İzlemeniz Gereken 5 Dizi Önerisi #1


Selam renkli okuyucularım!
Bugün yine sizinle ortak ilgi alanımdan olan bir bölümün yazısıyla karşınızdayım. Bu kez dizi serisi yapmaya karar verip, her yazıda 5'er diziyi sizinle paylaşmak istedim. Paylaşacağım 5 dizi izlediklerimden, sevdiklerimden oluşuyor olacak. Ki zaten artık öğrendiniz, "sevmiyorsam paylaşmam" işte o kadar! :) Imdb puanlarını ve kendi görüş puanlarımı da ekliyor olacağım.

Şu sıra o kadar çok Aşk-ı Memnu izliyorum ki; ne yeni diziye geçebiliyorum, ne devam eden dizilerimin yeni bölümlerine bakabiliyorum. Tam bir Bihter'ci olarak dolanıyorum evde. Instagram hesabımda da sabitleyerek MOVIE kısmına eklediğim hikayelere bakabilirsiniz, orada birçok izlediğim dizi bulunuyor.

Tazecik dizilerim gelene kadar şu ana kadar izlediklerimi, belli kategorilere veya benzerliğe göre ayırıp paylaşmaya başlıyorum izninizle. Şu güzelliklere bakın ya hu!



1. FRIENDS 

Imdb puanı: (8,9/10)
Ruhunarenkkat puanı: (10/10)

En ama en çok sevdiğim diziyi Friends 'i tabii ki 1.sıraya yerleştirecektim. İzlemeyenlere hep bi' baskı uyguluyorum "nasıl izlemezsin nasıııl" diye söylendiğim de doğrudur. Olmazsa olmaz, listelerin baş tacı olması gereken bu diziyi izlemeyerek çok şey kaybediyorsunuz. :(

Central Perk'te başlayan olay örgümüz, çok güzel dostluklarla ve aşklarla devam ediyor. Şüphesiz ki dizinin en sevilen karakterleri Joey ve Chandler diziye ekstra bağlanma sebebi. Hele ki Joey (How you doin)! Her sahnesinde kahkaha atıyordum. How I Met Your Mother, Friends çakması olarak görülüyor bilirsiniz ki; tabii onunda tadı farklı ama Friends'in oyunculuğununda çok iyi olduğunu düşünenlerdenim ben. Mesela orada Robin beni deli ederken, burada Rachel hem daha düzgün bir karakter hem de daha sıcak bir izlenime sahip. Her karakterin kendine has durumu var aslında, bunu rahatça görebiliyorsunuz. Ross, Rachel, Chandler, Monica, Phoebe ve Joey her birini ayrıca seveceksiniz.

Arkadaşlık bağlarını oldukça güzel işleyen, 1994-2004 arası yayınlansa da sanki yeniymiş tadı veren, her anını çok sevebileceğiniz ve eğleneceğiniz bir dizi Friends. O yüzden fazlasıyla tavsiye ediyorum.



2. HOW I MET YOUR MOTHER

Imdb puanı: (8,3/10)
Ruhunarenkkat puanı: (7,5/10)

Friends'in peşinden hazır bahsetmişken HIMYM ile devam edeyim dedim. Yani nam-ı değer; "Annenizle Nasıl Tanıştım?". Ama ismiyle alakası olmadan, Ted'in Robin'e olan aşkını son bölüme kadar izliyorsunuz. Elbette Ted'in çocuklarını karşısına alıp anneleriyle nasıl tanıştıklarını anlatmasıyla başlıyor da, belki anneye 5-6 bölüm verilmiştir.

İlk izlediğim dizilerin başında gelen HIMYM'den sonra Friends'e geçmiştim. Eski bir dizi olduğundan beni çekip çekmeyeceğine şüpheliydim ama emin olun, çok daha iyi.

Tabii ki oyunculardan bahsedeyim. Robin çok ukala geliyor bana, Ted melankolik ve biraz takıntılı, Marshall ve Lily tatlış çift, Barney legen-wait for it-dary :D (izleyenler bilir:)) Genel olarak bakıldığında sitcom severler için günümüzdekilere göre daha izlenesi bir dizi.



3. THE BIG BANG THEORY

Imdb puanı: (8,1/10)
Ruhunarenkkat puanı: (8,5/10)

Yine sitcom seven ben, elimde dizi sayısı azalınca denk gelip başlamıştım bu çocuklara. The Big Bang Theory çok sevdiklerimden oldu kısa sürede. Bazı izleyenlere ilk bölümlerden sıkıcı gelmiş, kabul etmek lazım ki bilimadamları temalı olunca gülmeniz eksik kalıyor. Ama sonrasından pes etmeyip devam ederseniz, onlardan hissediyorsunuz ve anladıkça kahkalarınız eksik olmuyor.

Sheldon, Leonard, Howard, Rajesh, Penny ana karakterlerken daha sonrasında da Amy, Bernadette ile daha şenleniyor ortalık. Favori karakterim gıcıkların ötesi Sheldon! Öyle ki Young Sheldon adındaki küçüklük dizisini de izlemeyi çok istiyorum. Gerçekten çok sinir bozucu hareketleri olan ve daha çok bencil olarak göze çarpan Sheldon Cooper aslında o kadar sevimli bir karakter ki, diziye bağlıyor. Neşeyi diziye katarken ona "Bazinga"larla eşlik ediyorsunuz. :) Final bölümünde de öyle bir göz doldurdu, dizinin bitmesine birkaç damla gözlerimden salmış olabilirim.

Şans vermeniz, ilk bölümlere göre önyargılı davranmayıp en azından ilk sezonunu bitirip kararı vermenizi tavsiye ederim.



