Güzel Düşün, Güzel Olsun.


Ne zaman aklımızdan kötü bir şey geçirsek, hep gerçekleşiyor değil mi? Hatta bazen "keşke başka şey isteseymişim" diyoruz, çünkü aslında dilimizden geçenleri fark etmeden savurup, gerçekleşmesini izliyoruz. 
Bazen hayatın kendisine, çizilen o yola bile engel olmak istiyoruz. Bazense hayata karşı bir şey yapılamayacağı düşüncesiyle sessizce köşemizde felaket senaryolarımızla meşgul olabiliyoruz. Aslında kendimize acıyoruz, kendimize üzülüyoruz. Yaptığımız tek şey bu. Oturduğumuz yerde kalıp bugünün şanssızı yerine koymak mı istiyoruz sahi kendimizi? İstediğimiz bu olmamalı, bunlar olmamalı...

Şimdi açalım penceremizi...



Karşımızda nefis bir manzara var, gözlerinizi mutlu ettirircesine bakın o manzaraya... İçinize derin bir nefes çekin ve yavaşca verin o nefesi yeniden... 
Ufukta ne görüyorsunuz? 
Her uyandığınız sabah, baktığınızda ileriye ne görerek başlıyorsunuz güne? 

Hiç birimizin hayatı dört dörtlük değil. Hiç birimiz mükemmel ötesi anlar yaşamıyoruz. Hepimizin kendine göre büyük veya küçük sorunları var, hepimizde irili ufaklı dertler var. Bizim seçimimiz olan bir çok şeye sahibiz veya seçimlerimizden dolayı sahip olamıyoruz. Parmak izlerimize saç tellerimize kadar farklı olan insanlarken hayatlarımızın da birbirimize benzemesi mi gerekir? Tabii ki, hayır. Çünkü hepimiz farklıyız. 
Bugün birimizin başına gelen dert yarın diğerimize uğrayabilir. Şimdi biriyle paylaştığımız sevincimiz sonrasında başka birine geçebilir. Her saniyemiz bile farklıyken, her saniye kötümser mi olmak istiyoruz? Asıl konu burada başlıyor.

Hayatınızda ne olursa olsun, başınıza ne gelirse gelsin "hayattan, kendinizden ve inandıklarınızdan" vaz-geç-me-yin!

Neden vazgeçiyoruz? 


Çünkü karşımıza çıkan olumsuzluklar, tüm engeller bizi ileriye taşımak konusunda hep geriye çekiyor. Artık yapamayacağımıza, başaramayacağımıza, güzel günlerin asla gelmeyeceğine inanıyoruz. Bir kez kötü oldu mu, bundan sonraki her olanın kötü devam edeceğine şartlandırıyoruz kendimizi, aklımızı. Mutlu olduktan sonra bile, "kesin şimdi kötü bir şey olacak" diye düşünceye yer açıyoruz aklımızda. Ve hep vazgeçiyoruz, mutlu olmaktan bile. Çünkü kötüyü düşünüp, bardaktaki boş tarafa üzülüyoruz ve kötüleri buyur ediyoruz hayatımıza...
Oysa güzel günler var, güzel şeyler var. Yok değil bunlar, yok sayamayız. Gözyaşlarımız acıdan olsa bile en sonunda mutluluktan sebepte akacak. Bunları es geçiyoruz. Her anımız, her varlığımız şükür sebebiyken; onları öylece tüketiyoruz. "Neden ben?" diye sızlanıp, olmayınca bir çocuğun alınmayan oyuncaktaki haline bürünüp küsebiliyoruz.

Bir kitap okuyorum bu sıralar, orada bir cümle ilgimi çekmişti insan arada da "mutsuzluğu deneyimleyebilmeli" diye. Çünkü mutsuzluklardan sonra gelen her mutluluğun tadı da bal gibi olacaktır. Her olumsuzlukta, mutsuzlukta çökmek veya isyan etmek yerine bir de bu açıdan mı baksak ne dersiniz?

Haydi bugün güzel bakmaya başlayalım, güzel düşünüp güzel olan her şeyi çağıralım kendimize. Gelecekler çünkü, çağırırsak çağırmayı bilirsek tüm güzellikler yanı başımıza gelecek... 



Eylül Ayında Neler Okuduk?


Gecikmiş bir okunanlar yazımız ile yeniden merhabalar...
Eylül ayında biliyorsunuz ki; Akilah Azra Kohen'in Fi,Çi,Pi serisinin kitap yorumlarını yapmıştık. Yazısına ise linkten ulaşabilirsiniz.
Ekim ayında okunanları paylaşmadan önce geçen ay kitap serisi dışında neler okundu onları da paylaşalım istedik. İsterseniz hemen okunanlarımıza, altı çizili cümlelerimize bakalım hep birlikte?

↠ Kafkaokur Eylül Sayısı


En güzel haberlerden birisi geçtiğimiz ay Kafkaokur sayesinde geldi. Biliyorsunuz ki, iki aylık bir dergiydi, ama şimdi aylık oldu. Şahane oldu. Zaten ayraçları ve kartpostallarına denebilecek laf yoktu. Aylık olması ise ekstra mutluluk verdi. Artık doya doya okuyabileceğiz yaşasın!


Dergi Eylül'de bol bol bilgi içerikli yazı hazırlamış bizler için. Açıkçası, Kafkaokur'u çok seven ben, bu durumdan biraz sıkıldım ne yazık ki. Çünkü daha fazla hikaye, anlatı, deneme ve şiire alışkın olurken şimdi daha çok incelemeler ve biyografiler vardı. Bilgi almak güzel tabii ki, fakat ben bu aralar daha çok satırlarca kaybolacağım yazıları tercih ediyorum sanırım.
Yine Nazım Hikmet'in bol aşklı hayatını ilgiyle okudum, Ezgi Ayvalı'ya ise kelimelerim her zamanki gibi kifayetsiz. Bu kezde "Hepsi Geçti" demiş. Aslında geçmedi, ama onun yazısıyla geçmiş gibi hissedip rahatladım. Ve bir favorimde Mustafa Silici'nin "İçselleştiremediklerim" adlı sohbeti oldu. Burada mutlaka yapmamız gereken şeylerin listesini sunmuş bizlere, hepsini tikleyerek bende bu listeyi tamamladım.

Bir kaç alıntı paylaşacak olursak eğer yine Ezgi Ayvalı'dan gelsin isterim...

"Duruldum. Yüreği dedim, yumuşak tutmalı her zaman kurumuş olan kırılır ancak. Ağrılar geçti.
...
Oturup ağladım sonra tüm bu geçip gidenlerin rahatlığından.
Ağaçlar gibi döktüm kuru yapraklarımı, yenilendim, tazelendim. Yeni köklenmiş bir fide gibi berrak, umutlu ve huzurlu şimdi zihnim. Ne öfkem kaldı, ne özlemim. Hepsi geçti.
Hepsi geçti."

Ne güzel demiş güzel kadın! Yüreğine sağlık!

↠ Stefan Zweig-Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu


En çok merak ettiğim Stefan Zweig kitaplarından biriydi. Hatta en çok merak edileni denebilir. Oldukça popüler ve çok beğenilen kitaplar arasında yer alıyor. Almadan önce internetten ve instagramdan baktığım yorumlar ile çok güzel olduğu izlenimini almıştım. Sahiden de öyleymiş. 
Kitap çok aşık bir kadının aşık olduğu adam R.'ye upuzun bir mektubunu içeriyor. Kitabın ismi mektup dediğinde sıkılacakmışsınız gibi geliyor ilk başta ama tam tersi, ben böyle güzel bir anlatım, böyle güzel bir mektup gör-me-dim! Bu kadar da iddialı bir cümle kurabiliyorum. Tasvirleri, psikolojik yaklaşımları ve sürükleyici aşk hikayesi beni benden aldı. 



