Dikkat Bu Bir Mim Yazısıdır-9 : Kokteyl


Blog meydanında bir sessizlik hakimken, benim sevgili şefimin de dediği gibi mimler sayesinde buralara hareket geliyor. Bende bu durgunluğa şefin davet ile son vermek için koştum geldim. :) Yazısını okumak isterseniz de şuracığa tıklayabilirsiniz.

Kaçıncı mim yapışım olmasına rağmen, cevaplarken en zorlandığımda bu oldu sanırım. Çünkü her bir soruya milyon tane cevap geçti aklımdan. Elimden geldiğince de milyonlarca cevap içindeki en baskın olanları seçtim. O zaman sizi de daha bekletmeden soru-cevap faslımıza geçelim.



1. Okuduğun en güzel kitap?

Küçük Prens. 😍 Hiçbir kitabı onun yerine koyamıyorum. Bir çocuk kitabından fazlası bence ve defalarca da okumuşluğum var. Herhangi bir sayfasını açıp okumak bile yeterli beni mutlu etmeye. Anlamı büyük.

2. Gelmiş geçmiş en duygu yüklü şarkı? 

Her şarkının bir duygusu var, kişiye göre de hissettirdikleri çok farklı. En duygu yüklü dendiğinde kulağımda bir sürü şey çalınsa da hakkımı, bana hepsinden çok daha fazla duygular hissettiren müzikten yana kullanacağım. Bazen şarkının sözlerinin olmasına gerek yok çünkü, bir melodi bile sizi olduğunuz yerden uzaklaştırabilir. Seçimim:  Evgeny Grinko-Faulkners Sleep. (klibi de aynı duyguları hissettirir.)

3. Etkisinden çıkamadığın, defalarca izlediğin film?

Delibal. Bu filmi en çalkantılı dönemimde sinemada izlemiştim ilkten. O dönemden sonra da hatta yakın zamanda da izledim neler hissettirdiğini merak edip... Sonunda çok ağlamıştım, hala daha ağlarım. Ama ilk izlerken canım acıdığından etkisi büyük olmuştu, şimdiyse keşkelerimden dolayı izi kaldı sanırım. Yine de güzel bir film. Duyguyu hissettiriyor.

4. Bir renk olsaydın hangisi olurdun?

Turkuaz olurdum. Mavi tonlarını çok sevdiğim doğru, ama mavilerden turkuaza da aşık olduğum bir gerçek. Denizin turkuaz tonu hele ki...

5. Karşı cinste aradığın 3 özellik?

Saygı, sevgi ve dürüstlük. Klasik ama asla yanıltmayan üçlü. Daha detaylı istediğim özellikler de var tabii de, şu üçü aşkı da evliliği de kurtarır benim gözümde olmazsa olmazlardır.

6. En beğendiğin yabancı dizi?

Friends. 💜 Tamam kabul ediyorum, daha listemde dolu dizi var. Çoğu kaliteli yapıma henüz başlayamadım ama, Friends yine de gözümün bebeği gibi kalacak eminim.

7. Gelmiş geçmiş en iyi Türk dizisi? 

Avrupa Yakası. Üstüne ta-nı-mam! O zamanlarda izlerdim, şimdi de izliyorum. Hiçbir zaman bıkılmayacak ve yerini 10 tane komedi-aile dizisinin toplansa da dolduramayacağı bir yapımdı bence.

8. Bir yerden yüklü bir miktar para kazanırsan ne yaparsın?

Ne kadar yüklü kazandığıma bağlı. :D Hayal listeme şöyle bir bakarım, sırayla yapmaya başlarım. Önce ailemle birlikte yatırım yaparım, sonra kendime Volkswagen T1 imi alıp yollara düşerim, ilk Türkiye'yi adım adım gezer ardından da dünya turuna dalarım.✌

9. Aşk her şeyi affeder mi?

Affetmez. Aşık olduğum da bile affedemeyeceğim şeyler var. Sorry not sorry yani.

10. Evde yangın çıktı ve hemen çıkman gerekiyor. Kendinle birlikte neyi çıkartırsın?

Düşünüp cevaplaması bile korkunç! Ama ailemden başka bir şeyi önemsemem. Hep beraber çıktıysak da sorun yok.

11. Şimdiye kadar yaptığın en büyük çılgınlık?

