Bir Kahve Hikayesi


Blog yazarı olmanın en güzel yanı hele ki bir de kişisel blogsa; içini dökebilmek, umursamadan hissettiklerini buraya aktarabilmek bence...
Bugün o kadar çok anlatasım, tek bir adamdan o kadar çok bahsedesim var ki...
Yazılarımda ara ara "Sevdiğim Bey"den bahsediyorum, ama o bu tanımdan çok fazlası ve hiç böyle onun için geçmemiştim bilgisayarın başına...
Umarım ansızın bloga girip baktığında, dünyanın en mutlu adamı olur (bir kez daha, azıcık şımarayım ben de:))
...

....
Bir kahve hikayesini anlatacağım size...
İşe başlamışım, ilk günüm nasıl heyecanlıyım... Saatler geçtikçe rahatlıyorum, alışıyorum, derken... Uykudan yeni kalkıp gelmiş mahmur bir çipil bakışlı adam geldi...Hiç göz teması kurmayan, mesafeli... Neredeyse sıfıra yakın bir diyalogumuz vardı, her gelişinde brownie intense alırdı, düşünceliydi de... Sonra iş çıkışları, çay ve kahve molaları ile denk gelmeye başladık, bir baktım gülüyorum, uzun zamandır olmadığı şekilde kahkahalarla, güldürüyor yahu bu adam beni hep bir şeyler anlatsın istiyorum çünkü komikli... Biraz daha zaman geçiyor, haftalar, aylar... Belki biraz hatalar, karışıklıklar, sıkıcı geçen zamanlar... Bunların ardından telefonum ilk kez çalıyor onun tarafından, daha öncede konuşurmuşuz gibi saatler süren bir konuşma, yine bol kahkahalı.. Hiç yabancılık hissetmiyorum, hatta yıllardır varmış gibi hayatımda öyle tanıdık, öyle bildik.. Hastalanıyorum endişeleniyor, çikolata istiyorum kucak dolusu çeşit çeşit yığıyor önüme, iş çıkışı diyorum kahve diyor, yemek diyorum tatlı da mı yesek diyor, ne zaman geleceksin diyorum dükkan kapısının önünde bitiyor.. Sahneye çıkıyordu o sıralar, sahne öncesinde ya da ara verince arıyor, sahne bitiyor ben uyuyorum o bana saçma da olsa komik bir mesaj atıyor.. Mutluluk.. Eğleniyoruz birlikte, birbirimizle dertleşmeye de başlıyoruz aslında... Acılarımız, yaralarımız, üzüntülerimiz yavaş yavaş birleşiyor gibi... Yakınımda duruyor, iş çıkışlarında eşlik ediyor, fırsat buldukça telefonda çene çalıyoruz, geçiyor zaman... Geçtikçe, güzelleşiyor fark etmeden...

Fark etmezdim öncesinde güzel şeylerin içimi doldurup taşırma ihtimalini... Çok gülen, ama sık üzülen bir kızdım. Bunca şeyin üstüne insan artık yaralanmak istemeyip sadece hayatını yaşamaya odaklanıyor, bilirsiniz. Durduk yere hayal kurmayı da bırakıyor, günü geçirme derdine düşüyor... Böyleydim aslında, ikimizin hayatında da yanlış insanlar olmuşken, iş güç stres derken bu adam benim yoldaşımdı, sırdaşımdı... Bir anda olmuştu, ansızın... Zaten ansızın olurmuş ya böyle şeyler, öyleymiş işte...

İlk görüşte aşk değildi belki ama usulca ve gitgide büyüyen bir aşktı... Standart bir tatlı ve kahve buluşması akşamında hissettiğim duygulardı buraya getiren, bunları yazdıran... O akşamlardan birinde ilk kez uzun uzun baktı gözlerime, bu anı unutamayacağım ömrüm boyunca... Hani bir şeyler vardır içinizde, söyleyemezsiniz, hatta bazen kendinize "saçmalama daha neler" dersiniz ya, öyle bir andı, tatlımızı yedik, güldük, dertlendik, sohbet ettik, her ne olduysa eve döneceğim anda oldu. Ben ona bakıyorum, sonra kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz, o bana bakıyor, kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz. Romantik bir film değildi ama bu, içimden ilk sarılma isteği de o akşam gelmişti. Yapamadım. Ayrıldıktan sonra uzaklaştırdım her şeyi kafamdan, ama kaçamadım. Bahsettiğim tüm yakın arkadaşlarımın fikrini aldım, oklar bizi gösterdi. Uzaklaşmak istedim, yanlış hissetmişimdir diye düşündüm... Değilmiş. Hayatımın en doğrusuymuş...