Daha çocuk yaşta sevmeye başlıyor kadın adamı, sonra gitgide daha onu yaşamadan aşka tutuluyor bağlanıyor, onun çevresinden uzaklaşsa bile yeniden yakınlaşıyor ve son anına kadar bir tek o adama aşık kalıyor, aralarında ne olursa olsun da onun yerine kimseyi koymuyor. Yazar o kadar iyi işlemiş ki konuyu, klasik bir aşk olsa bile merak edip ilgiyle okuyorsunuz. 1 saat bile sürmeden de bitiyor kitap, en üzücü kısmı da bu sanırım. Daha çok olsa daha da okursunuz çünkü.

Bir çok altı çizili cümleleri var aklımda kalan, birisi fotoğrafta gördüğünüz cümle...
Diğerleri ise şu şekilde;

"Yalnızca seninle konuşmak istiyorum. Sana ilk defa her şeyi söylemek istiyorum. Bütün hayatımı bilmelisin, o hayat ki hep senindi ve sen onu asla bilmedin."


"İyi olan şey unutulmaz, seni unutmayacağım."


Sizce de duygu dolu çok güzel cümleler değiller mi?


↠ Öykü Gazetesi Eylül Sayısı


Öykü severler için eşsiz bir gazete olan Öykü Gazetesi'ni hala okumadınız mı yoksa? 24 harika öyküden oluşan gazetede, yine çok güzel öyküler vardı. İtiraf etmem gerekirse, biraz zor odaklanarak okudum bu sayıyı. Sanırım kafa yoğunluğundandı bu da. Yine de tabii ki sizlerle paylaşabilecek cümleleri seçebildim.




Biri Mustafa Kara'nın Eski 45'likler öyküsünden;


"Sus diyeceksin şimdi ama susamam. Her şey öyle güzel olmaya hazırken korkamam. Korkamayız. Öyle bir araf ki bu ne sarılıp kucaklayabiliyorum seni, ne de bırakıp gidebiliyorum."



Bir diğeri ise; Ayşe Aldemir'in Kuşlar Kanadını Çırparsa Eğer öyküsünden:



"Göz, yalnızca taşı gördüğünde bir şekilde taşlaşıyor da, gördüğüne taş muamelesi yapabiliyor!"


Gördüğünüz gibi, okuduğunuz gibi bu güzellikler okundu. Bir okunanlar yazımızın daha sonuna gelindi. Peki ya siz neler okudunuz? Bizim okuduklarımıza yorumlarınız nasıl olur, beğendiniz mi?

O zaman yorumlarınızı bekliyor, Ekim ayı okunanlarında görüşmek üzere diyerek kocaman sevgiler gönderiyoruz.💘



Gelecek Vadediyoruz❣️


Herkese Ekim ayından bol enerjili bir merhaba... :)
Yaklaşık iki hafta öncesinde şahane bir mail alarak yeniden kutlamalara başlamıştık, buralara yansıtmamız yeni oldu tabi. 🎈

İnternet dünyası çok farklı, her yeniliğe ayak uydurmak her gelişmeyi takip etmek lazım ki ne işimizi unutalım ne de unutulup gidelim. Biz 1 sene 5 aydır burada çok güzel anlara şahit oluyor ve sizlerle de bolca paylaşıyoruz. Sanıyoruz ki;  birinci senemiz bize uğurlu geldi, 2017 bize bir çok şansı da elinden tutarak getirdi. Önce yeni ismimiz, yeni tasarımımız, Hürriyet Yazarkafe kabulümüz, Google derken şimdiyse yine böyle güzel bir şans olan GVEB ile birlikteyiz. Aslında bu bizim için hepsinin üzerinde bir fırsat, çünkü liste içerisinde kaliteye ve etkileyiciliğe sahip bir çok blog ile ortak bir yerde bulunmak çok eşsiz bir duygu. Maili alır almaz, nasıl heyecanlandık, sevinçten ne yapacağımızı nasıl şaşırdık anlatabilir miyiz inanın bilemiyoruz.

Açıkçası önceleri içimizin giderek baktığı bir listeyken şimdi orada yer alıyoruz, onur ve gurur duyuyoruz. Ve bir kez daha "iyi ki!" diyoruz.



Emin olun bu mecrada emeklerinizin karşılığını maddi veya manevi bir şekilde alıyorsunuz. İşin aslı, öyle yazmak için yazmak değil de; insanlarla bildiklerinizi paylaşmak, içinizdekileri doğru aktarmak için yazdığınızda, sonuç yerine amaca odaklandığınızda olmayacak hiç bir şey yok. Siz samimi olun, yazdıklarınız size ne kadar para kazandıracak hesabına düşmeyin, özgün olun, paylaşın ki gerisi gelsin. İnandıktan sonra her şey mümkün.

Bunca zamandır sizinle bir aile gibi olduk, yeri geliyor duygularınıza ortak oluyoruz, yeri geliyor dostlarla sohbet eder gibi muhabbet ediyoruz. Bu yüzden "Kübra yaptı, Nisa yaptı" değil de, "biz yaptık, okuyucularımız yaptı, hepimizin başarısı" demek daha güzel bizim için. Çünkü biliyoruz siz bizim yanımızda olmasaydınız, buralara kadar gelemezdik belki de.
Şimdi haydi birlikte gelecek vadetmemizi kutlayalım. 🎉

En başta evrengunlugu.net sahibi Evren Bey ile değerlendirme ekibinde yer alan özel jüriye sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Sizi yanıltmayacağımıza, her gün her an gelişeceğimize emin olabilirsiniz. Bir umut ışığı daha doğdu içimize sayenizde, var olun efenim. 😇🙏 Bu arada Evren Bey'in bloguna mutlaka göz atmalı özellikle de keyifli Youtube canlı yayın sohbetlerini izlemenizi tavsiye ediyoruz.

17 Kasım'da İstanbul Kadir Has Üniversitesi'nde gerçekleştirilecek 2017 Blog Yazarları Çalıştayı'na da bir aksiliğimiz çıkmazsa, Ruhunarenkkat ekibi olarak katılacağız. Detaylara yine bu linkten ulaşabilirsiniz. "İnterneti bloglar kurtaracak" sloganıyla hep iyiye, hep daha iyiye!

Dileriz ki biz bloggerlar olarak, medyanın her alanında daha çok ön plana çıkabilir, youtuber, vlogerlar ile aynı önemde yer alabilecek düzeyde oluruz.
Ruhunarenkkat'ın iki sahibesi olarak, bize bu fırsatı verdiğiniz ve yazmaya daha da teşvik ettiğiniz için çok teşekkürler!

Fi-Çi-Pi Serisi Kitap Yorumları


Herkese kitap kurtluğu köşemizden yine merhaba 
Ağustos ayı tasarımla geçti derken fazla boş bırakmamak gerek dedik, işte geldik buradayız Eylül ayının kitap üçlemesinde birlikteyiz. Bu daha ziyade önceki "Bu Ay Neler Okuduk?" yazılarımız gibi değil de, bir kitap setine özgü yazı olacak. 

