Temmuz Ayında Neler Okuduk?


Yine bir ayın okunanları yazısında birlikteyiz... 🙋 Umuyoruz ki, bu ay sizler için bol tatilli, bol huzurlu ve boool okumalı geçmiştir.
Aslında bu ay özellikle vurucu olabilecek bir kitap var ki, özellikle bu kitabın okunmasını gerçekten isteriz. Biliyorsunuz ki, bu aralar iç dökmesi sıklıkla yapıyoruz. Gerekse buna ihtiyaç olduğundan, gerekse eş değer duygulara sahip olanları gördüğümüzden. Bu özellikle okumalısınız dediğimiz kitapta, böyle bir kitap. Tamamen içinizdekilere iyi gelebilecek ve sizi de ileriye götürebilecek. Yeteri kadar meraklandırdıysak bu ay ki kitap kokulu hareketlerimize başlayalım hep birlikte. :)

➼ Kafkaokur Temmuz & Ağustos Sayısı



Vazgeçilmez dergimiz ile başlangıç noktasını ilerleyelim o halde... Bu ay Bob Marley kapaklı nefis bir dergi daha karşımızda... One More Cup Of Coffee 'yı dinlediyseniz size hiçte yabancı gelmeyecektir. Aslında çok küçük olduğu zamanlardan başlayan reddedilişleri onu yaşama veda ettiği zamana kadar getiriyor. Her anı da hayatını etkiliyor. Babasını küçük yaşta kaybediyor. Ruh hali için ise, tek bir cümle yetiyor...

 

"Yokluğunuzu hissetmeyeni varlığınızla rahatsız etmeyin."


Çocukluğundan gördükleri ve hissettikleriyle kendi ailesi içinde de aynı durumu sergiliyor aslında. Tıpkı kendi babası gibi ilgisiz bir baba olarak beliriyor. 36 yaşında ise mücadele ettiği kansere yenik düşüyor, çok genç yaşama veda ediyor. 
Dergide bahsedilen diğer şarkılarını ve belgeseli izlenip dinlenmek üzere yapılacaklar listesine not olarak düşüldü bile. 

Yine bir Bob Marley sözü ile de anlatımı tamamlamamak olmaz. 

"Dünyanın en güzel ritmi, onun senin için çarpan kalbidir." 

❤ 


Dergide favori olan bir diğer yazı bu ay Cansu Cindoruk'a ait. "İçimizdeki Güneş" adlı denemesiyle, hislerin özetini yaşattı. Tüm yazıyı paylaşmak isterdik ama, sıkılıp patlatmak istemedik. :) O yüzden de kısa kısa alıntılarını aktaralım dedik. 

"Uyandığınız sabahın size neler getireceğini bilmeden gözlerinizi açtınız. Belki bugün kaderinizin döndüğü noktaya ulaşacaksınız."


"Hayatınıza aldığınız ve zamanla yarı yarıya bölüşmeyi öğrendiğiniz insanları kırmayın. aklınıza gelen her sözü dokuz kez düşünün çünkü boğaz dokuz boğumdur. Sekizini yutup birini söyleyin. Etrafınızda sizi güzelleştiren her kim varsa ilk gördüğünüz yerde sıkı sıkı sarılın. Acısıyla, tatlısıyla herkese gülümseyin. Sizi üzenlerden bile sevginizi esirgemeyin çünkü siz en geniş yüreklisiniz."


"Bir sabah bir güneş doğar ve sevgisini kalbinize sığdıramadığınız biri çıkıp gelir. Size sadece "Sen nerelerdeydin?" diye sormak kalır."


Hepimiz bir nefeslik yaşıyoruz değil mi? o nefes için hayatımızdakilerden sevgimizi esirgemeyelim...

Ve son olarak favorilerimizden Yalnız Efe adlı öykü de yine Eray Yasin Işık'ın başarılı kaleminden çıkmış... Özetle, harika bir sayıyı daha uğurlamış olduk.

➼ Nazım Hikmet-Henüz Vakit Varken Gülüm






Bu ay biraz da şiirden gidelim derken, elimize ilk Nazım Hikmet geliyor. Yani bizim mavi gözlü devimiz...

Nazım severler için ufacık kalan bir şiir kitabı bu. doyamıyorsunuz, "ah ne çabuk bitti ya hu!" moduna giriyorsunuz. Biz de girdik zaten. :)

Ama tabii ki, herkesin de bildiği alıntıları da sizlere sunalım değil mi?

"En güzel deniz, henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk, henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz, henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz, henüz söylememiş olduğum sözdür."

İnsana şiir yakışır dedikleri bu sanırım. Edebiyat içerisinde de en naif olanı hatta... Biraz içinde duygular var, biraz melodiler ruhunda dans ediyormuş havası var. Hele ki dizeler Nazım'dan geldiğinde... Tek kelime anlatır: mükemmellik.👌


➼ Ali Lidar-Tesirsiz Parçalar


Ali Lidar okumayanlar varsa şöyle kısaca özet geçilebilir. Kendisi bir öğretmendir ve http://lidar-kkyy.blogspot.com.tr/ adresinde yani nam-ı diğer "karpuz kabuğuna yazılar yazmak"ta yazardır. Ve nedense ismini her duyuşta akla bir Leyla ile Mecnun havası getirtir, nedense. Sanıyoruz ki, samimiyetinden. Evet oldukça samimi bir üslubu var. Küfretse bile kimse ona "aa ne kadar ağzı bozuk bir adam" demez. Çünkü onu da o yapan şey bu zaten. Kendisi gibi olması ve beğenilmek uğruna değil de sırf içini anlatmak için yazması. 
Deneme ve kısa türde yazılar seviyorsanız, okuyabileceğiniz bir kitap. Satır aralarında birer parça kendinize rastlayabileceğiniz...



" Sonra özlüyorsun işte...Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan çörekleniyor içine o melun his... Tarifi zor. Hani anlatmaya üşeniyorum derim ya ben bazen, aslında o gerçek bir üşenme değil. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım anlatamayacağımı bildiğimden, kendi kendime uydurduğum bir savunma mekanizması sadece."


" Duyarlılık istemiyoruz; şefkat, acıma, yardım vs. de umurumuzda değil. İstediğimiz tek şey sükunet... Durmadan "neyin var?" diye sorular soran bir insandan daha kötü tek şey geliyor aklıma. Durmadan "neyin var?" diyen birden fazla insan...İnsanların bize yapacakları en büyük iyilik çenelerini kapalı tutup aptalca sorular sormaktan vazgeçmeleri... Bize baktıklarında arkamızdaki duvarları gören insanlar istiyoruz çevremizde, o kadar..."


Fazlasıyla iç okumuyor mu sizce de?


Ve gelelim size en başta dediğimiz mutlaka okumalısınız dediğimiz o kitaba...

➼ Mümin Sekman-Her Şey Seninle Başlar


Öncelikle bu kitap yıllardır başucundan ayrılmayan bir kitap ve ilk kez de okunmayan. Mümin Sekman'da bu kitabı "pahalı olduğu sebebi ile kitap almayan"lar için uygun bir fiyata herkes okusun ve içine başarma umudu dolsun diye çıkarmış. Kitap sizlere soru soruyor, öğrenilmiş çaresizliklerimizden kurtulmamız için tüm yolları gösteriyor. 
Sizlere de alıntı değil de, içeriği hakkında alınan notları iletmek isteriz. İlginizi çekmesinin ümidiyle...



İlk olarak şu sözü görebileceğiniz bir yere yerleştirin.

"Geçmişi ne unut, ne de büyüt."