4. MODERN FAMILY

Imdb puanı: (8,4/10)
Ruhunarenkkat Puanı: (9/10)

Canım, güzel aile! En modern ve en bağlı aile. İlk bölümünden güldürmeye başlayan Modern Family, şimdiyse final sezonuyla duygulandırıyor.

Hangi karakterlerden özellikle bahsedebilirim bilemiyorum, hepsi ayrıca favorim. Ama en en en çoğunu sorsanız, Phil & Claire derim, sevdiğim beyle olan ilişkime onları çok benzetiyorum. :) İkisini izlemek de ayrıca keyifli. Dediğim gibi sadece ikisi de değil, her bir karakterin kendisine has özellikleri var ve ayırt etmeniz zor. Belki biraz Alex'e gıcık olabilirsiniz, ama o da Dunphy ailesinin gurur sebebi yani.

Modern Family tam bir aile dizisi, her bölümde farklı bir günlük olay aktarılıyor ve sonucunda da birçok mesajla bitiyor. Onlar aslında olayları çözümlüyor, bağlarını güçlendiriyor, sorunları konuştukça birbirlerini sevdikçe hallediyorlar sanıyorsunuz ama aslında bize diyorlar ki; "bakın böyle şeyler olabilir, önemli olan bunu güzel yolla böyle sonuçlandırabilirsiniz."

Sizi çok özleyeceğim gençler! Mutlaka izleyin derim, durağan bir dizi fakat içeriği size çok şey katacak.



5. THE GOOD PLACE 

Imdb puanı: (8,1/10) 
Ruhunarenkkat puanı: (8/10)

Daha öncesinde tüm detaylarıyla uzun uzun anlattığım dizi The Good Place yine keyif veren ve diğer komedi dizilerinden ayrılan konusuyla dikkat çekiyor. İlk anlarda bu kadar popüler değilken yine tesadüfen denk gelişime ayrıca kalp bırakıyorum. Şu sıralar ise epey popüler ve kaliteli senaryosuyla sezonlarda coşturmaya devam ediyor. 

Detaylı yazısına da şu linkten ulaşabilirsiniz. >>> The Good Place Dizi Yorumu 

Oyunculuklar iyi, senaryo iyi ve her yeni sezonda üstüne eklenerek devam ediyor. Bu sebeplerden de izlemenizi tavsiye ediyorum. Hatta ailece bile izlenebileceği için içim de bayağı rahat. Son sezonunda özellikle yargıç hanımı çok eğlenceli bulmaya başladım. Bildiğiniz gibi itici ve sevimli karakterleri yine çekiyorum. :) Sonuç olarak, izleyin, seveceksiniz.



Bonus: 2 BROKE GIRLS 

Imdb puanı: (6,7/10)
Ruhunarenkkat puanı: (7/10)

Final bile yapamadan biten ve üzen bir dizi olarak bonuslara ekledim kendisini. Çünkü sona bağlanamadı, devam edemedi ve ekstra bir başlık olarak bahsetmek istemedim. 6 sezonluk 2 Broke Girls dizisi, Max ve Caroline'in hayatının birleşmesini konu alıyor. Biri fakirliğin dibini bilen bir garson, biri zengin sosyetik ve sonradan garson olan. Güzel bir uyumu vardı ikilinin, onların iş açma vs maceralarını bolca gördük. Oldukça da eğlenceli olmasına rağmen neden devam etmedi anlamak çok zor...

Max karakteri beğendiğim karakterdi, dobra, komik ve güçlü görünen yapısına rağmen pofuduk kalbe sahipliğini çok sevmiştim. 

Tüm bu sezonlar boyunca izlemek isterseniz izleyin derim. Keyif veren replikleri çokça bulunuyor. En azından 6 sezon sonrası tek bir final bölümüyle bize veda etmesini de çok isterdim. 



Özete geçmem gerekirse; ilk öneri dizilerim bu şekilde oluyor. Bir sıralama yapmam gerekirse en sevdiğimden başlayarak şöyle olur (tabii ki hepsini seviyorum ama) Friends > Modern Family > The Big Bang Theory > The Good Place > How I Met Your Mother > 2 Broke Girls. :) Bir sonraki beşliyi ise sürpriz olarak saklamak istiyorum. Böylece diğer seriye kadar da netleştirmiş olurum. Umarım yeterli yorumlar olmuştur ve ortak izlediklerimiz de boldur.

Yeniden görüşmek üzere diyerek kaçıyorum.
Bu tarz paylaşımları özellikle storyden yaptığım instagram adresime de beklenmektesiniz.
Instagram: @ruhunarenkkat

Mini Alışveriş Turu #1 (Watsons)


Selamlar!

Bilirsiniz çok makyaj düşkünü biri değilimdir ama temel malzemeleri de bazı zamanlar deneyerek ve tabiri caizse indirimden kaparak deneyimliyorum. Blogda da ara sıra beğendiğim ürünleri paylaşıyorken, dedim ki "neden alışverişte alıp denediklerimi de yazmayayım?". Derken ilk turumla başlıyorum, yalnız belirtmem gereken bir şey var ki; bu ürünleri bir süre deneyip yorumlayarak aktaracağım. Aslında bunlar illa makyaj kategorisinde sınırlı da kalmak zorunda değil, kitap alışverişlerim, belki evim için aldığım uygun şeyler de olabilir. Neden olmasın? :)

Bugün anlatacağım Watsons alışverişimi de birkaç ay önce yapmıştım. Gelin bakalım neler almıştım, neler benimle yola devam ediyor neler elendi? :)

Watsons'tan Alınanlar


Açıkçası sık kullanmadığım ürünlere indirimsiz çok para yatırmak mantığımla uyuşmuyor. Bu sebepten de gerekenleri olabildiğince uygunken almaya özen gösteriyorum. 