Temmuz ayında çok sevdiğim iki instagram hesabının ortak çekilişinde Fi-Çi-Pi kitap serisini kazanmıştım. Gerçi çekilişe katılırken "ayy fi çi pi keşke benim olsaaa ama nerdee kesin çıkmaz bana" demiştim, sonuç benim oldu. Güldür Güldür Show'da ki ben oldum galiba. Nasıl içten istemiş, nasıl bir göz kalması yapmışsam. :) Gündüz kazandığımın mesajını aldım, ardından da iki tatlı sahibesiyle sıcacık bir muhabbet yaşadım ve kitaplarıma kavuştum. Bir de aralarına kuru yaprak, kendi isimlerinin olduğu kağıt koymuşlar. Böyle detaylar gerçekten çok hoşuma gidiyor. Biz de 1.yıl çekilişimizde kitabın arasına notlar yapıştırmıştık. Samimiyet çok güzel bir şey bence.

Evet, gelelim "ne anlatıyor bu kitaplar onu de hele." temalı meraklarınızı gidermeye. :) Fi dizisini mutlaka duymuşsunuzdur, epey tutuldu internet üzerinden izlenerek. Bu kitabın uyarlaması bir diziydi. Bende bir dönem meraklandım izlemek için, ama bir kitabın dizi film uyarlamasını izledikten sonra kitabını okuyasım gelmediğinden önceliğim kitaplarını alıp sonra dizisini izlemekti. Ama almama gerek kalmadan, geldiler ve okudum. 




Sizlerle tabii ki önceki kitap yazılarında olduğu gibi alıntılar paylaşacağız. Ondan önce bu seri için genel yorumum tek kelimeyle; TUHAF.

Ünlü bir psikolog olan Can Manay ile başlayan yolculuk, Duru adında bir balerine aşkıyla devam ediyor. Yanında Duru'nun nişanlısı Deniz, öğrencileri Ada ve Göksel, Can Manay'ın öğrencisi Bilge, gazeteci Özge gibi ana karakterlerle ilerliyor. İlerledikçe de bulanıklaşıyor. 

↠ Fİ


"ÇATLAMA CESARETİ GÖSTEREN TOHUMLAR ADINA!"

Fi'de anlatılanlar karakterlerin yaşantıları daha çok. Her şey Can Manay'ın bahçede dans eden Duru'yu görür görmez aşık olmasından başlıyor. Ve onun üzerine yoğunlaşarak gidiyor. Can Manay ona yaklaştıkça, olaylar içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Aralarda sırlar var, aklın almadığı durumlar var, karşılaşılan zorluklar var. Aşkın saplantılı hali göz korkutuyor birazcık. Aslında aşkın sadece bir bedene duyulan tutku olduğu gösteriliyor. Her şeyiyle de hiç bir detaydan çekinilmeden okuyucusuna sunuluyor. Bu rahat detayları çok sevemedim açıkçası. 

Serinin ilk kitabı olan Fi'de benim tepkilerim genelde şöyle gitti; "Can'da ki aşka bak", "Deniz sen ayakta uyu anca ya", "Duru sen neyin kafasındasın" şeklindeydi. Ama hiç bir şey göründüğü gibi değilmiş. Kitabı bitirirken Duru'yu şımarık ve egoist buldum, Can'ı psikopat, Deniz'i mükemmel biri. Diğer karakterler içerisinde ise en çok Bilge ve Özge'yi sevebildim. 

Kitapta beni etkileyen altı çizili cümleler ise şöyle;

"Uzaktan bizi büyüleyen şeyler, yaklaştıkça sihirlerini kaybederlerdi."


"Ben ne olduğumu biliyorum, ne kadar olabileceğimi merak ediyorum."


"Bize en çekici gelen şeyler aslında en kontrol edemediklerimizdir."


↠ Çİ


Serinin ikinci kitabında karakterlerin hepsinin bozulması vardı. Kendi yolunu bilenlerin bile o yoldan farklı yönlere sapmaları hayatlarını satmaları,  yolunu bilmeyenlerin ise tamamen kaybolmalarıydı. Aslında ikinci kitap için çok yorum yapamıyorum, çünkü işin aslı size önceden bahsettiğim rahat detayların bu bölümde de bulunması ve biraz daha tuhaf hale gelmesi durumu var. Aynı zamanda siyasetle alakalı taraf tutucu yorumları ne yazık ki sevemiyorum. Her şeyin objektif olması tercihim. Herkesin tercihine de saygım var, ama tek yönlü olmasını sindiremem içime pek. Sürekli bir "yok artık." dedim durdum, bazı noktaları midem kaldırmadı. Ama herkes içinde istikrarını koruyan ve adam gibi adam haliyle karşımda duran yine Deniz'di. 

Altını çizili cümleler ise bu kitapta da bunlar oldu...

"Hak etmeyene parlasın diye ışık tutmayı bırakırsak, o zaman gerçek yıldızları görebiliriz."


"Asıl önemli olan darbe almak değil, alınan darbeye rağmen hep ayağa kalkabilmekti."


↠ Pİ


Ve serinin son kitabı, biraz molada olduğum için anca bitti son kitap. Adaletli bir sonla bitti. Karakterlerin çok iyi analiz edilmesini okudum. Üç kitaptır da Deniz'i sevmişimdir. Yine en çok ona sevgim arttı. Diğer karakterlere çok yorum yapmayacağım, ama Can Manay'ın da silkelenmesi ve geçmişiyle sonunda yüzleşmesi içimi rahatlattı. Son kitapta çok beğendiğim cümle ise şu şekilde oldu; 


"Kelimeleri içinde tutabilmeyi başardığında anlamları korursun. Her aklına geleni söylemek marifet değildir, kendinle savaşamadığının göstergesidir."


Hiçbir zaman kendimizi, zaaflarımıza yeni düşürmeyeceğimiz, kaybolmayacağımız, hırslar ve güç uğruna yıkmayacağımız zamanlar olsun. Sürükleyici ve karakterlerin sonlarını, olayları merak ettirecek kitap üçlemesi bu. Bazen +18 bazen fazla politik bazense fazla aksiyonlu gelecek, bir film tadında olacak. Dizisini de izleyip yorum yapılabilir tabii ki, ama şimdilik kitaplarının yorumları böyle. 
O zaman yeniden görüşmek üzere, molamıza devam edelim. Ama siz bizi unutmayın e mi? Kocaman sevgiler..🎀💌👭📚

Yazın Teması: Eğlen 🍉🐳


Sanırım her yüz kişiden ellisi sever yaz mevsimini. Kim sevmez ki zaten? Sıcacık misler gibi. Tatiller, denizler, güneşe doymalar, iliğine kemiğine kadar ısınmalar. Bakın yine tatilim geldi.🙈

Umuyoruz ki bu yaz sizler için şahane ötesi geçmiştir. Bol bol fotoğraflamış, bol bol anın tadını çıkarmışsınızdır diye düşünüyoruz.




Yaz mevsimi o kadar farklı ki; meyvesinden sebzesine, içeceklerinden tatlılarına her lezzetiyle, yeri gelip çok sıcaktan bunalmamızla yeri gelince buz gibi serinleme isteklerimizle tadı bambaşka. Ama her mevsimin tadı da farklı olduğundan sonbaharında gelişini özledik birazcık yalan yok.

Bu yazın temasını; sonsuz yaz olarak seçtik. Neden diyecek olursanız... Bu yaz neler yapmışız hem onlardan bahsedelim, hem sizinkileri dinleyelim, hem de epeydir mottolu önerili bir yazı yazmıyorduk öyle karşınıza çıkalım istedik.