Her ne kadar kıpır kıpır bir insan da olsam, aynı zamanda bir o kadar da sakinim. O yüzden düşündüm düşündüm, ama çılgınlık yapmamışım. Vallahi öyle "ya ben şunu nasıl yapmışım." dediğim bir şey yok. İyi mi kötü mü bilemedim ama, memnunum galiba halimden. :)

12. En garip alışkanlığın?

Çok garip değil aslında ama, kitapla ayracın uyumlu olmasına dikkat ediyorum. Mesela kapak yeşilliyse, ayraç da öyle olacak, başka bir kitabın ayracı, reklamlı alakasız bir şey falan olmayacak. Bu yüzden kitaba başlamadan önce bildiğiniz ayraç seçimi yapıyorum.🙈

Bu güzel mim için hem Herteldenşef'e hem de yeni tanıştığım mimi başlatan Berfçe'ye teşekkür ediyorum. :) Mim için de birkaç arkadaşımı etiketliyorum, onların da cevabını sabırsızlıkla beklerim efenim. :) ♥️

Beyda'nın Kitaplığı
İnciden Notlar
Düş Tasarımcısı
Mor Düşler Kitaplığı
Thesaglams
Gonca'nın Dünyasından
Fullinblog

Vincita Üçlü Oval Makyaj Fırça Seti Yorumlarım


Herkese selam! :)
Bu kez biraz daha konsept genişleterek geldim ve uzun zamandır aradığım, sonunda da alıp kullandığım canım fırça setimi size anlatmak istedim. Biliyorsunuz kozmetik, makyaj üzerine çok fazla konuşmuşluğum yoktu fakat fikirlerim değişti sonuç olaraksa; işte buradayım.

Bundan sonra ara ara denediğim ürünlerle birlikte, yine aylık olarak ürün yorumlamaları yapabilirim. Yani sıkı durun! Uygun fiyatlı ve kullanışlı her şey de burada olacak. :)
O zaman haydi anlatmaya geçeyim.



Vincita markasına ait fırçalara illa ki sosyal medyada ve internette denk gelmişsinizdir. Çünkü özellikle bu sıralar, oldukça popülerler. Migros'ta satılmaya başladıktan sonra neredeyse her yerde görüyorum bu fırçaları. Görüntüleri deseniz zaten şahane! E nasıl benim olmasındı dii mi? :)

Aldığım; Vincita Unicorn Collection'un üçlü oval makyaj fırça seti. Birçok açıdan kurtarıcı bir set.

Ben mesela; bb krem ve fondötenler için ilk başta elle uygulama yapıyordum, daha sonra süngere geçtim fakat şu ellerde bıraktığı kalıntılardan gerçekten hiç hoşlanmıyorum.Ne kadar yıkarsam da yıkayayım bir türlü geçmiyor. Bu sebepten; oval fırçalar çok dikkatimi çekti. Ardından da Migros satmaya başlayınca, fiyatının da oldukça uygun olması sebebiyle şans vermeye karar verdim. Bu üçlü sete 19.90 tl. gibi cüzi bir tutara sahip olabilmek mümkün.

Yaklaşık 1 haftadır kullanıyorum ve artık yorumlama yapabilecek kadar fikir sahibi de oldum. Önce hangi fırçası hangi işlem için kullanılıyor ondan bahsedeyim;

Oval Fondöten Fırça: Krem, likit ve pudra bazlı makyaj ürünlerini yüzün her bölgesine uygularken kullanılıyor.
Oval Kapatıcı Fırça: Kapatılmak istenen en ufak bölgeleri bile kusursuz kapama vaat ediyor.
Oval Far Fırça: Göz kapağının uç kısmına kadar farı yaymak ve keskin hatlar oluşturmak için tercih ediliyor.



Benim gözümde artı eksilerine gelecek olursam, önce eksilerden başlayayım çünkü olumlayacak şeyleri daha fazla. Onlar sona kalsın. :)

Eksileri; 


- Sap kısmı biraz esnek olduğu için kırılacak diye ödüm kopuyor. 🙈
- Her fırçada olduğu gibi azıcık da olsa iz bırakıyor. Daha doğrusu büyük olan yani fondöten fırçası için geçerli bu durum. Ürünün pürüzsüz gözükmesi için iyice yedirmeniz, epey üstünden de geçmeniz gerekiyor. Bu da biraz zaman kaybettirebiliyor. Sünger de ona nazaran daha pratik kalıyor.
- Süngerlerde pıt pıt dokunuşlar yapabilme kolaylığı, bununla ne yazık ki mümkün değil. Her türlü ürünü yedirmeniz gerek.
- Fondöten ve kapatıcı fırçası için sorun yok da; far fırçası biraz işlevsiz. Bir kez göz pınarları ve kirpik çizgisi için kullandım ama, çok da "vaov" dedirtmedi. Bu sebepten set; pudra, fondöten ve kapatıcı fırçası üçlüsünden oluşabilirdi diye düşünüyorum.