Watsons'ın bu alışverişinde bana eşlik edenler; 
➼ Rimmel London Stay Matte Pudra 001 Transparan (İndirimli: 15 TL)
➼ Maybelline New York Fit Me Concealer Kapatıcı 10 Light (İndirimli: 20 TL)
➼ Essence Make Me Brow Kaş Maskarası 02 Browny Brows (İndirimli: 12 TL)

Makyaj İndirimleri

Aldığım ürünleri birkaç aydır denedim ve içlerinden bir tek Essence'in kaş maskarasıyla vedalaşmak zorunda kaldım. Genel olarak alışverişi yorumladığımda ise "kârlı bir alışverişti" diyebilirim. Özellikle Maybelline'in kapatıcısına övgüler sığdıracağım birazdan...

Yorumlarıma gelecek olursam...

🎔 Rimmel London Stay Matte Pudra 


Çok sık pudra kullanan biri değilim, fakat Rimmel London'ın hem pudrasıyla alakalı çok güzel yorumlar görmüştüm hem de iyi bir sabitleyici ihtiyacı duyuyordum. Eğer yağlı bir cildiniz varsa bu pudrayı önerebilirim. Fiyatının uygunluğu yanı sıra yoğun makyaj kullanımınızdan günlük makyajınıza kadar olmazsa olmaz bir ürün haline geliyor. ,

Ben daha çok göz altlarımda kullanıyorum, fakat genel olarak kullandığımda da makyajın sabitlendiğini ve transparan olduğu içinde yüzünüzde flaş patlamışcasına beyazlık vermediğini net bir şekilde söyleyebilirim. 

Oldukça hafif, ben puflar ile kullandığım için tozutma yapmadı. Ama fırçayla kullanımda tozuttuğu da söylentiler arasında. Çok hafif varla yok arası bir kokusu var, hafif bir duruşu da var. 
Yağlı ciltler parlamasın, pudralar alınsın. :)

🎔 Maybelline New York Fit Me Concealer Kapatıcı 


Artık tüm makyaj malzemelerim arasında en favorim olan üründür kendisi! Gerçi bi' ara Rimmel London'ın Match Perfection kapatıcısıyla aldatıp mini bir deney yapacağım ama olsun, her türlü favori. Bir ara Farmasi, Garnier, Maybelline Instant Eraser kapatıcılarını da kullanmıştım fakat bu çok daha etkiledi.

Göz altlarım biraz morluklara sahip olduğundan, morluğun yoğunlaştığı zamanlar (ki genelde aşırı uykusuz kaldığımda veya uykumu tam alamadığımda oluyor) hemencecik Fit Me'ciğimi sürüyorum. Bazı kullananlar yağlı gibi aydınlık ve sabitlenmeyen bir görünüm verdiğini söylüyor, fakat ben hem sabitlerken hem de aydınlık gibi görünümde bir sıkıntı yaşamadım. Belki çok hafif uyguladığım için de olabilir. 

Sonu 0 ile biten numaraları sarı alt tonluyken, 5 li olanlar pembe alt tonlular için uygun. Ben bu bilgiyi çok sonrasında öğrendim ve 10 numarasını almış bulunuyordum. Yine de tenime tam uyum sağladığını ve yükseğe yakın bir kapatıcılıkla bitiş sağladığını söyleyebilirim. 

Tabii ki cildinize göre değişecek bir üründür, cilt tipinizi de göz önünüzde bulundurmalısınız. O yağlı görünüm bazılarında etki ederken ben de etmedi mesela, ama cilde göre değiştiğine eminim.

🎔 Essence Make Me Brow Kaş Maskarası


Ne yazık ki bir türlü sevemediğim kaş ürünü... Bana kalan bir tek fırçası oldu. Onu da bir güzel yıkayıp, kaş taramak için kullanmaya karar verdim. :)

Çok bir beklentim yoktu fakat, kaşlarım hafif seyrek olduğu için ve kalem kullanmayı sevmediğim için maskaranın ideal olabileceğini düşündüm. Yine güzel yorumları olan bir üründü, biraz da hayal kırıklığına uğrattı. 

Kaşınızı doldurmaya yarayabilir, ama o kadar ıslak ki olduğundan daha koyu bir renk uyguluyor. Aynı zamanda sabitlemek yerine kaşları yapıştırıyor gibi. Hafif bir ürün ve belli belirsiz bir maskara uygulaması beklerken, se-ve-me-dim. :( Her ne kadar ayda bi iki kullanacak olsam da, insan memnun kalmayı düşünüyor. Tek iyi yönü, gördüğünüz rengi vermesi.

Genel olarak yorumladığımda ise; pudra ve kapatıcı ile mutlu mesut, kaş maskarası ile kırık kalpli bir sonuca ulaşıyorum. Size önerime gelirsem de, cildinizde testerları mutlaka deneyimleyip almanız ve cildinizin tipini, alt tonunu bilmeniz. Kozmetik firmasında çalıştığım süre içinde bu konular hakkında birkaç bilgiye ve püf noktasına sahip oldum, bu sebepten dikkate alınması gerektiğini de düşünmekteyim.

İpucu:


Cilt alt tonu için basit bir ipucu; gün ışığında bileklerinizin iç kısmındaki damarlarınızın rengine bakın. Mavi ise; soğuk alt tonlu yani pembe ton, yeşilse; sıcak alt tonlu yani daha çok turuncu tona yönelmeniz gerekmektedir. Eğer mavi ve yeşil de varsa ya da belli belirsiz ise; nötr demektir. 

