Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-6 :) Blog Muhasebesi


Yine bir mim yazısı ile selamlıyorum sizii :) Henüz yeni tanışmış olsam da Blogcu Sultan'ın başlattığı bu güzel mime beni çoook çook sevdiğim sevgili şefim Herteldenşef mimlemiş. :) Bende fark eder etmez hemen başladım yazmaya bakalım Ruhunarenkkat'ın muhasebesi nasıl olacak ? :)



1. Blog alemine nasıl girdin ?

2 sene önce başka bir şehre taşındım, o sırada kırık kalp mevzum ve yeni şehirdeki hayattan korkum vardı. Sonra bir anda ortaokul zamanlarımdan kalma yazma sevgimin etkisiyle "ben neden blog açmayayım, hem bana yoldaş gibi olur hem de içimi dökebilirim" dedim.Anlık bir karar oldu aslında, bir de bakmışım bloggerdan adres almışım kendime. Bir dost gibi sıkı sıkı tutundum o günden sonra da. :) (Not: O zaman ki olumsuz hislerimden eser yok merak etmeyin :) )

2. Hangi blog sana ilham oldu ? 

Blogu açmadan birkaç ay önce öylece internette gezinirken tesadüfen Bahar Yıldızı ile karşılaşmıştım, gerek instagram hesabını gerekse blogunu şirinliğinden dolayı çok sevmiştim. Kendisine bakınca yüzünden samimiyet okunuyor bana göre, şimdilerde güzel bir anne o yüzden çok sık yazamıyor ama bire bir olmasa da aslında tanışmış gibi hissediyorum ilk gördüğümden beri. Onun sevgi ile çiçek dolu profili ve ilk gördüğüm incelediğim blog olması da ilham sebeplerinden sayılabilir. :) Özellikle instagram hesabına bayılacaksınız. :) instagram: baharyildizi

3. Bloga yazdığın ilk yazı ile son yazı arasında fark var mı?

Olmaz mııı?! İlk yazımda olduğum ortam ve hissettiklerim çok farklıydı. Merhaba deme şeklim bile enerjik değildi, şimdi ise çok daha farklı her şey. Ama zamanı geri alma şansım olsun ve ilk yazım o kadar da dramatik olmasın isterdim. 🙈 Zaten genel kitlede şu an ki Kübra'dan memnun o yüzden sevinçliyiz mutluyuz. :)

4. Yakın çevrendeki insanlar blogunu biliyor mu?

Evet :) Hepsi okuyor mu bilmiyorum ama instagramdan da blogdan da bıdır bıdır susmayan bir Kübra olduğunun farkındalar :)

5. Blog yazmak yaşantına ne kattı/ne çıkarttı?

Yaşantıma birçok güzel blogger dost ve günlük yaşamımda farkındalık kattı. Daha çok paylaşmak istiyorum, daha çok gözlemliyorum. Biraz da daha atak olmayı kattı aslında, her şeyde cengaver gibi öne atılabiliyorum ve susturulmam zorlaşıyor. Eskiden daha sessizdim. :) Blog yazdığımdan beri yaşantımdan çıkan bir şey yok aslında, belki biraz seri olmaktan dolayı yazım yanlışlarım olabilir, affola :)

6. Şu an bu mim ile birlikte sayfanda kaç yazın ve kaç sayfa görüntülemen var?

Taslaklar haricinde 93. yayınladığım yazım bu oldu. :) Ama kaç yazımın olduğu ya da görüntülemenin kaç olduğundan çok içeriğin hitap edebilmesi önemli. Buna da ulaşılıyorsa ne mutlu. :)

Yapmayan kaldı mı bilemiyorum pek, genelde çoğu ismi gördüm bloglarda okurken. O yüzden bunu okuyan ve henüz yapmamış olan herkesi davet ediyorum. :)

Hepinize kucak dolusu sevgilerr 🎔

Ruhuna Renk Kat 2 Yaşında🎈


Çok şükür ki bu günü de gördük! 2 yaşındayııız! :) 
Nisa bu yazıda geçen yılda olduğu gibi bana eşlik edemiyor o yüzden benle idare ediceksiniz. :) Bu arada şunu da belirtmeliyim ki; ilk 9 Mayıs 2016'da başladık, yazıyı da tam o güne denk getirecektik fakat buralara çok yetişemiyoruz bu sıralar biliyorsunuz. :(

Sürekli hikayemizi anlatmak istemem artık ezberlediniz🙈, ama eğer ben hayatımda ki en doğru kararı hızlı bir şekilde almasaydım burada olamazdık işte bunu biliyorum. Bir anda "neden yapılmasın?" diye sorulmasa burada olamazdık. Boş konuşanlara inat etmeyip, hayallerimizi söndürenlere karşılık hırslanmasaydık burada kesinlikle olamazdık.
Bazen tek bir olay, tek bir kişi, tek bir söz hayatınızı değiştirebilir. Tek bir neden dünyayı bile değiştirebilir. Yeter ki o inanç olsun, değişim isteği olsun.