Artıları; 


- Yıkama veya kullanım sırasında fırça kılları herhangi bir kopma, dökülme yapmıyor. Yıkarken bu konuda çok tedirgindim, ama gönül rahatlığıyla 2.yıkamamı da gerçekleştirdim bugün. Sorunsuz.👌
- Fırça kılları yumuşacık, hiçbir şekilde gözünüze ya da yüzünüze uygularken canınızı acıtmıyor.
- Tüm ürünleri fırça içine hapsetmiyor, süngerde olduğu gibi ürünün yarısını yok yere harcamıyorsunuz.
- Özellikle kapatıcı fırçasını göz altlarıma uyguluyorum ve fondöten fırçasında olduğu kadar iz bırakma durumuyla karşılaşmadım. Çok hafif bir izi, anında pürüzsüz hale getirebiliyorsunuz.
- Ellere bulaşmama durumu gerçekten bayağı hoşuma gitti, bu da benim için ekstra bir artı yön. :)
- Fiyatlarına göre oldukça yüksek performansları var. Üçlü set halinde bu fiyata almanız da avantajlı oluyor.


Kısaca benim yorumlarım bu şekildeydi; umarım alacaklar için yardımcı da olabilmişimdir. Eksilerine rağmen, beğenerek kullanıyorum ve uzun süre de kullanacağımı düşünüyorum. Bu açıdan alıp denemenizi tavsiye ederim. Çünkü bu tip fırçalar genelde piyasada çok daha fazla fiyatla satılıyor. Performansları karşılaştırıldığında ben seçimimin kötü olmadığını düşünüyorum, iyi yaptım hatta canım kendim yaa. :) 
Kullananlar da varsa, yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. O zaman bir sonraki makeup bloggercılık yazımda görüşürüz, kocaman sevgiler canımlar. ♡

Ayın Kritiği #4


Hoolaaa! :)
Her ay olduğu gibi ayı kapatma yazımla yeniden karşınızdayım. Özlendik mi bakalım? Ağustos nasıl geçti, neler yaptınız merak içindeyim yorumlarda bahsedebilirsiniz bence büyük keyifle okurum. :)
Beni sorarsanız, keyifler yerinde, umduğumdan da net geçen bir Ağustos yaşayıp koştura koştura size geldim. Biliyorum biraz geç kaldım ama, olsun güç olmadı sonuçta.

İlk başta her zaman ki gibi; ayın kelimesi ile başlayayım diyecektim ama Ağustos için belirlenmiş bir kelimem yok desem? Çünkü sabit "iyi" kelimesinin de üstündeydi. O açıdan belki de en iyi geçirdiğim Ağustos oluşuyla tüm güzel kelimeleri kendisine ithaf edebilirim.İyi kelimesi de sadece "coştum, süper eğlendim" anlamına gelmesin tabii. Bu ay ki "iyi" kelimemin karşılığı; her şeyi net görebilmemle alakalıydı, kendimi ve ne istediğimi öğrenmemle...
Bu ay değer vermenin ne olduğunu anladım. Hep değer vermekten, değer görmekten bahsederiz ya... Ben ciddi ciddi o söz öbeklerinin anlamlarını tam olarak yeni öğrendim.



Ay başında özellikle birisini hayatımda tutma konusunda o kadar ısrar ediyordum ki, çevremdeki insanlar bile bunu anlayamıyordu. İnsanız sonuçta, aslında bizi çok acıtacak ne varsa üstüne gitmeye inadına ona tutunmaya bayılıyoruz. Okurken bile aklınızdan "yok ya, daha neler ben yapmam öyle" gibi cümleler geçse de sizde biliyorsunuz geçenleri... Belki saklıyoruz kendimizi, belki kimselere anlatamıyoruz içimizdekileri ama o kalpte haykırılan hiçbir ses susmuyor. Belki kimse duymuyor, ama yine de susmuyor.
Ben böyle inatla devam ederken bildiğime, artık bitmesi gerekeni silinmesi gerekeni de anlamam zor olmadı. Şöyle bir gerçek var ki; insan birini ne kadar severse sevsin kendini değersiz hissettiğinde bir an bile yanında durmuyor. Yani bunu aşka vurmak da hata aslında, hayatınızda çok sevdiğiniz insanlardan aynı değeri görememek bir yana daha az bir parçasını bile görmemek oldukça üzücü zaten.
İşte gereğinden fazla önemsememek gerektiğini böyle öğrendim. Kim olduğunun, hayatımda nasıl yer aldığının bir önemi yok, tek bildiğim belki de kendim kadar değer verdiğim birisi olduğuydu. Ve hayatımdan gidişini ardından elimi uzatmak dahi istemeyerek izledim. Aklımda ve kalbimde kalan şey; bir kuş kadar hafiflediğimdi.
Böyle şeyler zaman geçtikçe ve o hasta hücreyi vücudunuzda tutmaya devam ettikçe sizi daha da mahvediyor çünkü... Yapılması gereken tek şeyse; onu içinizden söküp atmak.
Ardınıza bakmadığınızda, hayatınıza kendi bildiğiniz şekilde devam ettiğinizde her şey düzeliyor. En zor adımı attıktan sonra hepsi kolaylaşıyor. Aslında çok zor biliyorum, ama bunu yapmanız gerek. Bazen severek, üzülerek de olsa bitmesi gereken mutlaka bitmeli.