Birkaç gün geçti, bir ofis akşamında aklımı ondan alamadığımı fark ettim. Kıskançlık mı dersiniz, abartmak mı bilemiyorum ama o akşam onun en yakını olmak istedim. Ki gecesinde de o elini uzattı. İfşa edemem mesajını ama o mesajı sabahın 7:30'unda onlarca kez okuyup, üstüne ss alıp işe giderken onlarca kez daha okuduğumu biliyorum. Hâla daha açıp okurum. "Yanımdaydı, mutlu olmam için, iyi ki hayatımdaydı..." Sonrası mı? Sonrasında ilk sarılışımızın komikliği, ilk el ele tutuşmamız, ilk sıcaklığımız, ilk sevgilim deyişimiz... Hepsi o kadar farklı ki, hayat bana en özelini çıkarmış biliyorum... Liseli sevgililer gibi olduk, ilk aşk gibi... Her an birlikte yaşandıkça öğreniliyor, büyülenmek bu sanırım... İki çocuk birlikte büyümek, yaşlanmaya söz vermek...

İlk kez birine tüm benliğimle açıldım, korktum ve çok ağladım yanında... Bazense çok sustum, suskunluğumu dinledi kilometrelerce yürüdük ben sessizliğimi anlatabileyim diye, bazen çok kızdık hayata ve anlamsızlıklara. Tek bir an oldu ve o anda da aramızdaki bağı fark ettim. Hani denir ya; "birbiriniz için yaratılmışsınız" diye... Öyleymiş. Tüm yaşadıklarımız, birbirimizi bulabilmemiz içinmiş. Kulağımda bir şarkı çalıyor; "Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana ait olmak..." En özel akşamın, en güzel şarkısı.
Keşkeleri severdim, geçmişimi gömeli de oldu biraz, ama keşkeleri de bu yazıyla bitiriyorum sanırım. Keşke yıllar önceden beni bulsaydın da diyordum, keşke çocukluğumuzu bile birlikte yaşasaydık da diyordum... Artık bahsetmiyorum bunlardan, keşke kelimesini senle en baştan kaldırmalıydım, geç kaldım biraz. Yıllar önce seni bulsam efsane güzel olurdu, şimdiyse olmasa da sorun değil yanımdasın, yıllar sonra ve daha güzel haliyle... Bir sürü insan geçti yollarımızdan, bir sürü şehir ama geçtiler ve geçtikçe bizi yakınlaştırdılar bilmeden.

Kahrımı, nazımı, tribimi çektiğin için teşekkürler ömür. Bana hep gülümsediğin için, canım yandığında yanımda olup iyileştirdiğin için, şanslı olduğumu hissettirdiğin için... Koca gözlerime kitlendiğin, kahveleri bahane ettiğin, beni ailen yaptığın, nefes almayı doyasıya hissettirdiğin, sırıtığını hep güldürdüğün için teşekkürler... Bu yazıyı yıllar sonra tekrar okuduğumuzda aynı aşkla gülümseyeceğimizi biliyorum, o yüzden içimde büyük bir huzur var. "Nasıl da kaptım seni" sırıtışı da yapacağız elbette.

Bilmiyorsun belki ama, en çok ben seviyorum. :) Seni blogger aileme bile anlattım, daha ne olsun. (şuraya kıytırık bir gülüş gelecek) Bir kahve hikayesi olarak başladık seninle, kahve içmeli, kahve ısmarlamalı, kahve bahaneli buluşmalı... Sen benim kahve gözlüm, gülen yüzüm, bal suratım... Sana baktığımda neler hissettirdiğini tahmin edemezsin. Bu yazıda senin çektiğin benim paylaştığım, birbirimizi özlediğimiz günlerdeki şu fotoğrafın anlamını da...

Hayatımın en heyecanlı 1 senesini yaşıyorum, en güzelini... Ailem büyüdü, anlamlar çoğaldı... Daha önce hiç böyle hissetmemiştim sanırım, ömürlük bir yolun başlangıcı, her an için ayrıca heyecanlanıyorum, bazense gerçekliğe inanamıyorum. Bu yazının başlığını "Kübra gelinin günlüğü" mü yapsam? Size çeyiz alışverişlerimi anlatırım. :) Şaka bir yana, içimde anlatma isteği zirvedeyken kelimelerin tam olarak hissimi karşılayamaması üzücü... Sanırım, hiçbir cümle ile tam dolduramayacağım buraları... Hep yarım kalacak cümleler belli ki, ama içimdeki aşk hep tamamlanmış olarak ömrüme katılacak... Ve bundan sonrası için biriktirilecek bir sürü anı, atılacak binlerce mesaj, çekilecek yüzlerce fotoğraf, adımlanacak sokaklar, öğrenilecek şehirler, dinlenecek müzikler, bestelenecek şarkılar, çalıştığımız işler, sesinden duyacağım şarkılar yani daha uzar gider de işte koskoca bir ömür var. İyisiyle kötüsüyle, iyi günde kötü günde birlikte... Biliyorum, mucize olmaya geldin hayatıma.

Aşka dair ne varsa sen oldun. İyi ki!

Bu yazının sonu değil, tüm hayatın başlangıcı... Ve Bir Kahve Hikayesi ikinci, üçüncü ve bir sürü hikayeyle devam edecek, burada...