photo by: tumblr
Hayatınızı renklendirmek ruhunuza biraz renk katabilmek amacıyla başladı her cümle aslında, buraya "şu konuda bilgim var, bunu kesin yazayım" diye gelinmiş değildi yani.. Biraz dertleşmek, biraz içimdekileri birine dökebilmek, birine de sesimi duyurabilmekti. Belki dert ortağınız olmak, belki "aa sende mi, yalnız değilmişim" diyebilmekti istediğim. Hiçbir plan, hiçbir teferruat düşünmeden 9 Mayıs akşamı blogu açtığımı o kadar net hatırlıyorum ki. Hiçbir şeyden anlamadan, tema, kod, düzen, hatta yazı ekranı nasıl kullanılır bilmeden var olunuş hâlâ gözümün önünde. O an ki hissettiklerim, bir an bile heyecanını eksiltmeden içimde. Nisa'ya anlatmaya başlayışım ve o konuşmalarımız hep aklımda. 
Şimdi bunları yazarken bile o kadar net fark ediyorum ki, burası da benim sığınağımmış, evimmiş, motivasyon kaynağımmış. Bir insan bloguna girip yazı yazmaya başlayınca veya blogunda ki minicik bir şeyle bile tüm gün mutlu olabilir mi? Oluyormuş, olabilirmiş. Bunu da burada anladım. 

2 senedir tek bir pişmanlık vardır belki, o da buraya geç gelmekten.. Sizinle tanışmak, sizinle dost olmak duygusunu çok geç tatmaktan... Şimdi hepiniz o kadar kıymetlisiniz ki, yıllardır aynı sofrada oturup yemekler yiyip çaylar kahveler içmişiz gibi... 
Dilerim ki, bir 10 yılı da birlikte görürüz daimi olur blog dostluğumuz...
Burada kiminiz biz iki kızçeye abla, abi, kardeş oldunuz.. Desteğinizi, fikirlerinizi, güzel yürekliliğinizi bir an bile çekmediniz bizden, hep yanımızda oldunuz. Bugünlere gelebildiysek sayenizde aslında... Hepinize sonsuz teşekkürler... Var olun.

Yazıyı sonlandırmadan önce bendeniz Kübra'nızdan birkaç öneri de gelsin. Bir hayaliniz varsa, bir şeyler için adım atmak istiyorsanız, asla korkmayın! Cesaret en önemli şey. Ardından da yaptığınız her işe inanın, inanmak da başarmakla eş değer! Az önce tesadüfen denk geldiğim bir Henry Ford sözünü de sizinle paylaşmak çok istiyorum, bu yazının tema sözü olsun.

"Her şey size karşıymış gibi göründüğünde; uçağın rüzgarla değil, rüzgara karşı havalandığını hatırlayın."


Bu cümle bana olduğu gibi size de motivasyon olsun, rüzgarı arkanıza değil, karşınıza almaktan hiçbir zaman korkmayın.

O zaman küçük bir bebek gibi büyümeye, en güzel haberlerimizle burada olmaya, iç dökmecelere ve bildiklerimizi anlatmaya devam... Ruhunuza renk katmayı unutmadığınız için hepinize bir sürü iyi ki varsınız. 🎔🎔

Not: İlerleyen günlerde instagram ve blog da ortak bir mini sürpriz olabilir beklemede kalın. :)

Yalova'da Gezilecek Yerler #1


Herkese seelaam! :)
Derin bir sessizlik sonrası uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü aklımda oturtamadığım Yalova yazısını sonunda yazmaya karar verişimle birlikte geldim. Zor oldu ama fena olmadı sanki ne dersiniz? Hali hazırda epeydir de biliyorum burayı, hatta o derece ki ezberledim bile sayılır. Bu sebepten burayı gezmek, öğrenmek isteyenler için bir rehber niteliği görsün diye de bildiklerimi biraz detaylandırmak istedim. O zaman gelin başlayalım.

Öncelikle mini mini minnacık şehir olan Yalova'ya yolu düşenler fark edecektir ki; burası İstanbul'un bir ilçesi kadar. :) Küçücük ama bir o kadar da sakin olan Yalova, biraz sayfiye yeri ve emekli şehri olarak görülüyor. Kafa dinlemek, bir günlük de olsa diğer şehirlerin yoğunluğundan kaçmak için burası büyük popülariteye sahip. Merkez de dahil, Altınova, Armutlu, Çınarcık, Çiftlikköy, Termal olarak 6 ilçeden oluşuyor. Ama şehre geldiğiniz anda anlayacaksınız ki; özel aracınızla şehrin bir ucundan diğer ucuna sadece 1 buçuk saat civarında varıyorsunuz. Her ilçenin arasında çok ufak zaman farkları var. Hatta öyle ki, bazı yerlerine yürüyerek bile yarım saatte gitmeniz mümkün. Böylece günlük yürüyüş de yapılmış oluyor. :)

Peki madde madde gidecek olursak Yalova'ya adımınızı attınız ne yapmalısınız?

1. Yürüyen Köşk


Tartışmasız Yalova dendiğinde akla ilk gelen ve kesinlikle görülmesi gereken yeri. Hikayesini bilmeyenler için çok detaylı olmasa da anlatmak istiyorum. Burası ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dinlenme yeri olarak biliniyordu. Köşkün yanında bulunan çınar ağacı ise köşke denk geldiği için bahçıvan kesmek ister, fakat Atatürk net bir emir verir. "Ağacı kesmeyin, bina kaydırılacaktır." Gelen mühendisler çalışmalar yaparlar ve binanın altına döşedikleri raylar ile köşkü yaklaşık 5 metrelik bir uzaklığa kaydırırlar. Böylece köşkün adı Yürüyen Köşk olur. Çınar ağacı da tüm heybetiyle hâlâ orada durmaktadır. Gerçekten de ibretlik ve örnek alınası hikayesi ile köşk yürümüştür.



photo by: renginhanim
photo by: renginhanim

Ben köşkün içini gezme fırsatı bir türlü bulamadım, sürekli gezi ve okul grupları geldiğinden dolayı her gidişimde kalabalık rastladım. En kısa zamanda içerisini de gezme planım var. Fakat öyle güzel bir yerde ki, hem piknik yapmak isteyenler için hem de ben gibi yürüyüşünü denize nazır yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası.