Peki ya biz bu yaz neler yaptık?
Öncelikle blogdan başlayacak olursak, domainimizi aldık, ardından da bir adım atmışken devamı gelsin dedik tasarım molası verdik, yeni bir tasarım oluşturduk, geri döner dönmez de Yazar Kafe yazarı olarak ilk müjdemizi aldık, peşinden de Google bizim yüzümüzü güldürdü, şu an ise daha ileri hedeflerimizle yenilik düşüncelerindeyiz. Bakalım. :)

Meşhur Kübra ve Nisa buluşturması gerçekleştirip Büyükada'ya gittik, bir süre Nisa'mızın telefon sorunu sebebiyle bir süre iletişimimiz kesildi, onun dışında Kübra'nız olarak ben görev başındaydım. Benim için bu yaz bol gezip yeni yerler keşfetme, bol arkadaş ve bol iş üçlüsü arasında geçti. Gerçekten de üçünü bir arada o kadar eğlenerek yürüttüm ki. Yetenek keşfine bile çıktım kendimde daha doğrusu çevreden gelen önerilerle çıkarıldım, şimdi önümde bir kurs bir eğitim ve bolca iş olacak o yüzden boool enerji toplamam gerek. Nisa'nın geri dönüşünde ise; artık eğitimimiz için ilk adımı attık resmi olarak Marka İletişimi öğrencileriyiz, ileri ki hedefimiz ise önce meşhur bir buluşma daha gerçekleştirmek ve sonrasında da birlikte yüksek lisans yapmak. Birlikte okumayı özlemiş olabiliriz. Birbirimizi de özledik zaten. 🙈😢 Nisa'da az gezmedi he. Bir orda bir burda her yerdeydi anlayacağınız. Ee ben ona yok yere çekirkem demiyorum. 😁Onun da programında güzel bir kurs programı olacak. Bunlar dışında ise, çok fotoğraf çektik, çok anı biriktirdik, çok şey öğrendik. Ne güzel, ne eğlenceli keşif dolu bir yaz. O yüzden bizim için henüz yaz bit-me-di!

Şimdi biraz rölantide takılıyoruz, enerjimiz tavan yapınca mükemmel dönüşler yapacağız. Şimdilik kafa tatili zamanındayız. :)
Sizler ne yaptınız bu yaz diye sormadan önce, bu yazın mottosunu belirleyelim mi hep birlikte?

Bizce bu yazın mottosu; "EĞLEN." olsun. Nasıl?
Mevsimine, ayına, gününe, sıcağına, daralmasına aldırmadan hayatındaki tüm her şeye bambaşka bak, sahip olduğun her şeyi sev ve bolca eğlen. Hayat eğlenince, her yapılandan zevk alınınca emin olun çok ama çok daha güzel. Ne zaman bir olumsuzluk gelir gibi olsa aklınıza, kovun onu. Sizi en çok neşelendiren, gülümseten şeyleri düşünün. Şimdi sevdiğiniz bir müzik açıp dans etmeye ne dersiniz? E haydi o zaman. Bu yaz gibi, diğer mevsimlerimiz de çok güzel geçer inşallah diyelim ve sözleri bizim tatlı okur meclisimize bırakalım.

Siz neler yaptınız?
Buraları öyle boş bırakmak olmaz, görelim yorumlarınızı. 😋
Not: İyi ki varsın yaz! Seviyoruz seni. 🍒🍓🍉🍍🐳🍹🍦🍇🌻🌅🌞

Aşk Manifestosu


Yine bir iç döktürmecesi ile merhaba...

Bu yazı aşık olanlara ve olmayanlara, aşk nedir bilenlere hatta bilmeyenlere, aşktan acısını çekip aşkın varlığından haberi bile olmayanlara gelsin. Kısacası, herkese...

Aşk ne biliyor musun? 
Aşeka kelimesinden türemiştir; bir sarmaşığın sardığı bitkiyi kurutması, soldurması ile başlar hikayesi, seven insanın da sevdiği kişiden başkasını gözünün görmemesi sarartıp soldurması ile biter. Benzerler birbirlerine, aşkta sarmaşıktır biraz tek birine sarılıp tek biriyle solmaya razı olmaktır... Üzülsen de onla kalmaktır, mutluyken ona daha çok tutunmaktır.
Bırakmamaktır AŞK. Bırakamamaktır.
Vuslattır bazen, sonu kavuşmakla biten... Hasrettir bazen, burnunda tütüp duran... Kayboluştur kimi zaman, koskoca bir boşlukta salıncağa biniyormuşcasına sallanmaktır... Uyanıştır kimisinde, kişiye asıl benliğini bulduran...

Peki ya seninki hangisi?
Ya da soruyu değiştireyim, hiç aşık oldun mu?
Olmadıysan da olduysan da fark etmez, doğru yerdesin. Oku sadece.

Bir kez yaşıyorsun. Her şeyi. Hayatı da, aşkı da... Hayatın boyunca sadece bir kez sahip oluyorsun bir şeylere, mesela ailene, en iyi arkadaşına, evcil hayvanına, mesela ilk kez gittiğin bir yere bile ilk gidişin hep farklı, sevdiğin insana hepsine bir kez. Onlardan birisi hayatından çıktığı an içine düştüğün boşluk, bir daha yerlerinin dolamayacak olmasından. İstediğini getir ve yerine koymaya çalış, fiziksel olarak benzesin isterse karakteri benzesin o çok sevdiğin insanlara benzemeyecek hiç birisi. Hepsi aşk, bilsen de bilmesen de hatta bilmek istemesen de... Bir şeyler gidiyorken, arkasından baktığında için acıyorsa hepsi aşk... O gururundan tek kelime bile çıkmıyorsa ardından, o da bir aşk.
İstediğin kadar kork, istediğin kadar kaç aşk hep hayatında olacak. Yine de kaçamayacaksın.

Her şeye duyulan aşk değil ama bugünkü konum, bir tek kişiye duyulan aşk. Hayattaki tüm şeyler gibi, aşkı da bir kez yaşıyorsun veya yaşayacaksın.
Sadece bir kişiye her duygunun en büyüğünü ve ötesini hissedeceksin. Hayatına her giren senden birer parça götürecek belki, ama sonunda şu an olduğun kişiye döneceksin ve aslı karşına çıktığında tüm giden parçaların en doğru haliyle tek tek yerine oturacak. O zamana kadar herkesi seviyor sanacak, aşk mı bu diye sorgulayacaksın. Bazen heves ettiğin şeylerin küçücük mayınlar olduğunu göreceksin, o mayınlara bile isteye basacaksın yaralanacaksın. Düşecek, kalkacak gücü bulamayacaksın bazen. Çok müzik dinleyecek, çok yol gideceksin, çok da ağlayacaksın. Hep gidenlerde kalacak aklın ve hep suçu kendinde bulacaksın gidişleri yüzünden. Çünkü öyle sağlam gidecekler ki, bir daha geri dönmemek üzere ve kırılacak içinde bir yerler. Yalnız kalmayacaksın, ailen dostların yanında olacak ama yalnız bırakılacaksın. Bazen anlaşılmayacak, sinirini üzüntünü içinde yaşayacaksın. Dinlenmeyeceğini bildiğin aşk hikayeni kimselere anlatmayacaksın. Ama duvarlara anlatacaksın bazen ya da yolda giderken müzikle birlikte akıp giden yollara. Elinde telefonu sımsıkı tutacak kendinle çok savaş vereceksin. Çalmayan telefonun, atılmayan mesajların ardından gururunu hiçe sayan ama duygularını hiçe saymayan da sen olacaksın. Adına aşk diyeceksin, acıttığı yerde tutacak seni bu kelime. Aslında tüm yaşanmışlıkların seni aşka hazırlayacak. Seni bunca üzenden sonra, asıl aşk gelip seni bulacak. Her şeyin sanrı olduğunu fark edeceksin. En iyisi sen haydi gel geç karşıma otur, konuşalım.