Geçen ki yazımızda da bahsetmiştik, geçmişe bakarak yürünmüyor ne yazık ki... Bu yüzden bu söz ile devam edin hayatınıza. Ne tamamen silin, çünkü içinde tecrübeler ve alınan dersler saklıdır. Ne de gözünüzde büyütün, çünkü sizi tökezletebilir büyürse...

Bir diğer yerleştirmeniz gereken söz ise; 

"Üşenme, erteleme, vazgeçme."


Ne bir adım atmak için üşen, ne erteleyerek günlerini boşa heba et, ne de asla olmayacağı düşüncesine kapılarak pes et. Hiçbirini yapma. Silkelen.

Bir başarısızlığa düşünce pes etmek bize göre olmamalı, bir yerlerde bir hata yapmışızdır bunu da anca biz fark edebiliriz. Neyi doğru, neyi yanlış yaptık bunları ayırt edebilmeliyiz. Neyi yapmamız ya da yapmamamız gerektiği halde önemsemedik bunların hepsi kilit noktalar. 
Genelde başarısızlık ve çaresizlik durumlarında herkes önce kendine değil de başkalarına bakar. "Bak o da yapamamış" gibi. Oysa ki, hem kendimize hem başkalarına bakmak gerekir. Ama en çokta kendimize...

Şunu da unutmamak gerek...

"Gelebileceğiniz en iyi yer bulunduğunuz yer değildir. Siz de büyüyebilirsiniz. Sizde sandığınızdan fazlası var."

Hep öyle demez miyiz bizde? Başarabilirsiniz, daha iyi mücevherleri ortaya çıkarabilirsiniz. Yeteneklerinizi keşfedin. Hatalarınızı görüp düzeltmeye çalışın, başarılarınızla mutlu olun ve daha iyisine azmedin.

Ve...

"Geçmişten ders al, bugün için çalış, gelecek için hayal kur."

Hayatınızı her gün yeniden keşfedin. Mümin Sekman öyle güzel dille bunları anlatmış ki, mutlaka okumalısınız. Eğer ki arkamıza bakmamız istenseydi bu hayatta, tıpkı onunda dediği gibi gözlerimiz ensemizde olurdu arkamızı sürekli görebilelim diye...

Anlayacağınız harika bir kitap yazısının daha böylece sonuna geldik, upuzun yazıyla yorduk sizleride sürç-i lisan ettiysek affola. Beğendiyseniz ne mutlu, önerileriniz varsa mutlaka yazın bize. :)
Hepinize kocaman sevgiler...

Önceki ayların okunanlarına bakmak isterseniz;


Haftanın Teması: Karar Ver!


İnsanların dönüm noktası yaşadığına inanırım ve her bir dönüm noktası ile kendilerini tamamladıklarına... Yaşadıklarına sahip çıkanların gücüne inanırım ve onların geleceklerini kendilerinin aydınlattıklarına...

En güzeli de bunlar değil midir zaten? Kendinin farkında olmak, gelecekten korkmamak! Çoğu zaman yaşanılanlar karşısında kendimizi etkisiz eleman gibi hissediyoruz. (gereksizce) Ve yine çoğu zamanda yaşadıklarımız yutan eleman niteliğinde bu hayat içerisinde sıradanlaştırıp, yutuyor bizi. (hissizce)
Oysa korkmamak var, kararların arkasında durabilmek.
Peki ya sen, bunu okuyan evet evet sen. Ne yapmak istiyorsun? Ne istediğini biliyor musun? Nereye gidiyorsun? Akışına mı bıraktın? Akıntılarla mı boğuşuyorsun?

Her bir dönüm noktasına gelindiğinde, asıl fark etmen gereken senin için an'ın şimdi değişebileceği olmalı. Hani "şimdi yaptın yaptın" derler ya, aynı öyle.
Günlerce etkisinden kurtulamadığın bir şey olabilir hayatında. Moralini bozabilir, canını sıkabilir. O şeyin sendeki etkisi, senden başkasının da umrunda değildir çoğu zaman. Çünkü herkesin kendi meşguliyetleri(!) vardır.
Hayat, senin. Sadece sana ait. Bir başkası seni iyi etmez, bir başkasının tesellileri can sıkıntını gidermez. En fazla üstündeki yükü paylaşarak atmış sayarsın kendini.

photo by: www.bookofjoe.com

Çıkışlara dikkatli bak, kapanan her kapıyı aklına iyice kazı. Hiç fark etmediğin bir an'da olabilirsin. Bugün hayatın tamamen değişebilir. Kararlarınla! Oturup çıkışa geldiğin için, bu yol bittiği için, kapı kapandığı için ağlamak üzülmek mi istiyorsun, iyice bir düşün. İstemediğine eminim. İçinden gelen bir dürtünün veya iç sesinin (adını sen koy) "kalk ayağa" dediğini ben bile buradan hissedebiliyorum.

Odaklanacağın şey geçmişin olmasın. Geçmişinle yaşarsan zaten körelmişsindir ve geçmiş olsundur. Hayatımda önemli bir yere sahip olan biri bana muhabbetimiz esnasında şöyle demişti... "Geçmişimizi unut, şimdiye bak geleceğe bak, çünkü geçmişteki her şey yaşanması gerekiyordu, yaşandı ve bitti . Geçmişte yaşayacaksak, neden şu an birbirimizin hayatındayız?" O kadar etkilendim ki. Sırf onla konuşurken değil, konuştuktan sonra da düşündüm bu cümleleri. Evet, madem geçmişte takılı kalıyorsak hayatımızı neden yeniliyorduk? Neden yeni insanlar katıyorduk, neden yeni hayaller kuruyorduk? Haklıydı.
Geçmiş; geçmesi gereken, sadece alınan dersleriyle hayatımızda kalması lazım olan bir kelime. Arkamıza bakarak önümüzü göremeyiz. Bunu aklından çıkarma.

Çünkü; her çıkış bir başlangıç. Unutma.

Şimdi yapman gereken şey; bir dakika öncesinden yıllar öncesine kadar olan tüm geçmişinden kurtulman. Ne yaşadıysan, tam da durup düşünmen istediğin teraziye bilgilerini aktarıp tartman lazım... Ve bir karar vermen...
İleride kendini nasıl görmek istiyorsan öyle kararlarını şekillendirmen, yenilemen ya da en baştan kurman gerek.
Tıpkı duyduklarım gibi, umrumda değil geçmiş. Geçmişte yaşanan ne varsa hepsi şimdiki beni daha da sağlamlaştıran şeyler. Yaşanmasalardı, şu an eksik kalacak çok şey vardı.. Belki de hayatıma giremeyecek çok insan... Tüm kararlarımla gurur duyuyorum! İşte bunu sen de diyebil.

Ben buyum! Kararlarımla, hislerimle, yaşadıklarımla ben böyleyim! Ne mutlu bana, ne mutlu yolumdan şaşmayışıma!


Ben dönüm noktalarına inanan biriyimdir ve bu noktalarda aldığı kararları net yapan onlardan şaşmayan. Çünkü, bana göre bu zamanlarda hislerimi ve duygularımı kolayca bir yana atabiliyorum. Mantığımla birlikte gelen "hey, işte şimdi değişme vakti" diye bir ses çok baskın çıkıyor. Çok şükür ki bunları görebiliyorum.

Dilerim bu yazıdan sonra, bu cümlelerimden sonra sana da değinmişimdir. Ve hayatında doğru kararlar hep yer alır. İyi ki diyebileceğin, kendini çok daha huzurlu ve geleceğe karşı ışıl ışıl hissedeceğin zamanlar bolca olur. Dilerim.🙏

Musmutlu bir hafta dileğiyle... Bir sonraki iç döktürmecesinde görüşürüz. Sevgiler...