Nasıl gidileceğine gelecek olursam; İdo feribot iskelesinin hemen sağ tarafında girişi kalıyor ve yaklaşık 2 km. yürüyerek, bisikletinizle veya Atatürk Bulvarını hiçbir yere sapmadan takip ederek aracınızla da köşke ulaşabilirsiniz. Yürüyerek yaklaşık 30 dk. , araçla 10 dk. sürüyor.




2. Çiftlikköy


Yine kendi kişisel yorumum olacak ama, Yalova'nın en güzel ilçesi bence. Çok fazla gezilecek yeri olmamasına rağmen, sakinliği ile özellikle de sahiliyle "anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz" tadında bir yer. Yalova'da ilk gördüğüm, bildiğim yerdi bu yüzden de anlamı büyük. Öyle güzel bir sahili var ki kumsalında, banklarında, piknik yerlerinde oturabilir, tüm sahilini baştan başa yürüyebilir, martılarının sesini mis gibi deniz kokusuyla dinleyebilirsiniz. En çok da fotoğraf için çok güzel manzaralar sunan Çiftlikköy sahili, yazın tam bir yazlık kesime dönüşüyor. Sahilinde, kumsalında yer bulabilmek mümkün değil.

Kışın sahili :)

Yazlık sahili :)

Ben ailemle yaklaşık 4-5 sene önce geldiğimde evler çok azdı. Ama şimdi Osmangazi Köprüsü etkisiyle de oldukça yoğunlaşan bir nüfusu var. Tabii ki güzel bir ilçe olması da bu durumu etkiliyor. Çünkü sürekli gelişen, kendini de geliştirebilen bir yer.

Peki sahili dışında neresi derseniz, sizi doğruca seyir yapılacak tepesine götürüyorum.Burada tüm Çiftlikköy'ü kuş bakışı görebilir, Seyr-i Marmara'da da afiyetle bir keyif kahvesi içebilirsiniz. Çiftlikköy'de gün batımı izlemeden dönmenizi de tavsiye etmem. Günü mutlaka burada bitirin derim.

Gidişi ise çok basit, yürüyen köşkten doğruca devam edin. Yan tarafı orası zaten. :)

photo by: renginhanim

Gün batımı gibi gün batımı :)
Tepeden görünüşü


Unutmadan söylemek istiyorum, ideal bir kahvaltı yeri ararsanız Yalova At Çiftliği şiddetle tavsiyemdir. O kadar övgüsünü duydum ki, yine bir türlü kızlar ile gitmek isteyip de fırsat bulamadığımız yerlerden kendisi. Fiyatı da kişi başı at binme+kahvaltı 25 tl. idi sanırım. Gittiğim zaman onunda fotoğraf ve detaylarını editlerim artık burada. :)


3. İbrahim Müteferrika Kağıt Müzesi


Merkezde Raif Dinçkök Kültür Merkezi ile tanışmam Mart ayında olan Sosyal Medya Zirvesi'ne gidişim ile olmuştu. Hatta o sırada telefonda Gizem ile konuşuyordum ve "buraya gelmeliyiz kağıt müzesi varmış içinde" demiştim. :) Daha sonra geçenlerde sonunda Kağıt Müzesi'ne gitmeye karar verdik. Giriş ücretimiz 1 TL. Müze gezmeye bayılan ben buna daha da bayılmış olabilirim. :)

Minik ama bir o kadar da değişik bir mekandı. İbrahim Müteferrika'nın Yalova'da matbaa açışı, ilk kullanılan kağıtlar, papirüsler, eski kitaplar, banknot ve pullar (özellikle bunlara aşık oldum), kağıt makineleri ve daha bir sürü şey.






Müzenin tamamını dolaşmanız en fazla 45 dakikanızı alıyor. Her kağıdı ilgiyle incelemek de istiyorsunuz, ama bazı eserler flaş gördüünde bozulabildiğinden izinleri kısıtlanmış.
Müze gezmesinin sonunda da kağıt yapımı uygulamalı olarak gösterildi bize. Açıkçası çok emek isteyen bir şey. Öylece yırtıp attığımız onlarca çöp kağıdı düşünce, içim ürperdi biraz.