En şanslısı nötr gruptur, çünkü ne giyerse ne uygularsa yakışır. :) Sıcak alt tonlular daha çok kırmızı, toprak, sarı, turuncu ve yeşil renkleriyle oldukça uyumlularken, soğuk alt tonlular, mavi, pembe, mor, lacivert gibi soğuk renkleri iyi taşırlar. 

Umarım yazı da faydalı olabilmiştir, denedikleriniz, önerileriniz veya memnun kalıp kalmadıklarınız varsa mutlaka yorumlarda buluşalım. :) 
Mini Alışveriş Turu'nun 2.si de Gratis ile çok kısa zamana geliyor olacak, henüz deneme aşamasındayım. :) İçerisinde Diadermine, Pretty by Flormar, Beaulis ve Wet n Wild markalarıyla beraber; makyaj temizleme suyu, maskara ve göz kalemleri olacak. Yeniden görüşmek üzere, kaçtım ben. 🌺

En Sevdiğim K-Pop Müzikleri


Herkese merhabaaaa! Bu sefer buralarda görmeye alışkın olmadığınız, bambaşka bir konuyla geldim. Yaklaşık 2 senedir beni bu diyarlara bulaştıran Morduslerkitapligi kızım Gizem ve kardeşi Goncanindunyasindan Gonca'ya teşekkürü borç bilirim. Unutmadan, instagram üzerinden tanıştığım yakın çevreme dahil olan Büşra'ya ise minnet duygusu içerisindeyim.

Çok da uzatmadan, "K-pop dünyası nasıl başladı :)" temalı yazıma başlıyorum. Öncelikle Spotify ve Youtube'unuzu açınız ve arkanıza yaslanınız. Hazırsak da toplanın mevzuyu anlatıyorum.

Gündemimiz: K-POP 🐰


Öncelikle K-pop müzikleri hakkında 2 sene öncesinde hiçbir şey bilmediğimi söylemeliyim. Klasik PSY Gangnam Style şarkısını saymazsak, adlarını bilmez, türünü bilmez, müziklerinin tınısı hakkında bile en ufak fikrim olmazdı.

Gizem'le blog etkinliği sayesinde tanışmıştım, ki bu tanışma "hayatımın iyi ki" leri arasında yer alıyor. Çünkü kendisi en yakın arkadaşlarımdan, kardeşlerimden birisi oldu. Gizem hem bir k-pop müziği dinleyicisi, hem de Kore dizilerini sıkı sıkıya takip eder. Biz her buluştuğumuzda bahsederdi, ben de sürekli "meşhur" dizi listeme ekleme yapar, izleyeceğim derdim. BTS'den bahsettiğinde ise ilk başlarda çok ilgimi çekmese de, bir akşam tesadüfen karışık çalma listesinde hiç unutmam canım Not Today şarkısına denk gelmiş ve tabiri caizse vurulmuştum. Bu kimin şarkısı vs. diye bakarken bir de ne göreyim; BTS yazıyor. Sonrasında diğer şarkılarını da dinlemeye başladım, takip etmeye başladım, Gizem ve Gonca anlattılar, önerilerde bulundular, instagramda paylaşımlar sırasında Büşra'yla da detaylı muhabbetine dalınca bambaşka bir dünya olduğunu keşfedercesine daldım. Tam olarak Hikayemin özeti bu. Geldiğim noktada hala aynı yer, çünkü keşfettikleriniz burada asla bitmiyor...

Öyle böyle derken 2 sene geçti ve şimdi onları görüp duydukça yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyorum. BTS başta olmak üzere, sevdiğim farklı Kore grupları ve farklı k-pop şarkıları da var. Fakat BTS'i hiçbirine değişmem. Beni bunca bağlayan müzikleri değildi aslında, yaşamları, saygıları, sevgileri, güzel kalpleri, hayata bakışları ve bizi bize sevdirmeleriydi... Bunca zaman birçok programlarını, turlarını, video ve kliplerini, sohbetlerini izledim. Buna rağmen eksik kalan bir sürü şey var diyebilirim. Ne yazık ki dizilere başlayamadım, yıl oldu 2019 ama hayatımda ilk kez sıkı sıkıya bağlı olduğum bir müzik grubu var. Var olun Bangtan Boyslar!

Popüler oldukça herkesin de kullanmaya çalıştığını bir kenara koyarsak, yazılan çizilen haberlere rağmen hiçbir zaman doğallıklarından ve samimiyetlerinden bir şey kaybetmediler. Sanırım en çok da bu sebepten seviyorum, güzel olan bir sürü şeyle karşılaştırdılar.

Peki K-pop dendiğinde aklıma gelenler sadece BTS mi? Elbette hayır. Birbirinden farklı K-POP grupları var fakat hepsi değişiyor, ruh halime veya zevkime göre...



Bende ki hal böyleyken, bu yazıyı yazmama neyin etken olduğunu merak ediyorsunuzdur...
Takip edenler ve sevenler bilir ki; Kim Taehyung'ın yani nam-ı değer V'mizin, solosu Winter Bear yayınlandı. Bu solo tüm sevenlerinin kalbine birer ok fırlatmış gibi oldu. En azından bendeki etkisi böyleydi. :)

Bir şarkının beni bu kadar derin etkileyeceğini, klibini ayrı sesini ayrı müziğini ayrı seveceğimi ve bir türlü doyamayacağımı asla düşünemezdim. V'nin sesine bayılıyorken, bu müzikle eşlik etmesi, klipteki samimiyeti gözlerimi dolu dolu etmeye yetti. Bu kadarla anlatmak inanın çok zor, çünkü hiç bir şarkıda böyle hissetmemiştim. Mükemmel bir şeydi dinlediğim, izlediğim! Saatlerce olmasını o kadar çok isterdim ki...
Winter Bear çevirisi içinde sözlerden en sevdiğim kesiti de burada paylaşmak istiyorum...