Şimdi sorsanız, bu durumun beni rahatlatmasından dolayı huzurluyum aslında. Benim için yıkılması zor olan bir duvardı ve bunu yıktım. Yıkılanları toplamak da her zaman ki gibi benim irademde ve içimde. Ne kadar kalabalık olursa olsun etrafınız; yine düştüğünüz yerden ayağa kalkacak kişi sizsiniz. Ben meğerse ayağa epey önce kalkmışım, sadece toparlanması gereken düşüncelerim olduğunu biliyorum. Bunlar için de "zaman" diyorum. Belki de bir iki beni iyi tanıyan dost. Ötesi teferruat.
Buradan size hangi tavsiyeyi verebileceğime gelirsek; şu aklınıza düğüm düğüm olmuş kişilerle aranızdakileri koparın ve bırakın bu kez gitsin. Emin olun gittiğinde; hayatınızda imkansız gördüğünüz kapılar bile açılacak.

Bunun dışında yine değer vermek ve değer görmekten gidersek, güzel bir hafta dilimim vardı bayram öncesinde. Hiç tahmin etmediğim ummadığım insanlardan, tanıdığım yakın çevreme kadar öyle güzel şeyler hissettirdiler ki. Burdan okuyorlarsa zaten kendilerini eminim anlamışlardır. Her birine iyi ki demekten vazgeçmeyeceğim.
Bir an oluyor, iyi veya kötü birşey yaşıyorsunuz ya da yaşamanıza gerek kalmasına bile gerek yok. Bir an oluyor sadece... O an hayatınızda kimler duruyor, her zaman sizin yanınızda kimler var ona bakmanız yetiyor işte "değer" kelimesini tanımlamanıza... Sizin kusurlarınızı bile seven, yaralarınızla size el uzatan insanlar çünkü "değer" vereyi bilenler... Doğru insanları toplayabilmek en büyük mutluluğumdu, teşekkür ederim o yüzden bu tariflerimin içinde yer alanlara.

Ve ayın son günlerine doğru, hayatımdaki dolunay etkileri sağ olsun beni yine melankoliye sokmuştu ama artık bunları da daha kolay aşabildiğimi fark ediyorum. Evet, yaşananların izi kalıyor ve etkisi uzun süre yanı başınızda devam ediyor. Ama hepsi de geçiyor. Belki kabuk bağlayarak, belki artık hiç acımayarak silinip gidiyor.
Geçmişe baktıkça; "neden, keşke, acaba" dedikçe şu an olan zamandan çalmaktan başka bir şeye yaramıyor. O yüzden biraz o suyun akışına bırakmak, biraz kapılıp gitmek daha güzel... En azından kafamdakileri toparladığımda ne istediğimi daha net fark edebilmeyi de sevmeye başladım. Bu bile güzel.
Varsın insanlar konuşup dursun, herkesin tesellisi de boldur önerisi de çoktur. Önemli olan; önce kalbinizin ne istediği, daha sonra da hayatınızda var olan veya yaşanmış şeylerin ne kazandırıp ne kaybettirdiği...
Şu an Manuş Baba çalıyor arkadan ve "bu havada gidilmez, aslında hiç gidilmez" diyor. Gitmek isteyeni tutmak ne kadar saçmalıksa, gitmemek için çabalayanı da görmezden gelmek o kadar saçma. Ne yazık ki, giden de gidiyor, aramak isteyen de arıyor, gelmek isteyen de geliyor. Bunlar böyle.