Yeni İsim Duyurusu! :)


Harika bir haberimiz vaar! :)





1 yıldır aranızdayız, 1 yıldır yorumlarınızla mesajlarınızla "biraz ruhumuzu renklendirelim" diyip ziyaret ederek bizlere eşlik ettiniz... İyi ki varsınız.🙏 Artık site ismimiz blogspot olmaktan çıkmıştır diye bir sevinç paylaşalım o halde sizlerle😍 Bugünden itibaren www.ruhunarenkkat.com sahibeleri Nisa ve Kübra olarak karşınızdayız.🙌 Bu aşamada bize yardımcı olan kagitkalem.co sahibi Çağrı Konyalı'ya da ayrıca teşekkürlerimizi sunarız. 😊Takipte kalın bunlar daha başlangıç 💕💭💫

Sosyal Medya Hesaplarımızdan da Takip Etmek İsterseniz;

💙 facebook.com/ruhunarenkkat
💜 twitter.com/ruhunarenkkat
💗 instagram.com/ruhunarenkkat
💚 plus.google.com/+ruhunarenkkat
💛 pinterest.com/ruhunarenkkat

💌

Kısa Bir Bağdat Caddesi Turu-1

Herkese merhabalar canlar... :)
Bu ay Nisa bir yanda Kübra bir yanda şeklinde geçti bizim için, buluşma sağlayamadık. Ama birbirimizi çok özledik! Burda yazan bendeniz Kübra özlemimi yazıya döküyor, Nisa'da okuyunca "yaa bende" diyor. Bizim de anlaşma stilimiz böyle. :)

Madem buluşamadık o zaman gezmelere ara vermeyelim dedik. Ve bende ikimiz adına bir tur yaptım, minicikte olsa yaptım yani hakkımı yemeyin şimdi. :)
Ne zamandır Bağdat Caddesi'ne gidip arkadaşlarımla görüşme gibi planlarım vardı kendimce, ha şimdi hava aşırı sıcak ha şimdi yağmur yağdı derken bir denkleştirememiştim. Derkeeen, bu kez oldu. O zaman cadde de minicik bir gününüz hatta bir kaç saatiniz varsa neler yapabilirsiniz, neler önerebiliriz hemen anlatmaya koyuluyorum.

Bu arada ufak bir not olarak tüm güne eşlik eden dostum Sedef'e buradan koskocaman kalpli teşekkürler.💜


💓 Caribou Coffee-Caddebostan Sahil


Bizim klasik bir durumumuz vardır. Sabah erkenden buluşur ve ne olursa olsun o gün mutlaka kahve içeriz. Genelde de tercihimiz Caribou olur. Bu kez yine aynı mekandayken, yeni bir şey denemeye karar verdik ve kesinlikle bunu önermeden yazı tamamlanamazdı.



Adı Lotus Biscoff Blended Cupcake olan ve bize göre de "tavsiye ürünü" adlı bu mis gibi yaz içeceğini denemelisiniz. (ismi pek uzun olunca, biz kendimizce akılda kalacak bir isim bulduk ona:)) Biz hazırlanışına bakarken koskoca bir cupcake'in karışıma atılışını gördük ve merakla bekledik daha çok. Ve hiçte pişman olmadık. Bisküvi ve cupcake tadının gelişi sizin de hoşunuza gidecektir. O kadar eminiz!
Hem de bu sıcak havalarda soğuk bir içecek oluşu da gözlerimizden kalpler uçuşturdu. Aynı böyle: 😍😍

Hazır da Caddebostan'da iken gidilebilecek bir çok alternatif bulunuyor aslında. Canınız sinema izlemek veya sergi dolaşmak istiyorsa, hatta bir kütüphanede saatlerce oturup kitap okusam doğru yerdesiniz.


💓 Caddebostan Kültür Merkezi-CKM


Burasının aslında biraz daha anlamı var benim için, tıpkı Bağdat Caddesi'nin de olduğu gibi. D&R çalışanıydım bir zamanlar ve en yakınımla, dostum dediğim insanla da, hala konuşmayı sürdürdüğüm görüştüğüm arkadaşlar ile de bu çalışma sayesinde tanıştım. CKM yani namı diğer Caddebostan Kültür Merkezi içerisindeki mağazada benim son durağımdı. :) 

Sıklıkla açılan sergilere denk gelebilirseniz harika, kütüphanesinden yararlanabilme şansınız da var. Aynı zamanda üst katlarda ki sinema salonları ile canınız film izlemek istediğinde hemen giriş yapabilirsiniz. İçerisinde Hayal Kahvesi bulunduğu gibi, orada bir kahve içip soluklanabilir hatta sanatçıların konserlerine denk gelirseniz mükemmel bir akşam geçirebilirsiniz. Yine gösterilerinde bulunduğu kısmı atlamamak gerek. Özellikle izlediyseniz Tolga Çevik gösterileri de burada çekilmekteydi. (Onun da yeni projelerini bekliyoruz tabi:) )

Eski hatıra havası da soluduktan sonra geliyoruz cadde yürüyüşlerine...

💓 Bağdat Caddesi 



Özellikle de yılbaşı zamanları süslemelerine doyum olmayan cadde de Suadiye tarafına doğru güzel bir yürüyüş yapıyoruz. Cıvıl cıvıl insan kalabalığının arasından bizde cıvıllığa karışarak gidiyoruz anlayacağınız. Hemde çok tatlı bir ablamıza sürpriz yapmaya :) 


          
Özellikle de şu ağaca bayıldığımızı söylemeden geçemeyeceğim. :) Ama huzur çok önemli geldi görür görmez. Huzur olduktan sonra, diğerleri de çorap söküğü gibi geliyor aslında. 
Eğer caddede yürüdüyseniz eminim fikrime katılacaksınız, buranın atmosferi gerçekten başka. :)


 

 

💓 Fazıl Bey'in Türk Kahvesi-Şaşkınbakkal

 

Yine size çok şirin bir mekan tanıtmak istiyoruz. Türk kahvesi severler toplanıııın! :)

İnerken bile merdivenleriyle, şirin ve ufak görüntüsüyle kalbimizi çalıyor burası. Üstelik CKM'de denk gelemediğimiz resim sergisi sanki burada bizim için sunulmuş gibi.Caddebostan'dan Suadiye yönünde yürürken sağda mutlaka dikkatinizi çekecektir yeri. Biz tabii ki yine bir kahve denemesi yapmaya geldik.

              

Fiyatlar şirin menü tahtasında gördüğünüz şekilde değişiyor ki bana göre de gayet uygun. Bizim tercihimiz ise -benim azcık ısrarımla- kakuleli türk kahvesi oldu o da üstte sağdaki fotoğraftaki gibi en bool köpüklüsünden. :) Neden kakule derseniz... Benim kakule manyaklığım var. Gülmeyin, ciddiyim. 🙈









 
Günde üç adet yiyen biri olarak tadı o kadar hoşuma gidiyor ki varın gerisini siz düşünün. Faydalarını da tabii ki bir ara anlatmak çok isterim. Çünkü say say bitmez ve gerekten de o faydalarından yararlandım. Türk kahvesine eklendiğinde ise aslında tadını fark etmiyorsunuz bile, fincanın dibinde telveyle kalan kısımda tadını alırsınız ufak parçalı şekilde. Biz beğendik, sizde beğenirsiniz diye tahminim var açıkçası. En iyisi deneyin, tadın ve mutlaka bizimle paylaşın. :)

Ve kahve keyfimizden sonra olmazsa olmazımızla kısa günümüzü bitiriyoruz.