Fahrenheit 451 Yorumu-Kitap & Film


Herkese yeniden merhaba! Bu kez arayı çok açmadan geldim.
Sonunda da kitap bitirebilme mutluluğuna yeniden kavuştum. Uzun zamandır okuduğum (el değiştirdiğim demek daha doğru) kitapları ne bitirebiliyordum, ne odaklanabiliyordum. Sonra aynı tür okumaktan vazgeçtim, biraz daha sürükleyecek kitap seçimi yaptım. Sonucunda ise; Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451 kitabı ile birlikteyiz.

Fahrenheit 451 kitap incelemesini de yapacağım elbette ama bundan önce belirtmek istediğim birkaç şey var.

1. Kitabını okuduktan sonra filmlerini izleyin.
2. Kitabın uyarlaması olan iki film bulunuyor. Biri eski biri yeni nesil denebilir. 1966 ve 2018 yapımı olan Fahrenheit 451 filmi, ikisinde de umduğunu izleyicisine verememiş görünüyor. Bu sebepten önce filmi izlerseniz hayal kırıklığı yaşamanız mümkün.
3. Ben iki filmi izlemeyi de çok istedim fakat üzülerek belirtmeliyim ki eski yapım filmleri sevemiyorum, izlemek çok sıkıcı geliyor. Bu sebepten sadece 2018 yapımı olanı izleyip yorumlamaya çalıştım.

Fahrenheit 451 Kitap Yorumu


Kitap; Guy Montag adlı itfaiyecinin yıllar boyunca sorgulamadan, alarmlara göre işinin başında olmasıyla başlar. Dededen ve babadan kalan mesleğiyle, bunca zaman hiçbir şekilde kitapları neden yaktığını düşünmeyen Montag, Linda ile evlidir ve Clarisse adında 17 yaşındaki bir genç kızla tanıştıktan sonra hayatının değişeceğinin de farkında değildir. Konuştukları, ardından iş sırasında yaşadığı trajik ve akılda kalıcı bir an büyük etkiler yaratacaktır.

Konusunu bu şekilde en basit ve yalın dille anlatabilirim. Fahrenheit 451 Distopya olarak anılsa da bir o kadar da bilimkurgu türüne ait bir kitaptan bahsediyorum aslında... 

Tam olarak bozulmamış bir toplumun geleceği gözler önüne seriliyor, henüz hayal etmediğimiz şeyleri zihnimizde canlandırmaya başlıyoruz.

Bir kitabı yazmak ne kadar zor değil mi? Peki ya bir kitabı yakmak? Düşünsenize, kitaplarımızın yakıldığını. Gerçekten korkunç! İşte Montag'da tam olarak bunu yapıyor, yazıldıktan sonra yasaklatılan fakat evlerde bulunan tüm kitapları yakıyor. İtfaiyenin iş görevi değişiyor...
Kitapta anlatmakla bitmeyecek bir sürü vurucu nokta var. Ama özetlemeyi denersem; yeni gelişen toplum içinde git gide kayboluyoruz... Kitaplardan daha çok sığınacak, daha çok ilgilenecek birçok uygulamamız var artık veya sosyal alanlarımız... Kitap okumaya üşeniyor, video izliyoruz. Kitap almak yerine bambaşka şeylere paramızı harcıyoruz. Git gide köreliyoruz. Karanlığa bürünen toplumlardan olmaya başlıyoruz... Ne yazık ki... Durum böyle.


Birkaç alıntı da paylaşmak istiyorum, haklı bulduğum ve dikkatimi çeken en derin noktaları...

Kitap şöyle tek bir sayfayla başlıyor.

Fahrenheit 451:
Kitap kağıdının tutuşup yanma sıcaklığı...
-
İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyorlar.
...
Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuz firması sayıp, ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor. Kafelerde de genellikle espri makineleri çalıştırılıyor ve genellikle aynı espriler yapılıyor veya müzik duvarının ışıkları yakılıyor ve bütün o renkli desenler inip çıkıyor, ama bunlar sadece renk ve tamamen soyut.
-

Mesele ölen kadın değildi sadece, dün gece son on yılda kullandığım onca keroseni düşündüm. Kitapları da düşündüm. Ve o kitapların her birinin ardında bir insan olduğunu ilk kez fark ettim. Onları düşünüp yazmak için epey zaman gerek. Bu daha önce aklımın ucundan bile geçmemişti.
...
Bir insanın etrafındaki dünyaya ve hayata bakarak bazı düşüncelerini yazıya dökmesi belki bir ömür sürdü, sonra ben geldim ve iki dakikada bam! Her şey bitti.  
-

İnsanlara en popüler şarkıların sözlerini, eyalet başkentlerinin isimlerini veya Iowa'da geçen sene ne kadar mısır yetiştiğini hatırlayarak kazanacakları yarışmalar vereceksin. Onları yanmaz verilerle dolduracaksın, "gerçekleri" boğazlarına tıkıştıracaksın, öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle "zeki" hissedecekler. O zaman, düşündükleri hissine kapılırlar. Hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler. Ve mutlu olurlar, çünkü o türden gerçekler değişmez. 