Kalbinizde kalan tüm duyguları bir kez daha gözden geçirin diye yazıyorum belki bunları ve eminim siz her bir kelimemi bir dost kadar da iyi anlıyorsunuz.
Lafı daha da dolandırmadan okuyan gözlerinize sağlık diyerek kaçayım, arayı uzatmayalım yine görüşürüz. En sevdiğim ay Eylül, umarım hepimize şahane duygular hissettirir.:)
O zaman hoş kalın, hoşça kalın canımlar :)


Temmuz-Ağustos Ayında Okunanlar


Merhaba canımlar! :)
Bu iki ay kitap açısından hiç verimli bir ay değildi ne yazık ki... :( Çünkü çok hızlı bir şekilde okuyup bitireceğimi düşündüğüm bir kitaba başladım. Ardından da takılı kaldım. Başka bir kitap okumak da istemedim. Malum bir kitaba başladıysam onu bitirmek en doğrusu gibi geliyor bana. Derkeeen tüm tabuları, kuralları, duvarları yıktım ve sonuç olarak başka kitaplara geçtim. Telafi amaçlı da 2 güzel kitap bitirdim. Yine de mutluyum. Ya hiç okumasaydım, ayıp. :)

İki kitap da eminim çok duyduğunuz veya okuduğunuz kitaplar içindedir. O yüzden ben daha çok sevdiğim alıntılardan paylaşarak da gitmeye çalışacağım. Zaten bu alıntılar biraz da okuyanın hislerini anlatıyor aslında. Kafanızda bir şey ile okursanız her satır farklı bir anlama gelebiliyor.

Bakalım benim aklımda kalan anlamlar neler oldu, kitaplar hakkındaki düşüncelerim nasıl şekillendi?


↠ Kahve Kokulu Hikayeler


Kokulu Kitap serisinden olan kitapları artık bilmeyeniniz yoktur eminim. Benim Franz Kafka buhranımdan sonra buna başlamam gerekiyordu, çünkü kısa ve bildiğim hikayeler ile okuyamama sıkıntımı üstümden anca böyle atabilirdim. Franz Kafka'dan en sona bahsedeceğim, hatta bahsetmeyedebilirim. (İlk kez bir kitap için bu kadar laf ediyorum, neler oluyor bana :D)
Yine diğer hikayeler serisinde olduğu gibi öğüt verici, hayata dair olumlu bakış sergiletmeye yönelik bölümler vardı. Fakat dikkatimi çeken şu oldu, genelde sevgi için verilmesi gereken emekler üzerine konular bulunuyordu. Karşılıksız, beklentisiz uzun yıllar boyunca sevebilmenin hatta sırf aşkı değil kendinizi ve işinizi de sevebilmenin önemini sayfalarda bolca gördüm.

Benim dikkatimi bir hikayenin sonlanışı ile bir söz çekti. Onları da sizinle paylaşmak istiyorum.

"Güçlükler yaşamın bir parçasıdır ve siz bu güçlükleri paylaşmazsanız sevdiğiniz insana sizi ne denli sevdiğini gösterme şansı vermemiş olursunuz."

Sahi derdimizi, yaşadığımız zorlukları paylaşmazsak kimin gerçekten yanımızda olup olmadığını nasıl görebiliriz?

"Bir insanın değerli olması ve öyle kalması için illa hayatımızda olması gerekmez. O kişinin bize kattığı şeyler ve bize bıraktığı anılar, bir ömür boyu bizimle kalmaya devam eder. Bazılarının hayatı, bir kelebeğin ömrü kadar kısa."
Bu yüzden bile sevdiklerimizin ve anın değerini bilmemiz gerekmez mi?

↠ Cemal Süreya-On Üç Günün Mektupları ve 1967-1978 Mektupları 


Bir önceki kitap yazımda Cemal Süreya'nın şiir kitabını okurken biraz sıkıldığımı söylemiştim. Cemal Süreya'yı normalde çok seven biri olarak o kitapla birlikte, bir süre şiir ve Süreya'dan uzak durmaya karar bile vermiştim. Ta ki! En yakın dostum Sedef'le yine bir gün Sevda Sözleri'nin kritiğini yaparken, kendisi bana On Üç Gün Mektuplar'nı okuduğunu ve okuyabileceğimi söyledi. İlkten tereddütle yaklaştıysam da, buluştuğumuzda bana getirdi ve inanır mısınız kitap 1 gün içerisinde bitti. Biter bitmez de zaten yazısını girme vaktimin geldiğini fark ettim.