photo by: tumblr


Aşık olacaksın, o kadar güzel seveceksin ki... Sen hep sevmeye devam et, o sevgiyi bilemeyenin utancı olsun. Öyle klişe bir cümle ile "onunla yaşlanmak istiyorum" demeyeceksin. Hissettiğin sevgi, o kadar güçlü ki tarif edemeyeceksin herhangi bir cümleyle. Çünkü hiç bir cümle içindekine yakışmayacak, hafif kalacak göreceksin. İlk görüşten çarptıracak kalbini, belki de tanıdıkça seveceksin. Belki hiç aklına bile gelmeyen olacak çünkü arkadaşın ya da hep hayalini kurardın onun. Bir şekilde buradasın işte, hangisi olduğu önemli mi?
Gözlerini kapatacaksın dünyadaki herkese, bir tek onu saklayacaksın. Onun tek bir kelimesi duyduğun en güzel harf sıralaması olacak, hatta alfabe hiç bu kadar güzel olmayacak. Sesi tüm müziklerden bile daha güzel. İçindeki tüm solmuş çiçekler, gülümsemesiyle can bulacak. İnan.
Hiç kimseye benzemeyecek, öncesindeki incinmişliğini tek bir gülümsemesiyle onaracak, seni elinden tutup ayağa kaldıracak. Mucizen. Evet mucizelere inanmayan sen, ona inanacaksın.

Şimdi nerede?
Yanı başındaysa ona "iyi ki sen varsın" de mesela, elini tut sımsıkı. Şanslısın ki bulmuşsun kalbini attıranı. Değer verenlesin, değer veriyorsun. Ne mutlu sana.
Peki ya olmayanı nerede?
Gelecek. Belki de hayatında. Sadece fark etmedin henüz. Bir çift göz sana çok güzel bakıyor belki de görmedin veya görmezden geldin. Çünkü önceki yaşadıklarını tuttun önünde, koydun geleceğine. Üzülmekten yoruldun, bir kez daha kırılmak istemedin, kötü biter sandın korktun. Bırak kendini. Korkma aşktan, hiç bir şeyden. Korkarak üstüne çekebilirsin ancak, ama sen korkma. O kişinin farkındaysan, o kişinin seni sevdiğini biliyorsan ve azıcık bir dakika bile olsa içinden onu geçiriyorsan; durma. Git yanına, konuş. Herkesi aşk sanıp tuttun hayatında. Bir şansı hak eden biri bile varken, durma.
Hep yanlış yönlere baktığından unutmuşsundur belki doğru yönde ilerlemeyi? Heveslerin uğruna tüketirken zamanını, yanlış kişilerle gözünü körleştirmişsindir?
Kelimelerimi al sözlüğüne, cümlelerimi ezberle.

Sonsuza kadar acı çeken sen olmayacaksın, sonsuza kadar sevilmeyen de öyle... Farklı gözlerle bak hayata... Seni kahkahalara boğan o adama/kadına dikkatli bak. Seni senden fazla önemseyene dikkatli bak. Sen kafanı başka yere çevirdiğinde seni izleyene dön bir bak. Belki içinde kendini göreceksindir. Bir adım atmadan bilemezsin.

Seni aramayanın peşinden gitme, seni özlemeyeni özleme, seni unutanı gününü gün edeni göm içinde, senin bir damla gözyaşını bile akıtanı tutma kalbinde. "Benim için çok değerlisin" cümlesine sığınıp seni değersizleştireni hayalinde saklama.
Zor biliyorum. Yaşadıkların az buz bir şey olmadı hiçbir zaman. Ama toparlanman gerek.
Hayat bazen çok üzüyor herkesi, ama en sonunda hak ettiğin gülücükleri de bir bir yerleştiriyor hayatına. Kaybettiğimizden fazlasını kazanıyoruz. Kaybettiğin dönemler bitecek, hak vereceksin bana.

Senin neden olmasın kazandığın?
Belki de vardır, bir mucizen...
Önemli olan an'ın kıymetini bilip bilmediğinde... Bırak geçmişe bakmayı, acılarına acı katlamayı, geçmişindeki gitti bitti. Şimdiye bak. Seviyorsan söyle, fark etmediysen sevenini fark et, yanındaysa sarıl, uzağındaysa hissettir, karanlığa değil pırıltılara odaklan. Bugün yap bunu. Haklı olduğun ne varsa savun, haksızsan özür de dileyebil. Bunlar seni küçültmez, aksine yüceltir. Bir aşk yakaladıysan, tut bırakma. Herkes tutabilmek için savaşırken, sen onu öylece ezip geçme. Henüz yoksa o kişi hayatında, bekle sabrettiğin senin yanında belirecek bir gün ve tüm geçmişini silip atacak bir köşeye. Dertlerini unutturacak, mutlu edecek. Bir gün sende "iyi ki" diyeceksin. Sadece korkma.

Bazılarınızla gerçek hayatta da dertleştim derdine de ortak oldum, bazılarınız içimi bile biliyorsunuz aslında. Beni biraz benimsediyseniz bugünkü manifestomu hep aklınızda tutun olur mu?

Uzun oldu her şey biliyorum malum iç döktürmelerim meşhur, ama okuyabildiyseniz şu noktaya kadar bin teşekkür sizlere. Her saniyenin farkında, sevginin aşkın kıymetiyle yaşamanız dileğiyle. Kendinizden ödün vermeyin, ama bunun yanında sevmekten asla korkmayın. Mutlu kalın, aşkla kalın.




Eylül-Ekim Blogger Keşif Etkinliği


Bayram sonrası yine merhabalar! 3 haftalık tasarım arasından sonra biraz bombastik dönmüş olabiliriz, tam enerji tam motivasyon, güzel şeyler derken işte buradayız. Tabii o sıra ağustos ayında etkinlik de yapamadık. Blogger etkinlikleri çok sevildi, ki zaten sevilmeli de çünkü daha çok tanışıyoruz. 😎 
O zaman gelin, iki aylık etkinliğimize birlikte başlayalım. 
Bu etkinlikte yine bir farklılık deneyelim dedik, isterseniz şartları hemen sunalım.




❤ İlk olarak blogumuzu takip etmeniz.


❤Yorum kısmına blogunuzun adresini, sizi kolayca geri takip edebilmemiz için google+ adınızı ve blogunuzun neyle alakalı olduğunu, kategorisini bir kaç kelime ile tanımlamanız.

❤ Ve son şart instagram çekilişlerinden akla gelen bir şart. Yorumunuza çok sevdiğiniz, takip ettiğiniz ve herkese önerebileceğiniz bir blogger arkadaşınızın blog adresini bırakmanız. (aklıma gelmiyor diyenlerin, canı sağolsun😊)

Ve bu kadar artık rahatlıkla keşfedilmeyi bekleyebiliriz. 

Peki Haziran-Temmuz blog keşif etkinliklerinden aramıza katılan bu etkinliğin tatlı mı tatlı güzel misafirlerine bakalım bir de. Hepsi çok sevdiklerimizden.


Haydi sıra sizde, yorumlarınızı bekliyoruz. Kasım ayında sizde burada yer alın.