Dut kağıtlarının dalları kesiliyor, kurutuluyor ve elinizle soydukça liflerinin ayrılmaya başladığını görüyorsunuz. Daha sonra bu lifler alınıp havan gibi büyük bir kaba konup uzunca bir süre dövülüyor. Ardından su dolu kaba aktarılıp çerçeve tarzı bir şey ile o liflerin kalıntısı alınıyor. Çerçevenin kapağı kapatılıp suyu hafifçe süngerle çektiriliyor, ardından kağıdın olduğu kısım oluşuyor ve kurumaya bırakılıyor (üstteki fotoğrafın sol köşesinde asılanlar). Sonuç ta-ta-ta-taaam! Doğal kağıt! Tabii ben kısaltarak ve izlenimlerim ile anlattım, detayları daha fazla ve izlenirken bazıları kaçırılıyor. :)

4. Termal


Yalova dendiğinde akla gelen diğer meşhur yerde Termal'deyiz. Aslında Termal'de çok fazla anlatılacak bir şeyim yok. Ama Yalova'ya gelip de uğramamak olmuyor ve oraya giderken ki yol çok güzel ağaçlı manzaralar sunuyor. Akılda kalmaması için yine de gelip görün derim. Ayrıca Atatürk Köşkü de Termal içerisinde bulunuyor.

Termal Yolu



Burada çeşitli şifalı suları deneyebilir, ortamını gezebilir, çeşitli yaşı epeyce büyük ağaçları görebilirsiniz. Aynı zamanda biraz ilerde Sudüşen Şelalesi ve Dipsiz Göl'e bakabilirsiniz.

Açıkçası beklentilerinizi yüksek tutmanızı tavsiye etmem, çok "vaaov" dedirtecek yerler değil. :) Ama uğrarsanız da, Doktorun Evi kahvaltı mekanlarında önde geliyor. Ben bir türlü gidemedim, "gidelim" diyene duyurulur! ( Buradan da tribimi atmış oldum:) )

Dipsiz Göl

Sudüşen Şelalesi


5. Balıkçılar Lokali 


Bu bölüm için ayrıca detay yapmak istedim, çünkü benim çok sevdiğim yerlerden birisi. İstanbul Çengelköy'de Çınaraltı'nı bilenler ya da Bursa'da Koza Han tarzını sevenler eminim minik Yalova'da da burayı sevecektir. Gerçi her bir yerin ambiansı çok farklı ama olsun.. Burada sahile karşı piknik gibi yiyeceklerinizi böreğinizi salatanızı alıp oturabilir sonra da 2 çay söyleyiverirsiniz işte. Bu kadar basit ve doğal :)

Güzel manzarası renginhanim'ınızdan :)

Heykele geldikten sonra sahil tarafından 1-2 dakika yürüdükten sonra kolayca buraya ulaşabilirsiniz.

Herhangi bir cafeye geçip oturmaktansa, en azından açık havada oturmak daha güzel diye düşünüyorum. O yüzden Yalova'ya yolunuz düşerse mutlaka gitmenizi tavsiye de ediyorum. Ayrıca tekneleriyle de fotoğrafçılar için ideal bir fotoğraf mekanı. Haydi çıkın çıkın gidin. :)

Vee an itibariyle de Yalova yazımın ilk part bölümünü bitiriyorum. Takdir edersiniz ki çok uzun olacağı için iki partta sizinle paylaşmayı istedim. Hem de daha detaylı anlatabilirim öyle değil mi ama? :) Tamamı bu kadarla biter mi hiç? Daha Çınarcık'a gideceğiz, Altınova'da piknik yapacağız, cafeleri nasıldır bir bakacağız, arboretum bile gezeceğiz, yani küçük şehir olduğuna bakmayın daha anlatacaklarım çook :)

O zamaaan part 2 ile çok kısa zamanda yeniden Yalova'da görüşmek üzere. :) Hoş kalın :)

Vis a Vis (Locked Up)-Dizi Yorumu


Diziseverlerim burada mıııı? Koşuuun yeni dizi önerimle, yeni gözdem ile geldim. Nasıl anlatsam, nereden başlasam bilemiyorum. Ama sanırım bu dizi nereden çıktı, ismi de ne değişikmiş gibi düşüncelerin arasından sıyrılarak baştan başlamalıyım. :)

Bilirsiniz kii, bende epey büyük bir İspanyolca sevdası var ve La Casa De Papel'den sonra da ispanyol dizi merakı başlamıştı. Sonuç olarak İspanya'ya gidiyoruuuum! Şaka ya. :( Ama bir gün size böyle bir haber vermeyi çok isterim. (Lütfen lütfen lütfen amin!)
Heh evet nerede kalmıştık? Sonuç olarak, ilk ispanyol dizim bittikten sonra içimde derin bir boşluğu kaldı. Bende başka ne diziler var diye araştırmaya başladım. Size, la casa de papel yorumunda kevserin mutfağı videosundan bahsetmiştim belki hatırlıyorsunuzdur. (Yorum içinde buraya tık tık) O dizinin bazı sahnelerinin çekildiği yerin Vis a Vis dizisiyle aynı olduğunu belirtmişti. İlkten bisabis olarak anladığım Vis a Vis'ciğimi yani ingilizce adıyla Locked Up'cığımı derin bir ar-ge çalışmasına aldım.:)Bir de baktım konusu güzel, hiç tereddüt etmeden başladım.



Açıkçası ilkten düşüncem şu şekildeydi; "bir hapis konusu ne kadar sürebilir? Ya da ne kadar sarabilir?" Önyargılı olmamak gerekiyormuş, ilk bir iki bölümde yine bu soruyu sorabilirsiniz kendinizce ama sonra bir bakacaksınız ki, sonra neler olmuş meraktan delirip sürekli "sonraki bölüm" e tıklayacaksınız. Benden size yine kefillik. :)
İddialı bir giriş daha geldiğine göre başlayayım anlatmaya, haydi toplaşın.