Yüzünü hayal ediyorum,
Bana merhaba diyorsun...
Sonra tüm kötü günler,
Bana hiçbir şey ifade etmiyorlar,
Seninleyken...

Bu şarkı V tarafından oluşturulsa da, RM de ona destek vermiş. Bazı yerlerde okuduğuma göre şarkının çıkış amacı babaannesinin 1000. ölüm günü, bazı yerlerde I Purple You için dense de tam olarak bilemiyorum. Bilen yorumlarda bizi de bilgilendirirse harika olabilir. :)

Taehyung'ın bu şarkısıyla birlikte çok sevdiğim ve size önerebileceğim K-Pop müziklerini de bir araya getirmek istedim. Sonuçta onlarda hayatımın bir parçası... Dediğim gibi üzülerek söylüyorum, dizi OST'lerini bilemiyorum, bildiğim kadarıyla onlar da harika ama dışarıda kalanları ve her dinlediğimde iz bırakmış olanları buraya yazmaya karar verdim. Şimdiyse sizlere en favorimden başlayarak bir sıralama sunacağım. Umarım beğenirsiniz.

Favori K-Pop Müzik Listem:

🌿 ile işaretlediğim iki özel şarkıyı Youtube üzerinden dinleyebiliyorsunuz, diğer şarkılar içinse Spotify'da liste yaptım oradan takip edebilirsiniz. :) Linkine de buradan ulaşabilirsiniz.

  1.  Winter Bear by V 🌿
  2.  BTS - Heartbeat
  3.  BTS (Jungkook) - Begin
  4.  SHINee (Jonghyun) - Y Si Fuera Ella 🌿
  5.  BTS - Pied Piper
  6.  DAY6 - I Need Somebody
  7.  The Rose - She's in The Rain
  8.  Super Junior (feat Reik) - One More Time (Otra Vez)
  9.  BTS & Steve Aoki - MIC Drop
  10.  BTS (Jin) - Epiphany
  11.  BTS (Suga feat SURAN) - So Far Away
  12.  (G)I-DLE - HANN (Alone)
  13.  Mamamoo - Starry Night
  14.  BTS - Fake Love
  15.  BTS - Not Today
  16.  BTS (Suga) - Never Mind
  17.  Jackson Wang - Fendiman
  18.  TAEMIN - Move
  19.  EXO - Monster
  20.  BLACKPINK - Ddu-Du Ddu-Du

Buradaki şarkılar en sevdiklerim olduğu gibi, sık sık dinlediğim birçok şarkıyı da Spotify'a ekledim. İlk 20 ise keyif aldığım, farlı duygulara büründüren parçalardan oluşuyor. Aslına bakılırsa her birinin anlamı var... Bazılarının hikayelerinden etkilendim, bazıları arkadaşlarım tarafından uzun sohbetlere konu olduğu için anlamlı, bazılarıysa sözleri ve melodileriyle tam benlik konumunda yer alıyor.

Sizin de önerebileceğiniz K-pop şarkıları varsa zevkle dinleyebilirim. Çaylak bir Army, acemi bir k-popcu olarak buradaki misyonumu tamamladım sanırım. :) Umarım beğenmişsinizdir ve ortak şarkılara da sahibizdir. Dizileri izledikten sonra OST'ler hakkında da bir yazı yazabilirim tabii, neden olmasın. Müzik ve yazı yazmak en sevdiğimiz ikili, seve seve yeniden görüşeceğimize eminim.
Hoş kalın canlar!

Bir Kahve Hikayesi


Blog yazarı olmanın en güzel yanı hele ki bir de kişisel blogsa; içini dökebilmek, umursamadan hissettiklerini buraya aktarabilmek bence...
Bugün o kadar çok anlatasım, tek bir adamdan o kadar çok bahsedesim var ki...
Yazılarımda ara ara "Sevdiğim Bey"den bahsediyorum, ama o bu tanımdan çok fazlası ve hiç böyle onun için geçmemiştim bilgisayarın başına...
Umarım ansızın bloga girip baktığında, dünyanın en mutlu adamı olur (bir kez daha, azıcık şımarayım ben de:))
...

....
Bir kahve hikayesini anlatacağım size...
İşe başlamışım, ilk günüm nasıl heyecanlıyım... Saatler geçtikçe rahatlıyorum, alışıyorum, derken... Uykudan yeni kalkıp gelmiş mahmur bir çipil bakışlı adam geldi...Hiç göz teması kurmayan, mesafeli... Neredeyse sıfıra yakın bir diyalogumuz vardı, her gelişinde brownie intense alırdı, düşünceliydi de... Sonra iş çıkışları, çay ve kahve molaları ile denk gelmeye başladık, bir baktım gülüyorum, uzun zamandır olmadığı şekilde kahkahalarla, güldürüyor yahu bu adam beni hep bir şeyler anlatsın istiyorum çünkü komikli... Biraz daha zaman geçiyor, haftalar, aylar... Belki biraz hatalar, karışıklıklar, sıkıcı geçen zamanlar... Bunların ardından telefonum ilk kez çalıyor onun tarafından, daha öncede konuşurmuşuz gibi saatler süren bir konuşma, yine bol kahkahalı.. Hiç yabancılık hissetmiyorum, hatta yıllardır varmış gibi hayatımda öyle tanıdık, öyle bildik.. Hastalanıyorum endişeleniyor, çikolata istiyorum kucak dolusu çeşit çeşit yığıyor önüme, iş çıkışı diyorum kahve diyor, yemek diyorum tatlı da mı yesek diyor, ne zaman geleceksin diyorum dükkan kapısının önünde bitiyor.. Sahneye çıkıyordu o sıralar, sahne öncesinde ya da ara verince arıyor, sahne bitiyor ben uyuyorum o bana saçma da olsa komik bir mesaj atıyor.. Mutluluk.. Eğleniyoruz birlikte, birbirimizle dertleşmeye de başlıyoruz aslında... Acılarımız, yaralarımız, üzüntülerimiz yavaş yavaş birleşiyor gibi... Yakınımda duruyor, iş çıkışlarında eşlik ediyor, fırsat buldukça telefonda çene çalıyoruz, geçiyor zaman... Geçtikçe, güzelleşiyor fark etmeden...

