yaklaşık 2 ay kadar önce hepsiburada üzerinden 5-6 TL civarı bir tutarda satın almıştım. 5 mllik bir kutuda olan vazelini bir alınca bir daha alacaksınız. Buraya da yazdım bakın. Öyle öve öve bitiremiyorum; yani piyasada bulunan nivealar, blistexler benim gözümde out efendim.🙈

Deneyenler varsa sizin de yorumunuzu çok merak ediyorum. Haydi yorumda buluşalım.💋💞

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-10 :) Sorularım ve Ben


Herkese mer-ha-ba! Biz nerelerdeydik, ne yaptık hiiç bilmiyorum ama buraları her gün çok özlediğimi bayağı iyi de biliyordum. Kolay değil evlat gibi oldun be canım blogum!

Ama itiraf da edeyim ki sevgili kardeş parçam Thesaglams Büş'üm beni mime etiketlemese bahane bulup gelemezdim gibi. Affedin ne olur. Üzerimde ki sınav + iş yoğunluğunu atlatır atlatmaz Aralık gibi sık sık ve her zamanki enerjiyle burada olacağıma bizzat söz veriyorum.

Şimdi geçenlerde etiketlendiğim mim ve cevaplarına geleyim. Bakalım cevaplara ortaklar çıkacak mı içlerinden. :))

Bu arada minik bir not: ilk defa kendimin de olduğu bir fotoğraf paylaşıyorum. Sonbahar anısına bu da burada dursun. 😇🍁



1. Sihirli değnek elinizde.. İlk olarak ne değiştirmek isterdiniz?

Hani şu görkemli yapılar, uzun taş yığınlar, betondan evler var ya göğe varan... Onların yerine, doğayla iç içe bir dünya olması için sallardım sihirli değneği...

2. Hangi çizgi filmdeki karakter olmak istersin?

Bugs Bunny! Şüphesiz, şartsız koşulsuz, en birincim Bugs tabii ki. "Naber cınım?" la büyüyen nesilim ben. O davşanın zekasına, esprilerine hep hayrandım o yüzden forever. :)

3. Geçmişi değiştirmek isteseydin neyi değiştirmek isterdin?

Değişimler de şu an hayatımda olan birçok şeyi kökten değiştirebilirdi, o yüzden bu soruyla değişim istemediğimi artık fark edebiliyorum.

4. Tarihte hangi zamanda hangi olayın içinde olmak istersin?

Çanakkale Savaşı'nda, Mustafa Kemal Atatürk ile aynı cephede. Bu cümle her şeyi anlatmaya yeter diye düşünüyorum.

5. Görünmez olmak mı insanların düşüncelerini okumak mı?

İkisi de değil aslında bana göre kesinlikle ışınlanmak ama, ikisinden hangisi biraz daha seçilebilir dersek... Görünmez olmak daha iyi sanırım.

6. Bir ünlü ile tanışacaksın kim olmasını istersin?

Kim değil de kimler diyeyim. :) BTS grubuyla tanışmak isterdim, içinde de Jeon Jungkook'u alır pamuklara sarmalar sararım eheh. :)♥️

7. Eğer insan olmasaydın ne olmak isterdin?

Balina. Balina belgeseli izlerken bile aşırı mutlu oluyorum, sebebini de bilmiyorum. Su altına ve balinalara sempatim var sanırım, o yüzden seçimim belli. Karaya vurmadıkça sorun yok :)

İşte benim cevaplarım da bu şekilde oldu. İçinizde hala yapmayan varsa bende sizi mimliyorum.
Sonraki yazılarda görüşür müyüz? :)

Evet diyenleri yoruma alayım.👀👇

Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-9 : Kokteyl


Blog meydanında bir sessizlik hakimken, benim sevgili şefimin de dediği gibi mimler sayesinde buralara hareket geliyor. Bende bu durgunluğa şefin davet ile son vermek için koştum geldim. :) Yazısını okumak isterseniz de şuracığa tıklayabilirsiniz.

Kaçıncı mim yapışım olmasına rağmen, cevaplarken en zorlandığımda bu oldu sanırım. Çünkü her bir soruya milyon tane cevap geçti aklımdan. Elimden geldiğince de milyonlarca cevap içindeki en baskın olanları seçtim. O zaman sizi de daha bekletmeden soru-cevap faslımıza geçelim.