💓 Caddebostan Sahili

Ne güzel sürprizli, bol muhabbetli, bol kahveli bir gün geçirdik. Tekrarlasak mı acaba? :)
Caddedeyseniz mutlaka yapmanız gerekenlerden biri de, sahiline inmektir. İsterseniz halk plajına da girebilirsiniz ama, bizim tercihimiz bundan yana olmadığından hakkımızı çimlerde yayılmaktan yana kullandık. Oh mis gibi! Karşınızda deniz havası, adalar manzarası. Daha ne olsun? Alın sandalyelerinizi, içeceklerinizi koşun koşun gelin işte.



Bu manzara bile size çok şey anlatmaz mı? Hem Sıla'da demiş; "iyi gelmez mi hiç deniz havası?" diye... :)

E o zaman mutlu akşamlar canlar, umarım bu minik turda hoşunuza gitmiştir.
Not: Elbette devamı gelecek. :)
💙

Temmuz Ayında Neler Denedik?


Merhabalaaar yine bir "Neler Denedik?" yazımızla karşınızdayız.
Geçtiğimiz ay başlangıcını yaptığımız ve her ay denediğimiz ürünler, diziler, pratik bilgiler vs. yani kısacası her şey hakkında çalıp çalıp söylediğimiz ilk yazımızı buradan tekrar okuyabilirsiniz. Yeni bir ay, yeni bir yazı gerçekten heyecan verici oluyor her zaman bizler için. O zaman biraz Nisa'dan biraz Kübra'dan diyerek heyecanla anlatıp durduğumuz şeyler nelermiş bu ay gelin birlikte bakalım. :)

↠ Ata Demirer Tek Kişilik Dev Kadro 2 (Kübra)

Haziran'da bildiğiniz gibi bir dizi ile başlamıştık, anlatmaya. Bu kez de film olarak gidelim madem. Bilenler bilir yaklaşık iki aydır ciddi anlamda internet problemim var. Evet, evde vınn var o vınn varya iliğe kemiğe kadar sömürüyor, üstüne kitliyor video bile izleyemiyorum varın siz düşünün hali. E yazı bile yazamadığım için bunalım arifesindeydim kii, önceden var olan filmlerim yetişti imdadıma. Ama komikli bir şey izleyeyim dedim ve ta ta ta taam. Ata Demirer.👍

Neden 2.sini izledin 1 nerede diye soracaksınız. Şöyle ki, birincisini internet üzerinden izlemiştim ve bilgisayarda bulunmuyordu, çok çok az hatırlıyorum. İkincisi DVD yayını olduğu için elimde bulunuyordu ve bir kez daha bıkmadan kahkahalarla izledim. Hangisi derseniz ikinci bana her zaman daha komik gelmiştir. Ata Demirer ülkemizde az sayıdaki komedyenler içerisinde bence en samimisi. Bu benim kişisel görüşüm tabii ki, taklit yetenekleri mimik ve jestleriyle daha çok güldürüyor insana daha çok sıcaklık katıyor. Bizden olduğunun havasını izlerken kolaylıkla alabilirsiniz.
Benim aklımda kalan en komik sahnelerden birisi; emara girişi ve tuvaletteki muhabbetlerdi. Tabii trakyalıları taklit edişini de atlamamak gerek. Aklımda kalan bir diyalogu da paylaşmak isterim.

Ata Demirer emardadır. Çıkınca;
-Doktor: Ata bey kıpraşmışsınız.
+Ata Demirer: Angusum ya ben ürkmüşümdür.😂😂

Muazzam tespitleri var, kedileri çok seven ben için o kedi tasvirine bayıldım. "miri miri moro moro" diyerek. 😁 Hani bazı filmler, hatta komedi filmleri daha çok zaman kaybıdır ya. Bunu izlediğiniz zaman kesinlikle zaman kaybı olmadığını göreceksiniz. 2005'te ilk şovunu başlatıp, 2011 yılında da sahnelemiş. Epey bir zaman geçmiş üstünden aslında. Ama yine de eskilerin başka bir tadı vardır ya. Bu da o tadı yitirmeyenlerden. Benim belki de 6-7. izleyişimdir ki hala bıkmadım. Siz de hala izlemediyseniz, mutlaka izleyin. Aslında Nisa ile buna ortak kararımız diyebiliriz. Çünkü kendisi de tam bir Ata Demirer hayranıdır. Bu da ufak bir dipnot olsun madem. 😊

↠ Clinique Bonus-High Impact Mascara (Nisa)


Neredeyse artık her bayanın, genç kızların kullandığı makyaj ürününden bahsetmek istiyorum. Bir çekilişten kazandığım Clinique Bonus ürününün sadece rimelinden bahsedeceğim. Çünkü diğer ürünleri daha deneme fırsatı bulamadım. Şimdi bazı okuyucularımız "yaa ben olsam dayanamaz hemen hepsini denerdim" diyor olabilir. 😁 Ama ben bu konularda biraz geri kalıyorum galiba. Daha fazla gırgıra gerek yok Nisa diyorum ve deneme sonucu elde ettiğim noktaya geliyorum.



Akma yapmadı, yani el ile gözü kaşımada olsun, unutup yüzümü su ile ıslatmada olsun hiç bir şekilde kötü görüntüye sebep olmadı. Kıvırmaktan ziyade, kirpikleri tek tek ayrılmış olarak gösterdi. Güzel bir şekilde ayırdı anlayacağınız. Fırçası da rahat, sürerken kirpiklerde kalıntı bırakmadı bazı kullandığım ürünlerde bunu yaşamıştım sonra onu kirpiğin üstünden temizlemesi gibi dertle uğraşmıştım. Ay yada benim şansıma böyle bir ürün denk geldi. :) Şimdilik memnun kaldım, umarım ilerideki kullanımlarımda da aynı memnuniyete sahip olurum.  


↠ Nefiiis Erik Suyu Tarifi (Kübra)


Yeşiliyle kırmızısıyla her türlü sevdiğimiz ve yediğimiz eriğin tabii ki de meyve suyunu denemeseydik olmazdı. :) Yeşilken kütür kütürken ayrı güzel olan erik, kızarınca da buuzz gibi meyve suyu halini alınca daha da güzelleşiyor haliyle. Hemde bu sıcak havalarda birebir hararet geçirmeye. Kağıt kalemler hazırsa gelsin erik suyu tarifi. :)

Malzemeler: Yarım kilo kırmızı erik , 1 su bardağı şeker, 2 litre su (içme suyu olmasına dikkat edelim) ve isteğe göre bir kaç adet karanfil katabilirsiniz. Farklı bir aroma katıyor. 











Yapılışı: Su ve şekeri iyice tencerede karıştıralım, daha sonra erikleri ekleyelim. Ocağın altını yakalım, kısık ateşte kapağı tam olarak kapatmadan kaynamaya bırakalım. (Kapağı tam kapatırsanız hem taşabilir, hemde vitamini gidebilir aman dikkat) 10 dakika kadar sonra eriklerin yumuşadığını göreceksiniz. Bir 5-10 dakika daha kaldıktan sonra (eriklerin özünün geçmesi için, fazla bekletmeye gerek yok) süzgeçten geçiriyoruz. Ilıklaştıktan sonra buzdolabına koyuyoruz. Kalan erikleri de çöpe atmıyoruz, marmelat veya komposto tanesi gibi yiyoruz, her şeyde ayrı vitamin var. Tadı da nefis oluyor. 


Sonucunda ise; büyük küçük herkesin severek içebileceği buz gibi bir yaz içeceği oluyor. Herkese afiyetler olsun, deneyenler yorum bırakabilirr. :)

Not #1: Buradaki şeker ve su ölçüsü kişinin yoğun kıvamlı veya şekerli beğenisine göre azaltılıp, arttırılabilir. 