-

Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.

Kitap kesinlikle çok güzel, hem dili hem konusu açısından benden tam not alıyor. Birçok okuyucuda aynı fikirdeymiş, sayesinde bol bol düşündüm ve akıp gitti elimde kitap...

Şimdi gelelim filmlerine, ama film yorumlarım oldukça kısa olacak sizi çok yormadan anlatayım kısaca. Daha doğrusu kendi yorumumu ve kitapla uyumlarını belirteyim.

Fahrenheit 451 Film Yorumu (2018)


Düşük puanlı ve olumsuz yorumlara sahip bir filme başlamak birçok önyargıyı beraberinde getirmiş olsa da, ilk 40 dakikasında "çok da kötü değilmiş yahu" dedim. İmdb puanı 5.0'da kalmış, HBO'nun üstlendiği başrolünde Michael B. Jordan, Michael Shannon'un oynadığı Fahrenheit 451;  kitapla uyumsuz bir film olmuş. Kitabı okumamış olsaydım, filmini sever miydim ya da tamamını izler miydim diye düşündüğümde ne yazık ki yarısında kapatacağımı biliyorum artık...

Film ile ilgili farklı filmlere ve karakterlere benzetmeler olmuş, ben bu kısımları çok bilemiyorum film kültürümün buna yeterli olduğunu da düşünmüyorum. Ama 1951 yılında basılan bir kitabın ilk filminin de 1966 yılında istenen etkiyi göstermemesine rağmen, 2018 de yeni nesil bir uyarlama yapılmasının nedenini bir türlü anlayamayacağım. Bu kadar uçuk bir uyarlamaya da gerek yok. Kitabı okuyan birinin, filmi izledikten sonra derin bir hayal kırıklığı yaşayacağı kesin.



Guy Montag dümdüz bir karakter olmuş ne yazık ki, olaylar kopuk, Yüzbaşı Beatty'nin bu kadar ön plana çıkarılması, ön plana çıkarıldıysa da Guy ile olan daha doğrusu olamayan derinliği, kitaptaki masum Clarisse'nin burda asi ve çok daha tuhaf bir hayat sürmesi, Montag'ın eşi Mildred Montag ortalarda yok, castta gözükürken filmde yer almaması, efektlerin yavanlığı, filmin sonunun Beatty, Douglas ve Guy için çok farklı olması gibi en önemlisi de kitapta yer almayan Omnis filmin dibe vurma sebeplerinden...

Her şeyi geçtim de VR kameralarla dolaşacak zamana nasıl gelindi, kitaplardan nasıl vazgeçildi keşke bilinseydi ve mekanik tazı olmalıydı...

Fahrenheit 451 hakkındaki genel yorumlarımı da sonuca ulaştırmam gerekirse; kitabını kesinlikle herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabın size katacakları sandığınızdan da fazla olacak. Fakat boş vaktiniz varsa ve doldurmaya yer arıyorsanız dahi filmini izlemeyin.

Kitabını okuyan ve filmlerini izleyenlerin de yorumlarını aşağıda bekliyorum. Umarım incelemem de herkese yararlı olmuştur. :)

Tekrar görüşmek üzere o halde, kendinize çok iyi bakın. :)

Peaky Blinders Dizi Yorumu


Herkese merhaba!
Bir dizi daha bitirir bitirmez yine geldim buralara, uzun soluklu sessizliğe bir siftah yazısı hazırlamak istedim. Dün akşam itibariyle bitirdiğim canım Peaky Blinders ile ilgili yorumlarımı aktaracağım sizlere... İzlemeyen kaldı mı gerçi bilemiyorum ama, ben büyük keyifle anlatacağım.

Upuzuuun bir yazıya hazır mısınız?

Peaky Blinders'a nasıl başladım? 


Instagram da gezinirken bir videoya denk gelmiştim, Tommy Shelby'nin (tabii o zamanlar ismini bile bilmediğim bir karakterken) şu diyalogunun geçtiği bir sahneydi:

"Çok yakındı.
Ve bir kadın vardı, sevdiğim bir kadın..
Ve çok yaklaşmıştım.
Neredeyse her şeye sahip oluyordum."

Bu sözlerle dolu, arka fonda Billie Eilish-Lovely şarkısının yer aldığı... Çok etkilenmiştim, hem o duyguyu hissettiğim hem de "mutlaka izlemeliyim" diye ilk kez bir dizi hakkında yorum yaptığım sahneydi. Normalde asla tek bir yoruma, videoya veya repliğe bağlı kalarak izlemem bir şeyleri.. Daha fazla detay beklentim olur, ama Peaky bu açıdan ilkti.