1. Okuduğun en güzel kitap?

Küçük Prens. 😍 Hiçbir kitabı onun yerine koyamıyorum. Bir çocuk kitabından fazlası bence ve defalarca da okumuşluğum var. Herhangi bir sayfasını açıp okumak bile yeterli beni mutlu etmeye. Anlamı büyük.

2. Gelmiş geçmiş en duygu yüklü şarkı? 

Her şarkının bir duygusu var, kişiye göre de hissettirdikleri çok farklı. En duygu yüklü dendiğinde kulağımda bir sürü şey çalınsa da hakkımı, bana hepsinden çok daha fazla duygular hissettiren müzikten yana kullanacağım. Bazen şarkının sözlerinin olmasına gerek yok çünkü, bir melodi bile sizi olduğunuz yerden uzaklaştırabilir. Seçimim:  Evgeny Grinko-Faulkners Sleep. (klibi de aynı duyguları hissettirir.)

3. Etkisinden çıkamadığın, defalarca izlediğin film?

Delibal. Bu filmi en çalkantılı dönemimde sinemada izlemiştim ilkten. O dönemden sonra da hatta yakın zamanda da izledim neler hissettirdiğini merak edip... Sonunda çok ağlamıştım, hala daha ağlarım. Ama ilk izlerken canım acıdığından etkisi büyük olmuştu, şimdiyse keşkelerimden dolayı izi kaldı sanırım. Yine de güzel bir film. Duyguyu hissettiriyor.

4. Bir renk olsaydın hangisi olurdun?

Turkuaz olurdum. Mavi tonlarını çok sevdiğim doğru, ama mavilerden turkuaza da aşık olduğum bir gerçek. Denizin turkuaz tonu hele ki...

5. Karşı cinste aradığın 3 özellik?

Saygı, sevgi ve dürüstlük. Klasik ama asla yanıltmayan üçlü. Daha detaylı istediğim özellikler de var tabii de, şu üçü aşkı da evliliği de kurtarır benim gözümde olmazsa olmazlardır.

6. En beğendiğin yabancı dizi?

Friends. 💜 Tamam kabul ediyorum, daha listemde dolu dizi var. Çoğu kaliteli yapıma henüz başlayamadım ama, Friends yine de gözümün bebeği gibi kalacak eminim.

7. Gelmiş geçmiş en iyi Türk dizisi? 

Avrupa Yakası. Üstüne ta-nı-mam! O zamanlarda izlerdim, şimdi de izliyorum. Hiçbir zaman bıkılmayacak ve yerini 10 tane komedi-aile dizisinin toplansa da dolduramayacağı bir yapımdı bence.

8. Bir yerden yüklü bir miktar para kazanırsan ne yaparsın?

Ne kadar yüklü kazandığıma bağlı. :D Hayal listeme şöyle bir bakarım, sırayla yapmaya başlarım. Önce ailemle birlikte yatırım yaparım, sonra kendime Volkswagen T1 imi alıp yollara düşerim, ilk Türkiye'yi adım adım gezer ardından da dünya turuna dalarım.✌

9. Aşk her şeyi affeder mi?

Affetmez. Aşık olduğum da bile affedemeyeceğim şeyler var. Sorry not sorry yani.

10. Evde yangın çıktı ve hemen çıkman gerekiyor. Kendinle birlikte neyi çıkartırsın?

Düşünüp cevaplaması bile korkunç! Ama ailemden başka bir şeyi önemsemem. Hep beraber çıktıysak da sorun yok.

11. Şimdiye kadar yaptığın en büyük çılgınlık?

Her ne kadar kıpır kıpır bir insan da olsam, aynı zamanda bir o kadar da sakinim. O yüzden düşündüm düşündüm, ama çılgınlık yapmamışım. Vallahi öyle "ya ben şunu nasıl yapmışım." dediğim bir şey yok. İyi mi kötü mü bilemedim ama, memnunum galiba halimden. :)

12. En garip alışkanlığın?

Çok garip değil aslında ama, kitapla ayracın uyumlu olmasına dikkat ediyorum. Mesela kapak yeşilliyse, ayraç da öyle olacak, başka bir kitabın ayracı, reklamlı alakasız bir şey falan olmayacak. Bu yüzden kitaba başlamadan önce bildiğiniz ayraç seçimi yapıyorum.🙈

Bu güzel mim için hem Herteldenşef'e hem de yeni tanıştığım mimi başlatan Berfçe'ye teşekkür ediyorum. :) Mim için de birkaç arkadaşımı etiketliyorum, onların da cevabını sabırsızlıkla beklerim efenim. :) ♥️