Not #2: Kalorisi düşük olduğu gibi, günlük A ve C vitaminini karşılamaya da yardımcı bir meyvedir. İçerdiği potasyum oranıyla kemik gelişimine yararlıdır. Kaslara, özellikle spor yapanlar için faydalıdır. Kan şekeri dengeleyici, görmeyi kuvvetlendiricidir. Aklınızda bulunsun. :) 

Not #3: Yeni yaptığım puzzle'ı da sunumumda kullanmasam olmazdı. :) Bir de çocuklu bardağımla sevin beni. :)

Yanii bizim bu ay ki deneme serimizde böyleydi. Tabii ki ay bitene kadar denediğimiz yeni şeyler olursa burada yine paylaşırız. Sizinde önerdikleriniz, denedikleriniz varsa aralarından sabırsızlıkla yorumlarınızı bekliyoruz. Okuyan gözlerinizden öperiz. Sevgilerle. :)

Hayallerini Takip Et, Onlar Yolu Biliyor


En azından her gün olmasa da arada bir gece yastığa kafamızı koyduğumuzda hayallere dalıyoruz. Nasıl bir hayat yaşamak istersek onu düşlüyoruz, kime kavuşmak istersek onun yüzünü tasvir ediyoruz, hatta bir tartışmadan çıkmışsak onu düşünüp "şöyle deseydim" ya da "yarın şunu söylemeliyim" diye hayal kuruyoruz. Ne istersek o yer alıyor o an içimizde. Belki hiç bir zaman gerçekleşemeyeceğini düşündüklerimiz, belki de biraz çabalasak şıp diye gerçekleştireceklerimiz...

Bazen sevdiğimiz kişiye gerçek hayatta söyleyemediğimiz ilan-ı aşkı ediyoruz hayalimizde, nasıl olsa hayal ya bu en azından orada mutlu olayım dercesine. Bazense çok istediğimiz bahçeli müstakil evimizde mutlu bir yuvada yaşlandığımızı, çünkü kaç yıl çalışsak da hayalimizdeki kadar çabuk kavuşamayacağımızı düşünüyoruz. Bazen sadece bir deniz kenarında yakamozları izlediğimizi hayal ediyoruz. Hayallerimiz aslında, korkularımızın ve cesaretsizliklerimizin yansıması. 

Bu aralar Mümin Sekman okuyorum. Muhakkak duymuşsunuzdur, kişisel gelişim uzmanı ve yazar. Bir nevi yıllardır yaşam koçu. Atalet duygusundan bahsediyor. Hepimizde olan.
Nedir bu atalet derseniz; atalet kişinin kendini salması, her şeyi boş vermesi, denemekten vazgeçmesi, bir kez deneyip ikinci kezde "olmayacak bu" diyip önemsememesi, çabalamaması hali. İşte hayallerimiz sadece "hayal kurmak bedava" mantığı ile kaldığı için bu da bir ataletsizlik örneği. Biz sadece hayal kurmak için kuruyoruz, onları önemsemiyoruz, önemsemediğimiz gibi de gerçek ama "hayalimizdeki gibi olmayan" hayatı yaşıyoruz. 

Çünkü korkuyoruz!
Bir adım atmaktan, bir şekilde başlamaktan, olmama ihtimalinden, başarısızlıktan her şeyden korkuyoruz. Korkmamız gereken bunlar değil, üstüne gitmemiz gerekenler bunlar. Korkular bizden korksun asıl. 


Takip etmemiz gereken tek şey; hayallerimiz. Çünkü onlar geleceğimizi şekillendiriyor. Bakın geleceği çok şey şekillendirebilir diye düşünebilirsiniz, tecrübeler, yaşanmışlıklar, icraatlar gibi... Aslında hayır, bir tek hayaller. Biz hayal kuruyoruz, hayalimiz için bir adım atıyoruz veya atmıyoruz işte düğüm noktamızda burada başlıyor. Ya olduklarımızla yetinmek ve daha fazlasına umutsuzca bakmak zorunda kalarak yaşıyoruz. Ya da o ufacık adımı atıyor ve geriye neler yaşayacağımızı sabırsızlıkla beklememiz kalıyor. 
Tıpkı o sözdeki gibi;

"Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayaller gerçek olabilir."

photo by: colourbox.com



Her şey gerçek olabilir. İmkansız değil, zor olabilir ama başarılamaz kesinlikle değil. İçimizdeki cesareti ateşleyelim. Bir adım atmaktan korkmayalım. O adımı atalım, düşsek bile işte bu tecrübedir. Bu tecrübeyle bu kezde farklı adımlar deneriz, farklı şekilde atarız doğrusunu bulana kadar adımlarız. Tecrübelerle büyürüz. Başarı hikayelerini dinleyelim mesela. Asla pes etmediklerini bilelim. 
Bir veya iki kez deneyip, olmadığında "heves" ibaresi koymayalım hayallerimize. Çünkü heves değiller. Biz onları hak ediyoruz ki kuruyoruz. Her hayalin bir yolu var. Onları takip etmesini, peşlerinden gitmeyi bilmeliyiz. İşte bu kadar. 

Şu an olmayan şeyler, günün birinde bizim çabalarımızla olabilir. Yeter ki inanalım, pes etmeyelim ve hayal kurmaya devam edelim. Haydi az biraz daha cesaret. 

Şimdi; sevdiğimiz kişiye seviyorum deme zamanı. 
Şimdi; hayal ettiğimiz tatile çıkma zamanı.
Şimdi; o çok istediğimiz araba/ev için tüm çabalarımızı ortaya koyma zamanı. 
Şimdi; hayalimizdeki iş için kendimizi gösterme zamanı.
Ve şimdi; "sadece bir hayal" kalıbından çıkacağımız zamandayız.

Ne duruyoruz ki? Koskoca bir gün daha geçti, neden hala vakit kaybedelim ki? 
Sonuçlar ne olursa olsun, yenilgiyi bile kazanç sayalım ve daha da güçlenerek devam edelim. Hayallerimizle zaten güzeliz, bu hayallerimizi gerçekleştirelim de daha da güzelleşelim. 
Var mısınız?

Tam da bugün, dönüm noktamız olabilir!

İyi Davran, İyi Gör


Dünden beridir gelen muhabbetli, iç dökmeli bir yazı yazma isteği ile herkese merhabalar o zaman...
Bugün olaylardan, sonuçlardan bahsederek gitmek istiyorum. Şimdiden uyarayım, çenem düşebilir. :)

"İlahi Adalet" denen bir kavram var hepiniz bilirsiniz ki... Adaletin eninde sonunda yerini bulması, hak ettiği yere varmasıdır işte bu. Demet Akalın şarkısı olandan bahsetmiyorum, ama onunda sözleri manidar bkz: yarına kalsa da yanına kalmaz. O bile demiş işte yarına kalabiliyor da yanına kalanını görmedik işte. Her şey biraz zaman.

Çok inandığım bir söz vardır. Kendimce doğruluğuna inanır, bir üzüntü yaşadım mı -yaşatıldım mı- hemen bu sözü düşünürüm ve Allah'a bırakırım. Bana iyi gelen, bir nevi mottom olan cümlelerden biridir diyebilirim.
Söz şu:

"Yaşattıklarını yaşamadan, söylediklerini duymadan ölmezmiş insan..."