İlk bölümünü sevdiğim beyle birlikte izledik, ama hiçbir şey anlamadık. Çünkü Tommy reis bir şeyler yapıyor, tam kestiremiyorsunuz, bir de şarkılar alakasız gibi tam net olmayan ilk bölümde buluyorsunuz kendinizi. Tam olarak böyleydik. O sıralar Westworld 'e de birlikte başlamıştık (daha doğrusu onun ikinci izleyişiydi,bayılır kendisi:) ), ama bilirsiniz ki önerebileceğim şeyleri buraya aktardığım için o karambolde kaldı ve benlik olamadı. Westworld'ün ilk sezonunu izleyip, asgari tatmin sınırıma dahi ulaşamadığım için Peaky'den umutluydum ve mutlu son. :)

Peaky Blinders Konusu ve Karakterler


Öncelikle ilk bölüme aldanmamanız gereken bir diziden bahsediyorum. Şimdi diyorum ki; eğer baştan anlamadım diye bıraksaydım pişman olurmuşum. Eğer biraz tarihi, biraz aksiyonlu ve merak uyandırıcı bir dizi arayışındaysanız beğenirsiniz. Kendi adıma konuşmam gerekirse, bir dizinin içinde bol aksiyon geçmesi lazım ki her sahne sonrası panik atak geçireyim. :)

Peaky Blinders; 1. Dünya Savaşı sonrası İngiltere'sinde geçen bir nevi çete-mafyanın olaylarını anlatıyor. Sıfırdan yükselişe kadar geçen süreçte nelerin yaşandığı da çok güzel aktarılıyor. Bir bahis çetesiyken, çok daha farklı yerlere ulaşılıyor. Rusya, İtalya da dahil olmak üzere. Suç, aksiyon ve dram ağırlıklı dizide karakterlerin her birine hayranlık duymanız mümkün. Hepsinden kısaca bahsetmek isterim ama spoiler olmaması açısından sadece Shelby ailesinden ve Alfie Solomons'dan bahsedeceğim.





Tommy Shelby: Cillian Murphy'nin başrolü canlandırdığı Tommy karakteri üzerine ta-nı-mam! Zehir gibi bir zeka, tam bir reis ve idol kendisi. (Sevdiğim beye yine ekstra aşklarımı göndererek) Kadınların hayran olduğu bir karakter de demem mümkün. Öyle planlamalar yapıyor ki aklınız duruyor. "Bunu ne ara düşündün yahu!" diye sorguladığım çok oldu. Öngörülü, her detayı düşünen ve en önemlisi ailesini her şeyden üstün tutan bir lider. Övebileceğim birçok şeyi var aslına bakarsak, cümlelere sığdıramadım. Diziyi izlerken görecek ve hak vereceksiniz.

Arthur Shelby: Yine çok sevdiğim bir karakter. Harika bir oyunculuk, her düşüşünde "hey Arthur haydi kalk" diyebileceğiniz biri. Son sezonda yüreğime indirdi ama... Olmazsa olmaz bir Shelby, atarıyla gaza getiren ve Tommy'nin en güvendiği Arthur.

Polly Shelby: Diğer adıyla Pol veya Elizabeth Gray. Tam bir anaç ruh ve hanım ağa karakteri. Kadın oyuncular arasında en sevdiğim diyebilirim. Bazen çok sert çıkışları oldu ama Tommy kadar ailesini önde tutan bir kadın. Aynı zamanda da kadın haklarının yanında olan...

John Shelby: Arthur'dan bir küçük olan kardeş. Açıkçası çok bir niteliği sunamam, ama yine de güvenilir ve her şeye rağmen vicdanı olan bir Shelby kendisi.

Ada Shelby: İlklerde Shelby ailesinden uzaklaşmak istese de, sonrasında ailesine bağlı kalan kızımız. Sevdiği Freddie Thorne'dan sonra işlerin içine daha çok dahil oldu.

Shelby'lerden daha sonra büyüyen ve şaşırtmaya başlayan Finn Shelby en küçükleriyken, Michael Gray'de bir o kadar iyi bir karakter.

Grace'den bahsetmeli miyim emin olamadım (pek de sevmem kendisini, soğuktur biraz) fakat, Tommy o meşhur replikteki kadar hiçbir kadını sevmedi diyebilirim.

Ve Alfie Solomons: 2.sezona heyecanla başlama sebebim olan Alfie Solomons'u kim canlandırıyor? Tom Hardy. Acayip bir hayranlığım var, daha doğrusu hayranlık değil de bir filmde ya da dizide Tom Hardy'i görünce seviniyorum. Tanıdığın birini görünce sevinmek gibi. Fakat bu dizi de eğlenceli, sert ve bir o kadar da çakal bir karakteri yansıtmıştı.

Sonradan katılan oyuncular da kaliteyi zirveye taşıdı. Game of Thrones'dan tanıdığımız Little Fingers yani Petyr Baelish, Abaramah Gold'u canlandırırken, son sezonda bomba gibi gelen bir karakter olarak Piyanist filminden tanıyacağınız, başroldeki Adrien Brody katıldı. Diziye Luca Changretta adıyla gelen baş belası bir karakter oldu. Onu izlemek de aslında epey keyifliydi. Düşmanlıklara rağmen.