Beyda'nın Kitaplığı
İnciden Notlar
Düş Tasarımcısı
Mor Düşler Kitaplığı
Thesaglams
Gonca'nın Dünyasından
Fullinblog

Vincita Üçlü Oval Makyaj Fırça Seti Yorumlarım


Herkese selam! :)
Bu kez biraz daha konsept genişleterek geldim ve uzun zamandır aradığım, sonunda da alıp kullandığım canım fırça setimi size anlatmak istedim. Biliyorsunuz kozmetik, makyaj üzerine çok fazla konuşmuşluğum yoktu fakat fikirlerim değişti sonuç olaraksa; işte buradayım.

Bundan sonra ara ara denediğim ürünlerle birlikte, yine aylık olarak ürün yorumlamaları yapabilirim. Yani sıkı durun! Uygun fiyatlı ve kullanışlı her şey de burada olacak. :)
O zaman haydi anlatmaya geçeyim.



Vincita markasına ait fırçalara illa ki sosyal medyada ve internette denk gelmişsinizdir. Çünkü özellikle bu sıralar, oldukça popülerler. Migros'ta satılmaya başladıktan sonra neredeyse her yerde görüyorum bu fırçaları. Görüntüleri deseniz zaten şahane! E nasıl benim olmasındı dii mi? :)

Aldığım; Vincita Unicorn Collection'un üçlü oval makyaj fırça seti. Birçok açıdan kurtarıcı bir set.

Ben mesela; bb krem ve fondötenler için ilk başta elle uygulama yapıyordum, daha sonra süngere geçtim fakat şu ellerde bıraktığı kalıntılardan gerçekten hiç hoşlanmıyorum.Ne kadar yıkarsam da yıkayayım bir türlü geçmiyor. Bu sebepten; oval fırçalar çok dikkatimi çekti. Ardından da Migros satmaya başlayınca, fiyatının da oldukça uygun olması sebebiyle şans vermeye karar verdim. Bu üçlü sete 19.90 tl. gibi cüzi bir tutara sahip olabilmek mümkün.

Yaklaşık 1 haftadır kullanıyorum ve artık yorumlama yapabilecek kadar fikir sahibi de oldum. Önce hangi fırçası hangi işlem için kullanılıyor ondan bahsedeyim;

Oval Fondöten Fırça: Krem, likit ve pudra bazlı makyaj ürünlerini yüzün her bölgesine uygularken kullanılıyor.
Oval Kapatıcı Fırça: Kapatılmak istenen en ufak bölgeleri bile kusursuz kapama vaat ediyor.
Oval Far Fırça: Göz kapağının uç kısmına kadar farı yaymak ve keskin hatlar oluşturmak için tercih ediliyor.



Benim gözümde artı eksilerine gelecek olursam, önce eksilerden başlayayım çünkü olumlayacak şeyleri daha fazla. Onlar sona kalsın. :)

Eksileri; 


- Sap kısmı biraz esnek olduğu için kırılacak diye ödüm kopuyor. 🙈
- Her fırçada olduğu gibi azıcık da olsa iz bırakıyor. Daha doğrusu büyük olan yani fondöten fırçası için geçerli bu durum. Ürünün pürüzsüz gözükmesi için iyice yedirmeniz, epey üstünden de geçmeniz gerekiyor. Bu da biraz zaman kaybettirebiliyor. Sünger de ona nazaran daha pratik kalıyor.
- Süngerlerde pıt pıt dokunuşlar yapabilme kolaylığı, bununla ne yazık ki mümkün değil. Her türlü ürünü yedirmeniz gerek.
- Fondöten ve kapatıcı fırçası için sorun yok da; far fırçası biraz işlevsiz. Bir kez göz pınarları ve kirpik çizgisi için kullandım ama, çok da "vaov" dedirtmedi. Bu sebepten set; pudra, fondöten ve kapatıcı fırçası üçlüsünden oluşabilirdi diye düşünüyorum.