Evet işte tam olarak bu. Ya birisi geliyor ve sizi üzüyor düşünün. Ama surat asıklığından bahsetmiyorum, bu ağır bir şey canınızın acıdığını hissediyorsunuz, gözyaşı akıtıyorsunuz, denizin derinliğinde nefes alamaz halde boğuluyor gibisiniz, sanki kalbinizde koskoca bir taş öyle bir şey. İnsanın canının acıması, acıtılması gerçekten çok başka bir şey. 
O an bu hislerinizin bitmesi ve mutlu olmayı istiyorsunuz, tıpkı o andan öncesi gibi. Hatta hiç yaşanmamış gibi. "Keşke o sözleri hiç duymasaydım, keşke bana bunu yaşatmasaydı" gibi cümlelerdense hiç bir şey duymamış ve görmemişcesine eskisi gibi yaşamak istiyorsunuz. Hangimiz geçmiyoruz ki bu yaşantılardan? Hiç üzülmeyenimiz var mıdır gerçekten bu güne kadar? Aşktan, işten, aileden, arkadaşlardan aklınıza her ne geliyorsa en az birinden muzdarip olmayınımız var mıdır? Sanmam.

Photo by: Elena Kulis-Underwater Photography
İşte tam bu fotoğraftaki gibiyken, neler oluyor nasıl oluyor biz onu bile fark etmeden zaman geçmiş oluyor. Tam boğulmak üzereyken, belki görünür belki de görünmez bir el bizi yukarı çekip feraha ve bol oksijene çıkarıyor. Bunun adı yaşamak işte. İyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla yaşamak. 
Siz eninde sonunda iyi oluyorsunuz ve bir süre sonra geçmişi silemeseniz de, o zamanları daha az hatırlayıp üzülüyorsunuz. 

Ama işte, benim de cümlede söylediğim "ilahi adalet"lik kısım tam da burada devreye giriyor. Hiç bir şey kimsenin yanına kâr kalmıyor. Ne kadar üzdülerse o kadar üzülüyor, ne kadar kalp kırdılarsa o kadar kırılıyorlar. Rabbim ne büyüksün! 
Hemen olmuyor belki bunlar, ama o kişi belki 1 sene belki 10 sene sonra belki de son nefesinde bile mutlaka yaşıyor her ne yaşattıysa... Asla da yaşamadan gitmiyor bu dünyadan. 

Çok dramatik bir konu oldu belki, belki de bu hislerimi yaşamayanlar anlayamayacaklar. Ben dün şahit olduğum konular ile bunları yazıyorum sizlere. Kalp kırmayın, ne olursunuz kırmayın. İyi davranın, iyi görün. Nasıl davranırsanız, karşılığında onu görürsünüz. Ne ektiyseniz onu biçersiniz, unutmayın. Hayat kısa falan demeyeceğim sizlere. Hayat kısa diyoruz da, uzun aslında, yaşadığımız her bir gün koskoca bir hayat bizim için. Her anı güzel yaşamak ve güzel şeyler biriktirmek varken... Sinirle söylediğimiz bir söz bile günü gelince bize bumerang gibi geri dönebilir. Güzel davranalım biz, kötü insanlar değiliz iyi kalbimizden ödün hiç vermeyelim. 

Sevdiğiniz insanlardan tutun sokakta hiç tanımadığınız insana kadar kim o güzel kalbinizi acıtıyorsa boş verin. Ne üzülmenize değiyor, ne vakit kaybınıza. O sizi kırdığıyla kalsın ve illaki bir gün kırılabileceği gerçeğiyle... 
Ne zaman o da yaşarsa aynı şeyleri, işte o zaman siz geleceksiniz aklına... O da bir "keşke" diyecek. Tıpkı sizin üzüldüğünüz ve bir türlü uyuyamadığınız o gecelerde ki gibi... 

Ben bunları sizlere yazdım, belki bu yollardan geçenlerde varsa yalnız değilsiniz demek için... Biraz da Sait Faik'in dediği gibi "yazmasam deli olacaktım" dercesine... 
Bir sonraki iç döktürmecesi yazılarında görüşürüz o zaman, herkese vicdanı kalbi ve aklı rahat günler olsun 👋

Haziran Ayında Neler Okuduk?


Bayram bitti, tatil bitti, evlere dönüldü, iş başına geçildi. Yine ay sonu, yine biten kitap ve dergi yazımızla birlikteyiz, ah pardon "Merhaba" demeyi unutarak başlamışız konuşmaya. Nasılsınız? Keyifler yerinde değil mi? :)
Biz bu sıralar pek uğrayamadık buralara (ileride telafisini yapacağız sööz) ve epey dolu aylar geçiriyoruz. Aman nazarlar değmesin diyelim. :) Tabii bu doluluklar, güzel yorgunluklara sebep oluyor. Yorgunluk bahanesine sığınmayarak da, en iyi dinlenme aktivitesini yapmadan duramıyoruz. Evet, doğru. Kitap okumak!❤
Artık havalarında güzelliği içimize işlemişken, ayakları çimlere veya kumsallara uzatıp kitaplarımızı ellerimize alıyoruz değil mi?
Bizde bu ay yine okuduk, okuduklarımızdan etkilendik, sonraki ay kitaplarını not ettik, hazırladık, "haydi Temmuz" diye kollarımızı açtık bekliyoruz. :)
O halde gelin Temmuz gelesiye kadar birlikte Haziran güzelliklerine bakalım.




"Camları aç. Kaç dağımız tuz buz olmuş olmuş, olsun. Yine de güzel, bir şeylerden söz açmak için vakit var hâlâ, geç değil. Ve hep vakit var, asla geç değil. Dünya döner.
Çünkü sokaklar hâlâ kaybolabilecek kadar kalabalık. Çünkü gülümsemek için bir serçenin ayaklarına bakmak hâlâ yeterli. Hele bir de sevmek isteyince, eyvah!
Vazgeçme yok, vakit var hâlâ, geç değil. Vazgeçmek yok. Her şey düzelir, her su yolunu bulur ve gece ayazında sarsılan tüm ağaç kökleri, gün doğarken bir kedi gibi mırıldanarak uyur, illaki sabah olur. Bırak olsun.
Dünya döner."


Açılışı, Neşe Nur Şahin başlangıcı ile...

Masa Dergisi...


Belki farkındasınızdır, Kafkaokur dergimiz her zaman iki ayda bir sabittir mutlaka okuyor ve paylaşıyoruz, onun dışındaki aylarda da sürekli yeni dergileri okumaya, denemeye ve fikirlerimizi beğenilerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Bu sebepten de bu ay ki dergimiz Masa dergisi oldu. Açıkça söylememiz gerekirse, şu ana kadar denediğimiz dergiler içerisinde biraz daha sıcak baktığımız dergi kendisi. (Tüm dergilerin toplu bir oylama tadında yazısını da ilerleyen zamanlarda sizinle paylaşacağız.)
Öncelikle bu ay Tezer Özlü Masası oluşturmuşlar. Yaşamı ve alıntıları ile enfes bir yazı oluşturulmuş. Özlü, içinde bir kitaptan daha fazlasını taşıyan biri. Ve bu engebeli yaşantısında da hastalığa daha fazla direnemeden aramızdan ayrılan...

Tıpkı bu cümlesi gibi...


"Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım.
İnemiyorum, yaşayamıyorum, ölemiyorum."


Yine beğendiğimiz bir diğer yazı hatta favorimiz olanda diyebiliriz, Firkan Gülaydın'ın kaleminden "Yaşamak Lezzeti"...

Diyor ki;

"İyi dostlar, güzel aşklar, azim, tecrübe ve sabır bir araya geldiğinde 'yaşamak lezzeti' ortaya çıkar." 


Gerçekten de yaşadığımız hayatta böyle değil midir, hayatımızı anlamlı kılanların bütünü bir lezzet ortaya çıkarmaz mı?

Peki ya sonunda yine yazarın dediği gibi;

"Güzel yaşamayı öğrendiğimizde pişmiş bir et parçasının çok ötesinde olacağız. Ama mevzu şu: Geriye ne kadar 'yaşamak' zamanı kalacak?"