İlk baştan konusuyla başlamak istiyorum. Karakterleri kısaca sonrasında tanıtacağım. Ama önce şuraya tıklayıp dizinin mükemmel müziğini dinleyerek okumalısınız diyorum.

Dizimizin konusu; Macarena Ferreiro patronuna aşık bir hanımefendiciğimizdir. Böyle kibar dediğime bakmayın, işler çok karışık. Çünkü patronu evlidir ve yasak ilişkileri vardır. Bu patron bizim Maca'yı "eşimden ayrılacağım, ama eşim şirketi elimden alabilir bana yardım et" diye kandırıyor. (Evet klasik midesiz erkek stili ve klasik saf aşık kız stili) Daha sonra ise adam tabiri caizse vın!; hapse kara para aklama, hırsızlık gibi suçlardan giren Maca ise yapayalnız. (ilerleyen bölümlerinde ise cidden yalnızlığını göreceksiniz.) Dizinin ana temasını şekillendiren konu da bu şekilde başlıyor: Hapis hayatı. Hatta daha doğrusu; bir kadın için hapis hayatı! Burada Macarena'nın hapiste geçen zamanını görüyoruz. Daha ilk gününden başına bir şeyler gelmeye başlıyor ve hayatı tamamen değişiyor. Sadece hapiste de değil, dışarıda bile. Vis a Vis de her kadının hayat hikayesini, orada yaşamak için katlandıklarını, hatta bazen birbirlerine çıkar uğruna aklınızın almayacağı şeyleri yapmalarını izliyoruz aslında. Merak edenler için spoi sayılmaz, rahatça söyleyebilirim ki; Macarena dizinin tüm bölümlerinde hapiste. Çıkamadı, çıkamıyor, çıkamayacak derkeeen çıkmaktan vazgeçiyor hatta o derece.



Maca Maca diyorsun da kim bu artık anlat diyeceksiniz; gelin karakterleri de tanıyalım.

↣ Macarena Ferreiro: 


Nam-ı diğer Sarışın. :) Olay örgüsünü başlatan ana karakterimiz. Çok güzel biri ama keşke bu kadar da saçma hareketleri olmasa dedim her bölümde. İlk bölümlerde hapiste çok pasifti, ama sonra kendini aşmaya ve kimseden korkmamaya başladı. En başından beri suçsuzdu ki ben onu bambaşka bir kaçış olayına dahil olsa da o an yaptığı şeyler içinde suçsuz görüyorum. Tam "heh işte bu, hep böyle ol" dediğiniz an, başka bir saflık yapıyor. Yine de hayatta kalma amaçlı da olsa kendi özünü yitirmedi. Çok başarılı bir oyunculuğu var.



↣ Zulema Zahir:


Hapislerde bir ağa vardır ya hani. İşte buranın ağası demiyim de adeta zalım kraliçesi kendisi. İlk bölümde evcil akrebiyle karşılıyor zaten bizleri. (o bölümde de ne huylanmıştım yahu!) Asla karşı karşıya gelinmemesi gereken bir karakter, bazen gücüyle ve hakimiyetiyle takdirimi toplasa da, zalim bir güçlülük de itici geldi bana. Yani bazılarına kötü deriz ama, bu başka bir kötülük boyutunda. Macarena ile arasındaki savaşı canlı ve kanlı(!) görebilmek mümkün. Onun için özgürlüğüne kavuşurken yaptığı her şey ve parası olması yolunda çekilen her çile mübah. Sevdiğinden vazgeçmek bile. Şöyle de denebilir; kendinden başka önemsediği bir canlı yok. Yine de baş karakterlerden ve oldukça başarılı. Hatta kendine özgünlüğü konusunda üst düzey.



↣ Saray Vargas:


Bir diğer adıyla Çingene. Gıcık ama bir o kadar da dürüst bir karakter. Zulema'nın yandaşı ve onla arasında ne kadar kötü olay geçerse geçsin asla ona sırtını çevirmiyor. Yine de neyin doğru neyin yanlış olduğunun, en önemlisi de kendinin farkında. Birazdan bahsedeceğim karaktere aşık. Üstelik okuyanlara tuhaf gelebilir ama kendisi lezbiyen, sadece ailesi için dayandığı bir sürü şey var. Bana göre sinir bozuculuğu dışında yeri geliyor neşesiyle, yeri geliyor çingenliğiyle sevilen biri oluyor. Açıkçası Maca ile Kıvırcık için çok takışsa da benim favori karakterlerimden diyebilirim. En büyük zaafı; sevdikleri için her şeyi yapabilecek kadar gözünün kararması. Ayrıca kendisini La Casa De Papel'den Nairobi olarak da biliriz efenim. :)




↣ Estefania Kabila 


Geldik Kıvırcık'a. Aşırı sempatik, aşırı neşeli ama aşırı da sinirli kızımız. Saray ona, o Maca'ya aşık ilk günden beri. Çok kötü bir huyu var, anında parlıyor ve aradaki hatrı saygıyı silebilecek kadar yanlış şeyler yapıyor. Yine de çok ponçik. Gardiyanlardan biri de ona aşık da yaşadığı kötü şey büyük bir etken ve bunlar dışında o da ne istediğini tam olarak bilmiyor bence. Son sezonunda Maca ile arası buzdağından da öte olsa bile içten içe ona karşı sevgisinin bitmeyeceğini biliyoruz. Her zaman onu korudu ve onun için yapmayacağı şey yok. Maca bir dayak ye de atraksiyon olsun ilk yardımına gelen kıvırcık olmazsa bende bir şey bilmiyorum. Ne fena bir insan oldum ben ya. :)