Artıları; 


- Yıkama veya kullanım sırasında fırça kılları herhangi bir kopma, dökülme yapmıyor. Yıkarken bu konuda çok tedirgindim, ama gönül rahatlığıyla 2.yıkamamı da gerçekleştirdim bugün. Sorunsuz.👌
- Fırça kılları yumuşacık, hiçbir şekilde gözünüze ya da yüzünüze uygularken canınızı acıtmıyor.
- Tüm ürünleri fırça içine hapsetmiyor, süngerde olduğu gibi ürünün yarısını yok yere harcamıyorsunuz.
- Özellikle kapatıcı fırçasını göz altlarıma uyguluyorum ve fondöten fırçasında olduğu kadar iz bırakma durumuyla karşılaşmadım. Çok hafif bir izi, anında pürüzsüz hale getirebiliyorsunuz.
- Ellere bulaşmama durumu gerçekten bayağı hoşuma gitti, bu da benim için ekstra bir artı yön. :)
- Fiyatlarına göre oldukça yüksek performansları var. Üçlü set halinde bu fiyata almanız da avantajlı oluyor.


Kısaca benim yorumlarım bu şekildeydi; umarım alacaklar için yardımcı da olabilmişimdir. Eksilerine rağmen, beğenerek kullanıyorum ve uzun süre de kullanacağımı düşünüyorum. Bu açıdan alıp denemenizi tavsiye ederim. Çünkü bu tip fırçalar genelde piyasada çok daha fazla fiyatla satılıyor. Performansları karşılaştırıldığında ben seçimimin kötü olmadığını düşünüyorum, iyi yaptım hatta canım kendim yaa. :) 
Kullananlar da varsa, yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. O zaman bir sonraki makeup bloggercılık yazımda görüşürüz, kocaman sevgiler canımlar. ♡

Ayın Kritiği #4


Hoolaaa! :)
Her ay olduğu gibi ayı kapatma yazımla yeniden karşınızdayım. Özlendik mi bakalım? Ağustos nasıl geçti, neler yaptınız merak içindeyim yorumlarda bahsedebilirsiniz bence büyük keyifle okurum. :)
Beni sorarsanız, keyifler yerinde, umduğumdan da net geçen bir Ağustos yaşayıp koştura koştura size geldim. Biliyorum biraz geç kaldım ama, olsun güç olmadı sonuçta.

İlk başta her zaman ki gibi; ayın kelimesi ile başlayayım diyecektim ama Ağustos için belirlenmiş bir kelimem yok desem? Çünkü sabit "iyi" kelimesinin de üstündeydi. O açıdan belki de en iyi geçirdiğim Ağustos oluşuyla tüm güzel kelimeleri kendisine ithaf edebilirim.İyi kelimesi de sadece "coştum, süper eğlendim" anlamına gelmesin tabii. Bu ay ki "iyi" kelimemin karşılığı; her şeyi net görebilmemle alakalıydı, kendimi ve ne istediğimi öğrenmemle...
Bu ay değer vermenin ne olduğunu anladım. Hep değer vermekten, değer görmekten bahsederiz ya... Ben ciddi ciddi o söz öbeklerinin anlamlarını tam olarak yeni öğrendim.



Ay başında özellikle birisini hayatımda tutma konusunda o kadar ısrar ediyordum ki, çevremdeki insanlar bile bunu anlayamıyordu. İnsanız sonuçta, aslında bizi çok acıtacak ne varsa üstüne gitmeye inadına ona tutunmaya bayılıyoruz. Okurken bile aklınızdan "yok ya, daha neler ben yapmam öyle" gibi cümleler geçse de sizde biliyorsunuz geçenleri... Belki saklıyoruz kendimizi, belki kimselere anlatamıyoruz içimizdekileri ama o kalpte haykırılan hiçbir ses susmuyor. Belki kimse duymuyor, ama yine de susmuyor.
Ben böyle inatla devam ederken bildiğime, artık bitmesi gerekeni silinmesi gerekeni de anlamam zor olmadı. Şöyle bir gerçek var ki; insan birini ne kadar severse sevsin kendini değersiz hissettiğinde bir an bile yanında durmuyor. Yani bunu aşka vurmak da hata aslında, hayatınızda çok sevdiğiniz insanlardan aynı değeri görememek bir yana daha az bir parçasını bile görmemek oldukça üzücü zaten.
İşte gereğinden fazla önemsememek gerektiğini böyle öğrendim. Kim olduğunun, hayatımda nasıl yer aldığının bir önemi yok, tek bildiğim belki de kendim kadar değer verdiğim birisi olduğuydu. Ve hayatımdan gidişini ardından elimi uzatmak dahi istemeyerek izledim. Aklımda ve kalbimde kalan şey; bir kuş kadar hafiflediğimdi.
Böyle şeyler zaman geçtikçe ve o hasta hücreyi vücudunuzda tutmaya devam ettikçe sizi daha da mahvediyor çünkü... Yapılması gereken tek şeyse; onu içinizden söküp atmak.
Ardınıza bakmadığınızda, hayatınıza kendi bildiğiniz şekilde devam ettiğinizde her şey düzeliyor. En zor adımı attıktan sonra hepsi kolaylaşıyor. Aslında çok zor biliyorum, ama bunu yapmanız gerek. Bazen severek, üzülerek de olsa bitmesi gereken mutlaka bitmeli.