Tüm sorularınız, önerileriniz için iletişim bölümünden bize ulaşabilir...

adreslerinden bizi takip edebilirsiniz...
Koccaman sevgiler o zaman💖


Dr. Oetker'in Yeni Ürünlerini Denedik


Mükemmel bir marka ile sizleri buluşturalım o halde. Öncelikle Dr. Oetker gerçekten bendeniz Kübra'nızda yeri başka olan bir marka, birinci sebebi tariflerinin her türlü tam yüzde yüz olması. Hangi ürününü deniyor olursanız olun, kesinlikle tariften ekstra bir şey katmanıza gerek yok. Çünkü dört dörtlük yapıyorlar her şeyin hakkını veriyorlar, hatta öyle bir yapıyorlar ki pastaneden çıkmışcasına tarifler hazırlıyoruz.😊 Benimle aynı mutfağa girme imkanı yakalayan yakın çevrem çok iyi bilir ki tatlılarda, pastalarda asla başka bir marka arayışına girmem. Dr. Oetker kalmamışsa onu bulana kadar market market dolaşabilirim. 🙈 İkinci sebebi ise, bloggerlara gerçekten önem vermeleri. Kendileriyle iletişim halinde olduktan sonra size desteğini gösterebilecek bir firma. 🙌

Kargom geldiğinde çok heyecanlandım, kendimi tatlılardan oluşan bir havuzda hayal etmeye başladım. 😍

⇝ Peki kutudan neler çıktı? 



❤ 1 paket Kekburger
❤ 1 paket Brownili Puding
❤ 1 paket Köstebek Cupcake
❤ 1 paket Fondü
ve çeşitli tarif dergileri. 

İşte benim gözlerimden kalpler uçuşturan Dr. Oetker'in en yeni ve en gözdem olan ürünleri.
Şimdiden uyarayım bu yazı son derece can çektirici ve büyüleyici olabilir. :)

Yalnız başlamadan önce söyleyeyim, instagram adresimden de yapım aşamalarını story aracılığı ile paylaşmıştım ne yazık ki bazılarını kaydetmeyi unuttuğum için elimdeki fotoğrafları sunacağım size.

💙 Kekburger

İki kek arası sütlü nefis bir krema ve karşınızda Kekburger!
Yapması çok eğlenceli, fakat şeklen tutturması da biraz dikkat isteyen bir tatlı. Ben biraz hızlı yapmış da olabilirim.🙈

Atıştırmalık sandviç tadında, ama tatlı olduğu için de tatlı ihtiyaçlarını ve tatlı krizlerini şipşak çözebileceğini düşünüyorum. Benim için oluşan durum böyleydi.



Görüntüsü ise bu şekildeydi. Yanına sade süt veya tarçınlı süt ile içmenizi tavsiye ederim, şahane bir şekilde dengeliyorlar birbirlerini. Tadı da görüntüsünden nefis, hem hafif hem de kakao ve çikolata ihtiyacınızı karşılıyor.
Paket içerisinde pişirme kağıdı, kek ve krema karışımı bulunmaktadır. Zaten tarifi kutuda yazılan şekilde harfi harfiyen uyduladığınızda sonuç aynı fotoğraftaki gibi oluyor. Süslemek için ben hindistan cevizi ve damla çikolatalar kullandım. Sizlerde droetker.com adresinden farklı çeşitlerine bakabilir, zorlanırsanız videolu tarifini de izleyebilirsiniz.

💚 Brownili Puding

Tariflerdeki en basitlerden birisi. Hepimizin mutfağında hem kek hem de puding pişirdiğimiz oluyor. Hatta en sık ve pratik tatlılarımızdan. Peki ya ikisinin bir araya gelmesine ne dersiniz? Hem de yoğun mu yoğun bir çikolata tadıyla...



Gördüğünüz gibi bir tatlı çıkıyor ortaya. Ben biraz sunum konusunda acemiyim, ilerleme kaydetmeye çalışıyorum. Umarım görüntüsünü beğenmişsinizdir. 🙈😇 En altta pudingi, üstte de brownisi ile nefis bir şey. Üstelik brownisinin içerisinde çikolata parçacıklarını da hissedeceksiniz. Yapımı ilk başta da dediğim gibi oldukça basit, puding karışımını tencerede pişiriyorsunuz, tepsiye döküyorsunuz, o soğumadayken bir yandan da browniyi hazırlıyor soğuyan puding tepsisine döküyor ve öylece fırına veriyorsunuz. Sonuç ise ta-ta-ta-taam. Çikolata aşıkları için öneririm, hatta üstüne de dondurma koyabilir farklı bir tadım yaşayabilirsiniz. 💚

💛 Köstebek Cupcake 

Benim favorim! En ama en lezzetli tatlım kesinlikle bu. Yapımı biraz emek istiyor, vakit alabiliyor ama kesinlikle bu emeğinize değecek. Nasıl anlatsam nereden başlasam bilemiyorum ama, keki ayrı lezzetli, arasındaki muz ayrı tat ve kremasındaki muz aroması kalp ben diyebilirim. Köstebek pasta deneyenler bilir o da harikadır, ama cupcake formundayken çok daha başka.

Yine instagram story'lerinde aşama aşama paylaştım. Paket içeriğinde ise; 10 adet cupcake kalıbı (renklerine bayıldım), un ve krema karışımı, bir de çikolata parçacıkları bulunuyor. Yani herşey Dr. Oetker tarafından düşünülmüş ve paketin içerisine konulmuş.






Görünce yine canım çekti yalnız. 💛 Mutlaka denemelisiniz, eminim sizde ben kadar seveceksiniz. Aşk yaşıyorum da ben biraz kendisiyle. Sen bir harikasın Dr. Oetker!

Ve gelelim paketin içerisindeki son tatlımıza...

💜 Fondü


Son denenen lezzet ise bu güzellik oluyor. Yapması çok pratik, çikolata ihtiyacını minicik bir molayla giderebilecek bir tatlı.




Gördüğünüz gibi ben marshmallow, muz, fındık ve çikolata parçaları ile denedim. Marshmallowları kızartarak karamelize de edebilirsiniz. Aslında ben bir iki tane o şekilde de denedim harika oluyor, fakat fotoğraf çekerken dayanamayıp yedim. 🙈 Kızartmasanızbile tadı enfes oluyor. Evde pratik bir şekilde kendi fondüsünü hazırlamak isteyenler için, hem fiyat olarak hem de zaman açısından çok uygun. Tadına diyecek lafım olmadığını tahmin edersiniz. 💘😋


Görüldüğü gibi benim şahane Dr. Oetker kargom ve içeriği bu şekildeydi. Kah sunum yapma çalışmalarımla, kah tadımları gerçekten düşündüğüm şekilde dile getirmeye çalışmamla başarılı olduğumu düşünüyorum. Bir kez daha en sevdiğim markaya teşekkürler. Şimdiden deneyen herkese de afiyet bal şeker olsun.

Sizinde önerileriniz varsa, yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz.
Hoş kalın, tatlı kalın.💞😍


Hayatınıza Katmanız Gereken 3 Bitkisel Yağ #1


Herkese yeniden merhaba, mutlu günler olsun.🙋🌿
Yine ilkini başlatacağımız bir yazı ile sizlerleyiz. Bugünkü sağlık temalı konu ise; hayatınıza katmanız gereken 3 bitkisel yağ olacak. Onları anlatmaya başlamadan önce, bu konuya olan yatkınlığımdan bahsetmek isterim.
Annem buradan okuyorsa bir kez daha teşekkürlerimi sunar, minnoş yanaklarından öperim.😇 Kendisi bitkisel olan her şeyle oldukça ilgilidir, bu açıdan da benimde ilgimi çeken ve hayatıma kattığım bir çok şey oldu. Yiyeceklerden içeceklere, yağlara kadar annem sayesinde bu kadar bilgi sahibiyim. Övünmek gibi olmasın ama, doktorların bilir-miş gibi yaptığı bazı şeyleri annem daha iyi biliyor. Doktor olsaydın on numara olurdun aşkitom!💗
Gerçeklere dönecek olursak, artık yaşam öyle bir hale geldi ki neredeyse hayatımızın her alanında hazır gıdalara, hazır ürünlere merak salmış durumdayız. (zararlı olduklarını bile bile) Yine bunlar dışında rahatsızlıklarımızda bile ilaçlardan medet umar, onlar olmadan asla diyecek haldeyiz. İşte alternatif tıp dediklerini bu yönden seviyorum, çünkü her ne kadar yapay yaşıyor olsakta bitkilerle doğala kaçmak da mümkün.
Tabii ki şunu da söylemem gerek, her şeyde de bitkisel çözümlere kaçılmaması gerekiyor. Bazı rahatsızlıkların tedavisi için daha fazlası şart.