Tommy Shelby & Alfie Solomons

Abramah Gold

Luca Changretta

Karakterleri ve konusu bu şekilde anlayacağınız... Tommy'ciler el kaldırsın, yoklama alacağım.✋

Peaky Blinders Kaç Sezon? 


Dizi 4 sezondan oluşuyor, 5.sezon çekimleri de bildiğim kadarıyla devam etmekte ama ben çatlayacağım! Hiçbir sezonunda "bu neydi" demiyorsunuz, aksine hem tatmin oluyor hem de meraklanıyorsunuz.

Her sezon 6 bölümden oluşuyor ve yaklaşık 1 saate yakın sürüyor. Film izlemiş kadar oluyorsunuz, aynı zamanda da ilkten anlayamadığımız o soundtrackler zamanla daha keyifli bir hal alıyor ve her şarkıyı anında listenize ekliyorsunuz. Arctic Monkey şarkılarına ağırlık vermeleri ekstra kalp, ki severim kendilerini.

Yani 1 gün aralıksız Peaky Blinders izleseniz rahat bitirirsiniz. Arthur Shelby'nin de dediği gibi;

"Peaky Blinderslara Bulaşılmaz!"

sonrasında akışına kapılıyor, bırakamıyorsunuz. :)

Özet olarak yorumlarsam; bazı +18lik sahneler dışında, kurgusuyla gerçekliğiyle, karnıma ağrılar sokan sahneleriyle, olay örgüleri ve karakterlerinin oyunculuğuyla benden 10 üzerinden 9 alan bir dizi oldu. Imdb'de de puanı 8,8 olarak belirlenmiş bu da tüm dizilere bakıldığında oldukça üstün bir puan. 

Ve savaşa dair bazı noktalara değinilmesi benim için ilgi çekici, nedendir bilinmez 1.Dünya Savaşı her zaman bir ilgi alanımda oldu. 

İngiliz aksanından hoşlanmayan bana sevdirdiği için bir teşekkürü de borç bilirim. Kaliteyi yansıtması her alandan belli oluyordu ve bir süre sonra o çeteden birisiniz gibi hissediyorsunuz. 

Sabırsızlıkla 5.sezonun bekleniyor Peaky! 

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere diyor ve kaçıyorum izninizle. 🎔


Sleepy Ürünleri ile Tanışma


Herkes merhaba :)
Bütün kızlar toplandık mı? Toplandıysak, şahane bir marka ile tanıştıracağım sizi güzeller... Yumuşacık, doğal ve içinizi rahatlatıp yaşamınızı kolaylaştıracak Sleepy'ye "merhaba" deyin.

Eruslu Sağlık Ürünlerinin markası Sleepy yerel bir marka olarak tanınıyor ve benim de şu sıralar oldukça dikkatimi çekiyordu. Bebek bezleri konusunda özellikle çok yaygın kullanıma sahip Sleepy ile ben de yeni yeni tanışıyorum denebilir aslında. Ve belirtmeden geçemem, iletişimleri çok zarif, kibar ve anlaşılabilir... Her markadan aslında bu güzel hareketleri görmek isteriz.

Geçenlerde de Gaziantep'ten dopdolu bir kargosunu aldığım markanın göndermiş olduğu kutunun içerisi gerçekten düşündüğümden daha fazlasıydı, sürpriz oldu. Sleepy; deneyimleyebilmem için her ürününden fazlaca göndermiş. Öncelikle bunun için ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum kendilerine. :)

Bu güzel kargoyu "yok yoktu" diye tanımlayacağım, çünkü gerçekten de bu şekildeydi. Aşağıda fotoğraflardan da göreceğiniz üzere bana gelen ürünler; üçlü pakette ıslak mendil, bir makyaj temizleme mendili, ultra hassas normal, uzun ve gece pedlerinin mini paketleri ile bunların yine aynı şekilde olup 30lu ekonomik paketleriydi.



Kesinlikle ince düşünülerek, bir kullanımlık tarzda değil de uzun süre kullanılabilecek ve tam deneyimleri aktarmayı sağlayacak bir şekilde hazırlanmıştı.

Aynı zamanda paketi açtığımda ekstra mutlu oldum, çünkü ıslak mendilleri zaten sürekli kullandıklarımdı. O yüzden Sleepy'nin denemediğim diğer ürünlerinde de memnun kalacağıma emindim. Ki öyle de oldu.

İsterseniz yorumlarıma geçelim...

Sleepy Islak Mendil;


Islak mendillerini çok severek kullandığımı belirtmiştim zaten az önce... Güzel bir temizlemeyici, iyi bir nemlilik hissi sağlayan. Hani bazı ıslak mendillerde koku çok kötüdür veya elinizi sildikten sonra yapışkan ve sulu bir his bırakır ya... Sleepy'nin ıslak mendillerinde kesinlikle bunu gözlemlemeyeceksiniz. Hem kokuları şahane, hem de ferahlatıp güzel temizliyor. 3 al 2 öde şeklinde paketlerde satıldığından da oldukça uygun bir fiyata sahip olmanız mümkün. Piyasaya baktığınızda parasını sonuna kadar hak ettiğini göreceksiniz. :) Fiyatı online markette; 10 tl.