Öncelikle kitap gerçekten bakış açımı ve önyargılarımı tamamen kırdı geçti. Çünkü saf sevgiyi o kadar derinden hissettiriyor ki... Kitapta onlarca sayfanın fotoğrafını çekip notlarını aldım, tüm kitap beni fazlasıyla etkilemiş olsa da bu kısımlar için çok farklı bir ilgim odaklandı diyebilirim.

Bu mektuplar hem Süreya'nın eşi hastanedeyken 13 gün boyunca ona yazdığı mektuplardan hem de 67-78 yılları arasında ona yolladığı mektuplardan oluşuyor. Güzel bir derleme de olmuş açıkçası. Bir de Cemal Süreya'nın kendi el yazısıyla olan bölümlerin de konması çok daha hoş.
Her satırı okurken aklımdan geçen şu oldu; "birisi de beni böyle sevsin istiyorum ya!". Gün içinde hissettiklerini, yaşadıklarını yazması bir yana öyle güzel sevgisini hissettirmiş, öyle güzel bir dil geliştirmiş ki o mektuplara hayran olmamak elde değil.

Çok daha meraklandırmadan bende etkisi gerçekten "büyük" alıntılarına geçeyim.

"İnsan niye mektup yazar? Ya yüz yüze gelince anlatmak istediklerini açık açık söyleyemiyordur, ya da o ikinci kişi uzaktadır, onunla yüz yüze konuşma olanağı yoktur, oturur kağıda döker anlatmak istediklerini." 

Bende bir zamanlar böyleydim açıkçası, yüz yüze gelince kayıp giden tüm kelimeleri mektuba döktüğüm olmuştu. Ama şimdi içimdekileri ne karşımdakiyle ne de çok fazla kişiyle paylaşmaya yanaşmıyorum. Belki insanların artık anlama, dinleme isteğinin azalmasından, belki de böyle çok daha iyi olduğundan.

"Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür."

Her şeyin özeti gibi. Benim, senin, herkesin.

"Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman, onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla'yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin'e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi?"

Diyorum ya, böyle sevilmek...

"Senin gibi bir karım olduğu için, daha doğrusu sen karım olduğun için gururlu ve mutluyum." 

Bu kısmın beni hepsinden fazla etkilediğini söylemeliyim. Zuhal'ini sıradanlaştırmıyor, onun gözünde herkes değil. Onu o olduğu için seviyor. Bu çok çok anlamlı. Bir erkeğin bir kadını bu şekilde sevmesi, gerçekten dedirtecek kelime bırakmıyor aslında...

"Sana rastlamak mutluluktu; sana sahip olmak başka bir şey başka bir ad bulmak gerek; "içine taşınması gibi bir şey insanın." 

Ve sözün bittiği nokta diyerek kapanışı yapayım. Daha birçok alıntı paylaşmak isterdim, fakat alıp okumanız ve benim çıkardıklarımdan kat be kat notlar çıkarmanız tavsiyemdir.

İki aylık demekten utansam da, okuduklarım böyleydi. :) Her şey Franz Kafka'nın seçme eserlerine başlamamla oluştu, onu hala bitirebilir miyim bilemiyorum. Çevrede herkes övgüyle bahsederken, beğendiğim tarzlar dışında geldiği için bende aynı övgülere sahip değil henüz. Bakalım devamında neler olacak. Eylül ayı için umudum daha çok kitap okumakta ve Franz Kafka'yı bitirebilmekte, inanıyoruz başarabilirim. :)
Hepiniz sevgiyle, kitaplarla kalın. Tekrar görüşmek üzere. 💛


Hayatınıza Katmanız Gereken 3 Bitki Çayı #2


Herkese selaaaam! :)
Tee kış aylarında hazırladığım hayatınıza katmanız gereken bitki çayları serisinin ikincisini de yaza hazırlamam nasip oldu. E yazında bitki çayı içiyoruz hem ne var yani bir de bakmışız Ağustos ortası grip oluvermişiz, yazı kışı mı var sanki? :) İlki için de buraya tık yapabilirsiniz. :)
Yine aynı tarzdan giderek bu kez de farklı 3 bitki çayını konuşacağız sizlerle. Nasıl ve ne için kullandım, neye iyi geldi gibi gibi bir sürü şey anlatacağım.

Ben tam bir bitki çayı delisi olduğum için, her gün mutlaka minimum bir fincan içmeden duramıyorum. E hal böyle olunca da sizlere aktarmak için epeyce fikir sahibi oldum. O zaman sizi de daha fazla meraklandırmadan hemen çaylarımıza geçelim.