Fark etmezdim öncesinde güzel şeylerin içimi doldurup taşırma ihtimalini... Çok gülen, ama sık üzülen bir kızdım. Bunca şeyin üstüne insan artık yaralanmak istemeyip sadece hayatını yaşamaya odaklanıyor, bilirsiniz. Durduk yere hayal kurmayı da bırakıyor, günü geçirme derdine düşüyor... Böyleydim aslında, ikimizin hayatında da yanlış insanlar olmuşken, iş güç stres derken bu adam benim yoldaşımdı, sırdaşımdı... Bir anda olmuştu, ansızın... Zaten ansızın olurmuş ya böyle şeyler, öyleymiş işte...

İlk görüşte aşk değildi belki ama usulca ve gitgide büyüyen bir aşktı... Standart bir tatlı ve kahve buluşması akşamında hissettiğim duygulardı buraya getiren, bunları yazdıran... O akşamlardan birinde ilk kez uzun uzun baktı gözlerime, bu anı unutamayacağım ömrüm boyunca... Hani bir şeyler vardır içinizde, söyleyemezsiniz, hatta bazen kendinize "saçmalama daha neler" dersiniz ya, öyle bir andı, tatlımızı yedik, güldük, dertlendik, sohbet ettik, her ne olduysa eve döneceğim anda oldu. Ben ona bakıyorum, sonra kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz, o bana bakıyor, kafamızı kaldırıp gökyüzüne bakıyoruz. Romantik bir film değildi ama bu, içimden ilk sarılma isteği de o akşam gelmişti. Yapamadım. Ayrıldıktan sonra uzaklaştırdım her şeyi kafamdan, ama kaçamadım. Bahsettiğim tüm yakın arkadaşlarımın fikrini aldım, oklar bizi gösterdi. Uzaklaşmak istedim, yanlış hissetmişimdir diye düşündüm... Değilmiş. Hayatımın en doğrusuymuş...

Birkaç gün geçti, bir ofis akşamında aklımı ondan alamadığımı fark ettim. Kıskançlık mı dersiniz, abartmak mı bilemiyorum ama o akşam onun en yakını olmak istedim. Ki gecesinde de o elini uzattı. İfşa edemem mesajını ama o mesajı sabahın 7:30'unda onlarca kez okuyup, üstüne ss alıp işe giderken onlarca kez daha okuduğumu biliyorum. Hâla daha açıp okurum. "Yanımdaydı, mutlu olmam için, iyi ki hayatımdaydı..." Sonrası mı? Sonrasında ilk sarılışımızın komikliği, ilk el ele tutuşmamız, ilk sıcaklığımız, ilk sevgilim deyişimiz... Hepsi o kadar farklı ki, hayat bana en özelini çıkarmış biliyorum... Liseli sevgililer gibi olduk, ilk aşk gibi... Her an birlikte yaşandıkça öğreniliyor, büyülenmek bu sanırım... İki çocuk birlikte büyümek, yaşlanmaya söz vermek...

İlk kez birine tüm benliğimle açıldım, korktum ve çok ağladım yanında... Bazense çok sustum, suskunluğumu dinledi kilometrelerce yürüdük ben sessizliğimi anlatabileyim diye, bazen çok kızdık hayata ve anlamsızlıklara. Tek bir an oldu ve o anda da aramızdaki bağı fark ettim. Hani denir ya; "birbiriniz için yaratılmışsınız" diye... Öyleymiş. Tüm yaşadıklarımız, birbirimizi bulabilmemiz içinmiş. Kulağımda bir şarkı çalıyor; "Sadece senin olmak istedim dünyada, sadece sana ait olmak..." En özel akşamın, en güzel şarkısı.
Keşkeleri severdim, geçmişimi gömeli de oldu biraz, ama keşkeleri de bu yazıyla bitiriyorum sanırım. Keşke yıllar önceden beni bulsaydın da diyordum, keşke çocukluğumuzu bile birlikte yaşasaydık da diyordum... Artık bahsetmiyorum bunlardan, keşke kelimesini senle en baştan kaldırmalıydım, geç kaldım biraz. Yıllar önce seni bulsam efsane güzel olurdu, şimdiyse olmasa da sorun değil yanımdasın, yıllar sonra ve daha güzel haliyle... Bir sürü insan geçti yollarımızdan, bir sürü şehir ama geçtiler ve geçtikçe bizi yakınlaştırdılar bilmeden.