Sleepy Makyaj Temizleme Mendili; 


Makyaj temizleme mendillerine karşı direncimi kıran üründür kendileri. Makyaj temizleyiciler jeller, tonikler, micellar sular olmadan tam olarak makyajımın temizlendiğini hissedemeyen ben, bu mendil ile önyargımı yıkıp geçtim. Hem çantanıza atıp kurtarıcı rolünü üstlenebilecek, hem de pratik oluşuyla beklentinizi karşılayacaktır. İçerisinde alkol, paraben bulunmaması büyük bir artı. Ben göz makyajımı temizlerken de, günlük hafif makyajda da uyguladım. Çok güzel temizledi, tahriş ve kızarıklık gibi sorunlar oluşturmadı. Ayrıca kokusu da bir harika! Salatalık kokusunu tamamen hissedebiliyorsunuz, asla yavan bir temizleme hissine kapılmıyorsunuz.

Genelde makyajımı temizledikten sonra yüzümü yıkama gereği hissederim, fakat bu mendilde buna gerek de duymadım. Paketin içerisinde 20 adet bulunuyor, fiyatı ise 12 tl. Fakat Sleepy'nin kendi online marketinde olan kampanyaya göre; 3lü paketi 30 tl'ye almanız da mümkün.



Sleepy Natural Kadın Pedleri;


En uzun anlatımı pedlere ayırmak istiyorum. Çünkü hassas ciltlere özel üretilen pedler, emici tanecikler sayesinde koku kontrolünü sağlıyor. Ses yapmayı önleyici olduğu kadar, çok beğenilen özelliği "paraben, parfüm, losyon, renklendirici desen içermeyen iç yüzey"e sahip oluşu takdiri hak ediyor. Sleepy pedleri; saf su ile dokunan yumuşak liflerden, emiciliğe sahip doğal bambu liflerinden ve kuruluğu arttıran doğal pamuk liflerinden oluşuyor.
Üstelik en dikkat çekici kısmı ise; vegan ve helal sertifikalarına sahip olması. Böylece içim çok daha rahat, güvenilir bir şekilde kullandım.

Biliyorsunuz ki, ped kullanımı ne kadar önemli gözükmese de, içeriğine çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu sebepten de; Sleepy natural ürünlerini aşırı tavsiye edebilirim. O doğallığı ve saflığı hissedebiliyorsunuz, üstelik gün boyu da rahat oluyorsunuz.
Normal ve uzun olanı 2mm süper inceyken, gece olanı 3mm inceliğinde üretilmiş.
Fiyatları eko paketlerin 15 tl, normal paketlerin ise 4.50 tl olarak online markette satışta bulunuyor.



Peki Sleepy ürünlerini nerede bulabilirsiniz?
Sleepy'nin kendi online marketinde bulabileceğiniz gibi, zincir mağazalarda, marketlerin çoğunluğunda bulabilirsiniz. Umarım ki, her yerde de en ön raflarda görmüş oluruz. :)

Yazımı da sonlandırmadan önce, kutunun içerisinden çıkan mektuplarını sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü benim çok hoşuma gitti.

Merhaba Değerli Dostumuz,
İçten bir sevgi ile size özel göndermiş olduğumuz hediye kutusundaki Sleepy Natural ürünlerini sağlıklı ve mutlu günlerde kullanmanızı dileriz.

İş, ev ya da okulda, hayatın ritmine ayak uydurmak derken günler geçip gidiyor... Ama tüm bu anlarda aslında tek bir şeyin peşinden gittiğimizin farkında mısın? Mutluluk!

Aslında her hareketimizi sonunda mutlu olmak için yapıyoruz. 

Durum böyle olunca malum günlerde de mutlu olmak istememiz #çokdoğal.

Evet ruh halimiz değişken oluyor, evet sancılar yaşanabiliyor ve evet bazen öyle bir oluyor ki kimseyle tek kelime bile konuşmak istemiyoruz. Ama tüm o günlerde bile aslında tek istediğimiz şey mutluluk.

Doğal bambudan elde edilen emici lifleri, saf su ile dokunmuş yumuşacık kanatları ve kuruluğu arttıran doğal pamuk lifleri ile Sleepy Natural, sizi doğal bir rahatlıkla buluşturuyor. Paraben, parfüm ve renklendirici desen içermeyen iç yüzeyiyle özel günlerinizi saf bir mutlulukla geçirmenize yardımcı oluyor. Sleepy Natural ayrıca, Vegan ve Helal sertifikalarıyla da doğal olarak güven veriyor.