Bu arada şunu da belirteyim, fotoğraflar yaprakları görmeniz açısından temsilidir. Gerçek ölçüleri bu kadar değil. Aman diyeyim. :) O zaman sol baştan say. :)



↠ ENGİNAR YAPRAĞI


Benim tadını, kokusunu en sevdiğim çaylardan birisi. Belki aranızda duymamış olanlarınız vardır. O yüzden uzun uzun anlatmak istiyorum. Bu çayın yaprakları genelde pazarlarda poşet ile taze halde satılıyor veya pazarcılar tezgah arkasında enginarı soyarken onları da öylece atıyorlar, onları istediğiniz zaman da size verebiliyorlar. Çünkü zaten dediğim gibi bilmeyeni, tüketmeyeni çok. Fakat bileni de aldığı için bunu ticarete dönüştürmüş olanı da çok. O yüzden tezgah arkasında yeni soyulanlardan alın, boşa para ödemeyin. Nasıl olsa iki türlü de aynı. Sadece biri masrafsız. :)

Alındıktan sonra masaya, beze, tepsiye hangisi kolayınıza gelirse seriyorsunuz ve kurumaya bırakıyorsunuz. Tıpkı evde nane, kekik kurutmak gibi. Ne kadar kurutacağınız ise yaprakların kıvrık ve tıkır tıkır olmasına bağlı. :) Sonrasında yapraklarımız çay için hazır ve nazır hale gelmiş oluyor. :)

Peki nasıl demlersiniz? Demleme bardağınızın içine 2-3 adet kurumuş enginar yapraklarını makasla (çok sert olduğu için) küçük küçük parça halinde kesip atıyorsunuz ve üstüne kaynattığınız suyu döküyorsunuz. Ardından 7-8 dakika kadar demlenmeye bırakıyorsunuz ve süzüp içiyorsunuz.

Asıl soru şu: Bende nelere etki etti?
Benim yaklaşık 4 sene öncesinde aşırı abur cubur ve katkılı beslenmemden dolayı (kınamayın, iş hayatı beni o hale getirmişti:)) karaciğer yağlanması oluştu. Biliyorsunuz ki karaciğer rahatsızlıklarında ilaç kullanımı bile risklidir. Zaten benim de başlangıç seviyesi olduğu için herhangi bir tedavi yapılmamıştı, sadece yeme alışkanlığıma dikkat etmem yeterliydi, kilo da olmadığından ciddi durum oluşmadı çok şükür ki.. Fakat rahatlayana kadar da olumsuz etkilerini çok gördüm. Bu sırada da enginar çayı yaprağı ile tanıştırdı annem beni... İnanın, ben onu her gün düzenli içmeye başladığımda ne sağ tarafımdaki ağrılar, ne uyurken sıcak basması kaldı. Kontrole gittiğimde bile kan sonuçlarım da gözle görülür bir düşüş olmuştu. Açıkçası, düzenli beslenmenin yanı sıra enginara çok şey borçluyum. Hem yiyerek, hem de çayıyla tükettim. Sonucunda da" şükürler olsun Rabbime" dedim bir kez daha...

Karaciğer sorunlarınıza, kötü kolestrolünüze, kan şekerinize, kalp hastalıklarında koruma gibi birçok konuya faydası var. Benim annemin de yüksek tansiyonu olduğu için, bana bazen eşlik ediyor, onu içtiği zaman rahatladığını söyler hep. Aynı zamanda şişkinlik, gaz, ödem sorunlarına bile iyi geliyor. Yani kendisinde yok yok. Özellikle akşam yemeklerden 1-2 saat sonra içmenizi tavsiye ederim. O gün aşırı katkılı yediyseniz de bu çay ile hem mide hem karaciğer hem de sindirim sisteminizi rahatlatabilirsiniz.
Kokusu az ama güzel, tadı deseniz ben bayıla bayıla içiyorum. O yüzden sade ve doğal bir şekilde, içine bal ya da limon eklemeden tüketmeniz çok daha güzel olacaktır.

Fakat her çayda olduğu gibi bunu da doktora danışarak ve dozunda kullanmanız iyi olur.

↠ MELİSA 


Geldik, limon kokulu mis çayımıza. Limon otu, oğul otu adıyla da bilinen bu çayın yaprakları cidden limon gibi mayhoş kokuyor. E çayının kokusunu hiç demeyeyim o zaman. :) Tadı da hafif mayhoşumsu bu güzelliğin. :)

Kullanırken elinizle bir tutam melisadan almanız bir fincan için yeterli oluyor.