Ana karakterlerimiz böyleyken, diğer mahkumların da birkaçından bahsetmek isterim.Soledad ablamız, Tere, Antonio, Anabel (iğrenç karakterlerden) de ön planda olanlardan. Çok anlatılacak şeyleri yok aslında. Anabel hariç diğerleri Maca'ya yakınlar.
Eveet gelelim, idare kadrosuna... Onları da sadece isimleri ile kısaca tanımlamak istiyorum.
Miranda; hapisin müdürü. Kadınları düzeltebilmek ve onların iyi birer insan olabilmeleri için elinden geleni yapıyor. Ama yetersiz. Çünkü dost gibi görünen kösteği olan yanlış biri var hayatında.
Sandoval; açıkça söylemek gerekirse mide bulandırıcı, iğrenç bir doktor.
Valbuena; egoist ve kaprisli bir gardiyan. Sandoval'dan farkı yok. Mahkumlardan birine aşık ama onu da siz görürsünüz.
Palacios; sıcak kanlı ve iyi niyetli gardiyan. Genellikle kandırılan oluyor.
Fabio; bir diğer gardiyan. Cinayet masasında görevli bir memurken buraya geliyor. Bazen kızdırıp bazen "heyt be" dedirtecek. Macarenaaa diyorum susuyorum. :)
Ve bunlar dışında Macarena'nın babası Leopoldo, kardeşi Roman, annesi Encarna, müfettiş Castillo, Zulema'nın sevgilisi Hanbal var. Bu kadar basitçe geçtiğime bakmayın her bir rol arka planda sığıntı gibi kalmamış, olayları fiştekleyici rollerdeler.



Diziye başladığınız an kendinizi devam etmekten alamayacaksınız. O kadar sarıyor ki, bazen şaşırıp bazen ürperiyor, bazen duygulanıyor, bazen sizde kızıyorsunuz. Sahneler çok gerçekçi, oyunculuklar çok gerçekçi. Benim size özellikle tavsiyem olabilecek bir dizi yani.
Ama şunu da dipnot olarak belirtmem gerek; instagramda hikayelerimde de tavsiye ederken söylemiştim. Midesi ve yüreği dayanabilecek olanlar izlemeli, aynı zamanda da Game of Thrones'da bulunan sahneler kadar rahatlık söz konusu olduğundan önyargı bulunmamalı. Çünkü olay örgüsü sebebiyle gözünüz bu detaylara takılmıyor bile...

Dizimiz 2 sezondan ibaret. Amaaaa! Başlayacaklar için ve tabii ki benim için bir güzel haberi daha var 3. sezonu da şimdi yayınlanmaya başladı, fakat nete hızla giriş yapar mı bilemiyorum. Yeni karakterler geleceğini instagram hesabından görmüştüm ve belli ki bu sezon da epey savaş dolu geçecek. Çünkü yeni gelenlerin yorumlarını okuduğum kadarıyla tam belalılar geliyor. O zamaan gelsin aksiyonlar, ama Maca bi sende kendine gel be canısı! Her neyse çok uzatmadan okuyan gözlerinize sağlık, hepinize de şimdiden iyi seyirler canlar. Atın bunu fava 



#MinimalMutluluk ile 30 Gün Şikayetsiz Yaşam & MİM


Mer-ha-baaaaa :) Yine şahane bir girişle geldim. Emin olun konu da size şahane gelecek. Bugün minimalizm ve mutluluğu birleştiriyoruz. Az ve öz de olsa her şeyden mutlu oluyoruz. Detaylara inmeden önce, bu konunun kaynağını ve başlangıcımı anlatmak istiyorum. Yazının sonunda ise bir isteğim olacak beklemede kalınız. :)

İnstagram üzerinden tanışmış olduğum banabunlarlagelblog sahibesi İmge'cim mart ayı gibi bir fotoğrafıyla birlikte bizimle her gün birer mutluluk sebebini paylaşacağını belirtmişti. Youtube kanalı da var zaten ve oldukça güzel videolar çekiyor bence. Bu konuyla alakalı da o sıralar "30 gün şikayet etmeden durabilir misin?" adlı bir video yayınladı. (Video için adına tıklayabilirsiniz.) Bende izledim, zaten fotoğrafı da görmüştüm ona hak verdim ve kendi kendime "bende başlamalıyım" dedim. Ve bugün de 30 günlük şikayetsiz yaşamımın son günü. Tövbe ya öyle bir söyledim ki, yani 30 günlük bir diyet programı gibi düşünün. :)

İmge'nin anlattıklarından beni bu denli etkileyen kısımlardan bahsedeyim önce...
Beni bilirsiniz, çoğu anlattığım konularda motivasyon ve her olumsuzluktan bir pay çıkarma düşüncesi içerisinde olurum. Bu sebepten de kişisel gelişim ve pozitif her türlü konuya karşı aşırı ilgiliyim. İmge'nin de dediği gibi şikayet ediyoruz! Kalabalıktan, trafikten, geç gelen otobüsten, beklemekten hep şikayetçiyiz, birçok şey sayabilirim bunlar gibi. Zaman öylece akıp giderken fark etmeden mızmız birine dönüşerek geçiriyoruz günümüzü. Bunlara dur demenin zamanı aslında. Şikayet ettiğimiz, iyi tarafından bakamadığımız her şey için kendi kendimizi mutsuz ediyoruz halbuki.