?


Ve Cemal Tuzak 'Ben Deli Değilim' adlı anlatısıyla öyle güzel vurgular yapmış ki bazı noktalara...Tasvirler muazzam. Toprağın altındakiler ile üstündekiler arası hayat var bu yazının bakış açısında... İçte susturulamayanlar var.

"Acı geçiyor, saltanat ve hükümler geçiyor, kararlar, inançlar, duygular geçiyor. Şu içten gelen ses bir türlü geçmiyor."


Ne denir ki başka. Doğru.

Dergi kapağını kapattıktan sonra biraz da bu ay şiir ile devam edelim dedik.


Elimizde Ahmet Telli'den Çocuksun Sen...


Aslında Ahmet Telli'nin bu şiir kitabında bir sürü alıntılama yapabiliriz, çünkü şiirleri öyle akıcı ve anlam dolu ki... Şiir severlerde bilir ki, şiir yazmak herkese yakışmaz. Her kelime bütünü şiir de oluşturmaz. Ahmet Telli işte bu tabuları yıkan, kelimeleri bütünleştirip tam bir eser olarak sunan bir şair...

İlk bu şiiriyle tanıdık onu...

"Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan.
...
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun?"


ve

kapanışını da bu sözüyle yaptık...

"Evren,
Küçük bir okyanusmuş meğer
Kıyısında yelkenliler batan."


En sona ise aslında bu ayın en güzelini sakladık.


Favorimiz; Sarah Jio-Gündüzsefası...



İlk Sarah Jio kitabı okuyuşumuz, hatta neden daha önce okumamışız diye isyan edişimiz... Gerçekten o kadar akıcı ve duygu yüklüydü ki... Önce hikaye Ada Santorini adında biriyle başlıyor. Eşi ve kızını kaybedip, psikologunun önerisiyle Seattle yüzen eve taşınan Ada, orada Alex ile tanışırken, bir yandan da eskilerden Penny ve Dexter ilişkisi ve tüm gizem dolu hikayeleri anlatılıyor kitap içeriğinde. Sonra olay örgüsü ile araya Collin adlı bir denizci giriyor. Kitabın sonunda aslında açıkçası hüzünlü bir son beklerken, mutlu bir sonla bitti. Üstelik ters köşe yapmış yazar. Bu kısım çok sevindirdi. Kitabın akışı enfesti, kendine bağlayışı enfesti, insanda sonunun da tatmin edici olmasını bekliyor. Ki Gündüzsefası'nda da bitiş sizi tatmin etmekten fazlasını yapıyor, büyüleniyorsunuz. Çok hoş gerçekten. Sırada diğer Sarah Jio kitapları var artık. ❤

Peki kitaptan alıntı yok mu derseniz, olmaz mıı? :)

Şuna ne dersiniz?

"Mutluluk büyümene yardım etmez. Bunu sadece mutsuzluk yapar."


ya da buna;

"Bundan yirmi yıl sonra, yaptığınız şeylerden çok yapmadıklarınız için hayal kırıklığı yaşayacaksınız. O yüzden düğümlerinizi çözüp halatlarınızdan kurtulun ve sığındığınız güvenli limandan uzaklara yelken açın. Yelkenlerinizle rüzgarı yakalayın. Araştırın. Düşleyin. Keşfedin."


Ne güzel cümleler değil mi? Hepsi de hayatımızdan birer parça sunuyor ve biraz da bizi motive ediyor.

En iyisi siz önerilerimizi dikkate alın. Hatta daha fazla öneri için bize de yazabilirsiniz. :)

Eğer önceki aylarda neler okuduğumuza göz atmak isterseniz o zaman linkleri aşağıdadır;

http://ruhunarenkkat.com/2017/05/mays-aynda-neler-okuduk.html
http://ruhunarenkkat.com/2017/04/nisan-aynda-neler-okuduk.html
http://ruhunarenkkat.com/2017/03/bu-ay-neler-okuduk-mart.html

O hâlde Temmuz'da yeni kitap kokularında görüşmek üzeree.. 👋




Haziran Ayında Neler Denedik?


Herkese Mer-ha-baaaaa 👋
Bu da tıpkı "Büyükada Turu-1" yazımızdaki gibi bir ilk yazısı olacak. Bu bölümümüzde de ay boyunca denediğimiz tarifler, ürünler, yiyecekler, izlediğimiz filmler diziler ve aklınıza neler geliyorsa daha bir sürü şey paylaşılacak. Kısacası her telden çalacağız. :)


↠ 13 Reasons Why (Kübra)


İlk denememiz bir dizi ile başlasın o hâlde. Thirteen Reasons Why bu sıralar, hatta daha öncelerinde de çok gözde olan bir dizi. Ne kadar teenage bir dizi olarak gözükse de, çok fazla tanıdık olmayan cast'ının başarılı oyuncularıyla da gayette kaliteli ve tüm o teenage algısını yıkıyor. Şimdi bendeniz Kübra yerliden çok yabancı dizi izleyen biriyim. Açıkça söylemem gerekirse de yabancı dizilerin kurguları ve olayları daha çok çekiyor beni kendine. Şimdi bu diziden bahsetmem gerekirse...



Hani bazı dizilerde şu vardır; ilk bölümler ya sarmaz ilerledikçe tat almaya başlanılır, ya da ilk bölümlerde ilerisi de tam bir zaman kaybıdır. Emin olun bu dizi ikiside değil. İlk bölümden sarıp, ilerledikçe "vaay" dedirtenlerden. İnanın netim kısıtlı olmasa, oturur bir günde bitirirdim.

Dizi şu an ilk sezonu 13 bölüm ile tamamlamış bulunuyor. Bense henüz 5.bölümdeyim. (her şey net yüzünden, bak yine sinirlendim) Konusuna gelecek olursam; dizi lisede bir kızın intiharını ana tema olarak belirlemiş. Kulağa kötü geliyor biliyorum. Ama sanıldığı gibi değil.

Hannah Baker, intihar ediyor ve ardında 13 kaset bırakıyor. Bu kasetler, kişilerden kişiye (daha doğrusu onu bu sona ulaştırmasına etken olan kişilere) ulaşıyor. Aslında böyle güzel, neşeli bir kız nasıl bu raddeye gelmiş düşüncesi bazı ana karakterlerin gizemliliği ile dikkat çekiyor. Her bölüm kim onda neler hissettirmiş onu izliyoruz. Kulağınıza kötü gelen bu dizinin, bence iyi yanı çok. "Saçmalama, neymiş?" diyeceksiniz.
Şöyle; düşünün aslında hepimiz iradeliyiz ve Allah korkusu var içimizde. Ne kadar kötü günleride atlatsak, hep bir şükrümüz ve dayanma gücümüz var inancımızla birlikte. Bunlar dışında, hangimiz birinin bir cümlesinden incinmiyoruz, üzülmüyoruz, kırılmıyoruz? Çok zor durumlarda bırakıldığımızda nasıl savunmasızmışız gibi hissetmiyoruz? Her yeni güne umutla nasıl başlamıyoruz? İşte bunlardan bizde geçiyoruz. Dizi de aslında tam bu noktalara parmak basıyor. Yani kısacası Mevlana'nın sözü gibi; "Ya kırdığın gönlü Allah seviyorsa? Bilemezsin... Bilseydin, ödün kopardı; dokunamazdın..." demek istiyor bize. Ağzımızdan her çıkana, hatta bazen bizi üzenlere karşı oluşan öfkemize bile gerek yok... Geride yıkım bırakmamak gerek.