Şimdi sorsanız, bu durumun beni rahatlatmasından dolayı huzurluyum aslında. Benim için yıkılması zor olan bir duvardı ve bunu yıktım. Yıkılanları toplamak da her zaman ki gibi benim irademde ve içimde. Ne kadar kalabalık olursa olsun etrafınız; yine düştüğünüz yerden ayağa kalkacak kişi sizsiniz. Ben meğerse ayağa epey önce kalkmışım, sadece toparlanması gereken düşüncelerim olduğunu biliyorum. Bunlar için de "zaman" diyorum. Belki de bir iki beni iyi tanıyan dost. Ötesi teferruat.
Buradan size hangi tavsiyeyi verebileceğime gelirsek; şu aklınıza düğüm düğüm olmuş kişilerle aranızdakileri koparın ve bırakın bu kez gitsin. Emin olun gittiğinde; hayatınızda imkansız gördüğünüz kapılar bile açılacak.

Bunun dışında yine değer vermek ve değer görmekten gidersek, güzel bir hafta dilimim vardı bayram öncesinde. Hiç tahmin etmediğim ummadığım insanlardan, tanıdığım yakın çevreme kadar öyle güzel şeyler hissettirdiler ki. Burdan okuyorlarsa zaten kendilerini eminim anlamışlardır. Her birine iyi ki demekten vazgeçmeyeceğim.
Bir an oluyor, iyi veya kötü birşey yaşıyorsunuz ya da yaşamanıza gerek kalmasına bile gerek yok. Bir an oluyor sadece... O an hayatınızda kimler duruyor, her zaman sizin yanınızda kimler var ona bakmanız yetiyor işte "değer" kelimesini tanımlamanıza... Sizin kusurlarınızı bile seven, yaralarınızla size el uzatan insanlar çünkü "değer" vereyi bilenler... Doğru insanları toplayabilmek en büyük mutluluğumdu, teşekkür ederim o yüzden bu tariflerimin içinde yer alanlara.

Ve ayın son günlerine doğru, hayatımdaki dolunay etkileri sağ olsun beni yine melankoliye sokmuştu ama artık bunları da daha kolay aşabildiğimi fark ediyorum. Evet, yaşananların izi kalıyor ve etkisi uzun süre yanı başınızda devam ediyor. Ama hepsi de geçiyor. Belki kabuk bağlayarak, belki artık hiç acımayarak silinip gidiyor.
Geçmişe baktıkça; "neden, keşke, acaba" dedikçe şu an olan zamandan çalmaktan başka bir şeye yaramıyor. O yüzden biraz o suyun akışına bırakmak, biraz kapılıp gitmek daha güzel... En azından kafamdakileri toparladığımda ne istediğimi daha net fark edebilmeyi de sevmeye başladım. Bu bile güzel.
Varsın insanlar konuşup dursun, herkesin tesellisi de boldur önerisi de çoktur. Önemli olan; önce kalbinizin ne istediği, daha sonra da hayatınızda var olan veya yaşanmış şeylerin ne kazandırıp ne kaybettirdiği...
Şu an Manuş Baba çalıyor arkadan ve "bu havada gidilmez, aslında hiç gidilmez" diyor. Gitmek isteyeni tutmak ne kadar saçmalıksa, gitmemek için çabalayanı da görmezden gelmek o kadar saçma. Ne yazık ki, giden de gidiyor, aramak isteyen de arıyor, gelmek isteyen de geliyor. Bunlar böyle.

Kalbinizde kalan tüm duyguları bir kez daha gözden geçirin diye yazıyorum belki bunları ve eminim siz her bir kelimemi bir dost kadar da iyi anlıyorsunuz.
Lafı daha da dolandırmadan okuyan gözlerinize sağlık diyerek kaçayım, arayı uzatmayalım yine görüşürüz. En sevdiğim ay Eylül, umarım hepimize şahane duygular hissettirir.:)
O zaman hoş kalın, hoşça kalın canımlar :)