30 gün şikayetsiz durmak mümkün değil gibi geliyor, ama emin olun bir başladığınızda bakış açınız da yavaş yavaş değişiyor. Yeter ki sıkılıp yarıda bırakmayın. Ya da süresi uzun diye düşünüp başlamamazlık etmeyin. Bu aşama herkese iyi gelecek ve ruhen de sizi kuvvetlendirecek çünkü...
Bir de şu var; bir şeyi, bir aktiviteyi 21 gün düzenli yaptığınızda beyninize de alışkanlık olarak işleniyor. Daha doğrusu yapmadığınız an boşluğunu hissediyorsunuz, beyniniz ize o komutu hatırlatıyor. Bu açıdan da 30 günlük süreç içerisinde, her gün bir tane bile olsa şükür ve mutluluk sebebi bulmanız sizin en güzel alışkanlıklarınızdan birisi olabilir. En azından gece yatmadan kendinizi motive ederek uyursunuz.

İşte bende böyle başladım ve 30 gün boyunca instagram hesabım üzerinden paylaşım yaptım. Sizlere 30 gün boyunca nelerden mutlu olduğumu da sıralamak istedim. Bu kısma dikkat, lazım olabilir. :)

⤞ 1. Gün: Sosyal medyaya uzun bir ara vermiştim, neyseki o sıra döndüm. Yokluğumda beni hiç unutmayanların olduğunu bilmek en güzeliydi. Dönüşümü de enerjik başlattım, çok şükür de tam gaz devam.
⤞ 2. Gün: O gün en yakın dostumla görüşmüştüm ve birlikte dertlendik, 5 dakika sonra da dertleri kahkahalara çevirdik. Her an var olan dostlar iyidir.
⤞ 3. Gün: Bir günlüğüne her şeyi boşladım, evimde ayaklarımı uzatıp istediğim her keyfi yapabildim.
⤞ 4. Gün: İnstagram hikayemde yazdığımı aynen yazıyorum buraya da... Korkumla yüzleştim ve onun bu kadar önemli olmadığını fark ettim. Bazı kişileri ve bazı durumları "kendimden" daha değerli hale getirmemeye bir alkış. :)
⤞ 5. Gün: Hedeflerimi tek tek gerçekleştirmeye başladım.
⤞ 6. Gün: Kaçamak yapabildiğim mis kahveye bir point mutluluk sebebi. :)
⤞ 7. Gün: O gün yağmur yağıyordu ve çatıya vuran damla sesleriyle çok mutlu olmuştum. Islanmak da yağmuru hissetmek de güzel bence.
⤞ 8. Gün: Çocukluğumu, gençliğimi geçirdiğim mahalleye gittim. Çok özlemiştim, 2 senedir görmüyordum ve anılarım birer birer geçti gözümden. Çoook güzeldi.
⤞ 9. Gün: Galeriye bakarken aslında güzel yerler gezmişim ve az yer de görmemişim hani dedim, buna da çok mutlu oldum. Gelsin gezme planları :)
⤞ 10. Gün: Yine İmge'nin önerisine denk gelmiştim. Tedx 'de Mustafa Sarı'nın konuşması beni çok etkiledi. Pes etmemek için beni bir kez daha cesaretlendirdi.
⤞ 11. Gün: İnstagramdan severek takip ettiğim @admbrs 'ın bir fotoğrafı ile mutlu oldum. O kadar güzel bir ağaçtı ki...Tazelenme zamanı olduğunu hatırlattı kendisi.
⤞  12. Gün: Aslında gergin bir gündü benim için, ama o gün hem çok istediğim bir kitabı çekilişle kazandım hem de anladım ki dostu düşmanı birbirinden ayırmak gerekiyormuş. İşine yardım ettikçe yanımda durup sonra kaybolanlar out canım.
⤞  13. Gün: İyi ki ailem yanımda, onlarla geçirdiğim her an çok güzel.
⤞  14.Gün: Kitapkahveyasam sahibem Pınar ile harika bir gün geçirdik, deniz, yeşillik ve bolca güneş. O günü tamamen ona ithaf etmiştim.:)
⤞  15. Gün: Bol gülmeme ve salıncakta sallanmayı çok sevişime gelsin tüm sebepler. :)
⤞  16. Gün: Doğaya kaçıp kendimi deşarj etmeme mutluluk sebebi bıraktım bolca. Papatya topladım, şeytan tüyü uçurdum, mis gibiydi.
⤞  17. ve 18. Gün: İki günü bir arada yapmıştım, tüm hafta sonu ders çalıştım ve azimle bitirdim. Gelecek için çekilen her çile mübah dedikleri. :)
⤞  19. Gün: Vicdanım rahat, kalbim rahat ve bana karşıt olan her kim varsa da benim üstümde bir ağırlığı yok. Ne mutlu temiz kalplere...
⤞  20. Gün: Yaklaşık 6 aydır bir türlü görüşemediğim kıymetlim nam-ı diğer kankicancanımla geçirdim tüm günü. Ne diyordum, sizi bakışınızdan nefes alışınızdan anlayabilen dostlarınız olsun. İşte o da onlardan biri. İyikim!
⤞  21. Gün: Favorilerime giren ve ileride sizinle de paylaşacağım diziyi minimal mutluluk sebebi yaptım. Hem dizi güzel, hem de müzikleri. Tüm albümü indirdim desem yeridir. Las Chicas Del Cable diyeyim, beklemede kalın. :)
⤞  22. Gün: Tuhaf dergiyi okurken Küçük Prens sözlüğünü çok beğendim. Sevgi de mutluluk da minnacık şeylerde bulunabilir. Ve o gün kendime sevgimi verebilmek için 2 güzel bodrum papatyası ve 4 kadife çiçeği aldım. Öyle güzeller ki. :)
⤞  23., 24. ve 25. Gün: Sınav dönemimdi, hepsini iyi veya kötü bir şekilde hallettim. Üzerimden yüklerin kalktığını hissettiğim üç gündü.
⤞  26. Gün: Ardından da bloga girip çok mutlu olacağım bir gelişme gördüm. 50 bin görüntülenme ve Ruhunarenkkat'ın açıldığı günden bu yana oluşan 5.500 tekil okur sayısı. İşte bu her şeye bedeldi. Hepinizi çok seviyorum!
⤞  27. Gün: 2 sene öncesine ait sildiğimi sandığım bir şeyi hatırlattı telefonum, sabahın ilk saatlerinde hemde. Sonra düşündüm ki, ne çok şey yaşamışım, ne çok şey geçmiş ve iyi ki de geçmiş. Şimdi daha mutluyum, özgürüm, huzurluyum ve daha çok gülüyorum. Zamanında üzen şeyler, şimdi hissiz bırakıyormuş. Hayat değişik. Şükür sebebim; doğru kararı zamanı geldiğinde vermem ve şu an ki hayatımda sahip olduklarım, kazandıklarımdı. Üstelik o gün de Canım kuzum morduslerkitapligi sahibem ile görüştüm, kağıt müzesine gittik ve cidden çok güzel bir güne dönüştü.
⤞  28. Gün: Erteleyip durduğum tüm işlerimi yaptım. Üşengeçlik ve ertelemek kötüdür, yapmayalım. :)
⤞  29. Gün: Biraz rahatsızlık çeksem de, epeydir hissetmeyi unuttuğum şeyler geri geldi sanki. Öyle çok gülücük surattım ki gün boyunca. :)
⤞  30. Gün: Ve bugün... Şu 30 gün bana o kadar çok şey kattı ki, meğerse ne çok mızmızlanıyormuşum ve minnacık şeylerle bile mutlu olunabilirmiş. Ya düşünsenize çiçekten, gökyüzünün güzelliğinden de çok ama çok mutlu oldum. Bir de şu sınav sonuçlarım iyi gelse ah ah :) Hatta bir de çok amin dediğim bir şey var o da olsa. :) (Yine çok istek sıralamaya başladım, tamam sakinim.) Bugünün mutluluk sebebi beni minimal mutluluk ile tanıştıran İmge'ye gelsin. Seviliyorsun. :) Artık detaylarla daha büyük mutluluklar yaşayabiliyorum.