Melisayı eminim duymuşsunuzdur ve kullananlarınız çoktur. En azından enginardan daha bilindiği kesin. Ben melisayı özel günlerde, uyku düzeni için, rahatlama isteğimde dinlendirici amaçlı kullanıyorum.
Özel günlerde ağrılarınız çok şiddetli oluyorsa, ağrı başlangıcını hissettiğiniz an bir tutam melisayı demleyin ve için. Bir ağrı kesici yerine bir fincan melisa çayıyla yarım saat sonra ağrınızdan eser kalmadığın göreceksiniz. Hormonları düzenleme etkisi de bulunduğu için, bu döngüler boyunca ideal işlev görüyor.
Yatmadan önce içeceğiniz melisa çayı ise; hem sizi dinginleştirecek, gün boyu yaşadığınız stresten ve yorgunluktan arındıracak hem de kolay uykuya dalmanıza vesile olacak. Özellikle uyku problemi olanlar için papatya çayından sonra en hızlı etki gösteren çaylardan.

Bunlar dışında bağışıklık güçlendirmede, sindirim sorunlarında ve baş ağrılarında da oldukça etkili olduğunu duymuştum. Her gün içtiğim veya düzenli kullandığım çaylardan olmadığı için bu tür etkilerini ayırmam zordu açıkçası. Ama deneyenler ve olumlu etki görenler varsa ilgiyle dinlerim. :)

↠ TARÇIN


Ve sırada kıymetlim var. Tarçııın! :) Ben çayı dışında tam bir tarçın delisiyim. Meyvelerde, özellikle sütlü tatlılarda vazgeçilmezim. Ya her şeye mi yakışır? Evet, yakışıyor vallahi. Ama burada yiyeceklerden çok içeceğine odaklanacağız. Bir ara tarçın çayı ile paylaşımlar çoktu. Özellikle tatlı krizlerine ve kilo verememeye çözüm olarak kullanılıyordu. Hatta bende başka sebepten kullanırken, bilmeden ne faydalarını yaşadığımı fark edip sevinmiştim. :)

Tarçını çay olarak kullanma sebebim yine özel günlerdendi. Hani çikolata krizleri, tatlı istekleri ve bir takım kramplar oluyor ya... Heh evet işte, tarçın çayı bunlara çözüm. Bir fincan için tek bir tarçın kabuğu yetiyor. Önce bir bardak suyu kaynatıyor, ardından kaynamakta olan suya 1 tarçını ekliyor ve 5-6 dakikada o şekild kaynatıyorsunuz. Ilıştırıp içiyorsunuz. Bu kadarcık.

Ben genelde kramplarım olduğu zamana denk getiriyorum. Melisa kadar etkili diyemem, ama melisa tam regl çayı iken tarçın çayı da regl öncesi çayı denebilir aslında. Sadece ilk kramplarınızı hafifletiyor, regl oluşunuzu kolaylaştırıyor ve düzene sokuyor, aynı zamanda da tatlı krizlerinizi bastırıyor. Tahmini regl gününüzden 3 gün önce birer fincan içerseniz, rahat bir dönem geçireceksiniz. Yani tam bizlik hanımlar! :)

Bize sağladığı katkılar sadece bunlar değil tabii, kilo vermeye, grip ve nezleye karşı, şeker sorununuz varsa içtiğiniz zaman kan şekeri düzenlemeye de faydalı bir çay. Bu kısımlar hakkında deneyimlemem olmadığı için üstün körü söyledim, siz daha detaylı incelerseniz eğer daha da faydalı olacaktır.

Fakat tarçın çayını kalp ve mide rahatsızlığı olanların fazla kullanmaması öneriliyor. Biraz kalp çarpıntısını hızlandırdığı için, riskli görülebiliyormuş. Bu sebepten doktor kontrolünde kullanılması faydalı olacaktır.

Eveet böylece 3 faydalı bitki çayımızı daha bitirmiş oluyoruz. Umarım faydalı olabilmiştir ve siz de tükettiğinizde ben gibi faydalarını rahatlıkla gözleyebilirsiniz. Yazı biraz uzun oldu ama, bizzat kendi tecrübelerimle detaylı anlatmak istedim okuyan gözlerinize sağlık diyeyim. Sizin de tecrübeleriniz varsa, yorum olarak bırakabilirsiniz. :)

Sağlık dolu günler olsun canlar, hepinize de afiyet şifa olsun. :) 🌿