Siz de takipçilerinize, sleepy.com.tr adresine girerek tüm Sleepy Natural ürünlerine kolayca sahip olabileceklerii ve tüm ürünler hakkında detaylı bilgi edinebileceklerini anlatırsanız, doğallığı ve mutluluğu, beraberce herkese yayma şansını yakalayabiliriz.

Doğallığı ve içtenliğiyle tanınan sevilen oyuncu Özge Özpirinççi ile yeni ve sürprizlerle dolu bir yolculuğa çıkmaya hazırlandığımız şu dönemde, tüm günlerinizi içinizden geldiği gibi yaşamanızı ve her anınızda gülümsemelerin olmasını diliyoruz.

Unutmayın, hayatı dolu dolu yaşadığımız sürece yüzümüzün gülmesi #çokdoğal.
Sizce de #çokdoğal değiller mi? :)  Özge Özpirinççi demişken de, instagram adreslerinde de reklamını izleyebilirsiniz. Özge Özpirinççi'yi çok severim, tam da markayla uyumlu bir yüz olmuş. :)
İnstagram: @sleepykizlarkulubu

Özetlemem gerekirse, tüm ürünlerini kullanın, kullandırtın. :) Teşekkürler Sleepy! :)



Makeup Revolution Flawless 3 Far Paleti


Hepinize merhaba güzeller!
Size geçenlerde olan Watsons indiriminden kaptığım bir güzelliği tanıtmak istedim. Kendisiyle ilk geldiği andan beri sevgi pıtırcığı olduk. Eminim sizinde sıkça adını duyduğunuz markalardan biridir.

Karşınızda Makeup Revolution London markası. Markanın far paletleri bu sıralar oldukça meşhur. Bende indirim kampanyasına denk gelip, hazırda elimde bulunan 3 far paletimi de tüketmişken alayım dedim.

Önceki kullandığım markalar, wet'n wild, city color ve golden rose olmuştu. Ve artık çok daha kaliteli bir far paleti almam gerektiğinin farkındaydım. Çünkü normalde bir far bir rimel ile göz makyajı yapıp, hafif bir görünüme sahip olmayı seviyorum. Yani sık kullanıyorum. (Her ne kadar tüm malzemeleri kullanıyor da olsam) Bu yüzden, bu palete şans vermek istedim. Hem kendimi de biraz göz makyajı konusunda geliştirsem fena olmazdı.



Gördüğünüz gibi, birbirinden güzel 32 tona sahip bir palet Makeup Revolution Flawless 3 .  Genelde günlük makyaj için kullanılabilecek toprak ve bakır tonlarından oluşan bu doğal görünümlü far paleti, her anlamda kurtarıcınız olabilir.
Normal fiyatı yanlış hatırlamıyorsam; 90 tl iken ben 55'e alarak kendimce minimal bir mutluluk yaşadım. Kaliteli ve uzun süre giden bir malzeme olduğunda aldığım fiyatın da çok önemi kalmıyor aslında bende. Hani bakıp bakıp "değdi" diyebiliyorsunuz.

Sizlere swatch yaparak asıl tonlarını da göstermek isterdim, fakat bu konuda tam bir yeteneksizlik abidesiyim. Ama tonlar fotoğrafta gördüğünüz canlılığa sahip. Pigmentasyon yoğun, kalıcılığı uzun. Benim için tek avantajı biraz tozutması aslında. Çok olmasa da biraz bile olması üzüyor. Fakat diğer özelliklerine baktığımda mutlu mesut kullanabileceğimin taahhüdünü verebilirim.

Gölgeli, dumanlı göz makyajlarınızda olduğu gibi, sade bir renkle veya sırf aydınlatmak için bile kullanım sağlayabilirsiniz.
Çoğunluğu mat renklerden oluşması da benim için avantaj, ne yazık ki çok parıldayan farların görüntüsü beni rahatsız ediyor. Flawless 3 paletinde mat renklerle birlikte bulunan ışıltılı tonlar, hiç rahatsız etmeyen pırıltılara sahip. O açıdan da gözde hafif görünümü destekliyor.

En başta bulunan tonları özellikle aydınlatma kısımlarında kullanıyorum. Size de tavsiye ederim.
Eğer günlük makyaj da çarpıcı olmaktan çok duru bir görünüş arayışındaysanız, bu bebek tam size göre olabilir! Fakat indirim dönemlerini takip etmenizi öneririm. Fiyatları %50'ye varan bir düşüş gösteriyor. Hatta farklı bir marka değilse, Makeup Revolution markasında şu sıralar 1 alana 1 bedava kampanyası da olabilir. Biraz kurcalayın iyisi mi... :)

Aynı zamanda söylemeden geçemem, kendisinin içerisinde bir aynasının da bulunması harika olmuş. Keşke profesyonel bir paletken bir de fırça iliştirselermiş yanına. Neyse bende bulmuşken bulamayayım. :))

Benim yorumum bu şekildeydi, birbirinden farklı tonlara sahip far paletlerine de bakabilirsiniz. Umarım yazı da faydalı olur. Güzelliklerle dolu bir gün diliyorum!

👁️💋