Yanii benim 30 günüm böyle geçti, biraz uzun oldu farkındayım hatta belki daha da dolu sebepler sıralayabilirdim buralara. Ama 30 gün boyunca her gün aklımda en çok hangi noktanın kaldığını not etmeye çalıştım. Şimdiiii gelelim sizden istediğime. :)

İmge ile de konuşmuştuk, bunun zincirleme bir mutluluk oluşturmasını çok istedik. Şöyle bir şey yapsak? Bunu bir mim yazısına dönüştürsem ve birbirimizi mimleyerek daha çok büyüsek? 30 gün zor derseniz, en azından gün içerisinde veya birkaç günlük sürecinizde minicik de olsa sizi mutlu eden şeyleri yazsanız, paylaşsanız?
Hatta isteyen 1 gün boyunca tek seferde, isteyen 10, isteyen benim gibi 30 gün boyunca #minimalmutluluk adı altında kendisini gülümseten, mutlu eden detayları yazsa ve merak ettiği blogger arkadaşlarını mimlese ? Süper olabiliiir. :)
O zaman ben; 30 mutluluk sebebi isteyeceğim dostlarımı aşağıya bırakıyorum ve kaçıyorum. Bu arada sadece mimlediklerim değil her okuyan bu mimi yapabilir, ben biraz etiketlenmeyenlere de pay bırakmak için kişi sayısını abartmak istemedim. Yoksa çoook kişi çıkardı buraya. :)

❤ Thesaglams :)
❤ Morduslerkitapligi :)
❤ Goncanindunyasindan :)
❤ Ezgissimo
❤ Ece Evren
❤ Sade ve Derin
❤ Düş Tasarımcısı
❤ Annesinin Prensesi
❤ Her Telden Şef
❤ Saadet Sezer
❤ İnciden Notlar
❤ Mavinin Her Bir Tonu
❤ Fullinblog
❤ Mavi Melodi
❤ Feri Peri

Bu yazıyı sonuna kadar okuyan herkesin mutluluğu bol olsun :P Şaka tabii hepinizin mutluluğu bol olsun. 😍