Kahrımı, nazımı, tribimi çektiğin için teşekkürler ömür. Bana hep gülümsediğin için, canım yandığında yanımda olup iyileştirdiğin için, şanslı olduğumu hissettirdiğin için... Koca gözlerime kitlendiğin, kahveleri bahane ettiğin, beni ailen yaptığın, nefes almayı doyasıya hissettirdiğin, sırıtığını hep güldürdüğün için teşekkürler... Bu yazıyı yıllar sonra tekrar okuduğumuzda aynı aşkla gülümseyeceğimizi biliyorum, o yüzden içimde büyük bir huzur var. "Nasıl da kaptım seni" sırıtışı da yapacağız elbette.

Bilmiyorsun belki ama, en çok ben seviyorum. :) Seni blogger aileme bile anlattım, daha ne olsun. (şuraya kıytırık bir gülüş gelecek) Bir kahve hikayesi olarak başladık seninle, kahve içmeli, kahve ısmarlamalı, kahve bahaneli buluşmalı... Sen benim kahve gözlüm, gülen yüzüm, bal suratım... Sana baktığımda neler hissettirdiğini tahmin edemezsin. Bu yazıda senin çektiğin benim paylaştığım, birbirimizi özlediğimiz günlerdeki şu fotoğrafın anlamını da...

Hayatımın en heyecanlı 1 senesini yaşıyorum, en güzelini... Ailem büyüdü, anlamlar çoğaldı... Daha önce hiç böyle hissetmemiştim sanırım, ömürlük bir yolun başlangıcı, her an için ayrıca heyecanlanıyorum, bazense gerçekliğe inanamıyorum. Bu yazının başlığını "Kübra gelinin günlüğü" mü yapsam? Size çeyiz alışverişlerimi anlatırım. :) Şaka bir yana, içimde anlatma isteği zirvedeyken kelimelerin tam olarak hissimi karşılayamaması üzücü... Sanırım, hiçbir cümle ile tam dolduramayacağım buraları... Hep yarım kalacak cümleler belli ki, ama içimdeki aşk hep tamamlanmış olarak ömrüme katılacak... Ve bundan sonrası için biriktirilecek bir sürü anı, atılacak binlerce mesaj, çekilecek yüzlerce fotoğraf, adımlanacak sokaklar, öğrenilecek şehirler, dinlenecek müzikler, bestelenecek şarkılar, çalıştığımız işler, sesinden duyacağım şarkılar yani daha uzar gider de işte koskoca bir ömür var. İyisiyle kötüsüyle, iyi günde kötü günde birlikte... Biliyorum, mucize olmaya geldin hayatıma.

Aşka dair ne varsa sen oldun. İyi ki!

Bu yazının sonu değil, tüm hayatın başlangıcı... Ve Bir Kahve Hikayesi ikinci, üçüncü ve bir sürü hikayeyle devam edecek, burada...

Fahrenheit 451 Yorumu-Kitap & Film


Herkese yeniden merhaba! Bu kez arayı çok açmadan geldim.
Sonunda da kitap bitirebilme mutluluğuna yeniden kavuştum. Uzun zamandır okuduğum (el değiştirdiğim demek daha doğru) kitapları ne bitirebiliyordum, ne odaklanabiliyordum. Sonra aynı tür okumaktan vazgeçtim, biraz daha sürükleyecek kitap seçimi yaptım. Sonucunda ise; Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451 kitabı ile birlikteyiz.

Fahrenheit 451 kitap incelemesini de yapacağım elbette ama bundan önce belirtmek istediğim birkaç şey var.

1. Kitabını okuduktan sonra filmlerini izleyin.
2. Kitabın uyarlaması olan iki film bulunuyor. Biri eski biri yeni nesil denebilir. 1966 ve 2018 yapımı olan Fahrenheit 451 filmi, ikisinde de umduğunu izleyicisine verememiş görünüyor. Bu sebepten önce filmi izlerseniz hayal kırıklığı yaşamanız mümkün.
3. Ben iki filmi izlemeyi de çok istedim fakat üzülerek belirtmeliyim ki eski yapım filmleri sevemiyorum, izlemek çok sıkıcı geliyor. Bu sebepten sadece 2018 yapımı olanı izleyip yorumlamaya çalıştım.

Fahrenheit 451 Kitap Yorumu


Kitap; Guy Montag adlı itfaiyecinin yıllar boyunca sorgulamadan, alarmlara göre işinin başında olmasıyla başlar. Dededen ve babadan kalan mesleğiyle, bunca zaman hiçbir şekilde kitapları neden yaktığını düşünmeyen Montag, Linda ile evlidir ve Clarisse adında 17 yaşındaki bir genç kızla tanıştıktan sonra hayatının değişeceğinin de farkında değildir. Konuştukları, ardından iş sırasında yaşadığı trajik ve akılda kalıcı bir an büyük etkiler yaratacaktır.

Konusunu bu şekilde en basit ve yalın dille anlatabilirim. Fahrenheit 451 Distopya olarak anılsa da bir o kadar da bilimkurgu türüne ait bir kitaptan bahsediyorum aslında... 

Tam olarak bozulmamış bir toplumun geleceği gözler önüne seriliyor, henüz hayal etmediğimiz şeyleri zihnimizde canlandırmaya başlıyoruz.

Bir kitabı yazmak ne kadar zor değil mi? Peki ya bir kitabı yakmak? Düşünsenize, kitaplarımızın yakıldığını. Gerçekten korkunç! İşte Montag'da tam olarak bunu yapıyor, yazıldıktan sonra yasaklatılan fakat evlerde bulunan tüm kitapları yakıyor. İtfaiyenin iş görevi değişiyor...
Kitapta anlatmakla bitmeyecek bir sürü vurucu nokta var. Ama özetlemeyi denersem; yeni gelişen toplum içinde git gide kayboluyoruz... Kitaplardan daha çok sığınacak, daha çok ilgilenecek birçok uygulamamız var artık veya sosyal alanlarımız... Kitap okumaya üşeniyor, video izliyoruz. Kitap almak yerine bambaşka şeylere paramızı harcıyoruz. Git gide köreliyoruz. Karanlığa bürünen toplumlardan olmaya başlıyoruz... Ne yazık ki... Durum böyle.