Ne çok anlattım yine. :) Özetleyeyim artık, gerçekten izleyin. Gizemi sizi de çekecektir. Şunu da belirteyim; bu dizide bir kitaptan çevrilme. Kitabını okuyanların diziyi basit bulduklarını okumuştum bir yerde. Ama olsun, her şey kitaplarda daha güzel değil mi zaten? Çarpıtılmadan, olduğu gibi ve bizim hayal gücümüzdeki karakterler ile... Ama yine de bu dizide bence hakkını veriyor, kalite konusunda.
İzleyecek olanlara veya bana eşlik edenlere şimdiden keyifli izlemeler derim.

↠ Buuzz Gibi Limonata Tarifi (Nisa)


Vee şimdi biraz serinleyelim ne dersiniz? Evet dediğinizi duyar gibiyim.😉O zaman başlayalım. Alın elinize kağıt kalemi, enfes bir limonata tarifi vereceğim. 

Malzemeler: 1 tane portakal🍊, 1 tane limon🍋, 3 litre su, 1 buçuk su bardağı şeker ( ama ben 1 su bardağı şeker koydum fazla şekerli sevmediğimden, siz isteğinize göre ayarlayabilirsiniz.

Yapılışı: Portakal ve limonu iyice yıkayın çünkü kabuklarıyla yapacağız, bütün vitaminleri kullanalım. :) Yıkadıktan sonra buzdolabının dondurucu kısmına atın. Orda bir 3 saat kalsın. Limonata yapmaya başlamadan bir 5-10 dakika önce çıkarın. Tamamen yumuşamaması lazım aman dikkat edin. Sonra onları orta bir şekilde parçalara ayırın, dikkat edin elinizi kesmeyin sert biraz. Sonra rondo yardımıyla bunları parçalayacağız. Nasıl mı?



1 bardak şekerin yarısını rondoya koyun, yanına da portakal limon parçalarının yarısını koyun ve kesme işlemini yapın. 
Derin bir kaba 3 litre suyu koyun. Parçalanmış karışımı suya dökün. Kalanları da bu şekilde rondodan geçirin.. Suya dökün ve karıştırmaya başlayın.
Çekirdekleri varsa ne olacak diyeceksiniz, onları da ayırmaya çalışmayın sonra ayrılacaklar merak etmeyin. Hazır olan karışımı bir süzgeç yardımıyla süzerek parçalardan ayırın. İşte bu kadar limonata hazır, buzdolabına koyabilirsiniz. Afiyetler olsun. 



Kendi yaptığın gibisi yok değil mi? En güvenilir yapım. :)

↠ Buono Bitter Dolgulu Çikolata (Kübra ve Nisa)


Bizim ortak tercihimize gelecek olursakkk... :) Bim'de bulunan ENFES bir çikolatayı sunarız size. Tesadüfen bu nasılmış diye denediğimiz ve tadına sadece ikimiz de değil, ailelerimizden tutun, tüm önerdiklerimize kadar beğenen uzun bir zincirleme beğeni grubu var. Normalde bitter çikolata sağlıklıdır evet ama, ağır ve acımsı bir tadı vardır. İşte Buono'da bu algılar yıkılıyor. Kapkalın bir çikolata, arasında nefis bir dolgusu var. Kesinlikle acı bir tadı da yok. 


Denedikten sonraki yorumlarınızı da bekliyoruz. Bizim en favori çikolatamız olur kendileri. Umarız ki sizde biz kadar seversiniz. Dikkat etmeden aldığımız için yaklaşık 2-3 TL. civarı bir fiyatı vardı diye hatırlıyoruz. Şimdi yanlış olmasın da.🙊

Böylelikle ilk denediklerimizin yazısını da tamamladık. Peki ya siz, hangisini ya da hangilerini denediniz ve neler düşünüyorsunuz. Önerileriniz ve yorumlarınız bizim için çok değerli. Sonraki ay denediklerimizle görüşmek üzere, musmutlu günler dileriz 💞🎈


Yağmur Sonrası


Ne zaman fırtınalar kopmuyor ki içimizde de dışımızda da?
Hayat; öyle bir kelime ki ufacık tefecik içi dolu turşucuk gibi bir şey. Kısacık bir an ama içine dolu dolu anıların sığdırıldığı. Ne kadar hüzünlü başlıyoruz değil mi hayata, daha ilk gözümüzü açma eğilimimizde... Bir bebekken bile, ağlayarak. Tabii ki ilkten nasıl başlarsa öyle gitmiyor, bol bol da güldüğümüz anlara sahip oluyoruz. Ama şu da ayrı bir gerçek ki; kimsenin hayatı gül bahçesi değil. Kimse mükemmel ve dört dörtlük bir yaşamdan geçmiyor. Sosyal medyada gezip tozan eğlenenlerde, çok zengin bir yaşam standardına sahip olanlarda görünenin arkasında bir yaşamlara sahipler. Her zaman çiçeklerle dolu güneşli günler geçiremiyoruz, keşke olsa!

Gerçi iyi hoş, güneşli günlerden bahsediyoruz ama. "Güneş yerini azıcıkta olsa yağmura bıraksa" dediğimiz de olmuyor değil. Arada yağmurlar, rüzgarlar da şart. Biraz güneşin kıymetini anlayalım diye, biraz da her anı yaşayabilelim diye.



"Bazen bitmek bilmeyen dertler, yağmur olur üstüne yağar."


Yağabilir, hiç bitmiyor sanabiliriz, her şey bizim başımıza geliyor tüm sorunlar bizi buluyor yanılgısına düşebiliriz. Bazen o kadar bunalır, o kadar sıkılırız ki "yeter" diyesimiz gelir. İnsanız, duygulara sahibiz, diğer canlılardan ayrılan bir özelliğimiz var. Bu özelliğimizle isyanlardan isyana atlayabildiğimiz gibi, detayları görüp olumlama yapabilmeyi de pekala başarabiliriz. Harika bir hayata sahip olunsa bile, bir dert meydana çıkabilir. Neden kaçalım ki? Neden yok sayalım dertleri? Hepsi bizim için, hepsi bize ait ve geleceğimizin yapı taşları.

"Ama unutma ki; rengarenk gökkuşağı yağmurdan sonra çıkar."


Neden unutuyoruz çoğu zaman, sınavlarımızı geçmemiz gerektiğini. Evet, sınav. Her biri, hayatımız için, biz daha çok ayakta durabilelim diye önümüze sunulmuş sınavlar. Bağırıp çağırdığımız, öfkelendiğimiz, gözyaşı döküp kendimizi hırpaladığımız sınavlar. Bırakın, boş verin yağsın yağmurlar. Dertler gelsin üzerimize, sağanak olup gelsinler ne çıkar!
Bir gökkuşağımız var bizim. Ha yağmur sonrası, ha içimizde her an. Elbet o gökkuşağı çıkar. Mutlaka renkler bulutların arasından bize göz kırpar.

İnancımızı yitirirsek, pes edersek, hemen arkamıza bakmadan kaçar gidersek zaten hepsi daha çok büyür ve çığ gibi üstümüze gelir. Ama her derdin bir dermanı, her sorunun bir çözümü var bu hayatta. Çaresizlik yok, imkansızlık yok. Her şeyin sırrı biraz farkındalıkta, biraz içimizdeki o gülümseyen sıcacık kalpli çocukta.

Bizden çok daha büyük dertlere sahip olanlar var. Şükredilecek, oturup sakince çaresi bulunacak üstesinden gelinecek çok şey var.
Her biri bittiğinde ve fırtına dindiğinde karşımıza çıkan hava bizi büyüleyecek emin olun.
Hem belki de yağmurlarda ıslanmamız gereken bir konu vardır. :)