Keşke her şey, herkes çiçeklerden, yapraklardan, doğadan yarar sağlayabilse!


Şimdi sizlere önerdiğim 3 yağdan bahsederek, konuya giriş yapmak istiyorum. Burada denemediğim, bilgi sahibi olmadığım hiçbir şeyden bahsetmiyorum biliyorsunuz ki. Bu bitki yağlarını da yine bizzat kendimin deneyip, yıllardır uyguladığım şekliyle sizlere anlatmak isterim. O zaman gelin başlayalım. 😊

⇝ Çam Terebentin Yağı


Kokusuna bayıldığım yağlardan birisi. Hatta en favorisi. Benim özellikle kullandığım alan, saç için... Biliyorsunuz ki, kullandığımız şampuanlar için ne kadar katkısız dense bile illaki içlerinde maddeleri epeyce bulunuyor. Bizlerde kötünün iyisi diyerek, daha az katkı maddesi içerenini almaya çalışıyoruz. Zaten şampuanın köpürmeyeni makbulmüş, ama ben köpürmediğinde nedense saçlarımın temizlenmediğini düşünüyorum. Bu köpürmede içeriklerden dolayı oluyor. 

Peki şampuanlardaki zararlı etkileri nasıl azaltabilir, içeriğini biraz daha nasıl iyileştirebiliriz?
Cevap basit; Çam Terebentin yağı ile...

Benim kullandığım şekliyle anlatayım; şampuanınızın yarısına bir kapaklık çam terebentin yağı ilave ediyorsunuz ve çalkalıyorsunuz, düzenli olarak kullanıyorsunuz. İşte bu kadar basit. Böylece zararlı etkiler azalıyor, hatta yararları daha çok görmeye başlıyorsunuz. 
Yaklaşık 2 senedir uyguladığım ve kesinlikle vazgeçemeyeceğim bir yağ. Saçları gürleştiriyor, dökülmeleri azaltıyor (tabii kansızlığınız vb. varsa dökülmeleriniz devam edecektir ama şiddeti azalacaktır), aynı zamanda yumuşatıyor, ekstra bir parlaklık sağlıyor. Üstelik saçınıza onun kokusu değdiği an mutlu olabiliyorsunuz.😁🙈 Bir yan etki, tahriş durumu yapmadı. Yine de hassas ciltler şampuanın içerisine dolum dolum boşaltmasınlar, dediğim gibi max. 1 kapak dökmek yetiyor. 

Böylece en azından saçlarım katkıdan uzak diye mutluyum.
Bu arada fiyatı da markadan markaya değişmekle birlikte; 7-12 TL. arasında bulabilirsiniz.

⇝ Hindistan Cevizi Yağı

Gelelim favori yağlarımdan ikincisine. Hindistan Cevizi yağının adını eminim ki, tüm Gratis'ci Watsons'cu arkadaşlarım duymuştur. İlk başlarda popüler olmayan bu ürün, şimdilerde epey tercih edilir ve her yerde kolayca bulunur hale geldi. Bende ilk olarak Aslı Özdel'in saç bakım ürünleri videosunda duyarak almış ve denemiştim. Yine bu yağ ile de 2 yıldır ciddi bir birlikteliğimiz var.😁

Hindistan Cevizi yağı, dolapta durdukça bildiğiniz dondurma gibi kaskatı duran ama sıcak ortamda bildiğiniz sıvı yağ kıvamına kadar dönebilen bir yağ. Ben buzdolabında saklıyor, kullanmadan bir yarım saat kadar önce dışarı çıkarıp eriyebilir ve saça uygulanabilir kıvama gelişini bekliyorum. 

Nasıl mı kullanıyorum?
Göz kararı bir-iki yemek kaşığı kadar hindistan cevizi yağını buzdolabından çıkarıyorum. Oda sıcaklığında yumuşadığında ise kuru olan saçımın her teline masaj yaparak uyguluyorum. 15-30 dakika arası kafamda bir havlu veya bone yardımıyla bekletiyorum, hava sıcaksa bunları takmanıza bile gerek yok. Ardından önce ılık suyla saçımı yağdan arındırıyor, daha sonra da şampuanımla normal yıkıyorum. Tüm işlem bu kadar. Ardından canlı görünümlü, parlak ve yumuş yumuş saçlar.
Bu maske işlemini haftada veya iki haftada bir yapıyorum, bu kadarı da yeterli oluyor. Saçlarınızda elektriklenme problemi varsa bir çay kaşığından az alarak elinizde eritip, saçlarınızın üstüne hafifçe "pıt pıt" dokundurabilirsiniz. Elektriklenme giderilecektir, ama çok aşırısı saçı yağlı gösterebilir. Aklınızda hem çam terebentin hem de hindistan cevizi yağı için bir soru oluşmuş olabilir. Saçları yağlı gösteriyor mu diye? Kesinlikle hayır, eğerki bolca kullanmıyorsanız yani ölçülüyseniz asla yağlı izlenim oluşturmuyorlar. Ee ne demişler her şeyin azı karar, çoğu zarar. Denge şart. :)

Saç dışında hindistan cevizinin tahmin edemeyeceğiniz kadar çok yararı var. Ama yine benim kullandığım diğer bir alanı ise, cilt oluyor. El, yüz ve ayak bakımı için de bir harika. Her gece olmasa da gün aşırı uyguladığınızda, elinizin yüzünüzün ve ayaklarınızın pamuk gibi olduğunu göreceksiniz. Ama biraz fazla yağlı geleceği için her gece diyemiyorum, özellikle de evliyseniz. 🙈

Bu yağın fiyatı ise, indirimlere denk gelirseniz 20 TL.'ye kadar düşüyor, normalde 30-35 aralığında. Çok pahalı diyeceksiniz, ama emin olun bu kavanoz size minimum 3-4 ay yetecektir.

⇝ Susam Yağı

Vee son favori yağıma geldik. Susam yağı; cilt, el/tırnak ve vücut bakımında bir profesyonel diyorum. Aynı zamanda da ağrı kesici olarak da çok etkili bir yağ. 