Birkaç alıntı da paylaşmak istiyorum, haklı bulduğum ve dikkatimi çeken en derin noktaları...

Kitap şöyle tek bir sayfayla başlıyor.

Fahrenheit 451:
Kitap kağıdının tutuşup yanma sıcaklığı...
-
İnsanlar hiçbir şeyden bahsetmiyorlar.
...
Hayır, hiçbir şeyden bahsetmiyorlar. Genellikle bir sürü araba veya giysi markası ya da yüzme havuz firması sayıp, ne güzel diyorlar! Ama hepsi aynı şeyleri söylüyor ve kimse kimseden farklı bir şey söylemiyor. Kafelerde de genellikle espri makineleri çalıştırılıyor ve genellikle aynı espriler yapılıyor veya müzik duvarının ışıkları yakılıyor ve bütün o renkli desenler inip çıkıyor, ama bunlar sadece renk ve tamamen soyut.
-

Mesele ölen kadın değildi sadece, dün gece son on yılda kullandığım onca keroseni düşündüm. Kitapları da düşündüm. Ve o kitapların her birinin ardında bir insan olduğunu ilk kez fark ettim. Onları düşünüp yazmak için epey zaman gerek. Bu daha önce aklımın ucundan bile geçmemişti.
...
Bir insanın etrafındaki dünyaya ve hayata bakarak bazı düşüncelerini yazıya dökmesi belki bir ömür sürdü, sonra ben geldim ve iki dakikada bam! Her şey bitti.  
-

İnsanlara en popüler şarkıların sözlerini, eyalet başkentlerinin isimlerini veya Iowa'da geçen sene ne kadar mısır yetiştiğini hatırlayarak kazanacakları yarışmalar vereceksin. Onları yanmaz verilerle dolduracaksın, "gerçekleri" boğazlarına tıkıştıracaksın, öyle ki kendilerini tıka basa doymuş ama onca veri sayesinde kesinlikle "zeki" hissedecekler. O zaman, düşündükleri hissine kapılırlar. Hareket etmedikleri halde hareket ediyormuş gibi hissederler. Ve mutlu olurlar, çünkü o türden gerçekler değişmez. 

-

Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak.

Kitap kesinlikle çok güzel, hem dili hem konusu açısından benden tam not alıyor. Birçok okuyucuda aynı fikirdeymiş, sayesinde bol bol düşündüm ve akıp gitti elimde kitap...

Şimdi gelelim filmlerine, ama film yorumlarım oldukça kısa olacak sizi çok yormadan anlatayım kısaca. Daha doğrusu kendi yorumumu ve kitapla uyumlarını belirteyim.

Fahrenheit 451 Film Yorumu (2018)


Düşük puanlı ve olumsuz yorumlara sahip bir filme başlamak birçok önyargıyı beraberinde getirmiş olsa da, ilk 40 dakikasında "çok da kötü değilmiş yahu" dedim. İmdb puanı 5.0'da kalmış, HBO'nun üstlendiği başrolünde Michael B. Jordan, Michael Shannon'un oynadığı Fahrenheit 451;  kitapla uyumsuz bir film olmuş. Kitabı okumamış olsaydım, filmini sever miydim ya da tamamını izler miydim diye düşündüğümde ne yazık ki yarısında kapatacağımı biliyorum artık...

Film ile ilgili farklı filmlere ve karakterlere benzetmeler olmuş, ben bu kısımları çok bilemiyorum film kültürümün buna yeterli olduğunu da düşünmüyorum. Ama 1951 yılında basılan bir kitabın ilk filminin de 1966 yılında istenen etkiyi göstermemesine rağmen, 2018 de yeni nesil bir uyarlama yapılmasının nedenini bir türlü anlayamayacağım. Bu kadar uçuk bir uyarlamaya da gerek yok. Kitabı okuyan birinin, filmi izledikten sonra derin bir hayal kırıklığı yaşayacağı kesin.



Guy Montag dümdüz bir karakter olmuş ne yazık ki, olaylar kopuk, Yüzbaşı Beatty'nin bu kadar ön plana çıkarılması, ön plana çıkarıldıysa da Guy ile olan daha doğrusu olamayan derinliği, kitaptaki masum Clarisse'nin burda asi ve çok daha tuhaf bir hayat sürmesi, Montag'ın eşi Mildred Montag ortalarda yok, castta gözükürken filmde yer almaması, efektlerin yavanlığı, filmin sonunun Beatty, Douglas ve Guy için çok farklı olması gibi en önemlisi de kitapta yer almayan Omnis filmin dibe vurma sebeplerinden...

Her şeyi geçtim de VR kameralarla dolaşacak zamana nasıl gelindi, kitaplardan nasıl vazgeçildi keşke bilinseydi ve mekanik tazı olmalıydı...

Fahrenheit 451 hakkındaki genel yorumlarımı da sonuca ulaştırmam gerekirse; kitabını kesinlikle herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Kitabın size katacakları sandığınızdan da fazla olacak. Fakat boş vaktiniz varsa ve doldurmaya yer arıyorsanız dahi filmini izlemeyin.

Kitabını okuyan ve filmlerini izleyenlerin de yorumlarını aşağıda bekliyorum. Umarım incelemem de herkese yararlı olmuştur. :)

Tekrar görüşmek üzere o halde, kendinize çok iyi bakın. :)