Hemen size kullandığım alanları da anlatayım;
- Cilt: Sivilceniz varsa, akne meyilli bir cilde sahipseniz tamam doğru yağdasınız. Her gece yatmadan 10-15 dakika önce sivilcenizin olduğu bölgeye masaj ile sürün bir kaç damla size fazlasıyla yetecektir. Sabah uyandığınızda o sivilceler hafiflemiş olacak. İsterseniz, tüm yüze de uygulayabilir yumuşak ve pürüzlerden arınmış bir şekilde gözünüzü açabilirsiniz. 
-El/Tırnak: Manikür ve pedikürden sonra krem yerine bu kullanılabilir. Özellikle yine gece kullanılmasını tavsiye ederim. Neden hep gece diyeceksiniz? Çünkü gece biz uyurken vücudumuz kendini yeniliyor, biz güzel yatarsak onunda işini bir nebze kolaylaştırıyoruz. Yüz maskeleriniz bile gece yapıldığında çok güzel sonuçlar verecektir. El ve ayak tırnaklarınız içinde uyguladığınızda, düzenli kullanım sonrası tırnaklarınızın ne kadar düzgün, güçlü ve kırılmadan çabucak uzadığını gözlemleyeceksiniz. Sadece tırnaklarınızın üstüne ve etlerine ovuşturarak yapmanız gerekiyor, hepsi bu. Ayrıca ojelerden dolayı oluşan sararmalarında azaldığını fark edebilirsiniz.
-Vücut: Vücuttaki çatlakları, selülitleri de azaltıyor. Portakal kabuğu görünümü her kadının korkulu rüyası, işte susam yağı sayesinde bundanda harika bir şekilde yararlanabilirsiniz. İster yatmadan önce, ister duş sonrası bir kaç damla çatlak görünümlü bölgelere yuvarlak masaj hareketleriyle sürmeniz yeterli. 
-Ağrı Kesici: Bayanların şiddetli adet ağrıları için önerdiğim bir yağ. Karnınızın saat yönüne doğru masaj şeklinde uyguladığınızda ve üstüne de bir atkı vb. bir şey sararsanız 10-15 dakika içerisinde o ağrıdan eser kalmadığını göreceksiniz. Sadece ağrı çok şiddetlendiğinde süresi uzayabiliyor, siz ağrıyı hisseder hissetmez yağı sürün en hızlı etki için. Aynı zamanda bu özelliğini bir talihsizliğimle daha tescilledim🙈 Kış döneminde şiddetli bir rüzgar sebebiyle ufak çaplı bir çene sorunu yaşadım. Yüz felci olduğumu sananlar da oldu, ama değilmiş sadece aşırı soğuma ve sonrasında aşırı gevşeme sebebiyle kütürdetmişim birazcık. (Tabi bana çenen düşük ya ondan oldu kesin diyen yakın çevremede buradan selam olsun.)💁 İyileşme sürecinde çenemi açarken ağrı çok oluyordu, yine annemin "susam yağı da keser ağrıyı e kullansana" önerisiyle bir de bu aşamada denedim. Sonuç olarak ise hem kasılan çenemi rahatlattı, hem ağrımı azalttı. Susam yağı sen nelere kadirmişsin ya dedim kendimce. Yine diğer ağrılar içinde kullanılabilecek yağlardan bir tanesi. 

Fiyatına gelecek olursam; 11 TL. (yine markalara göre değişiklik gösterebilir.)

Anlayacağınız, mutlaka deneyin diyebileceğim 3 yağ bu şekilde. Epey detaylıca ve uzuun uzun anlatmaya çalıştım. Yardımcı olabildiysem ne mutlu. Hayatınıza katacağınız daha çok yağ olduğu için, benim hayatımdaki ilk 3'le başladım. Devamı da gelecek.

Bu noktaya kadar okuduysanız, çok teşekkürler. Bir sonraki yazımızda görüşürüz diyelim o halde. Hoşça kalın.💞


Yine, Yeni, Yeniden


Yazı yazmayı özleyen Kübra'dan herkese selaam! Hemde sürprizli! Bu 22 Ağustos tarihinin uğrunu seveyim. Geçen senede beni böyle mutlu etmişti. 💕

Aslında daha 10 gün vardı, geri sayım yapıyorduk birlikte ama dayanamayıp ta-ta-ta-taam şeklinde karşınıza çıktık tekrar.🙌
Vallahi özlemişim ya, bundan sonra daha uzun yazılar döktüreceğimden şüpheniz olmasın. Öncelikle bu ay bol tasarımlı, bol yenilikli geçti. Aslına bakılırsa şu son 1 ay içerisinde hem blogspot olmaktan çıkış hem de tasarımın bir araya gelmesi, tamamlanmış hissettiriyor. Ama detaylara inmeden önce, gelin hep birlikte ilk günden bugüne sitede hangi değişiklikler var onları anlatayım flash back tadında. :)

⇝ Ruhuna Renk Kat'ın ilk hali 


En kaba taslak, en basitçe, tam bir acemi blogger tadında ve havasında, biraz bendeniz Kübra'yı yansıtan kısa küt saçlı bir kız sembolüyle tanıştık.


⇝ Bir Sonraki 


Logo öğrenmeye çalışmanın hali ile kalpli ve yazılı logo sunduk daha sonrasında. Logo tasarım sitelerinde denemeler ve çabalar sonucu ortaya o çıkmıştı. Hatırlayanlar bilir. O kalbin rengi herkeste farklı bir yoruma sunuldu ama, o kalp piksellerden oluşan ve pembe tonlarıyla giden bir kalpti. Evet bunu kamuoyuna duyurdum şu an. :)

⇝ Vee son hali ile Ruhuna Renk Kat


Neden şu anki tip bir logo diye soranlar için hemen açıklayayım. Ruhunuzu renklendirebilmek için sizlere bol kalpli, bol öpücüklü, bol mottolu mektuplar yazıyoruz, bunu belki internet üzerinden yazıyoruz ama buradan da mektuplarımızı uçak yapıyor ve yolluyoruz. Herkese bir kağıttan uçak gidiyor ve sizlerle buluşuyoruz aramızda kilometrelerce mesafe bile olsa. Herkes her yazıdan, her kelimeden kısacası her mektubumuzdan kendisine paylar çıkarıyor. Bunun için buradayız. 
Site tasarımı tamamen kendi elcağızlarımdan oluşturulmuştur. Durun azıcık hem şımarık(hiç huyum olmasada) hem de sevindirik olayım. :) Tasarım sebebiyle verilen 1 aylık süreçte meğerse bloggerlıkta ne kadar ilerlenebildiğini fark ettim, aynı zamanda yeni iş ve yeni uğraşlarla ilgilenmeye başladım. İlk günümüzü hatırlıyorum da, ne kadar acemi ve ne kadar da "acaba?" sorusu vardı kafamda. Şimdi ise her şey mis. Blog dünyası her geçen gün biraz daha ilerleyen bir alan, yenilenmeyi ve öğrenmeyi de gerektiren bir alan üstelik. Buna uygun olabilmek de şart. Ne mutlu ki, burada olmak hala aynı yazma ve paylaşma aşkıyla devam ediyor olmak harika bir duygu.

Peki sizce, hem mobilden, hem de masaüstünden tasarım nasıl olmuş beğendiniz mi? Yine renkli olabilmiş miyiz? :) Heyecanımı anlatamam, ilk site tasarımım ilk sunuşum. Umarım acemiliğimi çok yansıtmamışımdır. 

Bu arada atlamak olmaz. Benim küçüklüğümü bilen yaklaşık 11 yaşımdan bugüne kadar beni tanıyan ve bilgisayardan, aklınıza gelebilecek tüm programlara, an itibariyle de web tasarımına kadar telefondan bile öğretmenlik yapabilen canım abime teşekkür ederim. Ben küçükken babamın çalıştığı yerde onun yanına gider o bilgisayarda ne yapıyorsa izlerdim, onun işi yokken de ben bilgisayarının başına geçer kurcalar dururdum. Sanırım bu bilgisayar aşkı da buradan geliyor. Kan bağımız yok ama, manevi olarak gerçek bir abiden daha yakın bana. Şimdide web tasarımına el atışımı kutluyoruz. :) Kendisi inceledi, onayladı ve beğendi sunuma hazır olduğuma kanaat getirdi. Yine okuyorsa "başının belası başardı dimi abiiee :))" diye sesleniyorum kendisine. Bu arada web konusunda üstüne tanımam. Kendisine tasarım konularında danışmak, hatta tasarım yaptırmak isterseniz linki burada efenim. Çırağı olarak bana da ulaşabilirsiniz tabi artık. :P

Yorumlarınızı mutlaka bekliyoruz, unutmayın ama. 
O zaman yeniden hoşbuldukkk, Ruhuna Renk Kat geri döndü canlar.💙🎈🎉